Gaziantep University
Anabilim Dalı

Özel Hukuk Anabilim Dalı

Gaziantep University

1.540

Arşivlenen Tez

1

DOI Atanmış

0%

DOI Oranı

Anabilim Dalı

50 Tez
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkiye'de yabancıların taşınmaz edinimi ve etkileri

Yabancıların taşınmaz edinimi, ülkemizde cumhuriyet dönemi ve öncesini de kapsayacak şekilde yoğun tartışmaların yaşandığı ve Türk mevzuatında birçok defa değişikliklere konu olmuş, kanun değişikliklerine gündem teşkil etmiş bir alandır. Türk hukukunda yabancı gerçek ve tüzel kişilerin taşınmaz edinimi konusu dağınık bir yapı içinde düzenlenmiştir. Yabancıların Türkiye'de taşınmazlar üzerinde sahip olabilecekleri haklar, esas itibarıyla 2644 sayılı Tapu Kanunu'nda yapılan 6302 sayılı Kanunla getirilen değişikliklerle ele alınmaktadır. Bu çalışmada, bilhassa Tapu Kanunuyla ortaya konan hukuki çerçeve kapsamında yabancı gerçek ve tüzel kişilerin ülkemizde taşınmaz edinimine ilişkin kabul edilen şartlar ve kısıtlayıcı düzenlemeler incelenmiştir. Tapu Kanununda 2012 yılında gerçekleştirilen değişiklikler arasında en önemlisi yabancı gerçek kişilerin taşınmaz edinimine ilişkin karşılıklılık şartının kaldırılmasıdır. Değişiklikle, yabancı gerçek ve tüzel kişilerin Türkiye'de taşınmaz ve sınırlı ayni hak edinebilmesi için karşılıklılık şartının yerine, Bakanlar Kurulu tarafından belirlenen ülkelerden birinin vatandaşı olmak şartı getirilmiştir. Yeni sistemde 2017 Anayasa değişikliği ile Bakanlar Kurulu'nun kaldırılmasıyla kanunlarda Bakanlar Kurulu'na verilen bütün görevler Cumhurbaşkanına devredilmiştir. Bu yüzden Tapu Kanunu'na ilişkin tarihsel süreçte Bakanlar Kurulu'na ilişkin anlatılan yetkiler artık günümüzde Cumhurbaşkanı tarafından kullanılacaktır. Kanun düzenlemeleri sayesinde yabancıların ülkemizde taşınmaz edinimi kolaylaştırılmıştır. Anahtar Kelimeler: Yabancı gerçek ve tüzel kişilerin taşınmaz edinimi, Tapu Kanunu, karşılıklılık.

GayrimenkullerKamu HukukuKanunlar 6302 sayılı+7
Begüm Sena Ekşi
Çukurova University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ticari işlemlerde taşınır rehni

6750 sayılı Ticari İşlemlerde Taşınır Rehni Kanunu 01.01.2017 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Rehin hakkı alacaklıya; taşınmaz taşınır hak ve alacaklar üzerinde sınırlı ayni hak sağlar. Bu kanun rehnin konusunu, kapsamını, taraflarını büyük ölçüde genişletmiştir. Tacir ve esnaf rehin borçlusu ve alacaklısı olabileceklerdir. Çiftçi, üretici örgütü, serbest meslek erbabı gerçek ve tüzel kişiler de rehin borçlusu olabileceklerdir. Ağaçlar, hayvanlar, stok ve hammadde, kiracılık hakkı, kira gelirleri, rehin konusuna dahil edilmişlerdir. Temerrüt hükümlerinde lex commissoria yasağı istisnai olarak düzenlenmiştir. Yeni kanunla beraber rehinli taşınır sicili olarak yeni bir sicil oluşturulmuştur. Bu tez çalışmasında 6750 sayılı Ticari İşlemlerde Taşınır Rehni Kanunu, mülga 1447 sayılı Ticari İşletme Rehni Kanunu ile karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Tez üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde genel olarak rehin kavramı, taşınır rehni kavramı ve temel ilkeleri üzerinde durulmuştur. İkinci bölüm tezin ana temasını içermektedir. Bu bölümde Ticari İşlemlerde Taşınır Rehninin kuruluşu, tarafları, tarafların hakları ve borçları, rehnin konusu ve rehnin sona ermesi mülga 1447 sayılı Ticari İşletme Rehni Kanunu ile karşılaştırmalı bir şekilde ele alınmıştır. Üçüncü bölümde ise temerrüt halinde uygulanacak hükümler incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Rehin, ticari işletme rehni, ticari işlemlerde taşınır rehni

Taşınır rehniTicari işlemlerTicari işletme rehni sözleşmesi
Bahar Oral
Çukurova University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Son düzenlemeler ışığında çekin unsurları ve çeke yazılabilecek kayıtlar

Çek ticari hayatta sıklıkla kullanılan bir kambiyo senedi türüdür. Türk Ticaret Kanunu'nda bir kambiyo senedi türü olarak çeke ilişkin hükümler düzenlenmiştir. Ayrıca, çekle yapılacak ödemelerin düzenlenmesi ve çek hamillerinin korunmasına yönelik hükümler Çek Kanunu'nda yer almaktadır. 3167 sayılı Kanun'un yerine 5941 sayılı Çek Kanunu kabul edilmiştir. Sonrasında 5941 sayılı Çek Kanunu'nda çeşitli değişiklikler olmuştur. Yakın zamanda çeke duyulan güvenin artırılması ve uygulamada ortaya çıkan sorunların giderilmesi için Türk Ticaret Kanunu'nda çekin zorunlu unsurlarına "karekod" ve "seri numarası" unsurları eklenmiştir. 6728 Sayılı Yatırım Ortamının İyileştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Kararda Değişiklik Yapılmasına Dair Karar'ın da çekin unsurları ve çeke yazılacak kayıtlara etkileri bu çalışmada ele alınmıştır. Tez çalışmamız "Çekin Unsurları" ve "İsteğe Bağlı Kayıtlar" başlıklarını taşıyan iki bölümden oluşmaktadır. Tezin birinci bölümünde, Türk Ticaret Kanunu'nda ve Çek Kanununda çekin unsurları, güncel değişiklikler ve uygulamada ortaya çıkan sorunlar değerlendirilerek açıklanmıştır. Kanunda sayılan unsurların, çekin neresine yazılacağı ve eksikliklerinin hukuki sonuçları Yargı kararları doğrultusunda değerlendirilmiştir. Çekteki unsurların hangi hallerde sahte veya tahrif edilmiş çek olarak nitelendirileceği incelenmiş ve bu çeklerden doğan sorumluluk anlatılmıştır. Tezin ikinci bölümünde; çekin üzerine ilgililerin isteğine bağlı olarak konulabilecek ve konulamayacak (yasak) kayıtlar incelenmiştir. Çeke konulabilecek kayıtlar kanunda yer alıp almamasına göre, çeke konulamayacak kayıtlar ise senedin çek niteliğine olan etkisine göre sınıflandırılarak açıklanmıştır. Bu kayıtların hukuki sonuçları yargı kararları doğrultusunda incelenmiştir.

Kambiyo senetleriKanunlar 6728 sayılıKayıt düzeni+4
Sümeyra Dobur
Çukurova University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Medeni Usul Hukukunda ihtiyari dava arkadaşlığı

Dava iki taraf sistemine göre kurulmuştur. Bir davada davacı ve davalı olmak üzere iki taraf bulunmaktadır. Davacı ya da davalı tarafında birden fazla kişinin bulunması dava arkadaşlığını oluşturur. Dava arkadaşlığında taraflarda subjektif bir çokluk mevcuttur. Dava arkadaşlığı davacı tarafta ise aktif dava arkadaşlığından, davalı tarafta ise pasif dava arkadaşlığından söz edilir. Dava arkadaşlığı, usul ekonomisine hizmet etmeyi amaçlayarak birbiriyle yakın ilişkisi bulunan davaların birlikte incelenmesiyle çelişkili kararlar verilmesini önler. Dava arkadaşlığı maddi hukuktan kaynaklanan sebeplerle ortaya çıkabileceği gibi usul hukukundan da kaynaklanabilir. Esasen dava arkadaşlığı, maddi hukukta yer alan ilişkilerin usul hukukundaki yansımasıdır. Bu bakımdan dava arkadaşlığı mecburi dava arkadaşlığı ve ihtiyari dava arkadaşlığı olmak üzere ikiye ayrılır. İhtiyari dava arkadaşlığına yol açan sebeplerin varlığı halinde, birden fazla kişi birlikte dava açmak veya birden fazla kişiye karşı birlikte dava açılmak suretiyle ihtiyari dava arkadaşlığı meydana getirilebilir. İhtiyari dava arkadaşlığı, yargılama esnasında davaların birleştirilmesiyle veya taraf katılımı suretiyle de meydana getirilebilir. İhtiyari dava arkadaşlığının söz konusu olduğu hallerde, birden fazla kişinin birlikte dava açması veya birden fazla kişiye karşı birlikte dava açılması mecburi dava arkadaşlığındaki gibi zorunlu olmayıp isteğe bağlıdır, yani esasen birlikte açılabilecek davaların ayrı ayrı açılması da mümkündür. İhtiyari dava arkadaşlığında davalar birbirinden bağımsızdır ve dava arkadaşı sayısı kadar dava vardır. Yargılama ortak yürütülmekle birlikte ihtiyari dava arkadaşları, dava esnasında birbirinden bağımsız hareket edebilirler.

Dava arkadaşlığıDavalarMedeni usul hukuku+2
Esra Hazar
Çukurova University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Tasarrufun iptali davalarında özel dava şartları

Tasarrufun iptali davası borçlunun haciz veya iflâs öncesi hileli tasarruflarını, alacaklı yönünden hükümsüz kılarak; borçlunun eksilttiği malvarlığını alacaklı yönünden haczedilebilir, iflâs masası yönünden de masaya dâhil edilebilir hale gelmesini sağlayan davadır. Tasarrufun iptali davası bakımından borç ödemeden aciz belgesi İcra ve İflâs Kanununda düzenlenen özel bir dava şartıdır. Bunun yanı sıra Yargıtay tarafından kabul edilen özel dava şartları da vardır. Bunlar; gerçek bir alacağın olması, icra takibinin kesinleşmesi ve iptali istenen tasarrufun takip konusu borcun doğumundan sonra yapılmış olmasıdır. Çalışmada borç ödemeden aciz belgesi ve Yargıtay tarafından kabul edilen özel dava şartları incelenmiştir. Anahtar kelimeler: Tasarrufun iptali davası, dava şartları, özel dava şartları, icra ve iflâs hukuku

DavalarTasarrufun iptali davasıÖzel hukuk+3
Mehmet Aslan
Çukurova University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Tacir bakımından ceza koşulunun indirimi ve geçersizliği

Sözleşme özgürlüğü ilkesi gereğince bir sözleşmenin tarafları, ceza koşulu kararlaştırabileceği gibi (TBK md. 179-182), cezanın miktarını da serbestçe belirleyebileceklerdir. Ancak hâkime aşırı gördüğü ceza koşulunu kendiliğinden indirme görev ve yetkisi verilmiştir (TBK md. 182, f. 3). Öte yandan tacir sıfatına sahip borçlu için ceza koşulunun aşırı olduğu iddiasıyla indirilmesini talep etme yasağı getirilmiştir (TTK md. 22). Çalışmamızda, ceza koşulu, aşırı olması durumunda indirilmesi ve borçlusunun tacir olması durumunda ceza koşulunun hüküm ve sonuçları incelenmiştir. Özellikle aşırı ceza koşulu karşısında tacirin durumu, ceza koşulunun geçersizliği ve indirilmesi imkânı ele alınmıştır. Birinci bölümde, giriş başlığı altında konuya genel olarak girilerek, çalışma ve bölümleri hakkında genel bilgi verilmiştir. Tezin ikinci bölümünde, ceza koşulu kavramı, tarihsel kökeni, hukukî niteliği, unsurları, amaç ve işlevleri, türleri incelenmiş, benzer kurumlarla karşılaştırılmış, kusur ve zararla olan ilişkisi açıklanmaya çalışılmıştır. Üçüncü bölümde ise, aşırı ceza koşulunun indirilmesi kurumu incelenmiş (TBK md. 182, f. 3), bu çerçevede kurumun amacı ve hukukî niteliğine ilişkin görüşler açıklanmıştır. Aşırı ceza koşulunun hâkim tarafından kendiliğinden indirilmesinin şartları ve buna dair usulî işlemler üzerinde durulmuştur. Tezin dördüncü bölümünde, borçlusunun tacir olması durumunda ceza koşulunun hüküm ve sonuçları incelenmiştir. Tacir borçlu için cezai şartın indirilmesini talep yasağının (TTK md. 22) dayanağı ve şartları açıklandıktan sonra tacirlerin ceza koşulunun hükümsüzlüğünü ve indirilmesini talep edebileceği haller incelenerek çalışmaya son verilmiştir.

CezaCeza indirimiHükümsüzlük+4
Cihan Öktem
Çukurova University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ticari işlerde faiz

Faiz bir miktar para borcunun zamana bağlı olarak işleyen medeni semeresidir. 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu'nda faize ilişkin hükümleri düzenleyen sekizinci madde, ticari işlerde faizin serbestçe kararlaştırılabileceğini ön görmektedir. TTK'nin 19/2 maddesi uyarınca taraflardan biri için ticari iş niteliğinde olan sözleşmelerin diğeri için de ticari iş niteliğinde olacağı hükmü bulunmaktadır.6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu'nda 88. maddesinde anapara faizine, 120. maddesinde temerrüt faizine üst sınır getiren düzenlemeler ele alındığında tacir olmayan faiz borçlusuna hangi yasa hükmünün uygulanacağı gerek doktrinde gerekse de Yargıtay içtihatlarında tartışma konusu olmuştur. Bu hallerde 6502 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun bakımından bir tüketici işlemi de oluşmaktadır. Başta bu kanun olmak üzere Tüketici Hukuku mevzuatında faize ilişkin ön görülen faiz uygulamaları ve üst sınırların geçerliliği de çalışmamızın çıkış noktasını oluşturmaktadır.

FaizKanunlar 6502 sayılıTicaret+6
Alper Çağlar Koyuncu
Hasan Kalyoncu University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2015
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Çalışma koşullarının değiştirilmesi

Bu çalışma, işçinin çalışma koşullarının değiştirilmesini, İş Kanunu madde 22 kapsamında incelemektedir. "Çalışma koşullarının değiştirilmesi ve iş sözleşmesinin feshi" kenar başlıklı madde 22, 4857 sayılı Kanunu'nun yürürlüğe girmesiyle uygulama alanı bulmuştur. İş Kanunu madde 22'ye göre işveren çalışma koşullarında esaslı bir değişiklik gerçekleştirecekse, işçiye bunu yazılı olarak bildirmelidir. İşçi işverenin değişiklik teklifini yazılı beyan ile 6 iş günü içerisinde kabul ederse işveren, sözleşmede esaslı değişiklik gerçekleştirilebilmektedir. Ancak işçinin kabul etmemesi üzerine işveren değişiklik için geçerli bir nedeni varsa veyahut iş sözleşmesini fesih için geçerli bir nedeni varsa sözleşmeyi feshedebilmektedir. Böylece iş ilişkisinde esaslı değişikliğin gerçekleşmemesi halinde fesih külfeti, işverene yükletilmiştir. İş güvencesine tabi olan işçiler, bu durumda İşK. m. 17 ile m. 21 hükümlerine göre iş sözleşmesini feshedebilmektedir. İş güvencesine tabi olmayan işçiler ise şartlar oluşmuşsa kötü niyet tazminatı, ihbar ve kıdem taleplerinde bulunabilmektedir. Ayrıca çalışmamızda, çalışma koşullarının değiştirilmesinin uygulamadaki en yaygın yöntemi olan, değişikliği saklı tutma kayıtları ve bu kayıtların denetimi, konunun öneminden dolayı incelenmiştir. Böylece çalışma koşullarının usulüne uygun değiştirilmesinin yöntemleri ve iş ilişkisine etkisi belirtilmiştir. Bununla birlikte bu yöntemlere uygun olarak gerçekleşmeyen değişikliklerin hukuki sonuçları açıklanmıştır.

Çalışma koşullarıİş Kanunuİş sözleşmesi+1
Ayşe Uzun
Hasan Kalyoncu University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2016
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Zorunlu sigortalarda güvence hesabı

Zorunlu sigortalar sözleşme yapma hürriyetinin istisnası olarak, özellikle mali mesuliyet sigortası branşında yer bulan, tehlikeli iş ve işletmelerin çalışanlara ve üçüncü kişilere vereceği zarar risklerini telafi etmek, işleteni ve ekonomiyi de rahatlatmak amacıyla kamu gücüyle tesis edilip kabul edilen sigortalardır. Sigortacılık Kanunu'nun 13. maddesiyle yeni zorunlu sigorta ihdasının kanun yoluyla yapılması sisteminden vazgeçilerek, mevcut sigortaların zorunlu hale getirilmesi ve ihtiyaç halinde sistemde mevcut olmayan sigortaların ihdası yetkisi Bakanlar Kurulu'na verilmiştir. Hükümde önceden mevcut özellikle trafik kazalarındaki zararları karşılayan mali sorumluluk sigortaları ile diğer zorunlu sigortalar korunmuş, mali sorumluluk sigortalarının yanında değişen ihtiyaçlar karşısında mal sigortalarının da Bakanlar Kurulu kararıyla zorunlu hale getirilmesinin önü açılarak reform düzeyinde köklü değişikliğe gidilmiştir. Ülkemizdeki ekonomik gelişmelerle doğru orantılı olarak tehlikeli iş alanlarının artması ve hemen her alanda iş kazalarının çoğalması sebebiyle yapılan bu köklü değişiklik yerinde olmuştur. Nitekim Kanun'un kabulünden sonra, Maden Çalışanları Zorunlu Ferdi Kaza Sigortası'nın Bakanlar Kurulu kararıyla kabul edilmesi yeni sistemin isabetli olduğunun göstergesidir. SK.'nın 14. maddesiyle ise zorunlu sigorta sistemini tamamlayan Güvence Hesabı kabul edilmiştir. Düzenlemeyle; daha önce Garanti Fonu adı altında sadece trafik sigortalarını kapsayan bir sistem yerine tüm zorunlu sigortaları kapsayan yeni bir müessesenin kabulü de zorunlu sigorta sistemini tamamlamıştır. Güvence Hesabı, zorunlu sigortalarla teminat altına alınan risklerden kaynaklanan üçüncü kişilere ait zararların, zorunlu sigorta yaptırılmaması veya sigorta şirketinin iflası gibi hallerde Kanun'da sayılan şatların oluşması koşuluyla karşılanması amacını taşımaktadır. Bu kapsamda çalışmamızda zorunlu sigortaların neler olduğu, bu sigortalar için hangi hallerde Güvence Hesabı'na zarar ödemesi için başvurulabileceği ele alınacaktır. Anahtar Kelimeler: Zorunlu sigorta, sözleşme hürriyeti, mali sorumluluk, Garanti Fonu, Güvence Hesabı.

Güvence hesabıSigortaSigortacılık+1
Zekeriya Tepedelen
Hasan Kalyoncu University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2016
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kat mülkiyetine getirilen yenilikler

Kat mülkiyeti, sosyal ve ekonomik ihtiyaçların zorunlu kıldığı, aynı yerde birden fazla kişinin konut ihtiyacının giderilmesi amacıyla kabul edilen bir yapının belli bir bölümü üzerinde kurulmuş, bağımsız ve özel bir mülkiyet türüdür. 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu ise, bu özel mülkiyet türünü düzenleyen en önemli mevzuat olmakla birlikte, 1166, 2814, 3227, 3770, 5711, 5912, 6111, 6462 ve 6645 sayılı Kanunlar ile 431 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) kapsamında birçok kez değişikliğe uğramıştır. Bu değişiklikler içinde, şüphesiz, 14.11.2007 tarihli 5711 sayılı Kat Mülkiyeti Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun, toplu yapıya ilişkin düzenlemeler yanında uygulamaya yönelik önemli değişiklikler de getirilmesi bakımından büyük öneme sahiptir. Açıklanan sebeple bu çalışmada öncelikle "kat mülkiyeti" kavramı ve hukukî niteliği üzerinde durulacak, ardından 5711 sayılı Kanun ile getirilen değişiklikler kapsamlı şekilde incelenecektir.

Kanunlar 5711 sayılıKanunlarKat mülkiyeti+3
Haluk Saruhan
Hasan Kalyoncu University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2017
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Acentenin hakları

Acentelik sözleşmesi, acente ile müvekkil arasında kurulan, çalışma alanı bakımından belirli bir yer veya bölgeyle sınırlı, taraflara karşılıklı bir takım hak ve borçlar yükleyen sinal-lagmatik bir sözleşmedir. Acentelik sözleşmesinin taraflar arasında kurulmasıyla hem acente hem de müvekkil karşılıklı olarak sözleşme çerçevesinde bir takım haklar edinecekleri gibi aynı zamanda bir takım yükümlülükler altına da girerler. 6102 sayılı TTK. m.102 ila m.123 aralığın-da acenteliğe ilişkin hükümleri düzenlemiş, bu hükümler içerisinde acentenin hak ve borçlarına yer vermekle birlikte müvekkilin haklarına ilişkin bir düzenleme yer almamaktadır. Acente, acentelik sözleşmesine ilişkin faaliyetlerinde müvekkile karşı bağımsızdır. 6102 sayılı TTK. m.102'de ifade edildiği üzere ticari vekil, ticari mümessil, satış memuru veya iş-letmenin bir çalışanı gibi müvekkile bağımlı değildir. Faaliyetlerini yürütürken bağımsız hare-ket eder. Acente, müvekkille müşteriler arasında kurulan sözleşmelerde aracılık rolünü üstlenir. Tarafları müvekkil ve müşteri olan sözleşmelerin kurulmasında aracılık eder. Sözleşmeleri mü-vekkil adına yapar. Anahtar Kelimeler: Acente, acentelik sözleşmesi, haklar

Acente sözleşmesiAcentelerHak+3
Muhammed Cihan Güvenç
Hasan Kalyoncu University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2017
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Anonim şirketlerde yönetim kurulunun hukuki sorumluluğu

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) 124 ila 644. maddelerini içeren ikinci kitabı ticaret şirketlerini düzenlemektedir. TTK' nın ticaret şirketleri sınıflamasına; anonim şirket, kolektif şirket, komandit şirket, limited şirket ve kooperatif şirketler girmektedir. TTK' da hükümsüz kalan hallerde, TTK' nın 126. maddesi gereği; TMK' nın tüzel kişilere ilişkin genel hükümleri ve TBK hükümleri niteliğine uygun olduğu ölçüde uygulanmaktadır. Tezin amacı, "anonim şirketlerde yönetim kurulunun hukuki sorumluluğu" konusudur ve üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde kısaca anonim şirketin tanımının yanı sıra kişi (ortak), sözleşme, sermaye ve ortak amaç çerçevesinde unsurlarına değinilmiştir. İkinci bölümde anonim şirket yönetim kurulu üyelerinin hak ve yükümlülükleri yer almaktadır. Üçüncü bölüm ise; amaç, kapsam ve sonuçlarıyla, anonim şirket yönetim kurulu üyelerinin hukuki sorumluluğunu içermektedir. Tezin oluşumunda mümkün olan en güncel yazından faydalanılmıştır. Yazım sade bir sistematik üzerinden hareketle hazırlanmıştır. Böylelikle bu konuda yer alan yazına katkı sağlamak hedeflenmiştir. Anahtar Kelimeler: Anonim şirket, yönetim kurulu, hukuki sorumluluk.

Anonim şirketlerHukuki sorumlulukKanunlar 6102 sayılı+3
Hanifi Çelik
Hasan Kalyoncu University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2017
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Aile konutu üzerinde tasarruf

Aile kurumunun sağlıklı bir şekilde işleyebilmesi için bu kurum içerisinde yer alan bireylerin, kişisel hak ve yükümlülükleri ile ailenin ortak menfaatlerin kanunlarla etkin bir şekilde korunması gerekmektedir.Bu doğrultuda, Türk kanun koyucusu, yeni 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nu, 22.11.2001 tarihinde kabul edip, 1 Ocak 2002 tarihinde de yürürlüğe koymuştur.Yapılan reformlardan en önemlilerinden birisi de daha önce hukuk düzenlememizde bulunmayan aileyi koruyucu nitelikteki "Aile Konutu" müessesedir. Aile konutu üzerinde hak sahibi olan eşin mülkiyet hakkının, üçüncü kişilerle miras şirketi ilişkisinden ya da paylı bir mülkiyet ilişkisinden doğması mümkündür.Miras şirketinde, kullanım hakkı kendisine bırakılan ve konutu aile konutu olarak özgüleyen eş, diğer maliklerin onayıyla, bu konut üzerinde ailesinin oturma hakkı ile bağdaşmayan hatta aile konutunun kaybı neticesini doğuran bir takım hukuki işlemlere girişebilir. Anahtar kelimeler: aile, tasarruf, aile konutu, ortak yaşam, oturma hakkı.

Aile konutuHukuki tasarruflarKonut+2
Mehmet Emre Eren
Hasan Kalyoncu University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2017
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

213 sayılı Vergi Usul Kanununa göre tebligat

Tebliğ hukuki bir işlemin taraflar açısından nitelik kazanmasını sağlayan bir usul işlemidir. Hukuk alanında bir işlemin sonuç doğurabilmesi ancak tebliğin usulüne uygun olarak gerçekleştirilmesi ile mümkündür. Vergi ile ilgili olarak bir kamu alacağının kesinleşmesi ancak tebliğin kanunda gösterilen şekilde yapılması ile gerçekleşir. Tebliğin önemi açısından, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu bu konuyu özel olarak ele almıştır. Bu kanunda açıkça yer almayan hususlara ise genel kanun olan 7201 sayılı Tebligat Kanunu uygulanacaktır. Çalışmamızda 7201 sayılı Tebligat Kanunu ve 213 sayılı Vergi Usul Kanunu bağlamında tebliğ işleminin nasıl ve ne şekilde yapılacağı, yeni düzenlemelerin uygulanışı ve tebliğ hataları sonucunda oluşacak durumlar ele alınmıştır. Çalışmamızın güncelliği açısından, konumuz ile ilgili son yıllarda verilen, Danıştay kararlarından ve vergi mahkemesi kararlarından yararlanılmıştır.

TebligatVergi Usul KanunuVergi usul hukuku+1
Osman Tunaoğlu
Hasan Kalyoncu University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Spor Hukukunda tahkim ve Uluslararası Tahkim Mahkemesi (C.A.S.)

Arabuluculuk, bitaraf bir arabulucunun vasıtasıyla, taraf olanların aralarındaki diyaloğun sağlıklı bir şekilde sağlanması ve arabulucunun sahip olduğu fonksiyon itibariyle tahkim yolundan ve dava cihetinden ayrılır. 07.06.2012 tarihinde kabul edilen 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun yürürlükte olması ile beraber ülkemizde de arabuluculuk uygulamasının yasal bir dayanağı oluşmuştur. Çalışmamızda ilk etapta Spor Hukuku uyuşmazlıklarının nelerden husul bulduğuyla alâkalı kısa özet bir açıklama yapılıp, müteakiben bu uyuşmazlıkların Spor Tahkim Mahkemesi'nin arabuluculuk metoduyla nasıl çözümlendiği ile ilgili bilgi verilecektir. Peşi sıra ise Türkiye'de Spor Hukuku ve tahkim prosedürü ve özellikle yeni kanunlaşan Hukuk Uyuşmazlıkları Kanunu'ndaki düzenlemeler açıklanacaktır. Müteakiben CAS Tahkim Mahkemesi ve işleyişi hakkında bilgilere yer verilerektir. Türk Hukuku ile CAS kuralları yönünden bir mukayese yapılacak olup Türk Hukukunda büyük eksikliği hissedilen Spor Ceza Hukuku ve Spor Mahkemesi eksikliğine değinilecek. Anahtar Kelimeler Spor hukuku, spor hukuku uyuşmazlıkları, arabuluculuk, spor tahkim mahkemesi, CAS

ArabuluculukSpor Tahkim MahkemesiSpor hukuku+1
Turgay Erkekli
Hasan Kalyoncu University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Anonim şirketlerin sona ermesi ve sona ermeye bağlanan hukuki sonuçlar

Anonim şirketler, ortakları tarafından kazanç elde etmek ve paylaşmak amacıyla küçük ve dağınık sermayenin bir yerde toplanmasıyla kurulan, ülke ekonomileri açısından da büyük öneme sahip olan ekonomik ve sosyal kurumlardır. Ortakları ve kamu açısından şirketlerin sağlıklı bir şekilde faaliyetlerini icra etmeleri ne kadar önemli ise, aynı şekilde sona erme işlemlerinin de sağlıklı ve güvenli bir şekilde gerçekleştirilmeleri önemlidir. Anonim şirketlerin fesih ve infisah olarak ifade edilen sona erme hallerinden herhangi birisinin gerçekleşmesiyle şirketin kazanç sağlama ve ortaklara paylaştırma ticari amacı sona erer ve şirket tasfiye aşamasına girmiş olur. Tasfiye işlemleri yapılan şirket ticaret sicilinden silinerek tüzel kişiliği tamamen sona erer. Anonim şirketlerin sona ermesi ve sona ermeye bağlanan hukuki sonuçlarını konu alan tezimizin amacı; Anonim şirketlerin sona ermesi neticesinde ne gibi durumlar ile karşı karşıya kalınacağı, sona ermenin doğal sonucu olan tasfiye ve tasfiyenin şirket üzerindeki etkileri hakkında bilgi vermektir. Bu amaca ulaşabilmek için anonim şirketlerin sona erme ve tasfiye sürecine ilişkin 6102 sayılı TTK.'da bulunan 529 – 548. maddeleri ele alınmış, gerekli görülen noktalarda söz konusu düzenlemeler ile ilgili gerekçeler incelenmiş ve uygulamadaki durumlar anlatılmıştır. Bu bağlamda, tezimizin amacı doğrultusunda anonim şirketlerin hangi sebeplerle sona ereceği, sona ermeye bağlı olarak tasfiye sürecine girecek olan anonim şirketin tasfiye sürecinde ne şekilde faaliyet göstereceği, şirketin tasfiye sürecinden ne şekilde etkileneceği, hangi durumlar ile karşılaşılacağı, tasfiye sürecinin kimler tarafından yürütüleceği, tasfiye sürecinde tasfiye sürecinden kaynaklanan hangi işlemlerin yapılması gerektiği ile ilgili bilgiler verilmiştir. Anahtar Sözcükler: Anonim Şirket, Sona Erme, Tasfiye, Tasfiye Memuru, Tasfiye İşlemleri

Anonim şirketlerFesihHukuki sonuç+2
Muhammed Bakan
Hasan Kalyoncu University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Limited şirketlerde ortağın çıkması ve çıkarılması

Bu çalışmada, limited şirketlerde ortağın çıkması ve çıkarılması konusu ve ortağın çıkması ve çıkarılmasının hukuki sonuçlarının araştırılmasını amaçlanmıştır. Araştırmanın her aşamasında güncel eserlerden ve içtihatlardan yola çıkarak farklı görüşlere yer verilmiş ve kendi görüşlerimizden de bahsedilmiştir. Konu 4 bölüme ayrılarak anlatılmıştır. Öncelikle, konunun daha iyi anlaşılması için limited şirket kavramının incelenmesi ile başlanarak limited şirketlerde ortak vasfının kazanılması ve ortak olmanın getirdiği hak ve borçları konusu birinci bölümde bulunmaktadır. İkinci bölümde ise ortağın çıkması konusu anlatılmıştır. Konulara değinilirken limited şirketlerin yanı sıra diğer şirket türlerinde de ortağın çıkması hususuna da değinilmiştir. Üçüncü bölümün içeriğinde, ortağın çıkarılması konusu, yine diğer şirket türelerinde ortağın çıkarılması konusu da irdelenerek anlatılmış ve limited şirketler için diğer ayrılma türlerine de değinilmiştir. Son bölümde ortağın çıkması ve çıkarılması kavramlarının sonuçları anlatılmıştır. Ayrıca bu bölümde ortağın çıkması ve çıkarılması konuları hakkında çıkabilecek uyuşmazlıkların çözümü konusu da anlatılmıştır.

Limited şirketlerOrtaklıktan çıkarılmaOrtaklıktan çıkma
Faruk Lokman
Hasan Kalyoncu University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yargıtay kararları ışığında çekte muhatap bankanın hukuki sorumluluğu

Çek ticaret hayatının vazgeçilmez unsuru olup, nakdi ödemenin güçlüklerini gidermek amacıyla geliştirilmiş en eski ödeme aracıdır. Çekin ödenmesinde asıl borçlu düzenleyendir. Ancak çeke olan güvenin artırılması ve tedavülünün güçlendirilmesi için muhatap bankaya da bir takım hukuki sorumluluklar yüklenmiştir. Zira güven kurumu olan bankaların keyfi ve hukuka aykırı davranışlarının yaptırıma bağlanmaması düşünülemez. Muhatap banka, kabul, ciro ve aval yasakları nedeniyle kambiyo borçlusu sıfatına haiz değildir. Bu nedenle muhatabın sorumluluğu kambiyo hukuku ilkelerine göre belirlenemez. Muhatabın sorumluluğunun çözüme kavuşturulması ancak borçlar hukuku hükümlerinin uygulanmasıyla mümkündür. Gerçekten de muhatabın düzenleyene verdiği zararın ifası aralarındaki çek sözleşmesi hükümlerine tabidir. Çek sözleşmesi borçlar hukuku kapsamında tam iki tarafa borç yükleyen sözleşme (Sinallagmatik) niteliğinde olduğundan uyuşmazlık TBK. m. 112 vd. maddeleri uygulanarak açıklığa kavuşturulur. Muhatap bankanın hukuka aykırı eylemleri sonucunda hamiller yahut çek ilişkisi dışındaki kişiler de zarar görebilir. Bu kişiler ile muhatap banka arasında sözleşmesel bir bağ bulunmamaktadır. Bu nedenle muhatabın bu kişilere verdiği zarar sözleşme ilişkisini düzenleyen hükümlere göre talep edilemez. Bu durumda muhatabın hukuka aykırı eylemi nedeniyle oluşan zarar haksız fiil hükümlerine göre tazmin edilir. Bazı hukuka aykırılık halleri TTK. ve ÇekK'da özel olarak düzenlenmiştir. Bu kanunlarda düzenlenen özel hükümlerin ihlali halinde muhatap kanunda çizilen sınırlar kapsamında sorumlu olacaktır. Hukuka aykırılık eyleminin özel olarak düzenlenmediği durumlarda da borçlar hukukunun haksız fiili düzenleyen genel hükümleri (TBK. m. 49 vd.) uygulanmak suretiyle muhatabın sorumluluğuna gidilebilecektir.

BankalarHukuki sorumlulukTürk Ticaret Kanunu+2
Mehmet Türcan
Hasan Kalyoncu University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yoksulluk nafakası

Tezimin konusu, 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 175. maddesinde düzenlenen yoksulluk nafakasından oluşmaktadır. Evlilik birliği ile oluşan ve toplumun temelini oluşturan en önemli topluluk olan aile birliği, evli olan tarafların iç veya dış sebeplerden dolayı anlaşma sağlayamadıkları ve sağlayamayacaklarına karar verdikleri an sona erer. Bu aşamada boşanma davası, nafaka hakkı ve sona ermede hangi tarafın daha kusurlu olduğu tartışması ortaya çıkar, kusuru olmayan veya daha az olan taraf kendisine göre daha kusurlu olan taraftan boşanma davası sonunda kanunların öngördüğü koşulların da gerçek-leşmesi halinde miktarı hâkim tarafından takdir edilen yoksulluk nafakası talebinde bulunabi-lir. Yoksulluk nafakası boşanmanın gerçekleşmesi durumunda maddi durumu daha iyi olan taraftan alınarak, yoksulluğa düşecek tarafa aylık olarak verilen yardımdır. Yoksulluk nafakası süresiz olmakla birlikte nafaka alacaklısının ölümü, nafaka borçlusunun ölümü veya nafaka alacaklısının bir evlenme akdi olmadan evlilik hayatı sürdürmesi ile sona erer. Yoksulluk nafakasının süresiz olması konusu her dönem tartışılmıştır. Bazı görüşler yoksulluk nafakasının süresiz olmasını savunurken bazı görüşler ise yoksulluk nafakasının gereken şartlar oluştuğunda belli bir süreye kadar devam etmesini savunmaktadır. Evlilik birliği boşanma akdi ile sona erdiğinde bu evlilik birliğinden oluşan müşterek çocuk bulunmaması halinde taraflar arasındaki ortaklık son bulmaktadır. Ancak süresiz yok-sulluk nafakası ile birlikte evlilik birliği içerisindeki eşler arasındaki yardımlaşma ve paylaş-ma, evlilik birliğinin sona ermesinden sonra da kısmı olarak devam etmektedir. Evlilik birliği zaten eşlerin birbirleri ile tekrar iletişim halinde olmak istememesi, birbirlerine bağlı ve ba-ğımlı olmak istememeleri sebebiyle sona ermektedir. Ancak yoksulluk nafakası tarafları sanki müşterek çocuk varmış gibi birbirine bağlamaktadır. Yargıtay uygulamasında yoksulluk nafakasının süresiz olarak hükmedilmesi gerektiği kararı bulunmaktadır. Ancak Adalet Bakanlığı süresiz yoksulluk nafakasına sınır getirmeyi planlamaktadır, Bakanlık komisyonunun alternatifli çalışmasına göre yoksulluk nafakasına sınır konulacak ve bu süreyi yine nafakanın miktarını belirleyen Aile Mahkeme'si hâkimleri belirleyecektir.

Medeni KanunMedeni hukukNafaka+4
Özge Özyazgan
Hasan Kalyoncu University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Tanınmış marka kavramı ve tanınmış markanın korunması

Tezimizde tanınmış marka kavramı ve tanınmış markanın korunması ve tanınmış markaya bağlanan hukuki sonuçlar incelenmiştir. Bu bağlamda tez üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde genel olarak marka kavramı, marka olabilecek işaretler, marka türleri ve markanın fonksiyonları fonksiyonları ele alınmıştır. İkinci bölümde ise Tanınmış markanın tanımı, tanınmış markanın belirlenmesindeki başlıca kriterler ve tanınmış markanın tanınmış olma niteliğini kazandığı anın önemi incelenmiştir. Üçüncü ve son bölümde ise tanınmış markanın korunması ve tanınmış markanın özel hukuka ilişkin talepleri ele alınmıştır. Anahtar Kelimeler: Marka, tanınmış marka, tanınmış markanın korunma biçimler, açılabilecek davalar.

DavalarHakların korunmasıHukuksal korunma+6
Nebile Teke Akbulut
Hasan Kalyoncu University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ticaret Sicili Müdürünü'nün inceleme görevi ve yetkisi"

Sürekli ve hızlı bir değişiklik içerisinde bulunan ticaret hayatının belirli bir düzen içerisine oturtulması, açık, şeffaf ve düzenli bir sistem içerisinde kaydedilerek kontrol edilmesi ile mümkün hale gelir. İşte bu noktada ticaret sicilinin önemi ortaya çıkmakta; ticaret ile iştigal eden kişilerin ticaret hayatını takip edebilmesi ile bu faaliyet alanında bulunan kişiler ile ilişki kuracak kişilerin sağlıklı ve güvenli bir şekilde hareket etmesi açısından sicilin önemi büyüktür. Dolayısıyla bu sistemde kayıt altına alınacak hususların hukuka ve gerçeğe uygun olması gerekmekte olup, aksi halde sicil kayıtlarından kaynaklı zararların ortaya çıkması kuvvetle muhtemel olacaktır. Bu anlamda hukuka aykırı ve zararın meydana gelmesine sebep olacak bu kayıtların önüne geçilebilmesi amacıyla, kanun koyucu tarafından ticaret sicili müdürüne, ticaret siciline kaydedilmek istenen hususları inceleme görev ve yetkisi tanınmıştır. Bu sayede hukuka, gerçeğe, kamu düzenine aykırılık teşkil eden ve üçüncü kişileri yanıltabilecek hususların sicile tescil edilmesinin önüne geçilecek ve meydana çıkması muhtemel zararlar önlenmiş olacaktır. Bu anlamda konumuzun daha iyi anlaşılabilmesi açısından çalışmamızın ilk bölümünde, genel olarak ticaret sicilini, tarihi gelişimini, sicilin özelliklerini ve benzer bazı sicillerle karşılaştırarak ortak ve farklı yönlerini ortaya koyduk. Tez konumuzun asıl kısmını da ihtiva eden ikinci bölümde ise, genel olarak ticaret sicili teşkilatını, ticaret sicili müdürünün konumunu, görev ile yetkilerini, yükümlülüklerini ve bunlara bağlanan hukukî sonuçları ayrıntılı bir şekilde irdeleyerek ortaya koymaya gayret gösterdik. Çalışmamızın üçüncü bölümünde ise, genel olarak ticaret sicili müdürünün sicilin tutulmasından kaynaklanan zararlardan sorumluluğu ile birlikte zararlardan doğrudan sorumlu tutulan Devlet ve ilgili odanın sorumluluğu konuları incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Ticaret Sicili, Sicil Müdürü, İnceleme Yetkisi, Tescil, Sorumluluk.

MüdürlerSorumlulukTescil+7
Abdulkadir Darı
Hasan Kalyoncu University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Boşanma davalarında maddi ve manevi tazminat

Bu çalışmanın konusu, evliliğin boşanma ile sona ermesinin mali sonuçlarından olan maddi ve manevi tazminattır. Boşanmadan kaynaklı maddi ve manevi tazminat talebinin hukuki dayanağı, Türk Medeni Kanunu'nun 174. maddesidir. Çalışmada, maddi ve manevi tazminat kavramı, bu tazminatların koşulları, tazminat miktarının belirlenmesinde dikkate alınacak kriterler ve bu davalarda uygulanacak usul kuralları ele alınmıştır. Konular açıklanırken, öğreti ve Yargıtay uygulamasına sıklıkla yer verilmiştir. Çalışma, dört bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, boşanmanın genel çerçevesi, ikinci bölümde maddi tazminat, üçüncü bölümde manevi tazminat ve son olarak dördüncü bölümde bu davalardaki usul kuralları incelenmiştir. Anahtar Sözcükler: Boşanma, Boşanmanın Sonuçları, Maddi Tazminat, Manevi Tazminat.

BoşanmaDavalarMaddi tazminat+4
Abdulmuttalip Zararsız
Hasan Kalyoncu University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Resmi Vasiyetname

Miras bırakanın yapabileceği ölüme bağlı tasarrufların türleri vardır. Bunların bir kısmını vasiyetnameler oluşturmaktadır. Vasiyetname de kendi içinde çeşitlidir. Mirasbırakanın ölümünden sonraki emir ve isteklerini açıklayabileceği vasiyetname türlerinden biri de resmi vasiyetnamedir. Resmi vasiyetname, iki tanığın katılmasıyla resmi memur tarafından düzenlenen vasiyetnamedir. Bu vasiyetnamenin düzenlenmesine, memur yanında iki tanığın katılması zorunludur. Vasiyetnamenin mutlaka kanun tarafından belirlenmiş yetkili memur vasıtasıyla yapılması gerekir. Bu çalışmada, genel olarak ölüme bağlı tasarruflara, bu tasarruflar arasında bulunan resmi vasiyetnameye ve türlerine ve son olarak resmi vasiyetnamenin sona ermesi hallerine yer verilmiştir.

MirasMiras hukukuResmi kararlar+3
Muhammed Aydın
Hasan Kalyoncu University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kamulaştırmasız el atma

Bu tezin amacı, mevcut kamulaştırmasız el atma uygulamalarının çözümüne ve yeni kamulaştırmasız el atmaların önüne nasıl geçilebileceğine yönelik önerilerinde bulunmaktır. Tezde genel olarak mülkiyet hakkı ve mülkiyet hakkının sınırlanması, kamulaştırmasız el atma kavramı ve tanımı, kamulaştırmasız el atmanın hukuki niteliği ve sonuçları, Türk hukukundaki gelişimi, unsurları, kamulaştırmasız el atmaya karşı hukuki başvuru yolları incelenmiştir. Tezde ayrıca kamulaştırmasız el atmanın mülkiyet hakkına müdahale niteliğindeki diğer hukuki kurumlarla karşılaştırması yapılmıştır. Tez kapsamında kamulaştırmasız el atma hakkındaki kaynaklar ile kamulaştırmasız el atmanın şekillenmesinde önemli bir rol üstlenen yargı kararları taranmış ve kamulaştırmasız el atma hakkındaki önemli görülen yargı kararlarına tezde yer verilmiştir. Tezde şu sonuçlara ulaşılmıştır: Anayasa'ya ve kanunlara aykırı olduğu gibi suç teşkil eden ve etik olmayan kamulaştırmasız el atma uygulamalarının hangi sebep ve amaçla yapılırsa yapılsın bir hukuk devletinde kabul edilmesi mümkün değildir; kamulaştırmasız el atma sorununun uzun yıllardan beri devam ediyor olmasının en önemli nedeni, kamu gücünü elinde bulunduranların ve kanun koyucunun sorunu çözme hususunda isteksiz davranmalarıdır; bugüne kadar kamulaştırmasız el atma hakkında getirilen yasal düzenlemelerin birçoğunun amacı, iddia edildiği gibi taşınmazları elinden alınan maliklerin mağduriyetlerini gidermek değil, idareyi korumaktır; kamulaştırmasız el atma sorununun çözümüne yönelik yeni yasal düzenlemelere ihtiyaç duyulmaktadır.

Kamu hukukuKamulaştırmasız el koymaMülkiyet hakkı+2
Önder Çetintaş
Hasan Kalyoncu University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sınai Mülkiyet Kanunu'na göre tescilsiz tasarımların korunması

Modanın, hızlı değişime uğramasıyla tasarımcılar tarafından tescil edilmemiş tasarımlarının koruma altına alınması ihtiyaç haline gelmiştir. Tescilsiz tasarımlara kanun ile getirilen koruma yolları ile mevcut ihtiyacın karşılanıp karşılanmadığı ve karşılaşılabilecek sorunlar amaçlanmıştır. 10 Ocak 2017 tarihinde yürürlüğe giren Sınai Mülkiyet Kanunu ile tasarımların koruması düzenlenmiştir. Yasa hükümleri uyarınca tasarımlar, tescil edilmiş olması hâlinde tescilli tasarım, tescil edilmemiş olmasına rağmen ilk kez Türkiye'de kamuya sunulmuş olması hâlinde tescilsiz tasarım olarak korunur. SMK ile tescilsiz tasarım koruması modeliyle yeni bir dönem başlatılmıştır. Tasarımların korunması açısından yenilik, ayırt edicilik, kamuya sunma ve tescilsiz tasarımların ilk kez Türkiye'de kamuya sunulmuş olma şartları incelenmiştir. Gelişen teknoloji ile tasarım sahipleri açısından tasarımlarını korumanın ispatında yaşanan sorunlar ele alınmıştır. Bu sorunların çözümü açısından Türk Patent ve Marka Kurumu'na kayıt sistemi gibi maliyetsiz ve kısa süreli bir "e-başvuru" çözüm olarak getirilebilir. Bu şekilde aynı veya benzer tasarımların tescilsiz olarak korunmasında tasarımın ilk olarak kamuya sunulmasında, tescilsiz tasarımın hakkının ispatı sağlanmış olacaktır.

KanunlarSınai Mülkiyet KanunuTasarım+5
Merve Sert
Hasan Kalyoncu University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Destekten yoksun kalma tazminatında işletenin kusurunun karayolları motorlu araçlar zorunlu mali mesuliyet sigortasında sigortacının sorumluluğuna etkisi

Ölümle sonuçlanan trafik kazalarında işletenin destek olduğu veya ileride destek olacağı kişilerin ölüm nedeniyle uğradıkları zararın tazmin edilmesi gerekir. Bu zarara destek yoksunluğundan doğan zarar denir. Söz konusu zararın tazmininde işletenin kusurunun sigortacı tarafından ödenecek tazminata ne şekilde etki edeceği hususu önem arz etmektedir. Zira işletenin sorumluluk riski kapsamında olmakla beraber kusuruna denk gelen destek tazminatı talepleri sigorta teminatı kapsamı dışında bırakılmıştır. Diğer bir deyişle işletenin tam kusurlu olduğu yani kastının ya da ağır ihmalinin bulunduğu trafik kazalarında destek görenler destekten yoksun kalma tazminatı talep edemez. Buna karşılık kusurun kazazedeler arasında paylaşıldığı durumlarda destekten yoksun kalma tazminatı açısından ölenin kusuru tazminattan indirim sebebi olarak karşımıza çıkar.

Destekten yoksun kalma tazminatıMotorlu taşıtlarSigorta+7
Tuba Güven
Hasan Kalyoncu University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Muris muvazaası

Uygulamada sıkça karşılaşılan, Borçlar Kanununda özel bir düzenleme yeri olmayan muris muvazaası unsurları ve yargılama usullerinin açıklanması tezimde amaçlanmaktadır. Mutlak ve nisbi muvazaa türü olarak karşılaştığımız murisin muvazaalı işlemleri tezimizde ele alınmıştır. Murisin nisbi muvazaa işlemleri için nisbi muvazaanın düzenlendiği BK'nun 19. maddesi uygulanmaktadır. 01.04.1974 tarihli İBK kararı ve devamı içtihadı birleştirme ve Yargıtay kararları da uygulama alanı bulmaktadır. Çalışmamda, muris muvazaasının görünürdeki işlemler ve gizli işlemleri ele alınarak açıklamaya çalışılmıştır. Bu konu kapsamında 01.04.1974 tarihli İBK kararı ve içtihatlar ile Yargıtay kararlarına değinilmiş ve konu içinde belirtilmiştir.

Borçlar KanunuBorçlar hukukuMuris muvazaası+2
Nuran Sun
Hasan Kalyoncu University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Taşınmaz satış vaadi sözleşmesi

Taşınmaz satış vaadi sözleşmesi, Türk hukuk sisteminde önemli bir yeri olan ve sıklıkla tercih edilen bir sözleşme türüdür. Taşınmaz satış vaadi sözleşmeleri, iki tarafa borç yükleyen, kişisel hak oluşturan ve geçerli olabilmesi noterlerce düzenlenmesi koşuluna bağlı olan sözleşmelerdir. Nüfusun hızlı bir şekilde artması ve buna paralel olarak konut ihtiyacının artması nedeniyle taşınmaz satış vaadi sözleşmeleri uygulamada daha fazla yapılır hale gelmiştir. Ayrıca inşaat sektöründeki gelişmelere bağlı olarak taşınmaz satış vaadi sözleşmesine olan ihtiyaç artmıştır. Taraflar, henüz kurulması için gerekli olan şartlar oluşmayan taşınmaz satış sözleşmesinin görevini yerine getiriyor olması nedeniyle taşınmaz satış vaadi sözleşmesi yapmaktadırlar. Böylece taraflar ileride taşınmaz satış sözleşmesinin yapılmasını güvence altına almaktadırlar. Bu durum tarafların kendilerini güvene alma ihtiyacından kaynaklanmaktadır. Uygulamada arsa payı karşılığı inşaat sözleşmeleri ile taşınmaz satış vaadi sözleşmelerinin birlikte yapılmakta olup, bu uygulama sayesinde yüklenicinin nakit ihtiyacı karşılanırken, diğer tarafın taşınmazı uygun fiyata almasını sağlamaktadır.Taşınmaz satış vaadi sözleşmesi, taşınmaz satış sözleşmesinin ön koşulu olan bir sözleşme değildir. Taraflar taşınmaz satış vaadi sözleşmesi yapmadan da taşınmaz satış sözleşmesi yapılabilmeleri mümkündür. Bu yönüyle değerlendirildiğinde taşınmaz satış sözleşmesi ile taşınmaz satış vaadi sözleşmesi birbirinden ayrı iki sözleşme türüdür.Bu çalışmada taşınmaz satış vaadi sözleşmesinin taşınmaz satış vaadi sözleşmesinin genel çerçevesi ve kuruluş şartları, taşınmaz satış vaadi sözleşmesi nedeniyle açılan tapu iptal ve tescil davaları, taşınmaz satış vaadi sözleşmesinin sona ermesi konuları mevzuat, doktrin, Bölge Adliye Mahkemeleri ve Yargıtay kararları doğrultusunda incelenecektir. Anahtar kelimeler: taşınmazsatış vaadi, noterce düzenleme, iki tarafa borç yükleme.

Borç yüküGayrimenkul satışıGayrimenkuller+7
Ahmet Kılıç
Hasan Kalyoncu University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İş kazası ve meslek hastalığında maddi manevi tazminat

Bu çalışmada, iş kazalarının hukuki sonuçları, maddi-manevi tazminat yönü, iş sağlığı ve güvenliği perspektifinden, hukuki açıdan incelenmiş; iş kazalarındaki işverenlerin ve işveren vekillerinin sorumlulukları ve yükümlülükleri ele alınmıştır. İş sağlığı ve güvenlik hizmetlerinin, OSGB'ler tarafından yürütülmesi konusu da kapsama alınarak incelenmiştir. İş kazası sonucu, kaza geçiren çalışan ve hak sahiplerinin hakları ve yükümlülükleri, çeşitli örneklerle değerlendirilmiş; iş kazalarında, SGK ödemeleri ve yardımları örneklenerek, SGK'nın, işverenlere kusurları oranında rücu etmesi uygulamaları açıklanmıştır.

KazalarMaddi tazminatManevi tazminat+5
İrem Kaysı Kınacıoğlu
Hasan Kalyoncu University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
DoktoraAçık ErişimTR

Ticari işletme kavramı ve korunması

Bu çalışmada öncelikle ticaret hukukunun Türk Hukuku'nda ve Karşılaştırmalı Hukuk'ta dayandığı temel esaslar incelenmiş (ticari iş, ticari hüküm, tacir esası), ardından ticari işletme örneklerine yer verilmiş, ticari işletmenin bütünlük ilkesine ticari işletmenin hukuki işlemlere konu olması bağlamında değinilmiş ve bu genel açıklamalardan sonra tezin ağırlık noktasını teşkil eden ticari işletmenin bir bütün olarak ve tekil unsurları yönünden (örneğin malvarlığı), yine kurumsal yönetim ilkeleri çerçevesinde muhasebe düzeninin denetlenmesi, rekabetin kötüye kullanılmasına mâni olunması, ticari sırların muhafazası ve iflasa sürüklenmesine karşı alınabilecek tedbirler marifetiyle korunması incelenmiştir.

Karşılaştırmalı hukukKonkordatoRekabet+4
Mustafa Emir Üstündağ
Hasan Kalyoncu University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Katılım bankacılığı

Katılım Bankaları, özel cari ve katılma hesapları yoluyla fon toplayarak kredi kullandırmak esas olmak üzere faaliyet gösteren kuruluşlardır. Ülkemizde 1983 yılında alınan 83/7506 sayılı Bakanlar Kurulu kararına dayanarak "Özel Finans Kurumları" adı altında faaliyete başlamışlardır. 2005 yılında yürürlüğe giren 5411 sayılı Bankacılık Kanunu ile "katılım bankası" adını almış ve tüm faaliyetleri bankacılık kanunu kapsamına alınmıştır. Katılım bankalarının kuruluş esası "faizsiz bankacılık" ve "kar-zarar ortaklığı" ilkelerine dayanmaktadır. Katılım bankacılığı işlemlerinin "faizsiz bankacılık" ve "kar-zarar ortaklığı" ilkelerine uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin tespiti için öncelikle "faiz", "kar" ve "kar payı" kavramları ile Türk hukukunda geleneksel bankacılık faaliyetlerini icra eden mevduat bankalarının ve mevduat bankaları işlemlerinin incelenmesi gerekmektedir. Katılım bankalarının fon toplama ve fon kullandırma yöntemleri de ayrıca ele alınmalıdır. Katılım bankacılığının kuruluş felsefesi İslam dininde yer alan faiz yasağına dayandığı için, bahsi geçen incelemelerin Türk ve İslam hukukunda mukayeseli olarak incelenmesi daha doğru olacaktır. Katılım bankalarının fon toplama yöntemleri "özel cari hesap", "katılım hesabı" ve "sendikasyon kredileridir". Katılım bankalarının fon kullandırma yöntemlerine dair Türk hukukundaki uygulama ve kavramlar ile global uygulama ve kavramlar ayrı ayrı anlatılmalıdır. Fon toplama çeşitliliği sağlamak amacıyla, anonim şirketlerin tahvil ihraç etmelerinden esinlenilerek "sukuk" adlı sermaye piyasası aracı ortaya konulmuştur. Sukuk, Türk hukukunda "kira sertifikası olarak" adlandırılmaktadır. Anahtar Kelimeler: Banka, Katılım bankası, Faiz, Kar, Kar payı, Faizsiz bankacılık, Karzarar ortaklığı, Özel cari hesap, Katılım hesabı, Sendikasyon kredisi, Sukuk, Kira sertifikası

Banka hukukuBankalarBankalar Kanunu+7
Gürkan Uysal
Hasan Kalyoncu University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yeni malikin gereksinimi sebebiyle tahliye davası

Kira sözleşmeleri günlük yaşamda en çok karşılaşılan sözleşme türlerindendir. Türk Borçlar Kanunu'nda adi kira, konut ve çatılı işyeri kirası ile ürün kirası düzenlenmiştir. O halde genel olarak kira sözleşmelerini üç farklı kategoride değerlendirmek gerekmektedir. 01.07.2012 tarihinde 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu kabul edilmiştir. Bu kanunun kabulü ile 818 sayılı Borçlar Kanunu yürürlükten kaldırılmıştır. 6098 sayılı TBK döneminden önce iki ayrı kanun düzenlemesi kira sözleşmeleri bakımından uygulanmakta idi. Bunlardan ilki 818 sayılı Borçlar Kanunu, bir diğeri ise 6570 sayılı Gayrimenkul Kiraları Hakkındaki Kanun idi. Ancak 01.07.2012 tarihinden itibaren ikili ayrım yerine kiraya ilişkin tüm hükümler tek çatı altına toplanmıştır. Kira sözleşmeleri, 6098 sayılı TBK m. 299- 378 arasında düzenleme alanı bulmuştur. Kira ilişkileri durağan bir yapıya sahip olmadığından kira ilişkisinin tarafları zamanla değişebilmektedir. Kira ilişkisinin tarafları ise kiracı ile kiralananı kiraya veren kişidir. Çalışmada öncelikle kira sözleşmesine ilişkin genel bilgiler verilecektir. Bunun devamında birinci bölümde kira sözleşmesinin sona erme nedenleri ile konut ve çatılı iş yeri kavramına değinilecektir. Esas konu olan yeni malikin ihtiyacına dayalı olarak kira ilişkisinin sona erdirilmesi ise TBK m. 351'de düzenlenmiş olup bu hüküm çerçevesinde değerlendirmeler yapılacaktır. Son olarak üçüncü bölümde ise kira sözleşmesinin sona ermesi nedeniyle açılacak olan tahliye davasında usul hukukuna ilişkin ne gibi sonuçlar olduğu değerlendirilecektir. Ayrıca bu çalışmada gerek Yargıtay'ın vermiş olduğu kararlar gerekse öğretideki farklı görüşler incelenerek, tüm bu incelemeler bağlamında sonuca varmak amaçlanmaktadır. Anahtar Kelimeler: Kira sözleşmesi, yeni malikin gereksinimi sebebiyle tahliye, kira sözleşmesinin sona ermesi

DavalarErken tahliyeKanunlar 6098 sayılı+5
Aysu Özcan
Hasan Kalyoncu University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun kapsamında abonelik sözleşmeleri

Bu çalışmanın konusu, 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun kapsamında Abonelik Sözleşmeleridir. Temel olarak 6502 sayılı TKHK' unun abonelik sözleşmeleri kapsamında getirmiş olduğu yenilikler hedeflenmiştir ve araştırılmıştır. Öncelikli olarak Avrupa Birliğinde abonelik sözleşmesi ile ilgili olan gelişmelere ve Türk Hukukunda abonelik sözleşmeleri ile ilgili gelişmelere ve Türk Hukukunda abonelik sözleşmeleri ile ilgili düzenlemelere yer verilmiştir. Ayrıca abonelik sözleşmelerinin amacı, kapsamı, unsurları, hukuki niteliği, türleri hakkında bilgi verilmiştir. Abonelik sözleşmeleri ile ilgili mağduriyetlerin önlenmesi için 6502 sayılı TKHK 52. maddesi abonelik sözleşmeleri kapsamında yapılan düzenlemelere yer verilmekle birlikte tüketicinin bilinçlendirilmesi amaçlanmıştır.

Abonelik sözleşmeleriKanunlar 6502 sayılıTüketicinin Korunması Hakkında Kanun+1
Sümeyye Türker
Hasan Kalyoncu University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun kapsamında tüketici uyuşmazlıkları ve çözüm yolları

Bu çalışmada, 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun kapsamında tüketici uyuşmazlıkları ve bu uyuşmazlıkların çözüm yolları incelenmiştir. Öncelikle, tüketici hukukuna ilişkin genel bilgi verilmiştir. Bu doğrultuda, tüketici hukukunun genel kavramlarını teşkil eden tüketici kavramı ile; satıcı-sağlayıcı ve tüketici işlemi kavramları açıklanmıştır. Ardından tüketicinin korunmasının nedenleri, Kanun'un kapsamı ve tüketici hukukunun tarihsel gelişimi üzerinde durulmuştur. İkinci bölümde, çalışmamızın esas konusunu oluşturan tüketici uyuşmazlıkları kavramı belirlenmiştir. Kanun'da düzenlenen tüketici sözleşmelerinden doğabilecek uyuşmazlıklar Yargıtay kararları ışığında tek tek açıklanmış; ayrıca tüketici örgütleri ile Bakanlık tarafından açılabilecek davalar da belirtilmiştir. Üçüncü bölümde ise, tüketici uyuşmazlıklarının çözüm yollarına geniş yer verilmiştir. Bu kapsamda tüketici hakem heyetleri ile tüketici mahkemeleri incelenmiş; bunun yanı sıra hukuk sistemimizde yer alan diğer uyuşmazlık çözüm yollarına başvuru durumları değerlendirilmiştir.

Kanunlar 6502 sayılıTüketici mahkemeleriTüketicinin Korunması Hakkında Kanun+3
Gülçe Velioğlu Yılmaz
Hasan Kalyoncu University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Tıbbi müdahalede danışım (konsültasyon)

21. yüzyılda tıp bilimi ve teknolojisi, geçmiştekiler ile kıyaslandığında çok büyük ilerlemeler göstermiş ve tıbbi süreçler gelişmiştir. Bu gelişme ve ilerleme beraberinde sağlık alanında çalışan insan yapısında da değişiklikler yaratmış ve tüm tıp meslekleri içinde daha fazla uzmanlaşma ihtiyacına yol açmıştır. Bu durum hekimler arasında daha fazla işbirliği yapma ihtiyacını doğurmuştur. İşbirliği, taraflar arasındaki hiyerarşiyi gösteren dikey işbirliği şeklinde olabileceği gibi, aralarında hiçbir şekilde hiyerarşik ilişki bulunmayan yatay işbirliği şeklinde de olabilmektedir. Danışım (konsültasyon) adını verilen işbirliği, yatay işbirliğine dahildir. Danışım farklı uzmanlık alanlarından birden fazla hekimin, hastaya beraber teşhis koyması veya tedavi etmesi anlamına gelmektedir. Bu çalışmada danışım kavramı, bunun nasıl yapılması gerektiği, bu aşamada ortaya çıkabilecek sorunlar ve bu sorunlardan kimin sorumlu olacağı incelenmiştir. Özellikle danışım sebebiyle yapılan bir tıbbi kötü uygulamadan dolayı hasta zarar görürse, bu zarardan müdavi hekimin mi yoksa danışılan (konsültan) hekimin mi sorumlu olacağı konusu ile müteselsil sorumluluk üzerinde durulmuştur.

DanışımDoktorlarGüven+4
Cengiz Bayram
Hasan Kalyoncu University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ceza muhakemesi hukukunda tebligat

Hakkında işlem yapılan kimseye bu işlemle ile ilgili bilgi verilmesi gerekmektedir. Bilgilendirilen kimse ise bu işleme karşı temel hak ve özgürlüklerini korumak için gerekli girişimlerde bulunma imkanı elde etmiş olur. Bu bilgilendirme işleminin hukuk alanında bir anlam ifade edebilmesi ancak bilgilendirme işleminin belgelendirilmesine bağlıdır. İşte bu bilgilendirme ve belgelendirme işlemine tebligat denilmektedir. Tebligat bir usul işlemidir ve hukuken geçerli bir tebligattan söz edebilmek için ilgili mevzuata sıkı sıkıya uymak gerekmektedir. Tebligat ile ilgili usul ve esaslar genel olarak 7201 sayılı Tebligat Kanunu'nda düzenlenmiştir. Ancak konusuna göre farklı alanlarda özel düzenlemelere ihtiyaç olacağından farklı kanunlarda tebligat ile ilgili özel düzenlemeler bulunmaktadır. Hukukta özel bir yere sahip olan ceza muhakemesi sürecinde de tebligatla ilgili özel düzenlemelere ihtiyaç duyulmaktadır. Çünkü ceza muhakemesi amacı, konusu, ilkeleri, süjeleri, işlevleri, işleyişi vb. bakımından diğer hukuk dallarından farklılık göstermektedir. Bu sürecin her aşamasında ve yapılan her işlemden ilgili tarafların bilgilendirilmesi, kamu açısından maddi gerçeği bulma, adaleti ve hukuk güvenliğini sağlama ve muhakeme sürecine katılan süjelerin temel hak ve özgürlüklerini korumak açısından önemlidir. Bireyler açısından ise adil yargılanma, savunma yapabilme, dinlenilme, makul sürede yargılanma, çelişmeli muhakeme vb. hakların hayata geçirilmesi açısından önemlidir. Bu bağlamda ceza muhakemesinde tebligatın amaca uygun, kolay ve hızlı bir biçimde yapılması bu sürecin yürütülmesinde ayrı bir öneme sahiptir. Ceza muhakemesinde geçerli tebligat usul ve esaslarıyla ilgili hem 7201 sayılı Kanun'da hem de 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nda düzenlemeler bulunmaktadır. Bu süreçte uygulanan tebligat türü 7201 sayılı Kanun'un da düzenlenen kazai tebligat türüdür. Bu tebligat türü sürecin hızlı bir şekilde işlemesine katkı sağlayacak uygulamalar içermektedir. İşte bu süreçte kazai tebligatın ne gibi kolaylaştırıcı uygulamalar içerdiği, tebligat işlemlerinin nasıl yürütüldüğü, 5271 sayılı Kanun'da ne gibi düzenlemeler yer aldığı merak konusu olmuştur. İşte bu çalışma ile ceza muhakeme sürecinde uygulanan tebligat işlemlerinde uygulanan usul ve esaslar incelenecektir.

Ceza muhakemesi hukukuTebligatTebliğ+2
Mutlu Can Dağlı
Hasan Kalyoncu University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Elektronik tebligat

Tebligat hem kişi haklarının korunması hem de kamu haklarının korunması anlamında önemli bir müessesedir. Tebligat, hakkında hukuki bir işlem yapılan, dava görülen veya karar verilen kişiye hakkında yapılan işlem, dava veya alınan kararın bildirilmesi olarak tanımlanabilir. Tebligat usulü ve şekli bir işlemdir ve bilgilendirme ve belgelendirme olmak üzere iki unsuru bulunmaktadır. Bu unsurlarda yapılan hata ve eksiklik usulsüz tebligata sebep olmaktadır. Usulsüz tebligat ise temel de kişilerin adil yargılanma, savunma ve dinlenilme haklarına zarar verdiği gibi kişilerin ekonomik olarak zarar görmesine sebep olabilmektedir. Aynı zamanda davaların ve vergileme sürecinin uzamasına sebep olduğundan birçok alanda israfa ve kamunun zarara uğramasına sebep olmaktadır. Günümüzde birçok kamu hizmeti elektronik ortamda sunulmaktadır. Bu değişime tebligat hukuku da ayak uydurmuş ve elektronik tebligat adında yeni bir tebligat usulü ortaya çıkmıştır. Kayıtlı bir elektronik adres esas alınarak kullanılan sistemde tebliğ edilecek belge kısa bir sürede hazırlanmakta, elektronik imza ile imzalanmakta ve zaman damgası vurularak elektronik bir mesajla tebliğ yapılacak muhatabın elektronik adresine güvenli bir şekilde iletilmektedir. Kullanılan dijital veri tabanı ise hukuki bir delil hükmüne geçecek olan hem yapılan işlemlerle ilgili kayıtlarını hem de mesaj iletildikten delil kaydı oluşturarak bunları arşivlemektedir. Elektronik ortamda tebligat, hızı, doğruluğu, kullanımındaki kolaylığı ve düşük maliyeti ile fiziksel tebligat yöntemlerine göre daha avantajlıdır. Elektronik tebligat ile birlikte hatalı ve usulsüz tebligat sorunu ortadan kalkacağı için bürokrasi ve davalara işlerlik kazandırılacak, dava ve vergileme süreçlerinin hızlı bir şekilde sonuçlanmasına, personel ve kırtasiye masraflarında tasarruf yapılmasına etki edecektir. Ülkemizde de 2011 yılından itibaren nispeten dar bir çerçevede kullanılmaya başlanan elektronik ortamda tebligat usulü 01.01.2019 tarihi itibariyle her türlü tüzel kişilik ve bazı gerçek kişilere zorunlu hale getirilmiştir. İsteyen kişilerin bu sisteme girişine izin verilmektedir. Bu bağlamda hazırlanan bu çalışma hukukumuzda elektronik tebligat ve uygulamalarının incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Anahtar Kelimeler: tebliğ, tebligat, UYAP, elektronik tebligat.

Elektronik tebligatTebligatTebliğ+1
Metin Çevik
Hasan Kalyoncu University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Medeni Usul Hukukunda kısmi hüküm ve kısmi kesinleştirme

Taraflar arasındaki uyuşmazlık, yargılamanın sonunda mahkeme tarafından verilen nihai hüküm ile neticelenmektedir. Davaya konu uyuşmazlığın birden fazla olduğu yahut birbiri ile bağlantılı, bölünebilir nitelikteki taleplerin söz konusu olduğu hallerde taleplerden bir kısmının hüküm verilebilme olgunluğuna eriştiği ancak diğer talepler yönünden henüz hüküm verilebilme olgunluğuna erişmediği hallerde, çalışmamızda anlatmaya çalıştığımız koşulların var olması durumunda hüküm verilebilme olgunluğuna erişen talepler hakkında kısmi hüküm verilebilmesi gündeme gelmektedir. Her ne kadar medeni yargılama usulü mevzuatımızda kısmi hüküm verilebilmesine dair açık bir düzenleme bulunmamakta ise de, yer yer mevzuatımızdaki geçici ödeme gibi bazı düzenlemelere bakıldığında kısmi hüküm adı altında olmasa da nitelik itibari ile benzer bazı düzenlemelerin varlığı dikkatleri çekmektedir. Ayrıca açık düzenlemeleri bulunmamakla birlikte özel dava türleri bakımından da kısmi hükmün verilip verilemeyeceği sorunu başlıklar halinde incelenmeye çalışılmıştır. İster kısmi ister tam olarak verilmiş olsun mahkeme kararları genel olarak iki türlü kesinleşmektedir: maddi anlamda kesinleşme ve şekli anlamda kesinleşme. Mahkeme önüne gelen uyuşmazlığın birden fazla ve birbirinden bağımsız talepler içermesi yahut dava yığılması şeklinde açılması, ihtiyari dava arkadaşlığı ya da dava konusu talebin tek bir talep olmakla birlikte bölünebilen bir talep olduğu durumlarda yani aslında kısmi hükmün uygulanabileceği tüm hallerde, kısmi kesinleştirmenin uygulanması da mümkün olacaktır.

HükümKesin hükümKısmi hüküm+2
Gonca Duygu Çakmak
Hasan Kalyoncu University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sigortacının yurtiçinde üçüncü şahıslara karşı mali mesuliyet sigortası genel şartları kapsamında karayolu ile eşya taşımasından doğan sorumluluğu

Bu çalışmada, taşıyıcının üçüncü şahışlara karşı mali mesuliyet sigortası yaptırmasından kaynaklanan, yurtiçi eşya taşımalarında sigortacının sorumluluğu araştırılmıştır. Ticaretin gelişmesi ile birlikte taşımacılık faaliyetleri de gelişmiştir. Taşıma şirketleri eşyanın değerinin artmasıyla birlikte ağır rizikoların altına girmiştir. Bunun sonucunda taşıma faaliyetlerinden doğacak tazminat taleplerine karşı, sigorta yaptırarak kendilerini teminat altına alma yolu seçilmiştir. Çalışmamız karayoluyla yurtiçinde eşya taşımacılığını kapsamaktadır. Araştırmamızda konunun günümüz gereklerine göre değerlendirilmesi, uygulamada karşılaşılan sorunların giderilmesi temel amacımız olmuştur. Bu araştırmada, üçüncü şahıslara karşı mali mesuliyet sigortası genel şartları çerçevesinde inceleme yapılmıştır. Anahtar kelimeler: Sigortacının sorumluluğu, yurtiçi karayoluyla eşya taşıması, üçüncü şahıslara karşı mali mesuliyet sigortası

Eşya taşımaHukuki sorumlulukKarayolu taşımacılığı+5
Tuğba Abacı
Hasan Kalyoncu University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sigorta Hukukunda abonman sözleşmesi ve hükümleri

Türk Ticaret Kanununda mevcut olmayan abonman sözleşmesi yük sigorta sözleşmelerinin ileride yapılmasını sağlama bakımından uygulama ve teoride önem arz etmektedir. Abonman sözleşmesiyle birlikte taraflar genel biçimde belirledikleri menfaat kapsamına girecek yüklerin ileride sigorta sözleşmelerinin yapılmasını sağlayabilmektedir. Bu sözleşmenin TTK.‟ da düzenlenmemesi nedeniyle uygulanacak hükümlerin tespiti için hukuki niteliğinin tespiti önem arz etmektedir. Doktrinde ileri sürülmüş görüşler ayrı ayrı değerlendirilerek karar verilen hukuki niteliği sayesinde uygulanacak hükümler belirlenebilmektedir. Bu sayede bu sözleşmenin nasıl kurulacağı, tarafları ve taraflar için doğurduğu hükümler veya genel ya da özel şartlara yönelik bir uyuşmazlık çıktığında sorunun giderilmesi kolaylaşmaktadır.

Abonelik sözleşmeleriMenfaatSigorta hukuku+2
İbrahim Uğur Satıcı
Hasan Kalyoncu University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Uluslararası ticarette elektronik bilgi sistemlerinin kullanımı ve sağladığı rekabet avantajı

Küreselleşme ile dünyada birçok alanda olduğu gibi ticarette de sınırlar önemsiz hale gelmiş ve dolayısıyla kıyasıya bir rekabet yaşanmaya başlamıştır. 1947 yılında GATT'ın kurulması ile gümrük tarifelerinin ve kotaların kaldırılması ticari engelleri azaltarak küresel ticareti daha da yaygınlaştırmıştır. Çeşitli sebeplerle uluslararası ticarette bulunan ülkeler ve örgütler, bu rekabet ortamında varlıklarını sürdürebilmek için farklı kaynaklardan faydalanmaktadırlar. Yaşanan sosyal, ekonomik ve teknolojik değişimler, küresel piyasalardaki ticari sistemi ve rekabet anlayışını da etkilemiştir. Dolayısıyla endüstri toplumundan bilgi toplumuna geçiş sonrasında rekabet avantajı sağlayan kaynakların değiştiği görülmektedir. Mevcut küresel piyasalarda var olabilmek bilginin stratejik olarak kullanılması ile yakından ilgilidir. Bilgiden verimli bir şekilde yararlanmayan örgütlerin başarılı olabilmesi mümkün değildir. Örgütlere karar süreçlerinde ve diğer tüm faaliyetlerinde destek sağlayan bilgi sistemleri işletmeler için vazgeçilmez bir unsurdur. İşletmelerde kullanılan elektronik bilgi sistemlerinin incelenerek küresel piyasalarda sağladığı rekabet avantajının ortaya çıkarılmasının amaçlandığı bu çalışmada literatür taraması yapılmıştır. Çalışmada elektronik bilgi sistemleri yerine bilgi sistemleri kavramı kullanılmıştır. Elde edilen sonuçlar, bilgi sistemleri sayesinde gerekli bilgilerin hızlı ve güvenilir bir şekilde elde edildiğini ve bunun da örgütlere çok önemli rekabet avantajları sağladığını göstermiştir.

BilgiBilgi sistemleriRekabet+3
Kürşat Yunus Aygen
Hasan Kalyoncu University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Uluslararası ekonomik hukukun kurumsal yapısı ve temel kuramları

Günümüzde küreselleşmeyle beraber pek çok alanda önemli değişiklikler meydana gelmiştir. Ortaya çıkan en büyük değişiklik ise ekonomi alanında yaşanmıştır. Ticari sınırların ortadan kalkması, ülkeler arasında finansal hareketliliğin artması bu konuda uluslar üstü bir takım hukuki düzenlemelerin yapılmasını zorunlu hale getirmiştir. Uluslararası ekonomi hukukunun konusunu oluşturan küresel düzeyli ekonomik ilişkiler küreselleşmeyle beraber yaygınlaşmıştır. Uluslararası Para Fonu, Dünya Ticaret Örgütü ve Dünya Bankası gibi tüm dünyada etkin olan kuruluşlar uluslararası ekonomik ilişkilerin düzenlenmesinde söz sahibidirler. Diğer taraftan bu kuruluşlara göre daha bölgesel düzeyli olan kuruluşlar da uluslararası ekonomik hukukun düzenleyicileri arasında yer almaktadır. Bu kapsamda, çalışmanın ilk bölümünde küreselleşme ve ekonomik küreselleşmenin boyutları incelenmiş ve uluslararası ekonomi hukukuna değinilmiştir. İkinci bölümde ise küresel düzeyli, uluslararası ekonomik hukukun düzenleyici kurumlarının oluşumları ve işleyişleri detaylandırılmıştır. Son bölümde ise yine uluslararası düzeyli ancak daha dar kapsamlı olan bölgesel kuruluşların yapıları incelenmiştir.

Ekonomi hukukuKurumsal yapıKüreselleşme+2
Muhammed Şamil Aygen
Hasan Kalyoncu University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Incoterms 2020'nin Incoterms 2010 ile farklarının incelenmesi

Bu çalışmamda Incoterms 2020'yi Incoterms 2010 dan ayıran yenilikler incelenmiştir. Incotermsin en güncel versiyonu olan incoterms 2020 ye ait teslim şekilleri ve getirilen yenilikler incelenmiştir. Öncelikle uluslararası teslim şekillerinin ortaya çıkmasına neden olan uluslararası ticaret kavramına ilişkin genel bilgilendirme yapılmıştır. Ardından Incoterms teriminin tanımı, amacı, tarihçesi, hukuki niteliği, kapsamındaki konular ve kapsamı dışında bırakılan konular açıklanmıştır. Bu bölümde Incoterms kurallarının uygulanabilme alanı ve sistematiği ile ilgili bilgiler verilmiştir. Bunun ardından ikinci bölümde tezimin ana konusunu oluşturan Incoterms 2020 deki teslim şekilleri açıklanmıştır. Bu teslim şekillerinin her biri için alıcı ve satıcının ayrı ayrı yükümlülükleri belirtilmiştir. Üçüncü bölümünde ise Incoterms 2020'yi Incoterms 2010 dan ayıran hem maddi hem de şekli düzenlemeler açıklanmıştır. Bunun yanı sıra Incoterms 2020 revizyonunun nedenleri açıklanmıştır.

Karşılaştırmalı analizUluslararası Ticaret OdasıUluslararası ticaret+1
Azra Betül Erik
Hasan Kalyoncu University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ticari davalarda dava şartı olan arabuluculuk

Dünya üzerinde yargı sistemleri ile ilgili sorunlar yaşayan bütün ülkeler kaliteli yargıya erişimi kolaylaştırmak, yargılama sürecini hızlandırmak için çözüm arayışı içindedir. Bu bağlamda arabuluculuk yargıda biriken yükleri azaltmak için önemli bir araç olarak birçok hukuk sisteminde ön plana çıkmıştır. Arabuluculuk, diğer bütün alternatif uyuşmazlık çözüm yolları gibi temelde gönüllülük esasına dayalıdır. İş yükü altında tıkanma noktasına gelen yargı sistemleri için arabuluculuğun çıkış yolu olarak görülmesiyle, ülkemizdeki gelişimine benzer şekilde ihtiyari olmaktan zorunluluğa geçen hızlı bir geçiş görülmüştür. Son on yıl içinde arabuluculuk ile tanışan ülkemiz, bir kısım uyuşmazlıklarla sınırlı olarak dava şartı adı altında zorunlu arabuluculuk uygulamasının yürürlükte olduğu ülkeler arasına girmiştir. İhtiyari temelli olan bu uygulamanın zorunlu olarak uygulanması elbette bazı yenilikleri yanında getirmiştir. Bu bağlamda dava şartı arabuluculuğun medeni usul hukukunda getirdiği pek çok yenilik mevcuttur. Yargılamanın başlangıcından, yargılama giderlerinin paylaşımına kadar etkileri olan ve her geçen yıl farklı hukuk alanında dava şartı olarak kabul edilen arabuluculuk maddi hukuka da yenilikler getirmektedir. Ticari davalar için dava şartı olan arabuluculuk uygulamasının maddi ve usul hukukuna ilişkin etkilerini tartıştığımız bu çalışmada uygulamadaki yeni gelişmeler dikkate alınmaya çalışılmıştır. Anahtar kelimeler: Arabuluculuk, dava şartı, dava şartı olan arabuluculuk, zorunlu arabuluculuk, Türk ticaret kanunu, alternatif uyuşmazlık çözüm yolları, hukuk muhakemeleri kanunu.

Alternatif uyuşmazlıkArabuluculukDava şartı+3
Bartuğ Sayın
Çukurova University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Tebligat Kanunu'na göre elektronik tebligat

Tebligat, tebligatı çıkarmaya yetkili mercilerin yapmış olduğu hukuki işlemlerle ilgili olarak hukuki işlem muhataplarının bilgilendirilmesini sağlayan ve bu sürecin belgelendirildiği bir haberleşme aracıdır. Tebligatla ilgili ayrıntılı düzenleme Tebligat Kanunu'nda yapılmıştır. Bu kanunla tebligat sıkı şekil şartlarına bağlanmıştır. Dünya'da teknoloji alanında önemli gelişmeler yaşanmıştır. Bu gelişmeler kendisini devletin yapmış olduğu işlemlerde de göstermiştir. Bu teknolojik gelişmeler Tebligat Hukuku alanına da yansımıştır. Bu sayede tebligatın elektronik ortamda gönderilmesi sağlanmıştır. Ülkemizde elektronik tebligatla ilgili ilk yasal düzenleme 2011 yılında 6099 sayılı kanunla Tebligat Kanunu'nda yapılan değişiklikle hayatımıza girmiştir. Elektronik tebligatta görülen fayda nedeniyle Adli Tebligat Sisteminin Geliştirilmesi Projesi hayata geçirilmiştir. Bu projeyle 01.01.2019 yılında itibaren uygulanmaya başlayan yeni sistemle 7101 sayılı kanunla Tebligat Kanunu m. 7/a hükmünde değişiklik yapılmıştır. Bu değişiklikle elektronik tebligat sistemi ve kapsamı genişletilmiştir. Bu çalışmada elektronik tebligatın yeni sistemi ve adil yargılanma hakkı ve hak arama hürriyetine katkıları ve faydaları üzerinde durulmuştur. Ayrıca elektronik tebligat sisteminin sakıncalı ve aksayan yönlerine de değinilmiştir.

Elektronik tebligatTebligatTebligat Kanunu
Hüseyin Çelebioğlu
Hasan Kalyoncu University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Tedbir nafakası

Bu çalışmada, tedbir nafakası konusu ayrıntıları ile izah edilmeye çalışılmıştır. Çalışmamızın yazımında saygı değer hocalarımızın kitapları, doktrin görüşleri, makaleler ve içtihatlar taranarak değerli görüşlerden faydalanılmıştır. Çalışmamızın birinci bölümünde, tedbir nafakası kavramı ve tedbir nafakasının özellikleri hakkında genel bir bilgilendirme yapılmıştır. Çalışmamızın ikinci bölümünde, TMK'da düzenlenen bağımsız tedbir nafakası kavramı, öngörüldüğü hâller ve bağımsız tedbir nafakasına uygulanan usulî hükümler ayrıntılı olarak açıklanmıştır. Üçüncü bölümde ise geçici tedbir nafakası kavramı, koşulları ve geçici tedbir nafakasına uygulanan usulî hükümler izah edilerek, örnek Yargıtay kararları ile de uygulamada yaşanılan sorunlara ışık tutulmaya çalışılmıştır.

Medeni hukukNafakaTedbir nafakası+2
Betül Peker
Hasan Kalyoncu University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

COVID-19 salgınının ticari sözleşmeler açısından mücbir sebep değerlendirmesi

COVID-19 salgınının ticari sözleşmeler kapsamında mücbir sebep kavramının sorumlunun kusurunu ortadan kaldırıp kaldırmadığı konusu önem arz etmektedir. Salgın beklenmeyen hal olmasıyla birlikte mücbir sebep teşkil edip etmediği hala tartışma konusudur. COVID-19 salgını kapsamında alınan tedbirler ve önemlerle ticari faaliyetleri ne yönde etkilediği, edimin ifası geçici/kalıcı olarak imkansızlaşması veya askıya alınabilmesi temerrüt hükümlerinin ne derecede uygulanıp uygulanmayacağı (uygulanamayacağı) sorusunu gündeme getirmektedir. Bu çalışma, edimin ifası imkansızlaşması/ geçici olarak imkansızlaşması COVID-19 salgını ile bir nedensellik ilişkisinin varlığı incelenmesi amaçlamaktadır. Bu amaç doğrultusunda, literatür taraması ile 14 Mart 2020 tarihinden bu yana Dünya Sağlık Örgütü tarafından pandemi olarak ilan edilen COVID-19 salgını neticesinde Türkiye tarafından yürürlüğe koyulan genelge, yönerge, yönetmelik, geçici madde ve kanunlar irdelenmiştir. Mücbir sebep nispi bir kavram olmasında kaynaklı olsa gerek, ispatı önem arz etmektedir. Bu anlamda, edimin ifası imkansızlaşması/kısmen imkansızlaşması veya aşırı ifa güçlüğü COVID-19 salgını ile ilişkili olduğunu ispat etmenin yanı sıra mücbir sebebin tüm karakteristiklerini taşıdığını ayrıca ispatı gerekmektedir. Bu bağlamda, peşinen COVID-19 salgınının mücbir sebep teşkil ettiği söylenemez. Oluşabilecek uyuşmazlıkları önleme adına Fransa'nın 2016 yılında yürürlüğe koymuş olduğu «öngörülemeyen durumlarda sözleşmelerin revize edilmesi» yönetmeliğin bir benzeri Kanun yapıcı tarafından ele alınması önerilmektedir. Uluslararası ticari faaliyetlerde bulunan Türk firmalarına, Çin Halk Cumhuriyeti'ne bağlı olan Uluslararası ticaretin teşviki için Konseyi'nin sunmuş olduğu mücbir sebep sertifikasına benzer bir belge Ticaret Bakanlığı veya Ticaret Odaları tarafından düzenlenmesi Hukuki uyuşmazlıklarına çözüm olabileceğine kanaat getirilmiştir.

COVID 19Hukuki uyuşmazlıklarMücbir sebepler+7
Lamiha Öztürk
Hasan Kalyoncu University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkiye-AB ortaklık hukuku kapsamında Gümrük Birliği ve Gümrük Birliğinin güncellenmesi

Bu tezin amacı Türkiye - Avrupa Birliği arasındaki Gümrük Birliği'nin mevcut durumu ve güncellenmesi gerekliliklerini hukuki açıdan incelemek ve olası bir güncellemenin yöntemini ele almaktır. Bu amaç doğrultusunda Türkiye-AB arasındaki ilişkinin tarihsel gelişimi başta olmak üzere; ortaklık ilişkisinin hukuki boyutu ve gümrük birliği ilişkisinin kapsamı ve işleyişi detaylı olarak incelenmektedir. Taraflar arasında kurulan Gümrük Birliği'nin aksayan yönleri ve buna ilişkin çözüm önerilerinin Avrupa Birliği Adalet Divanı'nın konu ile ilgili içtihatları ile ele alındığı çalışmada son olarak güncelleme ihtiyacının nedenleri ve güncelleme yöntemi alternatiflerine yer verilmektedir.

Avrupa BirliğiAvrupa Birliği hukukuGümrük Birliği+3
Canan İrem Yıldız
Çukurova University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türk özel hukukunda taşınmazların harici satışı ve tasfiyesi

Harici satış sözleşmesi, taşınmazın mülkiyetini devir borcunu doğuran sözleşmelere özgü olan bir kavram olarak karşımıza çıkmakta olup, özü itibariyle şekle aykırı gerçekleştirilen satışlar olarak tanımlanabilir. Eldeki bu çalışma harici satış sözleşmesinin tanımını yaparak temel özelliklerini belirtmekte, esasında kesin hükümsüz olan harici satış sözleşmesinin ayakta tutularak geçerli kabul edilebileceği halleri ele almaktadır. İlave olarak harici satış sözleşmesinin tasfiyesinin nasıl ve ne şekilde gerçekleştirileceğini değerlendirerek tasfiyeye ilişkin temel ilkeleri tespit etmektedir. Bu çalışmada son olarak tasfiye dışında sözleşmenin zayıf tarafı olan alıcının özel talep haklarını ele almaktadır.

Gayrimenkul satışıGayrimenkullerHarici satış+4
İsmail Macit
Hasan Kalyoncu University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sözleşme hukukunda koşul

Eski ve köklü bir hukuki kavram olan koşul, gelecekte gerçekleşmesi belirsiz olayların hukuki işlemin sonuçlarına tesir etmesini sağlar. Koşulun geleceğe ilişkin olmasının sonucu olan belirsizlik, kavrama hususi yapısını kazandırır. Koşul, doğurduğu hukuki sonuçlar bakımından geciktirici ve bozucu koşul ayrımına tâbi tutulur. Taraf iradeleriyle geciktirici koşul olarak belirlenen olayın gerçekleşmesi, hukuki işlemin hüküm doğurmaya başlaması sonucunu ortaya çıkarır. Taraf iradeleriyle bozucu koşul olarak belirlenen olayın gerçekleşmesi ise hukuki işlemin etkisinin sona ermesine sebep olur. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu uyarınca, kural olarak koşulun gerçekleşmesi ileriye etkilidir. Bozucu koşulun gerçekleşmesi, iade yükümlülüklerinin doğmasına neden olabilir. Koşulun gerçekleşmesinden önceki dönem, koşulun gerçekleşmesi ve gerçekleşmenin hukuki sonuçları, farklı hukuk sistemlerinde değişik şekillerde yorumlanmıştır. Bu yorumlar, farklı hukuki uygulamaların ortaya çıkmasına sebebiyet vermiştir. Çalışmamızda sözleşme hukukunda koşul, koşul kurumunun tarihi gelişim süreciyle birlikte, Türk/İsviçre hukukunda ve uluslararası hukuk uyumlaştırma metinlerinde (PICC, PECL ve DCFR) ele alınma şekilleri bakımından incelenmiştir.

Karşılaştırmalı hukukSözleşmelerTürk Borçlar Kanunu+4
Mehmet Ömer Kesilmiş
Çukurova University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00