
20
Arşivlenen Tez
0
DOI Atanmış
0%
DOI Oranı
Arşivlenen Tez
Farklı apeks bulucu sistemlerin farklı irrigasyon solüsyonları varlığında kök perforasyonlarını belirlemedeki doğruluğunun değerlendirilmesi
Geçmişten günümüze elektronik apeks bulucular (EAB) ile ilgili en çok çalışma yapılan konulardan bir tanesi; elektro iletkenlerin EAB'lerin doğruluğuna olan etkisinin araştırılmasıdır. Modern EAB üreticileri, bu yeni cihazların elektro iletkenlerden olumsuz etkilenmediklerini iddia etseler de bu konu tam olarak kesinlik kazanmamıştır. Bu çalışmada 3 farklı modern EAB (Root ZX mini, Raypex 6, Apex ID) kullanıldı; elektro iletken irrigasyon solüsyonların (%5'lik NaOCl, %0,9'luk Sodyum Klorür (NaCl) çözeltisi ve %17'lik EDTA) varlığında ve kuru kanal koşullarındaki doğruluk oranları değerlendirildi. Çalışmada kullanılmak üzere 64 adet insan maksiller 1. molar dişin meziobukkal kökü seçildi ve rezorbsiyona uğramış, kırık ve açık apeksli kökler çalışmaya dahil edilmedi. Çalışmada 25-35 derece eğime sahip olan kökler kullanıldı ve bu eğim oranlarına sahip olmayan kökler de çalışma dışı bırakıldı. Kök kanal içerikleri boşaltılıp kanallar sırasıyla 25 ve 40 numaralı Reciproc (VDW, Münih, Almanya) döner alet eğeleri ile genişletildikten sonra kökler 40 numara boyterlok kullanılarak lateral yüzeylerinden perfore edildi. Perforasyon noktasına kadar olan gerçek uzunlukların ve elektronik uzunlukların belirlenmesi X4 büyütme (Carl Zeiss Gmbh., Jena, Almanya) altında görsel olarak yapıldı. İstatistiksel analizler sonucunda gerçek uzunluklar ile elektronik ölçümler arasında 0,05 düzeyinde anlamlılık dereceleri bulunan gruplar belirtildi. Kuru kanal koşullarında ve Serum Fizyolojik (SF) ile yıkanan kanallarda, Root ZX cihazı ile yapılan elektronik ölçümlerle gerçek uzunluklar arasında 0,05 düzeyinde anlamlılık dereceleri bulundu. Yine %5'lik NaOCl, %0,9'luk Sodyum Klorür (NaCl) çözeltisi (SF) ve %17'lik EDTA ile yıkanan kanallarda, Raypex 6 ve Apex ID cihazı ile yapılan elektronik ölçümlerle gerçek uzunluklar arasında 0,05 düzeyinde anlamlılık dereceleri bulundu.
Farklı bitirme işlemleri uygulanan CAD/CAM seramiklerin termal yaşlandırma sonrası renk stabilitelerinin değerlendirilmesi
Tek seansta dental restorasyonların tasarımı ve üretiminin sağlandığı CAD/CAM sistemleri günümüz diş hekimliğinde oldukça sık kullanılmaktadır. Tam kronlara estetik ve konservatif bir alternatif sunan laminate veneerler ile doğal dişin optik özelliklerini taklit etmek oldukça önemlidir. Uygulanan restorasyonların uzun yıllar ilk günkü rengini koruması ise hasta ve klinisyenler için son derece önem taşır. Bu çalışmanın amacı; CAD/CAM sistemlerinde rutin olarak kullanılan 3 farklı tam seramiğe uygulanan farklı yüzey işlemlerinin termal yaşlandırma sonrasında renk üzerine etkilerinin karşılaştırılmasıdır. 0.5 ± 0.05 mm kalınlıkta 14x12 mm ebatlarında A1 HT renginde 3 farklı seramik materyalden (LAVA Ultimate, IPS e.max CAD, VITA Suprinity) 216 örnek hazırlandı. Örneklerin renk ölçümü spektrofotometre cihazında, renk parametreleri (L*, a*, b*, ΔE) CIE Lab (Comission Internationale de L'Eclairage) renk sistemi kullanılarak, işlem öncesi, cila sonrası, siman sonrası ve suni yaşlandırma sonrası 4 aşamalı olarak yapıldı. Sonuçlar Varyans analizi ve Fisher LSD testi kullanılarak değerlendirildi. Rezin nano seramikler (LU) termal yaşlandırmadan sonra zirkonyum ile güçlendirilmiş lityum silikat (VS) ve lityum disilikat (EC) seramiklerden daha yüksek renk değişim değerleri göstermiştir. LU ve VS için manuel cila ve glaze benzer renk değişim değeri göstermiştir (p>0.05). EC grubunda glaze işlemi manuel ve kontrol grubundan istatiksel olarak farklı sonuçlar vermiştir (p<0.05). Seramik grupları arasında zirkonyum ile güçlendirilmiş lityum silikat (VS) ve lityum disilikat (EC) örneklerin glaze uygulanmış alt grubunun renk değişim değerleri klinik olarak kabul edilebilir seviyenin (ΔE<3.5) altında çıkmıştır. Tüm aşamalar için en düşük renk değişimi gösteren Vita Suprinity olmuştur. Renk stabilitesi açısından EC için glaze, LU ve VS için glaze işlemine alternatif olarak manuel cila önerilebilir. Anahtar Kelimeler: CAD/CAM, tam seramikler, yüzey bitirme işlemleri, renk stabilitesi
Periodontal ve peri-implanter hastalıkta dişeti oluğu sıvısı periostin seviyelerinin değerlendirilmesi
Periodontal hastalıklar; konak ve periodonto-patojen mikroorganizmalar arasındaki spesifik ve patolojik ilişkiye bağlı olarak alveol kemiği, periodontal ligament, dişeti ve sement gibi dişi saran ve destekleyen dokuların iltihabı ile gelişen, periodonsiyum yıkımının görülebileceği enfeksiyöz bir hastalıktır. Periodontal hastalıklara bağlı olarak cep formasyonu, kanama, süpurasyon, diş kayıpları görülebilir. Diş kayıplarının tedavisinde hastanın medikal durumu, beklentisi, oral hijyen alışkanlıkları gibi birçok faktöre bağlı olarak geleneksel protezler ve dental implantlar kullanılmaktadır. Günümüzde artış gösteren peri-implant hastalıklar implant diş hekimliğinin öncelikli araştırma konularından biri olmuştur. Peri-implant hastalıklar da periodontal hastalıklar gibi inflamatuar hastalıklardır. Enflamasyonu klinik ve biyokimyasal takibi için kullanılan indeksler ve biyomarkırlar iki hastalık grubu için de benzerdir. Periostin, periodontal ligament ve periost başta olmak üzere tendonlar, kalp kapakçıkları, kornea gibi fibröz bağ dokusundan sentezlenen fascicilin ailesine üye hücresel matriks proteinidir. Doku bütünlüğü ve olgunlaşması, yara onarımı, periodontal ligament bütünlüğü için kilit rol oynamaktadır. Çalışmamızda Periodontal ve Peri-implanter hastalıklarda dişeti oluğu sıvısı (DOS)/peri-implanter oluk sıvısı (PİOS) nda Periostin seviyesini değerlendirmeyi amaçladık. Çalışmamıza 21 kadın 21 erkek toplamda 42 hasta dahil edildi. Hastalardan periodontal klinik ölçümler (plak indeksi, gingival indeks, klinik ataşman seviyesi, sondlama cep derinliği) ve DOS/PİOS örnekleri alındı. Örneklerin istatistiksel olarak analizinde Shaphiro Wilk testi, Mann Whitney U testi, Kruskall Wallis testi ve Ki kare testi kullanıldı. Çalışmamızda hastalık grupları arasında DOS/PİOS Periostin seviyesi bakımından istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmadı. Çalışmamızın limitasyonları dahilinde periostinin periodontal ve peri-implant enflamasyondaki potansiyel rolünü anlamak için çok merkezli, daha detaylı çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar Sözcükler: Periodontal hastalık, peri-implant hastalık, dişeti oluğu sıvısı, periimplant oluk sıvısı, periostin
KOAH hastalarında konik ışınlı bilgisayarlı tomografi kullanılarak maksiller sinüslerin morfometrik ve volümetrik incelenmesi
Kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH) zararlı gaz ve partiküllere karşı oluşan, akciğerlerde hava yollarını, interstisyum ve damar yatağını etkileyen anormal enflamatuar cevapla karakterize sistemik bir hastalıktır. KOAH'lı bireylerde meydana gelen sinonazal değişikliklerin maksiller sinüs morfolojisi ve hacmini etkileyebileceği düşünülmektedir. Bu çalışmada KOAH'lı hastalarda konik ışınlı bilgisayarlı tomografi (KIBT) kullanılarak 3D Synapse yazılım programı ile maksiller sinüslerin morfometrik ve volümetrik olarak değerlendirilmesi amaçlanmaktadır. Çalışmamızda; Gaziantep Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi tomografi arşivindeki, 6'sı kadın 34'ü erkek 40 KOAH'lı hasta ile, 40 sağlıklı birey olmak üzere toplam 80 hastanın KIBT görüntüsü retrospektif olarak incelenmiştir. KOAH ve kontrol grubunda maksiller sinüslerin alan ve hacimleri 3D Synapse (Fujifilm, Tokyo, Japonya) yazılım programında ölçülmüş ve bulgular yaşa, cinsiyete, maksiller sinüs anatomik varyasyonlarına ve patolojilerine, dişsizlik sınıflamasına göre istatistiksel olarak değerlendirilmiştir. Çalışmadan elde edilen bulgulara göre; KOAH grubunda maksiller sinüs alanı sağ, sol ve toplamda sırasıyla 582.9 mm2, 578 mm2 ve 1161.08 mm2, kontrol grubunda ise 640.5 mm2, 692 mm2 ve 1332.25 mm2 olarak bulunmuştur. Sağ maksiller sinüs alanı ile gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark gözlenmemiş, ancak KOAH grubunun sol maksiller sinüs ve toplam sinüs alanı, kontrol grubuna göre anlamlı derecede düşük saptanmıştır (p<0.05). Maksiller sinüslerin ortalama hacimleri ise KOAH grubunda sağ, sol ve toplamda sırasıyla 11.5 cm3, 12.03 cm3 ve 23.53 cm3 iken, kontrol grubunda 15.52 cm3, 15.92 cm3 ve 31.44 cm3 olarak bulunmuştur. Sağ, sol ve toplam maksiller sinüs hacmi ile gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark tespit edilmiştir (p<0.05). KOAH'lı bireylerde maksiller sinüs hacmi kontrol grubuna göre anlamlı derecede daha düşük bulunmuştur. Sonuç olarak; KIBT, maksiller sinüslerin değerlendirilmesinde pratik ve etkili bir görüntüleme yöntemidir. KOAH gibi sinonazal değişikliklere neden olan enflamatuar hastalıkların maksiller sinüs boyutlarını etkileyebileceği düşünülmektedir
Seramik esaslı CAD/CAM materyallerinde bitim ı̇şlemleri sonrası yüzey pürüzlülüğü ve bakteri tutulumunun değerlendirilmesi
Diş hekimliğinde estetik beklentilerin artmasıyla birlikte metal destekli restorasyonların yerini seramik restorasyonlar almaya başladı. Seramik materyaller içerisinde en çok kullanılan materyaller feldspatik seramik, lösitle güçlendirilmiş cam seramik, lityum disilikat ile güçlendirilmiş cam seramik ve zirkonya ile güçlendirilmiş cam seramiktir. Bu çalışmanın amacı seramik materyallerin en ideal bitim işlemini; yüzey pürüzlülüğü ve bakteri tutulumu parametreleri yardımıyla tespit edilerek restorasyonları en ideal şekilde hazırlamaktır. Çalışmada kullanılacak olan 4 farklı seramikten 1 mm kalınlığında 120 örnek hazırlanması planlanmıştır. Her seramik grubundan elde edilen örnekler üç alt gruba ayrıldı. 10' ar örnek manuel cila, 10'ar örnek glaze işlemi,10'ar örnek kontrol grubu olarak planlandı. Her gruptan birer örnek de SEM analizi için hazırlandı. Oluşturulan örnekler herhangi bir bitim işlemi uygulanmadan optik profilometre yardımıyla yüzey pürüzlüğü değerleri ölçüldü. Uygulanan yüzey işlemleri sonrası yüzey pürüzlülük değerleri ölçülüp karşılaştırılması yapıldı. Her gruptan birer örneğe yüzey görüntülemesi için SEM analizi yapıldı. Elde edilen örneklerin yüzeylerinde bakteri tutulumu olup olmadığı anlaşılmak üzere bakteri tutulumu testi uygulanmıştır. Çalışmamızın sonucunda polisaj işlemi uygulanan örneklerin, glaze işlemi uygulanan yüzeylere göre seramik yüzeyinde daha pürüzsüz alanlar bıraktığı, farklı polisaj işlemlerinin farklı seramik yüzeylerde benzer pürüzlülük değerleri ortaya koyduğu, farklı glaze işlemlerinin farklı seramik yüzeylerde benzer pürüzlülük değerleri ortaya koyduğu gözlenmiştir. Elde edilen değerler sonucu en fazla bakteri tutulumu feldspatik glaze, feldspatik kontrol ve vıta suprınıty polisaj grubunda gözlenmiştir.
Peri-implanter hastalıkların peri-implanter oluk sıvısı oksidatif stres belirteçlerine etkisinin incelenmesi
Günümüzde dental implantların diş eksikliklerinde sıklıkla kullanılmasıyla peri-implanter hastalıklarında görülme sayısında artış olmuştur. Peri-implanter hastalıklar da periodontal hastalıklar gibi inflamatuar hastalıklardır. Oksidatif stres periodontal hastalıklarda etken olarak görülmüş ve birçok oksidatif stres belirleçleri hastalık ile sağlıkta incelenmiştir. Çalışmamızın amacı, peri-implanter hastalıkların peri-implanter oluk sıvısı oksidatif stres belirteçlerine etkisinin incelenmesidir. Çalışmaya klinik ve radyolojik olarak peri-implant sağlıklı tanısı konmuş 14 örnek, peri-implant mukozitis tanısı konmuş 15 örnek, peri-implantitis tanısı konmuş 15 örnek dahil edildi. Hastalardan periodontal klinik ölçümler (plak indeksi (PI), sondalama cep derinliği (SCD), gingival indeks (GI), sondalamada kanama indeksi (BOP), modifiye plak indeksi (mPI), modifiye kanama indeksi (mKI)) ve peri-implant oluğu sıvısı (PİOS) örnekleri alındı. Örneklerin istatistiksel olarak analizinde Shaphiro Wilk testi, Mann Whitney U testi ve Ki kare testi kullanıldı. Çalışmamızda total oksidan seviye (TOS) parametresi, peri-implantitis grubunda peri-implant sağlıklı grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur. Total antioksidan seviye (TAS) ve oksidatif stres indeksi (OSİ) parametrelerine baktığımızda gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunamamıştır. Peri-implantitisin inflamatuar karakterinden dolayı TOS' u arttıracağı çalışmamızın sonuçlarına göre söylenebilir. Oksidatif stres belirteçlerinin peri-implant inflamasyonda ki potansiyel rolünü anlamak için peri-implant sağlıklı, peri-implant mukozitis ve peri-implantitis bölgelerinden alınan örneklerin değerlendirildiği çok merkezli, daha detaylı ileri çalışmalara ihtiyaç vardır.
Sigara kullanımının periodontitisli hastalarda diş eti oluğu sıvısı sklerostin ve tümör nekroze edici faktör alfa (TNF-α) düzeylerine etkisi
Sigara, periodontal hastalıkların başlaması ve ilerlemesinde aktif olarak etkilidir ve etkisini lokal ve sistemik yollarla göstermektedir. Bu çalışmanın amacı; sklerostin ve TNF-a değerlerini dişeti oluğu sıvısı (DOS) örneklerinde ölçmek ve klinik periodontal parametreler ışığında, periodontitis ve sigara arasındaki ilişkinin patofizyolojisi ile ilgili yeni verilere ulaşmaktır. Çalışma grubuna, sistemik olarak sağlıklı, klinik ve radyografik olarak periodontitis tanısı konulmuş 36 birey (18 sigara içen, 18 sigara içmeyen) ve periodontal açıdan sağlıklı 36 birey (18 sigara içen, 18 sigara içmeyen) dahil edilmiştir. Hastalardan sondlama cep derinliği (SCD), klinik ataşman seviyesi (KAS), plak indeksi (Pİ), gingival indeks (GI) skorları kaydedildi ve DOS örnekleri alındı. DOS'daki sklerostin ve TNF-a düzeyleri Enzyme Linked Immunosorbent Assay (ELISA, Enzim bağlı immunosorbent yöntem) yöntemi ile belirlendi. Örneklerin istatistiksel analizinin yapılmasında Shaphiro Wilk testi, Mann Whitney U testi, Kruskall Wallis testi ve Ki kare testi kullanılmıştır. Çalışmamızda, periodontitisli bireylerin periodontal klinik indeks ortalamaları ve DOS'taki tnf-α miktarları periodontal olarak sağlıklı bireylerden istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek olduğu bulunmuştur. Sigara içen periodontitislilerin sigara içmeyen periodontitislilere göre TNF-α değerlerinin yüksek olduğu görülmüştür. Periodontitisli bireylerin DOS'taki sklerostin seviyelerinin ise sağlıklı bireylerden istatistiksel olarak anlamlı farklılıkları bulunamamıştır. Çalışmamıza göre, sigaranın DOS'ta bulunan tnf-α seviyesini arttırdığı sklerostin seviyesinde istatistiksel olarak anlamlı etkisi olmadığı sonucuna varılmıştır.
Açık apeksli nekrotik pulpalı dişlere uygulanan rejeneratif endodontik tedavilerin retrospektif olarak değerlendirilmesi
Çürük, travma ve dental anomaliler gibi çeşitli nedenlerle dişler nekrotik hale gelebilir ve endodontik tedavi gereksinimi ortaya çıkabilir. Kök gelişimi dişler ağız içerisine sürdükten 3 yıl sonra tamamlanır. Bu süreçte nekroz meydana gelirse kök gelişimi tamamlanamaz, kökler kısa ve ince kalır. Ayrıca apeks kapanmadığından ideal bir endodontik tedavi gerçekleştirilemez. Böyle dişler için rejeneratif endodontik tedavi son yıllarda uygulanan popüler bir tedavi şeklidir. Bu tedaviyle kök gelişimi devam eder, apeks kapanır ve vitalite testine pozitif yanıt alınabilir. Çalışmamıza, 2015-2019 tarihleri arasında başvuran, açık apeksli nekrotik pulpalı dişleri olan 20 hasta dâhil edilmiştir. Kayıt altına alınan radyografiler ile Image J programı kullanılarak; periapikal lezyonun durumu, kök uzunluğunda ve genişliğindeki artış, apeksin durumu değerlendirilmiştir. Ayrıca, vitalite testi sonuçları da incelenmiştir. Toplam takip süresi 9-49 ay arasındadır. İncelenen periapikal radyografilerde 20 hastanın tamamında periapikal lezyonda iyileşme gözlenmiştir. 11 hastada kök uzunluğunda artma gözlenirken, 15 hastada kök dentin genişliğinde artma gözlenmiştir. Apeksin durumu değerlendirildiğinde 15'inde apeks kapanması başlamış, 8 hastada apeks tamamen kapanmıştır. 8 hasta vitalite testine pozitif yanıt vermiştir. Apeksi kapanan 8 hastadan 6 tanesinde vitalite testine pozitif yanıt gözlenmişken, apeksi kapanmayan 2 hastada da pozitif yanıt alınmıştır. Kök uzunluk değişiminde gözlenen en fazla artış 2,984 mm olmuşken 8 hastada tedaviden önce ve sonra bir fark gözlenmemiştir. Kök genişlik değişiminde ise gözlenen en fazla artış 0,729 mm olup 4 hastada hiçbir fark kaydedilmemiştir.
Farklı restoratif materyallerle yapılan post endodontik restorasyonların in-vivo değerlendirilmesi
Endodontik tedavi sonrası uygulanan koronal restorasyon, başarıda önemlidir. Endodontik tedavi sonrası yapılan restorasyonlar, kalan diş dokularının kırılmasını önlemeli, sızıntıyı engellemeli, dişin fonksiyon görmesini sağlamalıdır. Bu çalışmanın amacı kanal tedavili dişlerde farklı restoratif materyallerle uygulanan restorasyonların başarısının in-vivo olarak değerlendirilmesidir. Bu çalışmaya Ocak 2018 ile Ocak 2020 yılları arasında 18-40 yaş aralığında toplam 60 hasta dahil edildi. Hastalar 3 gruba ayrıldı. Birinci grup kompozit ile restore edildi. İkinci grup kısa fiberle desteklenmiş kompozit ile tedavi edildi. Üçüncü grup ise endokron ile restore edildi. Uygulanan restorasyonlar 2 yıl boyunca retrospektif olarak incelendi. Grup 1'de, iki restorasyon da kırık, bir dişte kırık ve iki restorasyonda polisajlanabilir yüzey meydana geldi. Grup 2'de bir restorasyon kırığı, bir dişte polisajlanabilir yüzey görüldü. Grup 3' de ise yüzey özellikleri veya kenar bütünlüğü ile ilgili bir olumsuzluk meydana gelmemiştir. Yapılan periodontal değerlendirmede; dişeti cep derinliği, plak indeksi, furkasyon tutulumu, kanama indeksi, mobilite derecesi, dişeti çekilme miktarı, değerleri istatiksel olarak benzerdi (p<0.05). Altı ay periyotlarla alınan radyografilerde, kenar uyumu bozulması ve çürüğe rastlanmadı. Hasta memnuniyeti ise son randevuda visual analog skalası (VAS) ile hem estetik hemde fonksiyonel olarak değerlendirildi. Restorasyonlar arasında fonksiyonel olarak anlamlı bir fark yoktu (p>0.05), estetik olarak endokron ile yapılan restorasyonlar anlamlı olarak daha başarılı bulundu (p<0.05). Anahtar Kelimeler: Endokron, everx posterior, kompozit, kanal tedavisi, postendodontik restorasyon, tüberkül kaplama.
Tio2/ kitosan içeren beyazlatma jelinin diş yüzey pürüzlülüğü, mikrosertliği ve renk değişimi üzerine etkisinin değerlendirilmesi
Bu çalışmada deneysel ağartma jeli (TiO2 / Kitosan/ %6 Hidrojen peroksit (HP)) ile Opalescence Boost PF (%40 HP) ve Philips Zoom (%25 HP) ağartma maddelerinin diş yüzey pürüzlülüğü, mikrosertliği ve renk değişimi üzerine olan etkilerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Yüzey pürüzlülüğü ve mikrosertlik ölçümleri için sığır keser dişlerden 72 örnek (4x4x3 mm) hazırlanarak rastgele 2 gruba ayrıldı (n=36). Renk analizi için ise 36 adet insan premolar dişi kullanıldı. Beyazlatma uygulaması öncesi profilometre ile yüzey pürüzlülüğü, Vicker's test cihazı ile mikrosertlik ölçümü ve spektrofotometre ile renk ölçümü yapıldı. Daha sonra her bir grup beyazlatma uygulaması için rastgele 3 alt gruba ayrıldı (n=12). Grup 1'e deneysel jel (TiO2/ Kitosan/ %6 HP) uygulanarak, D-Light Duo Led cihazı ile aktive edildi (5 dk x 9). Grup 2'de Opalescence Boost PF (%40 HP) beyazlatma jeli kimyasal olarak uygulandı (15 dk x3). Grup 3'e Philips Zoom (%25 HP) uygulanarak Zoom Advanced Power UV ışığı ile aktive edildi (15 dk x 3). Testler, beyazlatma uygulaması sonrası aynı koşullar altında tekrarlandı. İstatistiksel analizde; normal dağılan değişkenler için ANOVA- Bonferroni ve Pair t testi. Normal dağılmayan değişkenler için ise Kruskal Wallis-Dunn ve Wilcoxon testi kullanıldı. p < 0.05 anlamlı kabul edildi. Tüm gruplarda beyazlatma sonrası yüzey pürüzlülük değerlerinde artış görülürken istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmadı (p > 0.05). Mikrosertlik değerlerinde ise beyazlatma sonrası istatistiksel olarak anlamlı olmayan azalma görüldü (p > 0.05). Tüm gruplarda etkin beyazlatma tespit edildi ve en düşük etkinlik Grup 2'de, en yüksek etkinlik Grup 3'te görüldü (p < 0.05). Sonuç olarak TiO2 ve kitosan içeren düşük konsantrasyondaki (%6 HP) deneysel jelin etkin beyazlatma sağladığı, diş yüzey pürüzlülüğü ve mikrosertliği üzerinde herhangi bir olumsuz etkiye neden olmadığı tespit edilmiştir.