
3
Arşivlenen Tez
0
DOI Atanmış
0%
DOI Oranı
Anabilim Dalı
Transtibial amputasyonu olan bireylerde sanal gerçeklik uygulamalarının fizyoterapi ve rehabilitasyon sonuçlarına etkisinin araştırılması
Bu çalışmanın amacı transtibial amputasyonu olan bireylerde sanal gerçeklik uygulamalarının ağırlık aktarma, yaşam kalitesi, kinezyofobi, performans, denge, proteze uyum, depresyon ile yürüyüş parametreleri üzerindeki etkilerini karşılaştırmaktır. Çalışmaya yaş ortalaması 36.42 ± 7.63 yıl olan 20 transtibial amputasyonu olan birey dahil edildi. Bireylerin tümü en az 1 yıldır aynı tip vakum sistemli transtibial protez kullanmaktaydı. Bireyler iki gruba ayrıldı. Bir gruba sanal gerçeklik uygulamaları yapılırken, diğer gruba standart fizyoterapi yöntemleri uygulandı. Her iki gruba da denge, ağırlık aktarma ve yürüyüş üzerine aktiviteler uygulandı. Bireyler 4 hafta boyunca haftada 3 gün, tedaviye alındı, bireylere tedavi öncesi ve sonrası değerlendirme yapıldı. Bireylerin ağırlık aktarma, yaşam kalitesi, kinezyofobi, performans, denge, proteze uyumu, depresyon durumu ve yürüyüşlerinin zaman- mesafe parametreleri değerlendirildi. Bireylere bu amaçla LASAR Postür Cihazı, SF-36 Anketi, Tampa Skalası, 6 dakikalık yürüme testi, tek ayak üzerinde durma süreleri, Beck Depresyon Skalası, Trinity Amputasyon ve Protez Deneyim Ölçeği, giyilebilir biyometrik cihaz ve ayak izi yöntemi ile yürüyüş analizi uygulandı. Bireylerin grup içinde tedavi öncesi ve tedavi sonrası ağırlık aktarma, kinezyofobi, performans, denge, depresyon düzeylerinde ve yürüyüş parametrelerinde her iki grupta da istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulundu (p<0.05). Grup içi sanal gerçeklik uygulanan grupta yaşam kalitesi ağrı parametresi istatistiksel olarak anlamlı düşüş gösterdi (p<0.05). Sanal gerçeklik uygulamaları ve standart fizyoterapi yöntemleri grupları arasında ağırlık aktarma, kinezyofobi, performans, denge, depresyon, yürüyüş parametrelerinde veyaşam kalitesinin ağrı parametresinde açısından tedavi öncesi ve sonrası fark yoktu (p<0.05). Bu çalışmanın sonuçları sanal gerçeklik uygulamalarının ve standart fizyoterapi yöntemlerinin transtibial ampute rehabilitasyonunda ağırlık aktarma, kinezyofobi, performans, denge, depresyon ve yürüyüş üzerinde pozitif yönde etkili olduğunu göstermiştir. Her iki yönteminde ayrı ayrı ampute rehabilitasyonunda uygulanabileceği, sanal gerçeklik uygulamalarının, standart fizyoterapi yöntemlerine ilave olarak rehabilitasyon sürecine dahil edilebileceği, bu alanda çalışan profesyonellere tedaviye değişik bir bakış açısı getireceği ve ileriye yönelik farklı amputasyon seviyelerinde farklı suspansiyon sistemleri kullanılan amputelerde de çalışmaların yapılmasının önemli olacağı düşünülmektedir.
Unilateral alt ekstremite amputasyonu olan bireylerde sağlam ayağın değerlendirilmesi
Bu çalışma, unilateral alt ekstremite amputasyonu olan bireylerde sağlam ayağın değerlendirilmesi amacıyla yapıldı. Çalışmaya yaşları 18 ile 60 yıl arasında değişen 15 unilateral alt ekstremite amputasyonu olan birey ve 15 sağlıklı erişkin birey olmak üzere 30 kişi katıldı. Dahil edilme kriterlerine uygun kişilerin katılım için onayları alınarak demografik bilgileri kaydedildi. Çalışma ve kontrol grubuna boy uzunluğu, vücut ağırlığı ölçümü, Vücut Kütle İndeksi (VKİ), Sağlam Tarafa Ağırlık Aktarma (STAA), Ayak Postür İndeksi (APİ) ve Footprint yöntemini (Clarke İndeksi (Cİ), Chippaux-Smirak İndeksi (CSİ), Staheli'nin Ark İndeksi (SAİ)) içeren ölçümler yapıldı. Çalışma grubunda amputasyon tarihi, amputasyon nedeni, amputasyon seviyesi, ilk protezinden itibaren geçen süre, günlük protez kullanım süresi, protez sayısı kaydedildi. Sağlam alt ekstremite uzunluğu, kalan uzuv yüzdesi, Eklem Hareket Açıklığı (EHA), kas kuvveti, kas kısalığı, ağrı, sağlam ayak ve güdük cildi değerlendirmesi, postür değerlendirmesi, Topuk Yükseltme Testi, Süreli Kalk ve Yürü Testi, Ayakkabı Değerlendirme Ölçeği (ADÖ) ve proteze uyumun değerlendirmesini içeren ölçümler yapıldı. Grupların boy uzunlukları arasında anlamlı bir fark bulundu (p<0,05) ve kontrol grubunun daha uzun olduğu tespit edildi. Bunun dışında kalan yaş, vücut ağırlığı ve vücut kütle indeksi değerleri arasında iki grup arasında anlamlı bir fark görülmedi (p>0,05). Çalışma grubuna ait yaş, boy, kilo, VKİ, APİ, Cİ, CSİ, SAİ, STAA, ADÖ, kalan uzuv yüzdesi, günlük protez kullanım süresi, ilk protezden itibaren geçen süre, protez sayısı ve proteze uyumla ilgili verileri kendi içinde Spearman'ın korelasyon analiziyle ilişkisine bakıldı ve yalnızca günlük protez kullanma süresi ile Cİ'nin normal-anormal aralıklı dağılımı arasında orta düzeyde ilişki bulundu (r=0,522). Gruplarda APİ, Cİ, SAİ, CSİ skorları karşılaştırıldığında iki grup arasında istatiksel olarak anlamlı bir fark bulunmadı (p>0,05). Grupların STAA yüzdelik değerleri arasında anlamlı bir fark bulundu (p<0,05), çalışma grubunun sağlam tarafa ağırlık aktarma değerinin anlamlı olarak daha fazla olduğu tespit edildi. Bu sonuçlara göre unilateral alt ekstremite amputasyonu olan bireylerin sağlam ayak biyomekaniğinin etkilenmediği ve bu sonucun katılımcıların kullandıkları protez ile uyumları ve genç olmaları ile ilişkili olduğu düşünüldü.
Ayak intrinsik kas kuvvetinin denge ve fonksiyonel performans ile ilişkisinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı ayak intrinsik kas kuvvetinin denge ve fonksiyonel performans ile ilişkisini incelemekti. Çalışmaya 18-36 yaş aralığında, yaş ortalaması 25,99 ± 4,4 yıl olan, 39 Kadın 41 Erkek olmak üzere toplam 80 sağlıklı genç birey alındı. Abduktor hallusis, fleksor hallusis brevis, fleksor digitorum brevis, fleksor digiti minimi kas kuvvetleri dijital hand-held dinamometre ile ölçüldü. Denge değerlendirmeleri Biodex-BioSway™ ile gerçekleştirildi. Bireylere; Postüral Stabilite Testi, Stabilite Limiti Testi ve Modifiye Sensori Organizasyon Testi (MSOT) uygulandı. Fonksiyonel performans değerlendirmeleri dikey sıçrama testi ve tek ayak öne sıçrama testi ile gerçekleştirildi. Elde edilen kas kuvveti verileri ile denge ve fonksiyonel performans verilerinin ilişkisine Pearson korelasyon analizi ile bakıldı. Dominant ayak fleksor hallusis brevis kas kuvveti ve dominant olmayan ayak fleksor digitorum brevis, fleksor digiti minimi kas kuvvetleri ile gözler kapalı-yumuşak zemin MSOT sonuçları arasında anlamlı korelasyon bulundu (sırasıyla, r: 0,240, r: 0,270 r: 0,262; p<0,05). Ancak Abduktor hallusis, fleksor hallusis brevis, fleksor digitorum brevis, fleksor digiti minimi kas kuvvetlerinin dengenin alt parametrelerinden olan gözler açık-sert zemindeki Postüral Stabilite Testi, Stabilite Limiti Testi ve MSOT sonuçları ile anlamlı ilişkisine rastlanmadı. Her iki ayak Abduktor hallusis kas kuvvetinin fonksiyonel performans testleri ile arasında anlamlı ilişki bulunmadı. Fleksor hallusis brevis, fleksor digitorum brevis, fleksor digiti minimi kaslarının kuvvetinin dikey sıçrama testi (sırasıyla, r:0,330, r:0,298, r: 0295; p<0,05) ve tek ayak öne sıçrama testi (sırasıyla, r:0,374, r:0,309, r:306; p<0,05) arasında anlamlı ilişki bulundu. Sonuç olarak; intrinsik kas kuvvetinin önemi sağlıklı genç bireylerde denge şartları zorlaştırıldıkça artmaktadır. Fleksor intrinsik kasların kuvveti, fonksiyonel performans ile ilişkilidir. Fonksiyonel performansın ve dengenin geliştirilmesi gereken durumlarda egzersiz programlarında ayağın intrinsik kaslarını kuvvetlendirmeye yönelik spesifik egzersizlerin de yer alması rehabilitasyon uygulamalarına olumlu katkı sağlayacaktır.