Hacettepe University
Anabilim Dalı

Sosyal Pediatri Anabilim Dalı

Hacettepe University

9

Arşivlenen Tez

0

DOI Atanmış

0%

DOI Oranı

Anabilim Dalı

9 Tez
DoktoraAçık ErişimTR

Çocuk yoğun bakım hastalarında kullanılan tıbbi malzemelerin idrar bisfenol a düzeylerine etkisi

Çocuk yoğun bakım ünitelerinde, öncesinde sağlıklı olan akut hasta çocukların ve kronik olarak hasta olan çocukların, çoklu ve çeşitli tıbbi materyallerin kullanımı nedeniyle Bisfenol A'ya maruz kalması farklı olabilir. Bu araştırma, pediatrik yoğun bakım ünitesinde yatan hastalarımızda idrar toplam bisfenol A (tBPA) düzeylerini ve kullanılan tıbbi cihazlarla ilişkisini değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Kesitsel tipteki bu çalışmaya, pediatrik yoğun bakım ünitemizde yatan 117 çocuk hasta dahil edildi. Hastalardan en az iki veya üç idrar örneği (yoğun bakımın ilk gününde, yedi gün sonra ve 30 gün sonra (veya taburculuk sırasında) alındı. Her katılımcı için bir hasta formu oluşturuldu ve hemodiyaliz, plazma exchange, sürekli venö-venöz hemodiafiltrasyon, inhalasyon tedavisi, kan ürünleri transfüzyonu gibi uygulanan işlemlerle birlikte kullanılan materyallerin tümü (periferik veya santral infüzyon kateterleri, infüzyon torbaları, total parenteral nutrisyon, nazogastrik sonda, entubasyon tüpü, trakeostomi kanülü, göğüs tüpü, extraventriküler direnaj seti, ventriküloperitoneal şant, ventilasyon ekipmanları, maskeler, nasal kanül gibi) bu formlara kaydedildi. İdrar tBPA düzeyleri yüksek performanslı sıvı kromatografisi kullanılarak belirlendi. Toplam 117 çocuk yoğun bakım hastasından alınan 292 idrar örneği incelendi. Temasın akut ya da kronik olmasının tBPA düzeyini etkilemediği görüldü. Yaş, cinsiyet ve yaşa göre beden kitle indeksi Z skorları kontrol altına alındığında, endotrakeal entübasyonu olan hastalarda tBPA ortalamastandart hata (SH) düzeyi 162,8±28,0 g/g-kreatinin ile, endotrakeal entubasyon hiç yapılmamış olan (61,8±14,6 g/g-kreatinin) hastalara göre anlamlı olarak yüksekti (p=0,003). Kalıcı NG'si olan hastaların ortalama±SH tBPA düzeyleri (38,8±12,9 g/g-kreatinin), olmayanlara göre (123,4±18,5 g/g-kreatinin) anlamlı derecede düşüktü (p<0,05). İdrar tBPA ortalamaSH düzeyi, hemodiyaliz yapılmış olan hastaların 225,8±113,2 g/g-kreatinin, hemodiyaliz yapılmış ve bitmiş olan hastaların ise 335,1±72,7 g/g-kreatinin idi. Bu iki değer hemodiyaliz yapılmamış olanların ortalama tBPA düzeyi (110,8±17,1 g/g-kreatinin)'nden belirgin olarak yüksekti (p=0.004). Dış diren olarak adlandırdığımız (ekstraventriküler direnaj seti, göğüs tüpü, cerrahi dren) direnlerden herhangi birinin olması durumunda tBPA ortalamaSH düzeyi (44.3±13.0 g/g-kreatinin), dış dreni olmayan hastaların (134.5±20.7 g/g-kreatinin), ortalama tBPA düzeylerinden belirgin düşüktü (p<0,001). Çoklu iv tedavi alan ve dörtten fazla tıbbi cihaz kullanan vakalarda, kullanmayanlara göre daha yüksek idrar tBPA düzeyleri görüldü (sırasıyla p=0.007 ve p=0.028). Sonuç olarak bazı tıbbi cihazların ve müdahalelerin kullanımı, pediatrik yoğun bakım hastalarında BPA temasını artırabilir.

Hastane araç-gereç ve donanımlarıTıbbi donanımTıbbi malzemeler+3
Ganime Ayar
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2020
00
DoktoraAçık ErişimTR

Puberte prekokslu kız çocuklarında oksidan-antioksidan denge: vVaka kontrol çalışması

Puberte yaşının son yıllarda erkene kaydığı yapılan çalışmalarda gösterilmiştir. Puberte prekoksun (PP) genetik, çevresel ve hormonal birden çok nedeni bulunmaktadır. Yapılan çalışmalarda, insan vücudunda bulunan oksidan antioksidan dengenin bozulmasının, birçok hastalığın gelişmesinde rol aldığı görülmektedir. Çalışmamızda, PP'lu kız çocuklarında, oksidan antioksidan denge durumunu araştırdık. Bu nedenle Ankara Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları, Hematoloji, Onkoloji Eğitim Araştırma Hastanesi Endokrin ve Genel Pediatri Polikliniğine gelen 107 kız çocukta oksidan antioksidan denge çalışıldı. Çalışmaya alınan çocukların 58'i PP vakası, 49 tanesi aynı yaş grubundan kontrol vakasıydı. Hastaların fizik muayeneleri, antropometrik ölçümleri yapıldı. Doğum kilosu ve gebelik haftası, vitamin kullanma durumu, sigara maruziyeti, anne-baba yaşı, boy ve vücut ağırlığı kaydedildi. Hastaların tiroid sitimulan hormon (TSH) , tiroksin (T4), Östrojen, follükül sitümüle edici hormon (FSH) ve lüteinize edici hormon (LH) düzeyleri ile kemik yaşı ve pelvik ultrasonografi (USG) bilgileri dosyalarından alındı. Ailelerinden yazılı onam alınan hastaların, serum örnekleri tamamlanınca oxidan ve antioksidan parametreler çalışıldı. PP vakalarında puberte % 98,3'ünde telarş, % 27,6'sında pubarş ve % 3,4'ünde menarş ile başlamıştı. Olguların% 48,3'ünde pelvik USG'de pubertal değişiklikler tespit edildi. PP vakalarının % 41,4'üne dekapeptil (triptorelin asetat) başlandı. PP vakalarında doğum esnasındaki ortalama anne ve baba yaşları kontrol vakalarına göre daha gençti (sırası ile p <0,001 ve p = 0,007). Ortalama anne ve baba boy değerleri PP olgularında kontrol grubuna göre daha kısaydı (sırası ile p = 0,002 ve p = 0,025). Ebeveynlerin beden kitle indeksi (BKI) her iki grupta da benzerdi. Yaşa göre beden kitle indeksi z skoru (BAZ) ve yaşa göre vücut ağırlığı z skoru (WAZ) değerleri PP'lu çocuklarda kontrol grubuna göre anlamlı olarak daha yüksekti (sırası ile p = 0,007 ve p=0,013). Elde ettiğimiz sonuçlarda toplam oksidan seviye (TOS) ve oksidatif stres indeksi (OSİ) kontrol vakalarında PP vakalarına göre anlamlı yüksek bulundu (p=0.001, p<0,001). Her iki grup karşılaştırıldığın da toplam antioksidan seviye (TAS), myeloperoksidaz (MPO), katalaz (KAT), süperoksit dismutaz (SOD), toplam tiyol (TTL), nativ tiyol (NTL), Disülfit, Disülfit/NTL, Disülfit/ TTL, NTL/TTL değerlerinde istatistiksel olarak anlamlı bir fark görülmedi. Ancak TSH, FSH değerleri PP vakalarında kontrol grubuna göre anlamlı olarak yüksekti (p=0,017, p=0,002). Serbest T4 değeri ise PP vakalarında kontrol grubuna göre anlamlı düşük bulundu (p<0,001). PP grubunun hemoglobin değerlerinin ortalamasının kontrol grubuna göre daha düşük olmasına rağmen (p = 0,049) anemi oranları benzerdi (p = 0,205). Sonuç olarak, TOS ve OSİ'nin PP vakalarındaki düşüklüğü bu hastalardaki östrojen yüksekliği ile ilişkili olabilir. Önümüzdeki yıllarda anne yaşı ve PP ilişkisini gösteren araştırmalar yapılabilir. Anahtar kelimeler: puberte prekoks, oksisdan, antioksidan, tiyol

AntioksidanlarErgenlik-erkenKız çocukları+3
Tülin Köksal
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
DoktoraAçık ErişimTR

Doğum sonu servislerde bebek dostu hastane politikalarının uygulanmasının ilk 2 yaşta anne sütü ile beslenme üzerine etkisi

Giriş: Bebek Dostu Hastane Girişimi(BDHG), emzirmenin her yönüyle iyileştirilmesini amaçlayan bir kalite iyileştirme programıdır. BDHG uygulamalarının, anne sütü ile beslenme başarısını arttırdığı gösterilmiştir. Ülkemizdeki hastanelerin çoğu BDH (Bebek Dostu Hastane) olmasına rağmen emzirme oranları hedeflerin çok gerisindedir. Amaç:Çalışmamızın amacı BDHG politikalarının uygulandığı hastanemizde doğmuş olan bebeklerin ilk iki yılda emzirme oranlarını belirlemek ve emzirme oranları ile buna etki eden faktörler arasındaki ilişkiyi değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem:1 Ocak 2013- 31 Aralık 2017 tarihleri arasında hastanemizde doğan ve Yenidoğan Servisi'nde takipleri yapılan, gebelik yaşı 35 hafta ve üzerinde olan 2645 bebeğin dosyaları retrospektif olarak taranarak ve sonrasında aileleri ile iletişim kurularak bilgiler toplanmıştır Bulgular:Bebeklerin %43,4'ü ilk 6 ay boyunca sadece anne sütü , %17,5'i anne sütü ve su ,%38,5'i karışık ve % 0,6'sı ise sadece formül süt ile beslenmişti. Bebeklerin %44,6'sı ise 24 ay ya da daha fazla süre anne sütü ile beslenmişti. Emzirme oranlarımız ülkemiz geneline göre oldukça yüksek bulunmuştur. Sonuç:Bir kurumun BDHG ("On Adım") uygulama ile uyumluluğu ne kadar büyük olursa, emzirmeye başlama oranları ve daha uzun emzirme süreleri o kadar fazla olmaktadır. BDHG'nin ulusal politikalara, programlara entegre edilmesi, bakım kalitesinin sürekli olarak izlenmesi ve etkin denetimi yoluyla ülke genelinde belirli bir düzeyin sağlanması, emzirme oranlarının istenilen düzeylere ulaşmasına katkı sağlayacaktır. Anahtar Kelimeler : Emzirme, Bebek Dostu Hastane Girişimi , On Adım, Mama Kodu

Anne sütüBebek beslenmesiBebekler+2
Ömer Akçağıl
İstanbul University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
DoktoraAçık ErişimTR

Çocuk sağlığı izleminde mikrosefali tanısı almış çocukların değerlendirilmesi

Mikrosefali, beyin gelişiminde yetersizlik veya duraklama sonucu gelişmektedir. Bu çalışmada mikrosefali saptanan çocuklarda risk faktörleri ile mikrosefalinin gelişim üzerine etkilerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışmada bir Üniversite Hastanesi Çocuk Sağlığı İzlem Polikliniği'nde 2002-2020 tarihleri arasında izlemleri yapılan 49'u mikrosefali olan ve 98'i baş çevresi yaşa göre normal sınırlarda olan toplam 147 çocuğun kişisel sağlık dosyaları değerlendirildi. Doğumda veya doğum sonrası herhangi bir izlemde ölçülen baş çevresi SDS değeri -2 ve altnda olması mikrosefali olarak tanımlandı. Retrospektif vaka kontrol çalışmasında mikrosefalisi olan çocuklarda anne ve baba yaşı daha küçük, gestasyon haftası, doğum ağırlığı ve doğum boyu daha düşüktü. Gestayon yaşına göre düşük doğum ağırlığında (SGA) doğum öyküsü, fetal ultrasonografide sorun ve annede preeklampsi varlığı mikrosefalisi olan çocuklarda daha fazlaydı. Mikrosefalisi olmayanlarda anne ve baba eğitim düzeylerinin daha yüksek olduğu gözlendi. Mikrosefali vakalarında nörolojik sorun, konjenital kalp hastalığı ve dismorfik bulgu varlığı daha fazla ve desteksiz oturma beceri kazanma yaşları daha geçti. SGA varlığı (OR 17,162, 95% CI 6,297-46,772) ve nörolojik sorun varlığı (OR 9,65, 95% CI 1,190-78,303) mikrosefali için risk faktörü olarak belirlendi. Mikrosefali prognozunu belirleyebilmek, gerekli durumlarda genetik danışmanlık vermek, eşlik eden hastalıkları belirlemek için etiyoloji ve risk faktörlerinin belirlenmesi önemlidir. Ayrıca çalışmamız baba yaşının mikrosefali vakalarında etken olabileceğini gösteren ilk çalışmadır.

GebelikKafaMikrosefali+5
Gonca Keskindemirci
İstanbul University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
DoktoraAçık ErişimTR

Çocuk sağlığı izlem polikliniğine gelen çocukların dil gelişiminin değerlendirilmesi

Çocuk sağlığı izlemlerinde dil gelişiminin sağlıklı olabilmesi ve gecikmelerin erken tanınması için gözlem ve standart gelişim tarama testlerinin düzenli olarak kullanılması önerilmektedir. Bu çalışmada sağlıklı çocuklarda dil gelişimini etkileyen etmenlerin dil gelişimi üzerindeki etkisinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çocuk Sağlığı İzlem Polikliniği'ne gelen 2 yaş -7 yaş 11 ay arası, ortalama yaşın ay olarak 54,36 ay ve yıl olarak da 4,53 yıl olduğu, ebeveynlerinin onam verdiği 218 çocuğun, önce ebeveynlerine anket uygulandı ve sonra da her bir çocuğa Türkçe Erken Dil Gelişim Testi (TEDİL) uygulandıktan sonra değerlendirme yapıldı. Çocukların %51,8'i kızlardan oluştu. Sosyo-demografik özellikler ve TEDİL alıcı ve ifade edici dil standart puanları karşılaştırıldığında; çocuğun cinsiyeti, yaşı ve ebeveyn yaşıyla TEDİL testi puanları arasında anlamlı bir ilişki saptanmadı. Anne eğitim düzeyi ile her iki dil, baba eğitimi düzeyi ile sadece alıcı dil standart puanında anlamlı ilişki bulundu. Anne mesleğiyle, TEDİL alıcı dil puanları ve ailedeki çocuk sayısı ile ifade edici dil puanları anlamlı etkilenmiş bulundu. Kreş veya okula giden çocuklarda TEDİL ifade edici dil puanları anlamlı yüksek bulundu. Teknolojik alete başlama zamanı ve geçirdiği zamanın dil testi puanlarını etkilediği bulundu. Kitap okunma süresi, başlanma yaşı ve seçilen kitabın çocuğun yaşına uygun ve resimli olmasıyla TEDİL standart puanları arasında anlamlı olarak ilişki saptandı. Çalışmanın sonunda ebeveynlere bilgilendirme yaptığımızda, çocuklarının dil ve konuşma gelişimi için ilk kez danışmanlık hizmeti aldıklarını saptadık. Bulgularımıza dayanarak çalışmaya alınan her çocuğun dil ve konuşma gelişimi açısından değerlendirilmesi ve dil gelişimini etkileyecek olumlu veya olumsuz etmenler konusunda aileleri bilgilendirmek ve önerilerde bulunmanın daha sağlıklı dil ve konuşma becerilerinin kazanılmasını sağlayacağı ifade edilebilir.

Dil gelişimiKitap okumaMedya+4
Zühal Gündoğdu
İstanbul University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
DoktoraAçık ErişimTR

Konjenital kalp hastalığı olan çocukların aşılanma durumlarının değerlendirilmesi

Amaç: Aşılar tüm çocuklar gibi kalp hastalığı olan çocukların da sağlıklı bir yaşam sürmesi için büyük önem taşımaktadır. Ancak mevcut hastalıkları nedeniyle bu çocukların aşı takvimlerinde aksamalar olabilmektedir. Bu çalışmanın amacı konjenital kalp hastalığı olan çocukların aşılanma durumlarının değerlendirilmesidir. Gereç ve Yöntemler: Bu çalışma İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi ve İstanbul Cerrahpaşa-Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Kardiyoloji polikliniğinde düzenli olarak takip edilen 0-8 yaş arası 188 konjenital kalp hastalığı olan çocuğun ailelerine anket uygulanarak gerçekleştirilmiştir. Ankette aile bilgileri, çocukların tıbbi özgeçmişleri ve aşılanma durumları sorgulanmıştır. Ulusal aşı takviminde yer alan ve almayan aşılar ile Pavilizumab uygulanıp uygulanmadığı kaydedilmiştir. İstatistiksel analizler NCSS 2007 Statistical Software programı ile yapılmıştır. Bulgular: Bu çalışmada kalp hastalığı olan çocukların ulusal aşı takviminde yer alan aşılarla aşılanma oranları sağlıklı çocuklara kıyasla yüksek saptanmıştır. İnfluenza aşılanma oranı ise çok düşük bulunmuştur. Ek hastalık varlığında ise KKK ve suçiçeği aşılarının yapılma oranı daha düşüktür (p<0,05). Geçirilmiş kardiyak operasyonlar ve beslenme durumu aşı takvimini etkilememektedir (p>0,05). Sonuç: Konjenital kalp hastalığı olan çocukların kronik hastalıklarının takibi dışında aşılarının da düzenli ve eksiksiz yapılması sağlıklı bir yaşam sürmeleri açısından önem taşımaktadır. Bu çocukların izlemini yapan sağlık ekibinin aşı uygulamaları konusunda bilgi düzeylerini arttırması, aileleri aşılar hakkında bilgilendirmesi ve aşı uygulamalarının takibini yapmaları gereklidir.

AşılamaAşılarKalp defektleri-konjenital+3
Kevser İrem Cantürk
İstanbul University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
DoktoraAçık ErişimTR

Dayanıklı çocuklar ve kanıta dayalı dayanıklı çocuk yetiştirme yöntemleri

Dayanıklılık alanında yapılan araştırmalarda destekleyici ve duyarlı ebeveynliğin koruyucu faktörlerden olduğu gösterilmiştir. Bu araştırmada dayanıklılık (resilience) tanımını alanyazındaki son çalışmalarla birlikte incelemek ve ebeveyn-çocuk ilişkisinin çocuklarda dayanıklılığa etkisini değerlendirmek amaçlanmaktadır. Pubmed'de "parenting", "resilience", "resilient" anahtar kelimeleri kullanılarak anadili sadece İngilizce, Türkçe, Almanca ve Fransızca olan Pubmed'de bu konuda ilk yayınlanan makale tarihinden 1 Haziran 2018 tarihine kadar yayınlanmış olan makaleler tarandı. Başlığında, özette ya da anahtar kelimelerinde resilience, resilient kelimeleri olan ya da ana metinde "resilience" ya da "resilient" tanımı yapılmış olan ve ebeveyn-çocuk ilişkisinin dayanıklılığa olan etkisini inceleyen 44 tane orijinal araştırma makalesi değerlendirmeye alındı. Konusu fizyoljik dayanıklılık, ebeveyn dayanıklılığı olan ya da ebeveyn-çocuk ilişkisini yüzeysel inceleyen makaleler araştırma dışı bırakıldı. Ulakbilim'de "dayanıklılık" ve "yılmazlık" anahtar kelimeleri ile yapılan arama sonucunda ebeveynliğin etkisini araştıran sadece 1 makale araştırma için değerlendirmeye alındı. Dayanıklılıkla ilgili genel alanyazın taramasında ya da diğer makalelerden referans sonucu ulaşılan, araştırma kriterlerine uygun 12 makale de çalışmaya eklenerek sonuçta 57 makale değerlendirildi. Yetkin ebeveynlik, sıcak ve iyi anne-çocuk ilişkisi, olumlu ebeveynlik ve çocuklarla geçirilen zamanınn kalitesinin dayanıklılığı olumlu yönde etkilediği, otoriter ve sert ebeveynliğe maruz kalan çocukların daha az dirençli olduğu görülmüştür. Ailelere çocuk bakımı konusunda verilen eğitimlerin ailelerin bilgi düzeylerini ve yetilerini arttırdığı bilinmektedir. Ebeveynlerin çocuklarda dayanıklılık geliştirme açısından bilgilendirilmeleri, bu konuda farkındalık yaratılması, dayanıklı nesillerin yetişmesine yol açabilir.

Ana-babaDayanıklılıkFiziksel dayanıklılık+2
Esra Karapınar
İstanbul University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
DoktoraAçık ErişimTR

Allojenik hematopoetik kök hücre transplantasyonu yapılan 0-18 yaş aralığındaki çocuk hastaların özellikleri ve aşılama sonrası durumlarının değerlendirilmesi

Hematopoetik kök hücre nakli (HKHN) sonrası, aşı ile önlenebilir hastalıklara karşı bağışıklığın kaybedilmesi nedeniyle yeniden aşılama programı önem taşımaktadır. Programdaki inaktif ve canlı aşıların nakilden sırasıyla 6 ve 24 ay sonra uygulanması önerilmektedir. Bu tez çalışmasında allojenik HKHN yapılan çocuk hastaların aşı programına uyumunun ve aşılama sonrası hümoral bağışıklık durumunun değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Allojenik HKHN sonrası 2. yılını dolduran çocukların nakil ve aşı kayıtları ile aşılama sonrası hepatit-B, hepatit-A, boğmaca, kızamık, kızamıkçık, kabakulak, su çiçeği IgG antikor sonuçları değerlendirildi. Hastaların (n=173) yaş ortanca değeri 70,5 ay olup, %60,2'si erkekti. Yeniden aşılama başlangıç zamanı ortanca değeri 15 aydı, bu süre graft versus host hastalığı tanısı alanlarda artmıştı. Aşı programına uyumsuzluk, inaktif aşılar için %70, canlı aşılar için ise %86 oranında saptandı. Hastaların 22'sine oral çocuk felci, 3'üne BCG aşısı uygulandığı saptandı, hiç bir hastada istenmeyen etkiye rastlanmadı. Aşıları tamamlananlarda seropozitiflik oranları; hepatit-B aşısında %90,5, hepatit-A'da %93,7, boğmacada %91,2, kızamıkta %87,5, kızamıkçıkta %91,3, kabakulakta %79,2, suçiçeğinde %80 saptandı. Bağışıklık yanıtları nakil ilişkili özelliklere göre değerlendirildiğinde kızamık aşısı pozitiflik oranı hemoglobinopatiler grubunda daha düşük saptandı. Boğmaca antikorlarından adenilat siklaz toksini antikoru pozitiflik oranı, düşük antijen içerikli boğmaca aşısı (Tdab) ile aşılanan hastalarda yüksek boğmaca antijen içeren (DaBT) ile aşılananlara göre daha yüksek saptandı. Bulgularımız aşı uygulamasındaki uyumsuzlukların giderilmesi, güncel uygulamaların takibinin ve daha fazla geniş çaplı multidisipliner araştırmaların yapılması gerekliliğini ortaya koymaktadır. Sosyal Pediatri Bilim Dalı eğitimlerinin üniversitelerde yaygınlaştırılması ve HKHN alıcıları gibi özel grupların çocuk sağlığı izlemi, aşılama gibi koruyucu sağlık hizmetlerinin deneyimli uzmanlarca multidisipliner yaklaşımla yapılması, olumsuz sonuçların önüne geçilmesini sağlayacaktır. Anahtar Kelimeler : Hematopoetik kök hücre nakli; yeniden aşılama; antikor; kızamık; boğmaca

AntikorlarAşılamaAşılar+6
Öykü Özbörü Aşkan
İstanbul University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2020
00
DoktoraAçık ErişimTR

Erken süt çocukluğu döneminde tamamlayıcı beslenmeye geçişte ve beslenme sorunlarında babanın rolü

Çocuklarda sık görülen davranışsal sorunlardan birisi de beslenme sorunudur. Babaların beslenme sırasındaki olumsuz tutumlarının çocuklarda beslenme sorunlarını arttırdığı gösterilmiştir. Bu çalışmada, babalara anneler ile birlikte eğitim verilerek, tamamlayıcı beslenmeye geçişte babaların anneyi desteklemesinin bebeklerin davranışsal yeme sorunlarının ortaya çıkmasına etkisi ve anne/babaların beslenme süreci ile ilgili yaklaşımlarının belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışmaya Eylül 2019-Haziran 2020 tarihleri arasında Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Genel Pediatri Polikliniğine başvuran, tamamlayıcı beslenmeye geçiş dönemindeki 168 bebek ve bu bebeklerin anne/babası alındı. Çalışma grubunda anne ve babalara, kontrol grubunda ise annelere 20 dakika süre ile Tamamlayıcı Beslenmeye Geçiş Rehberine uygun şekilde eğitim verildi. Anket aracılığıyla bebeklerin beslenme öyküleri, anne ve babaların beslenme tutum ve davranışları değerlendirildi. Anne ve babaların beslenme süreci ile ilgili duygu, düşünce ve tutumları Beslenme Süreci Anne Tutumları Ölçeği ile bebeklerin davranışsal pediatrik yeme durumu ise ebeveyn görüşlerine göre Davranışsal Pediatrik Besleme Değerlendirmesi Ölçeği kullanılarak araştırılmıştır. Beslenme eğitimi sonrasında çalışma grubunda babanın anneye bebek beslenmesinde yardımcı olma sıklığının bebeğin 6.ayında %16,5'den, 9.ayda %85,9'a, 12.ayda %96,5'e arttığı, kontrol grubunda ise 6.ayda %19,3, 9.ayda %49,4, 12.ayda %75,9 olduğu gösterilmiştir (p<0,05). Beslenme sorunu sıklığı çalışma grubunda 9. ayda %44,7 ve 12. ayda %18,8 olarak bildirilmiştir. Kontrol grubunda beslenme sorunu sıklığı sırasıyla %79,5 ve %65 olarak bulunmuştur. Gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmıştır (p<0,05). Beslenme eğitimi sonrasında çalışma grubunda anne ve babaların Beslenme Süreci Anne Tutumları Ölçeği ve Davranışsal Pediatrik Besleme Değerlendirme Ölçeği toplam puanlarının kontrol grubuna göre daha düşük olduğu gösterilmiştir. Çalışma grubunda annelerin Beslenme Süreci Anne Tutumları Ölçeği toplam puanı 9.ayda 77,08±10,96, 12.ayda 77,34±10,16, kontrol grubunda ise 9.ayda 89,51±12,75, 12.ayda ise 89,00±12,77 olarak bulunmuştur (p<0,01). Çalışma grubunda annelerin bebeklerini beslerken gösterdiği tutumlarla ilgili sorunlarının orta düzeyde, kontrol grubunda ise yüksek düzeyde olduğu bulunmuştur. Çalışma grubunda babaların bebeklerini beslerken gösterdiği tutumlarla ilgili sorunların daha düşük düzeyde olduğu gösterilmiştir. Beslenme eğitimi sonrasında çalışma grubunda Davranışsal Pediatrik Besleme Değerlendirme Ölçeği puanının, annelerde 9 ve 12.ayda sırasıyla 56,61±8,96 ve 57,02±6,93, babalarda 54,36±6,82 ve 53,31±6,62, kontrol grubunda ise sırasıyla annelerde 67,97±9,66 ve 65,54±8,52, babalarda ise 62,54±6,69 ve 61,28±7,73 olduğu saptandı (p<0,01). Çalışma grubunda bebeklerin düşük seviyede sorun yaratacak yeme davranışı ve beslenme alışkanlığı olduğu gösterilmiştir. Annelerle birlikte babalara da tamamlayıcı beslenmeye geçiş döneminde beslenme ve beslenme sorunlarına yönelik eğitim verilmesi, anne/babaların beslenme tutum ve davranışlarını olumlu olarak etkilemekte ve bebeklerde erken dönem davranışsal beslenme sorunlarını azaltmaktadır.

Bebek beslenmesiBebeklerBeslenme davranışı+3
Beril Aydın
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00