
1.161
Arşivlenen Tez
1
DOI Atanmış
0%
DOI Oranı
Anabilim Dalı
Tarım sektöründe toplam faktör verimliliği (TFV) ve kamu politikaları: Türkiye ve Hollanda'nın Malmquıst TFV endeksi ile karşılaştırmalı analizi (1961–2021)
Bu çalışmanın amacı, Türkiye ve Hollanda tarım sektörlerinin 1961-2021 dönemi toplam faktör verimliliğini (TFV) Malmquist TFV Endeksi ile analiz etmek ve kamu politikalarının TFV üzerindeki uzun dönem etkilerini değerlendirmektir. Çalışmada, Veri Zarflama Analizi (VZA) yöntemiyle, sabit (CRS) ve değişken getiri ölçeği (VRS) varsayımları altında, girdi ve çıktı odaklı yaklaşımlarla, teknik etkinlik değişimi (TC), teknolojik değişim (TC) ve kümülatif değişimi ölçen Malmquist Toplam Faktör Verimliliği (MTFV) Endeksi hesaplanmıştır. Analizlerde kullanılan 1961-2021 dönemi tarımsal üretim, arazi, işgücü ve sermaye verileri ABD Tarım Bakanlığı'ndan (USDA-ERS) elde edilmiştir. Türkiye ve Hollanda'nın TEC, TC ve MTFV endeks değerlerine ilişkin bulgular, iki ülkenin tarım sektörlerindeki yapısal değişimin nasıl farklılaştığını göstermektedir. Hollanda, hem girdi ve hem de çıktı odaklı CRS ve VRS ölçümlerinde TEC açısından Türkiye'den daha iyi performans sergilemiştir. Hollanda'nın TEC değerleri genellikle 1'in üzerinde gerçekleşmiştir. Bu durum, Hollanda'nın TEC değerini artırarak tarımsal üretimini sürdürdüğünü göstermektedir. Türkiye ise, girdi odaklı CRS ölçümünde TEC (0,991) değerinde hafif bir kayıp yaşamış, ancak çıktı odaklı analizde olumlu bir gelişme (TEC 1,011) göstermiştir. TC açısından Hollanda'nın hem girdi ve hem de çıktı odaklı değerleri de Türkiye'ye kıyasla daha yüksek bulunmuştur. Hollanda'nın girdi odaklı TC değeri 1,017 iken Türkiye'nin girdi odaklı TC değeri 1,007'dir. Bu fark, Hollanda'nın teknolojik yenilikleri daha hızlı benimsediğine işaret etmektedir. Türkiye, 1'e yakın olarak bulunan TC değerleriyle teknolojik gelişim sağlasa da, bu artışın Hollanda'ya kıyasla daha sınırlı olduğu görülmektedir. MTFV endeksi açısından da Hollanda'nın değerleri, Türkiye'ye kıyasla genellikle daha yüksektir. Bu durum, Hollanda'nın hem TEC, hem de TC değişimi açısından daha sürdürülebilir bir performans sergilediğini ortaya koymaktadır. Türkiye ise MTFV endeksinde özellikle çıktı odaklı nispi bir iyileşme göstermiş (1,004), ancak genel anlamda Hollanda kadar iyi bir performans sergileyememiştir. Kümülatif MTFV analizleri, Hollanda'da sürekli verimlilik artışını, Türkiye'de ise istikrarsız ve sınırlı gelişmeler yaşandığını göstermektedir. Parçalı arazi yapısı, küçük ölçekli aile işletmeleri, düşük Ar-Ge yatırımları, yetersiz tarımsal eğitim, yenilikçi teknolojilere sınırlı adaptasyon ve istikrarsız politikalar gibi yapısal sorunlar, Türkiye'nin TFV büyümesini kısıtlamaktadır. Türkiye'nin sübvansiyon odaklı kamu politikaları, dönemsel TFV artışlarına yol açsa da, istikrarlı bir artış sağlanamamıştır. Hollanda'nın TFV artışı, Ar-Ge odaklı politikalar, hassas tarım teknolojileri, OTP reformları, kurumsallaşma ve etkin tarım eğitimi modeline dayanmaktadır. Uzun dönemi kapsayan analizlerle literatürdeki önemli bir boşluğu dolduran bu çalışma, stratejik politika önerileri geliştirmek için bilimsel bir perspektif sunmaktadır.
Kamu ekonomisi açısından sağlık sektöründe kamu özel sektör ortaklıklarına bakış: Uşak ili araştırması
Kamusal nitelikli mal ve hizmetler, özelliğine bağlı olarak, kamu ekonomisi ve/veya özel sektör tarafından topluma sunulmaktadır. Özel sektör, kamusal nitelikli mal ve hizmetlerin üretilip topluma sunulmasında tek başına tedarikçi olarak görev alırken, bazı mal ve hizmetlerin topluma sunumunda ise kamu ekonomisi birimleri ile işbirliği içinde görev alabilmektedir. Kamusal nitelikli hizmetlerin, kamu ve özel sektör işbirliği biçiminde, sunumu konusunda standart uygulama örnekleri geliştirilememiş olduğu görülmektedir. Kamu yararı, kamu hizmeti ve kamu hizmetinin hangi yöntemlerle, özel sektörle işbirliği çerçevesinde gerçekleştirilmesi gerektiği gibi konuların net bir şekilde anayasal ve yasal olarak belirlenmemiş olması bu sonucun doğmasında etkili olmaktadır. Kamu özel sektör işbirliğinin sağlanması ile ilgili olarak; proje seçiminden, uygulamasından ve verilen garantilerden kaynaklanan sorunların varlığı gibi çeşitli hukuki, iktisadi ve idari sebeplerle Türkiye'de de kamu özel sektör işbirliği istikrarlı bir şekilde kurulamamıştır. Zamanla kamu hizmetlerinin nitelik ve nicelik olarak artması kamu finansman gereksinimini artırmış ve mevcut kaynakların etkin kullanımının sağlanamaması nedeniyle kamusal nitelikli mal ve hizmetlerin sunumunda alternatif modellerin geliştirilerek uygulanmasının zorunluluğu artmıştır. Bu gerekliliğe bağlı olarak toplumun refah düzeyinin yükseltilmesi ve mevcut kaynakların etkin biçimde kullanılmasını sağlamak amacıyla Türkiye'de kamu özel sektör ortaklık modellerinin geliştirilip uygulanması tercih edilmiştir. Bu çerçevede, 2000'li yıllardan günümüze, ulaştırma ve sağlık sektörü başta olmak üzere değişik kamu özel sektör işbirliği modelleri geliştirilerek uygulanmaya başlanmıştır. Çalışmada, kamu özel sektör işbirliği modellerinin çalışma esasları ortaya koyularak, sağlık sektörü özelinde kamu özel sektörü işbirliğinin toplum tarafından nasıl algılandığının araştırılması amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda, kamusal mal ve hizmetlerin özellikleri ile üretim ve sunumuna ilişkin açıklamalar yapılarak, kamu özel sektör işbirliğinin sağlanabileceği alanlar ve modeller ülke örneklerinden hareketle ortaya koyulmuştur. Akabinde ise sağlık sektörü özelinde kullanılan kamu özel sektör işbirliğine toplumun bakışı Uşak İli örneği üzerinden belirlenmeye çalışılmıştır. Kamu özel sektör ortaklıklarına ilişkin algının belirlenmesinde anket yönteminden faydalanılmıştır. Sağlık çalışanlarına ve sağlık hizmetlerinden yararlananlara uygulanan anketlerden elde edilen sonuçlar SPSS 18 programında analiz edilerek değerlendirilmiştir.
Vergi mükelleflerinin vergi suç ve cezaları ile temel vergilendirme ilkelerine bakış açısının analizi: Afyonkarahisar örneği
Mükellefin vergiye gönüllü ve cebri uyumunu sağlayacak mekanizmaların mali sistem içine yerleştirilmesi gerekmektedir. Bu çerçevede mükelleflerin vergiye cebri uyumunu sağlayacak ve gönüllü uyuma yönlendirecek ceza uygulamalarından yararlanılmaktadır. Çalışmada, vergi cezalarının veriye karşı gelişen direncin neden olduğu olumsuzlukların giderilmesinde etkinliği araştırılmıştır. SPSS 19.0 analiz programı kullanılarak verilerin daha sağlıklı bir şekilde yorumlanmasına önem verilmiştir. Afyonkarahisar ili ve ilçelerinde uygulanan anket çalışması toplamda 41 sorudan oluşmaktadır. Bunlardan 13'ü mükellefleri tanımaya yönelik demografik sorulardan oluşurken, 28'i ise verginin cezalarının ağırlığı, vergi ceza ve uygulamalarının eşitliği, kanunların boşluğu ve anlaşılabilirliği, vergi aflarına bakış açıları ve vergi suçlarına karşı verilen cezaların caydırıcılığı konusundaki düşüncelerine başvurulmuştur. Elde edilen verilere göre mükelleflerden vergi kanunlarında boşluk olduğunu % 54 oranında düşünürken, vergi uygulamalarının eşit uygulandığını düşünenler % 30 şeklinde gerçekleşmiştir. Aynı zamanda vergi afları konusunda ise % 72 oranında kriz dönemlerinde afların kullanılması gerektiğini ve zamanında vergi ödeyenlere bir haksızlık olduğunu sadece vergi ödemeyenlere kolaylık sağladığını dile getirmişlerdir. Vergi cezalarının caydırıcı olduğunu düşünenler ise % 81 civarında olurken aynı oranda da vergi tahsilâtında da cezaların kullanılması gerektiği düşüncesi hâkimdir. Anahtar Kelimeler: Vergi, Vergi Suçu, Vergi Cezası, Vergi Tahsilâtı, Vergi Ceza Hukuku, Vergi Cezalarının Caydırıcılığı, Tahsilât, Ceza, Suç, Verginin Unsurları, Vergileme Süreci, Verginin İlkeleri Bu tez Uşak Üniversitesi BAP Koordinasyon Birimi tarafından 2013/TP012 numaralı yüksek lisans tez projesi olarak desteklenmiştir
Türkiye'de uzlaşma mekanizmasının işleyişi ve anayasal vergileme ilkeleri açısından analizi
Türk vergi hukukunda vergilendirme süreci içerisinde mükellef ile idare arasında çeşitli nedenlerden dolayı uyuşmazlıklar ortaya çıkmaktadır. Ortaya çıkan uyuşmazlıkların çözümü için idari ve yargısal yöntemler kullanılmaktadır. Bunların içerisinde uzlaşma müessesesinin yeri çok önemlidir. Devlet, sunmuş olduğu kamu hizmetlerinin finansmanını sağlamak için vergi toplarken, mükellef ile idare arasında yaşanan sorunları barışçıl yollarla çözüme kavuşturulmasını istemektedir. Vergileme sürecinde yaşanan anlaşmazlıkların idari aşamada çözüm yolu olarak kullanılan uzlaşma mekanizması barışçıl çözüm yollarından biridir. Bu çalışmada, Türkiye'de uzlaşma mekanizmasının işleyişi incelenmiş ve anayasal vergilendirme ilkeleri açısından uzlaşma sonuçlarının analizi yapılarak yorum ve değerlendirmelerde bulunulmuştur. Çalışma üç bölümde ele alınmıştır. Birinci bölümde, vergi uyuşmazlığının ortaya çıkış süreci ve bu sürece etki eden unsurlar incelenmiştir. İkinci bölümde, vergi uyuşmazlıklarının idari aşamada çözümüne ve uzlaşma mekanizmasının amacı, kapsamı, işleyişi ve sonuçları üzerinde durulmuştur. Üçüncü bölümde ise, Türkiye'deki uzlaşma mekanizmasının tarihsel gelişimi ve uygulama sonuçlarının sayısal ve Anayasal vergileme ilkeleri açılarından değerlendirilmesi yapılmıştır.
Türkiye'de vergi adaletini sağlamada ödeme gücünü kavrama uygulamalarının etkinliği: Aydın ili özelinde amprik araştırma
Devlet, bir toplumda yaşayan insanların kolektif ihtiyaçlarını sağlamak için oluşturulmuş en büyük organizasyon olarak adlandırılmaktadır. Tam kamusal mal ve hizmetler nitelikleri dolayısıyla kamu ekonomisi çerçevesinde sunulmaktadır. Özel sektör, mal ve hizmetlerin nasıl sunulacağını piyasanın belirlediği arz ve talep dengesi içerisinde belirler. Kamusal mallar ise siyasi karar alıcılar tarafından bütçe kısıtı dahilinde sunulabilmektedir. Devletin kamusal hizmetleri yerine getirebilmesi için de temel gereksinim duyduğu kaynak vergilerdir. Vergiler salt olarak kamusal kaynak olmasının haricinde ekonomik istikrarın sağlanması ve sosyal hayatı düzenleyici bir etken olarak görülmektedir. Özel ekonomiden, kamu ekonomisine gelir aktarımı olan vergileme sürecinde asıl önemli olan verginin kimlerden ve hangi faktörlere göre toplanacağıdır. Vergi yükünün mükellefler tarafından karşılanması temel olarak "fayda prensibi" ve "ödeme gücü prensibi" olarak iki kriter üzerinden incelenmektedir. Fayda prensibi, vergiyi piyasa sistemine benzetmektedir. Fayda prensibine göre mükellef ile devlet arasındaki ilişki, "bir şeyin kendisine eşit olan başka bir şeyle değiştirilmesi" esasına dayanmaktadır. Mükellef kamusal malların karşılığını o mala atfettiği değer kadar ödeyecektir. Fayda prensibine göre daha eski ve kapsamlı olan ödeme gücü, vergiyi kişinin kendisi ve ailesini geçindirebilecek seviyenin üstündeki miktar olarak değerlendirmektedir. Vergilemenin, mükelleflerin ödeyebilme gücü ile orantılı olması gerektiği vurgulanmıştır. Ödeme gücünün nasıl belirleneceği hususunda da; gelir, harcama ve servet faktörleri üzerinde durulmuştur. Fayda prensibine nazaran verginin tabana yayıldığı ödeme gücü prensibi vergi sistemimiz tarafından da uygulanmaktadır. Vergi adaletine yatkın olan ödeme gücü yaklaşımının göstergelerinin; gelir, harcama ve servet olmasının yanında vergi ödeme gücüne ulaşmada yararlanılan araçlar arasında; en az geçim düzeyi, ayırma ilkesi, muafiyet, istisna ve indirim son olarak da tarife yapısı yer almaktadır. Çalışmada, vergilemede adaletin sağlanmasında ödeme gücünü belirleyen faktörlerin etkinliğinin araştırılması amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda, fayda ve ödeme gücü prensipleri açıklanarak, vergi ödeme gücü araçlarının kullanımı etkinliğinin belirlenmesinde anket yönteminden faydalanılmıştır. Toplumun birçok kesimini içerisine alan mükelleflere uygulanan anketlerden elde edilen sonuçlar SPSS 23 programında analiz edilerek değerlendirilmiştir. Anahtar kelimeler: Vergi, Vergilemede Adalet, Fayda Yaklaşımı, Ödeme Gücü Yaklaşımı, Mali Güç.
Katılımcı bütçe ve mali yerelleşme ilişkisi: Uşak ili örneği
Küreselleşme olgusunun tüm dünyaya yayılmasıyla başlayan değişimler, yönetim alanındaki değişimleri de beraberinde getirmiştir. Küreselleşme ile ülkeler arasında kalkan sınırlar gibi yönetim ve halk arasındaki bürokrasi duvarlarının da kalktığı görülmektedir. Yönetim anlayışındaki bu değişimler bütçe süreçlerine de yansımış ve katılımcı bütçeleme anlayışı ortaya çıkmıştır. Katılımcı bütçeleme, halkın karar alma süreçlerine katılarak harcama önceliklerini belirlemesine imkân vermektedir. Katılım, şeffaflık, hesap verilebilirlik, yönetişim ve demokrasi gibi pek çok kavramı bünyesinde barındıran katılımcı bütçeleme, yerel yönetimlerde uygulama alanı bulmuştur. Böylece 1980'lı yıllardan bu yana yasal düzenlemelere ve uluslararası sözleşmelere konu olan yerelleşme katılımcı bütçeleme anlayışıyla daha mümkün hale gelmiştir. Çalışmanın amacı katılımcı bütçeleme ve mali yerelleşme arasındaki ilişkiyi olumlu ve olumsuz yönleriyle ele almaktadır. Katılımcı bütçeleme ile mali yerelleşme arasındaki etkileşim kapsamında, Uşak İli yerel yönetim birimlerinin katılımcılık faaliyetleri ve pilot uygulamalardan Uşak İl Özel İdaresi katılımcı bütçe uygulamasının mali yerelleşme üzerine etkileri tasviri analiz yöntemiyle değerlendirilmektedir. Çalışmanın sonucunda katılımcı bütçelemenin mali yerelleşmeyle pozitif yönlü ilişkisi olduğu ve katılımcı bütçelemenin yerel yönetimlerde mali yerelleşme için uygun alt yapıyı hazırladığı sonucuna ulaşılmaktadır.
Kamu satın alımlarında doğrudan temin uygulamaları ve kanuna aykırı davranışlar kapsamında değerlendirilmesi
Kamu alımlarını düzenleyen Kamu İhale Mevzuatı ve ikincil düzenlemelerle korunmaya çalışılan ilke, kamu faaliyetlerinin kamu yararı adına sağlıklı bir biçimde yürütülmesini sağlamaktır. Bu doğrultuda yapılan değişikliklerden birisi de doğrudan teminin ihale usullerinden çıkarılmasıyla sağlanmıştır. Böylece ihale sürecinin katı hükümleri ve bürokrasinin hantallığı aşılarak ihtiyaçların daha kolay yöntemlerle karşılanmasına çalışılmaktadır. Zira belli şartların sağlandığı durumlarda kamu yararının, ihale usulü ile değil doğrudan temin usulü ile tesis edileceği öngörüsünden hareket edilmiştir. Ancak doğrudan temin sürecinde sağlanan bu kolaylıklar, iyi niyetlerle yürürlüğe konulmasına rağmen harcama sürecinde rol alan yetkililerin tutumlarına yansıyarak kamu aleyhine yaşanabilecek birçok riskleri de beraberinde getirmektedir. Bu amaçla çalışmada, doğrudan temin alımlarında kamu görevlilerine verilen yetkiler çerçevesinde kanuna aykırılığın ortaya çıkmasını sağlayacak uygulamalar inceleme kapsamına alınarak, sürecin riskleri değerlendirilmiş, elde edilen bulgularla doğrudan temin sürecinin asıl amacına uygun, verimli ve etkin bir biçimde kullanılmasına yönelik somut öneriler getirilmeye çalışılmıştır. Araştırma sürecinde inceleme kapsamına aldığımız birimin son bir yıl içerisinde gerçekleştirdiği doğrudan temin alımları mevzuat ve literatürle birlikte geniş bir yelpazede incelenmeye çalışılmaktadır. Buradan çıkarılan sonuca göre kamu yararının sağlanabilmesi adına, doğrudan temin sürecinde feda edilen ilkeler ve idarelere tanınan takdir yetkileri, birçok kanuna aykırılığı oluştursa da bunlardan en belirgini denetim mekanizmasının etkin işlemesini engelleyerek alımlarda yer alan görevlilerin tutumlarını olumsuz yönde etkilediği ve kanuna aykırı davranışlarla kamu zararını ortaya çıkardığıdır. Bu davranışların önlenmesi adına gelişen teknolojiye paralel mevzuatta yapılacak düzenlemelerle, idarelerin takdir yetkisini kullanmalarını azaltıcı önlemlerin faaliyete geçirilmesi sağlanarak; saydamlığın, hesap verilebilirliğin ve denetimin etkin işletilmesine katkı sağlanacağı görüşü üzerinde durulmuştur. Anahtar Kelimeler: Kamu Alımları, Kamu İhale Sistemi, Doğrudan Temin Usulü.
Vergilerin ekonomik kalkınma üzerindeki etkisi: Avrupa Birliği geçiş ekonomileri örneği
Ekonomik büyüme ve ekonomik kalkınma ülkelerin gerçekleştirmek istedikleri amaçlardır. Ekonomik büyüme ve ekonomik kalkınma kavramları birbirleri ile karıştırılmakta veya aynı anlamda kullanıldıkları görülmektedir. Ancak, ekonomik büyüme milli gelir artışını ifade ederken; ekonomik kalkınma milli gelir artışının yanında sosyal, kültürel ve ekonomik gelişmeyi ifade eder. Ekonomik kalkınmayı büyük anlamda gerçekleştirmiş olan gelişmiş ülkeler ekonomik büyüme ile ilgilenirken, gelişmekte olan ülkeler ise ekonomik kalkınmaya daha çok önem vermektedirler. Ekonomik kalkınma sürecinde gelişmekte olan ülkeler çeşitli sorunlarla karşılaşmaktadırlar. Bu sorunların başında şüphesiz ekonomik kalkınmanın finansmanı konusu gelmektedir. Ekonomik kalkınmanın finansmanı yurtiçi kaynaklar ve yurtdışı kaynaklar olmak üzere çeşitli şekillerde sağlanabilmektedir. Yurtiçi kaynaklar içinde ekonomik kalkınmanın en büyük finansman kaynağını şüphesiz vergiler oluşturmaktadır. Bir maliye politikası aracı olarak vergilerin birincil amacı, kamu harcamalarının finansmanını sağlamaktır. Mali amacı olan gelir sağlamanın yanında, değişen ve gelişen dünya şartları karşısında vergilere çeşitli amaçlar yüklenmiştir. Sosyal ve ekonomik olarak ifade edebileceğimiz bu amaçlar içinde, ekonomik büyüme ve ekonomik kalkınma ülkeler için büyük önem arz etmektedir. Bu çalışmada panel veri analizi kullanılarak 2003-2015 döneminde 11 Avrupa Birliği ülkesinde (geçiş ekonomileri) ve Türkiye'de dolaylı, dolaysız vergiler ile doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının ekonomik kalkınma göstergesi olarak alınan kişi başına düşen gelir üzerindeki etkisi incelenmiştir. Çalışma sonucunda, bağımlı değişken kişi başına düşen gelir ile bağımsız değişken dolaysız vergiler ve kontrol değişkeni doğrudan yabancı sermaye yatırımları arasında pozitif ilişki tespit edilmiştir. Diğer bağımsız değişken olan dolaylı vergiler ile kişi başına düşen gelir arasında negatif ilişki tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Vergiler, Ekonomik Kalkınma, Avrupa Birliği, Geçiş Ekonomileri, Panel Veri Analizi
Makro-ekonomik ve sosyal yönleriyle zekât müessesesi: Türkiye için Malezya modeli örneği
Zekat, İslam'ın en önemli şartlarından biridir. Dini bir yükümlülük olan zekatın sosyal ve ekonomik etkileri de bulunmaktadır. Türkiye'de kurumsallaşmış bir zekat sisteminin olmayışı, zekatın sosyal ve ekonomik etkilerinin ölçülmesini de zorlaştırmaktadır. Son yıllarda bazı ülkelerde zekatın kurumsallaşması için bir takım çalışmaların yapıldığı görülmektedir. Bu ülkelerin başında Malezya gelmektedir. Bu tez çalışması Malezya zekât sisteminin Türkiye'de uygulanabilirliğini konu edinmektedir. Tezin temel amacı, Malezya zekat sistemini incelemek ve Türkiye için normatif önerilerde bulunmaktır. Malezya'da yaşayan zekât mükelleflerinin Malezya zekât sistemi konusunda algı ve memnuniyet durumlarının ölçülmesi ve Türkiye'de uygulanacak en uygun zekât modelinin ortaya konabilmesi bu çalışmanın en önemli çıktılarındandır. Araştırmada; belge tarama, derinlemesine görüşme ve anket tekniğinin birlikte kullanıldığı karma yöntem tercih edilmiştir. Malezya'da federal bölgede zekat toplamakla yetkilendirilmiş Pusat Pungutan Zakat (PPZ) isimli şirketin yöneticileri ile yüz yüze görüşülmüştür. Ayrıca Kuala Lumpur, Selangor ve Terengganu eyaletlerinde yaşayan zekat mükelleflerine anket formu dağıtılmıştır. Malezya zekat sisteminin; kamu modeli, yarı kamu modeli ve özel modelden oluştuğu görülmüşütür. Malezya'da ankete katılan zekat mükelleflerinin mevcut zekat sistemden genel olarak memnun oldukları tespit edilmiştir. Yarı kamu modelinin Türkiye için daha uygun olacağı sonucuna varılmıştır.
Birleşmiş Milletler'de toplumsal cinsiyete duyarlı bütçelemenin değerlendirilmesi
Cinsiyet eşitliğini sağlamak ve sürdürülebilir kalkınmayı desteklemek amacıyla hükümetler politikalarının tamamına cinsiyet eşitliğini yaymaya çalışmaktadır. Bu kapsamda kadın haklarını korumak, ekonomi, politika ve sosyal hayatta kadınların daha aktif olmasını sağlamak amacıyla toplumsal cinsiyet eşitliğinin tüm politikalara yayılması hedeflenmektedir. Bu durum, kamu politikalarının her alanına cinsiyet eşitliğinin uygulanmasını ifade etmektedir. Toplumsal cinsiyete duyarlı bütçeleme, kadın ve erkek arasındaki eşitsizliklerden kaynaklanan sorunları ortadan kaldırmak amacıyla ortaya çıkmıştır. Bu bütçeleme sistemi kadınlar için ayrı bir bütçe yapmak anlamına gelmemektedir. Mevcut ulusal ve yerel bütçe sistemine, cinsiyet perspektifinden bakmayı, kadın ve erkeklerin ihtiyaçları doğrultusunda bütçe hazırlamayı gerekli kılmaktadır. Ülkelerin gelişmişlik seviyeleri, politika süreçleri ve cinsiyet eşitliği seviyeleri, uygulanan cinsiyete duyarlı bütçelemede farklılıklar oluşmasına neden olmaktadır. Çalışmanın amacı; cinsiyete duyarlı bütçelemenin, cinsiyet eşitliğinin sağlanması yönündeki katkılarını ortaya koymaktır. Bu kapsamda cinsiyete duyarlı bütçelemeyi destekleyen uluslararası kuruluşlardan Birleşmiş Milletler; mevcut uygulamaları, sağlandığı finansal ve teknik destekler ile öncelikli öneme sahiptir. Birleşmiş Milletler uygulamaları çerçevesinde toplumsal cinsiyete duyarlı bütçelemenin, ülkelerin cinsiyet eşitliği seviyelerine göre farklılaşan oranlarda katkı sağladığı sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Bütçeleme, Cinsiyet Eşitliği, Toplumsal Cinsiyete Duyarlı Bütçeleme.
Bankacılık sektörünün gelişiminin ekonomik büyüme üzerindeki etkisi: Türkiye örneği
Finansal sistem içerisinde önemli bir yere sahip olan bankacılık sektörünün dinamik bir sektör olması ve ekonomik büyümenin tüm ülkeler için önem arz etmesi bankaları, modern ekonomilerin vazgeçilmezi haline getirmiştir. Bankalar toplamış oldukları tasarrufları verimli yatırımlara kanalize ederek ekonomik büyümenin itici konumundadır. Bu tez çalışmasında 1960-2017 dönemlerinde Türkiye'de bankacılık sektöründeki gelişim ve doğrudan yabancı sermaye girişleri ile ekonomik büyüme arasındaki uzun dönemli ilişki ve nedensellik incelenmiştir. Çalışmada ilk olarak değişkenlerin durağanlıklarını tespit etmek amacıyla tek kırılmaya izin veren Zivot-Andrews (1992) birim kök testi, ardından ARDL yaklaşımına dayalı eşbütünleşme testi yapılmıştır. Son olarak Toda ve Yamamoto (1995) nedensellik testi yöntemi kullanılarak nedensellik testi yapılmıştır. ARDL test sonuçlarına göre hem bankacılık sektörünün hem de DYSY girişlerinin uzun dönemde ekonomik büyüme üzerinde pozitif bir etkiye sahip olduğu tespit edilmiştir. Toda Yamamoto test sonuçlarına göre bankacılık sektörünün gelişiminden ekonomik büyümeye doğru ve ekonomik büyümeden DYSY girişlerine doğru tek yönlü nedensellik olduğu belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Bankacılık Sektörü, Ekonomik Büyüme, Doğrudan Yabancı Sermaye Girişleri
Türk Vergi Hukuku kapsamında haciz ve elektronik haciz uygulaması ve değerlendirilmesi
Elektronik Devlet anlayışının gereği olarak kamu hizmetleri alanının genişlemesi, vatandaş memnuniyetinin sağlanması yanında daha kolay ve tasarruflu vergi tahsilâtı yapılabilmesi için Elektronik Devlet uygulamalarından yararlanarak kamu gelirlerinin arttırılması amaçlanmaktadır. Türk vergi siteminde kamu alacakları 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun çerçevesinde izlenmektedir. Kamu alacaklarının vadesinde ödenmemesinden dolayı alacaklı olan kamu idaresi cebren tahsil yöntemleriyle kamu borçlusunu takibe almaktadır. Bu takip yöntemleri arasında önemli bir yere sahip olan haciz uygulaması ile kamu borçlusunun mal, alacak ve haklarına el konularak kamu alacağının tahsil edilmesi yoluna gidilmektedir. Bahsi geçen el koyma işlemi fiilen yapılabildiği gibi elektronik ortamda da yapılabilmektedir. Bu uygulama ile amaçlanan; tahsilatın en kısa sürede yapılması ve kamu borçlusu ile alacaklı kamu idaresi arasında menfaat dengesinin sağlanmasıdır. Ancak bu uygulamayı kullanırken mevzuat hükümlerine ve mülkiyet hakkına azami dikkat edilmesi gerekmektedir. Bu çalışmada kamu alacağı ve vergi alacağı kavramları ve bu alacakların temerrüde düşmüş olanlarının haciz uygulamaları ile takibinin ve tahsilâtının yapılması konusu üzerinde durulmuştur. Ayrıca haciz işlemlerinin uygulama süreçleri, bu süreç içerisinde taraflar arasında yaşanan ve yaşanması muhtemel olan sorunların tespiti ve çözümü noktasında getirilen çözüm önerileri çerçevesinde haciz ve elektronik haciz uygulanmasıyla ilgili etkinliği arttıracak önerilere de yer verilmiştir.
Vergi mükelleflerinin denetim algısı: Uşak ili örneği
Devletler kamu ihtiyaçlarını karşılayabilmek amacıyla finansal kaynaklara ihtiyaç duymaktadır. Devletlerin ihtiyaç duyduğu en önemli finansman kaynağı ise vergilerdir. Vergi, devletin ihtiyaçlarını karşılamak üzere toplumu oluşturan kişi ve kuruluşlardan kazançlarına göre, karşılıksız ve zorunlu olarak almış olduğu iktisadi değerlere denilmektedir. Türkiye'de vergiler beyan usulüne dayanmaktadır. Vergilerin doğru bir şekilde hesaplanması için vergi mükellefleri tarafından belirtilen beyanların gerçeği yansıtıp yansıtmadığı büyük önem taşımaktadır. Beyanların gerçeği yansıtıp yansıtmadığının tespit edilmesi için etkin bir vergi denetimine ihtiyaç duyulmaktadır. Vergi denetimi, idarenin ve mükelleflerin vergi kanunlarına uygun hareket edip etmediğinin belirlenmesi ve belirlenen hatalı uygulamaların düzeltilmesini sağlayarak vergi kayıp ve kaçaklarının önüne geçmek amacıyla vergi idaresi tarafından yapılmaktadır. Bu çalışmada, vergi mükelleflerinin beyanlarını bildirmeleri konusunda vergi denetimi algılarının önemini ortaya koymak ve vergi mükelleflerinin denetim algıları sonucu mükelleflerde ortaya çıkan davranışları araştırmak amaçlanmaktadır. Bu amaç doğrultusunda Uşak ilinde bulunan toplam 471 vergi mükellefi ile anket yapılmıştır. Anket sonucunda elde edilen veriler SPSS 23.0 paket programı kullanılarak analiz edilmiştir. Verilerin analizinde çeşitli tanımlayıcı istatistiklerle birlikte T testi, Anova testi ve Çapraz Tablo analizlerinden yararlanılmıştır. Bu analizlerle vergi denetiminin aktif bir şekilde yapılmadığı, vergi sisteminin adaletsiz olduğu ve vergi denetimlerinin arttırılması gerektiği sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Vergi, Denetim, Vergi Denetimi, Vergi Denetim Algısı.
Vergi güvenlik önlemleri ve vergi planlamasının Türk vergi sistemi açısından değerlendirilmesi: Gelir üzerinden alınan vergiler örneği
Devletlerin, kamusal hizmetleri sunabilmek için başvurdukları en önemli kaynak yükümlüler tarafından ödenen vergilerdir. Kamusal ihtiyaçların gelişimi, artan nüfus ve benimsenen sosyal devlet anlayışı devletlerin sunmak zorunda oldukları hizmetleri de artırmaktadır. Vergilemede etkinliğin sağlanabilmesi için vergi mükellefleri ve sorumlularının üzerlerine düşen görevleri tam olarak yerine getirmeleri gerekmektedir. Vergi, devletler için gelir kaynağı niteliği taşırken işletmeler için maliyet unsurudur. Vergi mevzuatında yer alan vergi güvenlik önlemleri bu açıdan önem taşımaktadır. Küreselleşmeyle birlikte artan rekabet ortamı, işletmeler açısından vergi planlaması kavramına ve uluslararası boyutlarına dikkat çekmektedir. İşletmeler vergi planlaması yaparak, kârlarını maksimize etmek ve maliyet unsuru olan vergi yüklerini minimize etmeyi amaçlamaktadır. Çalışmanın amacı, Türk Vergi Sistemi'nde yer alan vergi güvenlik önlemleri ve vergi planlamasının gelir üzerinden alınan vergiler açısından değerlendirilmesidir. Vergi planlaması, mükelleflerin vergi yüklerini azaltmak için vergisel avantajlardan yararlanarak başvurduğu yasal bir süreçtir. Ancak mevzuatın sık sık değişmesi ve kanunların yeterince anlaşılır olmaması gibi nedenler vergi planlaması yapılmasını zorlaştırmaktadır. Bu durum mükellefleri vergiden kaçınma, vergi kaçırma gibi agresif vergi planlaması uygulamalarına yöneltebilmektedir. Bu açıdan önem taşıyan vergi güvenlik önlemlerinin yeterli olmadığı ve Türk Vergi Sistemi'nin otokontrol sağlayacak araçlarla donatılması gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
Kamu borçlarının gelir dağılımı üzerindeki etkisi: Avrupa Birliği geçiş ekonomileri örneği
Günümüz modern sosyal devlet ilkesini benimseyen devletlerin ekonomik alandaki görev ve fonksiyonlarının artması nedeniyle doğal olarak daha fazla kamu harcamaları yapmaları kaçınılmaz olmuştur. Özellikle az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler, artan kamu harcamalarının finansmanı için vergi gelirlerinin yetersiz kalması nedeniyle vergi gelirlerine alternatif bir kaynak olarak borçlanmaya başvurabilmektedirler. Vergilerden farklı olarak devlet borçlarının vade bitiminde anapara ve faizi ile birlikte geri ödemelerinin yapılması ve özellikle yüksek faiz ve birtakım vergisel avantajlar nedeniyle gelir dağılımında eşitsizliğin, diğer bir ifadeyle adaletsizliğin artmasına yol açabilmektedir. Kamu borçlanmasının gelir dağılımı üzerindeki doğrudan etkileri (olumlu ve olumsuz) ile diğer birtakım ekonomik faktörler üzerinden gerçekleşen dolaylı etkileri borcun kaynağı, vadesi, faiz oranı, kullanım şekli ve miktarı gibi faktörlere bağlı olarak değişebilmektedir. Bu çalışmada, panel veri analizi yöntemi kullanılarak 2007-2017 döneminde 10 Avrupa Birliği geçiş ekonomisi ülkesinde kamu borçları ile ekonomik büyümenin gelir dağılımı üzerindeki etkisi analiz edilmiştir. Yapılan çalışma sonucunda, bağımlı değişken gelir dağılımı (temsilen Gini katsayısı) ile bağımsız değişken kamu borçları arasında pozitif bir ilişki tespit edilmiş, diğer bir ifadeyle kamu borçlarının gelir dağılımı eşitsizliğini arttırdığı tespit edilmiştir. Diğer yandan kontrol değişken ekonomik büyüme ile gelir dağılımı arasında negatif bir ilişki tespit edilmiş, diğer bir ifadeyle ekonomik büyümenin gelir dağılımında eşitsizliği azalttığı tespit edilmiştir. Ayrıca yapılan nedensellik testi sonucuna göre, borçlanma ile gelir dağılımı ve borçlanma ile büyüme arasında anlamlı ve çift yönlü nedensellik ilişkisi tespit edilmiş, ekonomik büyüme ile gelir dağılımı arasında ise herhangi bir nedensellik ilişkisinin bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Kamu Borçları, Ekonomik Büyüme, Gelir Dağılımı, Panel Veri Analizi
Vergi politikası aracı olarak obezite vergisi: OECD ülke örnekleri
Küreselleşen dünya ile birlikte obezite olgusu anlam farklılığı kazanmıştır. Gelişen ekonomiler, gıda çeşitliliklerinin artması, gelir düzeylerinde artışlar, gıdalara kolay ulaşım, fiziksel hareketsizlikler obezitenin artışına zemin hazırlamışlardır. Obezitenin artması ülkelerin dolaylı ve doğrudan ekonomik maliyetlerinin de artmasına neden olmaktadır. Obeziteye karşı müdahale araçlarının içerisinde en fazla öneme sahip olan obezite vergisi uygulamaları ortaya çıkmıştır. Obezite vergisi, obeziteye neden olan sağlıksız gıdalar üzerinde uygulanmaktadır. Yağ vergisi, soda vergisi, abur cubur vergisi ve şeker vergisi obezite vergisinin çeşitleri sayılabilmektedir. Obezite vergisi genellikle gelişmiş ülkelerde uygulanmış olsa da son dönemlerde gelişmekte olan ülkelerde de uygulanmaya başlanmıştır. Çalışmanın amacı vergi politikası aracı olarak obezite vergisine ve OECD ülkelerinde uygulanma şekillerini incelemektir. OECD ülkelerinde uygulanan obezite vergileri sağlıksız gıdaların tüketimlerinin azalmasında etkili olmaktadır. Vergilerin etkili olabilmesinde halkın ve endüstrilerin kabul edilebilirliği de önem taşımaktadır. Türkiye'nin OECD raporlarındaki oranları yıllar geçtikçe artış göstermektedir. Ayrıca Türkiye'de henüz obezite vergisi adı altında uygulanmasa da yapılan çalışmalar sonucu desteklendiği görülmüştür. Çalışmanın sonucunda obezite vergilerinin obeziteyi azaltmada etkili olduğuna ancak yeterli olmadığı, diğer politika araçlarıyla desteklenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Obezite, Obezite vergisi, Vergi politikası, OECD
Faydalanma ilkesi ve belediye gelirlerinin 6360 Sayılı Kanun çerçevesinde değerlendirilmesi
Kamusal hizmetlerin, görev ve sorumluluk alanlarının yerel yönetimler ve merkezi yönetim arasında paylaşılması, kamu kaynaklarının da yönetimler arası paylaşımını gerektirmektedir. Yerel yönetimlerin mali kaynakları merkezi bütçe gelirlerinden aktarılan paylar ve yerel yönetimlerin öz gelirlerinden oluşmaktadır. Bir yerel yönetim birimi olarak belediyelerin öz gelirlerinin önemli bir kısmı faydalanma ilkesi çerçevesinde elde edilen gelirlerden oluşmaktadır. Belediyeler, öz kaynakları ile kamusal harcamalarını karşılamakta yetersiz kalmakta, bu nedenle merkezi yönetimden yerel yönetimlere pay aktarılmaktadır. Bu kapsamda yerel yönetimlerin idari ve mali yapılanmalarına yönelik kanuni düzenlemelerin sonuncusu 6360 Sayılı Kanun'dur. Kanun, yerel yönetimlerde büyükşehir belediyelerinin arttırılmasını ve yerel yönetimlerin mali kaynaklarına ilişkin düzenlemeleri içermesi nedeniyle önemlidir. Çalışmanın amacı; belediyelerin faydalanma ilkesi çerçevesindeki gelirlerinin 6360 Sayılı Kanun öncesi ve sonrası gelişimini, belediyelerin mali yapısında meydana getirdiği değişiklikler çerçevesinde değerlendirmektir. Çalışmanın sonucunda, belediyelerin faydalanma ilkesi çerçevesinde elde ettikleri gelirlerde 6360 Sayılı Kanun sonrası, merkezi yönetim genel bütçe vergi gelirlerinden aktarılan paylar benzeri bir artış gözlendiği ancak yetersiz kalması nedeniyle merkezi yönetime bağımlılıklarının artarak devam ettiği tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Yerel yönetimler, Belediye Gelirleri, 6360 Sayılı Kanun, Faydalanma vergileri.
Türkiye'de vergi incelemeleri: Vergi müfettişleri üzerine bir alan araştırması
Vergi, devletin kamu harcamalarını finanse edebilmek amacıyla toplumu meydana getiren gerçek kişi ve kurumlardan ödeme gücüne göre, karşılıksız ve zorunlu olarak aldığı ekonomik değerlerdir. Devletin en önemli gelir kaynağı olan vergiler, modern devletlerde olduğu gibi ülkemizde de beyan esasına dayalı olarak tespit edilmektedir. Vergi denetimin türlerinden olan Vergi incelemesi ise ödenmesi gereken vergilerin doğruluğunu araştırmak, tespit etmek ve sağlamak amacı ile yapılan denetim şeklini ifade etmektedir. 10.07.2011 tarihli Resmi Gazete'de yayınlanan 646 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile vergi denetimi alanındaki çok başlılığa son verilerek vergi denetim birimleri tek çatı altında toplanmıştır. 646 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin yürürlüğe girdiği tarihte Maliye Bakanlığı ve Gelir İdaresi Başkanlığına bağlı dört farklı denetim birimi kaldırılarak Vergi Denetim Kurulu kurulmuştur. Bu düzenleme ile vergi denetimi yapma görevi vergi müfettişlerine verilmiştir. "Türkiye'de Vergi İncelemesi: Vergi Müfettişleri Üzerine Bir Alan Çalışması" isimli çalışma üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde denetim kavramı, vergi ve vergilendirme kavramlarına kısaca değinilmiş sonrasında vergi denetimi ele alınmıştır. İkinci bölümde Türkiye'de vergi incelemeleri ve inceleme süreçleri ele alınmıştır. Üçüncü bölümde ise, vergi müfettişlerinin görüşleri anket vasıtası ile toplanmıştır. Vergi inceleme elemanlarının görüşlerine başvurma amacı ile geliştirilen 20 ifade yer almaktadır. Katılımcıların, yirmi ifadelerinin yanıtları 5'li Likter ölçeği ile toplanmıştır. Veri toplama aracı ile elde edilen verilerin istatistiksel analizleri SPSS 22.0 paket programı ile gerçekleştirilmiştir. Veri toplama aracının (araştırma ölçeğinin) güvenilirliği Cronbach's Alpha katsayısı hesaplanarak ölçülmüştür. Araştırma ölçeğinin Cronbach's Alpha değeri α = 0,906 olarak hesaplanmıştır. Anket kapsamında toplanan veriler ışığında çıkan sonuçlardan elde edilen analizlerle Türkiye'deki vergi incelemeleri değerlendirilmiş, vergi müfettişleri üzerine yapılan alan araştırması ile vergi inceleme elamanları görüşleri ışığında öneriler yapılmıştır.
Türk vergi yargısında istinaf sisteminin değerlendirilmesi
Uyuşmazlıkların çözümünde taraflar adil ve hakkaniyete uygun bir yargılama beklerken aynı zamanda bunun en kısa sürede gerçekleşmesini umarlar. Ülkemizde 1982 yılına kadar tek dereceli bir yargılama sistemi mevcuttu. Mahkeme tarafından verilen kararın bir üst mahkeme tarafından denetlenemeyeceğinden hataların ve yanlışlıkların tespit edilmesi mümkün olmuyordu. Böyle bir hukuk sisteminde adil bir yargılamadan söz edilemez. Bu olumsuzlukları bertaraf etmek amacıyla 1982 yılında yargı sistemimiz, ilk derece mahkemesi olarak vergi ve idare mahkemeleri üst derece mahkemesi olarak da bölge idare mahkemesi ve Danıştay olmak üzere iki dereceli bir yapıya bürünmüştür. Ancak iki dereceli yargılama sistemi beklenen başarıyı sağlamamıştır. Danıştay'ın iş yükünün artmasına, yargılamanın uzamasına ve asıl görevi olan içtihat birliğini sağlama görevini yerine getirememesine neden olmuştur. Böylece ilk derece mahkemelerinin kararlarını maddi ve hukuki bir denetime tabi tutarak gerekirse kendisi yeniden ikinci bir yargılama yapacak olan istinaf kanun yolu 2014 yılında 6545 Sayılı Kanun ile yargı sistemimize dâhil edilerek yargı sistemimiz üç dereceli bir yapıya kavuşturulmuştur. 2016 yılında fiilen istinaf incelemesi yapılmaya başlanmıştır. Bu çalışmada istinaf kanun yolunun getirilme amacı, getirdiği yenilikler, faydaları ve sakıncaları, istinaf usulü, süreci incelenecek olup, bölge idare mahkemelerinin iş yükü ve istinaf kanun yolu düzenlemesinin Danıştay'ın iş yükü üzerindeki etkisi üzerinde durulacaktır. Anahtar Kelimeler: İdari Yargı, İstinaf Kanun Yolu, Adil Yargılama, Bölge İdare Mahkemesi
Vergi denetimi özelinde dijitalleşmenin muhasebe meslek mensupları üzerine etkisi: Antalya ili örneği
Günümüzdeki teknolojik gelişmeler yalnızca özel sektörde meydana gelen rekabeti değil aynı zamanda kamu sektöründeki rekabeti de harekete geçirmektedir. Özel sektörde beklentileri yüksek olan toplumun devletten de beklentisi git gide yükselmektedir. Bundan dolayı dijitalleşme her sektörde etkisini göstermeye başlamışken devletler de bu dijitalleşmeye adapte olmaya başlamışlardır. Dijitalleşmenin vergi denetimi üzerindeki etkilerini araştırmayı amaçlayan bu çalışmada, verginin ödenmesinde mükelleflere yol gösteren ve dijital uygulamaları kullanan 210 Serbest Muhasebeci ve Serbest Muhasebeci Mali Müşavir olarak hizmet sunan meslek mensuplarının görüşleri alınmıştır. Araştırmada yer alan katılımcıların %54,8'i erkek, %51,4'ü 33 yaş ve üzerindedir. Katılımcıların %81,9'u lisans mezunu iken çalışanların %37,1'i 1-5 yıl arasında mesleki hizmet süresine sahiptir. Araştırmadan elde edilen bulgulara göre çalışanların dijital denetimden bekledikleri fayda, dijital veri güvenliğine uyumları ve denetçinin sorumluluğuna yönelik algılarının oldukça yüksek düzeyde olduğu görülmüştür. Katılımcılar dijitalleşme ile veri toplama işleminin kolaylaştığını ve dijital verilerin artması sonucu denetçinin rollerinde değişim ve teknoloji konusunda gelişimlerini zorunlu kıldığını düşünmektedirler. Katılımcıların genel olarak e-dönüşüme uyumları ve yeni mesleki yeterliliklerinin yüksek düzeyde olduğu tespit edilmiştir. Katılımcıların e-dönüşümden memnuniyetleri ise ortalamanın üzerindedir. Katılımcılardan büyük çoğunluğu dijital dönüşümün meslek mensuplarına yeni fırsatlar ve kariyer alanı sağlayacağını düşünmektedirler. Anahtar kelimeler: Dijitalleşme, muhasebe, vergi denetimi, avantaj, risk
Elektronik ticaretin seçili OECD ülkelerinde ve Türkiye'de vergilendirilmesi
Ticaret anlayışı, gün geçtikçe değişik şekillerde meydana gelmiştir. Teknolojinin etkileri ticaret anlayışını olumlu yönden etkilemiştir. İlk zamanlar ticaretin masrafı malın üzerinde hissedilmekteydi. Fakat teknoloji ticaretin maliyetlerini azaltmaya da yardımcı olmuştur. Elektronik ortamdan gerçekleştirilen ticaret, sabit masraflarının düşük olması nedeniyle girişleri kolaylaştırmaktadır. Bu durum kolay ulaşılabilir ürünü daha da çeşitlendirmektedir. Böylece elektronik ticaret internet kullanıcıları tarafından daha fazla tercih edilmektedir. İnternet, sadece ülke içerisindeki ürün veya hizmetlerin incelenmesini değil dünyanın başka ülkesine ait ürün veya hizmetlere ulaşma imkanını sağlamaktadır. Dolayısıyla elektronik ticaret, ülkelerin coğrafi sınırlarını ortadan kaldırmaktadır. Bu durum ise elektronik ticaretin mükellefinin kim olduğu, verginin nerede doğduğu gibi soruları ortaya çıkartmaktadır. Kafalarda oluşan soru işaretleri, elektronik ticaretin hangi ülke tarafından nasıl vergilendireceği konusunda karışıklıklara sebep olabilmektedir. Bu durum karşısında ülkeler sadece kendi iç mevzuatlarında değil uluslararası alanda da gerekli çalışmalara yer vermektedir. OECD üye ülkelerine elektronik ticaretin vergilendirme konusunda dikkat etmesi gerektiği ilkeleri; verimlilik, esneklik, kesinlik ve basitlik, etkinlik ve adalet şeklinde sıralamıştır. Aynı zamanda uluslararası alanda gerçekleşen elektronik ticaretten çifte vergileme oluşumunu engellemek için ikamet veya kaynak ilkesi gereğince vergileme işleminin gerçekleştirilmesi gerektiği önerilerinde bulunmuştur. Buna nazaran OECD ülkeleri, elektronik ticaretin hususunda kendi mevzuatlarını düzenlemiştir. Aynı zamanda ülkelerin elektronik ticarette vergileme konusunda ortalama aynı anlayış ve oranda vergileme yapmaktadır. Dünya pazarında büyük yere sahip olan Çin, elektronik ticaretin vergilendirilmesine sıcak bakmamakta aksine elektronik ticaret taraflarını serbest bırakmaktadır. Türkiye'de ise elektronik ticaretten diğer ülkelerin iki katında vergi oranı uygulanmaktadır. Elektronik ticaretin vergilendirilmesinde geçmişte yapılan düzenlemelerden ders çıkartılarak daha etkin ve verimli bir çalışmanın ortaya konulması elektronik ticareti daha ileriye taşıyabilir. Böylece hem elektronik ticaret mükellefleri işlemlerini daha düzenli ve sistematik yürütebilirler hem de hükümet düzenleme sonucu verileri daha doğru ve kolay ortaya koyabilir. Bu yüzden elektronik ticaretin vergilendirilmesine dair yapılan çalışmaların ileriye dönük ve sağlam alt yapılı bir düzenlemeler şeklinde yapılmalıdır. Anahtar Sözcükler: Elektronik ticaret, Vergileme, Uluslararası elektronik ticaret
Avrupa Birliği vergi politikası stratejisi kapsamında adil vergilendirme: Seçili AB üye ülkeleri incelemesi
Avrupa Birliği (AB), ekonomik ve siyasi entegrasyon sürecinde, üretim faktörlerinin serbest dolaşımını sağlama hedefi doğrultusunda, üye devletlerin vergi sistemleri arasında uyumu teşvik etmektedir. Ortak bir vergi sistemine sahip olmamakla birlikte, vergi politikaları; haksız rekabetin önlenmesi, vergi şeffaflığı, adil vergileme ve çifte vergilendirme ile mücadele gibi ilkeler çerçevesinde şekillenmektedir. Roma Antlaşması'ndan bu yana geliştirilen vergisel iş birliği, ulusal vergi politikalarının AB'nin bütünleşme hedefleriyle uyumlu olmasını amaçlamaktadır. Vergi adaleti, ulusal ve uluslararası düzeyde yürütülen vergi politikalarının toplumsal kabulünü ve yasal geçerliliğini temin eden temel bir ilkedir. Adil vergilendirme, bireylerin ödeme gücüne göre vergi yükünün dengeli dağıtılmasını hedeflerken, kayıt dışı ekonomi, vergiden kaçınma ve vergi cennetleri gibi uygulamalarla mücadeleyi de içermektedir. Dijitalleşme ve küreselleşme süreçlerinin vergi tabanını aşındırdığı günümüzde, AB vergi politikası; doğrudan ve dolaylı vergiler arasındaki dengeyi gözetme, bilgi değişimini artırma ve üye ülkeler arasında vergi oranlarını yakınlaştırma yoluyla adaleti sağlamayı amaçlamaktadır. Çalışmanın ilk bölümünde vergi adaleti, bu adaleti sağlamaya yönelik vergileme ilkeleri ve olumsuz etkileyen unsurlar ile AB'nin vergisel uyumlaştırma politikaları çerçevesinde literatür taramasına dayalı olarak analiz edilmektedir. Uygulama kısmında, gelişmiş ve gelişmekte olan 16 AB ülkesinin vergi uygulamaları; vergi oranları, vergi türlerinin GSMH içindeki payı, kayıt dışı ekonomi oranı, çifte vergilendirme anlaşmaları ve AB vergileme ilkelerine uyum çerçevesinde değerlendirilmiştir. Elde edilen bulgulara göre AB üyesi ülkelerde vergi adaletini sağlamaya yönelik uygulamaların ülkesel düzeyde farklılıklar göstermekle birlikte artan oranlı gelir vergisi tarife yapısının gelir adaletini desteklediği görülmektedir. Dolaylı vergilerin toplam vergi gelirleri içerisindeki yüksek payı ve doğrudan vergilerin düşen oranının vergi adaletini olumsuz etkilediği değerlendirilmektedir. Bu durumun AB genelinde vergi adaletini güçlendirecek yapısal reformlara olan ihtiyacı artırdığı gözlenmektedir. Kayıt dışı ekonomi ve zararlı vergi rekabeti, adil vergilendirme ilkesinin uygulanmasını zorlaştıran temel etkenler arasında yer almaktadır. Üye devletlerin, bu sorunlarla mücadele amacıyla hem iç politika düzenlemeleri hem de uluslararası anlaşmalar yoluyla vergi sistemlerini destekledikleri gözlemlenmiştir.
Tarımsal faaliyetlerde vergi uygulamaları ve mükellef bilinci: Finike çiftçileri üzerine bir değerlendirme
Tarih boyunca insanlığın varoluşsal temelini oluşturan tarım, sadece beslenme ihtiyacını karşılayan bir üretim biçimi değil, aynı zamanda toplumların ekonomik, sosyal ve kültürel yapısının şekillenmesinde belirleyici bir faktör olmuştur. Bu bağlamda, tarım sektörünün vergilendirilme biçimi, yalnızca kamu maliyesi açısından değil, aynı zamanda sosyal adaletin tesis edilmesi bakımından da kritik bir öneme sahiptir. Bu çalışma, Antalya'nın Finike ilçesinde tarımsal faaliyetlerde bulunan çiftçilerin vergiye ilişkin algılarını, vergi bilinci düzeylerini ve mevcut vergi sistemine yönelik adalet değerlendirmelerini analiz etmeyi amaçlamaktadır. Araştırma, karma yöntem yaklaşımıyla tasarlanmış hem nicel hem de nitel veri toplama teknikleri kullanılmıştır. 270 üreticiyle gerçekleştirilen anket uygulaması neticesinde elde edilen veriler SPSS programında analiz edilmiş ve betimleyici yöntemlerle yorumlanmıştır. Elde edilen bulgular, katılımcıların büyük çoğunluğunun vergi sistemini şeffaf ve adil bulmadığını, mevcut vergi oranlarını ise tarımsal kazançlarla orantısız değerlendirdiğini ortaya koymuştur. Vergiye ilişkin bilgi düzeyinin genel olarak düşük olduğu; vergilendirme sürecinin daha çok yasal bir yükümlülük olarak algılandığı görülmüştür. Ayrıca, kayıt dışı ekonomiyle mücadelede etkinlik sağlanamadığı, çiftçilerin fiş-fatura talebi gibi vergiye gönüllü uyumu artırıcı davranışlara yeterince eğilim göstermediği belirlenmiştir. Çalışmanın sonucunda, mevcut vergilendirme yapısının hem ekonomik gerçeklikle hem de sosyal adalet ilkesiyle yeterince örtüşmediği tespit edilmiştir. Tarım sektörü özelinde daha kapsayıcı, anlaşılır ve üretici odaklı bir vergi sisteminin oluşturulması gerektiği vurgulanmaktadır. Bu doğrultuda, çiftçilere yönelik vergi bilincini artırıcı eğitim politikalarının yaygınlaştırılması, kayıt dışılıkla mücadele mekanizmalarının güçlendirilmesi ve destekleme politikalarıyla vergi sisteminin entegrasyonunun sağlanması önerilmektedir.
Türkiye'de tarımsal KİT'lerin analizi ve yeni politika önerileri
Bu çalışmada temel olarak Türkiye'de KİT olarak faaliyetini sürdüren tarımsal işletmelerin analizi yapılmakta ve tespit edilen sorunların çözümüne ilişkin politika önerileri sunulmaktadır. Tarımsal KİT'lere ilişkin mali ve finansal analizlerde esas olarak 2014-2019 dönemi baz alınmıştır. Yeni Kamu Yönetimi anlayışı, çalışmaya dayanak temel doktrin olarak ele alınmıştır. Çalışmada farklı coğrafya ve gelişmişlik düzeyine sahip üç ülke; tarımsal politika, KİT sistemi ve tarımsal KİT'leri açısından ele alınarak ülke örnekleri olarak sunulmuştur. Söz konusu ülkelerden Polonya'da özelleştirme uygulamaları neticesinde mevcut durumda tarımsal KİT kalmaması nedeniyle son dönemde özelleşen tarımsal KİT'lere ilişkin özelleştirme yöntemi ve sonrasına ilişkin mali yapı kısaca açıklanmıştır. Ülkemiz KİT'lerine ilişkin ortak politika önerilerinin uygulanabilirliği, konunun özelliğine göre farklı ülke tecrübeleriyle de desteklenmiştir. Sonuç olarak çalışmada veri analizi yöntemi kullanılmak suretiyle her tarımsal KİT bazında tespit edilen sorunlar üzerine mali politikalar oluşturulmuş, SWOT analizi neticesinde KİT genelinde belirlenen yönetim sorununa yönelik ise mevzuat değerlendirmesi de yapılarak yeni bir yönetim ve ücretlendirme modeli önerilmiştir. Ayrıca çalışmada KİT bazında yapılan analizlerde tespit edilen bazı konulara ilişkin hukuki analizler de yapılmıştır.
Finansal teknolojilerde regülasyon
Günümüzde hızla gelişen teknoloji, hayatımızı derinden etkilemektedir. Finans alanı da bu değişen ve gelişen teknoloji doğrultusunda büyük bir dönüşüm geçirmektedir. Özellikle teknolojinin gelişimiyle birlikte her şeyin dijitalleşmeye başlaması yeni yaklaşımlar ortaya çıkarmaktadır. Finansal Teknoloji (Fintek) de bu yeni yaklaşımlardan birisidir. 2008 Küresel Ekonomik Kriz sonrasında yaşanan gelişmelerle tüketici yapısı büyük bir dönüşüm geçirmiş, finans sektöründe önemli değişimler yaşanmıştır. Fintekler de bu noktada başta bankacılık, sigortacılık ve ödeme hizmetleri olmak üzere finansal hizmetlerdeki pek çok iş yapış biçimini etkilemiş ve finansal sistemdeki dinamikleri değiştirmiştir. Hızla gelişen ve büyüyen fintek piyasası yeni bir alan olduğu için geleneksel finansal yöntemlerden farklı olarak herhangi bir düzenlemeye tabi değildir. Bu durum finansal hizmetlerde bir avantaj yaratabileceği gibi çeşitli riskleri de beraberinde getirmektedir. Finans sektöründe yeni teknolojilerin uygulanması yeni riskler taşımakta ve finansal sistemin doğasında var olan mevcut riskleri değiştirmektedir. Bu doğrultuda risklerin anlaşılması ve önlenerek finansal sistemin güvenli, verimli ve etkin işleyişinin sağlanması amacıyla bir denetim yapısı ve düzenleyici kuralların oluşturulması önem arz etmektedir. Bu tez çalışmasında, finansal teknolojilerin nasıl regüle edildiği incelenmektedir. Bu kapsamda, fintek kavramının geçmişten günümüze nasıl ortaya çıktığı ve fintek ekosisteminin dünyada ve Türkiye'deki sektör gelişimine yer verilmektedir. Çalışmada, düzenleyici yaklaşımlara odaklanılarak dünyadaki ülkelerin finteklere yönelik hangi düzenleyici yaklaşımları uyguladığı ve hangi mevzuat düzenlemelerini benimsediği incelenmektedir. Seçilmiş ülke örnekleri de göz önüne alınarak finteklerin ihtiyaçlarına cevap verebilir şekilde nasıl düzenlenip denetlenebileceğine dair bir yaklaşım sunulmaktadır.
Vergi uyumunda karşılıklılık ilişkisinin rolü
Bu çalışmanın temel hedefi vergi adaletinin temel unsurlarından olan vergi uyum davranışını mali antropoloji perspektifinden irdelemektir. İlgili çerçevede mükelleflerin karşılıklılık kavramı çerçevesinde vergiler ile kamusal malları-hizmetleri nasıl ilişkilendirdikleri değerlendirilecektir. Bu amaçla etnolojik yönelimlerden ve hediye kavramına ilişkin analizlerden istifade edilecektir. Son tahlilde vergi adaletinin tesis edilmesinde disiplinler arası yaklaşımların faydasına vurgu yapılacaktır.
CDS (Kredi Temerrüt Swapları) ile yeni bir kamu iç borç sürdürülebilirliği analizi
Bu tez çalışmasında, 2008 küresel ekonomik krizi sonrası, 2010Ç1 – 2019Ç4 arası dönemde gelişmekte olan ve gelişmiş 20 ülke açısından ulusal ekonomilerin kamu iç borçlarının sürdürülebilirliği bakımından geçerli bir iç borç eşiğinin varlığı araştırılmaktadır. Sürdürülebilirlik analizlerinde klasik çerçevede üzerinde durulan temel konu zamanlararası bütçe kısıtıdır. Bununla birlikte, eşik analizleri de sıklıkla üzerinde durulan diğer bir sürdürülebilirlik analizi yöntemidir. Eşik analizi yaklaşımı ile birlikte borçların ödenmemesine ilişkin riskler çeşitli ekonomik değişkenler bağlamında ele alınmaktadır ve bu bağlamda yetkililer açısından dikkate değer kıyaslar sağlanmaktadır. Sonuç olarak, eşik analizleri, kamu borç sürdürülebilirliğinin analizi noktasında önemli birer politika aracıdır. Tez çalışmasında da, örneklemi oluşturan 20 ülkenin borçluluk düzeylerinin sürdürülebilirlik ve ona bağlı olarak CDS primiyle temsil edilen ülke temerrüt riski açısından kritik bir eşik yaratıp yaratmadığı, eşik analizi çerçevesinde araştırılmaktadır. Bu çerçevede, kamu iç borç sürdürülebilirliğindeki doğrusal olmayan ilişkinin ülke CDS primlerinde karşılık bulduğu varsayımı altında bir panel regresyon analizi gerçekleştirilmektedir. Analizde, CDS primleri bağımlı; kamu iç borç oranları ise temel bağımsız değişkendir. Hansen (1999) tarafından geliştirilen eşik regresyon tahmin yöntemi kullanılarak kamu iç borç sürdürülebilirliğini etkileyen borç eşiklerinin tahmin edilmesine çalışılmıştır ve sonuç olarak, kamu iç borç yükleri ile CDS primleri arasındaki ilişkide, istatistiksel olarak anlamlı bulunan borç eşiklerinin belirlediği asimetrik etkilerin varlığı sonucuna ulaşılmıştır.
Kamu yatırımlarının belirleyicileri üzerine ampirik bir analiz
AB genelinde kamu yatırımlarının gayri safi yurtiçi hâsıla içindeki payı 1970'li yıllardan beri azalma eğilimindedir. Bu eğilimde zaman zaman toparlanmalar görülmüş olsa da kamu yatırımları hiçbir zaman eski düzeyine gelememiştir. Kamu yatırımlarına ilişkin bu durum AB genelinde büyümenin yavaşlaması, istihdam oranlarının düşmesi ve toplam verimlilikteki azalmalar gibi çok sayıda iktisadi sorunun da oluşmasına sebep olmaktadır. Kamu yatırımlarının bu denli düşük düzeylerde kalmasına yol açan sebeplerin tespit edilip gerekli tedbirler alındıktan sonra bu tür yatırımların artırılması sağlanmalıdır. Kamu yatırımları ekonomik, mali, politik, demografik, kurumsal ve küresel olmak üzere çok sayıda faktörün etkisi altındadır. Ancak mali ve kurumsal faktörler diğer faktörlere nazaran kamu yatırımlarını daha fazla etkileyebilmektedir. Dolayısıyla bu çalışmada devlet kırılganlığının, politik yolsuzluğun ve kamu borcunun eşik etkisinin kamu yatırımları üzerindeki etkisi AB 22 ülkesi için 1996-2018 aralığında araştırılmıştır. Çalışmada elde edilen bulgulara göre devlet kırılganlığı ve kamu borcunun eşik etkisi kamu yatırımları üzerinde negatif ve istatistiki olarak anlamlı bir etki oluşturmaktadır. Politik yolsuzluk ise kamu yatırımları üzerinde pozitif ve istatistiki olarak anlamlı bir etki oluşturmaktadır.
Türk imalat sanayinde enerji yoğunluğunu etkileyen faktörler
BBu çalışmada Türkiye'de imalat sanayiinde enerji yoğunluğu 2006-2012 dönemi için incelenmiştir. Aşağıda açıklanan değişken ve bu değişkenlerin farklı kombinasyonlarıyla her biri farklı etkileri içinde barındıran 26 regresyon modeli oluşturulmuştur. Bu regresyon modelleri (i) işletme büyüklüğü ile enerji yoğunluğu ilişkisini, (ii) imalat sanayi alt sektörlerinde enerji yoğunluğunun nasıl farklılaştığını, (iii) işletme yaşı ile enerji yoğunluğu ilişkisini, (iv) coğrafi bölgelere göre enerji yoğunluğunda farklılaşma olup olmadığını, (v) sermaye sahipliğinin enerji yoğunluğu açısından anlamlı bir değişken olup olmadığını, (vi) Ar-Ge harcaması ile enerji yoğunluğu ilişkisini, (vii) ihracat değişkeni ile enerji yoğunluğu ilişkisini, ve (viii) bahsi geçen tüm değişkenlerin yer aldığı model ile enerji yoğunluğunun farklı firma karakteristiklerine göre nasıl değiştiğini incelemektedir. Oluşturulan modeller havuzlanmış en küçük kareler yöntemiyle tahmin edilmiştir. Elde edilen ampirik sonuçlar firma ölçeğinin enerji yoğunluğunu etkileyen en önemli faktör olduğunu göstermektedir. Bu sonuç politika yapıcılara enerji yoğunluğunun azaltılabilmesini teminen ölçek ekonomisinden maksimum oranda faydalanılması gerekliliğini işaret etmektedir. Anahtar Sözcükler: Enerji Yoğunluğu, Havuzlanmış En Küçük Kareler, İmalat Sanayi, Enerji Düzenlemeleri, Türkiye
OECD ülkelerinde mali yerelleşmenin belirleyenleri
Kamusal mal ve hizmetlerin yerelleşmiş sunumunun ekonomik etkinlik ve sosyal refah düzeyini artıracağı düşüncesiyle birçok ülkede alt düzey yönetimlerin ekonomik fonksiyonların yerine getirilmesindeki payını artırmaya yönelik faaliyetler gerçekleştirilmektedir. Çalışmada gelir, alan, nüfus, kentleşme, etnik çeşitlilik, insani gelişme, küreselleşme, kurumsal faktörler, gelir dağılımı, ekonomik istikrar ve katılımcı bütçelemenin mali yerelleşme üzerindeki etkisi OECD ülkelerinin 2000-2016 yılları arasındaki verileri ve Panel Düzeltilmiş Standart Hatalar yöntemi ile ampirik olarak incelenmektedir.
Politik kurumsal yapının mali performans üzerindeki etkisi: Ülkelerarası karşılaştırmalı bir inceleme
Politik ekonomi literatüründe politik yapının mali performans üzerindeki etkilerine ilişkin çeşitli yaklaşımlar bulunmaktadır. Politika yapıcıların stratejik tercihlerinin ve davranışsal özendiricilerinin maliye politikaları çıktılarına yansıdığına ilişkin genel çıkarım, bu yaklaşımların ortak paydasını oluşturmaktadır. Bütçe disiplini konusunda, politik karar alma mekanizmalarına ve kurumsal yapıya ilişkin güçlü vurgular, politik ve kurumsal unsurların bir arada değerlendirilmesi gerekliliğini ortaya koymaktadır. Benzer ekonomik göstergelere sahip ülkelerin maliye politikalarında farklı performanslar sergilemeleri de bu ülkelerdeki politik ve kurumsal yapılara ilişkin farklılıkların önemine dikkat çekmektedir. Dolayısıyla mali performans konusunda, kamu kaynaklarının bölüşümü sürecinde politika yapıcılar arasındaki stratejik etkileşimler ve politika yapıcıların içinde bulunduğu kurumsal çerçevenin önemi ortaya çıkmaktadır. Bütçeye ilişkin alınan kararlarda özellikle yürütme düzeyindeki politik bölünmüşlük, demokrasi düzeyi ve mali kurallar maliye politikası performansının en önemli belirleyicileri arasındadır. Bu çalışmada politik ve kurumsal yapıların mali performans üzerindeki etkileri 63 ülkenin 1995-2015 dönemini kapsayan 21 yıllık verileri kullanılarak panel sabit etkiler yöntemi ile analiz edilmektedir. Elde edilen bulgulara göre bütçeye ilişkin karar mekanizmalarında politik bölünmüşlüğün artmasının kamu mali dengesi üzerinde olumsuz etkileri bulunmaktadır. Ancak demokrasinin kurumsallaşmasının ve bütçeleme sürecinde kurala dayalı uygulamaların politik bölünmüşlüğün neden olduğu olumsuzlukları ortadan kaldırdığına ilişkin sonuçlar bu çalışmadan elde edilen en önemli bulgular arasındadır.
Mülkiyet hakkına vergi müdahaleleri (İnsan hakları bağlamında değerlendirme)
Bu çalışmanın amacı, ülkemiz hukuk uygulamasında tamamen yeni bir hukuki kurum olan bireysel başvuru sisteminin, kamu otoritelerince kişilerin mülkiyet haklarına yapılan vergisel müdahaleler çerçevesinde hangi kapsam ve bağlamda bir hukuki güvence teşkil edebileceği, devletlerin egemenlik haklarından doğan vergi alma hakkı ile mülkiyet hakkının korunması bağlamında söz konusu olabilecek bireysel başvuru kaynaklı sınırlamalar arasında nasıl bir denge kurulabileceği sorularına cevap bulabilmek olmuştur. Çalışma sonucunda da ortaya konulduğu üzere Anayasa Mahkemesi, önüne bireysel başvuru yoluyla getirilmiş olan pek çok vergisel müdahale hakkında, şayet bu müdahalenin hukuka dayalı olmadığını, meşru amaç gütmediğini ya da ölçüsüz nitelikte olduğunu tespit etmiş ise, Anayasa'nın 35. maddesi ile Avrupa İnsan Hakları Sözlesmesi'ne Ek 1 No.lu Protokol'de yer alan "mülkiyet hakkının" ihlal edildiğine karar vermiştir. Üstelik vergisel uyuşmazlıklara ilişkin pek çok kararında Anayasa Mahkemesi, bireysel başvuru müessesesinin kuruluş amacına da uygun olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin konuya ilişkin içtihadi birikimini kendisine yol haritası olarak belirlemiş olmasına karşın kimi zaman vergi ödevlilerini daha fazla koruyucu nitelik arzeden hükümlere imza atmıştır. Sonuç olarak Anayasa Mahkemesinin mülkiyet hakkına yönelik vergisel müdahalelere ilişkin olarak tesis etmiş olduğu kararlar ile, hem Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin vergisel uyuşmazlıklar hakkında daha etkili olarak uygulanırlık kazanması sağlanmış hem de ülkemiz insan hakları yargı anlayışında gelişmekte olan hak merkezli paradigmaya katkı sağlanmıştır.
Finansal krizlerde uygulanan maliye politikalarının etkinliği
Ekonomi sistemi içinde iktisat düşüncelerinin farklı gruplandırılmasına yol açan ve iktisat literatürünün dallara ayrılmasında pay sahibi olan iktisat politikaları ekonomi konjonktüründeki dalgalanma devrelerinde uygulanma alanı elde etmiştir. İktisat politikalarından küresel piyasada en fazla müdahale aracı olarak kullanılan maliye politikaları Büyük Buhran ve sonrasındaki süreçte kullanılmaya başlayan doktrinleri Vietnam Savaşı ve Petrol Krizlerinin ardı ardına gelmesiyle sorgulanmaya başlamıştır. 2008 Krizine kadar büyük şüpheyle yaklaşılan maliye politikaları, küresel krizin sosyal devlet gerekliliğini göstermesi ile birçok ülke ekonomisinde günümüze kadar yaygın olarak kullanılmaktadır. Finansal krizin sonuçlarının ülkelerin mali ve finansal yapısı, ekonomide yer alan bireylerin tüketim alışkanlıkları, üretimde ve tüketimde yer alan aktörlerin beklentileri, sektörlerin risk yönetimi gibi birçok faktörden ötürü maliye politikasının etkin olabilmesine verdiği cevaplar farklılık göstermektedir. Etkin maliye politikası aracının kamu harcamaları politikası mı yoksa vergi gelirleri politikası mı olduğu literatürde her ülke örnekleminde farklılık gösterdiği tespit edilerek; çalışmada ülke örneklemi olarak Türkiye'nin 2006:1-2019:4 döneminin reel GSYİH, toplam kamu harcamaları ve toplam vergi gelirleri verilerinden yararlanarak maliye politikası test edilmiştir. Yapılan analizde hem kriz etkisinin göz ardı edildiği modelde hem de kriz etkisinin dahil edildiği modelde maliye politikasının etkin olduğu ve örneklem ülke Türkiye için en etkili maliye politika aracının kamu harcamaları politikası olduğu saptanmıştır.
Türkiye'de gümrük mevzuatı açısından "yetkilendirilmiş gümrük müşavirliği" uygulaması
Bu çalışmada, Yetkilendirilmiş Gümrük Müşavirliği uygulaması incelenmiş ve/veya irdelenmiştir. Burada çalışmanın amacı; bazı gümrük tespit işlemlerini yapmak üzere yetkilendirilen veya görevlendirilen yetkilendirilmiş gümrük müşavirliği sistemi ile gümrük müşavirliği çerçevesinde yaratacağı katkıların ortaya konulması olarak belirlenmiştir. Öncelikle; dolaylı temsil yolu ile iş takibi yapan gümrük müşavirliği ile çalışmamızın konusunu oluşturan yetkilendirilmiş gümrük müşavirliği sistemi meri mevzuata göre tanıtılmış, daha sonra yetkilendirilmiş gümrük müşavirliği mesleğinin görev, yükümlülük, sorumluluk alanları ve işleyişi ortaya konularak, verilen bilgiler ve mevzuat düzenlemeleri ışığında sistemin veya uygulamanın yaratacağı sonuçlar üzerinde değerlendirme ve önerilerde bulunulmuştur. Mesleğin güvenli bir müessese haline getirilmesi ve uygulamanın doğru, bağımsız ve tarafsız müşavirler tarafından kullanılması durumunda; vergi kayıplarının ve bürokratik işlemlerin azaltılması, gümrük işlemlerinin daha hızlı ve kısa bir sürede sonlandırılması, vatandaşa daha kaliteli ve etkili bir gümrük kamu hizmeti sunulması, gümrük kaçakçılığının önlemesi ve işlemlerin çoğunun da kayıt altına alınması gibi faydalar beklenmektedir. Son dönemlerde mevzuatta yapılan bazı köklü değişiklikler ve bu konuda literatürde yer alması gereken yeni bir akademik çalışma ihtiyacı karşısında; bu yeni yapının veya mesleğin incelenmesi ve değerlendirilmesi gerekliliği bulunmaktadır.
Kamu kesimi etkinliğinin bütçe dengesi üzerindeki etkisine ilişkin ampirik bir değerlendirme
Geçmiş yıllarda bütçe açıkları ülkelerin en önemli mali performans göstergelerinden biriyken, zamanla ihmal edilmiş ve ekonomik büyüme, enflasyon gibi makroekonomik göstergelerin gölgesinde kalmıştır. Kriz yıllarıyla beraber bütçe dengesi tekrar gündeme gelmiş ve uygulanan genişletici mali politikalar aracılığıyla neden olunan bütçe açıkları krizden kurtulmanın yolu olarak gösterilmiştir. Dolayısıyla, bütçe açıkları gerek teorik çalışmalarda gerekse uygulama alanında destek görmeye başlamış ve ülkelerin tekrar ön plana aldığı göstergelerden birisi haline gelmiştir. Özellikle bütçe açıklarının kamu harcamalarıyla olan yakın ilişkisi nedeniyle, hükümetler politika uygulamalarında bütçe yönetimine ve bütçe yoluyla uygulamalara daha fazla önem atfetmişlerdir. Bütçe açıklarının temel nedeni olarak gösterilen kamu harcamalarının mali denge üzerinde önemli derecede etkilere sahip olması harcamalara bu anlamda önem kazandırmaktadır. Kriz dönemlerinde özellikle 2008 krizinden sonra ülkelerin ekonomi politikalarının önemli bir parçasını genişletici mali politikalar oluşturmuş ve ekonomilerin tekrar canlandırılması için genişletici mali politikalar benimsenmiştir. Bu yolla ülkeler kamu harcamalarını artırmışlardır. Uygulanan bu politikalar bütçe dengesinin sağlanması sorununu da beraberinde getirmektedir. Bu durum kaçınılmaz olarak bütçe açıklarına yol açmış ve mali performans olumsuz etkilenmiştir. Dolayısıyla, kamu harcamalarının niceliksel olarak bütçe açıklarını artırdığı bilinmesinin yanında, yapılan kamu harcamalarının niteliksel yani etkinlik tartışmaları son yıllarda dikkat çekmiştir. Bu noktada kamu harcamaların gerçekten ihtiyaç duyulan alanlara yapılıp yapılmadığı ve etkinliğin sağlanması halinde harcamaların bütçe dengesi üzerinde olumlu rol oynayabileceği sorgulanmaya başlanmıştır. Bu kapsamda çalışmada kamu kesimi büyüklüğünün bütçe dengesi üzerindeki etkisiyle birlikte kamu kesiminin etkinliğinin de mali etkisinin araştırılması hedeflenmektedir. Bu amaç doğrultusunda bütçe açıklarına neden olan kamu harcamalarının etkin yapılması durumunda mali denge üzerindeki etkisi çeşitli göstergeler aracılığıyla ampirik tahmin edilerek incelenmektedir. Çalışmada alternatif modellerden olan sabit ve rassal etkiler modelleri arasından seçim Hausman test istatistiğine dayalı olarak yapılmakta ve metodolojik olarak sabit etkiler modeli tercih edilmektedir. Elde edilen sonuçların daha iyi yorumlanması ve daha kapsamlı ve analitik bir yönteme ihtiyaç duyulması nedeniyle literatürde sıkça kullanılan genelleştirilmiş momentler yöntemine başvurulmaktadır. Ampirik sonuçlar, kamu kesimi büyüklüğündeki artışın ise bütçe açıklarına neden olduğunu, ekonomik büyümeyle birlikte kaydedilen nüfus artışının bütçe dengesini iyileştirdiğini göstermektedir. Bunun aksine, kamu yatırımlarındaki artış ise bütçe açıklarına neden olmaktadır. Düşünülenin aksine kamu borcundaki artış da, bütçe dengesini iyileştirmektedir. Bu sonuç, beklentilerle tutarlı olmasa da, borcun büyüme yaratacak etkin harcama alanlara yönlendirilmesinin mali dengeleri iyileştirici etkisinden bahsetmek mümkün görünmektedir. Açıklayıcı değişkenlerin etkisine ilişkin bulgular ise, çalışmanın araştırma sorusuna ışık tutmaktadır. Öyle ki; kamu harcamalarının bütçe açıklarını arttırıcı etkisi söz konusu olmakla birlikte, kamu kesiminde etkinliğin sağlanması bütçe üzerindeki yükü anlamlı ve önemli ölçüde azaltmaktadır.
Araştırma ve geliştirme harcamalarının ekonomik büyümeye etkisi: OECD ülkeleri için ampirik bir analiz
Günümüzde araştırma ve geliştirme (Ar-Ge) harcamaları hem devlet hem de özel sektör için daha fazla önem kazanmıştır. Ar-Ge çalışmaları sonucunda ortaya çıkan teknolojik gelişmelerin ekonomik performansı ve refah seviyesini yükselttiği son yıllarda yapılan çalışmalarda öne sürülmektedir. Bu çalışmada 37 OECD ülkesinin 2001-2019 yılları arasındaki verileri kullanılarak Ar-Ge harcamalarının ekonomik performans göstergelerinden kişi başına düşen milli gelir üzerindeki etkisi araştırılmıştır. Çalışma; Ar-Ge harcamalarının gayri safi yurt içi hasıla içerisindeki payının yanı sıra milyon kişi başına düşen araştırmacı sayıları ve patent başvuru sayılarının ana bağımsız değişken olarak ayrıca ele alınması, brüt sabit sermaye yatırımı oranı ile toplam ihracat içindeki bilgi ve iletişim teknolojileri ihracatı oranının kontrol değişkenleri olarak dikkate alınması ve güncel veri setinin kullanılması bakımından önceki çalışmalardan farklılaşmaktadır. Çalışmanın öncül çalışmalardan farklılaşan bir diğer yönü ise; OECD ülkelerinin tamamının incelenmesine ek olarak ülkelerin; gelişmişlik düzeylerine göre ayrıştırılıp alt örneklemlerin ayrıca analiz edilmesidir. Analiz sonucunda Ar-Ge harcamalarının ekonomik performansı pozitif yönde etkilediği sonucuna ulaşılmış olup, 37 OECD ülkesi için yapılan analizde araştırma ve geliştirme harcamalarındaki %1 birimlik artışın kişi başı geliri %0,94 oranında artırdığı, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler için ayrım yapıldığı zaman ise sırasıyla %0,84 ve %0,30 oranında kişi başı geliri pozitif yönde etkilediği sonucuna ulaşılmıştır. Farklı ülke gruplarına ait katsayı tahminlerinin niceliksel olarak farklılık göstermesi, ülkelerin ayrıştırılarak analiz edilmesini destekler niteliktedir.
Yunanistan deneyimi ışığında Türk vergi sisteminin Avrupa Birliği'ne uyumu
Bu tezin amacı; Türkiye'nin AB üyeliği halinde, vergi uyumlaştırmasının gelecekteki yönünü analiz etmek, olası uyumsuzlukları göz önüne sermek ve söz konusu sorunların giderilmesine yönelik çözüm önerileri geliştirmektir. Bu amaçla, Yunanistan'ın deneyiminden faydalanarak Türkiye için uyum sürecine ilişkin çıkarımlarda bulunulmuştur. Tez, Yunanistan incelemesi ile Türkiye'nin üyelik halindeki vergi uyumunun yönünü açığa çıkaran ilk bilimsel çalışmadır. Yunanistan örneğinin seçilmesinde; her iki ülkenin vergiye bakış açısının ve vergi uyumunun benzer olması ile ilgili ülkenin sisteminin rahat incelenebilirliği dikkate alınmıştır. Yunanistan'ın ABAD önünde neredeyse verginin her alanında dava sahibi olması da söz konusu örneğin önemini arttırmaktadır. İlgili davaların Türk bilimsel literatüründe ilk defa kullanılıyor olması literatüre özgün bir katkı sağlamaktadır. Tezde; Avrupa Komisyonu'nun özellikle ülkelerin dolaysız vergi sistemlerinin farklılığından kaynaklanan anormallikleri, vergi uyumlaştırması olmaksızın, ulusal kuralların yakınlaştırılmasıyla ele almaya çalıştığı bulgusu ortaya çıkmıştır. Bununla birlikte, üye devletlerin vergi uyumu alanında tam olarak özgür bırakıldığı sonucuna varmak da yanlış olacaktır. Ayrıca tezde incelenen davalardan anlaşıldığı üzere; ABAD kararları vergi uyumunun gerçek lokomotifi niteliğindedir. AB ve ABAD vergilendirme gücünden yoksun olmakla birlikte, vergilendirme üzerine önemli bir düzenleyici kontrol uygularken daha sıkı kısıtlamalar getirmektedir. Bu nedenle, Yunanistan vergi davaları, Türkiye için başta dolaysız vergiler olmak üzere tüm vergilere ilişkin uyumlaştırmanın şekillenmesinde faydalıdır.
Kamu mali yönetimi ve kontrol sisteminde bütçenin denetimi: Uluslararası karşılaştırmalı analizi
Dünyada etkili olan yeni kamu mali yönetimi anlayışı saydamlık, hesap verebilirlik, etkinlik, ekonomiklik, verimlilik gibi kavramları beraberinde getirmiştir. Özellikle kamu kesiminde etkinlik ve verimlilik sorunlarına çözüm geliştirmek amacıyla yeni kamu mali yönetimi anlayışı ile birlikte bütçe reformları yapılmış ve performans esaslı bütçeleme bu sürecin sonunda ortaya çıkmıştır. Kamu bütçe sisteminde yaşanan bu değişim süreci aynı zamanda kamuda hesap verme sorumluluğunu ve bütçenin denetimini de etkilemiştir. Performans esaslı bütçelemede kamusal kaynakların hukuka uygunluğunun yanı sıra etkin, ekonomik ve verimli bir biçimde kullanılması da amaçlandığından, bütçe üzerindeki denetim faaliyetinin de buna uygun şekilde yapılması öngörülmüş ve bu bağlamda yüksek denetimin kapsamı da belirtilen amaç doğrultusunda tekrardan tanımlanmıştır. Bu kapsamda birçok Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) ülkesinde performans esaslı bütçe sistemine geçilmiş olup yüksek denetim kurumlarının görev ve sorumlulukları da bu doğrultuda değişmiş ve performans bütçelemedeki rolleri artmıştır. Bu çalışmada performans esaslı bütçe sistemini uygulayan OECD ülkelerinde hesap verebilirliğin ne şekilde gerçekleştiği yüksek denetim kurumları açısından ele alınacaktır. Çalışmada OECD ülkelerinden olan Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Güney Kore, Fransa ve Türkiye'nin performans esaslı bütçe sistemleri ve bütçenin dış denetimini gerçekleştiren yüksek denetim kurumları incelenmiştir. Bu kapsamda OECD'nin uluslararası performans bütçeleme veri tabanında yer alan veriler ile performans esaslı bütçe sisteminde yüksek denetim kurumlarının rolü üzerine OECD tarafından yapılan anket verilerinden de yararlanarak karşılaştırma yapılmış olup seçilmiş ülkelerin benzer ve farklı yanları ortaya konulmuştur.
Sürdürülebilir kalkınma odaklı denetim anlayışı: Sayıştay için kurumsal ve işlevsel bir model önerisi
Yüksek denetim kurumları için yeni odak alanlarından biri Birleşmiş Milletler 2030 Gündemidir. Sürdürülebilir kalkınma amaç ve hedeflerini içeren Gündemin Sayıştayın tüm süreçlerine entegre edilebilmesi amacıyla yapılan bu çalışmada kurumsal ve işlevsel yapılar incelenmiştir. Buna göre; denetimlere yön veren temel aşamalarda (planlama, uygulama, raporlama, izleme, kalite kontrol ve güvencesi) çeşitli sorunlar bulunmakta olup, bu süreçlere sürdürülebilir kalkınma amaçları entegre edilmemiştir. Kurum organizasyon yapısı ve kapasitesinin de sürdürülebilir kalkınma odağında geliştirilmesi gerekmektedir. Sayıştay denetimleri ile sürdürülebilir kalkınmanın çeşitli boyutlarına etkide bulunulmasına rağmen bunlar ölçülememekte, yaratılan katma değer bilinmemektedir. Çalışma içerisinde geliştirilen sürdülebilir kalkınma odaklı denetim modelinin hayata geçirilmesi durumunda sayıştayın ülkemizin kalkınmasına katkıda bulunabileceği, Birleşmiş Milletler 2030 Gündeminin izlenmesi ve gözden geçirilmesi ile ilgili beklentinin karşılanabileceği düşünülmektedir.
Yeni nesil binek otomobillerin vergilendirilmesi: Türkiye örneği
Otomotiv endüstrisinde meydana gelen teknolojik gelişim ile birlikte küresel düzeyde çevrenin korunmasına yönelik gösterilen çabaların ortak bir sonucu olarak konvansiyonel fosil yakıtlı içten yanmalı motorlu binek taşıtlar yerini yeni nesil binek taşıt olarak ifade edilen elektrikli ve hibrit elektrikli taşıtlara bırakmaktadır. Bu ikame sürecinde birçok ülke ve şehir fosil yakıtlı otomobillerin kullanımının sınırlandırılması veya tamamen yasaklanmasına yönelik çalışmalar yapmaktadır. Bu kapsamda, otomotiv pazarında kendisine yer bulmaya başlayan yeni nesil taşıtların yaygınlaştırılması ve konvansiyonel taşıtların yerini alması amacıyla bu tip taşıtlara yönelik çeşitli teşviklere ihtiyaç duyulmaktadır. Yeni nesil otomobillerin kullanımında tüketici tercihlerinin yeni nesil binek taşıtlar lehine değişmesi, çeşitli teşvik unsurlarının vergilendirme sürecinde dikkate alınmasına ve vergi tekniğinin bu amaca göre kurgulanmasına bağlıdır. Çalışmada yeni nesil taşıtların yaygınlaşmasına yönelik dönüşüm sürecinde, Türkiye'de binek taşıtlara yönelik uygulanmakta olan özel tüketim vergisi ve motorlu taşıtlar vergisinin, yeni nesil taşıtlara nihai tüketicilerin talebinin artmasına katkı sağlayacak şekilde revize edilmesine yönelik öneriler sunulmuştur. Öneriler genel olarak bu tip taşıtlardaki vergi yüklerinin azaltılmasını ve diğer teşvik unsurlarını ihtiva etmektedir. Bu çerçevede, yeni nesil binek otomobillerin kullanımının yaygın olduğu ülkelerdeki binek otomobil vergilendirme süreci ve teşvikleri incelenmiş, politika değişikliklerinin binek otomobil satışları ve sektörel etkileri üzerinde durulmuştur.
Kamu borcunun ekonomik büyüme üzerindeki etkisi: Türkiye örneği
Son yıllarda artış gösteren ve kamu açısından neredeyse olağan gelir kaynağı hale gelen borçlanmanın, başta büyüme olmak üzere makroekonomik değişkenler üzerinde meydana getirdiği etki, ilgi çekici bir husus olmuş ve bu konuda hatırı sayılır büyüklükte bir literatür oluşmuştur. Bununla beraber bu çalışmaların genelinde, iki değişken arasındaki ilişkinin teorik ve ampirik yönleri birbirinden bağımsız olarak ele alınmış ve konu bunlardan sadece birisi ekseninde açıklanmıştır. Bu çalışmada ise kamu borcunun büyüme üzerindeki etkisinin, hem teorik çalışmalarda ortaya konan savların Türkiye'deki karşılığı üzerinden iktisadi gerekçelerle hem de ampirik çalışma ile ortaya konulması amaçlanmaktadır. Göstergeler ışığında yapılan analiz neticesinde, 2000 sonrası Türkiye'de kamu borcunun büyüme üzerinde hem olumlu hem olumsuz sonuçlar doğurabilecek kullanımlarının olduğu ve nihai sonucun bu iki etkinin göreceli durumuna bağlı olduğu kanaati oluşmuştur. Bahse konu olan etkilerden hangisinin baskın olduğunu yani nihai etkinin yönünü analiz etmek üzere yapılan ampirik çalışmada ise; toplam kamu borcunun uzun dönemde büyümeyi pozitif yönde etkilediği buna karşın iç ve dış borç şeklinde alt bileşenlerine ayrıldığında büyüme üzerindeki etkinin kalktığı sonucuna ulaşılmıştır.
Türkiye'deki belediyelerin mali yapısı ve sorunları; Ankara Büyükşehir Belediyesi örneği
Bu çalışma, Türkiye'deki belediyelerin gelir ve harcamalarını inceleyerek; belediyelerin mali problemlerine çözüm önerileri sunmayı amaçlamaktadır. Bu amaca yönelik olarak, Ankara Büyükşehir Belediyesi'nin son beş yıl içerisindeki gelir ve giderleri analiz edilmekte ve mali yapıda tespit edilen problemlere Ankara Büyükşehir Belediyesi örneğinden faydalanılarak çözüm önerileri sunulmaktadır. Çalışmanın sonuçları, Ankara Büyükşehir Belediyesi'nin merkezi yönetime önemli ölçüde bağımlı olduğuna, öz gelirlerinin çok düşük olduğuna, belediyeye görevleriyle orantılı gelir kaynağı sağlanmadığına ve harcamalarının etkinsiz ve israfa yol açacak şekilde gerçekleştirildiğine işaret etmektedir. Bu nedenle çalışma, Ankara Büyükşehir Belediyesi'nin öz gelirlerinin artırılmasına ve merkezi yönetimle olan bağının azaltılmasına yönelik öneriler sunmaktadır. Anahtar Kavramlar: Yerinden Yönetim, Mahalli İdareler, Belediye, Ankara Büyükşehir Belediyesi, Mali Yapı
Türkiye'de e-devlet sürecinde elektronik tebligat ve kayıtlı elektronik posta (KEP) uygulaması
Son yıllarda enformatik teknolojilerinde görülen hızlı ilerlemeler, ülkelerin vatandaşlarına sunmuş olduğu hizmetlerin verimliliğini arttırmak amacıyla bilgisayar desteklie-Devlet uygulamalarının hayata geçirilmesine ortam hazırlamıştır. Hantal işleyen bir bürokratik yapıyı bünyesinde barındıran ve yüksek maliyetli, verimsiz sonuçların elde edilmesini de beraberinde getiren, "geleneksel devlet anlayışı" olarak nitelendirilen anlayış, zaman içerisinde yerini hizmet sunumunda daha verimli sonuçların elde edildiği ve yurttaşlara sağlamış olduğu maliyet ve zaman avantajları ile ön plana çıkan "elektronik devlet anlayışına" bırakmıştır. Çalışmada bu çerçevede,e-Devlet anlayışına geçiş öncelikle teorik anlamda incelenmiş olup, Türkiye'de bu kapsamda gerçekleştirilmiş olan yatırımlar hakkında bilgiler sunulmuştur. Daha verimli ve etkin sonuçlar kazanılmasına imkânsağlayan e-Devlet anlayışına geçişin akabinde ülkemizde yasal ve teknik altyapısı kurularak hayata geçirilen, Elektronik Tebligat ve Kayıtlı Elektronik Postasistemlerine ilişkin çalışmalar ve ilgili yasal mevzuatlar incelenmiştir. Bu doğrultuda bahsi geçen sistemlerin sağlam bir yasal zemin üzerine inşa edilmesi amacıyla bazı tespitlere yer verilmiş ve bu tespitler doğrultusunda çözüm önerileri geliştirilmiştir. Sonuç olarak, söz konusu sistemlerin ülkemize sağlamış olduğu katkılar ile gelecekte de sağlaması öngörülen katkıları analiz edilmiştir.
Sermaye şirketlerinin ortakları ile kanunî temsilcilerinin şirketin vergisel borçlarından doğan sorumluluğu: Amerika Birleşik Devletleri ve AB üyesi bazı ülkeler ile karşılaştırmalı bir irdeleme
Oldukça geniş bir kavram olması nedeniyle, tez çalışmamızda vergi hukukuna dair sorumluluk hükümlerine genel olarak değinilmiş, esas olarak fer'i vergi borçlusu konumundaki vergi sorumlusu ve sorumluluğu üzerinde durulmuştur. Bu çerçevede, sermaye şirketleri olan anonim, limited ve sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketlerde, şirket ortakları ile kanuni temsilcilerin şirketin vergi borç ve cezalarına ilişkin sorumlulukları, tarihsel süreç ve diğer ülke düzenlemeleri ile kıyaslamalı olarak, ilgili mevzuatta yapılan son değişiklikler, halihazırda tasarı aşamasında olan yasa çalışmaları ve yüksek yargı kararları ışığında ele alınmıştır. Sermaye şirketlerinin yönetim ve temsili ile kanuni temsilcileri Türk Ticaret Kanunu'nda düzenlenmiş olduğundan, bu Yasada yapılan en son değişiklikler, konunun aydınlatılması açısından ayrıca irdelenmiştir. Türk hukukunda sermaye şirketlerinin ortakları ile kanuni temsilcilerine yüklenilen sorumluluk hükümlerinin, başta Amerika Birleşik Devletleri ve bazı Avrupa Birliği üyesi ülkeler ile mukayesesi yapılarak ülkemiz düzenlemelerinin incelenen ülkelerin mevzuatına kıyasla ağır sorumluluk hükümleri taşıyıp taşımadığı, ayrıca ülkemiz mevzuatında konuya ilişkin olarak yapılan değişikliklerin tarihsel seyri incelenerek sorumluluk hükümlerinin zaman içerisinde ağırlaştırılıp ağırlaştırılmadığı hususunda bir sonuca ulaşılmaya çalışılmış; bu sonuçlara dayanarak da ülkemiz ilgili mevzuatı ve uygulamasında gözlemlenen noksanlıklara, aksaklıklara ve hatalı uygulamalara dair önerilerde bulunulmuştur.
Türkiye'de mali yerelleşme ve kamu harcamaları kompozisyonu ilişkisi
Mali yerelleşme kavramı 1960'lı yıllarda literatüre girmiştir. 1980'li yıllarda özellikle gelişmekte olan ülkelerde oldukça popüler olmuştur. Türkiye de bu akımdan etkilenerek mali yerelleşme adımları atmıştır. Literatür incelendiğinde mali yerelleşmenin; enflasyon, büyüme ve kalkınma gibi makroekonomik değişkenlerle ilişkisini araştıran çalışmaların çoğunlukta olduğu; kamu harcama kompozisyonuna etkisini inceleyen çalışmaların ise az sayıda olduğu gözlemlenmektedir. Bu çalışmanın amacı özellikle Türkiye için mali yerelleşme ve kamu harcama kompozisyonu ilişkisini araştıran çalışmaların azlığı nedeniyle oluşan boşluğun doldurulmasına katkı vermek ve mali yerelleşme uygulamaları neticesinde kamu harcama kompozisyonunda ne gibi değişiklikler meydana geldiğini ortaya çıkarmaktır. Bu amaçla Türkiye'de 2007Q1-2018Q3 dönemi üçer aylık verileri ile ekonometrik model kurularak sınır testi yöntemiyle bir zaman serisi analizi yapılmıştır. Yapılan analiz sonucunda Türkiye'de mali yerelleşme arttıkça cari harcamaların arttığı sonucuna ulaşılmıştır. Mali yerelleşme ile transfer harcamaları negatif ilişkili bulunurken, yatırım harcamaları ile istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunamamıştır.
Mükelleflerin vergiye bakışının değerlendirilmesi ve bir uygulama örneği
Vergiler konusunda mükelleflerin ne düşündükleri, vergi konusunda isteklilikleri ve bu konuya tepkileri geçmişten günümüze sık sık merak ve inceleme konusu olmuştur. Mükelleflerin vergiye karşı tutumlarının incelenmesi ve toplumda yaşayan her bir bireyin tek tek fikirlerinin bilinmesi imkansız olduğu için yapılan çalışmalarda genellemelere başvurulmuştur. Buna ek olarak verginin mali bir konu olması sebebiyle sadece hukuki, ekonomik ve siyasi açıdan değerlendirilmesi yeterli olmamakta; aynı zamanda birey davranışları üzerindeki etkisiyle psikolojik ve sosyal yönleriyle de değerlendirilmesi gerekmektedir. Vergileme olayındaki taraflardan biri olmasından dolayı vergiye karşı gösterdikleri tutum ve davranışlar bireylerin vergi ahlakının anlaşılmasına yardımcı olmakta ve dolayısıyla vergi politikalarının etkinliği açısından da büyük önem arz etmektedir. Mükelleflerin vergiye gönüllü uyumunu sağlayabilmek için bireylerin vergiye karşı tepkilerinden yani en geniş kavramıyla vergi psikolojisinden faydalanmak, etkin bir vergi idaresi oluşturmanın en temel yoludur. Bu tezin amacı; verginin göz ardı edilen psikolojik yönünü açıklamaya çalışmak, mükelleflerin vergiye bakış açılarını incelemek, bireylerin vergi ahlak düzeyleri ve vergi adalet algılarını inceleyerek yorumlamaya çalışmak ve sonuçta vergiye gönüllü uyumu sağlamak için neler yapılabileceğini araştırmaktır. Mükelleflerin vergi algıları ve vergi ahlak düzeyi ile vergi adalet algılarını ölçmek maksadıyla yapılan anket uygulamasının sonuçları analiz edilip açıklanmaya çalışılacaktır.
Veraset ve intikal vergisinde karşılaşılan darboğazlar, çözüm önerileri ve Amerika Birleşik Devletleri uygulaması
Servet vergilerinden biri olan ve 1926 yılından günümüze kadar varlığını sürdüren Veraset ve İntikal Vergisi, pek çok değişiklik geçirmesine rağmen bu değişikliklerin hiçbiri yapısal anlamda bir reform niteliği taşımamıştır. Toplam vergi gelirleri içindeki payı çok düşük olan bu vergi, mali amaçlardan ziyade hizmet ettiği sosyal amaçlarla varlığını sürdürmüş fakat zaman zaman kaldırılmasına ilişkin tartışmalar ortaya çıkmıştır. Ancak kaldırılması gibi bir tercih Anayasa'nın 73'üncü maddesinde yer alan mali güce göre vergilendirme ve vergi yükünün adaletli ve dengeli dağıtımı ilkelerine aykırılık teşkil edecektir. Bu bağlamda gelir dağılımının iyileştirilmesi için bir araç olarak da kullanılabilecek veraset ve intikal vergisini kaldırmak yerine, yapılması gereken düzenlemeleri tespit ederek bu verginin hem mali hem de sosyal amaçlarının güçlenmesini sağlamak temel amaç olmalıdır. Çalışmamızda servet vergileri ile ilgili temel bilgilere yer verildikten sonra veraset ve intikal vergisinin uygulanmasında karşılaşılan sorunları tespit etmek için öncelikle literatür ve mevzuat araştırması yapılmıştır. Ardından vergi idaresi ile mükellef arasında çıkan ve yargıya taşınan uyuşmazlıklar ele alınmış ve çeşitli özelgeler incelenerek bu verginin yürütülmesinde hangi konuların yeterince açık olmadığı ortaya konulmuştur. Böylece söz konusu vergide karşılaşılan ve karşılaşılabilecek tüm sorun alanları tespit edilmiştir. Bununla birlikte, başta Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere birçok ülke veraset ve intikal vergisi açısından ele alınarak Türkiye ile eş güdümlü olarak karşılaştırılmış ve ülkemizin dünya genelindeki yeri saptanmıştır. Son olarak bu tespitlerimize göre bir takım yapısal reformları içeren çözüm önerileri ortaya konulmuştur. Sonuç olarak, ortaya çıkarmış olduğumuz sorun alanlarına ilişkin ileri sürdüğümüz reform tekliflerinin hayata geçirilmesi durumunda, söz konusu verginin hem kamu harcamalarını finanse etmek şeklindeki mali amaçlarının hem de gelir dağılımında adaleti sağlamak gibi sosyal amaçlarının güçleneceği düşünülmektedir.
Türkiye'de iç borçlanma: Borç yükü ile vade yapısı ilişkisinin ekonometrik bir analizi
Tarih boyunca devletlerin faaliyet alanlarının devamlı olarak çoğalması ve özellikle klasik devlet anlayışından sosyal devlet anlayışına geçiş kamu harcamalarının gün geçtikçe artmasına sebep olmuştur. Artan kamu harcamalarının olağan gelirlerle karşılanamaması ise borçlanma gibi diğer kamu finansman kaynaklarının ön plana çıkmasına sebep olmuştur. Özellikle iç borçlanma devletlerin sıkça kullandığı bir kaynak halini almıştır. Günümüzde iç borçlanma etkin bir borç yönetimi olmaması durumunda ülkelerin en büyük sorunlarından biri haline gelebilmektedir. Ülkemizde iç borçlar Osmanlı İmparatorluğu döneminden beri kullanılagelmiş ve günümüzde ülke ekonomisinin önemli bir parçası haline gelmiş, zaman zaman iç borçlanmanın sürdürülebilirliği tartışmaya açılmıştır. 2018 yılı sonunda toplam iç borç stokunun harcama yöntemiyle hesaplanan GSYH'ye oranı %16 olarak gerçekleşmiştir. Çalışmamızda iç borçlanmanın ülkemizdeki tarihsel gelişimi ve yapısı ile iç borç yönetiminin önemli unsurlarından olan iç borç yükü ile iç borç stokunun vadeye kalan süresi arasındaki ilişki incelenmiştir. Optimal borç yönetimi teorileri çerçevesinde vade yapısına ilişkin yaklaşımlar değerlendirilmiş ve Türkiye'de özellikle 2002 yılından sonra literatürle uyumlu politikaların uygulandığı görülmüştür. Bu çalışmadaki ekonometrik uygulama kapsamında, 2004-2018 yılları arasında Türkiye'de iç borç yükü ile iç borç stokunun vadeye kalan süresi arasında ters yönlü anlamlı bir ilişkinin olduğu saptanmıştır.
Türkiye'de tarım desteklerinin bölgesel dağılımı; 2002-2018
Tarım, canlıların beslenme ihtiyacını karşılama, istihdam sağlama ve dış ticarete konu olma açılarından ülke ekonomileri için temel bir sektördür. Türkiye ekonomisinde stratejik bir yere sahip olan tarım; istihdam, büyüme, katma değer, ihracat gibi alanlarda büyük bir potansiyele sahiptir. Sektörün iklim koşullarından doğrudan etkilenmesi, beklenmeyen doğa olayları, ekonomik çalkantılar, ülkeler arası değişen diplomatik ilişkiler gibi etkenlerden dolayı sektördeki riskin yüksek olması tarımın desteklenmesini gerekli kılmaktadır. Ülkemizin petrol ve doğalgaz gibi kaynaklar açısından kısıtlı olması ve sanayi üretimine yönelik hammadde sağlamada dışa bağımlı olması, ekonomik açıdan tarıma yönelimi ortaya çıkarmaktadır. Bu doğrultuda tarımsal destekleme politikalarının ihtiyaçları karşılaması, doğru ürünlere ve doğru alanlara verilmesi gerekmektedir. Tarımsal kamu desteklerinin, kalkınma planlarının, kamu yatırımlarının ve bu alandaki projelerin etkin bir şekilde planlanması ve sonucunda öngörülen verimin alınması, ülkemiz ekonomisinin kilit taşlarından biri olan tarımın gelişmesi açısından önem taşımaktadır. Tez çalışması kapsamında Türkiye'deki tarımsal devlet destekleri araştırılmış, T.C. Tarım ve Orman Bakanlığı veri tabanından ve TÜİK'ten elde edilen veriler birleştirilerek tarımsal desteklerin 2002-2018 yılları itibariyle İBBS bölgeleri bazında dağılımı incelenmiş, destekleme türleri ve ödemelerin tarımsal üretim üzerindeki etkileri betimsel yöntemle analiz edilmiştir. Milli gelir içinde sektörlerin payı, sektörlerin ve tarımsal desteklerin 12 bölgedeki dağılımı incelenmiştir.
Türkiye'de vergi ahlakını şekillendiren etkenler
Bu çalışmanın amacı, 22 yıllık bir süreçte, Türkiye'de vergi ahlakının dönüşümünü irdelemektir. İlgili hedef çerçevesinde, Dünya Değerler Anketi'nin 1990, 2007 ve 2012 yılı verilerinden istifade edilmiştir. Sıralı probit modeller aracılığıyla gerçekleştirilen analizler sonucunda, vergi ahlak düzeyinin zaman içerisinde değiştiği gözlemlenmiştir. 2007 ve 2012 yıllarındaki vergi ahlak düzeyi, 1990 yılına nispetle daha düşüktür. Ek olarak, araştırma bulguları, bürokrasiye güvenin ve maddi tatmin düzeyinin vergi ahlakı üzerinde negatif yönlü bir etkisini işaret etmektedir. Tahmin sonuçlarına göre, hükümete güven, dinin önemi ve milli gurur vergi ahlakı üzerinde anlamlı bir pozitif etkiye sahiptir.