Hatay Mustafa Kemal University
Fakülte

Diş Hekimliği Fakültesi

Hatay Mustafa Kemal University

28

Arşivlenen Tez

0

DOI Atanmış

0%

DOI Oranı

Arşivlenen Tez

10 Tez
Diş Hekimliği UzmanlıkAçık ErişimTR

Mandibular ilerletmede kullanılan farklı sabit fonksiyonel apareylerin dentoalvelolar yapılar üzerindeki etkilerinin sonlu elemanlar analiz yöntemi ile değerlendirilmesi

Giriş ve Amaç: Bu çalışmanın amacı, yakın dönemde üretilmiş olan ve klinik uygulaması kolay olan PowerScopeR2 (2014 American Orthodontics Corporation, Sheboygan, Wisconsin) apareyinin mandibula, maksilla ve dentoalveolar yapılar üzerindeki etkilerinin in vitro olarak sonlu elemanlar analizi ile değerlendirilmesi ve klinik rutininde çok kullanılan ForsusTM Fatigue Resistant Device EZ2 (FRD; 3M Unitek, Monrovia, California) ve Herbst (Dentaurum Inc., Newtown) apareyleri ile etkileri arasındaki farkların incelenmesi ve karşılaştırılmasıdır. Gereç ve Yöntem: Çene kemiklerininin üç boyutlu sonlu elemanlar modeli, büyüme gelişimi tamamlanmış bir bireyden konik ışınlı tomografi ile elde edilmiş ve çalışmanın yapıldığı firmadan temin edilmiştir (Ay tasarım, Ankara). Forsus, PowerScope2 ve Herbst apareyleri, üç ayrı sonlu elemanlar modelinde uygulanıp dişler, dentoalveolar yapılar ve çene kemikleri üzerindeki von Mises gerilme, minimum-maksimum asal gerilme ve yer değiştirme değerleri sonlu elemanlar analiz yöntemi ile değerlendirilmiştir. Bulgular: PowerScope2 apareyi uygulanan modelde alt kesici dişlerde, Forsus ve Herbst apareyi uygulanan modellerden daha fazla protrüzyon gözlenmiştir. Herbst apareyinin uygulandığı modellerde dişlerde von Mises gerilme değerleri diğer iki apareye göre oldukça yüksek gözlenmiştir. Sabit fonksiyonel apareylerin üst çene molar dişlerinde meydana getirdiği distalizasyon miktarı en fazla Herbst apareyinin uygulandığı modelde gözlenmiştir. Sonuç: Çalışmamızda yüksek von Mises gerilimleri tüm simülasyonlarda kuvvetin iletildiği dişlerde görülmüştür. Yakın dönemde üretilmiş olan ve uygulama açısından diğer iki apareye göre daha kolay olan PowerScope2 apareyinin de diğer iki apareyle benzer etkiler oluşturduğu üst çenede istenmeyen molar dişte bukkal tiping gibi etkilerin ve mandibular retrognatili hastalarda istenmeyen üst çene molar distalizasyonun önlenmesi amacıyla ek önlemler alınması gerektiği tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Forsus, PowerScope, Herbst, Sonlu elemanlar analizi, Fonksiyonel tedavi

Dentoalveolar yapıMandibulaOrtodonti+3
Mustafa Onur Şengezer
Hatay Mustafa Kemal University
2020
00
Diş Hekimliği UzmanlıkAçık ErişimTR

Farklı dual cure bulk-fı̇ll kompozı̇t rezı̇n materyallerı̇n renk stabı̇lı̇tesı̇ ve yüzey pürüzlülüğünün in vı̇tro olarak değerlendı̇rı̇lmesı̇

Amaç: Çalışmamızda çocuk diş hekimliğinde kullanılan 3 farklı dual cure bulk-fill kompozit rezin materyalin (Fill-up, HyperFIL, Cention-N) ve ışıkla polimerize 1 adet bulk-fill kompozit rezin materyalin (Reveal HD) yüzey pürüzlülüğü ve renk stabilitesi özelliklerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Üretici firmanın önerileri dikkate alınarak her materyal 5 mm kalınlıkta, 6 mm çapında polietilen kalıplar içerisine yerleştirilerek örnekler hazırlanmıştır. Deney grubunda dual cure bulk-fill kompozitler, kontrol grubunda ise ışıkla polimerize olan bulk-fill kompozit kullanılmıştır. Deney grubunda kullanılan örneklerin yarısı self polimerizasyona bırakılmış, diğer yarısı ise üretici firma talimatları doğrultusunda ışıkla polimerize edilmiştir.(n=10) Kontrol grubundaki örnekler ise ışıkla polimerize edilmiştir.(n=10) Deney grubunda bulunan 3 adet dual cure bulk-fill kompozitten ve 1 adet ışıkla polimerize kompozitten toplam 70 adet örnek elde edilmiştir. Hazırlanan her örneğin 24 saat etüvde 37°C'de distile suda bekletilmesi sonrasında yüzey pürüzlülüğü ölçülmüştür. Örneklerin yüzey pürüzlülük testi Mustafa Kemal Üniversitesi Teknoloji ve Ar-Ge Uygulama ve Araştırma Merkezinde bulunan Hysitron TI 950 TriboIndenter cihazı ile yapılmıştır. Ardından örneklerin yüzey analizi için Mustafa Kemal Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Araştırma Laboratuvarında bulunan SEM (JEOL 5500/OXFORD Inca-X Taramalı Elektron Mikroskobu) kullanılmıştır. Renk stabilitesini belirlemek için deney grubunda kullanılan örneklerin yarısı self polimerizasyona bırakılmış, diğer yarısı ise ışıkla polimerize edilmiştir. Kontrol grubundaki örnekler ise ışıkla polimerize edilmiştir. Deney grubunda bulunan 3 adet dual cure bulk-fill kompozitten ve 1 adet ışıkla polimerize kompozitten toplam 105 adet örnek elde edilmiştir. Hazırlanan her örneğin 24 saat etüvde 37°C derecede distile suda bekletilmesi sonrasında başlangıç renk ölçümleri bir spektrofotometre [VITA Easyshade® Advance 4.0 (VITA Zahnfabrik, Bad Sackingen, Germany)] cihazı ile yapılmıştır. Daha sonra örnekler distile suda, vişne suyunda ve soğuk çayda 1 hafta bekletilmek üzere rastgele 3 ayrı gruba ayrılmıştır.(n=5) 1 hafta sonunda örneklerin spektrofotometre ile renk ölçümleri yapılmıştır. Örneklerin renk değişimleri CIEDE 2000 sistemine göre kaydedilmiştir. Bulgular: Kompozit grupları içerisinde en az yüzey pürüzlülüğü deney grubunda bulunan ışıkla polimerize Cention-N kompozit örneklerde görülmüştür. Kompozit grupları içerisinde en fazla yüzey pürüzlülüğü deney grubunda bulunan self polimerizasyona bırakılan Fill-up kompozit örneklerde görülmüştür. Deney grubunda yer alan Fill-up ve Cention-N kompozit gruplarında, self polimerizasyona bırakılan örneklerin ve ışıkla polimerize edilen örneklerin yüzey pürüzlülüğü, istatistiksel açıdan anlamlı derecede farklılık göstermektedir(p<0,05). Self polimerizasyona bırakılan kompozit gruplarının yüzey pürüzlülüğü kendi aralarında karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı fark tespit edilmemiştir(p>0,05). Işıkla polimerize edilen kompozit gruplarının yüzey pürüzlülüğü kendi aralarında karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı fark tespit edilmemiştir(p>0,05). Kompozit grupları içerisinde en fazla renklenme miktarı, deney grubunda bulunan self polimerizasyona bırakılan ve vişne suyunda bekletilen Fill-up kompozit örneklerde görülmüştür. Kompozit grupları içerisinde en az renklenme, deney grubunda bulunan ışıkla polimerize edilen ve distile suda bekletilen Cention-N kompozit örneklerde görülmüştür. Sonuç: Bu bilgiler ışığında dual cure bulk-fill kompozitlerin self polimerizasyona ilaveten ışıkla polimerize edilmesi sonucu yüzey pürüzlülüğünde azalma ve renk stabilitesinde artış beklenebilir.

Dental materyallerDiş renk değişikliğiKompozit reçineler+4
Zehra Şivgan
Hatay Mustafa Kemal University
2020
00
Diş Hekimliği UzmanlıkAçık ErişimTR

Kök kanal tedavisinde kullanılan farklı sonik irrigasyon aktivasyon tekniklerinin, kullanılan patların dentinal tübül penetrasyonu üzerine etkilerinin lazer taramalı konfokal mikroskop ile değerlendirilmesi

Giriş ve Amaç: Kök kanal tedavisinde mekanik preparasyon ile ulaşılabilen alan kısıtlı olduğunda dolayı kök kanal sisteminde dezenfeksiyonu sağlayabilmek amacıyla irrigasyon önemli bir yer tutmaktadır. İrrigasyon solüsyonlarının kök kanal sistemine daha etkin taşınabilmesi amacıyla farklı uygulamalar araştırılmaktadır, ancak bu araştırılan tekniklerin mekanizmaları ve etkileri henüz tam olarak açıklanmamıştır. Bu çalışmanın amacı üç farklı irrigasyon tekniğinin; irrigasyon solüsyonu ve kök kanal dolgusunda kullanılan iki farklı patın dentin tübüllerine penetrasyon yüzde ve derinlikleri üzerine etkisinin kıyaslanmasıdır. Gereç ve Yöntem: 36 adet tek köklü, tek kanallı mandibular premolar insan dişi kullanılan irrigasyon tekniğine göre üçe ayrılmıştır: geleneksel irrigasyon yöntemi, EDDY ve EndoAktivatör grupları. Bu gruplara rastgele dağıtılan 12'şer diş dolumda kullanılacak kanal patına göre 2 alt gruba bölünmüştür: AH Plus ve TotalFill BC alt grupları. Kök kanal dolgusunun ardından sırasıyla apikal, orta ve koronal üçlüleri temsilen apeksten 2, 5 ve 8 mm uzaklıklardan 1 mm'lik kesitler alınmıştır. Kök kanal patlarının dentinal tübül penetrasyon yüzdesi ve maksimum penetrasyon derinliği konfokal lazer tarama mikroskop (CLSM) kullanılarak ölçülmüştür. Bulgular: Hem irrigasyon solüsyonu hem de kök kanal patlarının penetrasyon yüzdeleri apikalden koronale doğru sayısal artış göstermektedir. İrrigasyon solüsyonu penetrasyon yüzdeleri incelendiğinde apikal üçlüde ED grubu değerleri Gİ değerlerinden anlamlı derecede daha yüksektir (p<0,05). Orta ve koronal üçlü değerlerinde ED ve EA gruplarının her ikisi de Gİ'den anlamlı derecede yüksek değerler göstermiştir (p<0,05). Kullanılan kök kanal patlarının penetrasyon yüzdeleri kıyaslandığında apikal ve koronal kesit değerlerinde Gİ, ED ve EA gruplarında AH Plus ve TotalFill BC patlarının penetrasyon yüzdeleri açısından anlamlı bir fark bulunamamıştır (p>0,05). Orta üçlünün değerlerinde; tüm gruplarda pat penetrasyon yüzdeleri açısından anlamlı farklılık gözlenmiş olup grupların hepsinde TotalFill BC patının penetrasyon yüzdesi AH plus grubunun değerlerinden anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur (p<0,05). Apikal üçlüde hem AH Plus hem de TotalFill BC patlarının penetrasyon yüzdelerinde ED grubunun ortalaması diğer gruplardan anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur (p<0,05). Orta üçlüdeki penetrasyon yüzdelerinde; AH Plus ve TotalFill BC alt gruplarında; ED ve EA gruplarının değerlerinin Gİ değerlerine oranla anlamlı derecede yüksek olduğu gözlemlenmiştir (p<0,05). Koronal kesitlerdeki penetrasyon değeri yüzdelerinde AH Plus ve TotalFill BC alt gruplarında Gİ, ED ve EA grupları arasında anlamlı düzeyde fark bulunamamıştır (p>0,05). Sonuç: Çalışmamızın bulguları irrigasyon aktivasyon tekniklerinin kullanımının irrigasyon solüsyonu ve kök kanal patlarının dentinal tübüllere penetrasyon değerlerini artırdığını ortaya koymuştur.

Dental materyallerDental pulpa boşluğuDezenfeksiyon+4
İpek İşken
Hatay Mustafa Kemal University
2021
00
Diş Hekimliği UzmanlıkAçık ErişimTR

COVİD-19 pandemi sürecinde sağlık çalışanlarına uygulanan aşının dental anksiyete üzerine etkisi

Koronavirüs salgını tüm dünyayı ve ülkemizi son yıllarda etkisi altına almıştır. Bu salgında en çok çalışan hem fiziksel hem psikolojik zarara uğrayan kesim sağlık çalışanları olmuştur. Sağlık çalışanları hem bulaş riskine girip, kendisini ve ailesini riske atarken hem de zorlu çalışma şartlarıyla baş etmek zorunda kalmıştır. Ülkemizde ilk aşılanan popülasyon sağlık çalışanları olmuştur. Toplumda koronavirüs bulaşı korkusuyla artan dental anksiyetenin aşıdan sonra olan durumunu değerlendirmek ve sağlık çalışanlarındaki genel dental anksiyete durumunu değerlendirmek üzere çalışmamız planlanmıştır. Çalışmamızda amacımız sağlık çalışanlarında COVID-19 hastalığı sebebiyle artan dental anksiyeteyi etkileyen faktörlerin ve bu faktörler sonucu olan dental anksiyetenin saptanmasıdır.

COVID 19COVID 19 aşılarıDental anksiyete+3
Özge Aksöz Dinçel
Hatay Mustafa Kemal University
2021
00
Diş Hekimliği UzmanlıkAçık ErişimTR

Kök kanal tedavisinin yenilenmesinde kullanılan farklı irrigasyon solüsyonlarının antimikrobiyal etkisinin değerlendirilmesi

Giriş ve Amaç: Bu in vivo çalışma,kök kanal tedavisinin yenilenmesi kararı verilmiş kök kanallarında farklı irrigasyon solüsyonları kullanımının ve bu solüsyonların aktivasyonunun kök kanalı içerisindeki mikrobiyal değişime etkisini değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma için kök kanal tedavili apikal periodontitisli tek köklü ve tek kanallı mandibular premolar dişlere sahip kırk hasta seçilmiştir. Kök kanal tedavisinin yenilenmesi esnasında kullanılan final irrigasyon rejimlerine göre hastalar bir bilgisayar yazılımı ile 4 gruba ayrılmıştır: Grup I: % 17 EDTA+ % 2.5 NaOCl, Grup 2: % 2.5 NaOCl/ % 9 HEBP (Medcem, Viyana, Avusturya), Grup 3: % 17 EDTA + % 2.5 NaOCl + EA, Grup 4: % 2.5 NaOCl / % 9 HEBP + EA. Bakteriyolojik örnekler kök kanalından ilk randevuda kemomekanik preparasyondan önce (S1) ve final irrigasyondan sonra (S2) alınmış olup, ikinci randevuda kanal içi medikamentin çıkarılmasından sonra (S3) ve final irrigasyondan sonra (S4) alınmıştır. Alınan numunelerde mikrobiyolojik kültür yöntemi ile toplam bakteri sayıları ölçülmüştür. Kültür yöntemi verilerinden istatistiksel analizlerde gruplar arasındaki farklılıklar Kruskal Wallis testi, grup içi karşılaştırmalar Friedman testi ve gruplar arası ikili karşılaştırmalarda bakteri sayılarının yüzdelik azalım düzeyleri Mann Whitney U testi kullanılarak ölçülmüştür. Sonuçlar p<0.05 anlamlılık düzeyinde değerlendirilmiştir. Bulgular: Grup içi karşılaştırmalarda, tüm gruplarda S1 ve S2 numunelerindeki bakteri sayılarındaki azalma miktarı istatistiksel olarak anlamlıdır (p<0.05). S1-S2 numunelerindeki bakteri azalma miktarlarının gruplar arası karşılaştırmalarında istatistiksel olarak anlamlı fark gözlenmemiştir (p> 0.05). Grup içi karşılaştırmalarda S2-S3 numunelerindeki bakteri sayıları arasında Grup II ve Grup IV'te istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmazken ( p> 0.05), Grup I ve Grup III'te anlamlı düzeyde farklılık görülmüştür ( p< 0.05). Grup içi karşılaştırmalarda tüm gruplarda S3-S4 numuneleri arasındaki bakteri sayısı istatistiksel olarak anlamlı düzeyde azalmıştır (p <0.05). Gruplar arası kantitatif karşılaştırmada S3-S4 numuneleri arasındaki bakteri sayılarının yüzdelik azalmaları arasında istatistiksel olarak önemli bir fark olmadığı tespit edilmiştir (p> 0.05). Sonuç:. Apikal periodontitise sahip kök kanallarının dezenfekte edilmesinde kullanılan tüm irrigasyon solüsyonları kanal içi mikrobiyal yükün azaltılmasında etkili bulunmuştur. İrrigasyon solüsyonları, konvansiyonel şırınga irrigasyonu ve EA ile yapılan sonik aktivasyon ana kök kanalında bakteri sayısının azaltılmasında benzer etki göstermiştir. Anahtar Kelimeler: EA, HEBP, Konvansiyonel şırınga irrigasyonu, Retreatment.

Antienfektif ajanlarAntimikrobiyal ajanlarKök kanal tedavisi+3
İsmail İlker Pamukçu
Hatay Mustafa Kemal University
2021
00
Diş Hekimliği UzmanlıkAçık ErişimTR

Dental implantların geliştirilmiş trombositten zengin fibrin ve konsantre büyüme faktörü ile kombine uygulamasının peri-implant oluk sıvısındaki TNF-alfa, RANKL ve OPG düzeylerine olan etkilerinin incelenmesi

Giriş ve Amaç: Dental implantlar, başarılı bir osseointegrasyon sürecini takiben protetik yükleme için ortalama 8-12 haftalık bir süreye gereksinim duyar. Bu süreyi kısaltmak için implant osseointegrasyonunu hızlandıracak çeşitli rejeneratif materyaller kullanılabilmektedir. Kanın santrifüjü ile elde edilen trombosit türevlerinin kemik formasyonunu hızlandırdığı bilinmektedir. Çalışmadaki amacımız, konsantre büyüme faktörü (CGF) ve geliştirilmiş trombositten zengin fibrin (A-PRF) ürünlerinin dental implantların osseointegrasyonuna etkilerini klinik, radyolojik ve biyokimyasal yönden değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya, sistemik olarak sağlıklı 20 hasta CGF çalışma grubuna, 20 hasta A-PRF çalışma grubuna olmak üzere 40 hasta dâhil edildi. Bölünmüş ağız dizaynı ile gerçekleştirilen çalışmada test tarafındaki implant bölgesine CGF veya A-PRF'ten biri uygulanırken kontrol tarafına herhangi bir materyal uygulanmadı. Toplamda 80 implant 0,5 mm subkrestal olarak yerleştirildi. İmplantasyondan sonra ikinci hafta, 4. hafta ve 3. ayda plak indeksi, gingival indeks, cep derinliği ve gingival kanama indeksi ölçümleri ile birlikte peri-implant oluk sıvısında TNF-α, RANKL ve OPG düzeylerinin belirlenmesi için absorban kâğıtlar ile oluk sıvısı elde edildi. Rezonans frekans analizi ise intraoperatif, 4. hafta ve 3. ayda yapıldı. Üçüncü ay panoramik radyografisi üzerinden implantın mezial ve distal yüzeyinden marjinal kemik kaybı ölçümü yapılarak ortalama değerler elde edildi. Verilerin analizi için Mann-Whitney U ve Student t ile birlikte Wilcoxon işaretli sıralar testi ve Friedman testi kullanıldı. Bulgular Plak indeksi, gingival indeks, cep derinliği ve gingival kanama indeksi açısından gruplar arasında anlamlı fark gözlenmedi (p<0,05). CGF-test grubunda, implantların başlangıç rezonans frekans değeri 74,90 ± 5,23 iken, A-PRF-test grubunda ise bu değer 77,65 ± 2,81 idi. CGF-test grubunda 3. ayda 79,80 ± 1,76, A-PRF-test grubunda ise 78,40 ± 2,91 rezonans frekans değeri elde edildi. İki grup arasında tüm zamanlardaki rezonans frekans değeri istatistiksel olarak farklı değildi (p>0,05). CGF-test grubunda 3. aydaki rezonans frekans değerinin istatistiksel açıdan anlamlı derecede yüksek olduğu saptandı (p=0,001). CGF-test grubunda marjinal kemik kaybı 0,12 ± 0,04 mm, kontrol grubunda ise 0,17 ± 0,06 mm idi. A-PRF-test grubunda marjinal kemik kaybı 0,19 ± 0,08 mm, kontrol grubunda ise 0,23 ± 0,09 mm düzeyinde ölçüldü. Gruplar arasındaki marjinal kemik kaybı düzeyi istatistiksel açıdan anlamlı değildi (p=0,998). CGF ve A-PRF test grupları için; 2. haftadaki ortalama TNF-α düzeyleri sırasıyla 1,69 ± 1,80 ve 1,69 ± 2,09 pg/mL'den, 3. ayda 0,64 ± 0,71 ve 0,45 ± 0,38 pg/mL'ye azaldı. TNF-α ve RANKL/OPG seviyesindeki azalma, XIII hem CGF hem de A-PRF test grupları için istatistiksel olarak anlamlıydı (p<0,05). CGF-test grubunda, RANKL'ın 2.hafta, 4. hafta ve 3. ay düzeyleri sırasıyla 4,56 ± 4,26 pg/mL, 6,13 ± 6,89 pg/mL ve 2,17 ± 2,64 pg/mL, A-PRF-test grubunda ise 3,06 ± 2,38 pg/mL, 4,97 ± 4,31 pg/mL ve 2,49 ± 2,30 pg/mL idi. RANKL düzeylerinin gruplar arasında istatistiksel olarak benzer olduğu gözlendi (p>0,05). Zaman içerisindeki değişim her iki grup için anlamlıydı (p<0,05). OPG'nin 2. hafta ve 3. ay düzeylerinin A-PRF-test grubu ile kıyaslandığında CGF-test grubunda daha yüksek olduğu belirlendi. (p<0,05). RANKL/OPG oranının A-PRF-test grubu lehine, 4. hafta ve 3. ayda daha yüksek olduğu gözlendi (p<0,05). Sonuç: Dental implantasyonda CGF uygulaması, implant osseointegrasyonuna katkı sağlamaktadır. Bununla birlikte CGF, implant çevresindeki biyokimyasal belirteçlerin kontrollü salınımını indükleyerek kemik remodelasyonunu hızlandırmaktadır. Anahtar Kelimeler: Dental implant osseointegrasyonu, konsantre büyüme faktörü, geliştirilmiş trombositten zengin fibrin, inflamatuvar sitokin, peri-implant oluk sıvısı.

Büyütme faktörleriDental implantasyonDental implantlar+4
Muhammet Atılgan
Hatay Mustafa Kemal University
2021
00
Diş Hekimliği UzmanlıkAçık ErişimTR

Dual cure bulk-fıll kompozit rezinlerin farklı zaman aralıklarında nanosertlik değerlerinin in vitro olarak incelenmesi

Giriş ve Amaç: Bu çalışmada dual cure bulk-fill kompozit rezinlerin farklı zaman aralıklarında nanosertlik değerlerinin in vitro olarak incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmada deney grubunda Fill-Up, HyperFIL, Cention N dual cure bulk fill kompozit rezinler ve kontrol grubunda ışıkla sertleşen bir bulk-fill kompozit rezin olan Reveal HD'nin nanosertlik değerleri karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Gereç ve Yöntem: Çalışmada deney grubunda Fill-Up, HyperFIL, Cention N dual cure bulk fill kompozit rezinler ve kontrol grubunda ışıkla sertleşen bir bulk-fill kompozit rezin olan Reveal HD'nin nanosertlik değerleri karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Fill-Up, Cention N ve HyperFIL kompozit rezinlerin universal rengi Reveal HD nin ise A2 rengi kullanılmıştır. Deney grubunda kullanılacak olan dual cure bulk-fill kompozitler 2 alt gruba ayrılmıştır. 1. grup LED ışık kaynağı ile polimerize edilmiş, 2. grubun ise üretici firmaların talimatları doğrultusunda kimyasal olarak polimerizasyonları sağlanmıştır. Deney grubundaki kompozit rezinler 5 ve 10 mm olmak üzere iki farklı derinlikte silindirik pleksiglas kalıplara yerleştirilmiştir. Kontrol grubunda ise 5 mm derinliğinde kalıplar kullanılmıştır ve polimerizasyonları LED ışık kaynağıyla sağlanmıştır. Örneklerin alt ve üst yüzeylerinin nanosertlik değerleri polimerizasyonlarından 24 saat ve 7 gün sonra Mustafa Kemal Üniversitesi Teknoloji ve Ar-Ge Uygulama ve Araştırma Merkezinde bulunan Hysitron TI 950 TriboIndenter cihazı kullanılarak ölçülmüştür. Her bir örneğin alt yüzey sertlik değeri üst yüzey sertlik değerine bölünerek polimerizasyon dereceleri hesaplanmıştır. Bulgular: Çalışmamızda veriler %95 güvenle SPSS 21 programı kullanılarak analiz edilmiştir. İstatistiksel değerlendirmeler sonucunda sertlik ölçümü ve polimerizasyon derecesi bulgularına göre dual cure bulk-fill kompozit rezinlerin ışıkla veya kimyasal olarak polimerizasyonlarından 24 saat sonra ve 7. günde ölçülen nanosertlik değerleri ve polimerizasyon dereceleri arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık görülmemiştir. HyperFIL ve Fill-Up dual cure bulk-fill kompozit rezinlerin ışıkla polimerizasyonlarının nanosertlik ve polimerizasyon derecesi değerlerine bir etkisinin olmadığı görülmüştür. Cention N dual cure bulk-fill kompozit rezin ise bir ışık kaynağı ile polimerize edildiğinde daha yüksek nanosertlik ve polimerizasyon derecesi değerleri elde edilmiştir. Gruplar markalara göre kıyaslandığında her iki polimerizasyon şeklinde de en yüksek nanosertlik ve elastik modül değerlerinin Cention N'e ait olduğu görülmüştür. Işıkla polimerize edilen grupta en yüksek polimerizasyon derecesi değerlerini Cention N gösterirken, kimyasal olarak polimerize edilen grupta ise en yüksek polimerizasyon derecesi değerleri HyperFIL'e aittir. Sonuç: Sonuç olarak test edilen dual cure bulk-fill kompozit rezinlerin 24 saat sonra nihai sertliklerine ve polimerizasyon derecelerine ulaştıkları tespit edilmiştir. Cention N en yüksek sertlik ve polimerizasyon derecesi değerlerini göstermiştir.

Dental materyallerDiş hekimliğiKompozit reçineler+3
Eda Özdemir
Hatay Mustafa Kemal University
2020
00
Diş Hekimliği UzmanlıkAçık ErişimTR

Üç farklı ağız içi molar distalizasyon yönteminin sonlu elemanlar metoduyla incelenmesi

Giriş ve amaç: Bu çalışmanın amacı, üç farklı molar distalizasyonu yönteminde ortaya çıkan stres değerlerinin ve dişlerde meydana gelen yer değiştirme miktarlarının sonlu elemanlar analizi (SEA) ile incelenmesidir. Gereç ve yöntem: Çalışmada, palatinal bölgeden uygulanan konvansiyonel Pendulum aygıtı, palatinal bölgeden uygulanan mini vida destekli AMDA aygıtı ve bukkal kemiğe uygulanan mini vida ile üç farklı molar distalizasyon senaryosu oluşturulmuştur. Molar dişlere uygulanan distalizasyon kuvvetleri sonucu oluşan stresler ve yer değiştirme değerleri SEA ile incelenmiştir. Bulgular: Her üç senaryoda meydana gelen stres değerlerinin fizyolojik sınırlar içerisinde olduğu ve distalizasyon için uygun olduğu görülmüştür. Tüm senaryolarda birinci molar dişlerde meydana gelen en yüksek Von Mises değerleri kuvvetin uygulandığı bölgede ölçülmüştür. Birinci ve ikinci senaryoda birinci molar dişlerde meydana gelen en yüksek Von Mises değerlerinin palatinal tüberküllerde, üçüncü senaryoda bukkal tüberküllerde olduğu ve tüm senaryolarda en düşük Von Mises değerlerinin bukkal kök uçlarında olduğu görülmüştür. Sonuç: Pendulum ve AMDA ile yapılan distalizasyonda birinci molarlarda distobukkal rotasyon, bukkal mini vida ile yapılan distalizasyonda meziobukkal rotasyon görülmüştür. AMDA ile yapılan distalizasyonda diğer senaryolara göre birinci molarların daha paralel hareket ettiği gözlenmiştir. Bukkal mini vida ile yapılan distalizasyonda diğer senaryolara göre daha fazla molar ekstrüzyonu gözlenmiştir. Anahtar kelimeler: Molar distalizasyonu, Sonlu elemanlar analizi, Pendulum, AMDA, Bukkal mini vida.

Azı dişleriDiş hareketleriKemik vidaları+4
Kifayet Burcu Özdemir
Hatay Mustafa Kemal University
2020
00
Diş Hekimliği UzmanlıkAçık ErişimTR

Farklı braket sistemleri ve bitirme prosedürlerinin mine renklenmesi ile ilişkisinin değerlendirilmesi

Giriş ve Amaç: Sabit ortodontik tedavinin planlanmasına göre veya klinisyenin tercihine göre farklı braket sistemleri kullanılabilmektedir. Braketlerin tedavi süresince diş yüzeyinde kalması dişlerde renklenme problemleri oluşturabilmektedir. Ortodontik tedavi sonrası diş renkleşmesi tedavinin kalitesi ve hasta memnuniyeti açısından önemli bir kriterdir. Bu çalışmanın amacı, iki farklı braket sistemi ile bitirme tekniğinin diş renklenmesi üzerine etkilerinin karşılaştırılmasıdır. Gereç ve Yöntem: Çalışmada 40 adet insan premolar dişi kullanılmıştır. Dişler rastgele dört ayrı gruba ayrılmış olup her bir grupta 10 adet diş bulunmaktadır. Gemini braket – tungsten karbid frez grubu (1. Grup), Gemini braket – tungsten karbid frez, Sof-lex disk grubu (2. Grup), Flash Free braket – tungsten karbid frez grubu (3. Grup), Flash Free braket – tungsten karbid frez, Sof-lex disk grubu (4. Grup) deney gruplarıdır. Dört gruptaki toplam 40 dişin başlangıç ve final renk ölçümleri Vita Easyshade spektrofotometre renk ölçüm cihazı aracılığı ile yapılmıştır. Tabanı adezivle kaplı Flash Free braketler ile 3m Gemini konvansiyonel braketler, 3m Transbond XT ile diş yüzeylerine yapıştırılmıştır. Ağız içi çevreyi bir yıl simule edecek şekilde, bütün dişler 10 bin siklus, 5 °C ve 55 °C arasında termal siklusa tabi tutulmuştur. Braketlerin sökülmesinden sonra gruplara göre dişler üzerindeki yapıştırıcı artıkları tungsten karbid veya tungsten karbid-Sof-lex bitirme teknikleri ile temizlenmiştir. Dişlere final renk ölçümü yapılıp, ∆E = [(∆L)2 + (∆a)2 + (∆b)2]1/2= [(Ls-Lö)2 + (as-aö)2 + (bs-bö)2]1/2 formülü yardımı ile klinik renk değişikliği hesaplanmıştır. Verilerin dağılım normalliği Kolmogorov Smirnov testi ile ölçülürken, mine renklenmesi üzerine etki eden faktörlerin analizi ise iki yönlü varyans analizi ile değerlendirilmiştir (p˂0,05). Gruplar arasındaki ΔE değerleri arasındaki fark Tukey çoklu karşılaştırma testi kullanılarak p˂0,05 anlamlılık düzeyinde tespit edilmiştir. Bulgular: Flash Free braket sisteminin kullanıldığı gruplarda meydana gelen mine yüzeyindeki renk değişiminin, Gemini braket sisteminin kullanıldığı gruplarda meydana gelen renk değişiminden anlamlı olarak daha az olduğu tespit edilmiştir (p;0,003 p˂0,05). Sof-lex kullanılan gruplardan elde edilen renk değişikliği değerlerinin (ΔE), sof-lex kullanılmayan gruplardan daha düşük olduğu, fakat bu sonuçların istatistiksel olarak anlamlı olmadığı görülmüştür (p;0,280 p>0,05). Sonuç: Yaptığımız bu in vitro çalışma neticesinde, kullanmış olduğumuz her iki braket sisteminin ve bitirme tekniğinin mine yüzeyinde renklenme meydana getirdiği tespit edilmiştir. Tungsten karbid frez ile adeziv artıklarının temizlendiği dişler, tungsten karbid, sof-lex ile adeziv artıklarının temizlendiği dişlere göre daha fazla renk değişikliğine uğramıştır. Sof-lex disk kullanımının tüm gruplarda daha az renk değişikliğine sebebiyet verdiği görülmüştür. Bitirme protokollerinden bağımsız olarak, Flash Free braket sisteminin, Gemini braket sistemine göre dişler üzerinde daha az renk değişikliğine sebep olduğu görülmüştür.

Dental bondingDental mineDental çimentolar+4
Abdullah Kaya
Hatay Mustafa Kemal University
2020
00
Diş Hekimliği UzmanlıkAçık ErişimTR

Deksametazon veya betametazon içeren kortikosteroidlerin gömülü yirmi yaş cerrahisi öncesi pterygomandibular boşluğa enjekte edilerek post-op ödem, ağrı, trismus kontrolü

Giriş ve Amaç: Bu çalışmanın amacı Deksametazon veya Betametazon içerikli kortikosteroidleri ameliyat öncesi kullanarak gömülü yirmi yaş dişi cerrahisi sonrasında hastanın iyileşme sürecindeki konforunu arttırmak. Gereç ve Yöntem: Herhangi bir sistemik rahatsızlığı veya sürekli ilaç kullanımı olmayan 18-50 yaş aralığındaki hastaların onamları alınarak çalışmaya dahil edildi. Bölünmüş ağız (split-mouth) çalışmamızda farklı hastalarda 2 ayrı çalışma grubu ve bir kontrol grubu oluşturuldu. Aynı hastada 38(sol alt yirmi yaş dişi) veya 48(sağ alt yirmi yaş dişi) numaralı gömülü diş tarafı çalışma grubuyken diğer tarafı kontrol grubu olarak belirlendi. Hastalara yapılan iki cerrahi işlem arasında en az iki hafta ara verildi. Böylece kortikosteroidin sistemik olarak kontrol grubu bölgesini etkilemediğinden emin olundu. Çalışma grubu tarafında pterygomandibular boşluğun içine anestesteziden sonra 8 mg/2 ml deksametazon veya betametazon enjeksiyonu yapıldı. Kontrol grubu tarafına ise plasebo olarak pterygomandibular boşluğun içine anesteziden sonra 2 ml serum fizyolojik enjeksiyonu yapıldı. Her iki koşulda da hastalar aynı ve rutindeki standart cerrahi prosedürü gördü. Her hastada cerrahi operasyon öncesi aynı gün, post-op 3. gün ve post-op 7. gün USG ile ödem değerlendirilmesi için ölçümler yapıldı. Cerrahi operasyondan hemen öncesinde ve sonrasında, post-op 3. ve 7. günde ağız açıklığı ölçümü ve VAS ağrı skalasıyla ağrı değerlendirilmesi yapıldı. Bulgular: Deksametazon veya betametazon uygulanan hastalarda cerrahiden sonra ölçülen VAS skorları ağrının daha az olduğunu göstermiştir. USG ölçümleri ödemin daha az olduğunu göstermiştir. Bununla birlikte deksametazon ve betametazon uygulanan hastalarda cerrahiden sonraki trismus miktarı azalmıştır. Sonuç: Çalışma grubu olan tarafta kontrol grubu olan tarafa göre daha az enflamatuar olaylar gelişmesi sonucu post-op ağrı, ödem ve trismusta azalma görüldü. Anahtar kelimeler: Gömülü yirmi yaş, Mandibular 3. Molar, Deksametazon, Betametazon, Pterygomandibular Boşluk.

Adrenal korteks hormonlarıBetametazonDeksametazon+1
Mehmet Baturalp Çapraz
Hatay Mustafa Kemal University
2021
00