
20
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Archived Theses
Mandibular ilerletmede kullanılan farklı sabit fonksiyonel apareylerin dentoalvelolar yapılar üzerindeki etkilerinin sonlu elemanlar analiz yöntemi ile değerlendirilmesi
Giriş ve Amaç: Bu çalışmanın amacı, yakın dönemde üretilmiş olan ve klinik uygulaması kolay olan PowerScopeR2 (2014 American Orthodontics Corporation, Sheboygan, Wisconsin) apareyinin mandibula, maksilla ve dentoalveolar yapılar üzerindeki etkilerinin in vitro olarak sonlu elemanlar analizi ile değerlendirilmesi ve klinik rutininde çok kullanılan ForsusTM Fatigue Resistant Device EZ2 (FRD; 3M Unitek, Monrovia, California) ve Herbst (Dentaurum Inc., Newtown) apareyleri ile etkileri arasındaki farkların incelenmesi ve karşılaştırılmasıdır. Gereç ve Yöntem: Çene kemiklerininin üç boyutlu sonlu elemanlar modeli, büyüme gelişimi tamamlanmış bir bireyden konik ışınlı tomografi ile elde edilmiş ve çalışmanın yapıldığı firmadan temin edilmiştir (Ay tasarım, Ankara). Forsus, PowerScope2 ve Herbst apareyleri, üç ayrı sonlu elemanlar modelinde uygulanıp dişler, dentoalveolar yapılar ve çene kemikleri üzerindeki von Mises gerilme, minimum-maksimum asal gerilme ve yer değiştirme değerleri sonlu elemanlar analiz yöntemi ile değerlendirilmiştir. Bulgular: PowerScope2 apareyi uygulanan modelde alt kesici dişlerde, Forsus ve Herbst apareyi uygulanan modellerden daha fazla protrüzyon gözlenmiştir. Herbst apareyinin uygulandığı modellerde dişlerde von Mises gerilme değerleri diğer iki apareye göre oldukça yüksek gözlenmiştir. Sabit fonksiyonel apareylerin üst çene molar dişlerinde meydana getirdiği distalizasyon miktarı en fazla Herbst apareyinin uygulandığı modelde gözlenmiştir. Sonuç: Çalışmamızda yüksek von Mises gerilimleri tüm simülasyonlarda kuvvetin iletildiği dişlerde görülmüştür. Yakın dönemde üretilmiş olan ve uygulama açısından diğer iki apareye göre daha kolay olan PowerScope2 apareyinin de diğer iki apareyle benzer etkiler oluşturduğu üst çenede istenmeyen molar dişte bukkal tiping gibi etkilerin ve mandibular retrognatili hastalarda istenmeyen üst çene molar distalizasyonun önlenmesi amacıyla ek önlemler alınması gerektiği tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Forsus, PowerScope, Herbst, Sonlu elemanlar analizi, Fonksiyonel tedavi
Farklı dual cure bulk-fı̇ll kompozı̇t rezı̇n materyallerı̇n renk stabı̇lı̇tesı̇ ve yüzey pürüzlülüğünün in vı̇tro olarak değerlendı̇rı̇lmesı̇
Amaç: Çalışmamızda çocuk diş hekimliğinde kullanılan 3 farklı dual cure bulk-fill kompozit rezin materyalin (Fill-up, HyperFIL, Cention-N) ve ışıkla polimerize 1 adet bulk-fill kompozit rezin materyalin (Reveal HD) yüzey pürüzlülüğü ve renk stabilitesi özelliklerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Üretici firmanın önerileri dikkate alınarak her materyal 5 mm kalınlıkta, 6 mm çapında polietilen kalıplar içerisine yerleştirilerek örnekler hazırlanmıştır. Deney grubunda dual cure bulk-fill kompozitler, kontrol grubunda ise ışıkla polimerize olan bulk-fill kompozit kullanılmıştır. Deney grubunda kullanılan örneklerin yarısı self polimerizasyona bırakılmış, diğer yarısı ise üretici firma talimatları doğrultusunda ışıkla polimerize edilmiştir.(n=10) Kontrol grubundaki örnekler ise ışıkla polimerize edilmiştir.(n=10) Deney grubunda bulunan 3 adet dual cure bulk-fill kompozitten ve 1 adet ışıkla polimerize kompozitten toplam 70 adet örnek elde edilmiştir. Hazırlanan her örneğin 24 saat etüvde 37°C'de distile suda bekletilmesi sonrasında yüzey pürüzlülüğü ölçülmüştür. Örneklerin yüzey pürüzlülük testi Mustafa Kemal Üniversitesi Teknoloji ve Ar-Ge Uygulama ve Araştırma Merkezinde bulunan Hysitron TI 950 TriboIndenter cihazı ile yapılmıştır. Ardından örneklerin yüzey analizi için Mustafa Kemal Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Araştırma Laboratuvarında bulunan SEM (JEOL 5500/OXFORD Inca-X Taramalı Elektron Mikroskobu) kullanılmıştır. Renk stabilitesini belirlemek için deney grubunda kullanılan örneklerin yarısı self polimerizasyona bırakılmış, diğer yarısı ise ışıkla polimerize edilmiştir. Kontrol grubundaki örnekler ise ışıkla polimerize edilmiştir. Deney grubunda bulunan 3 adet dual cure bulk-fill kompozitten ve 1 adet ışıkla polimerize kompozitten toplam 105 adet örnek elde edilmiştir. Hazırlanan her örneğin 24 saat etüvde 37°C derecede distile suda bekletilmesi sonrasında başlangıç renk ölçümleri bir spektrofotometre [VITA Easyshade® Advance 4.0 (VITA Zahnfabrik, Bad Sackingen, Germany)] cihazı ile yapılmıştır. Daha sonra örnekler distile suda, vişne suyunda ve soğuk çayda 1 hafta bekletilmek üzere rastgele 3 ayrı gruba ayrılmıştır.(n=5) 1 hafta sonunda örneklerin spektrofotometre ile renk ölçümleri yapılmıştır. Örneklerin renk değişimleri CIEDE 2000 sistemine göre kaydedilmiştir. Bulgular: Kompozit grupları içerisinde en az yüzey pürüzlülüğü deney grubunda bulunan ışıkla polimerize Cention-N kompozit örneklerde görülmüştür. Kompozit grupları içerisinde en fazla yüzey pürüzlülüğü deney grubunda bulunan self polimerizasyona bırakılan Fill-up kompozit örneklerde görülmüştür. Deney grubunda yer alan Fill-up ve Cention-N kompozit gruplarında, self polimerizasyona bırakılan örneklerin ve ışıkla polimerize edilen örneklerin yüzey pürüzlülüğü, istatistiksel açıdan anlamlı derecede farklılık göstermektedir(p<0,05). Self polimerizasyona bırakılan kompozit gruplarının yüzey pürüzlülüğü kendi aralarında karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı fark tespit edilmemiştir(p>0,05). Işıkla polimerize edilen kompozit gruplarının yüzey pürüzlülüğü kendi aralarında karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı fark tespit edilmemiştir(p>0,05). Kompozit grupları içerisinde en fazla renklenme miktarı, deney grubunda bulunan self polimerizasyona bırakılan ve vişne suyunda bekletilen Fill-up kompozit örneklerde görülmüştür. Kompozit grupları içerisinde en az renklenme, deney grubunda bulunan ışıkla polimerize edilen ve distile suda bekletilen Cention-N kompozit örneklerde görülmüştür. Sonuç: Bu bilgiler ışığında dual cure bulk-fill kompozitlerin self polimerizasyona ilaveten ışıkla polimerize edilmesi sonucu yüzey pürüzlülüğünde azalma ve renk stabilitesinde artış beklenebilir.
Kök kanal tedavisinde kullanılan farklı sonik irrigasyon aktivasyon tekniklerinin, kullanılan patların dentinal tübül penetrasyonu üzerine etkilerinin lazer taramalı konfokal mikroskop ile değerlendirilmesi
Giriş ve Amaç: Kök kanal tedavisinde mekanik preparasyon ile ulaşılabilen alan kısıtlı olduğunda dolayı kök kanal sisteminde dezenfeksiyonu sağlayabilmek amacıyla irrigasyon önemli bir yer tutmaktadır. İrrigasyon solüsyonlarının kök kanal sistemine daha etkin taşınabilmesi amacıyla farklı uygulamalar araştırılmaktadır, ancak bu araştırılan tekniklerin mekanizmaları ve etkileri henüz tam olarak açıklanmamıştır. Bu çalışmanın amacı üç farklı irrigasyon tekniğinin; irrigasyon solüsyonu ve kök kanal dolgusunda kullanılan iki farklı patın dentin tübüllerine penetrasyon yüzde ve derinlikleri üzerine etkisinin kıyaslanmasıdır. Gereç ve Yöntem: 36 adet tek köklü, tek kanallı mandibular premolar insan dişi kullanılan irrigasyon tekniğine göre üçe ayrılmıştır: geleneksel irrigasyon yöntemi, EDDY ve EndoAktivatör grupları. Bu gruplara rastgele dağıtılan 12'şer diş dolumda kullanılacak kanal patına göre 2 alt gruba bölünmüştür: AH Plus ve TotalFill BC alt grupları. Kök kanal dolgusunun ardından sırasıyla apikal, orta ve koronal üçlüleri temsilen apeksten 2, 5 ve 8 mm uzaklıklardan 1 mm'lik kesitler alınmıştır. Kök kanal patlarının dentinal tübül penetrasyon yüzdesi ve maksimum penetrasyon derinliği konfokal lazer tarama mikroskop (CLSM) kullanılarak ölçülmüştür. Bulgular: Hem irrigasyon solüsyonu hem de kök kanal patlarının penetrasyon yüzdeleri apikalden koronale doğru sayısal artış göstermektedir. İrrigasyon solüsyonu penetrasyon yüzdeleri incelendiğinde apikal üçlüde ED grubu değerleri Gİ değerlerinden anlamlı derecede daha yüksektir (p<0,05). Orta ve koronal üçlü değerlerinde ED ve EA gruplarının her ikisi de Gİ'den anlamlı derecede yüksek değerler göstermiştir (p<0,05). Kullanılan kök kanal patlarının penetrasyon yüzdeleri kıyaslandığında apikal ve koronal kesit değerlerinde Gİ, ED ve EA gruplarında AH Plus ve TotalFill BC patlarının penetrasyon yüzdeleri açısından anlamlı bir fark bulunamamıştır (p>0,05). Orta üçlünün değerlerinde; tüm gruplarda pat penetrasyon yüzdeleri açısından anlamlı farklılık gözlenmiş olup grupların hepsinde TotalFill BC patının penetrasyon yüzdesi AH plus grubunun değerlerinden anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur (p<0,05). Apikal üçlüde hem AH Plus hem de TotalFill BC patlarının penetrasyon yüzdelerinde ED grubunun ortalaması diğer gruplardan anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur (p<0,05). Orta üçlüdeki penetrasyon yüzdelerinde; AH Plus ve TotalFill BC alt gruplarında; ED ve EA gruplarının değerlerinin Gİ değerlerine oranla anlamlı derecede yüksek olduğu gözlemlenmiştir (p<0,05). Koronal kesitlerdeki penetrasyon değeri yüzdelerinde AH Plus ve TotalFill BC alt gruplarında Gİ, ED ve EA grupları arasında anlamlı düzeyde fark bulunamamıştır (p>0,05). Sonuç: Çalışmamızın bulguları irrigasyon aktivasyon tekniklerinin kullanımının irrigasyon solüsyonu ve kök kanal patlarının dentinal tübüllere penetrasyon değerlerini artırdığını ortaya koymuştur.
COVİD-19 pandemi sürecinde sağlık çalışanlarına uygulanan aşının dental anksiyete üzerine etkisi
Koronavirüs salgını tüm dünyayı ve ülkemizi son yıllarda etkisi altına almıştır. Bu salgında en çok çalışan hem fiziksel hem psikolojik zarara uğrayan kesim sağlık çalışanları olmuştur. Sağlık çalışanları hem bulaş riskine girip, kendisini ve ailesini riske atarken hem de zorlu çalışma şartlarıyla baş etmek zorunda kalmıştır. Ülkemizde ilk aşılanan popülasyon sağlık çalışanları olmuştur. Toplumda koronavirüs bulaşı korkusuyla artan dental anksiyetenin aşıdan sonra olan durumunu değerlendirmek ve sağlık çalışanlarındaki genel dental anksiyete durumunu değerlendirmek üzere çalışmamız planlanmıştır. Çalışmamızda amacımız sağlık çalışanlarında COVID-19 hastalığı sebebiyle artan dental anksiyeteyi etkileyen faktörlerin ve bu faktörler sonucu olan dental anksiyetenin saptanmasıdır.
Dental implantların geliştirilmiş trombositten zengin fibrin ve konsantre büyüme faktörü ile kombine uygulamasının peri-implant oluk sıvısındaki TNF-alfa, RANKL ve OPG düzeylerine olan etkilerinin incelenmesi
Giriş ve Amaç: Dental implantlar, başarılı bir osseointegrasyon sürecini takiben protetik yükleme için ortalama 8-12 haftalık bir süreye gereksinim duyar. Bu süreyi kısaltmak için implant osseointegrasyonunu hızlandıracak çeşitli rejeneratif materyaller kullanılabilmektedir. Kanın santrifüjü ile elde edilen trombosit türevlerinin kemik formasyonunu hızlandırdığı bilinmektedir. Çalışmadaki amacımız, konsantre büyüme faktörü (CGF) ve geliştirilmiş trombositten zengin fibrin (A-PRF) ürünlerinin dental implantların osseointegrasyonuna etkilerini klinik, radyolojik ve biyokimyasal yönden değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya, sistemik olarak sağlıklı 20 hasta CGF çalışma grubuna, 20 hasta A-PRF çalışma grubuna olmak üzere 40 hasta dâhil edildi. Bölünmüş ağız dizaynı ile gerçekleştirilen çalışmada test tarafındaki implant bölgesine CGF veya A-PRF'ten biri uygulanırken kontrol tarafına herhangi bir materyal uygulanmadı. Toplamda 80 implant 0,5 mm subkrestal olarak yerleştirildi. İmplantasyondan sonra ikinci hafta, 4. hafta ve 3. ayda plak indeksi, gingival indeks, cep derinliği ve gingival kanama indeksi ölçümleri ile birlikte peri-implant oluk sıvısında TNF-α, RANKL ve OPG düzeylerinin belirlenmesi için absorban kâğıtlar ile oluk sıvısı elde edildi. Rezonans frekans analizi ise intraoperatif, 4. hafta ve 3. ayda yapıldı. Üçüncü ay panoramik radyografisi üzerinden implantın mezial ve distal yüzeyinden marjinal kemik kaybı ölçümü yapılarak ortalama değerler elde edildi. Verilerin analizi için Mann-Whitney U ve Student t ile birlikte Wilcoxon işaretli sıralar testi ve Friedman testi kullanıldı. Bulgular Plak indeksi, gingival indeks, cep derinliği ve gingival kanama indeksi açısından gruplar arasında anlamlı fark gözlenmedi (p<0,05). CGF-test grubunda, implantların başlangıç rezonans frekans değeri 74,90 ± 5,23 iken, A-PRF-test grubunda ise bu değer 77,65 ± 2,81 idi. CGF-test grubunda 3. ayda 79,80 ± 1,76, A-PRF-test grubunda ise 78,40 ± 2,91 rezonans frekans değeri elde edildi. İki grup arasında tüm zamanlardaki rezonans frekans değeri istatistiksel olarak farklı değildi (p>0,05). CGF-test grubunda 3. aydaki rezonans frekans değerinin istatistiksel açıdan anlamlı derecede yüksek olduğu saptandı (p=0,001). CGF-test grubunda marjinal kemik kaybı 0,12 ± 0,04 mm, kontrol grubunda ise 0,17 ± 0,06 mm idi. A-PRF-test grubunda marjinal kemik kaybı 0,19 ± 0,08 mm, kontrol grubunda ise 0,23 ± 0,09 mm düzeyinde ölçüldü. Gruplar arasındaki marjinal kemik kaybı düzeyi istatistiksel açıdan anlamlı değildi (p=0,998). CGF ve A-PRF test grupları için; 2. haftadaki ortalama TNF-α düzeyleri sırasıyla 1,69 ± 1,80 ve 1,69 ± 2,09 pg/mL'den, 3. ayda 0,64 ± 0,71 ve 0,45 ± 0,38 pg/mL'ye azaldı. TNF-α ve RANKL/OPG seviyesindeki azalma, XIII hem CGF hem de A-PRF test grupları için istatistiksel olarak anlamlıydı (p<0,05). CGF-test grubunda, RANKL'ın 2.hafta, 4. hafta ve 3. ay düzeyleri sırasıyla 4,56 ± 4,26 pg/mL, 6,13 ± 6,89 pg/mL ve 2,17 ± 2,64 pg/mL, A-PRF-test grubunda ise 3,06 ± 2,38 pg/mL, 4,97 ± 4,31 pg/mL ve 2,49 ± 2,30 pg/mL idi. RANKL düzeylerinin gruplar arasında istatistiksel olarak benzer olduğu gözlendi (p>0,05). Zaman içerisindeki değişim her iki grup için anlamlıydı (p<0,05). OPG'nin 2. hafta ve 3. ay düzeylerinin A-PRF-test grubu ile kıyaslandığında CGF-test grubunda daha yüksek olduğu belirlendi. (p<0,05). RANKL/OPG oranının A-PRF-test grubu lehine, 4. hafta ve 3. ayda daha yüksek olduğu gözlendi (p<0,05). Sonuç: Dental implantasyonda CGF uygulaması, implant osseointegrasyonuna katkı sağlamaktadır. Bununla birlikte CGF, implant çevresindeki biyokimyasal belirteçlerin kontrollü salınımını indükleyerek kemik remodelasyonunu hızlandırmaktadır. Anahtar Kelimeler: Dental implant osseointegrasyonu, konsantre büyüme faktörü, geliştirilmiş trombositten zengin fibrin, inflamatuvar sitokin, peri-implant oluk sıvısı.
Üç farklı ağız içi molar distalizasyon yönteminin sonlu elemanlar metoduyla incelenmesi
Giriş ve amaç: Bu çalışmanın amacı, üç farklı molar distalizasyonu yönteminde ortaya çıkan stres değerlerinin ve dişlerde meydana gelen yer değiştirme miktarlarının sonlu elemanlar analizi (SEA) ile incelenmesidir. Gereç ve yöntem: Çalışmada, palatinal bölgeden uygulanan konvansiyonel Pendulum aygıtı, palatinal bölgeden uygulanan mini vida destekli AMDA aygıtı ve bukkal kemiğe uygulanan mini vida ile üç farklı molar distalizasyon senaryosu oluşturulmuştur. Molar dişlere uygulanan distalizasyon kuvvetleri sonucu oluşan stresler ve yer değiştirme değerleri SEA ile incelenmiştir. Bulgular: Her üç senaryoda meydana gelen stres değerlerinin fizyolojik sınırlar içerisinde olduğu ve distalizasyon için uygun olduğu görülmüştür. Tüm senaryolarda birinci molar dişlerde meydana gelen en yüksek Von Mises değerleri kuvvetin uygulandığı bölgede ölçülmüştür. Birinci ve ikinci senaryoda birinci molar dişlerde meydana gelen en yüksek Von Mises değerlerinin palatinal tüberküllerde, üçüncü senaryoda bukkal tüberküllerde olduğu ve tüm senaryolarda en düşük Von Mises değerlerinin bukkal kök uçlarında olduğu görülmüştür. Sonuç: Pendulum ve AMDA ile yapılan distalizasyonda birinci molarlarda distobukkal rotasyon, bukkal mini vida ile yapılan distalizasyonda meziobukkal rotasyon görülmüştür. AMDA ile yapılan distalizasyonda diğer senaryolara göre birinci molarların daha paralel hareket ettiği gözlenmiştir. Bukkal mini vida ile yapılan distalizasyonda diğer senaryolara göre daha fazla molar ekstrüzyonu gözlenmiştir. Anahtar kelimeler: Molar distalizasyonu, Sonlu elemanlar analizi, Pendulum, AMDA, Bukkal mini vida.
Kemik densifikasyon ve kemik kondenzasyon yöntemleri ile yerleştirilen dental implantların stabilitelerinin değerlendirilmesi
Giriş ve Amaç: Dental implant tedavisinin başarısı, implant ve kemik arasında "osseointegrasyon" denilen sıkı bir bağlantının oluşmasına bağlıdır. İmplant stabilitesi, osseointegrasyonun klinik göstergesi olarak kabul edilmektedir. Güncel implant uygulamalarında, implantlar geleneksel yöntem, kemik densifikasyon ve kemik kondenzasyon gibi çeşitli yöntemlerle yerleştirilmektedir. Bu çalışmanın amacı, üç farklı yöntemle yerleştirilen implantların tedavi sürecinde stabilite değerlerinin kıyaslanmasıdır. Başlangıç hipotezimiz kemik densifikasyon ve kemik kondenzasyon yöntemlerinin implant satbilitesine pozitif etkileri olacağı yönündedir. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma 30 hastaya (15 kadın 15 erkek) uygulanan 60 adet implant ile yapıldı. Çalışmaya katılan hastalar, randomize bir şekilde 10 hasta içeren 3 gruba ayrıldı. İlk grupta geleneksel yöntem ile densifikasyon yöntemi, ikinci grupta geleneksel yöntem ile kondenzasyon yöntemi, üçüncu grupta ise densifikasyon yöntemi ile kondenzasyon yöntemi arasındaki stabilite değerleri kıyaslandı. Operasyon günü, 4. hafta, 8. hafta ve 12. hafta sonunda ISQ değerleri ölçülerek kaydedildi. Üç ve üzeri gruplara göre normal dağılmayan verilerin karşılaştırılmasında Kruskal Wallis testi kullanıldı. İkili gruplara göre normal dağılmayan verilerin karşılaştırılmasında Mann-Whitney U testi ve normal dağılan verilerin karşılaştırılmasında Bağımsız iki önek t testi kullanıldı. Gruplar içi zamana göre ISQ değişimlerin incelenmesinde normal dağılmayan veriler için Friedman testi ve normal dağılan verilerin için Tekrarlı varyans analizi kullanıldı. nem düzeyi p<0,05 olarak alındı. Bulgular: Yapılan istatistiksel değerlendirmeler doğrultusunda, kemik densifikasyon ve kemik kondenzasyon yöntemlerinın stabilite değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olmadığı (p>0,05), her iki yöntemle yerleştirilen implantların stabilite değerlerinin geleneksel yöntemle kıyaslandığında daha yüksek olduğu (p<0,05) görüldü. Sonuç: Bu çalışmanın sonucunda implant yerleştirme yönteminin stabilite değerleri üzerine etkili olduğu; kemik densifikasyon ve kemik kondenzasyon yöntemlerinin geleneksel yönteme göre, implant stabilitesi üzerinde pozitif bir etkisi olduğu (p<0,05), görüldü. Uygun cerrahi uygulamanın implantların başarısı üzerine etkili olduğu gözlendi. Anahtar kelimeler: Osseodensifikasyon, Osseokondenzasyon, Rezonans Frekans Analizi, Dental İmplant.
İmplant üstü restorasyonların çıkış profilinin periodontal sağlık üzerine etkisinin değerlendirilmesi: Prospektif çalışma
Giriş ve Amaç: Bu prospektif çalışmanın amacı güncel diş hekimliğinde sıkça kullanılan ve birincil tedavi seçeneği haline gelmiş implant üstü restorasyonların, çıkış profil açılarının implant çevresi kemikte meydana getirdiği kayıp ve çevre yumuşak dokular üzerine etkisini ölçerek periodontal sağlığın in vivo olarak değerlendirilmesidir. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma, 24 hastanın (15 kadın, 9 erkek) katılımıyla toplam 67 implant uygulanarak gerçekleştirildi. Kriterlerimize uyan ve çalışmamıza dahil ettiğimiz implant sayısı ise 24'tür. İmplantların cerrahi aşamaları tamamlandıktan 3 ay sonra protetik restorasyonları yapıldı. İmplant üstü restorasyonların ilgili bölgelerinden 1. ayda ve 6. ayda paralel film tutucular yardımıyla periapikal filmler alındı. İmplant üstü restorasyonlarda plak indeksi (PI), cep derinliği (PD) ve sondlamada kanama (BOP) durumu 1. ayda ve 6. ayda klinik olarak incelendi. Löe-Silness'in gingival indeks skorlarına göre alınan periodontal parametrelere ait veriler kaydedildi. İmplant bölgelerinden alınan periapikal filmlerde ImageJ programı yardımıyla çıkış profili açısı ve implant çevresi kemik seviyesi ölçümü yapıldı. Yapılan kemik seviyesi ölçümleri sonucunda kemik kaybı oran-orantı yöntemiyle hesaplandı ve kaydedildi. Çalışmamızdaki veriler IBM SPSS V23 ile analiz edildi. Kemik kaybı, GI, PI ve cep derinliği üzerine etki eden bağımsız değişkenlerin incelenmesinde çoklu lineer regresyon analizi kullanıldı. Analiz sonuçları nicel veriler için ortalama ± s. sapma ve ortanca (minimum - maksimum) şeklinde, kategorik veriler frekans ve yüzde olarak sunuldu. Önem düzeyi p<0,05 olarak alındı. Bulgular: Yapılan istatistiksel değerlendirmeler doğrultusunda açı ölçümü ile 6. ay gingival indeksi arasında anlamlı bir ilişki vardır. Açı artıkça gingival indekste orta şiddette bir azalış meydana gelmektedir (p=0,020). Açı ölçümü ile kemik kaybı, plak indeksi ve cep derinliği arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki yoktur (p>0,050). Kanama durumuna göre açıların ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark vardır (p=0,001). Kanaması olmayanların açı ortalaması daha yüksek elde edilmiştir. Kemik kaybı, plak indeksi, gingival indeks ve cep derinliği üzerine etki eden bağımsız değişkenler çoklu lineer regresyon analizi ile incelendiğinde, kurulan regresyon modeli istatistiksel olarak anlamlı bulunmadı. Sonuçlar: Bu çalışmanın limitasyonları dahilinde; implant üstü restorasyonlarda çıkış profil açısının gingival indeksle anlamlı bir ilişkisi olduğu gözlenmiştir. Çıkış profili açısı ile diğer parametreler arasında anlamlı bir ilişki olmadığı sonucuna varılmıştır. Kanama durumu ile açıların ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark vardır (p=0,001). Uygun çıkış profil açısının implantın uzun dönem başarısı üzerine etkili olduğu gözlenmiştir. Anahtar kelimeler: dental implant, implant üstü retorasyonlar, çıkış profili, periodontal sağlık.
Farklı yapıştırma simanları ile simante edilmiş paslanmaz çelik kronlarda mikrosızıntı değerlerinin in vitro olarak karşılaştırılması
Giriş ve amaç: Kronların uzun vadeli klinik başarısı için yapıştırma simanlarının hem restorasyon materyaline hem de uygulanacak dişe sağlam bir şekilde bağlanabilmesi gerekmektedir. Paslanmaz çelik kron simantasyonunda birçok siman kullanılmaktadır. Kron simantasyonu için seçilen yapıştırma simanı, kron kenarları etrafında mikrosızıntı olasılığını azaltabilen optimum marjinal sızdırmazlık oluşturmada büyük role sahiptir. Bu araştırmada, süt azı dişlerde, farklı tip yapıştırma simanları kullanılarak simante edilmiş paslanmaz çelik kronların mikrosızıntı düzeylerinin karşılaştırmalı olarak değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Bu in vitro çalışmada 102 adet çürüksüz süz azı dişi kullanıldı. Tüm örnekler aynı klinisyen tarafından paslanmaz çelik kron uygulaması için gerekli standart preparasyon tekniklerine tabi tutuldu. Her grupta dişler, farklı yapıştırma malzemeleri kullanılarak simante edilip aşağıdaki gibi alt gruplara ayrıldı (her bir grup için n = 17): Grup 1 geleneksel cam iyonomer siman (Fuji 1,GC, Tokyo, Japonya), grup 2 rezin modifiye cam iyonomer siman (Fuji Plus, GC, Tokyo, Japonya), Grup 3 self polimerize edilmiş dual cure rezin siman (Panavia F 2.0 adeziv rezin siman, Kuraray, Okayama, Japonya), Grup 4 ışıkla polimerize edilmiş dual cure rezin siman (Panavia F 2.0 adeziv rezin siman, Kuraray, Okayama, Japonya), Grup 5 self polimerize edilmiş dual cure rezin siman (Panavia Sa Cement Universal self adeziv rezin siman, Kuraray, Okayama, Japonya), Grup 5 ışıkla polimerize edilmiş dual cure rezin siman (Panavia Sa Cement Universal self adeziv rezin siman, Kuraray, Okayama, Japonya). Üretici firmanın önerileri dikkate alınarak yapılan simantasyon işlemi sonrası tüm kronlara, eşit bir ısırma basıncını simüle etmek amacıyla bir yükleme aparatı ile aksiyel olarak 10 dakika süreyle 5 kg'lık yük uygulandı. Örneklere 5˚C ile 55˚C'de bekleme süresi 30 sn ve transfer zamanı 10 sn olacak şekilde 1000 kez termal siklus uygulandı. Örnekler karanlık bir ortamda, 1M gümüş nitrat solüsyonunda 6 saat süreyle bekletildi. Sonrasında 12 saat süreyle floresan ışık altında bir indirgen banyo solüsyonu içinde bekletildi. Örneklerden bukkolingual yönde paralel 3 kesit alındı. Her kesitin dijital görüntüleri, 20 büyütmede bir steromikroskop altında elde edildi. Bukkal ve lingual yüzeylerdeki boya penetrasyon derinliği iki bağımsız gözlemci tarafından skorlandı. Her gruptan seçilen birer diş termal siklusu takiben ayrıldı ve SEM ile incelendi. Verilerin analizi için Student-t ve Mann Whitney U testleri ile birlikte Kruskal Wallis ve Bonferroni düzeltmeli (0,05/15=0,0033) Mann Whitney U testi kullanıldı. Bulgular: En yüksek mikrosızıntı değerleri Fuji 1'de gözlendi. En düşük mikrosızıntı değeri birinci gözlemciye göre Panavia F light cure ile Panavia Sa light cure iken, ikinci gözlemciye göre Panavia Sa light cure oldu.(p<0,001). Self cure gruplar arası( grup 1,2,3,5) yapılan ikili kıyasta Panavia F self cure ve Panavia Sa self cure arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark gözlenmezken, diğer self cure gruplar arasında anlamlı fark tespit edildi (p<0,001). Panavia F light cure ve Panavia Sa light cure arası yapılan ikili analizde birinci gözlemciye göre istatistiksel olarak anlamlı bir fark gözlenmedi. İkinci gözlemciye göre Panavia Sa light cure grubunun anlamlı bir farkla daha düşük mikrosızıntı gösterdiği görüldü. Dual cure rezin siman örneklerinin kendi içindeki ikili kıyasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark gözlenmedi. Her iki gözlemcide de bukkal ve lingual marjinler arası istatistiksel olarak anlamlı bir fark gözlenmedi. Sonuç: Bizim çalışmamızın sonuçları da genel olarak önceki çalışmaların sonuçlarını destekler nitelikte bulunmuş ve çalışmamızdan elde ettiğimiz bu sonuçlar doğrultusunda; çocuk diş hekimliği alanında kullanılan PÇK uygulamalarında dual cure rezin simanların rahatlıkla kullanılabileceği fikri desteklenmiştir. Anahtar Kelimeler: Çocuk Diş Hekimliği, Paslanmaz Çelik Kron, Mikrosızıntı, Yapıştırma Simanı.
Farklı tip yapıştırma simanlarının su emilimi çözünürlük ve yüzey değişimlerinin invitro incelenmesi
Giriş ve Amaç: Bu çalışma 1 gün, 7 gün ve 28 gün sürelerle; distile su, laktik asit ve propiyonik sit depolama ortamlarında muhafaza edilmiş 1 adet GCİS (FUJİ 1), 1 adet RMCİS (FUJI PLUS), 1 adet geleneksel rezin siman (PANAVİA V5) ve 1 adet self adeziv rezin simanının (PANAVİA SA CEMENT UNIVERSAL) su emilimi ve çözünürlüğünü karşılaştırmayı amaçlamıştır. Gereç ve Yöntem: Her simandan 54 adet olacak şekilde toplam 216 adet numune hazırlanmıştır. Her bir gruptaki 54 örnek, numunelerin inkübasyon süreleri (1. gün, 7. gün, ve 28. gün) baz alınarak 3 ayrı gruba ayrılmıştır ve 18 örnekten oluşan alt gruplar elde edilmiştir. Her bir alt grup ise distile su, laktik asit ve propiyonik asit ortamlarındaki su emilimi ve çözünürlük değerlerinin hesaplanması için üç alt gruba daha ayrılmıştır. (n=6) Üretici firmanın önerileri dikkate alınarak her materyal 2 mm kalınlıkta, 10 mm çapında polietilen kalıplar içerisine yerleştirilerek örnekler hazırlanmıştır. Su emilimi ve çözünürlük değerleri, daldırma ve kurutmadan önce ve sonra numuneler tartılarak ölçülmüştür. Örneklerin yüzey analizi için Mustafa Kemal Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Araştırma Laboratuvarında bulunan SEM (JEOL 5500/OXFORD Inca-X Taramalı Elektron Mikroskobu) kullanılmıştır. Bulgular: Siman grupları içerisinde en fazla su emilimi ve çözünürlük Fuji 1 de görülmüştür. Fuji Plus'ın su emlimi ve çözünürlük değeri ise Fuji 1'den az, rezin simanlardan fazla bulunmuştur. Fuji 1 ve Fuji Plus siman en yüksek su emilimini distile su ortamında, en yüksek çözünürlüğü ise laktik asit ortamında göstermiştir ve bu değerler 1. günden 28. güne doğru artış göstermiştir. Panavia V5 ve Panavia SA Cement Universal simanlar asit ortamlarında daha fazla su emilimi sergilemişlerdir ve laktik asit ortamında daha fazla çözünürlük göstermişlerdir. Simanların yapılan SEM incelemeleinde en fazla bozunma Fuji 1 de, en az bozunma ise Panavia SA Cement Universal'da gözlenmiştir. Simanların yüzeylerindeki bozulma en fazla laktik asit ortamında gözlenmiştir ve 1. günden 28. güne doğru artış göstermiştir. Sonuç: Bu çalışmada rezin simanların su emlimi ve çözünürlüğü karşı GCİS ve RMCİS lara göre daha dayanıklı olduğu görülmüştür. Panavia SA Cement Universal rezin simanlar gibi daha yüksek doldurucu içeriğine sahip ve daha hidrofobik materyaller, en az su emilimi ve çözünürlük göstermiştir. Daha düşük emilim ve çözünürlükleri nedeniyle, bu tip rezin bazlı yapıştırma simanlarının klinik olarak kullanılması tavsiye edilir. Anahtar kelimeler: Çocuk diş hekimliği, yapıştırıcı siman, su emilimi, çözünürlük.