
28
Arşivlenen Tez
0
DOI Atanmış
0%
DOI Oranı
Anabilim Dalı
Adil yargılanma hakkı çerçevesinde memurların disiplin soruşturması
Disiplin hukuku ve adil yargılanma hakkı alanında hazırlanmış olan bu tezin amacı memur disiplin soruşturmalarının adil yargılanma hakkı çerçevesinde yürütülmesinin gerekliliğini ortaya koymaktır.Disiplin hukuku, memurların kamu hizmetini yerine getirirken uyması zorunlu bazı kuralların yerine getirilmemesi halinde kamu görevlisine çeşitli yaptırımların uygulanmasını sağlayan ve bu şekilde hizmette verimliliği, güvenilirliği ve devamlılığı sağlayan kurallar bütünüdür.Disiplin soruşturmaları ise bahsi geçen disiplin kurallarına uyulmaması halinde memurun gerçekten iddia olunan disiplin suçunu işleyip işlemediği, işlemiş ise hangi ceza ile cezalandırılması gerektiği, işlenen suçun niteliğine göre memurun görev yerinin değiştirilip değiştirilmemesi konusunda kanaat oluşturan veya memurun memurluk sıfatı devam etmekle birlikte başka bir kuruma geçmesinin daha uygun olup olmayacağı noktasında görüş belirten, kesin ve yürütülebilir bir işlem niteliğinde olmayan, disiplin cezasına ön hazırlık oluşturan incelemelerdir.Adil yargılanma hakkı daha çok ceza yargılaması ile ilişkili bir kavram olmasının yanında, sonucu cezalandırma olan disiplin soruşturmalarında da olmazsa olmaz bir kuraldır. Bu çalışmadan çıkan en önemli sonuç da özellikle partizan uygulamaların çok olduğu ülkemizde adaletin sağlanması açısından gerekliliğinin tartışmasız olmasıdır.Anahtar Sözcükler1.Disiplin2.Soruşturma3.Memurlar4.Rapor5.Adil Yargılanma
Peacebuilding after crisis, A case study of guatemala
This thesis examines peacebuilding and reconciliation in with an emphasis on international law in post-war Guatemala. The study is a comprehensive analysis of the 36 year long internal conflict that took place, its peace accords, post-war reconstruction and lessons learned in peacebuilding. It aims to study a comprehensive look into peacebuilding after crisis using Guatemala as a case study. The thesis begins by looking into its historical background, information on peacebuilding, how Guatemala participated in its peacebuilding process, an interview with a human rights activist, a legal analysis and ending conclusion that includes an analysis based upon finding on research taken within the thesis. The thesis relies upon international law, national law, a social economic analysis and the role of development organizations within its post-war reconstruction. Lessons learned and general peacebuilding practices are also analysed in detail within this thesis. It proposes recommendations based upon international treaties, comparative analysis, and management of programs that the government and international development organizations have implemented. It uses academic, legal, and other sources that could be useful to peacebuilders, development organizations, or policy makers in a post-conflict reconstruction period after crisis.
Interpretation of victim status in climate crisis cases before the European Court of Human Rights
The thesis examines the evolving interpretation approach of the European Court of Human Rights (ECtHR) to individual applicants' victim status especially in climate crisis cases. It comprehensively analyses the requirement of victimhood under Article 34 of the European Convention on Human Rights (ECHR). First, it delves into key national, regional, and international decisions where victimhood was a disputable matter before the court and examines the approach of the relevant judicial body. Then it thoroughly examines the determining factors for victimhood as an admissibility criterion before the ECtHR in general and in environmental cases to lay the ground for understanding the Court's approach in climate cases. Next, the approach of the ECtHR is assessed for cases where human rights violation was alleged due to climate change. Focusing on the discussion of the three Grand Chamber decisions, it aims to explore the cautious yet evolving approach of the ECtHR in interpreting the victim status for individual applications. Finally, the thesis contributes to the growing field of climate change and human rights litigation examining the interpretation method of ECtHR on climate cases and provides an overall view of how human rights bodies are addressing this complex issue.
Makul sürede yargılanma hakkı
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6/1. Maddesinde ve TC Anayasasının 36. ve 141. Maddesinde hüküm altına alınan makul sürede yargılanma hakkı, yargılamanın adil olabilmesi anlamında en önemli unsurlarından birini teşkil etmektedir. Zira gecikmiş adalet, adalet olmaktan çıkar, hakkın iadesinden ziyade mağduru daha fazla mağdur etmek anlamını taşır. Yargılamanın makuliyet sınırı aşması ülkemizin de önemli bir sorunudur. Bu yüksek lisans tez çalışmasında adil yargılanma hakkı içerisinde makul sürede yargılanma hakkının yeri ve bu hakka ilişkin gerek ulusal gerek uluslararası boyuttaki düzenlemelere yer verilerek, yargılama süresinin makuliyet değerlendirmesine değinilmiş ve yine bu hakka ilişkin ihlaller incelenerek Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi kararları ile ulusal kanunlar ve uluslararası sözleşme ve belgeler doğrultusunda makul sürede yargılanma hakkı ortaya konulmaya çalışılmıştır.
Cumhurbaşkanlığı kararnameleri ile temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması
Toplumumuzun ve değişen dünyanın etkisiyle birlikte siyasi politikalarda hızlı bir değişiklik içerisine girmiştir. Anayasal nitelik taşıyan düzenlemeler sonucunda, Türkiye'nin yönetim sisteminde ciddi değişikliklere gidilmiştir. En önemli düzenlemeler ise 21 Ocak 2017 tarihli ve 6771 sayılı Kanun ile getirilen değişikliklerdir. Bu sebeple, olağan dönem ve olağanüstü dönemde çıkarılan kanun hükmünde kararnamelerinin kaldırılmasıyla Cumhurbaşkanlığı kararnameleri önem kazanmış ve temel hak ve özgürlüklerin nasıl sınırlandırılacağı çalışmamızın konusu olmuştur. Tezimin birinci bölümünde, temel hak ve özgürlüklerin, kavramsal olarak ne anlam taşıdığı ve tarihi açıdan geçmişten günümüze nasıl önemli olduğu açıklanmaya çalışılmıştır. Daha sonra 1982 Anayasası'nın hukuki çerçevesi de dikkate alınarak temel hak ve özgürlüklerin nasıl sınıflandırıldığı ve nasıl güvence altına alındığı incelenmiştir. İkinci bölümde ise, Cumhurbaşkanının görev, yetki ve işlemlerinin neler olduğu, olağan dönemlerde ve olağanüstü hal dönemlerinde çıkartacağı Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin unsurlarının nasıl düzenlediğini, yine Cumhurbaşkanı tarafından çıkartılan Cumhurbaşkanlığı yönetmelikleri ile diğer düzenleyici işlemlerinin farklılıkları ve benzerlikleri üzerinde durulmuştur. Üçüncü bölümde ise, Cumhurbaşkanlığı kararnameleri ile olağan ve olağanüstü hal dönemlerinde temel hak ve özgürlüklerin nasıl sınırlandırıldığı, bu sınırlandırmaların Anayasa'ya ve diğer şartlarının hukuka uygunluğu açısından irdelenmiştir
İhtiyati hacizin 6183 sayılı kanun (Kamu hukuku) ile icra iflas kanununa (özel hukuk) göre karşılaştırılması
Haciz davaları, günümüz ekonomik koşulları göz önüne alındığında dünya genelinde en sık karşılaşılan davaların başında gelmektedir. Bu sebeple de haciz davalarına yönelik birçok kanuna ve güncellemeye rastlanmaktadır. İhtiyati haciz davaları ise görece daha az karşılaşılan ama azımsanmayacak düzeyde olan davalardır. Bu davaların sonuca bağlanmasına yönelik ise icra iflas kanunu ve 6183 Sayılı Kanun'da yararlanılmaktadır. Bu iki kanunun da davayı sonuca bağlama kapsamına sahip olması yorumsal farklılıkların yaşanmasına yol açmaktadır. Bu doğrultuda çalışma kapsamında ihtiyati haciz kavramından ve her iki kanuna göre kapsamından bahsedilmiştir. Çalışmanın ilk bölümünde ihtiyati haciz kavramının tanımına, yasal kaynaklarına ve 6183 Sayılı Kanun kapsamındaki yasal düzenlemelere yer verilmiştir. Çalışmanın ikinci bölümünde bu kez İcra İflas Kanunu kapsamında ihtiyati haciz kavramı ele alınmış, iki kanun arasındaki farklılıklara ve benzerliklere yer verilmiştir. Çalışmanın üçüncü ve son bölümünde ise mahkeme örneğine yer verilerek çalışma tamamlanmıştır.
Zorunlu trafik sigortasında değer kaybı
Trafik kazası sonrasında araçlarda hasar meydana gelme ihtimali, hayatın olağan akışı gereği oldukça yüksektir. Aracın kaza öncesindeki piyasa değerinin kaza sonrasında meydana gelen hasarın onarılması nedeniyle azalması, araçtaki değer kaybını ifade etmektedir. Değer kaybının belirlenmesinde kaza tutanakları, aracın hasara ilişkin resimleri, hasarın onarımı sonrasındaki resimleri, onarımın yapıldığı yer, kullanılan parçalar gibi hususlar önem taşımaktadır. Uygulamada değer kaybı hesaplamaları, teknik bilgi gerektirmesi nedeniyle eksperler ve bilirkişiler tarafından yapılmaktadır. Bu çalışmanın amacı, değer kaybının tüm boyutlarıyla incelenmesi ve değer kaybına ilişkin Türkiye'de gerçekleşen hukuki değişiklikler ile uygulamada görülen sorunların değerlendirilmesidir. Literatür taraması şeklinde hazırlanan çalışmada güncel Yargıtay kararlarına ve uygulamalara yer verilerek literatüre katkı sağlamak hedeflenmiştir. Çalışmada değer kaybının hesaplanması konusunda 2020/40 sayılı Anayasa Mahkemesi kararıyla ortaya çıkan değişim detaylı şekilde ele alınarak incelenmiş ve sonuç olarak uygulamadaki sorunların çözülmesi için önerilerde bulunulmuştur.
Anonim şirketlerde fiili organın hukuki sorumluluğu
Bu çalışmamızda; ticari hayatta farklı görünümler altında karşılaşılabilen anonim şirketlerde fiili organı ve hukuki sorumluluğunu inceledik. Fiili organ, pozitif hukuk metinlerinde açıkça yer almamakla birlikte, tüzel kişilerde sorumluluk hukuku kapsamında İsviçre öğretisi ve yargı kararları ile oluşturulmuş ve geliştirilmiş bir kavramdır. Öğretide; bir anonim şirkette kanun, esas sözleşme veya iç mevzuata uygun olarak örgütlenmiş organa, şekli organ; şekli organ olmayan, ancak şekli organlara özgü görev ve yetkileri kullanan veya bir şekilde kullanımında etkili olan kişi veya kurullara fiili organ denir. Çalışmamızı, tüzel kişilerde organ, anonim şirketlerde fiili organ ve anonim şirketlerde fiili organın hukuki sorumluluğu başlıkları altında yaptık. Bu kapsamda; fiili organın incelendiği kaynaklar yanında, organ kavramını düzenleyen kişiler hukukuna ilişkin kaynaklar, anonim şirketin yönetim organı ve hukuki sorumluluğu konusunda şirketler hukukuna ait kaynaklar ve genel sorumluluğu düzenleyen borçlar hukukuna ait kaynaklar incelenmiştir. Ülkemizde, ekonomik hayatın içinde fiili organa sıklıkla rastlanmasına rağmen yargı kararlarında yeterli karşılığı yoktur. Bu çalışmamızı, fiili organ kavramının ülkemizde daha çok tartışılması ve bu tartışmaya katkı sağlamak amacıyla yaptık.
Ötanazi ve yaşama hakkı
Bu çalışmada, ötanazinin ve yaşama hakkının tarihçesi, genel hatları, konu hakkındaki tartışmalar ve farklı perspektiflerden farklı bakış açıları bir bütün olarak değerlendirilerek, ötanazi ve yaşama hakkının çok yönlü karşılaştırması yapılmıştır. Ötanazi, başta hukuki, tıbbi, ahlaki, dini ve sosyal yönlerden olmak üzere birçok farklı yönden farklı tartışma ve eleştirilere konu olmuştur. Yaşama hakkı ise, şüphesiz, insanla ilgili her şeyin başlangıç noktasıdır. Özenli ve öncelikli olarak korunması gereken yaşama hakkının, kişinin kendisinden dahi korunup korunmayacağı çözümlenmeye muhtaç bir meseledir. Yaşamına son verilmesini talep eden çaresiz hastanın talebi, bir taraftan yaşama hakkının sahibi tarafından ihlali olarak değerlendirilebilecekken, diğer taraftan kendi kaderini belirlemeye muktedir olan kişinin hür iradesiyle yaşama hakkını olumsuz yönde kullanması olarak da değerlendirilebilir. Günümüzün bireysel hak ve özgürlük temelli, hür iradeye dayanan demokratik meşruiyet anlayışı dahilinde, kişilerin tercihlerine saygı göstermek tartışmasız bir gerekliliktir. Ancak, kişinin kendi yaşamına (varlığına) son verme tercihinin de bir hak olup olmadığı, diğer bir deyişle, kişinin ölme hakkı bulunup bulunmadığı sorusu tartışmaların odak noktasındadır. Bu soru cevaplanırken, ölmeyi tercih eden hastanın dayanılmaz acılar içerisinde ve çaresiz oluşu belirleyici öneme sahiptir. Soruya karşıt yönde cevap veren her iki görüş de güçlü ve ilkeli savlara dayanmaktadır. Dünya genelinde, büyük ölçüde, ötanazi karşıtı görüş hakim olmakla birlikte, son yıllarda meydana gelen gelişmeler durumu tersine çevirebilecek gibi görünmektedir.
Çevrimiçi oyun hesabının ve oyun karakterinin ele geçirilmesinin bilişim suçları kapsamında değerlendirilmesi
Günümüzde dijital dünyanın giderek artan bir şekilde yaşamımıza etki ettiği gerçeği, bilişim suçlarının sınırlarını belirlemedeki zorlukları artırmaktadır. Bu çerçevede, çevrimiçi oyun hesaplarının ve oyun karakterlerinin izinsiz olarak ele geçirilmesi ve bunların hukuki statüsünün tespiti büyük önem taşımaktadır. Çevrimiçi oyunlar ve oyun karakterleri, çoğu zaman kullanıcıların önemli zaman, çaba ve hatta finansal kaynaklar harcayarak geliştirdiği ve kişiselleştirdiği dijital varlıklardır. Bu varlıkların hukuki statüsünün tespiti, izinsiz ele geçirme ve benzeri suçların hukuki çerçevesinin belirlenmesi açısından önemlidir. Amaç, çevrimiçi oyun hesaplarının ve oyun karakterlerinin izinsiz ele geçirilmesi eyleminin bilişim suçları kapsamında değerlendirilmesi ve bu tür eylemlere karşı kullanıcıların ve devletlerin yasal haklarını belirlemektir. Bu çerçevede, bu tür suçlara karşı etkin önlemler almak ve failleri cezalandırmak için yasal düzenlemelerin ne şekilde olması gerektiğini belirlemek önemlidir. Çevrimiçi oyun hesaplarının ve oyun karakterlerinin izinsiz ele geçirilmesinin, yetkisiz erişim, dijital mülkiyet hakkının ihlali ve hatta hırsızlık suçlarına benzer bir şekilde ele alınması gerektiği savunulmaktadır. Dijital dünyanın özgün niteliklerini ve kullanıcıların dijital varlıklarına olan haklarını anlamak ve tanımlamak, bu eylemlerin yasal olarak nasıl değerlendirileceğini belirleyecektir. Çevrimiçi oyun hesaplarının ve oyun karakterlerinin izinsiz ele geçirilmesi konusunda yapılacak yasal düzenlemeler, bilişim suçları hukukunun ve dijital mülkiyet haklarının daha geniş anlamda geliştirilmesine yardımcı olacaktır. Bu konuda hukukun etkinliği, adaletin sağlanması ve dijital hakların korunmasına yönelik çabaların, dijital dünyada suçları önleme ve kullanıcıları koruma yönündeki genel hedeflerle uyumlu olması gerekmektedir.
Anonim şirketler hukukunda pay sahibinin oy hakkının donması
Pay sahibi, anonim şirket genel kuruluna katılarak oy hakkını kullanmaktadır. Pay sahibi, böylelikle şirkete ilişkin birtakım iş ve işlemlere yönelik iradesini açıklamaktadır. Oy hakkının kullanılması neticesinde şirketin yönetimine dolaylı yoldan katılım sağlanmaktadır. Türk Ticaret Kanunu ve Sermaye Piyasası Kanunu belirli durumlarda pay sahibinin oy hakkına yönelik donma sonucunu öngörmüştür. Bu çalışmada oy hakkının donduğu haller incelenecektir.
Ceza muhakemesi hukukunda arama ve el koyma
Bu çalışmanın amacı ceza muhakemesi hukuku, ceza hukuku kurumlarını ve bu kurumlardan olan arama ve el koyma faaliyeti incelenmesi, ceza muhakemesi hukukunun asıl gayelerinden birisi olan maddi gerçeğe giden yolların usulünü araştırmaktır. Bilindiği üzere usul hukukunun temel prensiplerinden birisi olan usul esastan önce gelir ilkesi muvazenesi ile maddi gerçeğin hukuka uygun bir şekilde bulunabilmesi amacıyla iş bu çalışma yapılmıştır. Tezimizin temel gayesi, koruma tedbirlerinin uygulanırken teori ile uygulamanın birbiriyle uyumlu olması ve insan onuruna yakışır bir yargılamaya hizmet etmektir. Bu doğrultuda hazırlamış olduğum çalışma toplam dört bölümden oluşmakta; birinci bölümde çalışmamızın ana temaları olan koruma tedbirlerinden arama ve el koymanın hukuki niteliği ve sınırlandırdığı temel hak ve hürriyetleri, ikinci bölümünde arama koruma tedbirini, üçüncü bölümde el koyma kararını ve dördüncü bölümde hukuka aykırı arama ve el koymaya yönelik yaptırımları açıklanmaya çalışılmıştır.
Arktik Denizindeki petrol ve doğal gaz kaynaklarının kullanımına ilişkin devletlerin hakları, sorumlulukları ve yasal düzenlemeler
Bu çalışmada, son elli yıldır yeni rekabet alanlarından bir haline gelen Arktik Bölgesi'ndeki alan petrol ve doğal gaz kaynaklarına yönelik ulusal ve uluslararası hukuktaki düzenlemeler ile Avrupa Birliği (AB) ve Kuzey Atlantik Anlaşması Örgütü (NATO-North Atlantic Treaty Organization) gibi örgütlerin hukuki değerlendirmeleri, Arktik Denizi kıyı devletlerinin ilgili kaynakları kullanma hakkı ve çevresel sorumlulukları ile yerel halkın haklarına dair hukuki düzenlemelere yer verilmiştir. Arktik Bölgesi, içinde barındırdığı zengin petrol ve doğal gaz yatakları nedeniyle hem politik hem de ekonomik anlamda önemli bir konumda yer almaktadır. Küresel ısınma nedeniyle eriyen buzulların Kuzey İpek Yolu olarak adlandırılan yeni deniz yolunu ortaya çıkarması ve açık denize alanlarının hem balıkçılık hem de kaynaklara erişimi kolaylaştırması, Bölge'nin devletler arasında yeni sömürge merkezine dönüşmesine neden olmaktadır. Eriyen buzulların ortaya çıkardığı yeni durumlar nedeniyle devletlerin ve uluslararası örgütlerin politikalarında değişime gideceği de açıktır. Eldeki çalışmamız üç bölümden meydana gelmektedir. Birinci bölümde Aktik Bölgesi'nin beşerî, coğrafi ve politik yapısına yönelik genel bilgiler, ikinci bölümde devletlerin ve örgütlerin hukuki düzenlemeleri ve son olarak üçüncü bölümde yerel halkları ile devletlerin petrol ve doğal gaz üzerindeki hakları ve çevresel sorumlulukları ele alınmıştır. Sonuç kısmında ise çalışma neticesinde elde edilen verilere yönelik genel değerlendirme yapılmıştır.
Türk vatandaşlığını çıkma izni ile kaybeden mavi kart sahibi kişiler
Uluslararası etkileşim ve bağlılığın arttığı bu zamanlarda, çok vatandaşlık oldukça sık rastlanan bir durum haline gelmiştir. Ülkemizde de yaygın bir şekilde gözlemlenen çok vatandaşlığın artmasının sebeplerinden bazıları; göçler, gurbetçiler, yabancı kişilerle evlilikler, yabancı ülkelerde alınan eğitimler, yurt dışında çalışma imkanları ve bunlar gibi sebeplerdir. Bazı devletler çok vatandaşlığa izin verirken, bazı devletler ise bu durumu kabul etmemektedir. Çok vatandaşlığı kabul etmeyen ülkeler neticesinde, çalışmamızın ana konusunu oluşturan, mavi kart sahipleri gündeme gelmektedir. Türk vatandaşlığını doğum yolu ile kazanıp çok vatandaşlığı kabul etmeyen yabancı ülke vatandaşlığına geçmek için çıkma izni alarak Türk vatandaşlığından ayrılan kişilere, Türkiye'deki haklarından yararlanmaya devam edebilmeleri için talepleri halinde mavi kart verilmektedir. Mavi kart sahipleri, Türk Vatandaşlığı Kanunu madde 28'de düzenlenmiş olup belirtilen istisnalar dışında Türk vatandaşlarının yararlandığı haklardan aynen yararlanmaya devam etmektedirler. Anahtar kelimeler: Mavi kart, çıkma izni, Türk vatandaşlığının kaybı, Türk Vatandaşlığı Kanunu, özel statülü yabancılar
6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nda iktibas veya iltibas suretiyle marka hakkının ihlalinden doğan cezai sorumluluk
Ticari hayatta önemli bir işlev gören markanın hukuki ve cezai açıdan korunması amacıyla ulusal ve uluslararası hukuk metinlerinde bazı düzenlemelere yer verilmiştir. Türkiye hukukunda markaya sağlanan ceza hukuku korumalarından biri de marka hakkına iktibas veya iltibas suretiyle tecavüz suçudur. Sınai Mülkiyet Kanunu'nun 30. maddesinin birinci fıkrasında başkasına ait tescilli marka ile aynı ya da benzer olan bir işaretin, tescile konu mal ya da hizmetler üzerinde kullanılması suretiyle işlenen birtakım fiiller cezai yaptırıma bağlanmıştır. Bu düzenleme, tarafı olduğumuz uluslararası bir sözleşme olan TRIPS içerisinde yer verilen marka hakkına sağlanan cezai koruma ile uyumluluk taşımaktadır. Marka hakkının cezai korumasına ilişkin düzenlemeler 20. yüzyılın ikinci yarısında yapıldığından bu düzenlemeler doğal olarak birtakım eksiklikler içermektedir. Çalışmamızda, mevcut düzenlemedeki eksikliklerin neler olduğunu tespit etmeye ve bunlara ilişkin çözüm önerileri sunmaya çalıştık.
İhtiyati tedbir kararları bakımından Türk mahkemelerinin milletlerarası yetkisi
Uzun süren yargılama süreçleri sebebiyle yargılamanın sonu beklendiği takdirde hak sahibinin hakkına ulaşması zorlaşabilmekte veya imkânsız hale gelebilmektedir. Bu durumda hak sahibi, geçici hukuki tedbirlere ihtiyaç duyar. Bu bakımdan geçici hukuki tedbirlerden biri olan ihtiyati tedbir, hukuk güvenliğinin tesisi için büyük önem arz etmektedir. Bu çalışmada, yabancı unsurlu uyuşmazlıklarda ihtiyati tedbir kararları bakımından Türk mahkemelerinin milletlerarası yetkisini incelenmektedir. Çalışma kapsamında özellikle Türk mahkemelerinin esas hakkında yetkisinin olmadığı veya yargılamanın yabancı bir mahkemede görülmekte olduğu durumlarda Türk mahkemelerinden ihtiyati tedbir talep edilememesi sorunu ele alınmaktadır. Ayrıca tahkim yargılamalarında tahkim yerinin Türkiye dışında olduğu ve Milletlerarası Tahkim Kanunun uygulanmasına taraflar veya hakem kurulunca karar verilmediği durumlarda Türk mahkemelerinden ihtiyati tedbir talep edilip edilemeyeceği hususu tartışılmıştır.
Sözleşme dışı sorumluluk hukukunda otonom sistemler
Yapay zekâ ve robotik bilimindeki gelişmeler otonom sistemlerin yaygınlaşmasını sağlamış; bu tür uygulamalar artık yalnızca bilimsel ya da endüstriyel aktivitelerin alanında olmaktan çıkıp bireylerin günlük hayatlarında da erişilebilir birer uygulamaya dönüşmüştür. En bilinen örnekleri otonom karayolu araçları ve hava araçları drone'lar olan otonom sistemler sağlıktan eğitime; tarımdan finansa kadar hemen her sektörde kendilerine varlık alanı bulabilmektedir. Zaman ve maliyet tasarrufu; insan iş gücüne olan ihtiyacın azalması ya da insanlar tarafından yapılamayacak olan işlerin yapılabilir hâle gelmesi gibi pek çok fayda vaat eden otonom sistemler, aynı zamanda bireylerin haklarını ya da diğer menfaatlerini ihlal etme riski de barındırırlar. Bu sistemler, faaliyet göstermek için doğrudan bir insan kontrolüne ihtiyaç duymadıkları gibi, karar ve eylemleri de öngörülemezlik barındırır. Bu nedenle otonom sistemlerin neden oldukları zarardan sorumluluğun kime isnat edileceği sorusu hukukçuların ve kanun koyucuların gündemindedir. Bu çalışmada da otonom sistemlerin neden oldukları zararların sözleşme dışı sorumluluk hukuku uyarınca nasıl giderilebileceği ele alınacaktır.
Dolaylı kamulaştırmalar ve tazmin gerektirmeyen düzenleyici işlem arasındaki ilişki
This thesis seeks to explore the relationship between indirect expropriations and regulatory measures. Expropriations mostly occur in the form of indirect expropriations, where a state's regulatory measures cause the investor to lose any benefit it has in its investment. However, it is difficult to distinguish indirect expropriations from regulatory measures that do not require compensation. How this difficult balance is maintained will be explored in this thesis. This thesis first focuses on the key notions of expropriation and regulatory measure. It then explores the different ways the relationship between expropriations and regulatory measures is approached before elaborating on the criteria that are used to distinguish indirect expropriations from non-compensable regulatory measures. Finally, this thesis addresses indirect expropriations with environmental concerns. Key Words: Indirect Expropriation, Regulatory Measure, Police Powers, Sole Effect, Moderate Police Powers, Proportionality, Public Purpose, Economic Effect.
Banka teminat mektuplarında URDG 758'in uygulanması
Banka teminat mektupları, milletlerarası ticari ilişkilerde tarafların güvence ihtiyaçlarının giderilmesi amacıyla yoğun olarak kullanılmaktadır. Milletlerarası ticari hayatı kolaylaştırma gayesinde olan MTO, talep garantilerine uygulanmak üzere hazırladığı birörnek kurallardan oluşan URDG 758'i yayınlamıştır. Milletlerarası nitelik taşıyan banka teminat mektuplarında URDG 758'in uygulanması, farklı ihtimallerde gündeme gelebilmektedir. URDG 758'in hukuki niteliğinin belirlenmesi, bu kuralların, devlet mahkemelerinde ve milletlerarası ticari tahkimde hangi ihtimallerde uygulanabileceğinin tespiti açısından özel önem arz etmektedir. URDG 758'de, bu kuralların, taraflarca atıf yapılmak suretiyle sözleşme hükmü haline getirilmeleri durumunda bağlayıcılık kazanacağı kabul edilmiştir. Bununla birlikte, taraflarca atıf yapılmayan hallerde, bu kuralların uygulama alanı bulmalarının mümkün olup olmadığı da incelenmesi gereken bir konudur. Bu çalışmada, banka teminat mektuplarından doğan uyuşmazlıklarda, URDG 758'in uygulama alanı bulabileceği ihtimaller inceleme konusu yapılmıştır.
Modern süreçte hürriyeti bağlayıcı cezaların ortaya çıkışı ve gelişimi
Bu çalışmada modernleşme sürecinin, hürriyeti bağlayıcı cezaların ortaya çıkışı ve gelişimi üzerine etkileri incelenmiştir. Modernleşme,1600'lerden 1900'lere kadar süren, sanayileşmenin hız kazandığı, kapitalizme dönüşme sürecinin başladığı, sanat ve kültür alanlarında köklü değişimlerin olduğu dönemi ifade etmektedir. Modernleşme sürecinin düşünsel boyutunu oluşturan ve modernizme akılcı ve iyimser karakterini kazandıran aydınlanma düşüncesi doğrultusunda modern dönemde, insanın önemi artmış; yarının daha güzel olacağına ilişkin kuvvetli bir inanç oluşmuş, bilimsellik temel değer haline gelmiş, "disiplin" kavramı giderek önem kazanmış ve hayatın tüm alanlarına yayılmıştır. Bu süreçte, modernizmin yukarıda sayılan özelliklerinin etkisiyle modern dönem öncesinde fiziksel şiddet uygulayarak suçlunun bedenine yönelen ve bunu bir gösteri şeklinde gerçekleştiren cezalar terk edilmeye başlamış; suçluyu belirli bir yere kapatıp onu devamlı bir biçimde gözetleyerek, mahkumun ruhuna yönelen, kapalı kapılar ardında infaz edilen hapis cezaları ortaya çıkmış ve kısa bir süre içinde esas cezalandırma türü halini almıştır. Hapis cezaları kısa süre içinde esas cezalandırma türü haline gelmesine rağmen eleştirileri de beraberinde getirmiş ve bu eleştiriler günümüze kadar süregelmiştir. Söz konusu eleştiriler dikkate alındığında hapis cezalarının, suçluyu pek çok hak ve özgürlüğünden tamamen ya da kısmen mahrum bırakması bakımından, insani olarak kabul edilemeyeceği görülür. Bu duruma ek olarak hapis cezalarının kamusal maliyeti oldukça yüksektir. Hem insanilik bakımından hem de kamusal maliyeti bakımından tartışmalı konumda olan bu ceza türünün; cezanın temel işlevi olan özel ve genel önleme işlevlerini de yeterince yerine getirmediği görülmektedir. Anahtar Sözcükler: Modernleşme, Cezalandırma, Hapishane, Hapis cezası
İstinaf kanun yolunda savcılık
26/09/2004 tarihli 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri İle Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev Ve Yetkileri Hakkında Kanun (07/10/2004-25606 sayılı RG) ile istinaf kanun yolu, yeniden 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nda yer almıştır. 4/12/2004 tarihli 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (17/12/2004 -25673 sayılı RG) 272-285 maddeleri arasında istinaf kanun yolu hükümleri düzenlenmiştir. 20/07/2016 tarihinde faaliyete başlayan bu İstinaf kanun yolu ile, iki dereceli olan yargı sistemimiz üç dereceli yargı sistemine geçmiş ve ilk derece mahkemelerinin verdiği hüküm ve kararların hem maddi mesele hem de hukuki mesele yönünden incelenerek hukuk güvenliği ilkesi güçlendirilmiştir. Yüksek Lisans Tezimize konu ettiğimiz bu istinaf kanun yolunda Cumhuriyet Savcılığı Teşkilatı ile Cumhuriyet Savcısının süje olarak rolü açıklanmaya çalışılmıştır. Birinci bölümde kısımlar halinde İstinaf kavramı, hukuki niteliği, çeşitleri, amacı ve sonuçları ile tarihsel gelişim ve leh ve aleyhindeki görüşler, istinaf kanun yoluna hâkim ilkeler ve diğer kanun yolları ile benzerlik ve farklılıkları irdelenmiş, AİHS, AİHM, yargıtay kararları ile savcılar için temel alınan Budapeşte İlkeleri, Uluslararası İnsan Hakları Örgütleri ve Avrupa Birliği kurumlarının görüşlerine yer verilmiştir. İkinci bölümde yine kısımlar halinde teşkilat olarak savcılık tanım ve yapılanma çeşitleri, ilk derece ,istinaf ve Yargıtay Başsavcılık yapılanmalarında benzerlik ve farklılıklar, Cumhuriyet savcısının görev ve yetkileri ve soruşturma ve kovuşturmanın hazırlanmasına dair ilkeler tanımlanmaya çalışılmıştır. Üçüncü bölümde ise yargılama süjesi olarak istinaf savcılığı, mukayeseli hukuklarda istinaf savcılık yapılanmaları, Bölge Adliye Cumhuriyet başsavcılığı, vekillik, savcılık atama ve görev süreleri, hukuki ve cezai sorumlulukları, disiplin soruşturmaları, istinaf savcısının kovuşturma öncesi, yargılama aşamalarında ve sonrasında görev ve yetkileri, tebliğname sorunu, delil sunma yetkisi anlatılmaya çalışılmış, Yargıtay ve BAM ceza daireleri tarafından verilen kararlar ışığında, öğreti görüşleri ile sunulmaya çalışılmıştır.
Hacizde sıra cetveline karşı başvurulabilecek yollar
Hacizde sıra cetveli, İcra ve İflas Kanunu'nun 140-142. maddelerinde düzenlenmektedir. Uygulamada oldukça önemli bir yere sahip olan sıra cetveli, satıştan elde edilen tutar tüm alacaklıların alacağını karşılamaya yetmediğinde düzenlenir. Her ne kadar hacizde sıra cetveliyle ilgili maddeler, ilk etapta oldukça anlaşılır gözükse de birçok Yargıtay kararına konu olmuştur. Tezin çalışma alanı, hacizde sıra cetveline karşı başvurulabilecek iki yoldur. Bunlar, İcra ve İflas Kanunu'nun 142. maddesinde düzenlenen sıra cetveline karşı şikâyet ve sıra cetveline itiraz davasıdır. Tezin amacı ise, her iki başvuru yolunun özellikleri ve farkları ortaya konularak uygulama için çözüm önerilerinin sunulmasıdır. Tezin ilk bölümünde sıra cetveli kavramı ortaya konulduktan sonra, ikinci bölümde sıra cetveline karşı şikâyet işlenmiştir. Üçüncü ve son bölümde ise sıra cetveline itiraz davası açıklanarak sonuç kısmında çözüm önerilerine yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Sıra Cetveli, Sıra Cetveline Karşı Şikâyet, Sıra Cetveline İtiraz Davası
Suçun maddi konusu
Üzerinde suç teşkil eden davranışın gerçekleştirildiği insan (gerçek kişi) veya şey olan "suçun maddi konusu", ceza hukukunun genel ve özel hükümleri bakımından büyük önem arz etmektedir. Benzer suçları birbirinden ayırmaya yarayan, cezayı ağırlaştıran veya hafifleten nedenler bakımından nazara alınan, işlenemez suç veya teşebbüs durumlarında tespiti gereken suçun maddi konusu; ceza kanununda suçların sınıflandırılması bakımından da yardımcı bir ölçüt olarak kullanılabilmektedir. Bu nedenlerle, suçun maddi konusunun tam ve doğru belirlemesi gerekir. Suçun maddi konusu belirlenirken, suç tanımı öngören ceza normu incelenmeli ve üzerinde davranışın gerçekleştirilmesi gereken insan veya şeyin, bu normda öngörülmüş insan veya şey olduğu tespit edilmelidir. Bazı suçların maddi konusu niteliklidir ve maddi konunun belirli bir hukuki veya fiili özellikte olması gerekir. Suçun maddi konusu kavramı, tabiatçı bakış açısıyla ele alındığında, maddi konu doğada bulunan, cismani bir şey olmalıdır. Tüzel kişi, kişi toplulukları gibi soyut varlıklar suçun maddi konusu olamazlar. Buna ek olarak, her suçta bir maddi konu bulunmaz. Bazı suçların da birden fazla maddi konusu olabilir. Suçun maddi konusu, benzer suçları birbirinden ayırmaya yardım ettiğinden, bu yönüyle ayırt edici bir işleve sahiptir. Suçun maddi konusu kavramını, özellikle davranış veya mağdur gibi benzer kavramlarla karıştırmamak gerekir. Nitekim suçun maddi konusu ve mağduru bazı suçlarda örtüşse de bunlar birbirinden farklı kavramlardır.
Dava şartı kavramı
Bir davanın mahkemece kabul edilmesi sadece maddi hukukun öngördüğü şartlara değil, aynı zamanda usul hukukunun öngördüğü şartlara da bağlıdır. Usul hukukunun öngördüğü şartların varlığı tespit edilemezse maddi hukukun öngördüğü şartların gerçekleşip gerçekleşmediğine dair bir inceleme yapılması mümkün değildir. Usule ilişkin bu şartların bazıları, mahkemece re'sen incelenir. İşte bu halde, dava şartı kavramından bahsedilir. Dava şartı kavramı, söz konusu iki özelliği sebebiyle ciddi sorunlara sebebiyet vermektedir. Bu çalışmada, ilk olarak dava şartı kavramının varlık koşulu olarak ortaya çıkan öncelikli incelemenin teorik gerekçelendirmesi yapılmıştır. Ardından Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nda açıkça dava şartı sayılan hallerin amacı incelenmiş ve yapılan teorik gerekçelendirmeye uyup uymadığını irdelenmiştir. Son bölümde dava şartı kavramının mahkemece nasıl inceleneceği üzerinde durulup hak arama özgürlüğüyle ilişkisi, numerus clausus olup olmadığı ve inceleme zamanı hakkında tespitlerde bulunulmuştur.
Milletlerarası Özel Hukukta hava araçları üzerindeki aynı haklara uygulanacak hukuk ve Cape Town Sözleşmesi & Protokolü
Çalışmanın konusu, hava araçları başta olmak üzere taşıma araçları üzerindeki ayni haklara ilişkin yabancılık unsuru içeren hukuki işlemlere uygulanacak hukuk olarak özetlenebilir. Bu çalışmada, bilhassa, hava araçları ve donanımlarının üzerinde yeni bir ayni teminat ve finansman sistemi öngören, uygulamada daha ziyade Cape Town Sözleşmesi (CTS) olarak adlandırılan "Taşınır Donanım Üzerindeki Uluslararası Teminatlar Hakkında Sözleşme" ile Cape Town Sözleşmesinin hava aracı donanımlarına ilişkin düzenlemelerinin yer aldığını eki niteliği taşıyan Cape Town Protokolü (CTP) hükümleri ayrıntılı bir şekilde incelenmiştir. Çalışmanın ilk bölümünde, öncelikle Milletlerarası Özel Özel Hukukun konusu ve kanunlar ihtilafı kuralları hakkında genel bilgiler verilmiştir. Bağlama konusu ve bağlama noktası kavramları ele alınmıştır. Ayrıca uygulanacak kanunlar ihtilafı kuralın tespiti için ilgili hukuki iş veya işlemin vasıflandırılması hakkında açıklamalara yer verilmiştir. Milletlerarası Özel hukukta genel bir prensip olarak vasıflandırmaya uyuşmazlığı çözmekle görevli hakimin hukuk (lex fori) uygulanır. Akabinde Milletlerarası Özel Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun (MÖHUK) Md. 21 de düzenlenen taşınır ve taşınmaz eşyalar üzerindeki ayni haklara uygulanacak hukuka ilişkin genel kura ele alınmıştır. MÖHUK Md. 21 uyarınca ayni haklarla eşyanın bulunduğu yer hukuku("Lex Rei Sitae" kısaca "LRS") uygulanacaktır. Eşyanın bulunduğu yer hukuku (LRS) kuralının iki istisnaları, taşınmakta olan taşınır eşyalar ve özel bir taşınır eşya türü olan ve bu çalışmanın esas konusu teşkil eden taşıma araçlarıdır. Taşınmakta olan taşınırlar için MÖHUK Md. 21/2 uyarınca varma yeri hukuku "lex transitu" uygulanacaktır. Ayrıca yer değişikliği hâlindeki taşınır eşyalar üzerinde henüz kazanılmamış aynî haklar malın son bulunduğu ülke hukukuna tâbidir MÖHUK Md. 21/3. Eşyanın bulunduğu yer hukukun ihtiyaçlara cevap vermediği ikinci durum ise ilk kez, 5718 sayılı MÖHUK'da ayrı bir madde olarak düzenlenen, taşıma araçları üzerindeki ayni haklardır. Taşıma araçları bilhassa da uluslararası ticarete özgülenen uçaklar ve ticari gemi sürekli bir ülkeden diğerine seferler yapmakta bazen aynı gün içerisinde birden çok devletin sınırları içinde bulunmaktadırlar. Taşıma araçları üzerindeki ayni hakların LRS'ye tabi tutulması söz konusu ayni haklara uygulanacak hukuki rejimin de sürekli değişmesi sonucunu doğuracaktır. Üstelik, bulundukları yerler ile arasında gerçek ve somut bir bağ bulunan taşınmazlar ve sürekli yer değiştirmeyen diğer taşınır malların aksine, ticari seferler esnasında taşıma aracının uğradığı, karasularından veya hava sahasından geçtiği yabancı devletlerin egemenliğindeki yerler ile arasında çoğu zaman tesadüften daha öte bir bağ bulunmamaktadır. Dolayısıyla hem sürekli değişkenlik arz etmesinden doğan belirsizlik ve pratik zorluklar hem de somut bir bağın taşıma aracı ile LRS arasında çoğu zaman bulunmaması nedeniyle taşıma araçlarına uygulancak hukuk "Menşe Ülke" hukuku olarak ayrık bir düzenlemeye tabi tutulmuştur. MÖHUK Md. 22/2 uyarınca, Menşe ülke, hava ve deniz taşıma araçlarında aynî hakların tescil edildiği sicil yeri, deniz taşıma araçlarında bu sicil yeri yoksa bağlama limanı, raylı taşıma araçlarında ise ruhsat yeridir. MÖHUK Md. 22 kapsamına motorlu kara taşıtları alınmamıştır Taşıma araçları üzerindeki aynı haklara ilişkin mehaz Alman Kanunu MÖHUK'da karşılığı bulunmayan bir düzenleme daha içermektedir. Söz konusu düzenleme EGBGB Md. 46 uyarınca taşıma araçları için gerek "lex regsitrati" yani sicil yeri hukukundan gerekse hareket halindeki taşınırlar için "lex transitu" yani varış yeri hukukundan (EGBGB Md. 43) daha sıkı ilişkili bir hukukun bulunması halinde, ayni haklara söz konusu hukuk uygulanabilecektir. Benzer bir hükmün Türk hukukunda yer almaması doktrinde eleştirilmiştir. Ülkemizde gemi maliklerinin önemli bir bölümünün gemilerini çeşitli mali avantajlardan yararlanmak için elverişli bayrak ülkelerinde tescil ettirdiklerini söylemek mümkündür. Elverişli bayraklı bir geminin malikinin ölümünün ardından terekedeki gemiler üzerindeki ayni hakların intikaline MÖHUK Md. 22 uyarınca, hukuki işlemin konusu ve tarafları ile hiçbir somut bağı bulunmayan sicil yeri hukukunun uygulanması maalesef olması gereken hukuk (de lege ferenda) bakımında sorunlu bir durumdur. Taşınırlar eşyalar üzerindeki tasarruf işleminin şekline uygulanacak hukuk hususunda doktrinde farklı görüşler ileri sürülmüştür. Tartışma, MÖHUK Md. 7 de düzenlenen hukuki işlemlerin şekline uygulancak genel kanunlar ihtilafı kuralının, taşınırlar üzerindeki ayni haklara ilişkin tasarruf işlemine uygulanıp uygulanmayacağı noktasındadır. CTS Md. 7 uyarınca Hukukî işlemler, yapıldıkları ülke hukukunun veya o hukukî işlemin esası hakkında yetkili olan hukukun maddî hukuk hükümlerinin öngördüğü şekle uygun olarak yapılabilir. Benzer bir tartışma taşınmazlar için söz konusu değildir zira MÖHUK Md. 21/4 uyarınca taşınmaz eşyalar üzerindeki ayni hakları etkileyen hukuki işlemin yani tasarruf işlemenin şekline uygulanacak hukuk kuralı, taşınmazın bulunduğu yer hukuku olarak belirlenmiştir. Doktrinde bir görüşe göre, taşınırlar için MÖHUK Md. 21/4 benzeri bir düzenlemenin yokluğunda doktrinde MÖHUK Md. 7'nin taşınırlar üzerindeki ayni haklara ilişkin tasarruf işlemlerinin şekline uygulanabilecektir. Bizim katıldığımız görüşe göre ise ayni hakların kazanımında MÖHUK Md. 21 ve 22'nin işaret ettiği milli hukukun eşya hukuku düzenlemelerine Md. 7 ile alternatif getirilemez . Aksi halde MÖHUK Md. 7 uyarınca (LRA) ayni hak statüsüne alternatif teşkil edecek ve tarafların ayni hak statüsünü bertaraf edebilmesine imkan sağlayacaktır. Böyle bir uygulama kanun koyucunun amacına ve kanunun ruhuna ("ratio legis") aykırıdır. İkinci Bölümde CTS ve CTP ele alınmıştır. (CTS), UNIDROIT tarafından hazırlanmış uluslararası bir sözleşmedir. Sözleşmenin belirli bir takım özel taşınır eşyaların finansmanını uluslararası planda kolaylaştırmak ve borca ayrıklık halinde söz konusu taşınır eşyaların finansörlerinin alacaklarını en pratik, etkin ve hızlı şekilde tahsil edebilmelerini sağlamaktır. Her bir eşya grubu için ayrı bir Protokol hazırlanmıştır. Şimdiye kadar, hava araçları, demiryolu araçları, uydu, mekik gibi uzay araçları ile büyük tarım, madencilik ve inşaat makinelerine özgü dört Protokol hazırlanmıştır. Bunlardan sadece Hava araçlarına özgü Cape Town Protokolü (CTP) ile Demiryolu Araçlarına Özgü Lüksemburg Protokolü, 2024 itibarıyla yürürlüğe girebilmiştir. Bu çalışmanın ana konusu olan, CTS'nin sadece hava aracı nesnelerine özel CTP, CTS'nin hava aracı nesnelerine özel hükümler içeren eki ve bütünleyici parçasıdır. Hava aracı nesneleri söz konusu olduğunda söz konusu iki uluslararası sözleşme sadece bir arada uygulanabilir. CTS&P beraberinde sui generis, bir ayni getirmiştir; "Uluslararası (ayni) Teminat". Söz konusu ayni hak, hava aracı nesneleri üzerinde teminat fonksiyonlu olup, teminat sağladığı alacağa bağımlıdır. Başka deyişle fer'i bir haktır. Ayrıca belirlilik ilkesine tabidir (güvence altına hava aracı nesnesinin üretici no seri numarası bilgilerinin bulunması geçerlilik şartıdır). Uluslararası teminatların bir ayni hak olarak kurucu unsurunu ve kurulma anı doktrinde tartışmalıdır. Kanaatimizce Uluslararası Teminatlar İrlanda'nın Dublin şehrinde kurulu olan ve hiçbir devlete bağlı olmayan Uluslararası Sicile (UAS) tescil ile ve tescil anında ayni hak olarak kurulmaktadır. Uluslararası Sicile tescilden önce tip sözleşmelerde öngörülen teminat sadece taraflar arsında şahsi hak olarak sonuç doğurur. Sicile tescil edilen UAT'ler, tescilsiz tüm teminatlara nazaran önceliklidir (CTS Md 29/1). CTS Md. 39 ve CTS Md. 40 da düzenlenen "Rızaya Bağlı Olmayan Hak ve Teminatlar" (RBOHT) akit devletlerin bu yönde deklarasyon yapması halinde uygulanırlar. Türkiye CTS Md. 39 ve Md. 40 uyarınca deklarasyon bulunmuştur. CTS Md. 40 kapsamına giren hak ve teminatlar Uluslararası Sicile tescil edilmedikleri halde tescilli tüm ayni teminatlardan daha önceliklidir. CTS Md. 40 kapsamına giren RBOHT'lar ise tescile tabidirler. ve sadece Uluslararası Sicile tescil edilirlerse, Uluslararası (Ayni) Teminatlarla aynı öncelik sırasından yararlanırlar. iç işlemler, yabancılık unsuru taşımayan ve önce Türk Uçak siciline tescil ile kurulan teminat fonksiyonlu ayni haklarlardır. Türk uygulamasında bu tamına sadece hava aracı ipotekleri girmektedir. Söz konusu hava aracı ipoteklerinin de Uluslararası Sicile tescili mümkündür. Bu şekilde tescil ettirilmeleri halinde CTS Md. 29'da öngörülen tescil tarihine göre öncelik sırasından tıpkı Uluslararası (Ayni) Teminatlar gibi yararlanabilirler. Buna mukabil, Türkiye Cumhuriyetinin CTS Md. 52 uyarınca verdiği deklarasyon nedeniyle İç İşlemle kurulan Ayni Teminatlar, Uluslararası Sicile tescil edilseler bile CTS'nin III. Bölümünde düzenlenen borca aykırılık hallerinde Alacaklılara tanınan yasal çarelerden ( seçimlik haklar ve CTS Md. 13'de düzenlenen özel geçici koruma tedbiri) yararlanamazlar. Bu çerçevede UAS'ye tescil edilmiş Uluslararası (Ayni) Teminatlar, iç işlemden doğan alacakları temin eden tescilli Ulusal (Ayni) Teminatlar ile CTS Md. 40 uyarınca tescile tabi RBOT'ler UAS'ye tescil ettirilen hava öncelik sırasında ikinci sırada yer alır ve kendi aralarında tescil tarihlerine göre sıralanacaktırlar. UAS'ye tescil edilmeyen veya edilemeyen diğer tüm teminatlar üçüncü sırada yer alırlar ve kendi aralarında uygulancak hukuka göre sıralanırlar. Bağlı olduğu sözleşmeden doğan borçlara aykırılık halinde UAT hakkı sahibine alacağını tahsil edebilmesi için ilave yasal çare bahşeder. Bunlar; (i)borca aykırılık halinde Teminat niteliği taşıyan hava aracı nesnenin fiili kontrolünü alacaklının ele geçirmesi, (ii) hızlı ve etkili bir şekilde hava aracı üzerinde ihtiyati tedbir kararı uygulanması ve Türkiye'deki borçlunun aczi veya iflası halinde (iii) masa mallarıyla birlikte uçağın da külli tasfiyeye girmesini önleyerek en geç 60 gün içerisinde hava aracı nesnesinin iflas masasından çıkarılarak zilyetliğinin UAT hakkı sahibi alacaklıya devrinin sağlanması olarak özetlenebilir. CTS&P üç tip hak arama yöntemi benimsemiştir. İlki yargı yollarını kullanarak, mahkeme ve icra daireleri vasıtasıyla (Court Route) , ikincisi yargı dışı (Extra-judiciairy) yoldur. Mahkeme ve icra dairelerinin müdahalesi gerekmeden idari makamların yardımıyla Alacaklı, borca aykırılık halinde tabiri caizse dava konusu eşyaya el koyabilmektedir. Bu yola başvurabilmesi için önceden Borçlunun, temerrüt ve diğer borca aykırılık hallerinde alacaklının yargı dışı yollarla rehinli veya üzerinde mülkiyet hakkı olan eşyanın zilyetliğini geri kazanabileceğini kabul etmiş olması gerekir. Türkiye'de halihazırda yürürlükte olan yegane CTS&P yargı dışı yasal çare, IDERA yolu olarak adlandırılan mekanizmadır. Buna göre, Borçlunun Gayrıkabil-i Rücû Sicilden Terkin ve İhraç Talebi yetki formunu doldurup Alacaklıyı yetkili kılması halinde ilerde temerrüde düştüğünde ya da farklı bir borca aykırılık hali söz konusu olduğunda form ile yetkili kılınan Alacaklı, Sivil Havacılık Genel Müdürlüğüne başvurarak Uçağın sicilden terkin ve yurtdışına ihracını talep edebilmektedir. Bu talep üzerine idare beş iş günü içinde talebi sonuçlandırmalıdır. Söz konusu yetkilendirme borçlu tarafından daha sonra alacaklının yazılı rızası olmadan geri alınamamakta, iptal edilememektedir. Oldukça kapsamlı ayrıntılı ve çok yönlü hukukun bir çok alanını etkileyen ve daha ziyade Common Law bakış açısıyla düzenlenen CTS&P ile Türk hukukuna bir çok yenilik gelmiştir. Bu yenilikler maalesef Türk hukuk sistemi ve geleneği ile uyumlu değildir.
Faydalı modelin korunması ve faydalı modelin korunmasına uygulanacak hukuk
Faydalı model koruması, yeni, sanayiye uygulanabilir, üç boyutlu ürüne uygulanabilir buluşları kapsamaktadır. Faydalı model hakkı, sınaî haktır; sahibine tekel hakkı bahşeder. Faydalı model hakkı, gasp ve tecavüzlere karşı korunur. Faydalı model koruması, genç bir sınaî hak koruması olduğu için, ayrıntılı incelenmelidir. Faydalı modelin korunmasına uygulanacak hukuk, lex loci protectionis, yani korumanın talep edildiği ülke hukukudur.
İş kazası ve meslek hastalıklarında Sosyal Güvenlik Kurumu'nun işverene rücu hakkı
İş kazası veya meslek hastalığı gerçekleştiğinde Sosyal Güvenlik Kurumu, sigortalıdan herhangi bir katılım payı talep etmeden Genel Sağlık Sigortası çerçevesinde gerekli bütün sağlık yardımlarını yapar. Bunun yanı sıra, Kısa Vadeli Sigorta Hükümleri çerçevesinde, sigortalının çalışamadığı süre içerisindeki ücret kaybını kısmen de olsa gidermek amacıyla sigortalıya geçici iş göremezlik ödeneği verilir. Eğer sigortalının meslekte kazanma gücü kaybı oranı %10'dan fazlaysa sürekli iş göremezlik geliri bağlanır. Sigortalının ölümü halinde hak sahiplerine ölüm geliri bağlanır, cenaze giderleri verilir, kız çocuklarına evlenme ödeneği ödenir. Kurumun yaptığı bu masrafları belli şartlar çerçevesinde işverenden geri alması Kurumun rücu hakkı çerçevesinde değerlendirilmektedir.
Uluslararası hava yolu taşımalarında taşıyıcının yüke ilişkin sorumluluğu
Hava yolu taşımacılığı en güvenli ve en seri ulaşım biçimi olma özelliğini günümüzde hala korumaktadır. Varşova/Lahey Sözleşmesi ve Montreal Sözleşmesi uluslararası taşımalarda yükün zıyaı, hasara uğraması ve gecikmesi durumlarında hava yolu taşıyıcısının sorumluluğunu düzenlemektedir. Tez çalışmamız, Varşova/Lahey Sözleşmesi ve Montreal Sözleşmesi kapsamına giren uluslararası yük taşımalarında ortaya çıkan çeşitli problemleri Türk Hukuku açısından detaylıca değerlendirmeyi hedeflemektedir. Bu çalışmamız, hava yolu taşıyıcısının uluslararası yük taşımalarından doğan sorumluluğu ile bu sorumluluğun kapsamını değerlendirmektedir. Tez çalışmamız, Yargıtay kararları ile yabancı devlet mahkemelerinin kararlarını da dikkate alarak Türkiye açısından Varşova/Lahey Sözleşmesi'nin ve Montreal Sözleşmesi'nin uygulamasına dair problemleri çözümlemektir. Yerleşik Türk hukuku prensipleri, doktrindeki görüşler, Yargıtay kararları ve ilgili yabancı devlet mahkemelerinin kararları ışığında, tartışmalı pek çok konuda tez çalışmamız Türkiye açısından uygulanabilir hukuki çözümlere ulaşmayı hedeflemektedir.