
13
Arşivlenen Tez
0
DOI Atanmış
0%
DOI Oranı
Anabilim Dalı
Sepet opsiyonlarının fiyatlanması ve duyarlılık parametrelerinin incelenmesine yönelik bir araştırma
Vadeli işlemler piyasalarında yapılan işlemler, opsiyon sözleşmelerinin tercih edilmesiyle yeni bir boyut kazanmıştır. Bunun başlıca nedenleri hem opsiyonların hem de vadeli işlem sözleşmelerinin yatırımcılara, kaldıraç etkisi ve farklı stratejiler seçerek riski minimize edebilecek mekanizmalar sağlamasıdır. Türev ürünlerin piyasalardaki işlem hacminin artmasına neden olan yatırımcı talepleri sayesinde opsiyon piyasaları da gelişmiş, yatırımcıların istekleri doğrultusunda hizmet vermeye başlamıştır. Standart opsiyonların ve borsa ürünlerinin yetersiz kaldığı yeni türev isteklerinin şekillendiği piyasalarda çeşitli opsiyon türlerinin ortaya çıkması kaçınılmaz olmuştur. Egzotik Opsiyonların bir türü olan Sepet Opsiyonları, bireysel yatırımcılara daha az riskli hizmet verebilmek için özel koşullar eklenmiş standart olmayan ve genellikle tezgahüstü piyasalarda işlem gören opsiyonlardır. Bu çalışmada, opsiyon işlemlerinden bahsedilip sepet opsiyonları incelenerek kurulan modelin duyarlılık parametreleri ölçülmüştür. Uygulama bölümünde ise BIST30ve BIST100 endekslerinden varsayımsal olarak oluşturulan Sepet Opsiyonun altı aylık vadede farklı varsayımlar için Black&Scholes modeline göre fiyatlamaları hesaplanmıştır. Vade sonucunda oluşan değerler daha önceden belirtilen uygulama yöntemiyle sınanarak ulaşılan bu verilerle bir sonuca varılmıştır. Opsiyonun fiyatlaması Black&Scholes Modeli ile yapılmıştır.
Ortadoğu ülkelerinde ekonomik kalkınma; İran ve Suudi Arabistan örneği
Ortadoğu coğrafyası, konumu ve tüm doğal zenginlikleri ile hem siyasi hem de ekonomik olarak önemli bir yere sahiptir. Bu ülkelerde başlıca ekonomik kaynak doğal zenginlikleridir. Ekonomik açıdan en büyük gelir kaynağı bu ülkelerde petroldür. Ortadoğu coğrafyasında yer alan ülkelerin ekonomileri petrol üretimleriyle bağlantılı olarak gayet iyi durumdadır. Bu ülkelerin en büyük sorunu, sürekli olarak yaşanan siyasi sorunlardır. Yaşanan siyasi sorunlar nedeniyle bu ülkelerde sürekli olarak bir kaos ortamı oluşmakta ve ülke ekonomileri buna bağlı olarak olumsuz etkilenmektedir. Yapılan bu çalışmada, birer Ortadoğu ülkesi olan İran ve Suudi Arabistan'ın ekonomik açıdan ülke kalkınmasında rol oynayan tüm faktör ve etmenler tespit edilerek detaylı bir şekilde incelenecektir. Ekonomik kalkınmanın hakkında genel bir bilgi verilirken, ekonomik kalkınmada yol gösterici olan makroekonomik değişkenlerden ve bu değişkenlerin ekonomiye olan etkisinden bahsedilecektir. Ayrıca, İran ve Suudi Arabistan'ın ekonomik yapısı incelenerek bu ülkelerin ekonomik olarak kalkınmasında rol oynayan faktör ve ekonomik değişkenlerin neler olduğundan bahsedilecektir. Ayrıca bu iki ülkenin ekonomik açıdan birbirleriyle benzerlik gösterip göstermediği incelecektir. Son olarak Türkiye ile bu iki ülkenin tüm ticari ve ekonomik ilişkileri detaylı bir şekilde incelenerek değerlendirilecektir. Değerlendirme sonucunda bu iki ülkenin Türkiye açısından ekonomik önemi değerlendirilmiştir. Ayrıca bu iki ülkenin dış ticaretlerinin ekonomik büyümelerine olan etkisi Granger Nedensellik Analizi ile ölçümlenmiştir ve çıkan sonuca göre ihracat oranı ile ekonomik büyüme oranı arasında çift taraflı bir ilişki olduğu sonucu elde edilmiştir.
Blok seçim probleminin finansal piyasalar üzerine etkisi
Finans piyasası için vazgeçilmez bir etken olan riskin son yıllarda daha da önemli bir hal almasıyla beraber, farklı risk analiz yöntemlerine ihtiyaç duyulmuştur. Her işletmenin zaman zaman karşılaştığı riskler vardır ve şirketler kendilerini tehdit eden bu riskleri devamlılıklarını sağlayabilmek için doğru bir şekilde yönetmek ve ortaya çıkabilecek olumsuzluklara karşı gerekli tedbirleri almak durumundadırlar. Kurumların; küresel rekabet içinde gelişebilmek ya da büyüyebilmek için, risk yönetimine oldukça önem verdikleri bilinmektedir. Bu çalışmada riski iyi anlayabilmek ve yönetebilmek adına rastlanma ihtimali az fakat etkisi büyük olan, bir başka ifade ile uç olayların meydana gelme ihtimalinin tahmininde en fazla kullanılan tekniklerden biri olan uç değerler teorisi ile gelecekte yaşanacak bir zararın hangi olasılıklarla ortaya çıkabileceği hesaplanmaya ve en doğru tahmine ulaşılmaya çalışılmıştır. Daha önce yapılan çalışmalarda yapılan tahminlerin blok boyutu seçiminin herhangi bir varsayıma dayanmadan rastlantısal olarak kullanıldığı gözlemlenmiş ve uygulamalarda neden belli bir blok boyutunun bulunup hepsi için kullanılabilecek bir yöntemin olup olamayacağı ihtiyacını ortaya çıkarmıştır. Literatürde yapılan çalışmalar incelenerek uç değerler teorisi yardımı ile blok boyutu seçiminin rastlantısal olmayacağı ve önerilen yöntemle her defasında minimum ve/veya maksimum değerlerin hesaplanmasında aynı blok boyutu seçilerek en iyi tahmine ulaşma imkânı sağlanmıştır. Bu çalışma yardımıyla kurumlar da karşılaşabilecekleri olası zarar risklerini dikkate alarak bunlarla hangi şartlarda nasıl ve ne tür bir yolla başa çıkabileceklerinin öngörüsünde bulunabileceklerdir. Bu çalışmada uç değerler teorisinin önemli bir yaklaşımı olan blok maksima yöntemindeki blok seçim problemine değinilmiştir. Uç değer teorisi ve bu teorinin uygulama alanları hakkında bilgi verilmiş, kullanılan parametre tahmin teknikleri açıklanmıştır. Uygulama olarak farklı piyasalarda yöntemin uyumluluğunu görebilmek adına İstanbul Menkul Kıymetler Borsası (BIST 100), Dünya Borsa piyasasında en çok işlem gören NIKKE, DOW, SOXX endekslerinin verileri kullanılmıştır. Anahtar Kelimeler: Uç Değerler Teorisi, Genelleştirilmiş Uç Değer Dağılımı.
Avrupa Birliği Gümrük Birliği üyeliğinin Türkiye tekstil sektörü verimliliği üzerindeki etkisi
Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne (AB) üyelik müzakereleri uzun yıllara dayanmaktadır. Günümüzde Türkiye'nin birliğe üyelik müzakereleri devam etmektedir. Henüz Türkiye'nin birliğe kabulü ile ilgili olumlu sonuç elde edilmemiştir. Ancak Türkiye Avrupa Birliği'ne kabul edilmemiş olmasına rağmen, Gümrük Birliği'ne kabul edilmiştir. Bu çalışmanın amacı Gümrük Birliği anlaşmasının Türkiye ekonomisine ve tekstil sektörü verimliği üzerine etkisinin incelenmesidir. Bu bağlamda bu çalışmada Türkiye'nin Avrupa Birliği ve Gümrük Birliği üyelik sürecinde gelişen olaylar incelenecektir. Ayrıca Türkiye'nin Gümrük Birliği'ne üyeliğinin Türk Dış Ticaretine ve Türkiye'nin tekstil ve hazır giyim sektörüne olan etkisi incelenecektir. Son olarak TOPSIS yöntemi kullanılarak Türkiye'nin Gümrük Birliği anlaşmasının öncesinde ve sonrasında ekonomik performansı değerlendirilecektir. Yapılan tüm bu incelemelerin sonucunda Türkiye'nin Gümrük Birliği anlaşmasını imzalamasının ekonomik açıdan olumlu sonuçlar doğurduğu, veriler ve literatür ile desteklenmiştir.
Türkiye'de 1982-2016 yılları arasında kredi hacmindeki genişlemelerin cari açık üzerine etkisi
Türkiye ekonomisi için cari açığın kronikleşmiş bir sorun olduğu söylenebilir. Enerji ithalatının yüksek olması, iç tasarruf oranlarının yetersiz olması, dış ticaret açığının uzun yıllardır devam etmesi ve aşırı değerlenmiş ülke parası cari açığın en önemli nedenleri arasında gösterilmektedir. Cari açığın diğer bir önemli nedeninin de kredi hacmi genişlemeleri olduğu söylenebilir. Türkiye'de ekonomiden sorumlu bazı kişiler de, cari açığın önemli bir nedeni olarak kredi genişlemelerini göstermişlerdir. Kredi hacmindeki artış veya azalış ile cari açığın artma yada azalma dönemleri incelendiğinde, aynı yönlü bir ilişkiden söz edilebilir. Kredi genişlemelerinin olduğu yıllarda cari açık da artmıştır. Ekonominin kriz dönemlerinde ise her ikisi de azalma eğilimi göstermiştir. Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelere yeterli miktarda doğrudan yabancı sermaye gelmemektedir. Döviz açığının kapanmasında bir çok gelişmekte olan ülke, kısa vadeli sıcak parayı kullanmaktadır. Ülkeye gelen kısa vadeli yabancı para girişlerinin kredi genişlemelerine neden olduğu söylenebilir. Cari açığın finansmanı olarak kullanılan kısa vadeli yatırımlar hem kredi hacmini artırmakta hem de cari açığa neden olmaktadır. Türkiye'de uygulanan faiz oranlarının dünya faiz seviyesinin üstüne çıkması durumunda, ülkeye sıcak para girişi yaşanmaktadır. Sıcak para girişlerinin artması, dövizin miktarını artırıp değerini düşürecektir. Ülke parası ise ithalatı cazip kılacak şekilde aşırı değerlenecektir. Dış finansman bulmanın kolaylaşması ile artan krediler ise cari açığa neden olmaktadır. 2008 krizi sonrasında gelişmiş ülkelerde uygulanan genişletici para politikaları Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelere yoğun şekilde kısa vadeli yabancı sermaye girişine neden olmuştur. Türkiye'de tüketim oranlarının önemli oranda artması, buna karşılık gelirlerin aynı oranda artmaması kredi taleplerini artırmıştır. Ülkeye gelen sıcak paranın neden olduğu kredi hacmindeki artış da, ithal tüketime kullanılarak cari açığın önemli bir nedeni olmuştur. Bu çalışmada Augmented Dickey-Fuller ve Phillips-Perron birim kök testi, Cusum ve Cusum-Square testi, Engle-Granger ve Johansen eşbütünleşme testi, Hata düzeltme modeli, Granger nedensellik testi, VAR modeli etki-tepki analizi ve varyans ayrıştırması kullanmıştır. Sonuç olarak, kısıtlı da olsa kredi genişlemelerinin cari açığa neden olduğu tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Türkiye Ekonomisi, Cari Açık, Kredi Genişlemesi, Granger Nedensellik
Enerji güvenliği ekonomik etkiler ve politik hegemonya
Bu çalışma, enerji güvenliğinin, ulusal güvenliğin sürdürülmesi perspektifinde dünyadaki tüm ülkeler için en önemli hedeflerden biri olduğunu göstermektedir. Özellikle sanayileşmiş ülkelerde, enerji bir ulusal güvenlik meselesi olup, ekonominin ve hayatın tüm alanlarında ana temel olarak tanımlanmaktadır. Devletlerin enerji güvenliğinin sağlanması için politik ve askeri vesileler kullanması anormal bir davranış değildir. ABD'nin 2001 Afganistan savaşında, Hazar Denizi'ndeki petrol ve gaz rezervlerine yakın bir ABD üssü kurulmuştur. Bir süre sonra, ABD, Irak'ın petrol rezervlerini kontrol etmeye başlamıştır. Bu nedenlerle, ABD Ortadoğu'yu ve dünyada tek kutup olarak kalması için diğer küresel enerji rezervlerini kontrol edebilmektedir. Diğer taraftan, AB ülkeleri, Hazar bölgesindeki petrol ve doğal gaz rezervlerine erişim yoluyla Avrupa enerji piyasasında Rus tekelini sonlandırmaya çalışmaktadırlar. 2008 yılında, AB Hazar Deniz'den başlayarak Türkiyeden geçen boru hattını kurmaya çalışırken, Rusya enerji güvenliğini korumak için Gürcistan'a savaş ilan edip Kırımı işgal etmiştir. Ayrıca Rusya, Katar'dan ve İran'dan Avrupa Birliği'ne kadar uzanan boru hattının gelişini engellemek için Suriye'ye askeri müdahalede bulunmuştur. Bu da hem ABD hem de Rusya'nın Suriye'deki boru hatları ve enerji projelerini korumak için rekabete girdiklerini ve Suriye'ye müdahale etme amaçlarının sadece siyasi sebeplerden olmadığını göstermektedir.
KOBİ'ler ve Türkiye ekonomisindeki yeri
Bu çalışmada globalleşen ekonomik düzende KOBİ (Küçük ve Orta Büyüklükteki İşletmeler)'lerin mevcut durumları , Türkiye ekonomisine avantajları ve dezavantajları, ekonomik ve finansal sorunları araştırılmaktadır. Yaşanan hızlı değişimlerden dolayı ticaretteki rekabet ulus dışına çıkmıştır. Bu aşamada KOBİ'ler sadece bölgesel ve ulusal değil, global rekabet üstünlüğünü yakalamak durumundalar. Esnek üretim yapıları, inovasyona eğilim, hızlı karar alma yeteneği ve çalışanlarını motive edebilme gibi avantajlar ile birlikte, ölçek ekonomilere sahip global işletmelerin, ölçeklerinden kaynaklanan avantajları elde etmeleri gerekmektedir. Küçük firmalar sermaye gerektiren yatırımlar konusunda, Pazar bulmada büyük firmalara zayıf düşmektedirler. Piyasa koşullarına entegre olmada KOBİ'lerin sahip olduğu esneklik önemli olduğundan dolayı çok hızlı gelişen dünya pazarlarına büyük ölçek ekonomileri ile değil , KOBİ'ler ile ulaşacağı artık tüm dünyada kabul edilmektedir. Türkiye ekonomisinin dinamik ve sürükleyici etkenlerinden biri olan KOBİ'ler, global piyasalarda olduğu gibi Türkiye'nin ekonomik açıdan büyümesini etkilemektedir. Bu çalışmada KOBİ'lerin Türkiye ekonomisinde son 40 yılda ne gibi avantaj ve dezavantajlara sahip oldukları, Türkiye ekonomisine katkıları, rekabet üstünlükleri, tanımları, yapıları ve pazarda ki pozisyonlarına yönelik konular tartışılmıştır.
Türk bankacılık sektörünün yabancı sermaye yatırımları ile globalleşmesinin mali rasyolarına etkisi
Ticaretin ortaya çıkışını takiben başlayan globalleşme süreci, kapsam alanı ve etkisini arttırarak günümüze kadar gelmiştir. Globalleşmenin en etkin ve yoğun gelişim alanı ise finansal sistemler olmuştur. Globalleşme ile birlikte dünyada yabancı banka yatırımları hızlanmış, bu süreçten etkilenen ülkemizde de çok sayıda yabancı banka yatırımı gerçekleşmiş hali hazırda da gerçekleşmeye devam etmektedir. Dünyanın birçok ülkesinde olduğu gibi Türkiye' de de yabancı bankalar, gerek yeni banka kuruluşu gerekse mevcut bankaların satın alınması yolu ile sektöre girmektedirler. Bu yatırımlar Türk Bankacılık sektörünü birçok açıdan etkilemektedir. Bu etkilerin bazıları olumlu iken bazıları ise olumsuz olmaktadır. Çalışmada, sadece Türkiye'de bulunan mevduat bankaları dikkate alınarak, Türkiye'deki bankacılık sektörü ve yabancı sermayeli bankaların mali rasyoları karşılıklı olarak incelenmiş. Yabancı sermayeli bankaların mali rasyoları, sektörünün ortalama mali rasyoları ile karşılaştırılarak sektör üzerindeki söz konusu etki analiz edilmiştir. Sonuç olarak, incelememize konu olan 2007-2017 yıllarını kapsayan, on yıllık süreçte, yabancı yatırımların varlığının sektörün finansal performansına olan etkisi, finansal performans ölçümünde temel aldığımız 7 finansal rasyo grubundan toplam 17 rasyo incelemesinde 9 rasyoda göre olumlu 8 rasyoda ise göre olumsuz olarak tespit edilmiştir.
Uluslararası kuruluşları sürdürülebilir kalkınma politikaları: OECD örneği
Sürdürülebilir kalkınma süreci, yoksulluğu ortadan kaldıran büyüme yapısının sosyal ve çevresel iyileştirmelerle uyumlaştırmasını gerektirmektedir. Toplumun, ekonominin değişim ve dönüşümünde birbiri ile ilgili pek çok faktör etkili olmaktadır. Uluslararası sistem değişim ve dönüşüm geçirmektedir. Bu değişim ve dönüşümüm önemli bir parçası olan uluslararası kuruluşlar sürdürülebilir kalkınmanın önemine değinmektedir. Uluslararası kuruluşlar, toplumların refah düzeyini artırmak, çevrenin korunması ve sosyal yapının iyileştirilmesi için çeşitli politikalar üretirler. Uluslararası kuruluşlar, ekonomik, teknik, politik ve kültürel işlevlere sahip, bir yapıdadır. Söz konusu işbirliği aktörlerinden biri olan OECD, geniş bir veri ağına sahip olmanın avantajını kullanarak, yaptığı çalışmalarla günümüzde büyük önem taşıyan sürdürülebilir kalkınma konusuna önemli katkılar sağlamaktadır. Sürdürülebilir kalkınma, bugünün ihtiyaçlarını kaşılarken gelecek nesillerin kendi ihtiyaçlarını karşılayabilmesi için insan ile doğa arasında denge oluşturması olarak tanımlanmaktadır. İnsan ile doğa arasında dengenin sağlanabilmesi için uluslararası kuruluşların sürdürülebilir kalkınma konusunda küresel çapta politikalar üretmesi gerekmektedir. Çevresel ve ekonomik unsurları birleştiren sürdürülebilir kalkınma kapsamında uluslararası kuruluşların geliştirdiği politikalara değinilecektir. Bu çerçevede OECD'nin sürdürülebilir kalkınma politikalarının analiz edilmesi amaçlanmaktadır. Anahtar Kelimler: Sürdürülebilir Kalkınma, Çevre, Toplum, Uluslararası Kuruluşlar, OECD.
The USA's containment policy against Russia: The case of Ukraine conflict
The containment policy is accepted as a key element of American foreign policy against the Soviet Union throughout the Cold War. This study argues that the containment policy continued after the dissolution of the Soviet Union and it is still maintained today against the Russian Federation by the USA. This research remarks that Ukraine has been the focal point of the containment policy since 2013. This study argues that the USA's containment policy entered a new phase in February, 2022 which it names this phase as "aggressive containment". This research examined the containment policy in the Cold War and its evolution in the post-Cold War period. In the main discussion part; this study analyzed the main motivations behind containing Russia through Ukraine, the instruments of containment and the consequences of this policy. This study unravels the core motivations behind the containment policy as weakening Russia, triggering a regime change in Russia and maintaining American global hegemony. This research classified the instruments of containing Russia through Ukraine as political, military, economic and non-conventional instruments. It found out that the USA's containment policy triggered a new cold war alongside causing serious implications for Russia, Ukraine, Europe and the USA itself. This research made contributions to the literature such as examining the Ukraine Conflict through the containment policy by making a difference from the other studies, approaching the containment policy in a holistic manner by analyzing the motivations, instruments and consequences of the policy alongside providing a fresh perspective to the Ukraine Conflict through examining recent sources.
Yüksek enflasyondan düşük enflasyona geçiş sürecinde Türk bankacılık sektörü
Türkiye Ekonomisi'nde uluslararası rekabete açık ve düzenlemeler itibariyle Avrupa Birliği'ne uyuma hazır olan sektörlerin başında bankacılık sistemi gelmektedir. Piyasa ekonomisine geçilen 1980Tı yıllarda uygulamaya konulan reform niteliğindeki yapısal değişiklikler, bankacılık sektörünün ve mali sektörün gelişmesini ve büyümesini sağlamıştır. Diğer taraftan bu büyümenin motoru olan enflasyon 1990'lı yıllardan itibaren ekonominin en ciddi sorunu haline gelmiştir. Enflasyonla beraber banka bilançolarının yapısında ve bileşiminde önemli değişiklikler olmuştur. Menkul kıymetlerin payı krediler aleyhine artarken, kaynaklar çok kısa vadelerde yoğunlaşmıştır. Döviz kurundaki ve enflasyon rakamlarındaki yıllık ortalama değişim değerlerinin ihale faiz oranlarının altında kalması, bankalara açık pozisyonla kârlılıklarını artırabilme imkanı sağlamıştır. Kârlılık bir taraftan bankacılığı cazip hale getirirken, diğer taraftan kur ve faiz riskinin artması, mali gücü zayıf bankaları olası krizlere karşı korumasız kılmıştır. Bu çalışmada, yüksek enflasyondan bankacılık sistemininin nasıl etkilendiği üzerinde durulmuş, bilanço ve gelir-gider tablolarının ana kalemlerindeki değişimler için analitik sonuçlara varılmıştır. Tersi durumda düşük enflasyon dönemlerinde düşük enflasyon süreci yaşayan ülkelerin tecrübeleri ve ülkemizle olan korelasyon da dikkate alınarak sektörü bekleyen riskler, alınması gereken tedbirler ve düzenlemeler için öngörüler yapılmış, sektör için olası projeksiyonlar tasarlanmıştır.
Turizmin Türkiye ekonomisindeki yeri ve ekonomik etkileri
Günümüzde büyük kitleleri ilgilendiren bir olgu haline gelen turizmin yarattığı ekonomik, sosyal, kültürel ve politik etkiler; gerek ülkelerin kendi bünyeleri gerekse uluslararası ekonomik ve politik ilişkiler açısından önemli sonuçlar doğurmaktadır. Uluslararası turizm sektörünün değişik kesimleri birbirleriyle bütünleşmekte, sektörün sahiplik yapısı değişmekte, çok uluslu dev turizm şirketlerinin pazara egemen olduğu bir sektör yapısı yaratılmaktadır. Turizm sektörü, II. Dünya Savaşı'ndan sonra hızla gelişmiş, daha geniş halk kitlelerine ve uzak mesafelere yayılmıştır. Ulusal ve uluslararası düzeyde kazandığı dev boyutlarla turizm; yatırımları ve iş hacmini geliştiren, gelir yaratan, döviz sağlayan, yeni istihdam alanları açan ve sosyal-kültürel hayatı etkileyen sosyo-ekonomik bir faaliyet haline gelmiştir. Bunun sonucunda; ülkelerin dikkati bu ekonomik faaliyet üzerinde yoğunlaşmaya başlamıştır. Türkiye açısından ise turizm, ekonominin giderek önemli bir sektörü haline gelmiştir. Yıldan yıla artan bir şekilde yarattığı gelir, istihdam ve yatırım olanakları ile doğrudan ve dolaylı olarak Türkiye ekonomisine önemli katkılar sağlamaktadır. Turizm sektörünün Türkiye ekonomisindeki önem ve yerini ortaya koymayı amaçlayan bu tez çalışmasının Birinci Bölümünde, turizm ve turist kavramlarının tanımının yanı sıra turizmi geliştiren faktörler açıklanmıştır. Aynı zamanda, bir bilimsel ilgi alanı olarak turizmin özellikleri ve çeşitli sosyal bilim dallarıyla ilişkisi irdelenmiştir. İkinci Bölümde, dünyada turizmin geçirdiği tarihsel süreçler açıklanmış ve Türk turizminin dünya genelindeki payı, önemli turizm ülkeleri ile karşılaştırmalı olarak verilmiştir. Üçüncü246 Bölümde, turizm sektörünün yapısı; teorik olarak açıklanarak, turizm ürününün tanımı, turizm sektörünün özellikleri ve işletme türleri ortaya konmuştur. Diğer yandan turizm sektöründe talep ve arz yapısı incelenmiştir. Son Bölümde ise, turizmin 1980 sonrasında Türkiye ekonomisindeki yeri ve önemi; ödemeler bilançosu, milli gelir, istihdam ve diğer sektörler üzerindeki etkileri açılarından incelenmeye çalışılmıştır. Ayrıca, sürdürülebilir turizm ve Türkiye başlığı altında bu konuya dikkat çekilmiştir. Son olarak da Türkiye'de turizm gelirleri tahmini üzerine bir ekonometrik çalışma ile gelecekte Türk turizm sektöründe beklenen gelişmeler ortaya konulmaya çalışılmıştır. Sonuç Bölümünde ise, analizin bulguları değerlendirilmiştir.
Dış ticaret hadlerinin gelişimi ve Türkiye üzerine bir uygulama
ÖZET 1980'li yıllardan itibaren Türkiye dış ticarette önemli bir liberalizasyon yaşamıştır. Aynı yıllarda uluslararası ticaret önemli bir ivme kazanmış küreselleşme, bölgesel pazarların korunması gibi kavramlar eşanlı olarak literatürde geniş bir yer bulmaya başlamıştır. Uluslararası arenada dış ticaret endüstriler arası ticaret halini almaya başlamış ancak 1950'lerde ilk defa ortaya atılan Singer- Prebisch tezi AGÜ'lerin dış ticaretten kazançları konusunda bu gelişmelere önemli bir alternatif oluşturabilecek hale gelmiştir. GATT görüşmeleri sırasında AGÜ'ler üzerinde dış ticaret liberalizasyonu konusunda önemli baskılar yapılmıştır. Bu da doğal olarak AGÜ'lerin dış ticaret kazançları konusunda hem teorik hem amprik çalışmaları ön plana çıkarmıştır. Bu çalışmayla dış ticaret hadlerinin Singer-Prebisch tezi çerçevesinde gelişmiş ülkeler aleyhine gelişip gelişmediği Türkiye baz alınarak incelenmeye çalışılmıştır. 1969-1998 verilerini kullanarak Türkiye için dış ticaret hadleri trend analizi ve gelir etkisi hesaplanmaya çalışılmıştır. Bu trend analizleri kullanılarak geleceğe yönelik öngörüler yapılmaya çalışılmıştır.