
162
Arşivlenen Tez
0
DOI Atanmış
0%
DOI Oranı
Anabilim Dalı
Çağdaş bir kişisel portre üslubu oluşturma aracı olarak Barok dönem teknik ve yaklaşımları
Resim sanatında bir figürün genellikle belden yukarısını gösteren ve özellikle omuzlar ve başı betimleyen resimler portre olarak adlandırılmaktadır. İlk yetkin portre örnekleri Greko-Romen kültürün egemenliğindeki Mısır'da Fayyum bölgesinde tabut nesnesi olarak üretilen portrelerdir. Natüralist eğilim açısından başarılı portre örneklerini oluşturan bu resimler önemli kişilere ait olmadığı bilinen ilk resimlerdir. Milattan sonra dördüncü yüzyıldan sonra Hristiyanlığın resmi din olarak kabul edilmesiyle birlikte erken Rönesans dönemine kadar gerçekçi temsil sanattan dışlanmıştır. 15. yüzyılla birlikte benzerliğin belirginleştiği portre örnekleri ortaya çıkmıştır. Bu değişiklik, günlük yaşama ve bireysel kimliğe yönelik yeni bir ilginin yanı sıra Greko-Romen geleneğinin yeniden canlanmasını yansıtıyordu. Portrenin yeniden dirilişi bu nedenle Avrupa'da Rönesans'ın önemli bir tezahürü oldu. 17. yüzyıl felsefesi ise Rönesans'ın sağladığı birikimlerden, bütünlüğü olan bir düşünce bağlantısı geliştirmiştir. 17. yüzyıl felsefesi gözlem ve deney yerine fizik ve matematik kavramlara dayalı olarak biçimlenmiş, rasyonalizm yüzyıllarca aradan sonra yeniden canlanmıştır. Bu dönemde izleyicinin sadece portreye ve yüzdeki ifadeye odaklanması için sanatçılar, Rönesans ve maniyerist dönemde geliştirilmeye başlanan boya, ışık, gölge ve renk kullanımını ödünç alıp etkisini artırarak kullandılar. Barok dönem sanatçıları bu yolla kişinin fiziksel görünümünün yanı sıra güçlü ve dramatik bir duygusal etki yaratmayı da başarmıştır. Seküler liderlerin giderek daha fazla egemen olduğu bir toplumda, zengin bir şekilde giydirilmiş figürlerin görüntüleri, önemli kişilerin otoritesini onaylamanın bir yolu olmuştur. Flaman ressamlar Anthony van Dyck (1599-1641) ve Peter Paul Rubens (1577-1640) bu tür portrelerde başarılı olurken, Jan Vermeer (1672-1675) çoğunlukla orta sınıf mensuplarının portrelerini üretmiştir. Bu çalışma, 17. yüzyıldan günümüze kadar resim sanatında önemli dönüşümleri işaret eden portre örneklerini ve özellikle Barok dönem resmine karakterini kazandıran teknik ve yöntemleri, plastik özellikleriyle incelemeyi ve bu incelemeler sonunda elde edilen bulguların kişisel sanat çalışmalarımın özgünlüğüne sağlayacağı olanakları araştırmayı amaçlamaktadır. Ayrıca bu araştırmalar kendi resimlerimin sanat tarihiyle olan bağlarını anlamamı sağlamıştır. Anahtar Kelimeler: Resim sanatı, portre, Barok sanatı, Barok resmin teknikleri
Seyhan Baraj Gölü çevresindeki kil içeriği yüksek malzeme ile stoneware bünyelerin geliştirilmesi
Çalışmada Adana ili, Seyhan Baraj Gölü çevresinden temin edilen kil içeriği yüksek malzemenin stoneware bünyede kullanım olanakları araştırılmıştır. Referans bir stoneware çamurunda bulunan iki ticari kilden biri seçilerek kilin reçete içerisindeki miktarı %10-100 oranında kademeli olarak azaltılmış, yerine reçetede azalan miktarı kadar Seyhan Baraj Gölü çevresinden temin edilen kil içeriği yüksek malzeme katkısı yapılarak, stoneware çamur reçetesinde kullanımına uygunluğu araştırılmıştır. Hazırlanan deney çamurları 1210℃'de 58 dakika süre ile endüstriyel koşullarda roller fırında pişirilmiştir. Ticari kilin azalan %'de miktarı kadar katkı oranları ile hazırlanan deney örneklerine % su emme, % pişme küçülmesi, mukavemet ve CIE L*a*b renk değerleri ölçüm testleri uygulanmıştır. Sonuç olarak Seyhan Baraj Gölü çevresinden alınan kil içeriği yüksek malzeme oranının katkısı arttıkça % su emme değerlerinde düşüş, % pişme küçülme ve pişmiş mukavemet değerlerinde artış gözlemlenmiştir. Bünye renkleri katkı oranına bağlı olarak gri, açık gri ve bej olarak gözlemlenmiştir. Deneyler sonucunda ticari kil yerine Seyhan Baraj Gölü çevresinden temin edilen kil içeriği yüksek malzeme katkısı ile oluşturulan sanatsal çalışmalarda 1210℃'de herhangi bir probleme yol açmadan kullanılabileceği görülmüştür. Endüstriyel çalışmalarda ise ısıl deformasyon riski nedeniyle katkı oranı %50 üzerinde kontrollü kullanılmalıdır.
Kastamonu Yazma Eser Kütüphanesi'nde korunan el yazmalarındaki Rumi motiflerinin incelenmesi ve sanatsal üretimleri
Bu tez, Türk süsleme sanatlarında önemli bir konumda olan Rumi motifinin tarihsel gelişim, biçimsel özellik ve bilhassa tezhip sanatındaki kullanım biçimleri hakkında incelemeler içermektedir. Araştırma kapsamında Rumi motifinin Selçuklu, Beylikler ve Osmanlı dönemlerindeki konumu ve gelişim süreçleri analiz edilmiş; klasik dönem eserleriyle çağdaş yorumlar karşılaştırmalı olarak ele alınmıştır. Çalışmada, tezhip sanatında Rûmî motifinin kompozisyon içindeki işlevi, stilize edilme süreci ve yöntemleri ile desen özellikleri açıklamalı olarak eklenmiştir. Araştırma nitel bir yöntem ile gerçekleştirilmiştir. Literatür taraması, görsel analiz ve çizim teknikleri bir arada kullanılmıştır. Bu doğrultuda Kastamonu Yazma Eserler Kütüphanesi'nde yer alan tezhipli yazma eserlerdeki Rûmî motifli örnekler incelenerek, örneklerin görselleri, teknik çizimleri ve motif yorumlamalarına tez kapsamında yer verilmiştir. Çalışma sonucunda, Rûmî motifinin yalnızca dekoratif ve görsel değil, aynı zamanda geleneksel sanatın aktarımında sembolik anlamlar taşıdığı ortaya konmuştur. Farklı dönemlerdeki estetik anlayışlara göre çeşitli biçimlerde kullanılıp yorumlandığı tespitinde bulunulmuştur. Bu bağlamda, elde edilen veriler doğrultusunda, Rûmî motifinin hem sanat eğitimi hem de geleneksel sanatların çağdaş yorumlanması açısından önemli bir kaynak oluşturduğu sonucuna varılmıştır.
Necdet Levent'in "Flüt İçin Parçalar" adlı kitabının teknik ve müzikal olarak incelenmesi
Bu araştırma, Necdet Levent'in "Flüt İçin Parçalar" adlı kitabında yer alan eserlerin müzikal açıdan analiz edilmesini amaçlamaktadır. Flüt repertuarında önemli bir yere sahip olan bu eserlerin yapısal ve teknik özelliklerinin incelenmesi, flüt eğitimcileri ve yorumcuları için önemli bir kaynak niteliği taşımaktadır. Araştırmada, eserlerin form yapıları, tonalite, armoni, ritmik yapı ve melodik özellikleri detaylı olarak analiz edilmiştir. Ayrıca, eserde kullanılan icra teknikleri belirlenerek, bu tekniklerin flüt icrasına katkıları değerlendirilmiştir. Araştırma yöntemi olarak nitel araştırma deseni kullanılmış olup, betimsel analiz yöntemi benimsenmiştir. Çalışmada, nota metinleri üzerinden ayrıntılı müzikal analiz gerçekleştirilmiş, eserlerin teknik ve müzikal unsurları sistematik bir şekilde sınıflandırılmıştır. Bunun yanı sıra, eserin flüt repertuarındaki yeri ve icra pratiğine katkıları, alan yazını taranarak desteklenmiştir. Elde edilen bulgular, ilgili müzik teorisi ve icra teknikleri bağlamında yorumlanarak değerlendirilmiştir. Sonuç olarak, "Flüt İçin Parçalar" kitabında yer alan eserlerin hem geleneksel hem de modern flüt tekniklerini içeren zengin bir yapıya sahip olduğu belirlenmiştir. Eserlerde kullanılan teknikler ve müzikal unsurlar, flüt icrasının farklı yönlerini geliştirmek için önemli bir eğitim materyali sunmaktadır. Bu çalışma, flüt literatüründe teknik analizlere dayalı araştırmaların önemine dikkat çekerek, gelecekte yapılacak akademik çalışmalara ışık tutmayı hedeflemektedir.
Sosyal kampanya bağlamında Kızılay kurumu afişlerinin görsel çözümlenmesi
Sosyal kampanya ve sorumluluk kapsamında önemli bir konuma sahip olan Kızılay, 1868 yılında kurulmuş ve sosyal sorumluluk alanında dünyada faaliyet gösteren köklü yardımlaşma kurumlarından birisi olmuştur. Kızılay, toplumdaki rolü ve sosyal sorumluluk projeleri dolayısıyla gerek Türk toplumlarında gerekse dünya genelinde önemli faaliyetlerde bulunmuş olup bu kapsamda çalışmada ele alınan kurum olarak belirlenmiştir. Bu çalışmada, Kızılay Kurumu'nun sosyal kampanya bağlamında geçmişten günümüze afiş tasarım örneklerinden otuz tanesi incelenmiştir. Afişlerde iletilmek istenen mesajların hedef kitleye iletiliş biçimine, tasarımda bulunan ögelerin içerdiği anlamlara bakılmış ve afiş tasarımında değerlendirme kriterleri, algılanabilirlik, renk, bütünlük, denge, tipografi gibi ögelerin analizi yapılarak afiş tasarımlarının görsel çözümlenmesi yapılmaya çalışılmıştır. Araştırma sonucunda, Kızılay Kurumu'nun afişlerindeki dilsel iletilerde sözel hiyerarşiye dikkat edilerek anlatım birliğinin sağlandığı ve mesajların hedef kitleye etkin bir şekilde ulaştırılmaya çalışıldığı görülmüştür. Ayrıca afişlerde mesaj-imge bütünlüğünün sağlanarak tasarımda kullanılan ögelerin bir bütünlük oluşturduğu görülmektedir.
Soyut resim sanatında yaratım unsuru olarak entropi
Fizikte, termodinamik yasaların ikincisinde var olan entropi, evrenin en büyük yasalarından biridir. Evrendeki her şeyin çürüme, bozulma eğiliminde olduğunu göstermektedir. Evrende insanlar yalnız nesneler dünyasında değil aynı zamanda hayal dünyaları ile de yaşamaktadırlar. Bu durum bilim ve felsefe alanında olduğu gibi sanat alanında da kendini göstermiştir. Merak duygusu ile gelişen bilim, insanları evreni keşfetmeye yönlendirmiştir. Bu, soyutluk olduğu gibi, nesneleri bilim ile kavramak da soyut, yaratılan sanat yapıtları da yine soyuttur. Sanat tarihi devamlı soyuta doğru yönlenmiştir. Bunun sebebi, bilimin sanat alanına girmesiyle, sanatçılar gerçeği, özü aramışlardır. Bu arayışlar insanı soyuta yönlendirmiştir. Giderek biçim önem kaybetmiştir. Çağdaş sanat ile görülmek istenen soyutlama, karmaşık, düzensiz yapılardır. Bunlarda entropinin yan kavramlarıdır. Bu araştırma da soyut sanatı farklı biçimlerde ele alan sanatçılar üstünde durularak, bu çalışmalar ile entropi kavramı soyut sanat ile ilişkilendirilmiştir.
Reklamlarda masal kahramanları kullanımının göstergebilim açısından incelenmesi
Reklam, bir ürün ya da hizmet üzerinde farkındalık yaratan ve satın almaya yönelik en önemli iletişim araçlarından biridir. Reklam, tüketiciyle iletişim kurmak ve onu etkilemek için amaca uygun çeşitli sembollerden faydalanmaktadır. Burada devreye sosyoloji, dilbilim ve göstergebilim girmektedir. Bu açıdan bakıldığında reklam üreticileri ünlü masalları ve popüler karakterleri ele alarak hazırladıkları reklamları yorumlayarak farklı mecralarda kullanmaktadırlar. Araştırma konusu olarak, basılı mecralarda yer alan reklamlarda masal kahramanları kullanımının göstergebilim açısından incelenmesi ve gösterge bilimsel analizi yapılmıştır. Araştırmada Peirce, Saussure'ün göstergebilim konusunda yaptığı çalışmalar incelenmiş olup, Roland Barthes'ın düz anlam ve yan anlam konuları paralelinde reklam analizleri ve görsel çözümlemeler yapılmıştır
Seramik bünyelerde tekstil kullanımı ve sanatsal uygulamalar
Seramik, insanoğlunun yaşamında önemli bir yer tutmaktadır. Geçmişi çok eskilere dayanan sanat dallarından biri olan seramik, başlangıçta günlük kullanıma yönelik olarak şekillendirilmekte idi. Gün geçtikçe insanoğlunun yaşantısına hızla giren seramik, tarihsel süreçte günlük kullanımının yanı sıra dini törenlerde Tanrıça ve benzeri figürünler şeklinde karşımıza çıkmıştır. Kullanım alanı git gide çeşitlenen seramik, günümüzde teknolojik anlamda sunduğu geniş ürün yelpazesi ile birlikte ayrıca birçok sanatçının vazgeçemediği bir malzeme konumundadır. İlerleyen teknoloji ile birlikte her alanda olduğu gibi seramik alanında da birçok gelişme yaşanmıştır. Hayatımızın neredeyse tamamında yer alan seramik, sanatsal anlamda da önemli evrelerden geçmiştir. Şekillendirme, sırlama ve pişirim yöntemlerinde teknolojik ve sanatsal ilerlemeler kaydedilmiştir. Bununla birlikte sanatçıların deneyimleri sonucu alternatif pişirim yöntemleri ile seramik sanatı bambaşka bir boyut kazanmıştır. Seramik sanatçıları, kendisine sınırsız imkânlar sunan seramik ile halen neler yapabileceğini araştırmaktadır. Bunlardan bir diğeri de farklı yüzey etkileri elde etme isteğiyle gerçekleştirilen seramik bünyelerde farklı katkı malzemelerin kullanılmasıdır. Çalışma kapsamında seramik bünyelerde tekstil kullanımı araştırılmıştır. Literatür taramasının ardından ulusal ve uluslararası seramik sanatçılarının gerçekleştirdiği çalışmalar incelenmiş, şekillendirme yöntemleri araştırılarak söz konusu teknik ile ilgili kişisel uygulamalar yapılmıştır. Tekstil malzeme ile seramik bünyenin bir araya getirilmesiyle oluşturulan uygulamalarda karşılaşılan güçlükler, malzemenin ve ilgili tekniğin sanatçılara sunduğu avantajlar ve dezavantajlar tartışılmıştır. Sonuç itibariyle incelenen eserlerde sanatçıların seramik bünyelerde farklı tekstil türleri ve şekillendirme yöntemlerini tercih ettikleri görülmüştür. Bu yöntemler serbest, kalıpla, asarak, yaş çamur yüzeyinde doku elde etmek amaçlı ve şablonla şekillendirmedir. Sanatçıların bu tekniklerle seramiğin en belirgin özelliklerinden biri olan plastik ifadeyi tekstil ürün ile daha kolay ve gerçeğe yakın şekilde seramiğe aktardıkları aynı zamanda ilgili bünyeler ile kimi seramik sanatçılarının anlatmak istedikleri olgu üzerinden metafor yaptıkları görülmüştür.
Afiş tasarımında kültürel farklılıklarla kadına yönelik şiddet
Bu araştırmanın genel amacı, kültürel farklılıklarla kadına şiddetin, afiş tasarımları ile incelenmesidir. Bu araştırmada yerli ve yabancı kaynaklar taranarak, öncelikle hiçbir kültürel farklılık gözetmeksizin "kadına şiddet" nedir sorusu maddeler halinde sınıflandırılmıştır. Bu sınıflandırmanın kültürel farklılık açısından kadına yönelik şiddeti maddelerinden, Aile İçi Şiddeti maddesi ele alınmıştır. Bu araştırmada Fransa, Türkiye ve Afrika kıtasında kullanılan afiş tasarımların kadına yönelik şiddet yansıtılmıştır. Her üç kültüre ait beş afiş örneği ile katalog çalışması yapılmıştır, katalog oluşturulan künye' ye göre değerlendirilmiştir. Bu künyede yer alan kavramlar; ülke, yıl, sosyal sorumluluk kampanyası, ajans, tasarımcı, boyut, kullanımına göre türü, form, kullanılan teknik, renk, tipografi, başlık/slogan, metin, görsel elemanlar, görsel hiyerarşi, sözel hiyerarşi, grafiksel çözümleme, şeklindedir. Araştırmacı tarafından farklı kültürler gözetilerek, üç farklı kültür için seçilen afiş tasarımı analizi yapılmıştır. Yapılan bu içerik analizinden sonra araştırmacı tarafından hazırlanan kadına şiddetin işlendiği üç afiş tasarımı sunulmuştur. Kadına yönelik şiddet ele alınması gereken konuları işleyen sosyal içerikli afişlerin üretim sürecinde, farklı kültürel algısına hedef kitlenin ve sosyokültürel durumuna göre afiş tasarımlarında yer almıştır. Afrika'da, bu iki kültürden farklı olarak Fransa'da ve Türkiye'de benzer kampanya kullanmalarına rastlanmıştır. Afrika'da kadına yönelik şiddet afişlerinde görsel daha dikkat çekicidir ve anlatım rolünü görsele yüklemiştir ve yazı arka planda yer almıştır. Afrika'da kullanılan afişler kişileştirmesine mahremiyet barındırma adına portre kullanılmamıştır. Ancak Fransa ve Türkiye, mecazı anlamı yazılarda, ince espri kurgulu ve sosyokültürel yapılarda kullanıldığını göstermiştir.
Matrakcı Nasuh minyatürlerinde mekân ve zaman anlayışı
Minyatür, kendine özgü bir biçimi olan Türk sanatıdır. İlk örneklerini Uygurlarda gördüğümüz minyatür sanatının, en verimli dönemi 16. yüzyıla denk gelmektedir. Bu dönemde yaşamış isimlerden biri ise Nasuh b. Abdullah (Karagöz) el-Silahi el-Matraki el-Bosnavi'dir. Günümüzde bilinen diğer adı ile Matrakçı Nasuh'un hayatı hakkında kesin bir bilgiye ulaşılamasa da II.Beyâzıd döneminde küçük yaşta saraya alınıp Enderun'da eğitim gördüğü bilinmektedir. Ressam ve tarih yazarı olan Nasuh, Kanuni Sultan Süleyman ile birlikte katıldığı seferlerde gördüğü yerleri kendine özgü bir üslupla resmetmiştir. Bu nedenle minyatür sanatında yeni bir üslubu oluşturması bakımından önemli bir yere sahiptir. Sanat tarihi sürecinde Batı sanatını ve minyatür sanatını mekân ve zaman açısından değerlendirdiğimizde iki farklı mekân anlayışıyla karşılaştığımızı görmekteyiz. Fakat zamanla mekân-zaman Batı sanatında değişime uğrarken, minyatür sanatında mekân-zaman iki boyutlu yüzeyde ve mutlak zaman anlayışıyla ifade edilmesi fikri değişmemektedir. Bu bağlamda minyatür sanatında mekân ve zaman kavramları ele alınarak, Matrakçı Nasuh eserlerindeki mekân ve zaman anlayışı açıklanmaya çalışılmıştır.
Modern bir problem olarak geleneksel sanatlarda işlev
Modern düşünce temelinde sosyoloji, antropoloji, felsefe ve sanat gibi alanlarda işlevsellik kavramı önemli tartışma konularından birine işaret etmektir. Alanlara ilişkin çalışma yürüten tarafların yapmış oldukları işlev ve işlevsellik tanımlamaları zamanla kavramların bulanıklaşmasına neden olmuştur. Sanat alanı bağlamında ele aldığımız bu işlev kavramı, nesnelerin işlev problemi olarak da adlandırılabilecektir. Nesnelerin işlevine ilişkin değerlendirme yapabilmek öncelikli olarak insanın algı ve yaşam koşulları temelinde, nesnenin var oluşuna ilişkin düşünmeyi gerektirmektir. Bir nesnenin var oluşu, o nesneye karşı duyulan ihtiyaçla ilişkili olarak görülmektedir. Özne, bulunduğu kültür ortamından yararlanarak nesneye bir işlev ya da bir anlam vermektedir. Nesnenin var oluş sürecinde özneye olan bu bağlılığı ona kimlik kazandırmaktadır. Bir amaca uygunluğu ifade eden işlev kavramı, öznenin nesneye kazandırdığı kimlik noktasında kendisini göstermektedir. O halde işlev kavramı, nesnenin kendi varlık nedeninin dışında, öznenin ideolojisini taşıyan soyut kavramsallaşmayı ifade etmektedir. Sanat alanı bağlamında ele aldığımız işlev kavramı özellikle sanatçı ve sanat eseri düşünmeyi gerektirmektedir. Sanat faaliyeti sürecinde nesneden faydalanan sanatçı, bulunduğu toplum içerisindeki etmenlere göre nesneye olan bakış açısını değiştirmekte ve nesnelere çeşitli anlamalar ve işlevler yüklemektedir. Araştırmamız temelinde ilkel dönemlerden başlayarak modern döneme kadar geleneksel olarak da tanımlanan süreç, nesnelerin işlevselliği tartışması bağlamında açıklanmış ve nesne, üreticisi ve üreticisinin bulunduğu sosyo-kültürel ortam bağlamında düşünülerek ele almıştır. Bu doğrultuda geleneksel ürünün/eserin işlevselliğine ilişkin çıkarım yapmak mümkün olup, modern ürünün/eserinde tıpkı diğer ürünler/eserler gibi işlevselliğini koruduğu görülmektedir. Ürün/eser söz konusu olduğunda her dönem, temelde aynı göstergeden hareket ederek nesnelere anlam yüklemekte ancak dönemlerin toplumsal değişimleri ile birlikte bu durumu, açık veya örtük bir biçimde sunulmaktadır.
Transparan ve opak sırların matlaştırılması (1000 °c-1100 °c)
Mat sır, formül içeriğinde matlık sağlayan hammaddeler bulunduran, fırınlanma derecesi, soğutma ve içerisinde bulunan mikro-kristal yapıların bozulması gibi unsurlardan etkilenerek yüzeyde donuk bir görünümün oluşması ile elde edilen sırlara verilen addır. Bu gibi etkenlerin yanı sıra mat sırların oluşumunda iki unsurdan daha bahsetmek gerekir. Bunlar; Işığın kırılması ve ışığın yansımasıdır. Işığın yansımasıyla cisimler görünür hale gelirken, ışığın kırılmasında bir cisme ışık geldiği zamanda ve hızda bir ters orantı var ise kırılma olayı gerçekleşmektedir. Gerçekleşen bu olayda geldiği cismin üzerinde ışığın başka yerlere dağılmasına sebep olmaktadır. Işığın cisim üzerinde farklı yerlere dağılması ile birlikte düşen cismin üzeri parlak değil mat bir görünümdedir. Bu olaylar sırın mat ya da parlak olmasında ki etkenlerin bence en başında gelmektedir. Mat sırlar, parlak sırlardan farklılık göstermektedir. Bu sırlar camsı yapıda bulunan gömülü küçük kristaller içermektedir. Sır yüzeyinin pürüzsüz bir yüzey olabilmesi için bu kristallerin küçük ve iyi dağılmış olması gerekmektedir. İyi bir mat sır elde edilebilmesi için pişirim işleminden sonra uygulanan soğutma işleminin hızı da büyük önem taşımaktadır. Bu mat sırlar parlak sırlara oranla daha dayanıklıdır ve yüzeye olumlu mekanik özellikler kazandırabilmektedir. Mat sırlar genellikle hazır haldeki renksiz, transparan ve opak baz sırlara matlaştırıcı hammaddeler ilave edilmesiyle yapılmaktadır. Bu uygulama tezin amacını da ortaya koymaktadır. Özellikle hazır haldeki sırların bazı hammaddeler aracılığıyla matlaştırılabilmesi, seramik sektöründeki kişilerin ihtiyaçlarına cevap verecektir. Bunun yanı sıra literatür araştırmaları sonucunda mat sırlar ile ilgili yeterli derecede kaynağa ulaşılamamaktadır. Bu nedenle söz konusu çalışma, literatüre bu konuda kaynaklık etmesi bakımından önem taşımaktadır. Çalışmanın uygulama aşamasında hazırlanan farklı sır reçeteleri arasından ön çalışma yapılarak 3 adet transparan ve 3 adet opak sır baz sır olarak seçilmiştir. Hazırlanan sırların her biri daha önce 1000 C'de bisküvi pişirimleri döküm çamuru, vakumlu beyaz çamur, şamotlu çamur ve kırmızı kil bünyeler üzerine gerçekleştirilmiş ve daldırma yöntemiyle uygulanmıştır. Seçilen bu baz sırlara kalsit, titanyum dioksit, çinko oksit, kuvars ve kaolen matlaştırıcı olarak %5 ve %10 oranlarında ilave edilmiştir. Sır pişirimleri 1000 C, 1050 C ve 1100 C'lerde gerçekleştirilmiştir. Bütün sırlar döküm çamuru, vakumlu beyaz çamur, şamotlu çamur ve kırmızı kil bünyelerine uygulanmıştır. Araştırmanın ilk kısmında sırın tanımı yapılarak kısa tarihçesine yer verilmiştir. Daha sonra mat sırlar ele alınarak kapsamlı şekilde incelenmiştir. Ulaşılan tüm sonuçlar tartışılarak sonuç bölümünde sunulmuştur.
Güncel sanatta kavram ve kurgu olarak süsleme
Bu çalışma, modern dönem sanatında tartışmalı bir alana dönüşen süs ve süs unsurlarının, modern sonrası güncel sanat uygulamalarında yoğun şekilde kullanılmasını kavram ve kurgu ekseninde irdelemeyi amaçlamaktadır. Bu amaç doğrultusunda süs ve süs ögeleri, modern sonrası ortaya çıkan popüler kültür, eklektizm, çoğulculuk, cinsiyet, kimlik, beden gibi farklı kavramlar ekseninde ele alınmış ve sanatçıların uygulama yöntemlerinde, kültürel değer olarak ele aldıkları süs ve süs unsurlarını nasıl kavram ve kurguya dönüştürdükleri irdelenmeye çalışılmıştır. Çalışmada irdelenen veriler, görüşme, literatür taraması yöntemiyle elde edilmiştir. Elde edilen kaynak ve görsellerin kavram ve kurgu açısından anlamlandırma sürecine katkı sağlaması amacıyla günümüzün önemli sanatçıları ve eserleri doküman analiz yöntemi ile incelenmiştir. İnceleme felsefi, sosyolojik, estetik ve teknik açıdan ele alınarak anlamlandırılmaya ve kavramsal açıdan çözümlemeye çalışmıştır. Sonuç olarak, modern dönem sonrası güncel sanat uygulamalarında daha sık şekilde kullanılmaya başlayan yeni süsleme anlayışının, güncel sanat uygulamaları içerisinde farklı sanatçılar tarafından farklı şekilde sanatsal ürünlere dönüştüğü görülmektedir. Bu dönüşümün nesne ve mekân ile oluşturduğu birlikteliğin gereği izleyiciyi kavram ve dolayısıyla anlam üretmeye davet etmektedir.
Ukrayna ve Türk halk sanatlarında ortak yaratım olarak motif ve semboller
Toplumların kültürel ve inanç sistemlerinin bir yansıması olarak ortaya çıkan motif ve semboller onlara atfedilen koruyuculuk, iletişim, bilgi aktarımı, inanç göstergesi, bağlı olduğu etnisiteyi ifade etmek gibi özellikleri ile birlikte, nihayetinde bezeme unsuru olarak yüzeylere yansımaktadır. Geometrik, zoomorfik, fitomorfik, antropomorfik, izomorfik, ornitomorfik gibi çeşitli gruplara ayrılan semboller, ait olduğu kültürün düşünsel ve yaratımsal bakışı ile biçimlenmektedir. Ancak ortaya konulan bu sembol ve motifler aynı kültürel yapı içinde ait olduğu coğrafyaya göre bağlı olarak faklılıklar gösterebildiği gibi farklı coğrafyalarda benzer, biçimsel ya da anlamsal benzerlikler de gösterebilmektedirler. Farklı coğrafyalarda yaşayan Ukrayna ve Türk halk sanatlarında da hem analmasal hem de gösel benzerlikler gösteren sembol ve motifler ortak yaratım olarak karşımıza çıkmaktadır. Her iki halkta da birçok alanlarda (tekstil, ahşap, taş, metal, kalem işi vb.) kullandıkları motif ve o motiflere yüklemiş oldukları sembolik anlamların bir kısmı sadece görsel, bir kısmı sadece anlamsal, bir kısmı ise hem görsel hem anlamsal benzerlikler içermektedir. Ukrayna ve Türk halkların coğrafi yerleşimleri, eski dini inançları, tarihsel süreç içerisinde meydana gelen göçler nedeniyle halklar arası etkileşimin oluşturduğu kültürel değerler bu benzerliklere birer sebep olmaktadır. Tezin amacı; tarih boyunca gerçekleşmiş olan kültürel temasların meydana getirdiği ortak oluşumları belirlemek. Aynı zamanda, Ukrayna ve Türk halklarının kültürel zenginliğini insanlara tanıtmak. Tezin önemi; kullanılan eşyalar üzerindeki motif ve sembollerin anlamlarını hatırlatarak farkındalığı gündeme taşımak ve unutulmaya yol almış kültürlerin güzelliğini hatırlatmak. Araştırmamodeli; Tarama modeli/Nitel ve Tarihsel yöntem kullanılmıştır. Anahtar Kelimeler: Motif, Sembol, Ukrayna, Türkiye, Tekstil, Ahşap, Metal, Taş,doldurulacaktır.
Geometrik formların logolar üzerinde etkisi: Atıştırmalık sektörü örneği
Günümüzde hızlı tüketim ürünlerinin satışı ve tüketimi gün geçtikçe artmakta ve bu sektörün içerisinde yer alan markalar rakiplerine göre bir adım öne geçebilmek adına reklam yatırımlarını arttırmaktadır. Hızlı tüketim ürünlerinin başında atıştırmalık sektörü yer almaktadır. Atıştırmalık sektöründe markalar yeni ve farklı lezzetlerde ürünleri ile pazarda yer almaktadır. Satış oranlarını arttırmak isteyen markalar ürünlerinin sunumlarına ve paketlemelerine özen göstermektedir. Ürün ambalajlarının tüketicinin ilgisini çekecek nitelikte olmasına ve ürün içeriğini anlatmasına özen gösteren markalar ambalajlarında kullandıkları görsel ögeleri hedef kitlelerinin ilgisi doğrultusunda tasarlamaktadır. Ambalaj tasarımın önemli etkeni markanın da birincil iletişim aracı olan amblem ve logolardır. Bu etkeni destekleyici unsurlarla beraber ürün içeriğine bağlı görsel ögeler kullanılarak ambalaj tasarımı yapılmaktadır. Amblem ve logolar markanın görünen ve tanıtım materyallerinde kullandıkları en önemli görsel ögedir. Reklam çalışmalarının tamamında markanın imzası niteliğinde olan bu ögeler kurum kimlikleri tasarlanırken belirlenen hedef kitle doğrultusunda tasarlanmaktadır. Amblem ve logo tercihlerini etkileyen faktörler; renk, yazı stili, şekil/biçim/form gibi üç temel unsurdur. Renkler sektörlere göre belirlenmiş, kabul görmüş belirli tasarım tercihleri çerçevesinde devam etmektedir. Yazı stilleri de kurumların vizyonuna ve marka yaklaşımlarına göre belirlenmiş bir düzlemde devam etmektedir. Logolarda kullanılan formlar ise farklı değişkenler göz önünde bulundurularak kullanılmaktadır. Geometrik formların logolar üzerindeki etkisinin hedef kitlenin tercih durumu ve bu durumu etkileyen faktörlerin neler olduğunun belirlenmesi adına yapılan bu çalışma atıştırmalık sektörü örneği üzerinden anket yönetimi kullanılarak yapılmıştır. Anket çalışmasında katılımcılara demografik bilgileri ile birlikte atıştırmalık alım sıklığı, atıştırmalık ürün tercihleri, atıştırmalık ürün alırken nelere dikkat edildiği, atıştırmalık ürün ambalajlarını inceler misiniz?, ürün ambalajlarında ilginizi çeken ögeler neler?, logolara dikkat eder misiniz?, logolarda dikkat ettiğiniz özellikler gibi sorular ile birlikte atıştırmalık sektöründe yer alan satış payları ve ürün yelpazelerine göre 13 markanın güncel olarak kullandığı logolarındaki geometrik formlarının dışında araştırmacı tarafından farklı iki form uygulaması yapılarak görsel tercih durumları sorulmuştur. Verilen cevaplar doğrultusunda atıştırmalık sektöründe hedef kitlenin tercih ettiği geometrik formun belirgin bir tercih oranıyla yuvarlak formlar olduğu tespit edilmiştir.
Çağdaş sanat sürecinde eril iktidarın sanat yaratımında kadın imgesi
Görselliğin cinsiyet ayrımında kadınlar, erkek sanatçıların psikolojik, kültürel ve toplumsal deneyimlerinin sınırlarında şekillendirilmişlerdir. Kadınların belli sınırlar dâhilinde imgeleştirilmelerinin en önemli nedeni, onları tıpkı doğa gibi denetim altında tutma isteğinden ve çabasından kaynaklanmıştır. Sanatın her döneminde görülür ki, sanat yapıtları yalnızca sanatçının bireysel ve düşsel dünyasını yansıtmakla kalmamış birçok dış etkenle yönlendirilmiştir. Kadın imgesi, zamanın gereklilikleri, hâkim olan güçlerin etkisiyle şekil ve form değiştirmiş ancak erkeklerin denetimindeki bir varlık ve cinsel bir nesne konumundan çıkmayı başaramamıştır. Günümüzde halen çıplaklık denince ilk akla gelen, cinsellik ve erotizmi çağrıştıran kadın bedeni, geçmiş yüzyıllardan kalma, erkek dünyasının düşünce geleneklerinin mirasıdır. Bu tezde eril iktidar gözüyle yaratılan kadın imgesinin, geçmişten günümüze hangi sebeplerle ve ne tür düşüncelerle sanatın vazgeçilmezi olduğu konusu irdelenmiştir. Feminist sanatın yaratılan imgelemi ne gibi değişikliklere uğrattığı, günümüzde çağdaş sanatta yaratım unsuru olarak kadın bedeninin niçin hala popülerliğini koruduğu, sanat tarihi ve insanlık tarihinin ilk gününden bugününe sunulan kadın imgelerinin temsillerinden örnekler gösterilerek açıklanmaya çalışılmıştır.
Doğu ve Batı sanatında özne-nesne estetiği açısından portre geleneği
İnsanlık tarihi ile birlikte kendi iç gerçekliğini nesnelleştirmek için dış gerçekliğe başvuran insanoğlu, dış gerçekliğin görünen kısmı için kendi yüzünü betimleme eylemi olarak portre yapmaya yönelmiştir. Sanatın tarihi boyunca sanatçılar tarafından en çok ele alınan ve betimlenen bir konu olan portre, insanın temsili olarak, coğrafyalar arasında da farklı algı ve biçimlendirmelere neden olmuştur. Biçimlendirmedeki bu farklılıklar öznel ve nesnel yaklaşım açısından ele alındığında toplumların kültürel, dini, sosyal ve felsefi yapılarının belirleyici bir rol oynadığı görülmektedir. Bu çalışma, doğu ve batı olarak ayrılan coğrafyalarda, algılama biçimlerine bağlı olarak değişen ve betimlenen portre geleneğine odaklanmaktadır. Bu kapsamda tez, Doğu ve Batı sanatı içerisinde kendi geleneklerinden uzaklaşmadan, kendine özgü üretim içerisinde ele alınan portrelerin benzerlik ve farklılıkların irdelenmesi amacıyla yapılmıştır. Bu amaç doğrultusunda doğu ve batılı sanatçıların yapmış oldukları portreler özne-nesne estetiği açısından analiz etmeye çalışılmıştır. İncelenen eserler, literatür taraması ve doküman incelemesi yöntemiyle elde edilmiştir. Doğu ve batı coğrafyasının çok geniş olması nedeniyle yakın doğu ve Avrupa sanatından seçilen birer örnek üzerinden incelenmiştir. Elde edilen verilerde sanatçı ve eserlerinin doğu ve batı arasında görme ve betimleme anlayışlarında benzer ve farklılıklar olduğu görülmüştür. Konu kapsamında yapılan bireysel uygulamalar, sanatın bir ayrım ya da kutuplaşma değil, Doğu ve Batı'nın bir sentezi olarak insanlığın ortak değerlerine katkı sağlaması gerektiğini öngörmektedir.
Güncel sanat pratiğinde famaj
20. yüzyılın ikinci yarısından sonra postmodern düşünce ekseninde ortaya çıkan yeni paradigmalar, birçok alanda olduğu gibi sanatta da kırılmalara neden olmuştur. Sanatın yaratıcısı, nesnesi ve alıcısı; geleneksel olan yaklaşımla beraber yeni durum ve temsil biçimlerine yönelmeye başlamıştır. Çok sesliliğin ve çok kültürlülüğün alabildiğince kendini hissettirdiği bu dönemde, öncesinde görünmez olan değişik kültürler, inançlar, azınlıklar ve ötekileştirilenler görünür hale gelmiştir. Böylesi bir ortamda katı eril tahakkümün sınırlarının kısmen de olsa aşıldığı, feminist savunular temelinde sanat ortamında yeni biçimler ortaya çıkmaya başladığı görülmektedir. "Güncel Sanat Pratiğinde Famaj" adlı bu tez, postmodern dönemde kadın ürünlerinin ve emeğinin sanatsal üretimdeki temsilini ele almayı ve irdelemeyi amaçlamaktadır. Ayrıca, tarih boyunca yaratıcı bağlamda kadın kimliğini, ev içi özel alanlardaki elişlerini, süsleme teknikleri vb. üretimlerini bir strateji olarak ele almayı da hedeflemektedir. Özellikle çağdaş sanattaki kolaj tekniği ile yapılan kadınlara ait bu üretimleri feminist bir yaklaşımla ele alarak famaj olarak sınıflandırır ve bu bağlamda üretilmiş eser ve sanatçıları örneklerle somutlaştırmaya çalışır. Bu kapsamda, üretim bileşenlerini, kimlik, cinsiyet, mahrem ve biyografik bir yaklaşımla ele alıp sanatsal bir temsile dönüştürürken yeni bir kavramsal okuma önerir.
İnebolu Tevfikiye Camii çinileri
Türk sanat tarihinde önemli bir yeri olan çini sanatının ilk örneklerine Uygurlar döneminde rastlamaktayız. Gelişen süreçte ise İslamiyetin kabulüyle birlikte Karahanlılar, Gazneliler, Harzemşahlar, Büyük Selçuklular, Anadolu Selçukluları, Anadolu Beylikleri, İlhanlılar, Timurlular, Akkoyunlular, Karakoyunlular ve Osmanlılar çiniyi kullanmışlardır. Osmanlı döneminde bu sanat pek çok teknikle daha da geliştirilerek günümüze kadar devam ettirilmiştir. Kastamonu'nun İnebolu ilçesindeki Tevfikiye Camii çinileri de Osmanlının son dönemlerinde yapılan ancak Erken Devir Osmanlı üslubunun izlerini taşıyan önemli eserler arasındadır. Tevfikiye Camii çinileri, son dönem Osmanlı yapılarına çini eserleriyle damga vuran Kütahyalı ünlü çini ustası Hafız Mehmed Emin Efendi'nin bugüne kadar bilinmeyen bir eseri olduğu tez çalışması kapsamında ulaşılan en önemli bulgudur. Orijinalini 1432 yılında Sultan II. Murat'ın yaptırdığı ve İstanbul Çinili Köşk'te sergilenen Karamanoğlu İbrahim Bey İmareti mihrabının kopyalarının bugüne kadar dört farklı ibadethanede yapıldığı biliniyordu. Tevfikiye Camii'ndeki çinili mihrap da yapılan incelemelerde önceki kopyalarıyla karşılaştırılmış ve söz konusu camii çinilerinin de sanatkârının Hafız M. Emin Efendi olduğu tespit edilmiştir. İnebolu Tevfikiye Camii'nin tek tek yapılan çini analizleri son dönem Osmanlı izlerini taşımasının yanı sıra önemli bir sanatçının eseri olduğunun belgelerini de sunmaktadır.
Çağdaş sanatta kuir soyutlamalar
Bu çalışma, toplumda artık adını daha sık duyduğumuz kuir kavramını ve bu kavramın sanat üzerinden gelişimini incelemektedir. Kuir kavramı için birçok tanım yapılmış olsa da bugün hala tartışmaları sürmektedir. Kuir kavramı, normların ötesindedir ve davranışa, bedene, cinsiyete, söyleme ve politikaya farklı bir anlam vererek yeni bakış açıları kazandırır. 1960'lı yıllardan günümüze kadar süregelen Çağdaş Sanat'ta birbirinden farklı yaklaşımlar ele alınmıştır, bunlardan birisi de kuir kavramıdır. Genellikle direkt şeffaf bir şekilde gördüğümüz ve anladığımız kuir kavramının aslında Soyut Sanat'ta da yerinin olduğu görülmelidir. Temsilleri doğrudan vermek istemeyen, sanatta bir farklılık arayan, toplumdan bir kaçış olarak ifade edilen soyut sanat, kuir teorinin tam orta noktası olmuştur. Bu çalışma, sanatçıların kendi kimliklerinin, yönelimlerinin, kendi benliklerinin bir temsili olarak çağdaş sanatta soyutlamalarla cinsiyetsiz kimliğe nasıl dönüştüğünü göstermektedir.
Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesinde bulunan A.3595 envanter numaralı Şehname-i Selim Han minyatürlerinde figür anlayışı
Topkapı Sarayı Müzesi III.Ahmed kitaplığına (3595) kayıtlı olan Şehname-i Selim Han el yazması Seyyid Lokman tarafından Farsça ve manzum olarak yazılmıştır. El yazmasının konusu Sultan II.Selim'in cülusundan ölümüne kadar geçen olaylardır. Eserde 44 adet minyatür bulunmaktadır. Tasvirlenen minyatürlerin Nakkaş Osman ve Nakkaş Ali'nin olduğu bir ekip tarafından yapıldığı bilinmektedir. Ancak el yazmasında sanatçısı belli olmayan minyatürler bulunmaktadır. Bu bağlamda minyatürlerdeki figürler incelenerek farklı sanatçı üsluplarının belirlenmesi önem taşımaktadır. Selim Han el yazması içerisinde figürlerle tasvir edilen minyatürler incelendiğinde üslup farklılıklarının ayrımları gruplara ayrılarak açıklanmaya çalışılmıştır. Tez çalışmasında Şehname-i Selim Han el yazmasında yer alan minyatürlerde bulunan figürlerin incelenmesi amaçlanmıştır.
Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesinde bulunan B 200Envanter Numaralı Şehinşehname II. Cilt minyatürlerinde kompozisyon düzeni
1592 Tarihinde Seyyid Lokman b. Hüseyin el-Aşûrî el-Urmevi tarafından yazılan, Şehinşehnamenin II. cildi tarihi olayları, savaşları, sahneleri ve sünnet düğününü konu almıştır. El yazmasında 95. adet tasvir yer almaktadır. Eserin tasvirli sayfalarının kim ve kimler tarafından yapıldığı kesin olarak bilinmemektedir. Ancak bazı kaynaklarda, el yazmasının Nakkaş Osman ve ekibi tarafından resimlendirildiği yönünde yorum yapılmıştır. Bu bağlamda farklı konuların ele alındığı resimlerin kompozisyon düzenleri, sanatçı davranışlarının belirlenmesi ve farklı örneklerle karşılaştırılması bakımından önem arz etmektedir. Tez çalışmasında Şehinşehnamenin II. Cildinde yer alan resimlerin kompozisyon düzenlerinin incelenmesi amaçlanmıştır.
Tipografik pul tasarımlarının incelenmesi ve Cumhuriyetin 100. yılı tipografik pul tasarımı
Grafik tasarımın en etkileyici unsuru olan tipografi, görsel iletişim çalışmalarının birçoğunda tasarımcı için önemli bir ilham kaynağı olmuştur. İlk olarak Johannes Gutenberg tarafından metal harfleri tanımlarken kullanılan tipografi, kattığı derinlik ile yazıya sanatsal bir anlam yükler. Geçmişten günümüze artan bir ivmeyle bir çok alanda kullanılan tipografinin posta pullarında da uygulamaları görülmektedir. Grafik tasarım ürünlerinden biri olan pul tasarımlarında tipografi önemli bir unsurdur. Tipografik pul tasarımlarda anlaşılırlık ve açıklık temel ilke olup, hedef kitleye mesajın, bilginin yazıyla görselleştirilerek iletilmesi egemendir. Araştırma konusu ile ilgili literatür taraması yapılmış ve tipografik posta pullarının incelenmediği görülmüştür. Veriler elde edildikten sonra pul tasarımının tarihi, teknik ilkeleri, tipografik pullar ve tipografik pul tasarımında tasarıma yön veren öğelerin nitel analizleri yapılarak çalışmaya aktarılmıştır. 2023 yılında 100. Yılı kutlanılacak olan cumhuriyet, bu tezin uygulama aşamasında ele alınmıştır. Tipografik olarak tasarlanan pullarda cumhuriyetin kazandırdığı özgürlük, bağımsızlık, bayrak, ilkeler, güç ve barış görsel olarak sembolize edilmiştir. Kültürler arası iletişimi sağlayan pul tasarlanırken tasarım ilkeleri titizlikle dikkate alınmıştır. Sözel mesajlar tipografik elemanlar kullanılarak izleyiciye ulaştırılmıştır. Tasarımlarda harf, rakam, kelime, noktalama işaretleri ve metinler; renk, büyüklük, illüstrasyon, yazı karakterleri, denge, kontrast etki, bütünlük ve hiyerarşi dikkate alınarak bir araya getirilmiştir. Bu tez çalışmasında, posta pullarının tipografik açıdan değerlendirilmesi amaçlanmış olup, özellikle tipografik pul tasarımı yapacak olan çalışmalara aydınlatıcı bir katkı sağlayacağı düşünülmektedir.
Çok oyunculu strateji oyunlarında Türk prototipinin irdelenmesi
Oyun serüvenin başlangıcı ilk olarak Mezopotamya bölgesinde bulunan şehirlerde oyun materyallerinin kalıntılarına bağlı olarak ortaya çıktığı ifade edilmiştir. Bununla beraber dijital oyunlar "20.yy. ortalarında" ilk örneklerini vermiştir. Bu çalışmada, dijital oyun türlerinden biri olan çok oyunculu strateji oyunlarında tasarlanan oyun görselleri ve prototip tasarımlar ele alınmıştır. Söz gelimi dijital oyun platformlarında yer alan, yaygın bir şekilde oynanmakta olan ve içinde Türk kimliğini yansıtan karakterlerden derinlemesine bahsedilmiştir. Ayrıca günümüz teknolojisinin ilerlemesi ve ortaya çıkan yenilikçi ürünlerle birlikte üreticilerin tasarladıkları oyunlarda oluşan görsel hataların (etnik ve ırksal vb.) bilinçli ya da farkına varılmadan yapılan tasarım sorunları üzerine durulmuştur. Dahası oyuncuların bulundukları platformlarda oyunlar hakkında mevcut tutumları, davranışları ve varsa ötekileştirmeleri irdelenmiş ve bunlara ek olarak farklı disiplinlerin yer aldığı oyunların oyuncu üzerindeki etkileri incelenmiştir. Bunlardan başka sanat ve tasarımın dijital oyunlara olan etkisiyle oyunlar üzerindeki gelişimi ele alınmış ve aynı zamanda oyun içindeki sanat ve tasarım ürünleri açısından Türk prototipleri irdelenmiştir. Dijital oyunlardaki sanat pratikleri ve tasarımcı ilişkisinden bahsedilmiştir. Evrensel oyun tasarımlarında Türk karakterleri tasvir eden karakter tasarımcılarına örnek teşkil edebilecek ve Türk kimliğinin nasıl daha iyi yansıtabileceği konusunda örnek çalışmalar yapılmıştır.
20. yüzyıldan günümüze kadın bedeni bağlamında resim sanatında beden olumlama
Geçmişten günümüze sanat ve toplum birlik içerisinde var olmuştur. Sanat, toplumların tarihlerini günümüze değin taşıyarak, geçmişe dair bilgiler elde etmemizi sağlamıştır. Bu bilgiler arasında sanatçıların yaşadığı toplum düzeni ve içerisinde bulundukları çağın şartları da yer almaktadır. Sanat eserleri insanların duygu ve düşüncelerini etkileyebilmektedir. Buna dayanarak sanatçı, eseri aracılığı ile toplumdaki olumlu veya olumsuz durumlar ve gelişmeler hakkında, kendi öznel düşünce süzgecinden geçirerek izleyiciye bir takım mesajlar verebilmektedir. Sanat tarihinin her döneminde özellikle resim sanatında, kadın bedeni betimlemelerine sıkça rastlanılmıştır. Genel bir bakış açısıyla dönemsel olarak karşımıza çıkan ve sanatçılar tarafından betimlenen kadın bedenlerinin, çağının içerisinde bulunduğu koşullardan etkilenerek tasvir edilmiş olduğu gözlenmektedir. 20. ve 21. yüzyıllar içerisinde oluşturulmuş, tüketim toplumu ile süregelmiş olan gelişmeler de kadın bedeni algısını başlı başına değiştirmiştir. Tek tip kadın bedeni algısı ile idealleştirilmiş ve kalıplaştırılmış ölçüler içerisine itilmişlerdir. Dönemimiz sanatçılarının kadın figür betimlemeleri de bu algılardan etkilenmiş veyahut bu algıları yıkmak adına zıttı bir düşünce ile eserlerin de yer almıştır ve almaktadır. Günümüzde sıklıkla dile getirilen beden olumlama hareketi, bedenin her halini sevme ve kabullenme, doğal olanın güzel olduğu algısını desteklemek adına başlatılmış bir başkaldırıdır. Bununla birlikte birçok sanatçımızın da içerisinde bulunduğumuz çağın getirmiş olduğu beden algısının aksine doğal görünen, kilolu, cilt lekeleri olan, estetiksiz vb. özellikte kadın bedeni betimlemiş ve bu tabuları kırma yolunda sanatın birleştirici ve destekleyici gücüyle beden olumlama hareketine katkıda bulunmuştur.
2010 - 2015 yılları arası animasyon film afişlerinin 3D tekniği ile uygulanması
İçinde bulunduğumuz yüzyıl, insanoğlunun maddesel algı metaforlarının, duyuşsal etkileriyle farklı estetik hisleri tetiklemektedir. Bu durumun yol açtığı algı ve tüketim kültüründeki boşluk, toplumsal olarak farklılıklar gösterdiği gibi, çeşitli toplumlarda daha derin tepkilere imkan vermektedir. Özellikle Amerikan toplumunun çeşitli alanlarda yaptığı teknolojik müdahaleler, sanat alanında da etkisini hissettirmektedir. Bu çalışmanın amacı Amerikan film endüstrisinin yüksek bütçeli animasyon film afişlerinde 3D kullanımının özellikleri, yaygınlığı ve algılanabilirliğini tartışmak, alternatif fikirler üretmek ve uygulamaktır. Bu kapsamda giriş bölümünde, sinema, 3D, grafik ve sinema ilişkisine genel bir giriş yapılarak çalışmanın amacı ile çalışmada izlenen yöntem belirtilmiştir. Birinci bölümde; Grafik Sanatına ve Tarihçesine, Türk Grafik Sanatı ve Gelişimine, Grafik sanatının gelişiminde oldukça önemli bir yere sahip olan Cumhuriyet dönemi grafik sanatçılarından, İhap Hulusi Görey'e ve günümüz grafik tasarım sanatçılarından, Mengü Ertel ve Yurdaer Altıntaş'a yer verilmektedir. Yine birinci bölümde, İletişim ve Reklam Aracı olarak Afiş Tasarımı, Afiş Çeşitleri, Afiş Tasarımında Kullanılan Teknikler, Sinema, Animasyon ve Fotoğraf Temelli Anlatım Biçimleri ile Yeni Bir Anlatım Tekniği olarak 3D Kullanımı konularına değinilmiştir. İkinci bölümde ise; 2010-2015 Yılları Arası Animasyon Film Afişlerinin 3D Tekniği İle Uygulanması kapsamında tasarımları yapılan 3 Boyutlu animasyon film afişlerinin, anlatım dili ve plastik açıdan çözümlemeleri ayrıntılı bir şekilde yapılmıştır. Yine bu bölümde, Cumhuriyet Dönemi ilk animasyon çalışmaları, ilk animasyon örnekleri, animasyonun kimler tarafından bulunup kullanıldığı, 3D Tekniğinin diğer alanlarda nasıl kullanıldığı ve 2010-2015 Yılları arası hazırlanan animasyon film afişlerinin tespitine, incelenmesine yer verilmiştir. Üçüncü ve son bölüm olan değerlendirme ve sonuç bölümünde ise; Birinci ve İkinci bölümde yer alan tüm konular bütün yönleriyle incelendikten sonra, tezin asıl temasını oluşturan "2010-2015 Yılları Arası Animasyon Film Afişlerinin 3D Tekniği İle Uygulanması" konusunun bundan sonraki araştırmacılara katkı ve kaynak oluşturacak şekilde değerlendirilmesi yapıldıktan sonra, "Deneysel Afiş Uygulamaları" başlığı altında çalışma sonlandırılmıştır. Anahtar Kelimeler: Sinema, 3D, Animasyon, Grafik, Tasarım, Afiş
Çağdaş seramik sanatında ifadeci yaklaşımlar ve figüratif dışavurumculuk
İnsanlık tarihinin en eski ürünü olan seramik, yüzyıllar içinde gelişim göstererek evrensel bir dile sahip güçlü bir ifade aracı olmuştur. Tarihsel süreç içinde toplumların yaşama biçimlerini, kültürlerini etkilemiş ve kültürel olgulardan etkilenerek şekillenmiştir. Dolayısıyla seramik malzeme, her çağın sanat üretiminde özel bir alanda yer bulmuştur. Sanatın ne olduğu ya da olmadığı Antik Çağ'dan itibaren tartışılagelmektedir. Platon ile başlayan ve günümüzde yoğunlaşan bu tartışmalar aynı zamanda sanatın kuramsal söylemlerini doğurmuştur. Bu çalışmada, "Dışavurumcu (Anlatımcı) Sanat Kuramı" çerçevesinde çağdaş seramik sanatında figüratif dışavurumculuk incelenmektedir. Sanat eserinin subjektif görünüşleriyle ilgilenen "Dışavurumcu Sanat Kuramı"nda sanat eserinin anlatımcı niteliği önem kazanmaktadır. Bu kurama göre sanat eseri, sanatçının duygularının bir yansımasıdır. Sanatı bilişsel, yaratıcı, tinsel bir edinim olarak gören Croce'ye göre sanatçı: İçindekileri dışavuran, ifade eden kişidir. İfadeci yaklaşımlar çerçevesinde figüratif temalı eserlere yönelen bu çalışmada, Çağdaş Seramik Sanatı'nda figüratif ifadeci tavrın yeri amaçlı örnekleme yöntemi ile belirlenen sanat yapıtları üzerinden incelenmiştir. Araştırmanın son bölümünde kişisel yaratım sürecine değinilmiş, konu ile ilgi içerisinde üretmiş olduğum eserlerimin kuramsal temelleri metinleştirilmek istenmiştir.
Çağdaş sanatta doğa algısı ve metaformoz
Ġnsan doğanın bir parçasıdır ve bu yüzden doğa teması, geleneksel sanat tarihinden günümüz sanatına kadar sanatçıların etkilendiği ve eserlerine yansıttığı konu olmuĢtur. Aydınlanma Çağı ve Sanayi Devrimi sonrasında toplumun yaĢayıĢ biçimleri, düĢünceleri değiĢerek bireycilik ve özgür düĢünce yapıları etkili hale gelmiĢtir. Bu değiĢimler, sanatçıların modern anlayıĢ ve sanat üretimlerini ortaya çıkarmıĢtır. 20. yüzyıl baĢlarında endüstrileĢme ve teknolojinin ilerlemesiyle sanat alanındaki değiĢikler sanatçıların doğaya olan bakıĢ açılarını da etkilemiĢtir. Bu bağlamda doğa, sanatçıların yaklaĢımlarında çeĢitli sembolik ögeler ve metamorfik anlamlar kazanmıĢtır. 1960‟larda kavramsal sanatın önem kazanmasıyla sanat nesnesi ve doğa, değiĢim ve dönüĢüme uğramıĢtır. Özellikle Ġkinci Dünya SavaĢı sonrasında ortaya çıkan özgürleĢme hareketleri ve çevre bilincinin ön planda olduğu yıllardır. ÇağdaĢ sanatta resim, Enstalasyon, Performans Sanatı, Video Art, Art Povera ve Land Art gibi hareketlerde sanatçılar, çevresel ve toplumsal farkındalığı yaratmak adına doğayı hem fikir hem malzeme yönünden metaforik ifadeleriyle ele almıĢlardır. Bu araĢtırmada, doğa algısının sanatçılar üzerindeki etkileri ve günümüze kadar olan süreçte sanatçıların doğa teması üzerinden kullandıkları biçim ve malzemenin dönüĢümleri ele alınmıĢtır. ÇağdaĢ Sanatta Doğa Algısı ve Metamorfoz adlı bu çalıĢmada, özellikle doğa kavramının sanat tarihi boyunca değiĢen ve baĢkalaĢıma uğrayan süreçlerinde sanatçı ve eser örnekleri üzerinden incelenmek istenmiĢtir. Anahtar Kelimeler: Doğa, doğa algısı, metamorfoz, çağdaĢ sanat.
Çağdaş sanatta fraktal form üretim yöntemi olarak parametrik tasarım
Sanat geçmişten günümüze çağına, toplumsal yapısına doğrudan ya da dolaylı etki eden her türlü olumlu ya da olumsuz durumdan, gelişmeden etkilenen değişime açık bir görsel-estetik yapıdır. Toplumsal, kültürel olaylar kadar teknolojik gelişmeler ve bu gelişime katkı sağlayan olanaklardan da aynı şekilde etkilenir. Özellikle 19. yüzyılın sonlarında geliştirilen bilimsel teoriler ve ondan beslenen yeni dünya görüşleri, doğanın yol gösterici yapısını çözümlemeye yarayan matematik, fraktal geometri, kaos, düzen kavramları sanatta da etkisini göstermiştir. 21. yüzyıla gelindiğinde dijital olanakların gelişmesi, bilgisayar teknolojisinin sanat/tasarım sürecine katkı sağlayacak özelliklere sahip olması, dijital sanat, dijital üretim kavramlarını ortaya çıkarmış ve beraberinde sergileme olanaklarını farklılaştırmıştır. Bunlardan biri program olanaklarıyla oluşturulan parametrik tasarımdır. Çoğunlukla mimari, iç mekan tasarımı ve endüstri ürünleri tasarımında kullanılan parametrik tasarım, özellikle son dönemde sanatçıların eserlerini oluştururken kullandıkları malzemeyi çeşitlendirmesini sağlayan ve sanat eserini mekanıyla, mekan için tasarlatan bir yöntem olmuştur. Çalışmada hem mimari hem de sanata ilişkin belli başlı parametrik tasarım örneklerine yer verilmiştir. Bu araştırma sayesinde çağdaş sanatta dijital bir üretim yöntemi olan parametrik tasarımın, hem kuramsal hem de uygulama açısından oluşturulan örnek eserlerle temsil edilmesi, yöntem ve uygulama açısından sanat alanına katkı sağlaması bakımından önem taşımaktadır.
Medyalararasılık bağlamında edebiyat uyarlamaları: The Witcher dizisi örneği
İletişim araçlarının üretilmediği, teknolojinin gelişmediği dönemlerde insan bir nevi medya olarak iletişim sağlama görevini kendisi üstlenmiştir. Gelinen nokta itibarıyla medya, teknolojinin ve insanlığın getirileriyle tüm iletişim ve uğraşı alanlarını yansıtma aracı haline gelmiş; geleneksel medya, dijital medyaya evrilmiş; geleneksel sanatlar da sayısal ortamda icra edilmeye başlamıştır. Dijital çağ öncesi sanatlararası ilişkiler çoğunlukla retorik, yazınsal/sözel sanatlar arasında yaşanırken Yeni Çağ itibarıyla uyarlama kavramı teorik olarak tartışılmaya başlamış, sinema ile birlikte de uyarlamalar kaçınılmaz hale gelmiştir. Sanatlar arasında ortaya çıkan etkileşimler, metinlerarasılık, sanatlararasılık gibi kavramlar üzerinden ele alınırken medyanın ve sanatların birbirinden ayrılamaz hale gelmesi, medyalararasılık kavramını doğurmuştur. Yazınsal alışverişler, metinlerarasılık üzerinden incelenirken sözel medyadan görsel ya da işitsel medyaya yapılan sanatsal alışverişler de sistematik olarak medyalararasılık çatısı altında değerlendirilmeye başlamıştır. Medya değişiminden kaynaklanan sorunların örneklem kapsamında tespit edilmesinin ve iki medya arasındaki ilişkilerin mukayese edilmesinin amaçlandığı bu tez çalışmasında karşılaştırmalı çözümleme yöntemi kullanılmıştır. İsteğe bağlı yayın hizmeti sunan, Netflix dijital platformunda yayınlanan "The Witcher" dizisi, Andrzej Sapkowski'nin uyarlanan "Son Dilek", "Kader Kılıcı" ve "Elflerin Kanı" edebi eserleri ile birlikte karakterler ve olay örgüsü bağlamında etraflıca irdelenmiştir. Aynı zamanda uyarlama, metinlerarasılık, sanatlararasılık ve medyalararasılık kavramları incelenmiş, edebi eserler/kaynak medya ile yeni bir medya olarak değerlendirilebilecek internet dizisi/uyarlayan medya arasında uyarlama işleminden kaynaklanan problemler hem Irina O. Rajewsky'nin medyalararasılık alt başlığı olarak önerdiği üçlü sistematik olan "medya değişimi, medyalararasılık ilişkileri ve medya kombinasyonu" üzerinden hem de metinlerarasılık/medyaiçilik üzerinden ele alınmıştır. "Witcher" edebi eserleri (kaynak eserler) ile "The Witcher" (uyarlanan eser) arasında karakterler ve olay örgüsü üzerinden yapılan mukayesede, edebi eserlerin bire bir uyarlanmadığı, senaryoya dönüştürme noktasında, olay örgüsünde ve karakterlerde eksiltmeler ve yeni eklemeler şeklinde aktarım sorunları yaşandığı, karakter gelişimlerinin görülemediği, bütüncül olarak uyarlanan karakter olmadığı, kronolojinin bozuma uğratıldığı ve dizinin giderek edebi eserlerden bağımsız ilerlediği görülmüştür. Yazınsal/görsel medya değişimi ile ortaya çıkan eksiklikler ve yenilikler, medyalararasılık ilişkilerinde medyaya özgü nitelik transferleri ve oluşturulmuş medya simülasyonları, metinlerarasılıkta ise benimsenmiş yöntemler ile medya içi alışverişler de tespit edilmiştir.
2000 sonrası Türk komedi sinemasındaki absürt filmler: Cem Yılmaz sineması örneği
Türk sinemasında komedi filmlerinin önemli bir yeri bulunmaktadır. Meddah, Ortaoyunu, Hacivat ve Karagöz, Nasreddin Hoca gibi geleneksel mizahtan ilham alınarak günümüz komedi filmleri değişim ve gelişimini devam ettirmektedir. Komedi türü Türkiye'de her dönemde ön planda olsa da 2000'li yıllarda önemli derecede yükselişe geçmiştir. Toplumsal koşulların değişmesiyle komedi sinemasında önemli adımlar atılmış, tür karakter gibi bir çok bağlamda yeni ve farklı yapımlar ortaya çıkmıştır. 2000 yılı sonrasında Türk sinemasındaki komedi filmleri en çok izlenen filmler arasında üst sıralarda yer almaya başlamıştır. Geleneksel komedi filmlerinin dışında son dönemlerde absürt komedi filmlerinin de hem yapımcı ve yönetmenler tarafından hem de izleyici tarafından bakıldığında üretim ve tüketim hızı her geçen gün daha da artmaktadır. Absürt komedi, mantığın dışında kalan konuları ele alan konuyu abartılı biçimde sergileyen bir tür olarak bilinmektedir. Bu çalışmada; Absürt komedi türünde Cem Yılmaz filmleri, ulusal değerleri ve kültür öğelerini Dünya sinemasından da alıntılar yaparak, filmlerindeki komedi unsurlarını sinemasal anlatı ile bütünleştirmektedir. önermesi sınanmaktadır. Araştırmada içerik analizi içinde yer alan nitel araştırma yöntemlerinden betimsel analiz yöntemi kullanılmaktadır. Çalışmanın evrenini Türk sinema tarihinde çekilmiş olan absürt komedi filmleri oluşturmaktadır. Ancak bütün evren üzerinde araştırma yapmak tezin sınırlarını aşacağından, 2000 sonrası Türk sineması absürt komedi filmleri içinde yer alan Cem Yılmaz'ın senaristliğini ve yapımcılığını yaptığı G.O.R.A., A.R.O.G, Yahşi Batı ve Arif V 216 filmleri örneklemiyle sınırlandırılmıştır. Yapılan akademik çalışmalara bakıldığında Cem Yılmaz sinemasının Türk sineması absürt komedi türünde yeterli derecede araştırma yapılmadığı görülmüştür. Bu nedenle çalışmada Türk sinemasında absürt komedi türünün gelişimi ve değişimi Cem Yılmaz filmleri özelinde incelenmiştir. 2000 yılı sonrası Cem Yılmaz sinemasının Türk sineması absürt komedi türü içinde biçim ve içerik olarak nasıl ayrıştığının incelenmesi ile literatüre katkı sağlanacağı düşünülmektedir.
Bir mobilya satış mağazasında showroom iç mekân düzenlemesini etkileyen kriterlerin belirlenmesi (Vivense Afyon Showroom alanları örneği)
Bu tez çalışmasında bir mobilya satış mağazasında showroom iç mekân düzenlenmesini etkileyen kriterlerin belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla Afyonkarahisar'da bulunan Vivense showroom iç mekânları incelenmek için seçilmiştir. Kaynak incelemeleri sonucunda 28 sorudan oluşan bir anket formu hazırlanmıştır. Vivense mağazasını ziyaret eden 300 katılımcıya uygulanmıştır. Veri toplama aracı olarak kullanılan ankette 15 soru likert ölçeği doğrultusunda (Kesinlikle katılıyorum, Katılıyorum, Kararsızım, Katılmıyorum, Kesinlikle katılmıyorum) hazırlanmıştır. Ankette katılımcıların cinsiyet, yaş ve öğrenim durumu gibi demografik özelliklerini belirlemeyi amaçlayan kapalı uçlu sorulara yer verilmiştir. Katılımcıların ankete ilişkin verdikleri cevaplar; faktör analizi, güvenirlik analizi, yüzde değerleri, KMO testi, Bartlett testi ve korelasyon analiz yöntemleri ile çözümlenmiştir. Bu sonuçlarla elde edilen mağaza tasarımıyla oluşturulmuş mobilya mağaza ortamlarının müşteride olumlu yönde etkiler bıraktığı ve memnuniyet oluşturduğu belirlenmiştir. Vivense mağazasının kurumsal yapısı ve mağaza tasarımına dikkat edilerek tasarlanması, müşterilerin alışverişlerini olumlu anlamda etkilemiştir. Oluşturulan birbirinden farklı mekânlar mobilyalar ile tasarlandıklarında iç mekân tasarım unsurları ile mekânların şekillenmesini sağlamıştır. Anahtar Kelimeler: İç mekân, iç mekân tasarımı, showroom tasarımı, kullanıcı tercihleri, mağaza atmosferi
Soyut resimde biçimsel yalınlık üzerine bir inceleme
Sanat, tarih boyunca pek çok farklı ifade biçimleriyle günümüze kadar varlığını sürdürmüştür. Soyut sanatta, sanat tarihi içerisinde önemli bir yere sahip olan ifade biçimlerindendir. Soyut arayışlar, sanatçıların gözle görülen, algılanabilen ve anlamlandırılabilen biçimlerden uzaklaşmasıyla başlamıştır. Sanat tarihinde alışılagelmiş geleneksel resim üslubunun kuralları terk edilmiş, görünen gerçekliklerin yerine görünmeyen gerçekliklerin ardına düşülmüştür. Salt, mutlak ve tinsel olan soyut kavramlar dikkate alınarak, içsel olan gerçeklik ve duyumsamaları ifade etme arayışı soyut sanatı ve biçimlerini ortaya çıkarmıştır. Soyut sanatta duygu ve düşünceler nesnesiz ve dolaysız olarak ifade edilmek istenmiş, sanatçılar bu ifadeleri gerçekleştirmek için her türlü nesne ve figür görünümünden sıyrılmıştır. Ruhsal olanın dışavurumunu imgesel görünümlerden arınarak gerçekleştirmiş, biçimlerde oldukça yalın bir tavır kullanılmıştır. Soyut sanatçıların kullandığı biçim ve formlar, temsiliyet barındırmayacak şekilde yalın çizgiler, salt renk alanları, özgür ve sınırsız boyama şekillerinden oluşmuştur. Soyut olan ifadeler sınırsızlığı da beraberinde getirmiştir. Sanatçılar için sınırsız hayal gücü, tasarı ve biçimsel form gibi imkanlar doğarken izleyiciler için ise sınırsız ve özgür bir duyumsama alanı açığa çıkmıştır. Mutlak ve öz olanın içsel derinliklerde yatan duygu durumlarında olduğunu ifade eden sanatçılar, ruhsal imgeleri dış dünyaya ait görünümlerden arındırarak soyut sanat biçimlerini ortaya koymuşlardır. En saf ve öz olana ulaşabilmek için biçimsel yalınlığı tercih etmişlerdir. Yalın ve sade olan soyut biçimler ile zamansız ve mekânsız olarak sınırsız bir düşünce alanı oluşturulmuştur. Soyut sanatın birçok farklı üslubu ve sanatçı tekniği, özgür ve sınırsız yalın biçimleri beraberinde getirmiş ve getirmeye devam etmektedir.
Çağdaş Türk resim sanatında sürrealist nesne üzerine bir inceleme
20'nci yüzyılın başlarında yaşanan I. Dünya Savaşı, insanlar üzerinde büyük travmalar ve derin yaralar bıraktı. Tüm bu acılara rağmen hayatın her alanında yenilikler ve gelişmeler meydana gelmiştir. Kentleşme ve sanayileşmenin hızla ilerlemesi de toplum üzerinde önemli bir etki yaratmıştır. Toplumun bir parçası olan sanatçılar, yeni bir ortamda çalışma hayatlarını sürdürürken çağın duyarlılıklarını imleyen eserler yarattılar. Böylece 20. yüzyıldaki birçok sanat akımı gibi etkisini yıllarca sürdüren Sürrealizm sanat akımı 1924 yılında Avrupa'nın sanat başkenti Paris'te doğdu. Edebiyat alanında Tristan Tzara ile başlayan ve sanatın birçok alanında önemli bir yer edinen Sürrealizm, Dadaist hareketin burjuva kültürüne karşı devamı olarak özgür düşünceyi savunur. Sürrealist hareket estetik ve ahlaki ötesinde insanın özgürleşmesi ilkesini ortaya koymaktaydı. Konu malzemesi rasyonel değil, irade dışından gelen bilinçaltı çağrışımlar olan Sürrealist harekette, duyulur objenin yerini bilinçdışı ve rüyayı da içine alan mantıksal-rasyonel düşüncenin ortadan kaldırılmasıyla otomotik bir yaratıcı süreç almıştır. Bu nedenle sürrealist nesne tesadüfi, şaşırtıcı, tuhaf, nedensiz olduğu kadar kendi bağlamından koparılmış, gizemli, çağrışımsal hatta metafizik ve semboliktir. Öte yandan Sürrealist nesneler Dada hareketinin bir devamı olarak bulunmuş (Max Ernst, ManRay, Dora Maar, Meret Oppenheim) nesneleri de kapsamaktaydı. Sürrealist hareketin Türk sanatına etkileri ise Türk sanatında 1950 sonrası artan bireysel sanat hareketleri çerçevesinde 1955-1960'lara gider. Bu yıllar yenilikçi sanat hareketlerinin Türk resminde öne çıktığı yıllardır. Ancak Türk resminde Sürrealist dili içeren eserler olsa da Batı sanatında olduğu gibi bir sürrealist akımın varlığı her zaman tartışmalı olmuştur. Bu çalışmada, amaçlı örneklem yöntemiyle belirlenen Türk sanatında Sürrealist etkiler içeren eserler ve Batı sanatıyla olan farklılıkları sürrealist nesne bağlamında ele alınmıştır. Çalışmanın son bölümünde ise Sürrealist bir dil içeren çalışmalarımda nesne ve nesneye yaklaşımım kuramsal bir zeminde sorunsallaştırılarak metinleştirilmesi amaçlanmaktadır.
Kütüphane iç mimari tasarımının öğrencilerin ders çalışmalarına etkisi: Afyon Kocatepe Üniversitesi Prof. Dr. Şehabettin Yiğitbaşı Kütüphanesi örneği
Günümüzde teknolojinin de gelişmesi ile fiziksel kitap ve diğer kaynakların kullanımı azalmaktadır. Üniversite kütüphanelerinin asıl amaçlarından biri olan öğrencilerin ders çalışması ve kitap okuması için öğrencilere sessiz ortam sunmak daha önemli bir hale gelmiştir. Bu nedenle üniversite kütüphanelerinin iç tasarımı öğrencilerin ihtiyaçlarını karşılayabilecek ve kendilerini rahat hissetmelerini sağlayacak biçimde tasarlanmalıdır. Bu çalışmada ''Üniversite Kütüphanelerinin Tasarımlarının Öğrencilerin Ders Çalışma Psikolojilerine Etkisi'' araştırılmıştır. Bu doğrultuda; Öncelikle kütüphane kelimesinin kökeni, kütüphanelerin ortaya çıkışı, gelişimi ve kütüphane türleri incelenmiştir. Üniversite kütüphaneleri üzerinde durulmuş, üniversite kütüphanelerinin tasarım kriterleri ve tasarımda konfor şartları araştırılmıştır. Üniversite kütüphanelerinin bölümleri ve tasarımları nasıl olmalı sorusuna cevap aranmıştır. Dünyada ve Türkiye'de üniversite kütüphanesi tasarım örnekleri incelenmiştir. Üniversite Kütüphanesi Tasarımının Öğrencilerin Ders Çalışma Psikolojisine Etkisini daha iyi anlamak için kütüphane tasarım faktörlerinin insan psikolojisine etkileri incelenmiştir. Son olarak, Araştırmanın amacı, önemi, hipotezleri, kapsamı ve sınırlılıkları ve yöntemi belirtilmiştir. Daha sonra araştırmaya konu olan Afyon Kocatepe Üniversitesi Prof. Dr. Şehabettin Yiğitbaşı Kütüphanesi'nin mevcut iç tasarımı incelenmiştir. Sonrasında tezin konusu olan Kütüphane İç Mimari Tasarımının Öğrencilerin Ders Çalışmalarına Etkisini incelemek için uygulanan anket formunun sonuçları ve araştırmanın bulguları incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Kütüphane, iç mimari, tasarım, öğrenci, ders çalışma
Mimari aydınlatma elemanlarının geri dönüştürülmüş PET malzeme ile üretiminde 3 boyutlu yazıcıların kullanımı
Bu tez çalışmasında atık olan PET su şişelerinden filament üretimi gerçekleştirilmiştir. Geri dönüştürülmüş PET filamentin performansının değerlendirilmesi için yüzey pürüzlülük ve çekme testleri gibi standart yöntemler kullanılmıştır. Yüksek dolgu yoğunluğunun filamentin mekanik dayanıklılığını artırdığı ve daha homojen bir yapı oluşturduğu tespit edilmiştir. Geri dönüştürülmüş PET filament kullanılarak tasarlanan aydınlatma elemanlarının baskısı da gerçekleştirilmiştir. Aydınlatma elemanlarının ışık kaynaklarının zaman içerisinde ısınabileceği ve kullanılan PET malzemede deformasyona neden olabileceği üzerinde durulmuştur. Aydınlatma elemanları 1/5 ölçekte üretilmiştir. Üretilen aydınlatma elemanlarının ışık kaynağı sıcaklığı, ışık kaynağının çalışma sıcaklığı ve dış kabuk sıcaklıkları ölçülmüştür. Ancak yapılan ölçümler sonucunda, ölçeğin küçük olmasına rağmen kullanılan malzemenin herhangi bir deformasyona uğramadığı gözlemlenmiştir. Bu çalışmanın sonuçları, atık PET su şişelerinin geri dönüştürülerek filament üretiminde kullanılmasının ve Geri dönüştürülmüş PET filamentin performansının değerlendirilmesinin önemini vurgulamaktadır. Bu yöntem ile atık plastiklerin yeniden kullanılmasını teşvik ederek sürdürülebilir bir üretim sürecine de katkı sağlaması amaçlanmaktadır.
Comparison of studio courses on design scale in interior architecture education (The cases of universities from Türkiye and Poland)
The thesis study aims to analyze the studio courses that enable interior architecture education to evolve an idea / problem into a design / solution in the light of the objective information conveyed to the student during the education, and to reveal the acquisition of making this transformation tangible with various means of representation. In addition, studio courses, which form the basis and essence of the interior architecture education curriculum, are included in the scope of the study, as these courses play a guide role in the professional field after the training. This analysis will be carried out through the comparison of departments of interior architecture of the state universities from Türkiye and Academy of Art in Szczecin Department of Interior Architecture from Poland the approach to the studio courses and the methods applied in these courses on notion of the design scale. In the thesis, the subject of interior architecture education to be studied is limited to the studio courses included in the curriculum of interior architecture departments, since it constitutes the essence of the education in terms of the acquisition of design knowledge and skills. Afyon Kocatepe University Department of Interior Architecture and Environmental Design and Academy of Art in Szczecin Department of Interior Architecture studio courses, its elements and the design process are at the focus of the comparative analysis of the studio courses on design scale. The thesis deals with the comparative analysis of studio courses of undergraduate second year. According to the evidence obtained as a result of the comparative analysis, while similar methods were applied on design scale in Studio 213, Studio 214 and Interior Architecture Project 2 participated in the field study, there are differences in the evaluation of the design (design product) reached after the design process by the design students. Moreover, three different research and analysis methods are used in the study. These are literature review, creating / editing a thought graph (model) and field study which is participation in studio courses within the scope of comparative analysis. The approach of the studio courses to notion of the design is expressed by performing the comparative analysis on design scale. Keywords: Studio course, interior architecture, education, design, design process
Gotik sinemada mizansen kurulumu: Tim Burton sineması
Gotik, ortaçağda mimari bir üslup olarak ortaya çıkmış ve zamanla edebiyat, resim, heykel, müzik ve sonunda sinemada yer edinmiş bir kavramdır. Modern bir kavrama dönüşen gotik, sadece sanat dallarında değil popüler kültürde de yüzyıllar boyu adapte olarak varlığını korumuştur. Gotik üslubun etkileri, sinemanın ilk yıllarından itibaren filmlerde de görülmektedir. Son dönemde özellikle auteur kabul edilen yönetmenlerin, içerisinde gotik unsurlar barındıran filmler çektikleri görülmektedir. Çalışma, gotik üslubun kendinden önceki sanat dallarından sonra sinema sanatına geçişini hangi yollarla yaptığını, kendini nasıl temsil ettiğini ve bunu mizansen unsurlarıyla ne şekilde kurduğunu Tim Burton'ın filmleri üzerinden tespit etmeye çalışmaktadır. Gotik mimarinin ve dışavurumcu üslubun hâkim olduğu set kurulumları, dışavurumcu sinema ışığı, gotik modasına uygun kostüm seçimi, gotik edebiyatta sıkça rastlanan nesneler ve sembollerin kullanımının görüldüğü filmlerin özgün bir mizansen kurulumuna ve ikonografiye sahip olması ile Tim Burton'ın auteur olarak oluşturduğu tarzın en önemli faktörün gotik ögelerin kullanımı olması tez çalışmasının hipotezleri arasındadır. Bu bağlamda çalışmanın birinci bölümünde gotik kavramı, kullanım mecraları, film türü tartışmaları ve ikonografi ele alınmıştır. İkinci bölümde mizansenin tarihçesi, kurulumu ve unsurları üzerinde durulmuştur. Çalışmanın üçüncü bölümünde ise mizansen kurulumu açısından barındırdığı gotik unsurlar çerçevesinde Tim Burton'ın 2000 yılı öncesi ve sonrasına ait 4'er filmi olmak üzere toplam 8 film, mizansen eleştirisi aracılığıyla incelenmiştir. Tez çalışmasında Tim Burton'a ait filmlerin; taşıdıkları unsurlar bağlamında, gotik ögelerin, bundan sonra yapılacak film araştırmalarında ikonografik nitelikler olarak değerlendirilebileceği; nitekim gotik kavramının sinemada kullanımında sunulabilecek benzer/ortak niteliklerin de yer aldığı tespit edilmiştir.
Afyonkarahisar'daki konutların plan tipolojilerinin analizi (1923-2021)
Konut plan tipleri günümüze kadar sürekli değişmiş ve tipoloji kavramı içerisinde ele alınmıştır. Bu değişimler yer, boyut, mimari özelliği gibi birçok özelliği kapsamaktadır. Cumhuriyet döneminden günümüze kadar Türkiye genelinde olduğu gibi Afyonkarahisar kentinde de konut plan tiplerinde önemli değişimler meydana gelmiştir. Bu tezin amacı belirlenen periyotlar aralığıyla, Afyonkarahisar kentindeki konut plan tiplerinin değişiminin analizinin yapılması ve değişimin temelini oluşturan neden-sonuç ilişkisinin ortaya konulmasıdır. Önemli bir lokasyona, tarihe ve kültürel değerlere sahip olan Afyonkarahisar kentinin tarihi süreçte konut plan tipi değişiminin belirlenen bileşenlere göre değerlendirilmesi tezin önemi açısından belirleyici bir faktördür. Cumhuriyet döneminden günümüze kadar konut plan tipi değişimin incelenmesi ve bu değişimin sistematik bir şekilde ele alınması tez kapsamı içerisinde yer almaktadır. Çalışmada kapsam sınırlı tutularak, Afyonkarahisar kentindeki konutların plan tipolojilerinin değişimlerinin tespitinde içerik analiz yöntemi kullanılacaktır. Bu tez çalışmasında teknik bilgilerin toplanacak ve analiz edilecektir. İlk olarak Afyonkarahisar kentinde, yapılaşma olarak en çok dikkat çeken ve plan tipolojisinin farklılaşmaya gidildiğini tespit edeceğim mahallelerden her dönem için farklı ve yeterli bulduğum adetlerde konutlar tespit edilecektir. Belirlenen konut ve binaların, tipi, şekli, oda sayısı, boyutları gibi fiziksel ve teknik bilgileri elde edilecektir. Afyonkarahisar kentindeki konutların mimari ölçekte gelişimi, dört farklı periyotta (1923-1950, 1950-1980, 1980-2000 ve 2000-2020) incelenecektir. 1923-1950 yılları arasında Dumlupınar Mahallesinde yapılan bir adet konut incelenecektir. 1950-1980 yılları arasında Dervişpaşa Mahallesinden bir adet, Cumhuriyet Mahallesinden bir adet Marulcu Mahallesinden de 1 adet olmak üzere bu dönemden toplam üç adet konut incelenecektir. 1980-2000 yıllarından ise Dumlupınar Mahallesinden bir adet, Dervişpaşa Mahallesinden 1 adet ve Güvenevler Mahallesinden bir adet olmak üzere toplamda üç adet konut incelenecektir. Son dönem olarak belirlediği 2000-2020 yılları arasında Erenler, Selçuklu ve Güvenevler Mahallesinden birer adet olmak üzere toplamda üç adet konut incelenecektir. İkinci olarak, bu konutlardan elde edilen teknik bilgiler değerlendirilerek morfolojik tablolara dönüştürülecektir. Bu tablolarda binalara ilişkin fiziksel ve teknik bilgiler (parsel bilgisi, bina yapım yılı, plan şeması) bulunacaktadır. Üçüncü olarak, morfolojik analiz sonucu elde edilen verilerden; konutların mekân organizasyonları, boyutları, oda sayıları, plan şeması gibi teknik verileri içeren tipolojik değerlendirilmesi yapılacaktır. Anahtar Kelimeler: Konut, plan tipolojisi, Cumhuriyet dönemi, Afyonkarahisar.
Türk mitolojisindeki karakterlerin Türk sinemasına uyarlanması: Dede Korkut Hikâyeleri filmleri
İnsanlık, yaratıcılığı ve yaratıcıyı anlama arayışıyla mitoloji kavramını ortaya çıkarmıştır. Mitoloji, mitleri araştıran, anlamlarını inceleyen ve yorumlayan bir bilim dalıdır. Türk mitolojisi, Türklerin varoluşunu, yaşayışlarını ve efsanelerini içermektedir. İslamiyet öncesi ve sonrasında destanlar ve hikâyeler şeklinde ifade edilen Türk mitolojisi, toplumun inançlarını ve kültürünü yansıtan bir araçtır. Dede Korkut hikâyeleri, Türk mitolojisinde İslamiyet öncesi ve sonrası Türk kültürünün özelliklerini başarılı bir şekilde yansıtmaktadır. Bu çalışma, Türk mitolojisinden günümüze ulaşan Dede Korkut hikâyelerinden seçilen karakterleri ve Türk sinemasındaki yansımalarını ele almaktadır. Araştırılan literatür ve elde edilen bilgiler doğrultusunda, Türk mitolojisindeki karakterler, mekanlar, motifler ve simgeler üzerinde bir inceleme gerçekleştirilmiştir. Dede Korkut hikâyelerinden seçilen karakterlerin Türk sinemasındaki yansımaları, analizleri ve benzerlikleri, Türk sineması perspektifinde ele alınmaktadır. Dede Korkut hikâyelerinden Salur Kazan, Deli Dumrul ve Bamsı Beyrek gibi karakterlere odaklanılmış ve Türk mitolojisindeki karakterlerle Türk sinemasındaki benzerlikler ve farklılıklar karakter analizi ile incelenmiştir. Türk sinemasındaki karakterlerin, Türk mitolojisindeki karakterleri yansıttığı sonucuna ulaşılmıştır.
Afyonkarahisar İhsaniye ilçesi köylerindeki köy odalarının mekansal analizi
Kültürel değerlerimizden biri olan misafirperverliğin, somut hallerinin karşılığını köy odaları olarak kabul etmek mümkündür. Köy halkının evinin veya bahçesinin yanında yer alan köy odalarının yoldan geçenlerin konaklaması için kapıları her daim açıktır. Köy odaları, halk mimarisi yanında kültür, sanat ve eğitim gibi birçok alanda kendine ait sorumluluk, kural ve davranışsal durum geliştirmiştir. Bu bağlamda hem somut olan kültürel miras aynı zamanda somut olmayan kültürel mirasın niteliklerini taşıyan köy odalarının sürdürülebilirliğinin sağlanmasına katkı sunmak ve köy odalarına ilişkin bir envanter oluşturulabilmesine yönelik bu tez çalışması hazırlanmıştır. Tez çalışması kapsamında, Afyonkarahisar İhsaniye İlçesinin Susuzosmaniye ve Cumalı köylerinde toplamda 12 köy odası mimari bağlamda analiz edilmiştir. Yapılan saha çalışması sonucunda; köy odalarının bazılarının yıkıldığı, bazılarının yıkılmaya yüz tutup yeniden inşa edildiği, bazılarının da farklı işlevde kullanıldığı görülmüştür. Köy odalarının mimari ölçekte incelemeleri yapılırken; binanın fiziksel durumu, iç mekan donatıları, işlevselliği ve kullanım şekli analiz edilmiştir. Afyon yöresinde köy odaları ile ilgili bir çalışma yapılmamış olması ve köy odalarına ilişkin yazılı bir kaynak bulunmaması bu çalışmayı önemli kılmaktadır. Tez çalışmasında, somut olmayan ve aynı zaman somut olan kültürel mirasımızın gelecek kuşaklara aktarılması amaçlanmıştır.
Alışveriş mekânlarının vitrin tasarımlarının müşteri üzerindeki etkilerinin incelenmesi
ÖZET ALIŞVERİŞ MEKÂNLARININ VİTRİN TASARIMLARININ MÜŞTERİ ÜZERİNDEKİ ETKİLERİNİN İNCELENMESİ Ziyade İNAN AFYON KOCATEPE ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ SANAT VE TASARIM ANABİLİM DALI Temmuz, 2024 Danışman: Prof. Dr. Şerife Ebru OKUYUCU Bu tez çalışmasında alışveriş mekânlarının vitrin tasarımlarında dikkat edilmesi gereken kriterlerin belirlenmesi hedeflenmiştir. Mağazaların vitrin tasarımlarının, müşterilerin mağazayı tercih etmelerindeki etkisi üzerinde durulmuştur. Vitrin tasarımı yapılırken tasarımcıların dikkat etmesi gereken renk, aydınlatma, ürün dizimi, vitrin boyutu ve türü gibi unsurlar açıklanmıştır. Bu çalışma için Afyonkarahisar'da çok yaygın olarak kullanılan Park Afyon Alışveriş Merkezi'nde bulunan Colin's ve Şimal giyim mağazalarının vitrin tasarımları incelenmek üzere seçilmiştir. Yapılan literatür taraması sonucunda, 28 soruluk anket formu hazırlanmış ve bu giyim mağazalarını ziyaret eden toplam 240 katılımcıya, mağazaların vitrin tasarımları ile ilgili anket uygulanmış, vitrin tasarımlarının katılımcılar üzerindeki etkileri incelenmiş, katılımcıların vitrin tasarımında dikkat ettikleri ve vitrinde daha fazla görmek istedikleri unsurlar ortaya konmuştur. Veri toplama aracı olarak kullanılan ankette 25 soru likert ölçek (Kesinlikle Katılmıyorum, Katılmıyorum, Kararsızım, Katılıyorum, Kesinlikle Katılıyorum) doğrultusunda hazırlanmıştır. Ankette katılımcıların demografik özelliklerini belirlemeye yönelik sorulara yer verilmiştir. Katılımcıların anket sorularına verdikleri cevaplar güvenirlik analizi, faktör analizi, yüzde değerleri, KMO ve Bartlett testi yöntemleri ile çözümlenmiştir. Elde edilen sonuçlara göre Colin's ve Şimal giyim mağazası vitrin tasarımları, müşterileri olumlu yönde etkilemekte ve müşteriler tarafından beğenilmektedir. İncelenmek üzere seçilen Colin's ve Şimal giyim mağazalarının vitrin tasarımlarının müşterilerin mağaza da daha fazla vakit geçirmelerini sağladığı ortaya konmuştur. Anahtar kelimeler: Mağaza, mağaza iç mekân tasarımı, mağaza vitrini, vitrin tasarımı, vitrin
Cumhuriyet döneminde bitkisel ve kimyasal yöntemlerle yalvaç dericiliği ve deri sanatı üzerine bir inceleme
Deri; ilk çağlardan itibaren, taş ve ağaç gibi sıklıkla insanların kullandığı doğal materyallerden biri haline gelmiştir. Dericilik zaman içerisinde gelişerek, el aletlerinden, çadırdan, ev dekorasyona ve giyim eşyasına kadar pek çok alanda yerini alan bir sanat dalı haline dönüşmüştür. Eski Türklerde at koşum takımlarından yiyecek kaplarına, su kırbasından peynir, tereyağı tulumuna, kitap kabından elbiseye, terlik, sandık ve eyere kadar günlük hayatta kullandıkları pek çok şeyi yenilebilir hayvanların derilerinden imal edilmiştir. Tarihi oldukça eskiye dayanan Yalvaç, kültürel anlamda da zengin bir yöremizdir. Tarihsel olarak Yalvaç, Roma dönemi, Helenistik dönem ve Bizans dönemlerini yaşamış bir bölge olma özelliği taşımaktadır. Yalvaç; inanç, kültür, müze ve tarih turizmi ile dağ, akarsu ve kırsal turizm gibi önem arz eden turizm değerlerine sahip olduğu tespit edilmiştir. Ticaretin vazgeçilmez bir ürünü haline gelen deri, farklı medeniyet ve uygarlıkların ticaret yollarına katkı sağlamıştır. Turizm ve kültür mirası yoğun etkileşim içerisinde yer almaktadır. Geleneksel el sanatlarının tanıtımında önemli görevler üstlenmektedir. El sanatları bölgeye turistik çekicilik ve hareketlilik kazandırdığından, turizm açısından ekonomik katma değer oluşturarak, turizmin ayrılmaz bir parçası olmuştur. Günümüzde de bu çalışmaların estetizmle birlikte devam ediyor olması dericilik alanına verilen yoğun ilgiyi göstermektedir. Bu bakımdan günümüzde unutulmaya yüz tutmuş deri sanatının yeniden ele alınması söz konusu tez çalışmasını gerekli ve özgün kılmaktadır. Tezin araştırılmasında alan araştırılması, literatür taraması yapılmıştır. Elde edilen bilgiler değerlendirilerek verilmiş, dericiliğin yaşatılması için önerilerde bulunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Deri, bitkisel, kimyasal, Yalvaç, tabakhane, Cumhuriyet
Yeşil hastanelerin Afyonkarahisar örneğinde irdelenmesi
Hastaneler, gün boyu kesintisiz sağlık hizmetlerinin verildiği, biyomedikal teknolojilerin kullanıldığı, hava şartları, soğutma, jeneratör sistemleri ve tıbbi ekipmanların sağlık hizmet sunumunda çok önemli bir rol oynadığı ülkelerin en karmaşık ve enerji açısından yoğun tüketime sahip tesisleri arasındadır. Bu nedenle sera gazı salınımına dolayısıyla da iklim değişikliğine sebep olmaktadır. Ayrıca bazıları zehirli olan birçok atığın en önemli kaynaklarından birisini oluşturmaktadır. Hastaneler tarafından üretilen tıbbi atıkların yalnızca %15'i sağlığa zararlıdır. Geriye kalan %85'lik kısım ise kağıtlar, plastik malzemeler, yiyecekler ve diğer materyallerden oluşmaktadır. Geleneksel yapıda yapılmış ve işlevini bu şekilde sürdürmekte olan bir hastaneye göre yeşil hastanelerin çevreye ve insan sağlığına olan etkileri oldukça fazladır. Bu yüzden mevcut hastanelerin yeşil hastane olma yolunda adımlar atması; yeni yapılacak olan hastanelerin ise yeşil kavramını benimseyerek oluşturulması önem arz etmektedir. Bu çalışma, Afyonkarahisar il merkezindeki hastanelerin yeşil hastane kriterlerine göre değerlendirilmesini amaçlamaktadır. Çalışma kapsamında öncelikle sürdürülebilirlik kavramına; sürdürülebilirlik kavramının temel amacı olan yeşil binalara ve yeşil bina konseptinden doğan yeşil hastanelere ait literatür bilgilerine ve araştırma evrenini oluşturan Afyonkarahisar ili ve ildeki hastanelere ait bilgilere yer verilmiştir. Literatürden elde edilen bilgiler doğrultusunda hazırlanan "Yeşil Hastane Uygunluk Değerlendirme Formu" çalışmaya konu olan hastanelerin kurum yetkilileriyle yapılan görüşmeler sonucunda doldurulmuştur. Elde edilen veriler analiz edilerek öneriler sunulmuştur.
Mermer fabrikalarındaki iş sağlığı ve güvenliği ile yönlendiricilerin yeterliliğinin mimari açıdan incelenmesi
Bu tez çalışmasında mermer fabrikalarındaki iş sağlığı ve güvenliği ile binada yer alan yönlendiricilerin sirkülasyon ve çalışma alanları üzerindeki etkilerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu doğrultuda üç adet mermer fabrikası seçilmiştir. üç adet mermer fabrikasında bulunan belirli niteliklere göre seçilmiş alanlar tasarımsal açıdan incelendikten sonra, fabrikalardaki çalışanlar arasından 103 kişi üzerinden cinsiyet, yaş, eğitim durumu gibi kriterler gözetilerek 23 adet yazılı soruların yer aldığı anket çalışması yapılmıştır. SPSS programı üzerinden yüzdelik oranları çıkarılmış Ki-kare Testi ile değişkenler arasında anlamlı ilişki olup olmadığı tespit edilmiş ve analizler sonucu elde edilen bulgular değerlendirilmiştir. Katılımcıların sosyo-demografik durumlarına göre cevaplamış oldukları anket sorularının analizi sonrası elde edilen bulgularda mermer fabrikalarındaki iş sağlığı ve güvenliğinin ve yönlendiricilerin fabrikalar içerisindeki sirkülasyon ve çalışma alanları üzerine etkisinin olduğuna yönelik anlamlı sonuçlara ulaşılmıştır.
Çağdaş Türk performans sanatında beden, eylem ve mekan ilişkileri üzerine bir inceleme: Mehmet Kavukcu örneği
Gelenekselciliği reddeden fütüristler, savaşa karşı olan dadaistler ile kıvılcım bulan, soyut dışavurumcuların "Aksiyon/Eylem Resimleri"nden ilham alan ve kavramsal sanat ile doğuşunu tamamlayan performans sanatı, beden kullanımını ön planda tutan fakat tüm sanat türlerini içine alan sınırsız yapıdadır. 1960'larda adı konulan performans sanatı, uygulayıcıları tarafından insanların tüm duyularına hitap etmeyi başarabilen işler ortaya koyan ender sanat türlerinden biridir. En önemli özelliği, izleyicinin pasif alıcı konumundan aktif katılımcı konumuna geçmesini sağlamasıdır. Buradaki katılımcılık sadece eşlik etmek değil, kimi zaman bir sanatçıya, kimi zaman ise bir sanat nesnesine dönüşebilmesi anlamı taşıyabilmektedir. Yaşam ile sanatı birbirine yakınlaştıran performans sanatı, avangart doğası ve çağdaş sanat teriminin anlamını tamamen karşılayan yapısı ile daima güncelliğini koruyan bir düzlemdedir. Performans sanatının, Türkiye sanat ortamına 1960'larda kavramsal çalışmalar oluşturma süreçleriyle birlikte dâhil olduğu gözlemlenmektedir. Performans sanatı, buradaki etkinliğini 1990'larda kuvvetli anlamda hissettirmiştir. Performansların her zaman düşünsel ve kavramsal temelleri bulunmaktadır. Söz konusu kavramsal temeller incelendiğinde, bu sanat biçiminin sadece bedensel aktivitelerden ibaret olmadığı, uygulayıcısının belirlediği tema doğrultusunda verilmek istenen bir mesajının olduğu da görülebilmektedir. Performanslar genellikle kişisel veya çevresel etkilerden beslenmekte ve çoğunlukla mekan sınırlaması bulunmamaktadır. Ayrıca, performanslar sosyolojik özelliğin yanında politik, psikolojik ve teknolojik özellikler de taşımaktadır. Bu çalışmada performans sanatı, dünyada ve ardından Türkiye'de tarihsel süreci ile birlikte ele alınmış, amaçlı örneklem yöntemi ile belirlenen önemli performans çalışmaları çözümlenmeye çalışılmıştır. Son olarak da güncel performans sanatçısı Prof. Dr. Mehmet Kavukcu'nun hayatı, sanat görüşü ve beden, eylem, mekan ilişkileriyle çeşitli eserleri, Türk Çağdaş Sanat ortamına kattıkları bağlamında aktarılmıştır.
Malzeme-form- kentsel dış mekanla bireysel etkileşim bağlamında çağdaş duvar rölyefleri tasarımı: Afyonkarahisar kenti örneği
Bu araştırmada kentsel mekândaki modern sıvamanın ve çağdaş duvar rölyeflerinin özellikleri, çeşitli yönleri ile kent insanıyla etkileşimi ve Afyonkarahisar kenti kamusal alan uygulama örnekleri değerlendirilmiştir. Polimer sıvalar ve reçineler gibi yeni malzemelerin kullanıldığı modern rölyef, yüksek mukavemet ve hızlı priz alma süresi gibi özellikleri nedeniyle kentsel tasarımda önemli bir unsur olarak bilinmektedir. Bu araştırmada, sosyal etkileşim alanları olan parklarda ve sokaklarda modern sıvaların kullanılma biçimleri analiz edilmiş ve bu tür sıvaların kent estetiğini ve kimliğini nasıl artırabileceği değerlendirilmiştir. Araştırma sonuçları, Afyonkarahisar'da kentsel dış mekanda modern sıvama ve rölyef tasarımlarının kentlilerin ve kent ziyaretçilerinin ilgisini çekmede önemli bir rol oynayabileceğini göstermektedir. Bu tasarımlar, izleyici yani kentli ve/veya ziyaretçi ile kentsel mekânlar arasında bireysel etkileşim yaratmaktadır. Ayrıca uygun malzeme ve formlarda özgün çağdaş tasarım yaklaşımlarının kullanılması, tasarım uygulamalarının sürdürülebilir olmasını sağlamakta ve kadim kent kültürüne katkı sağlamaktadır. Bununla birlikte, kentlerin turizm potansiyeli değerlendirildiğinde, Afyonkarahisar'ın ziyaretçilerin ilgisini çekme ve şehir ekonomisini iyi yönde etkileme olasılığı yüksektir. Araştırmanın ilk aşamasında, kentin kamusal alanları ele alınarak; modern sıvama ve rölyef uygulamalarının artırılması amacıyla, kent ölçekli kamusal sanat bütçelerinin arttırılması, sanat yarışmalarının düzenlenmesi ve sanatçılar ile kent yetkilileri arasındaki iş birliğinin geliştirilmesi önerilmiştir. Araştırmanın son aşamasında, kişisel tasarımların oluşum süreci ele alınmış; bir ziyaretçi ve mukimi olarak kentle bireysel etkileşimin özgün tasarıma yansımaları kuramsal temelleri yorumlanarak verilmiştir. Çalışma sonuçlarına göre, düşük maliyetli malzeme kullanımı ile oluşturulan formlar ile yüzey uygulamalarının yapılabildiği; modern sıvama ve rölyef uygulamaları ile bireysel etkileşimi önceleyen kentsel sanat projelerinin geliştirilebileceği; kent insanı ve ziyaretçilerinin değerlendirmeleri ile yeni bir kentsel kimlik oluşumu ve devamlılığına katkı sağlanabileceği görülmüştür.
Comparative analysis of popular furniture pieces from diverse cultures: Comprehensive study
This research proposes to understand the many-sided furniture design world—its historical development, characteristic features, and cultural diversities. The research begins by clarifying furniture design as a concept and its significance, discussing the historical development of fur-niture from ancient civilizations to the present era. Definition of distinctive characteristics and functional features of furniture, such as the function, ergonomics, materials, and the creating methods of furniture are defined, and the cultural contexts and styles that affect furniture are analyzed. Comparing furniture from different countries, such as Japan, Sweden, Italy, France, and Turkey, the research scrutinizes the details of the design, construction, and aesthetic tastes. Meth-odologically, data is collected and analyzed to bring out the distinctive features and cultural origins of furniture traditions of each country. In conclusion, the results of this research are integrated into a comprehensive synthesis of results that encourages discourses and suggests further research in the field. Therefore, this re-search has enabled a deeper understanding of the complex interaction between culture, history, and design in the world of furniture as one of the essential features of human civilization.
Propp'un yapısal analiz yöntemine göre "Batman Kara Şövalye" filmlerinin kahraman olgusu bağlamında çözümlenmesi
20. yüzyıl ortalarından itibaren anlatı kavramının bir bilim dalı olmasıyla bu kavramın alan çalışmaları sistemli bir duruma gelip disiplinler arası bir nitelik halini kazanmıştır. Bu kavram ilk dönemlerdeki anlatılar üzerindeki çalışmalarda klasik anlatıbilim diye adlandırılmış ve Ferdinand de Saussure'un öncülüğünde olan yapısalcı yaklaşımı benimsemiştir. 1960'lı yıllara gelindiğinde sosyal bilimlerde dile dönüşümün bir parçası olan yapısalcı yaklaşım; özellikle 1970'li yılların sonundan itibaren dilbilimi dışında da birçok farklı disiplin tarafından kullanılmıştır.Sinemaya baktığımızda bu alandaki anlatı çalışmalarında klasik anlatının kavramı ve kuramları etkin şekilde kendisini göstermiştir. Bu çalışmalar filmin dil bilgisinden yola çıkarak bir sinema anlatısının ortaya çıkmasını sağlamıştır. Bu çalışma, dilbilimci Vladimir Propp'un "Masalın Biçimbilimi" adlı eserinde ortaya koyduğu yapısal anlatı çözümleme yöntemini, sinemaya uyarlanan bir çizgi romandan uyarlama film üçlemesi üzerinden incelemeyi hedeflemektedir. Propp'un yöntemi, geleneksel masalların yanı sıra modern sinema yapıtlarının analizinde de etkili bir araç olarak kabul görmektedir.Çalışma, "Batman Başlıyor", "Batman Kara Şövalye" ve "Kara Şövalye Yükseliyor" gibi çizgi roman temelli üç filmin biçimbilimsel çözümlemesini yapmayı amaçlamaktadır. Propp'un 31 işlev ve 7 eylem alanından oluşan yapısal çözümleme tekniği, bu filmlerdeki kahramanlık temalarını ve olay örgülerini ortaya koymak için kullanılacaktır. Ancak araştırmanın bulguları, özellikle "Batman Kara Şövalye" filminde işlevlerin ve eylemlerin beklenenden farklı sıralanmasıyla karşılaşmaktadır. Bu durum, Propp'un yönteminin filmdeki yapısal tutarlılık ve anlatı bütünlüğünü tam olarak karşılamadığını göstermektedir.Bu bağlamda çalışma, Vladimir Propp'un yapısal anlatı çözümleme yöntemini çizgi romandan uyarlama olan Batman sinema filmleri örnekleri üzerinde nasıl uyguladığını göstererek, bu yöntemin sinema analizindeki güncelliğini ve kısıtlamalarını değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Günümüz sinema filmlerinin klasik anlatı yapılarını nasıl adapte ettiğini ve değiştirdiğini anlamak için önemli bir perspektif sunmaktadır.
İç mimarların atık malzeme kullanımına yönelik görüşlerinin belirlenmesi
Bu araştırma, iç mimarların atık malzeme kullanımına yönelik görüşlerini belirlemeyi amaçlayan nitel bir araştırmadır. Fenomenolojik desenle yürütülen bu nitel araştırmaya amaçlı ölçüt örnekleme ile seçilen beş iç mimar katılmıştır. Bu araştırmada katılımcılar seçilirken, en az beş yıldır iç mimarlık/mimarlık mesleğini yapıyor olmaları, iç mekân tasarımı yapıyor olmaları ve iç mekân tasarımında atık malzeme kullanmış olmaları ölçüt olarak dikkate alınmıştır. Araştırma kapsamında iç mimarlarla iç mekân tasarımında atık malzeme kullanımı konusunda yarı-yapılandırılmış görüşmeler yapılmıştır. Görüşme kayıtlarının deşifre edilmesinden sonra nitel veriler NVIVO 12 programı kullanılarak içerik analizi ile analiz edilmiştir. İçerik analizi sonucunda altı temaya ulaşılmıştır. Elde edilen bulgular, iç mimarların konut ve ofis tasarımlarının yanında kafe, restoran, otel gibi ticari mekân tasarımları yaptıklarını, iç mekân tasarımında tipik olarak kullanılan malzemelerin yanında atık malzemelerin kullanımına önem verdiklerini, iç mekân tasarımında atık malzemeleri değerli bir malzeme olarak gördüklerini ve atık malzeme ile tasarım sürecinin farklı aşamalardan oluştuğunu göstermiştir. Ayrıca iç mimarlar, iç mekân tasarımında atık malzeme kullanırken müşterilerinin genellikle olumsuz tepki verdiklerine ancak olumlu tepkilerin de gittikçe arttığına, gelecekte atık malzemenin iç mekân tasarımında daha çok kullanılacağına, bu malzemelerin daha da değerleneceğine ve bu konuda iç mimarların eğitilmesi ve diğer insanlara da farkındalık kazandırılması gerektiğine işaret etmişlerdir. Sonuç olarak iç mekân tasarımında atık malzeme kullanımının hem malzeme sürdürülebilirliğini sağlanma hem de diğer tasarım alanlarında atık malzeme kullanımına yönelik farkındalık oluşturma açısından iç mimarların daha fazla sorumluluk alabileceği ve bu konuda öncülük yapabileceği düşünülmektedir.