
1.499
Arşivlenen Tez
0
DOI Atanmış
0%
DOI Oranı
Anabilim Dalı
Azerbaycan'ın Avrupa Birliği ile ortaklık ve işbirliğinin temelleri
1991'de bağımsızlığını ilan eden Azerbaycan, ulusal çıkarlarını sağlamak ve korumak için uluslararası arenada bölgesel ve küresel düzeydeki faaliyetlerini genişletmiştir. Avrupa alanına yakın entegrasyon gereği duyan devlet, Avrupa Birliği ile çok taraflı karşılıklı ilişkiler kurmuştur. Azerbaycan'ın Avrupa Birliği ile ilk ikitaraflı ilişkileri ekonomik yardımlar şeklinde başlamış ve gelecek ekonomik, politik ve kültürel ilişkilerin şeklini biçimlendirmiştir. Azerbaycan, Avrupa Birliği'nin enerji güvenliğinin sağlanması açısından güvenilir ortaktır. Azerbaycan, Avrupa Birliği ile enerji ve ulaştırma projeleriyle işbirliğini güçlendirmeye odaklanarak, yakın siyasi entegrasyondan kaçınmaktadır. Bu çalışma, Azerbaycan ile Avrupa Birliği arasındaki ortaklık ve iş birliğinin hukuki temellerinin kapsamlı analizini içermektedir.
Toplumsal cinsiyet perspektifinden bütçeleme ve yerel yönetimlerde cinsiyete duyarlı bütçeleme yaklaşımı
Gün geçtikçe kadının; sosyal, ekonomik ve toplumsal alanda görünürlüğü artmakta ve bu gelişimsel durumun güdümünde geleneksel anlayışın kadınlar için koyduğu katı kurallar giderek zayıflamaktadır. Modern yaşam tarzının sınır tanımadan etki alanını genişletmesiyle beraberinde getirmiş olduğu değişim ve yenilikten en çok etkilenen grup da kadınlar olmuştur. Bu sosyal değişimle birlikte devletler de yönetim işlevini yaparken kullandığı bütçelemeyle kadınlara yönelik faaliyetlere giderek daha fazla pay ayırmaya başlamıştır. İçinde bulunulan süreçte kadının sosyal statüsünün güçlendirilmesinde ve desteklenmesinde yerel yönetimlerin de bakış açısı pozitif yönde değişimini sürdürmekte ve sosyal faaliyetler başta olmak üzere kadınlara yönelik çeşitli aktiviteler gerçekleştirmektedirler. Yerel yönetimlerin her geçen gün hem yönetimsel açıdan hem de faaliyetleri açısından cinsiyete duyarlı bütçeleme politikasını benimsediği görülmektedir. Diğer yandan merkezi ve yerel düzeyde uygulama alanı bulan bir bütçeleme yaklaşımı olsa da cinsiyete duyarlı bütçeleme bilhassa yerel eksende sonuç verici ve etkili olduğu kabul edilmekte, bu durumda yerel idareler, özellikle de belediyeler cinsiyete duyarlı bütçelerin uygulanmasında baş aktör olarak sayılmaktadır. Bu bağlamda Muğla Büyükşehir Belediyesi özelinde 2018 yılına ait insan kaynakları verileri kullanılarak kurum içi cinsiyet eşitliği durum analizi yapılmıştır.
Vedat Türkali, eserleri ve aydın konusuna farklı bir bakış
Bu tez ilk olarak, yirminci yüzyıl Türkiye'sinin en önemli komünist aydınlarından birisi olan Vedat Türkali'nin siyasal ve entelektüel portresini çizmeyi amaçlamaktadır. Ardından aydın kavramını tarihsel bir perspektifle ele alıp, tarihin kırılma noktalarında aydının dünyayı yorumlama ve bu dünyada kendine yer edinme çabasının niteliği ortaya konmaya çalışmaktadır. Burada aydına dair yapılan değerlendirme, tercüme sorununu dışsallaştırmıştır. Nitekim Türkiye'deki alanyazım içersindeki kavram dolayımlarının karşılıklılık ve tercüme sorunu bu tezin konusu değildir. Son olarak, Vedat Türkali'nin Bir Gün Tek Başına ve Mavi Karanlık adlı romanlarında 27 Mayıs ve 12 Eylül'e giden süreçlerin aydının düşünce dünyasının matrislerini belirlemedeki etkisinin açıklanması hedeflenmektedir. Türk siyasal hayatı ile Türk edebiyatını irtibatlandırmayı hedefleyen çalışma, romanların siyasal hayat çalışmalarında dönemi ve dönem insanlarını anlama açısından yakaladığı gerçeklik, başka türden bir arşiv niteliği taşımaktadır. Çalışmada veri toplama yöntemi olarak literatür taraması yapılmıştır. Önce birinci dereceden kaynaklar, ardından ikinci dereceden kaynaklar okunup fişlenmiştir. Romanların siyasal hayat çalışmalarında kullanılmasına ilişkin izlenecek yöntemsel modelde iki önemli uğrak vardır. İlk evre, çalışmada ele alınan eserlerin yazarlarının dönemlerin kapsamının belirlenmesi ve sorunsalın kurulmasıdır. İkinci evre, metnin yazılma aşamasıdır. Bu aşamada, roman kişilerinin yer yer anlatıya dâhil edilmesi, konuşturulması ve roman tasvirlerinin kullanılması söz konusudur. Bu tezin iki dayanağı vardır: İlki, biyografilerin ve romanların siyasal hayat çalışmalarına katkısının ortaya konmasıdır. İkincisi, Aydınlanmanın iki farklı varyantı olarak beliren evrensel entelektüel ile Türk aydını arasındaki kopukluğun temelinde yatan soyut ve idealize edilmiş devlet anlayışının açıklanmasıdır. Bu bağlamda tez, tarihsel ve siyasal süreçlerin aydın üzerindeki etkisini hem fonda devlet siluetine odaklanan bir Vedat Türkali portresiyle hem de var olan gerçekliği yeniden dizayn eden ve gerçekliğin tutarsızlıklarını, eksikliklerini ortaya koyan romanlar üzerinden ortaya koymuştur. Böylelikle, Türk aydının evrensel anlamda bir içerik kazanmasının ancak zihinsel ve eylemsel alanda otoriteden kopuk, halkla bağlantılı görece özerk bir alan inşa etmesi ile mümkün olabileceği sonucuna varılmıştır.
Türkiye'de vatandaşlığın dönüşümü ve politik mücadelenin işlevi
Vatandaşlık modern dünyanın vazgeçilmez bir olgusu olarak karşımıza çıkarken değişen ve genişleyen hak ve talepler çerçevesinde farklı anlamlara bürünmüş sürekli bir gelişim içerisinde olmuştur. Bu çalışma gerçekle mesafe içindeki vatandaşlık statüsünün siyasal değeri ve siyasal sorunların çözümündeki önemi açısından politik mücadelenin işlevini ortaya çıkarmayı amaçlamaktadır. Vatandaşlık konusu bölgesel, , dinsel ve kültürel pratikler çerçevesinde ele alınacaktır. Bu çerçevede Türkiye'de vatandaşlık statüsü ile siyasal sorunlar arasındaki ilişkinin tarihsel süreçteki değişimi ortaya çıkarılacaktır. Buna göre eşit vatandaşlığın gerçekle mesafe içindeki yeri, erozyona uğradığı alanlar incelenerek, ekonomik ve toplumsal eşitlikle arasındaki mesafe ortaya konacaktır. Ayrıca vatandaşlık pratiği çerçevesinde İspanya, ABD ve Almanya örneklerine bakılacak ve Türkiye'de vatandaşlığın oluşumu ve dönüşümü açısından karşılaştırma yapılacaktır. Anahtar Kelimeler: Vatandaşlık, Vatandaş, Yurttaşlık, Kimlik, Ulus-devlet
Büyükşehir belediye örgütlenmesinin yönetsel etkileri ve hizmetler üzerine sonuçları (Muğla Büyükşehir Belediyesi örneği)
Devletin vatandaşa hizmet noktasında yerinde ve en yakın hizmet birimi yerel yönetimlerin birimi olarak belediyelerdir. Ülkemizde 2012 yılında yayınlanan 6360 Sayılı On Dört İlde Büyükşehir Belediyesi Kurulması ile Bazı Kanun Değişikliği Yapılmasına Dair Kanun ile 16 olan büyükşehir belediyesi sayımız 30'a çıkmıştır ve 2014 yılındaki yerel seçimlerle uygulamaya geçmiştir. Bu illerde il özel idarelerinin kaldırılmasıyla, büyükşehir belediyelerinin sınırı ilin mülki sınırı olmuş, köy ve beldeler kaldırılarak mahalleye dönüştürülmüştür. Çalışmamızda yerinden yönetim, büyükşehir belediye kanunu ve 6360 Sayılı Kanun değişikliğiyle birlikte büyükşehir belediyesi olan Muğla ili ilçe belediyelerinin koordinasyon sıkıntısının olup olmadığı ve bunların hizmetlere yansıması üzerinde durulmuş. Bunların tespiti için 9 ilçe belediyesinin yöneticileri ile mülakat yapılmış ve sorunlar ortaya konulmuş ve çözüm önerileri sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Yerel Yönetimler, Belediye, Hizmet, Koordinasyon
Dürtmenin davranışsal kamu politikası aracı olarak kullanılması "İngiltere ve Türkiye karşılaştırmalı analizi"
Birbirine benzeyen ya da benzemeyen birçok olay karşısında yönetimin izlediği yol, göstermiş olduğu eylem ya da eylemsizlik durumunun genel adı olan kamu politikası, farklılaşan ve gelişen dünya düzeni içerisinde kendine yer edinebilmek, vatandaşlara ve topluma daha fazla hitap etmek ve sahip oldukları problemleri çözüme kavuşturmak adına değişime uğramıştır. Bu değişim, kamu politikası alanına davranış bilimi ve bir politika yapım aşaması olan dürtme teorisini entegre eden davranışsal kamu politikası alanında hayat bulmuştur. Tez çalışması içerisinde, yeni bir alan niteliğinde olan davranışsal kamu politikası alanı, uygulamaları, uygulamalar için oluşturulan takımlar ve faaliyet raporları gibi olgular İngiltere ve Türkiye özelinde ele alınmış, iki ülke karşılaştırmalı bir analize tabi tutulmuştur. Bu analizin, daha genel adıyla çalışmanın temel amacı ise geleneksel ve davranışsal kamu politikası alanını inceleyerek bu iki alan arasındaki temel farklılıkları ortaya koymak, kamu politikası yapım sürecinde davranışsal olguların ne gibi faydalar sağladığını tespit etmek, dürtme teorisinin davranışsal kamu politikası alanı içerisindeki yerini, etkisini ve başarısını incelemektir. Bahsedilen amaç doğrultusunda ele alınan iki ülkenin davranışsal kamu politikası alanında ne kadar aktif olduğu ulusal ve uluslararası literatüre dayanarak tespit edilmiş, bu tespitte ise literatür analizi yöntemi ve karşılaştırmalı kamu yönetimi yöntemi kullanılmıştır. Son olarak ise karşılaştırmalı ülkeler arasındaki analiz bir sonuca bağlanmış, Türkiye kapsamında gerçekleştirilmesi önerilen politika hedefleri ortaya konmuştur.
Türkiye'de göç politikalarında değişim, kurumsallaşma ve yaşanan sorunlar
Göç konusu kısa ve uzun vadede Türkiye'nin temel meseleleri ve değişen öncelikleri arasında en önemli gündemlerinden birini oluşturmaktadır. Yakın dönemde göçlerin önemli ölçüde artış göstermesi, Avrupa Birliği uyum süreci ve özellikle 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu'nun kabul edilmesiyle birlikte göç konusu kamu yönetimi disiplininin önemli çalışma alanlarından biri haline gelmeye başlamıştır. Bu konuda yapılan çalışmalarda -özellikle son dönemde- önemli bir artış gözlenmesine rağmen göç politikaları alanındaki değişimleri Cumhuriyet öncesi dönemle ilişkili bir şekilde ele alan, aynı anda mevcut göç politikalarındaki sorunları açıklayan, göçmen ve mültecilerin hak ve hizmetlerden ne ölçüde yararlanabildiklerini inceleyen yeterli bir çalışma örneği olduğu söylenemez. Bu nedenle çalışmada, Türkiye'deki göç politikalarının tarihsel süreçteki değişimi, kurumsallaşma ile ilişkili gelişmeler ve göç politikaları alanında gözlemlenen sorunlar araştırılmaktadır. Çalışmanın genel olarak amacı, göç politikalarının tarihsel süreçteki değişimini inceleyerek günümüz göç politikalarına dair bütüncül bir bakış açısı sunmaktır. Bu çerçevede birinci bölümde, çalışmaya temel oluşturacak bir arka plan geliştirmek amacıyla göçün kavram, teori ve politika boyutlarına odaklanılmıştır. İkinci bölümde, Geç Osmanlı Dönemi'nden 1980'lere uzanan süreçte göç örüntüleri, göç politikaları ve kurumsallaşmada meydana gelen değişim üzerinde durulmuştur. Üçüncü bölümün konusunu 1980'lerden itibaren göç örüntülerinde ve buna bağlı olarak göç politikalarında nasıl bir değişim gerçekleştiği sorusu oluşturmaktadır. Dördüncü bölümde, öncelikle göç yönetiminde ve kurumsallaşmada yeni dönemde meydana gelen değişiklikler ve bu alanda faaliyetlerde bulunan aktörlerin rolleri ele alınarak göç yönetim sisteminin ayrıntılı bir incelemesi yapılmaktadır. Ardından göç politikaları alanında öne çıkan sorunların neler olduğu araştırılmakta ve belirlenen sorunlara yönelik bazı çözüm önerileri sunulmaktadır. Sonuç olarak, göçle ilgili politikaların ve kurumsallaşmanın son döneme özgü olmadığı, bu alana ilişkin politikalarda çeşitli içsel ve dışsal dinamiklere bağlı olarak tarihsel süreçte önemli değişiklikler yaşandığı ve göç politikaları alanının bazı sorunları ihtiva ettiği vurgulanmıştır.
Devletin değişimi ekseninde Türkiye'nin siyasal rejim sorunsalı
Bir asrı aşkın süredir Türkiye'de siyasal rejim tartışmaları tüm canlılığını korumaktadır. Türkiye'deki siyasal söylem ve kavgalar "siyasal rejim" sorunu etrafında odaklaşmakta, bu meseleye dair büyük bir gürültü koparılmaktadır. Rejim konusundaki tartışmalar, rejimin kısmi bir eleştirisinden onun tüm kötülüklerin sebebi olarak gösterilip mahkum edilmesine, reform taleplerinden ütopik siyasal projeler tasarlanmasına kadar uzanmaktadır. Türkiye'de rejime ilişkin tartışmalar, deyim yerindeyse bir "yangın"ın "dumanı"na işaret etmektedir. Tartışmalar, dumanı gösterirken dumanın kaynağından neredeyse hiç bahsetmemektedir. Haddizatında, 19. yüzyılda ülkenin kapitalizme geçiş sancılarının doğurduğu yakıcı siyasal rejim sorunsalı, araştırmanın konusunu oluşturmaktadır. Bu çerçevede siyasal rejim sorununun, altyapı unsurları ve dünya düzeyindeki eşitsiz güç ilişkilerini de gözeten bir bakış açısıyla incelenmesi gerekmektedir. Eleştirel realist bir metodolojik konumlanmayı benimseyen çalışma, psikanalitik ve diyalektik bir yaklaşım sergileyerek bir şeyin "kendisi" (töz) ile "görünümü"nü (biçim) ilk etapta birbirinden ayırmaktadır. Bu doğrultuda tez, Türkiye'deki (siyasal) rejim sorunsalının tözü ve biçimini, konunun nasıl ve neden mesele haline geldiğini ve devlet-rejim ilişkisine dair dinamikleri aydınlatmayı amaçlamaktadır. Bu bağlamda, Türkiye'de rejim meselesi ilk bakışta, "geleneksel" ile "modern"in, "Doğu" ile "Batı"nın, "teokratik" ile "laik"in, "merkez" ile "çevre"nin, "sivil" ile "bürokrasi"nin, "ilerici" ile "gerici"nin, "muhafazakar" ile "aydınlanmacı"nın çatışmaları biçiminde tezahür etmesine rağmen; çalışma, bu çatışmaların sergilediği "görüntü"nün temelinde üretim süreci ve dünya sisteminden kaynaklanan sorun ve tartışmaların bulunduğu argümanını ortaya koymaktadır. Güncel süreci kapsam dışı bırakan çalışma, özellikle 20. yüzyılla çerçevelenmektedir. Tezde ilk olarak devlet ve siyasal rejim kavramları analiz edilmektedir. Ardından bu kavramlar yapısal ve tarihsel bir eksene oturtulmaktadır. Bu doğrultuda dünya düzeyindeki sistem ile Türkiye'nin tarihsel ve toplumsal yapısı incelenerek Türkiye'deki rejim sorunsalına ekonomi-politik düzeyde ışık tutulmaya çalışılmaktadır. Tezin teorik altyapısında Robert Cox'ın üretim-devlet-dünya matrisinden ve Bob Jessop'ın stratejik-ilişkisel yaklaşımından faydalanılmakta, Jessop'ın bu yaklaşımı siyasal rejim/politeia kavramına da teşmil edilmektedir. Çalışmada teori düzeyinde, Türkiye'deki sorunsalı nesnel olarak daha iyi anlayabilmeye imkan verdiği için Antik Yunan kökenli politeia kavramı önerilmiştir. Nitekim siyasal rejim kavramı, antikitedeki karşılığı olan politeia'dan içerik olarak uzaklaşıp, zamanla siyasal rejim kavramının toplumsalı dışlayarak kurumsal bir mekaniğe indirgendiği gözlenmiştir. Tezde, Türkiye'de öne çıkarılan birtakım meselelerin, aslında, altyapısal ve üstyapısal veçheleri de barındıran tam bir politeia sorunu olduğu tespit edilmiştir. Politeia/rejim sorunsalının kalbinde ise "devlet sorunsalı"nın bulunduğu, devlet sorunsalının da ekonomi-politik ve dünya düzenindeki dinamiklerden türediği saptanmıştır. Politeia kavramı, yüksek bir soyutlama düzeyinde, "birikim", "düzenleme" ve "hegemonya" bileşenlerini barındırmaktadır. Politeia'nın bileşenlerinin herhangi birinde bir sorun ortaya çıktığında, bu sorun, diğer bileşenlerle de etkileşime geçerek, tüm bileşenlerin üstüne çıkıp bir kriz momentine ulaştığı anda, bir "rejim sorunu" olarak değerlendirilmektedir. Çalışmada, Türkiye'de politeia kaynaklı, kriz momentine ulaşan belli sorunların, rejim sorunu şeklinde tezahür ettiği bulgulanmaktadır. Bu tür tezahürlerin izini sürerek sorunun çıkış noktalarının deşifre edilmesine katkı sağlamak, ayrıca çalışmanın önemini teşkil etmektedir. Siyasal rejim meselesinin temeli, ekonomi-politik ve dünya sisteminin dinamiklerine dayansa da Türkiye'de rejim tartışmalarının, bu esastan koparılarak konunun özünün bulanıklaştırıldığı iddia edilmektedir. Tezde, ayrıca "ideolojik celp" şeklinde Türkçeleştirilebilecek interpellation olgusunun, Türkiye'de rejim meselesinin temel dayanaklarının mistifiye edilmesinde işlevsel olduğu argümanı savunulmaktadır. Sonuç olarak, Türkiye'deki rejim sorunu, ancak dünyanın ve Türkiye'nin tarihsel yapısından kaynaklanan sistemik ve ekonomi-politik birtakım çetrefil sorunların aşılmasıyla sönümlenme olanağına sahiptir.
Birleşmiş Milletler sürdürülebilir kalkınma amaçlarının belediyelere yansıması: Türkiye, Almanya ve İngiltere uygulamaları
Kalkınmanın dünya çapında gerçekleşmesini öngören, 17 amaçtan ve bunlarla bağlantılı 169 hedeften oluşan sürdürülebilir kalkınma amaçları (SKA), Birleşmiş Milletlere üye olan 193 ülke tarafından 2015 yılında kabul edilmiştir. Toplumsal, çevresel ve ekonomik sorunların çözümüne yoğunlaşan sürdürülebilir kalkınma amaçlarına 2030 yılına kadar ulaşılması beklenmektedir. Belirli mali kaynaklara, yetkilere ve görev alanlarına sahip belediyelerin sürdürülebilir kalkınma amaçlarına ulaşılması bakımından dikkat çekici konumu bulunmaktadır. Bu çalışmada, sürdürülebilir kalkınma amaçlarının ve bu amaçlara ait hedeflerin tüm detaylarıyla ele alınarak kavranması, bu konuda belediyelerin rollerinin vurgulanması ve belediyelerin önemine dikkat çekilmesi, Türkiye, Almanya ve İngiltere'deki belediye uygulamaları incelenerek bu alandaki tecrübelerin anlaşılması ve karşılıklı politika transferlerine temel oluşturulması amaçlanmıştır. Ayrıca sürdürülebilir kalkınma amaçlarına ulaşılması için belediye yönetimlerinin karar alma süreçlerinde aktif rol oynamalarının teşvik edilmesi, sürdürülebilir kalkınma amaçlarının gerçekleştirilmesine katkı sağlayacak politikaları destekleyici ve güçlendirici önerilerde bulunulması amaçlanmıştır. Üç bölümden oluşan bu çalışmada, konuyla ilgili teorik altyapı oluşturulmuş, 17 sürdürülebilir kalkınma amacı ve bunlarla bağlantılı 169 hedef detaylıca incelenmiş, sürdürülebilir kalkınma amaçlarının belediyelerle olan ilişkisi ortaya konmuştur. Sürdürülebilir kalkınma amaçlarının belediyelere olan yansıması Türkiye, Almanya ve İngiltere'deki uygulama örnekleri kapsamında ele alınmıştır. Çalışmanın tamamlanmasıyla, Türkiye, Almanya ve İngiltere'nin sürdürülebilir kalkınma amaçlarına tam anlamıyla ulaşamadıkları belirlenmiştir. Belediyelerin uyguladığı projelerin bazılarının sürdürülebilir kalkınma amaçlarına ulaşılması yönünde katkı sağladığı ancak yetersiz kaldığı sonucuna varılmıştır.
2001- 2021 arası Afganistan kamu yönetiminde yolsuzluk
Yolsuzluk, bugün dünyanın en büyük sorunlarından birini teşkil etmekte ve istikrar ve güvenlik için ciddi bir tehdit olarak kabul edilmektedir. Yolsuzluk yaygın bir olgudur ve belirli bir coğrafyası yoktur. Ancak bu olgunun kapsamı, türü ve biçimi ülkeden ülkeye değişmektedir. Gelişmiş ülkeler çeşitli yöntemler kullanarak bunu aşmayı ve toplumlarını bu beladan uzak tutmayı başarırken, gelişmekte olan ülkelerde ve hatta daha çok geri kalmış ülkelerde yolsuzluk büyüyerek krize dönüşmektedir. Yolsuzluğun Afganistan halkının ve hükümetinin mevcut sorunlarının nedenlerinden biri olduğunu düşünmek abartı olmaz; çünkü güvensizlikten yoksulluğa, işsizlikten suça, uyuşturucu kaçakçılığından adaletsizliğe ve kamu düzenine kadar her şey devlet kurumlarındaki yolsuzluklarla doğrudan ilişkilidir. Yeni rejimin tesisi üzerinden 21 yıl geçti. Eğitim, ekonomi, askeri, sağlık, kültür, yönetim ve hukuk alanında milyarlarca dolarlık harcamaya rağmen Afganistan, dünyanın en yozlaşmış hükümetlerine sahiptir. Afganistan'da yolsuzluk, ekonomik, siyasi, sosyal ve güvenlik bakımından olumsuz sonuçlar yaratmıştır. Bununla beraber yolsuzluk, güvensizlik ve işsizlik ile birlikte üç önemli ulusal problemden birisidir. Bu üç problemin her biri birbiriyle doğrudan ilişkilidir. Yolsuzluk ve yolsuzlukla mücadele, diğer devletlerde olduğu gibi Afganistan'ın da tarihinin iniş çıkışlı dönemlerinde sürekli kendisini göstermiştir. Çalışmamızda Yolsuzluk kavramı ve Afganistan'daki yolsuzluğun görünümü ve boyutundan yola çıkarak Afganistan'daki yolsuzluğun tanımının yapılması ve yolsuzluk sorununa çözüm önerilerinin önermeyi amaçlanmıştır. Uluslararası literatür ve yerel kaynaklarla, Afganistandaki yolsuzluğun boyutu incelenmiş, kaynaklardaki bilgilerin karşılaştırması yapılmış ve ülkedeki yolsuzluk kültürü ve hasarları aydınlatılmaya çalışılmıştır. Aynı zamanda Yaptığımız çalışma ile yolsuzluğun önlenmesi yönündeki çabalara ve akademik literatüre katkı sunmak amaçlanmıştır. Çalışma nitel araştırma yöntemiyle yapılmış olup, ulusal ve uluslararası kaynaklar taranarak elde edilen veriler kullanılmıştır. Bunun yanında Afganistanda'da bir süre araştırma faaliyetinde bulunarak saha incelemesi de yapılmıştır.
Türkiye'de Bulgaristan göçmenlerinin entegrasyonunun kuşaklararası karşılaştırması: İzmir örneği
İnsanlık tarihinin en eski olgularından biri olan göç ve göçmenlerin entegrasyonu sosyal bilimlerin uzun süredir çeşitli yönleriyle ele aldığı bir konudur. Entegrasyon sürecinin sadece bir kuşakla sınırlı olmadığı ve entegrasyonun birkaç kuşağı etkileyen dinamik bir süreç olduğu anlayışını temel alan kuşaklararası çalışmalar göç literatüründe geniş ve önemli bir yer tutmaktadır. Bu çalışma, bu anlayış doğrultusunda 1989 Bulgaristan göçmenlerinin entegrasyon sürecinin kuşaklararası dönüşüm ve aktarımını incelemektedir. 1989 Bulgaristan göçmenlerinin yoğun olarak yaşadığı illerden biri olan İzmir ilinde göçmenlerle derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Çalışmanın hane üzerinden kuşaklararası bir karşılaştırmaya dayanması nedeniyle 15'er hane olarak toplamda 30 kişi ile görüşme yapılmıştır. Görüşmelerden elde edilen bulgular anlatı analizi ile incelenmiştir. Göçmenlerin kendi yaşam öykülerini ortaya çıkarmayı amaçlayan bu çalışma ile göçmenlerin Türkiye'deki entegrasyonlarına ilişkin anlatılarının kuşaklararası aktarımı ortaya çıkarılmıştır. Çalışma bulguları kapsamında birinci kuşak göçmenlerin bir göçmen kimliği inşa ettiği ve bu kimliğe ilişkin bazı niteliklerin ikinci kuşağa aktarıldığı görülmüştür. Göçmenlerin Bulgaristan'daki yaşamlarından Türkiye'ye taşıdıkları kültürel değerlerle Türkiye'deki entegrasyonlarını sağlamaya yönelik anlatıların birleşerek bir entegre olma stratejisi ortaya çıkardıkları görülmüştür.
Türkiye'de bölgesel kalkınma politikaları ve kalkınma ajansları
Helsinki Zirvesi ile Avrupa Birliği'ne adaylığının teyidinden sonra Türkiye, yarım yüzyıla yakındır uygulamakta olduğu merkezi planlamaya ve teşvik sistemine dayalı bölgesel gelişme politikalarını terk ederek yeni bir anlayışa yönelmiştir. Bu yeni anlayış yerel dinamiklerin harekete geçirilerek bölgelerarası farkların azalacağını, bölgedeki ekonominin canlanacağını öne sürmektedir. Politikanın uygulanmasının formülü ise, kamu- özel- sivil toplum kuruluşlarının ortaklığı olarak gösterilmektedir. Kalkınma ajansı benzeri yapılar Türkiye dâhil çoğu ülkede uzun yıllar önce kurulmuştur. Avrupa Birliği'nde merkez ülkeler Bölgesel Kalkınma Ajansı Sistemi'ni yerleştiren ilk ülkeler olmuştur. Gerek merkez ülkelerde gerekse birliğe sonradan üye olan çevre ülkelerde bu kurumlar olumlu sonuçlar aldığı kadar olumsuz eleştirilerle de karşılaşmıştır. AB'nin adaylık sürecinde bütün aday ülkelere benimsettiği bu politika bölgesel rekabet ve yönetişim anlayışıyla sermayeyi ön planda tutmaktadır. Bu çerçevede çoğu ülkede bu kurumlar kamu ve özel sektör eliyle yürütülen işletmeler olarak iki yapılı olarak oluşturulmuştur. Türkiye'de de bu politikaların yansıması olan Kalkınma Ajansları 2006 yılından itibaren kurulmaya başlandı ve 26 NUTS 2 düzeyinde, 26 Kalkınma Ajansı kuruldu. Gerek planlı dönem öncesinde gerek ise planlı dönemde üretilen politikalara rağmen bölgelerarası farkların ortadan kaldırılamaması sorununun çözümü yeni süreçte bu 26 ajansa devredilmiş oldu. Rekabet unsuruyla bölgenin kalkındırılmasını hedefleyen bu kuruluşların ise, yapısal olarak Türkiye'ye tam uygun olmaması ve bölgesel potansiyellerin göz ardı edilmesinden dolayı çözüm yolunda nasıl bir etki gösterecekleri belirsizdir. Bu noktada merkezi planlama anlayışının yarım yüzyıldan fazla hüküm sürdüğü post-komünist ülkelerde yaşanan deneyimler ve alınan sonuçlar, yaşanan hızlı değişimin rahatlıkla incelenebilmesi açısından önem teşkil etmektedir.
Kamu kurumlarında itibar yönetimi: Sağlık Bakanlığı örneği
Araştırmada, bireyler kadar kurumlar için de önemli olan, oluşturulması uzun ve planlı bir süreci kapsayan ve yıkılması ise oluşturulmasından daha kısa süren itibar çalışılmıştır.Araştırmanın genel amacına uygun olarak; itibar kavramından yola çıkılarak kurumsal itibar, kurumsal itibar yönetimi kavramalarına ek olarak Sağlık Bakanlığı örneği incelenmiştir. Bu kapsamda, çalışmada anket yöntemi kullanılarak veriler elde edilmiş ve yorumlanmıştır. Toplamda 20 anket sorusundan oluşmuştur. Ölçeğin güvenirlilik katsayısı 0,88 bulunarak, yüksek güvenirlilikte olduğu saptanmıştır. Araştırmada 10 fakülteden öğrenci ve akademisyenler katılımcı olarak seçilmiştir.Araştırma sonucunda genel olarak değerlendirildiğinde katılımcıların olumlu algıladıkları görülmüştür. Ancak fakülteler arasında ve cinsiyet açısından değerlendirildiğinde itibar algılamalarında bazı farklılıklar olduğu saptanmıştır.
Türk Anayasalarında insan hakları
İnsan hakları, yoğun olarak, özellikle son dönemlerde hukuk alanında önemli tartışma konularından birisini oluşturmaktadır. Bu nedenle ülkeler, iç hukuklarında insan hakları konusuna daha hassas yaklaşmaktadırlar. Türkiye'de de 1924 Anayasası'ndan itibaren insan hakları konusu çeşitli maddelerde düzenlenmiş, 1961 Anayasası ile insan hakları alanında çok önemli ilerlemeler kaydedilmiştir. Ancak 1980 dönemi olaylarının getirdiği bir ortamda hazırlanan 1982 Anayasası'nda insan hakları alanında çok fazla sınırlama yer almıştır. Bu nedenle özellikle Avrupa Birliği sürecinin de etkisi ile Anayasa değişiklikleri ile bu sınırlamaların azaltılması ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne daha uyumlu bir Anayasa yapılması gündeme gelmiştir. Bu çalışmada da Türk Anayasalarının insan haklarına ne şekilde yer verdiği karşılaştırmalı bir şekilde değerlendirilmiştir.Anahtar Kelimeler: İnsan hakları, AİHS, 1921 Anayasası, 1924 Anayasası, 1961 Anayasası, 1982 Anayasası
Marka kent oluşturma bağlamında stratejik kent yönetimi: Karaman kenti için bir model önerisi
Kentler, medeniyetlerin şekillendiği yaşam alanlarıdır. İçinde yaşadığımız küreselleşme çağı, bu alanları değişmeye zorlamaktadır. Kentler, bu değişim sürecinde varlıklarını sürdürebilmek için markalaşarak farklılıklarını pazarlamak ihtiyacı duymaktadırlar. Ancak kentler için markalaşma, çok aktörlü ve zor bir süreci ihtiva etmektedir.Bu çalışmada, dünyadaki birçok kentin markalaşmasında etkin rol oynayan Stratejik Kent Yönetimi süreçleri incelenerek, Karaman üzerinden bir model önerisinde bulunulmuştur.Kente ilişkin algıların ölçülmesi amacıyla, Karaman dışındaki 25 kentte yaşayan 877 kişiye ve Karaman'da yaşayan 108 yerel yöneticiye anket uygulaması yapılmıştır. Çalışma sonucunda, Karaman markasının öne çıkan kimlik unsurları tespit edilmeye çalışılmış ve bu unsurların ön plana çıkarılmasıyla markalaşma faaliyetlerinin nasıl gerçekleştirileceğine yönelik öneriler sunulmuştur.
Organize sanayi bölgelerinin kent ekonomisine katkısı: Malatya örneği
Sanayi, ülkelerin gelişmesinde ve ekonomik kalkınmada önemli rol oynamaktadır. 18.yüzyılda İngiltere'de başlayan ve kısa zamanda Avrupa'ya yayılan sanayileşme, Avrupa'da ve dünyada önemli değişikliklere yol açmıştır. Öncelikle toplumsal sınıfların yapısında önemli bir değişiklik yaşandı ve Burjuva-İşçi Sınıfı ayrımı derinleşmeye başladı. Sanayinin gelişmesi kentlerde nüfusun artmasına neden olmuş, kentleşmeyi etkilemiştir.Bir başka açıdan hızla sanayileşen ve üreten ülkeler, büyümeye başlamış ve uluslar arası alanda söz sahibi olmuşlardır. Sanayinin kalkınmada öncelikli olduğu kanıtlanmıştı. Bu durum ise, sanayinin daha planlı ve programlı yürütülmesi gerektiğini gösterdi. Bu planların başında Organize Sanayi Bölgeleri'ni yaygın hale getirmek vardı. Çünkü Organize Sanayi Bölgesi ile sanayi belirli bir alanda toplanmış olacak ve özellikle kentleşme açısından önemli katkı sağlayacaktı. Ayrıca yatırımcılara ekonomik kolaylıklar ve fırsatlar sunmaktaydı.Bu çalışmada öncelikle sanayinin ortaya çıkışı, sanayi bölgelerinin oluşturulması, sanayi bölgelerinin Organize Sanayi Bölgesi haline gelmesi konuları üzerinde durulmuştur. Çalışmada ayrıca, Malatya Organize Sanayi Bölgesi hakkında gerekli bilgiler aktarılarak sonuç bölümünde Organize Sanayi Bölgeleri'nin gelişimi için önerilerde bulunulmaktadır.
Türkiye'de erkler ayrılığı ve dokunulmazlıklar
Devleti oluşturan kuvvetler, yasama, yürütme ve yargı olmak üzere üçe ayrılmaktadır. Demokratik toplumlarda kuvvetler ayrılığı ilkesi ve hukuk devleti kavramı, hayati öneme haiz konulardır. Tarihsel süreç içerisinde, dokunulmazlıklar, çeşitli şekillerde yer almıştır. Türkiye de siyasi tartışmaların merkezinde yasama dokunulmazlıklarının yer almasına karşın, diğer tüm erklerde de dokunulmazlıkların varlığı söz konusudur.Tüm dokunulmazlıklar toplum vicdanını rahatsız etmektedir. Fakat dokunulmazlıkların amacı ayrıcalıklı bir sınıf oluşturmak değildir. Asıl amaç, kamusal faaliyette görev alanları haksız isnatlardan korumaktır. Böylelikle kamu görevlileri görevlerini güvence içinde ifa edebileceklerdir. Bu da ancak hukuk devleti ilkesinin hayata geçirilebilmesi ile sağlanabilecektir.Dokunulmazlıklar, ayrıcalıklı bir sınıf oluşturmayı engelleme ve aynı zamanda güven içerisinde kamusal faaliyeti icra edebilme, arasındaki dengeyi sağlamalıdır.Öncelikli olarak, toplumun adalet duygusunu güçlendirmek için, mümkün olan en kısa zamanda, Türkiye de yeni bir yargı reformu yapılmalıdır. Dolayısı ile bu yeni yargısal reforma göre dokunulmazlıklar yeniden değerlendirilmelidir.
Siyasal, toplumsal ve ekonomik değişim sürecinde Türkiye'de din-devlet ilişkileri
Bu araştırma, Türkiye'de din-devlet ilişkilerinin siyasal, toplumsal ve ekonomik değişim sürecindeki bir çözümleme ve değerlendirmesini içermektedir. Ülkemizde din-devlet ilişkilerinin gelişim ve değişimi batıdan tamamen farklı olarak ortaya çıkmıştır. Kilise (din), Batıda yaşanan toplumsal ve ekonomik değişim sonucunda, devlet üzerindeki yüzyıllar süren egemenliğini kaybetmiştir. İslamiyette, Hıristiyanlıktaki gibi bir ruhban sınıfını bulunmamaktadır. Ayrıca din-devlet ilişkileri konusunda Batıda yaşanan ekonomik ve toplumsal süreç ülkemizde yaşanmamıştır. Bu nedenlerle ülkemizde din-devlet ilişkileri yukarıdan aşağıya doğru yapılan düzenlemelerle biçimlendirilmeye çalışılmıştır.Araştırmada, tarihsel süreçte yaşanan din-devlet ilişkilerindeki değişim incelenmiş, Türklerde ve Türkiye Cumhuriyeti'ndeki din-devlet ilişkileri dönemler halinde açıklanmış, yönetsel ve hukuksal düzenlemelerdeki din-devlet ilişkisi ortaya konmuştur. Türkiye Cumhuriyeti'nde din-devlet ilişkilerinin çözümlenmesi yapılırken dönemlerin siyasal, toplumsal ve ekonomik yapıları da göz önüne alınmıştır.Günümüzde küreselleşme süreci ile toplumsal, ekonomik, siyasal ve kültürel alanlarda büyük bir değişim yaşanmakta ve bu değişim din-devlet ilişkilerini de etkilemektedir. Bu ortamda ülkemizde toplumsal bütünleşmenin sağlanması için din, siyasi çekişmelerin kaynağı olmak yerine, toplumu birleştirmenin araçlarından birisi olmalıdır.
Batı Avrupa'daki ve Türkiye'deki 1968 Hareketlerinin karşılaştırılması
1968 Hareketi, modern dünyada gerçekleşen sosyal ve siyasal bir patlamadır. Bu patlama aynı yoğunlukta yaşanmasa da birçok ülkede görülmüştür. Türkiye de bu patlamanın görüldüğü ülkelerden birisidir. Önce Amerika ve daha sonra da Avrupa, 1968'in beşiği olarak kabul edilmektedir. Batı Avrupa 1968 Hareketi çeşitli ideolojik kaynaklardan etkilenerek oluşmaktadır. Bunlar arasında Vietnam Savaşı, Çin Kültür Devrimi, Latin Amerika Kaynaklı Kır ve Şehir Gerillası, Amerikan Sivil Yurttaşlık İnisiyatifi ve Irkçılık Karşıtı Hareket ve Anti-Otoriter ideolojiler öne çıkmaktadır. Ayrıca Batı Avrupa 1968 Hareketi içinde Fransa'nın yaşadığı 1968'in yeri ayrıdır. Fransa, 1968 Hareketi'nin kalbidir. Türkiye 1968 Hareketi de Batı Avrupa 1968 Hareketi'nin ideolojik kaynaklarından etkilenmekle birlikte ?ülkenin kendine has özellikleri? daha çok ön plandadır. Bu yönüyle Türkiye 1968 Hareketi'nin ideolojik kaynakları içinde, geleneksel solun Türkiye'ye yansıyan fraksiyonları (MDD, TİP), resmi ideolojinin paralelinde yürüyen yayın organları (Yön-Devrim Grubu) ve ?üçüncü dünyacılık? yer almaktadır.
Cumhuriyet dönemi Türk anayasalarında temel hak ve özgürlüklerle ilgili yapılan düzenlemeler
İnsan hakları, insanların doğuştan sahip olduğu vazgeçilemez, devredilemez ve dokunulamaz hakları ifade etmektedir. İnsan hakları anayasa metinlerinde temel hak ve özgürlükler başlığı altında düzenlenmektedir. Cumhuriyet Dönemi Türk Anayasalarında Temel Hak ve Özgürlüklerle İlgili Yapılan Düzenlemeler başlıklı bu çalışmada; 1924, 1961 ve 1982 Anayasalarında temel hak ve özgürlüklerle ilgili yapılan düzenlemeler incelenmiştir. Bu incelemeler sonucunda 1924 Anayasasının temel hak ve özgürlüklere yönelik güvenceleme sistemi getirmediği, 1961 Anayasasının demokratik ve çoğulcu bir anlayış getirdiği ve 1982 Anayasasının sınırlandırıcı ve yasaklayıcı bir yaklaşım getirdiği kanısına varılmıştır.Anahtar Kelimeler: Anayasa, İnsan Hakları, Temel Hak ve Özgürlükler.
2000 sonrası Türkiye'de yerel yönetim yasalarının "Yerel yönetişim" kavramı üzerinden değerlendirilmesi
Uluslararası kuruluşlardan biri olan Dünya Bankası tarafından ilk defa bugünkü anlamıyla kullanılan ?yönetişim? kavramı, birçok devlet, uluslararası kuruluş ve uluslarüstü oluşum tarafından benimsenerek kamu yönetimi alanında kullanılmıştır. Katı, hiyerarşik ve bürokratik yapı yerine devletin özel sektör ve sivil toplum ile yetkilerini paylaştığı bir düzen içeren yönetişim, tüm aktörlerini ?paydaş? olarak tanımlayan bir yönetim sistemidir. Yönetişimin; yönetimlere hesap verebilirlik, cevap verebilirlik, açıklık, katılım ve etkinlik getirmesi planlanmaktadır. Katılımın yerel yönetimlerde daha yüksek oranda olması ise; yönetişim sisteminin yerel yönetimlere taşınmasına sebep olmuştur. Çalışmada ana konuyu oluşturan ?yerel yönetişim? kavramı yerel yönetimleri ve yönetişimi ilgilendiren diğer kavramlarla birlikte ayrıntılı olarak tanımlanmıştır. Ayrıca Türkiye'nin ?yerel yönetişim? kavramı çerçevesinde yaptığı çalışmalar ve uygulamalar aktarılmıştır.Bununla birlikte, bu çalışmada Türkiye'nin 2000 yılından sonra değiştirilen yerel yönetim yasaları, değiştirilmesi düşünülen kanunlar ve yerel yönetimleri etkileyen bazı uluslararası belgeler yerel yönetişim anlayışını açısından değerlendirilmiştir. İlgili belgelerin yerel yönetişim anlayışının özelliklerini ne kadar barındırdığı, değiştirilen kanunların yapılış aşamasındaki fikirler ve uluslararası belgelerin Türkiye'nin yönetim yapılanmasındaki etkileri tartışılmıştır. Bu bağlamda belediyeler, büyükşehir belediyeleri, il özel idareleri, köyler, kalkınma ajansları, mahalli idare birlikleri yasaları, Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu ve AB müzakere belgeleri ile BM İkiz Sözleşmeleri incelenmiştir.Çalışmanın ana denencesine göre; Türkiye'de 2000 sonrası çıkarılan çeşitli yasalarla ve dâhil olunan uluslararası belge ve sözleşmelerle, yerel yönetimden yerel yönetişime geçiş süreci ivme kazanmıştır. Bu ana denenceden yola çıkılarak incelenen her belge için bir denence üretilmiş ve bu denenceyi destekleyecek bulgu ve önerilere ulaşılmıştır.Anahtar Kavramlar: Yönetişim, Yerel Yönetim, Yerel Yönetişim, Yerel Yönetim Yasaları
Lisansüstü eğitimde kalite yönetimi: İnönü Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü'nde bir uygulama
Bir ülkenin gelişmişliği, kaliteli ürün ve hizmet üretmesi ancak kaliteli bir eğitimle mümkündür. Birçok üniversite, eğitim kalitesi ile ilgilenmekte, eğitim kalitesini ve memnuniyet düzeyini ölçmeye ve iyileştirmeye çalışmaktadır. Kalite ölçülmezse, yönetilemez ve iyileştirilemez. Çalışmada, lisansüstü eğitim kalitesini belirleyen temel faktörler ve bu faktörlerin bazı değişkenlerle ilişkisi ve önem düzeyleri ortaya konmuştur. Bu araştırma, kalite yönetiminin lisansüstü eğitimle ilişkisini hem akademik hem de idari yönden ele almış, genelde üniversitelere özelde ise enstitülere odaklanmıştır. Tezde, öncelikle kalite yönetimi ve yüksek öğretim konusunda kavramsal bir tartışma sunulmuştur. Ardından, lisansüstü eğitim kalitesini belirleyen temel faktörlerin değişkenlerle ilişkisi tespit edilmiştir.Araştırmada anket yöntemiyle toplanan veriler kullanılmıştır. Araştırmanın evreni, 2011-2012 akademik yılında İnönü Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü'nde eğitim gören tezli yüksek lisans ve doktora öğrencilerinden oluşmaktadır. Lisansüstü eğitim kalitesini oluşturan beş temel faktör literatür taraması ile elde edilmiş araştırma sonuçları ile doğrulanmıştır. Çalışmada, lisansüstü eğitim kademesinde kalite yönetim modellerinin uygulanmasıyla kaliteli çıktıya ulaşılabileceğine vurgu yapılmaktadır. Literatür incelendiğinde eğitim kalitesine en kapsamlı yaklaşımın ?sistem yaklaşımı? olduğu saptanmıştır. Kaliteli eğitim, kaliteli yönetsel süreçlerle gerçekleştirilebilir. Girdi ve süreç kalitesi çıktı kalitesine yansır. Eğitimin çıktısı eğitim sürecinde değer katılmış girdilerdir. Akademik başarı, eğitim kalitesinin bir göstergesi olarak kabul edilmektedir.Sistem yaklaşımı ile tasarlanan bu model ?Lisansüstü Eğitim Kalitesini Belirleyen Temel Faktörler? modeli olarak sunulmuştur. Model, kaliteli lisansüstü eğitime ulaşabilmek amacıyla yapılacak yönetim girişimlerine rehberlik yapmaktadır. Lisansüstü eğitimde kaliteyi oluşturan faktörlerin diğer kurumlarca da genel kabul göreceği düşünülmektedir. Ortaya konulan ölçme aracı ile lisansüstü eğitim veren kurumların kalite ölçütünde kendilerini değerlendirebilecekleri ve bu değerlendirme sonuçlarından yola çıkarak kalitelerini geliştirebilecekleri beklenmektedir. Bu alanda yapılacak araştırmalarla geliştirilmeye açık bir model sunulmuştur. Lisansüstü eğitimde kalite yönetimini sorgulayan araştırmaların yetersiz sayıda olduğu tespit edilmiştir. Sonuç olarak, lisansüstü eğitimde kalite yönetimi alanında ulusal düzeyde daha ileri araştırmalar yapılması önerilmektedir.
Türk siyasal yaşamına etkileri bakımından İslamcılık ve Necmettin Erbakan
Bu araştırmada İslam ve İslamcılık bağlamlarında Necmettin Erbakan'ın Türk Siyasal Yaşamına etkileri incelenmiştir. Türkiye'de ve dünyada İslam'ın siyasal alandaki varlığı incelenirken yapılanın aksine bu araştırmada, İslam ve İslamcılık kendi kaynakları üzerinden incelenmiş ve İslam'ı referans alan siyasal bir lider olarak Necmettin Erbakan da İslami terminoloji üzerinden değerlendirilmiştir. Böylelikle Türk siyasal yaşamında kendisini Müslüman olarak tanımlayan bir lideri, Batılı siyasal terminoloji ile yorumlanmaktan kaynaklanan anlamlandırma ve anlama sorunu çözümlenmeye çalışılmıştır.Bu bağlamda araştırmanın İkinci Bölümünde; ilk olarak İslam'ın peygamber dönemi ile başlayan ve dört halife dönemi ile sona eren siyasal uygulamaları ve kavramları tartışılmış ardından İslam'ın siyasal zeminde araçsallaştırıldığı Emeviler ile başlayan dönem incelenmiştir. Her iki dönem arasındaki temel çatışma noktası, İslam ve siyaset arasındaki araçsal ilişkinin gösterdiği değişim yönünde biçimlenmiştir. Üçüncü Bölüm; İslam'ın siyasal zeminde kazandığı üçüncü varlık biçimi olan ?ideoloji? halini ve bir ideoloji olarak İslamcılığın, üç farklı coğrafyada kazandığı görünümleri konu almıştır. Bununla birlikte bu araştırmanın esas aldığı bir kavramsallaştırma olarak; İslamcılık ve siyasal İslam arasındaki farka vurgu yapılmıştır.Araştırmanın Dördüncü Bölümünde Türkiye'de yaşanan siyasal, ekonomik ve toplumsal değişimle birlikte ve dünyadaki değişime de paralel olarak İslam ve İslamcılığın siyasal alanda nasıl konumlandığı incelenmiştir. Altıncı Bölümden itibaren ise Necmettin Erbakan'ın Türk siyasetindeki varlığı siyasal söylemleri ve pratiği, Türkiye'nin yaşadığı dönüşüme eklemlenerek, İslami terminoloji ekseninde değerlendirilmiştir.Böylelikle araştırmanın çıkış noktasını oluşturan ?Necmettin Erbakan'ın, siyasal İslamcı yerine İslam'ın siyasal yöntemleri?ni kullanmış bir lider olarak tanımlanması gerektiği; 24 Ocak kararlarının yarattığı siyasal ve ekonomik liberalleşmenin, Milli Görüş ideolojisinde değişim yaratmayan ancak Milli Görüş partilerini giderek sistem içine çeken bir nitelik gösterdiği ve son olarak İslam'ın Türk siyasetindeki varlığının, söylem düzeyinde laik sistem ile çelişmesi yanında pratikte laik sistemin varlığını güçlendirmiş olduğu sınanarak ortaya konmaya çalışılmıştır.
Türkiye Cumhuriyeti'nin iskân siyaseti
?Türkiye Cumhuriyeti'nin İskân Siyaseti? adlı bu araştırma iki ana bölümden oluşmaktadır. Kavramsal çerçeve oluşturmak amacıyla ilk bölümde araştırmada sıklıkla kullanılan kavramlar incelenmekte ve Türkiye'de iskân siyasetinin tarihi geçmişini oluşturan Osmanlı Devleti'nin iskân siyaseti incelenmektedir.Türkiye Cumhuriyeti'nin İskân Siyasetinin Çözümlenmesi başlıklı ikinci bölümde; Cumhuriyetin iskân siyasetini şekillendiren nedenler ve iskân siyasetinin kapsamına giren unsurlar incelenerek iskân örgütlenmesi ve iskânla ilgili yasal düzenlemeler değerlendirilmektedir. Türkiye Cumhuriyeti tarihi bir göç tarihidir. Bu çerçevede Türkiye'de 1923'ten 2000'li yıllara değin yaşanılan göç deneyimi, güvenlik algılaması ve modernleşme süreci, iskân politikasının gelişimi üzerinde bir çok etkiye sahiptir.İskân siyasetinin uygulama örnekleri ise; göçler nedeniyle gerçekleştirilen iskân uygulamaları, güvenlik nedeniyle gerçekleştirilen iskân uygulamaları, yeniden yerleştirme (yeniden iskân) uygulamaları şeklindeki sınıflandırmayla incelenmektedir. İskân siyaseti ve uygulamalarının sosyal, ekonomik ve siyasal sonuçları kısmında ise genel bir değerlendirme yapılmaktadır.
Osmanlı'da siyasal bir ceza aracı olarak sürgün: Niyâzî-i Mısrî örneği
Bu toprağın bağrında çok değerli şahsiyetler çıkmıştır. Bunlardan Somuncu Baba, Hulusu Efendi, Sadreddin Konevi ve Niyâzî-i Mısrî bu şahsiyetlerden en önemli kişileridir. Bu kişilerin toplumsal, kültürel ve siyasal yaşama çok önemli etkileri olmuştur. Malatyalı Mehmet Niyâzî-i Mısrî sadece yaşadığı dönemde değil, günümüz dahi derin etkileyiciliği olan bir İslam Mutasavvıfıdır. 17 asırda Osmanlı Devletinin duraksama döneminde Siyasi İktidarın tüm yanlışlıklarını açık bir yüreklilikle ortaya koymuş, İktidara devletin daha iyi yönetilmesi için sistematik bir şekilde muhalif olmuştur. O sadece bir eylem insanı değil, hak ve hakikat için sivil itaatsizliğin ve aksiyonerliğin çağlar aşan parlak örneğidir. Niyâzî-i Mısrî yazmış olduğu divanı olan Divan-ı İlahiyatı en çok okunan, bilinen, sevilen, baskısı yapılan ve atıfta buluna kişilerden birisidir. O,Türkçe ve Arapça olmak üzere 10 ciltten fazla Manzûm ve Mensûr eseri kaleme almıştır. Mısrî şair kimliği ötesinde aynı zamanda yaşadığı toplumu, devleti ve siyaseti de dönüştürmeyi kendine bir görev bilmiş bir fikir adamıdır. Hak bildiğini söylemekten çekinmeyen, ezber bozan söylemleri, kabına sığmayan yaşamı ve bunun 18 yıl süren Rodos ve Limni adalarında sürgünlerle bedelini ödemekten çekinmeyen özgün ve örnek bir şahsiyettir. Bu nedenle Niyâzî-i Mısrî?ye sahip çıkmak, kültürel mirasımıza sahip çıkmak, haksızlık karşısında dik durmak, vatansever olmak ve Malatya?nın değerlerine sahip çıkmak demektir. Niyâzî-i Mısrî dönemin üst dönem idarecileri olan Sadrazam, veziriazam ve defterdar gibi üst düzey idarecilerin yanlışlıklarını, yolsuzluklarını eleştirmiştir. Devletin geleceği ile çözüm önerileri sunmuştur. Osmanlı Devletinin 17.Y.Y `dan itibaren yeteneksiz yönetici sınıfının elinden bunalıma sürüklendiğini tek başına yüksek sesle haykırır.Osmanlı Hanedanı?nın tahtı artık Kırım Tatar Hanları?na bırakması gerektiğini söyleyecebilecek kadar yenilikçi,değişime açık bir kişidir. Osmanlı devletinin kuruluş ve yükseliş döneminde Tekke ile Medrese arasısında fikir ve gönül birliği sağlanmıştır.17.Y.Y dan itibaren Tekke-Medrese arasında bir çekişme başlamış, bu çekişmeden denge Tekkeler alehine bozulmuş. Mehmet Niyâzî-i Mısrî bu çatışmanın önlenmesi için çok mücadele vermiş, bu konuda çok önemli eserler yazmış örnek bir şahsiyettir. Mısrî, davası uğruna meşru olmadığı düşündüğü Padişah fermanlarını dinlememiş, muhalif ama daime ilkeli bir duruş sergilemiştir. Erdel Seferine katılmak için izin vermeyen padişaha mektup yazacak kadar yüreklidir. Düşmanları ona 18 yıl devam eden sürgün hayatı yaşatmıştır. O sürgün yaşamı boyunca izlenmiş, aşağılanmış, zehirlenmiş bir mazlumdur. Ona bu sürgün hayatını reva gören Osmanlı hanedanının akibetleri de aynen onun gibi acı ve trajik bir sürgün hayatı ile sonuçlanmıştır. Anahtar Sözcükler: Demokrasi, Siyaset, Sürgün, MonarĢi, ġiddet, Ceza
Ulus devletin bazı Avrupa ülkelerinde ve Türkiye'de oluşumu ve sorunları: Ötekileştiren ulus mu, ötelenen ulus mu?
Araştırmada, ulus devlet ve milliyetçiliğin yanı sıra, küreselleşme ve ulus devletin etkileşimi hakkında bilgi verilmesi; ulus devletin seçilmiş Avrupa ülkelerinde (İngiltere, Fransa ve Almanya) oluşumu ve sorunlarının ortaya konması; uluslaşma süreci sancılı ve sorunlu bir ülke olan Türkiye?nin ulus devlet konusundaki deneyimlerinin, eksiklerinin ve yanlışlarının ortaya konması ve bunlara dönük çıkarsamalarda bulunulması amaçlanmıştır. Ulus devletin doğuşundan günümüze kadar geçirmiş olduğu tarihsel gelişim süreci, temel nitelikleri, milliyetçilik, küreselleşme ve ulus devletin etkileşimi konusunda bilgi verilen bu çalışmada; seçilmiş Avrupa ülkelerinde ve Türkiye?de ulus devletin dünü ve bugünü, sorunları ele alınmıştır. Kapsam bakımından genişliği, seçilmiş Avrupa ülkeleriyle Türkiye?nin ulus devlet ve uluslaşma eğilimlerini, ulus devletin sorunlarını ve buna dönük çözüm önerilerini ele alması, ulus devlet konusuna `ekonomi cephesinden? yaklaşılması yönünden bu çalışmanın önem taşıdığı düşünülmektedir. Tarihsel ve betimsel araştırma yöntemlerinin birlikte kullanıldığı çalışmada, öncelikle ulus devlet ve küreselleşme hakkında bilgiler verilmiştir. Bu bağlamda ulus devlet ve milliyetçiliğin tarihsel gelişimi, ulus devletin temel nitelikleri, milliyetçilik türleri, küreselleşme ve ulus devletin etkileşimi hakkında bilgi verilmiştir. Daha sonra da, seçilmiş Avrupa ülkelerinde ve Türkiye?de ulus devletin oluşumu ve sorunlarına değinilmiştir. Bu bağlamda, Almanya, Fransa, İngiltere ve Türkiye?de ulus devlet profili, ulus devletin tarihsel gelişimi ve sorunları ele alınmıştır. Seçilmiş Avrupa ülkeleriyle Türkiye?de ulus devletin oluşumu ve sorunları konusu işlendikten sonra, çalışmada ele alınan ülkelerin ulus devlet macerası karşılaştırılmıştır. Çalışmanın son kısmında da çalışmaya ilişkin sonuca yer verilerek, çalışma sonlandırılmıştır. Anahtar Kelimeler: Almanya, Batılılaşma, Burjuvazi, Fransa, Đngiltere, Kapitalizm, Küreselleşme, Milliyetçilik, Modernleşme, Ulus Devlet, Türkiye
Sosyal politika açısından Türkiye'de çocuk hakları sorunu: Alana ilişkin bir araştırma
Sosyal politika sorunu olarak günümüz çocuklarının gerçek taleplerini ortaya çıkarmak ve bu taleplere yönelik hak temelli bir çocuk politikasının oluşturulması için öneriler geliştirmek amacını taşıyan bu araştırma iki bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde çocuk olgusu, çocuk hakları, Türkiye'de çocuk hakları kapsamında cumhuriyet döneminden günümüze kadar çocuklara yönelik izlenen devlet politikalarının dönemsel gelişimi ve Türkiye'de çocuk haklarının mevcut durumu konusunda doküman taraması yapılmıştır. Alan araştırmasının yer aldığı ikinci bölümde ise evren olarak seçilmiş Malatya İli içindeki ortaöğretim ikinci kademe okullarında öğrencilerden çocuk haklarına yönelik beklenti, istek, görüş ve duygu durumlarını açıklayan kompozisyon yazmaları istenmiş ve bu kompozisyonlardan elde edilen verilerin toplanması, çözümlenmesi ve yorumlanmasında nitel araştırma yöntemleri kullanılmıştır. Çocukların çocuk hakları konusundaki gerçek taleplerini ortaya çıkarmak amacıyla yapılan bu araştırma sonucunda çocukların, kararlara katılma, kendini temsil etme, kendi sorumluluğunu taşıma, düşüncelerini ifade edebilme, toplum tarafından saygı duyulma, önemsenme, değer verilme, politik eylemlerde bulunabilme gibi özgürleştirici, bağımsızlaştırıcı hak taleplerinin olduğu saptanmıştır. Bu bakımdan, kanımızca günümüzde çocuklara yönelik bir sosyal politikanın yeni görev alanları "çocukları nasıl özgürleştirebiliriz" sorusu etrafında tanımlanmalıdır.
Belediyelerde katı atık yönetimi: Malatya Belediyesi örneği
Son zamanlarda yaşanan hızlı kentleşme, teknolojideki ilerlemeler ve uygulanan kapitalist ekonomik politikalar sonucu ortaya çıkan aşırı tüketim kültürü katı atıkların türlerini ve miktarlarını göz ardı edilemeyecek boyutlara ulaştırmıştır. Ortaya çıkan bu atıklar çevre ve insan sağlığını tehdit etmektedir. Katı atık yönetimi konularının genellikle fen bilimleri tarafından ele alındığı ve çözüm önerisi olarak çoğunlukla bertaraf teknikleri üzerine durulduğu görülmektedir. Katı atık sorununun hem çevre hem de bir yönetim sorunu olarak sosyal bilimler çatısı altında ele alındığı çalışma sayısının az olduğu dikkat çekmektedir. Sosyal bilimler çatısı altında yapılacak her türlü çalışma, katı atık yönetiminden sorumlu olan yerel yönetimlerin uygulayacağı politikaları etkileyerek sorunun çözümünde anahtar rol oynayacaktır. Bu amaç doğrultusunda ilk olarak yerel yönetim kavramı, dünyada ve Türkiye'de yerel yönetimlerin tarihsel süreci, mevcut yönetim modelleri ve yerel yönetimleri ön plana çıkaran çağdaş yaklaşımlar incelenmiştir. İkinci olarak katı atık kavramı, dünyada ve Türkiye'de katı atık yönetimi araştırılmıştır. Daha sonra katı atık yönetimi uygulamaları ve sonuçları yerel yönetimler seviyesinde Malatya Belediyesi örneği üzerinden irdelenmiştir. Son olarak elde edilen sonuçlar ve öneriler ortaya konulmuştur.
Atatürk dönemi Türk-Amerikan ilişkileri (1920-1938)
Dünyanın küresel değerlerle yeniden şekillendiği ve dengelerindeğiştiği günümüzde ABD ile Türkiye arasındaki çok boyutlu ilişkiler Türk DışPolitikasının belirleyici unsurunu oluşturmaktadır. Uluslararası ilişkileri iyialgılamak ve ülkeler arasındaki ilişkilerin bu gününü ve geleceğini iyideğerlendirmek için bu ilişkilerin tarihsel kökenini bilmek son dereceönemlidir. Bu anlamda Türk-Amerikan ilişkilerinin ?Atatürk Dönemine? aitbölümünü incelemenin, bu günkü durumu anlamak ve gelecek için dahadoğru politikalar üretmek adına yararlı olacağı değerlendirilmiştir.ABD ile olan siyasal, ekonomik ve sosyo-kültürel ilişkileri mahkumdurumdan kurtararak normalleştirmek için geçmişten ders almaya,emperyalist ülkelerin işgal ve saldırılarına karşı koyarak, bir ulusun kaderinideğiştirip yeniden ayağa kalkma becerisini göstermiş Türkiye Cumhuriyetininkurucusu Atatürk'ün izlediği dış politikaları örnek alarak yeniden ve bir kezdaha ?ayağa kalkmaya? ihtiyaç vardır.Bu araştırmada Birinci Dünya Savaşı ile kesilen Türk-Amerikanlişkileri Atatürk Dönemi (1920-1938) temel alınarak, siyasi, ekonomik vesosyo-kültürel boyutları ile değerlendirilmiştir. lişkilerin tarihsel kökeniniincelemek maksadıyla Osmanlı-Amerikan ilişkileri de ana hatları ile ortayakonmuştur. Daha sonra Atatürk dönemi ilişkileri, değişik boyutları ve önemlitarihsel olaylarıyla birlikte incelenmiştir. Türk-Amerikan lişkileri Atatürk'ünoluşturduğu ve kendi dönemi boyunca uyguladığı akılcı, dengeli ve çok yönlüpolitikalar çerçevesinde irdelenmiştir. Bu anlamda, Atatürk DönemindeAmerika ile ilişkilerin geliştirilme çabaları ve izlenen dış politikalarıngünümüzdeki durum ile kıyaslanması, Atatürk ilke ve devrimlerinden nekadar uzaklaşıldığını da ortaya koyacaktır.Araştırma konusu dört kesim yaklaşımına göre sekiz bölümdenoluşmaktadır. Birinci bölümde araştırma hakkında genel bilgilere yer verilmiş,ikinci bölümünde ise konuyla ilgili daha önce kişiler ve kurumlar tarafındanyapılmış olan araştırmalar kısaca anlatılmıştır. Üçüncü bölümde, AtatürkDönemi öncesi Türk-Amerikan ilişkileri incelenmiş, ilişkilerin başlangıcındanitibaren siyasi ve ticari boyutları ele alınmıştır. Dördüncü bölümde, AtatürkDöneminde izlenen dış politikanın temel ilkeleri ve temel nitelikleriincelenmiştir. Beşinci bölümde, ise Amerikan diplomasisinin temel esasları ileAtatürk Dönemindeki Amerikan politikaları genel olarak ele alınmıştır.Araştırmanın çözümlendiği ve Atatürk Dönemini içeren altıncıbölümde, TBMM ile Amerika arasındaki ilişkilerin yeniden kurulmaçabalarından bahsedilmiş, Lozan Konferansında Amerikanın tutumu ve budönemde yapılan Türk-Amerikan Antlaşmaları ayrıntılı bir şekildeincelenmiştir. Resmi ilişkilerin yeniden kurulması ve sonraki dönemdeilişkilerin genel seyri anlatıldıktan sonra, Amerikan okullarının durumu veAmerikanın misyonerlik çalışmaları hakkında bilgi verilmiştir. lişkilerin sosyo-kültürel boyutlarını ortaya koymak amacıyla Türkiye'den Amerika'ya göç veAmerikan edebiyatının Türk edebiyatı üzerindeki etkilerinden bahsedilerek bubölüm tamamlanmıştır.Yedinci bölümde, Atatürk'ün Türk-Amerikan ilişkilerine kişisel katkılarıincelenmiş ve ABD başkanı Roosevelt ile Atatürk arasındaki kişiseldostluktan bahsedilmiştir. Atatürk'ün ölümünün Amerika ve Amerikanbasınındaki yansımaları incelenerek bu bölüm tamamlanmıştır.Araştırmanın son bölümü olan sekizinci bölümde ise araştırmadanelde edilen bulgular ve bu bulgulara yönelik geliştirilen öneriler üzerindedurulmuş, bu öneriler çerçevesinde sonuca ulaşılmıştır.Araştırmada sıkça geçen anahtar sözcükler ise; Türkiye, Amerika,Atatürk Dönemi, Dış Politika ve Uluslararası lişkilerdir.
Türk kamu yönetiminde kriz yönetimi
Prof. Dr. Bülent Tanör`ün yaşamı, yapıtları, fikirleri, uygulamaları ve Türk toplumsal yaşamına katkıları: Kamu yönetimi açısından bir araştırma
İnönü Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Kamu YönetimiAnabilim Dalında Yüksek Lisans Tezi olarak yapılan bu çalışmada, Prof. Dr.Bülent TANÖR'ün yaşamı, yapıtları, fikirleri ve uygulamaları ayrıntılışekilde incelenmiş ve TANÖR'ün tüm bu zengin çalışmalarının Türktoplumsal yaşamına katkıları, Kamu Yönetimi açısından irdelenmiştir.Bu tez çalışması, hukuk bilimi, anayasa hukuku, insan hakları, insanhakları hukuku, demokrasi, kamu yönetimi, Türkiye'nin siyasi tarihi, sosyolojive siyaset bilimi gibi önemli konuların bir arada işlendiği nadir çalışmalardanbiri olmuştur. Bu açıdan, son derece değerli bir çalışma olmuştur.Anahtar Sözcükler: Hukuk, İnsan Hakları, Demokrasi, KamuYönetimi, Siyasi Tarih
Türkiye'de kamu bankalarının bankacılık işlevinin azalması ve kamuya etkileri
Türkiye'de dünyadaki değişimlere benzer olarak kamu bankalarıözellikle özel sermayenin yetersizliği nedeniyle Cumhuriyet'in ilk yıllarındanitibaren bankacılık alanında yerlerini almış, ancak 1980 sonrası küresel vebölgesel baskıların artmasıyla kamu bankalarının gereklilikleri sorgulanmayabaşlanmıştır.Bu çalışmanın temel amacı, Türkiye'de kamu bankalarının yapı veişlevlerini küreselleşme sürecinde dünyadaki bankacılık sistemi ve kamubankalarının durumuyla ilişkilendirerek, var olan kamu bankalarınıngünümüzdeki işlevlerini niceliksel, yasal ve ekonomik açıdan yeterlilikdüzeylerini incelemektir. Ayrıca, kamu bankalarında meydana gelen budeğişikliklerin kamuya nasıl bir etkide bulunduğunu saptamak ve konununolumlu ve olumsuz yönlerine çözüm önerileri sunmaktır.Araştırma dört kesim ve on bölümden oluşmuştur. Birinci bölüm çalışmahakkında açıklayıcı genel bilgiler çalışmanın konusu, önemi, denencesi,amacı, yöntemi ve anahtar kavramları başlıkları altında sunulmuştur.Bankalar ve kamu bankalarının işlevleri başlığını taşıyan İkinci Kesimdört ana bölümden oluşmaktadır. Birinci Bölümde banka ve bankacılıksistemi genel olarak açıklanmış, İkinci Bölümde kamu bankaları ve işlevlerikonusu ele alınmış, Üçüncü Bölümde dünya bankacılık sisteminde kamubankaları üzerinde durulmuş, dördüncü bölümde Türk bankacılık sistemi vekamu bankaları incelenmiştir.Üçüncü Kesim Türkiye'de kamu bankalarının işlevlerini zayıflatıcıetkenler ve kamuya etkileri başlığını taşımakta olup dört bölümdenoluşmaktadır. İlk Bölümde küreselleşmenin mali boyutu ve bankacılıksistemine etkileri irdelenmiştir. İkinci Bölümde kamu bankacılığının temelsorunları, nedenleri ve sonuçları çeşitli veriler ışığında açıklanmıştır. ÜçüncüBölümde Türkiye'de kamu bankalarının özelleştirilmesi ve yabancılaştırılması(küresel mali sistemle bütünleşme) süreci ve etkileri incelenmiştir. SonBölümde kamu bankalarında meydana gelen değişimin kamuya etkileri,olumlu ve olumsuz etkiler başlıkları altında ele alınmıştır.Araştırmanın Dördüncü ve Son Kesiminde; çalışma sürecinde eldeedilen bulgular, bu bulgulara yönelik olarak geliştirilen öneriler ile sonuç kısmıyer almaktadır.Anahtar Sözcükler: Banka, Bankacılık, Etkinlik, Küreselleşme,Özelleştirme, Verimlilik
Türkiye`de yeni kamu yönetimi anlayışı ve sağlık hizmeti
?Türkiye'de Yeni Kamu Yönetimi Anlayışı ve Sağlık Hizmeti? başlıklı buaraştırma; ?sağlık hizmetleri sunumundan devletin elini çekmesi ve sağlığı piyasakoşullarına bırakmasının sağlık hakkına erişilebilirliği ve hizmetten yararlanmadaeşitlik hakkını yok edeceği savı?nı ele almaktadır. Kamu Yönetiminde önemli birdönüşüm gerçekleşiyor. Toplumsal dönüşümler ve bunların etkileri birdenbire ortayaçıkmaz, sonuçlar uzun bir zaman dilimine yayılırlar. Kamu Hizmetlerinin serbestpiyasa koşullarına bırakılması yeni kamu yönetimi anlayışının temelinioluşturmaktadır.Bu araştırma; devlet idaresinin yaşadığı dönüşümlerin genelde tüm hizmetlereözelde sağlık hizmetlerine yansımasını, bu dönüşüm sonucunda toplumun nasıl birdurumla karşı karşıya kalacağını ve sağlık hakkının geleceğini saptamayıamaçlamaktadır. Ayrıca araştırmada, sağlık hizmetlerinin piyasa koşullarınabırakılmasının sakıncaları belirtilmekte ve sağlık hizmetlerine genel bütçeden yeterlipay ayrılarak devlet tarafından yerine getirilmesi gerektiği ortaya konmayaçalışılmaktadır.
Türk havacılık tarihine eleştirel yaklaşım
Efsaneler ile başlayan havacılık tarihi Orta Çağda Rönesans'ın ve insanlıkdünyasının büyük dehalarından, bilim adamı, ressam, fizikçi, Leonardo da Vinci'ninkuşların uçuşuna dair ilk bilimsel ve teknik araştırmayı ve bunun ışığı altındamekanik araçlarla uçuşun taklit edilme olanaklarını eserlerinde incelemesiyle dahasomut hal almıştır. Bunu 1783 yılında ilk balonunun uçuşu ve 1903 yılında ilk uçağınuçuşu takip etmiştir. İkinci Dünya Savaşı havacılık konusunda yeni teknolojilerinuygulandığı bir dönem olmuştur. Çok geçmeden insanoğlu uzayda yerini almıştır.Türk havacılığı ise Atatürk döneminde büyük bir ivme kazanmıştır. İlk uçakyapım çalışmaları, uçak fabrikasının açılması, Türk Hava Kurumu ve Türk Kuşu'nunkuruluşu bu döneme rastlamaktadır. Ancak İkinci Dünya Savaşı'nın bitimiyle belirenRus tehdidini bertaraf edebilmek maksadıyla ekonomik ve askeri alanda başlatılandış yardımlar ile birlikte dışa bağımlılık süreci başlamıştır. Bu her alanda olduğu gibihavacılık alanında da dışa bağımlılığı gündeme getirmiştir. Bu nedenle Türkiye'ninAtatürk döneminden sonra almaya başladığı dış yardımlar üzerinde önemledurulmuştur.Araştırmanın anahtar kavramları şunlardır:- Cumhuriyet Tarihi- Havacılık- Türk Havacılığı- Uzay Havacılığı
Türkiye'de Cumhurbaşkanı'nın güvenlik politikalarındaki rolü
Bu çalışmada, Türkiye'de Cumhurbaşkanı'nın güvenlik politikalarındaki rolü incelenmiştir. Dünyada yaşanmakta olan terör gibi güvenlik problemleri, devletlerin uygulamakta olduğu güvenlik politikalarının önemini artırmış bulunmaktadır. Bu nedenle bu politikaların gerek oluşturulması gerekse uygulanması noktasında etkili olan aktörler oldukça önemlidir. Ülkelerin uygulamış oldukları hükümet sistemleri de bu politikaları etkilemektedir. Hükümet sistemlerinde devlet başkanlarına ve Türkiye'de Cumhurbaşkanı'na güvenlik alanında verilen yetkiler onları bu politikaların oluşturulması ve uygulanması aşamalarında merkezi aktör konumunda bulundurmaktadır. Hükümet sistemlerindeki devlet başkanları ve Türkiye'deki Cumhurbaşkanı'nın bu rolünü ortaya koymak için başkanlık, yarı başkanlık, parlamenter hükümet sistemlerinden belirlenen ülke örnekleri ve Türkiye'de Cumhurbaşkanı'na güvenlik alanında verilen yetkiler incelenmiştir. Bu yetkiler incelenirken belirlenen ülke örneklerinde ve Türkiye'de anayasa, kanun vb. ilgili mevzuat esas alınmıştır. İncelenen yetkiler ülkelerdeki devlet başkanları ve Türkiye'de Cumhurbaşkanı'nın güvenlik politikalarında etkili bir rol oynadığını göstermiştir. Anahtar Kelimeler: Güvenlik, Güvenlik Politikaları, Cumhurbaşkanı, Hükümet Sistemleri.
1980 sonrası Türkiye'de İslamcılık
İslamcılık düşüncesi, Osmanlı İmparatorluğu'nun Batı karşısında gerilemeye başladığı bir dönemde, imparatorluğu yeniden eski gücüne kavuşturmak ve Müslümanlara yeniden eski dinamizmini kazandırmak için geliştirilmiş bir düşünce hareketidir. Bu düşünce hareketi, ana referans kaynağı olarak İslam'ı kabul etmektedir. Modern dönemde ortaya çıkmış olan İslamcılık düşüncesi, İslam'ı ana referans kaynağı olarak kabul etmiş; fakat modern düşünceden etkilenmesiyle yeni bir dini yorumu da beraberinde getirmiştir. İslam dinine yeni bir yorum getiren İslamcılık düşüncesi, Türk siyasal hayatı içinde kendisine yer açma çabası içine girmiş ve bunu büyük ölçüde başarmış bir harekettir. Bu çalışma, Türkiye İslamcılığının 1980 sonrası ve günümüze kadar gelen siyasal alan içindeki yerini incelemektedir. 1970 sonrasında Milli Görüş Hareketi ile birlikte siyasal alanda önemli bir ivme kazanan İslamcılık, erken gelen askeri darbe ile birlikte bir sarsılma sürecine girmiştir. 12 Eylül askeri darbesinin yarattığı siyasal boşluğu, Anavatan Partisi ile Özal doldurmuştur. Özal'ın uyguladığı liberal-muhafazakâr politikalar ve Türk-İslam sentezi düşüncesi, İslami kesim üzerinde bir değişim ve dönüşüm yaratmıştır. Bu süreçte İslamcılığın önü kısmen de olsa açılmıştır. Bu süreçte bazı İslamcı gruplar milliyetçi refleksler göstererek sisteme eklemlenirken; bazı İslamcı gruplar ise, İran'dan gelen bir İslamcı dalga ile yeni arayışlar içine girmiştir. Bir kitle partisi olma yolunda önemli adımlar atan Refah Partisi, bu İslamcı grupları kendisine takviye ederek sistemin merkezine taşıma çabası içine girmiştir. Ancak 28 Şubat post-modern darbesi, İslamcıların Özal ve Erbakan ile elde ettikleri kazanımları yok ederken diğer yandan da kısmen de olsa oluşan İslamcı bilinci akamete uğratmıştır. Akamete uğrayan bu yaralı bilinç, daha sonraki dönemlerde bir melezleşme ve sekülerleşme sürecini de beraberinde getirmiştir. AK Parti iktidarı döneminde İslamcılarda meydana gelen bu melezleşme ve sekülerleşme durumu, İslamcıların bir "rahatlama" ve "sığınma" arayışı olduğunu söyleyebiliriz. AK Parti iktidarı ile yeni bir evrilme sürecine giren İslamcılık, sistemin merkezine taşınmak suretiyle devlet ile bütünleşmiştir. İslamcılık devlet ile bütünleşirken; İslamcılar ise, devlet kadrolarında kendilerine yer bulma arayışına girmiştir. Özellikle son dönemlerde aktüel bir tartışmaya dönüşen İslamcılık düşüncesi; Türkiye İslamcılığını ve onun durduğu yeri anlama çabası olduğunu ifade edebiliriz. Anahtar Kelimeler: İslamcılık, Liberal-muhafazakârlık, Milliyetçilik, Değişim, Sekülerleşme
Türkiye'de sosyal belediyecilik uygulamaları: Malatya Büyükşehir ve Elazığ Belediyesi örneği
Sanayi toplumuna geçilmesi ile birlikte köyden kente göç artmış ve bunun sonucunda kentlerde nüfus artışı meydana gelmiştir. Bununla birlikte kentlerde yaşayan insanların ihtiyaçları artmış ve merkezi yönetim bu beklentilere cevap veremez duruma gelmiştir. Artan bu ihtiyaçlar neticesinde devlet sosyal sorunlara müdahale etmek zorunda kalmıştır. Gelişen şartlarla birlikte yerelleşme olgusu önemli hale gelmiştir. Yerel yönetimler içinde bulunan belediyelere de bu anlamda görevler düşmektedir. Bu sebeple çalışmada belediyelere ağırlık verilmiş, belediyelerin tarihsel gelişimi üzerinde durularak Malatya Büyükşehir Belediyesi ve Elazığ Belediyesi incelenmiş ve görüşülen kişilerden alınan cevaplar neticesinde alınan veriler tabloya dönüştürülmüştür.
Çoğulcu demokratik hukuk devleti için kuvvetler ayrılığı
Tezimizde çoğulcu demokrasi ilkesi hedef olarak belirlenmiştir. Çoğulcu demokrasi hedefine giden yolda kuvvetler ayrılığı ilkesi işaret fişeği gibi yolumuzu aydınlatırken, hukuk devleti de bize bu hedefin gerçekleşmesinde uygun zemini hazırlamaktadır. Tezimizin ilk bölümünde iktidar, devlet ve hukuk kavramlarının sağlam bir zeminde nasıl hukuk devleti sistemini meydana getireceğini, ikinci bölümde tezimizin hedefi niteliğindeki çoğulcu demokrasinin temellerinin ve gereklerinin neler olduğunu, üçüncü bölümde ise yolumuzu aydınlatan kuvvetler ayrılığı sisteminin nasıl şekillendirilebileceğini ve önemini ortaya koymaya çalıştık. Çalışmamız boyunca iktidar, temel hak ve özgürlüklerin yaşanması ve korunması temelinde iktidarın sınırlandırılması ve meşruiyeti, yargının konumu, hukuk, adalet, ayrımcılık yasağı, eşitlik ve özgürlük ilkeleri öne çıkan unsurlar oldu. Tezimizde üzerinde durduğumuz ve açıklamaya çalıştığımız ilkeler sayesinde toplumu oluşturan her bir bireyin aidiyet duygusunun gerçekleşeceğine inanıyoruz. Bununla birlikte nihai amaç olan, maksimum düzeyde, insanların mutluluğunun gerçekleşmesi ve kamu yararının sağlanması idealinin de tezimizde üzerinde durduğumuz ilkeler sayesinde gerçekleşebileceğini düşünüyoruz.
Yerel demokrasinin gelişimi sürecinde kent konseylerinin rolü ve işlevselliği: Bursa ve Yalova kent konseyi örneği
Dünya, ekonomik, siyasal, yönetsel, teknolojik dönüşüm ve değişim içerisindedir. Ulus devletler güç kaybetmekte, küreselleşme, yerelleşme, demokrasi gibi yaklaşımlar önemli hale gelmektedir. Bu durum, yönetsel anlayışta bir paradigma değişimini beraberinde getirmektedir. Etkinlik, verimlilik gibi ilkelerin yanında şeffaflık, hesap verebilirlik, denetim, yönetişim, katılımcılık gibi ilkeler yeni yönetsel anlayışın temel ilkeleri haline gelmektedir. Yönetimdeki bu dönüşümün yanında toplumsal boyutta da önemli değişimler yaşanmaktadır. Artık 4-5 yılda bir yapılan seçimlere katılan, katılımcı olmayan, sorgulamayan bir toplum yapısından, teknolojik gelişmelerinde etkisiyle daha bilinçli, sorgulayabilen, düşüncesini ortaya koyabilen ve her şeyden anında haberi olabilen bir toplum yapısına doğru gidilmektedir. Burada yönetsel alanda akıllara gelen ilk sorular: Kim Yönetiyor? Nasıl Yönetiyor? sorularıdır. Demokrasi ile yönetmenin önemi sürekli vurgulanmakta, birçok yönetim birimi çalışmalarını meşrulaştırıcı araç olarak demokrasiyi görmektedir. Günümüzde, demokrasinin güç kazanması ise demokrasinin, yerel demokrasiler şeklinde tabandan oluşması ile mümkündür. Bu noktada yerel demokrasinin gelişimi sürecinde, yeni yönetim anlayışının getirdiği ilkeler çerçevesinde "kent konseyi" yapılanması ortaya çıkmıştır. Kent konseyleri, 2005 ve 2006 yılları arasında yasal boyutta desteklenmesi ile birlikte yönetimde halk katılımının benimsenmesi yolunu açmıştır. Öte yandan, yerel demokrasinin gelişim sürecine birçok katkı sağlayabilen veya sağlama kapasitesinde olan kent konseyleri, uygulama noktasında sorunlar yaşamaktadır. Bu minvalde, bu çalışmada; yerel demokrasinin gelişimi sürecinde kent konseylerinin rolü ve işlevselliği, iki uygulama alanı üzerinden incelenecektir. Çalışmanın sonunda ise elde edilen çıktılar neticesinde öneriler geliştirilecektir. Anahtar Kelimeler: Demokrasi, Yerel Demokrasi, Katılım, Kent Konseyi, Bursa, Yalova.
Avrupa Birliği sürecinde Türkiye'deki yerel yönetimlerin dış ilişkilerinde Kocaeli Büyükşehir Belediyesi örneği
Bu araştırmanın amacı; "Avrupa Birliği Sürecinde Türkiye'deki Yerel Yönetimlerin Dış İlişkilerinde Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Örneği"nin incelenmesi ile Türkiye'nin önemli Büyükşehirlerinden birisi olarak gösterilen Kocaeli Büyükşehir Belediyesi'ndeki küreselleşme ve yerelleşme zıtlığının yansımalarını belirlemektir. Bu çalışmada Nitel Analiz Yöntemlerinden içerik inceleme tekniği (analizi) kullanılmış olup, bu teknikle belirlenen araştırma konusu kapsamında kitap, dergi, makale, resmi yazışma ve belgeler ile internet kaynakları üzerinde literatür taraması yapılmış, bir sistem dahilinde kategorilere ayrılarak analiz edilmiştir. Çalışmada; Avrupa Birliği'ne tam üyelik sürecinde hızla ilerleyen Türkiye'nin, Avrupa Birliği tarafından benimsenen ve uygulanan kurallara uyum sağlama süreci ele alınmaktadır. Demokratik ülkelerde olması gerektiği gibi Avrupa Birliği ülkelerinde de daha demokratik ve daha katılımcı yerel yönetimler kurmak önemli bir amaç haline gelmiştir. Avrupa Birliği yerel yönetimlerle ilgili daha sağlıklı politikalar geliştirebilmek amacıyla uluslararası konjonktürde yer alan gelişmelere uymuştur. Bu bağlamda daha geniş halk katılımı ve demokrasinin gereklerinin sağlandığı ilk basamağın yerel yönetimler olduğu ortaya çıkmıştır. Birliğe üye olma yolunda önemli adımlar atan Türkiye de bu gerçeğin farkına varmıştır. Demokratikleşme çabalarının yanı sıra yerelleşme ve küreselleşme sürecinin de etkisiyle kendi kurumlarını yenileyen Türkiye için Avrupa Birliği'nin normları yerel yönetimlerin daha etkin daha demokratik bir noktaya ulaşması için gerekli ve önemlidir. Ayrıca bu çalışmada Avrupa Birliği'nin Türkiye yerel yönetimlerinden beklediği dönüşümün nitelikleri, Türkiye deki mevcut mevzuatının bu beklentileri karşılama düzeyi ve özelde Kocaeli Büyükşehir Belediyesi üzerindeki etkileri incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Avrupa Birliği, Kocaeli, Yerel Yönetimler, Büyükşehir Belediyesi.
Kitle iletişim araçlarının seçmen davranışları üzerine etkisi: kütahya il merkezi örneği
Özellikle 20. Yüzyılda insanların hayatlarına etkili bir şekilde giriş yapan kitle iletişim araçları, toplumsal değişimi hızlandıran bir güç haline gelmiştir. İletişim teknolojilerindeki hızlı değişim ve gelişim, kitle iletişim araçlarını hayatın her alanına dahil etmiş, bireylerin siyasal davranışları ve tercihleri üzerinde çok etkili olmasına neden olmuştur. Bu bağlamda çalışmanın birinci bölümünde; literatür taraması yapılarak kitle iletişim araçları detaylı olarak ele alınmıştır. İlk başta kitle ve kitle iletişim kavramları açıklanmıştır. Daha sonra kitle iletişim araçları yazılı, işitsel ve görsel-işitsel olmak üzere üç gruba ayrılarak detaylı olarak incelenmiş ve kitle iletişim araçlarının işlevleri açıklanmıştır. İkinci bölümde; seçmen davranışlarını etkileyen faktörler tek tek irdelenmiş, bu faktörler arasında yer alan kitle iletişim araçlarının etkisi teorik açıdan ele alınarak bu konuyla ilgili model ve kuramlar incelenmiştir. Son bölümde ise; kitle iletişim araçlarının seçmen davranışları ve tercihleri üzerine etkisi, Kütahya İl Merkezinde ikamet eden 383 adet seçmene anket yöntemi uygulanarak analiz edilmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Kitle, Kitle İletişimi, Kitle İletişim Araçları, Seçmen, Seçmen Davranışları.
Bir siyasal iletişim aracı olarak politik mizahta karikatürün kullanılması: 2014 Cumhurbaşkanlığı seçim sürecinde Salih Memecan tarafından çizilen siyasi karikatürlerin analizi
Siyaset mekanizması kendini ifade edebildiği, hedef kitlesini ikna edebildiği ve onlar üzerinde meşruiyetini kazandığı ve devam ettirebildiği sürece varlığını sürdürebilmektedir. Tüm bunları da siyasal iletişim yöntem, teknik ve araçlarıyla gerçekleştirebilmektedir. Bu yöntem, teknik ve araçlardan biri olarak değerlendirebileceğimiz politik mizahın bir türü olan karikatür de genel olarak iktidara karşı bir muhalefet ve eleştiri aracı olarak kullanılsa da zaman zaman iktidarın kendi hegemonyasını devam ettirebilme, muhalefeti itibarsızlaştırma ve yapılan icraatlara destek bulma amacıyla da kullanıldığı görülmektedir. Bu çalışmamızda 10 Ağustos 2014 Cumhurbaşkanlığı seçim sürecinde Salih Memecan tarafından Sabah Gazetesi Bizimcity köşesinde çizilen karikatürlerin analizi yapılmaya çalışılmıştır. Çalışmamızın birinci bölümünde; Siyaset ve İletişim kavramlarının ardından Temel İletişim modelleriyle ilgili genel bilgi verilmiştir. Siyasal İletişim kavramı açıklanarak kavramın tarihçesi, ülkemizdeki gelişimi, işlevleri ve güncel olarak uygulanan yöntem ve teknikleri hakkında bilgiler verilmiştir. İkinci bölümde; politik mizah ve karikatür konuları detaylı olarak incelenmiştir. Mizah kavramından başlanarak mizahın tür ve çeşitleri açıklanmış ve politik mizah kavramı anlatılmıştır. Daha sonra karikatür kavramı, çeşitleri, dünyadaki ve ülkemizdeki tarihi gelişimi devreler halinde ele alınmıştır. Son olarak da karikatür bir iletişim biçimi olarak formüle edilmiş ve bu formüldeki aşamalar açıklanmıştır. Son bölüm olan üçüncü bölümde ise; ilgili bölümde yapılacak analizin amaç, kapsam ve yönteminin neler olduğu açıklanmış ve Salih Memecan'ın 10 Ağustos 2014 Cumhurbaşkanlığı seçim sürecinde çizdiği 23 karikatür konularına göre 3 kategoriye ayrılarak içerik analizi yöntemiyle yorumlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Siyaset, Siyasal İletişim, Politik Mizah, Karikatür, Cumhurbaşkanlığı Seçimi.
Hume ve Tocqueville üzerinden Liberal-muhafazakâr zihniyeti incelemek
Düşünce biçimleri arasında yapılan katı ayrımlar total ve kategorik bir aynılık ima eder, yani bir ideolojiyi ve ardından o ideolojiyi temsil eden düşünürü tanımlar. Fakat tek tip bir kategorileştirme ve tanımlama olarak ideolojiler yapay ve sınırlandırıcı ayrımlara dayanırlar. Bu tezde felsefe yapan bir düşünürün belli bir ideolojik kategoriye kapatılamayacağı çünkü bu ideolojinin söz konusu filozofun sadece kısmi bir yanı olup tözsel yanı olmadığı görüşünü temel alarak liberal-muhafazakâr düşünce Hume ve Tocqueville üzerinden okunmaktadır. Diğer bir deyişle filozof felsefe yapan kişidir bir ideolog değildir, bir ideolog ile bir filozof arasında kapatılamaz bir boşluk vardır. Liberal-Muhafazakâr düşünceyi ele alan bu çalışma, liberal-muhafazakâr düşüncenin bir ideoloji olarak okunmasından daha fazla bir zihniyet olarak okunmasını hedeflemektedir. Bundan dolayı, liberal-muhafazakâr zihniyeti tahayyül etmeye çalışmak, her şeyden evvel katı ayrımlara dayalı ideolojik formasyonun sınırlarının ötesinde bir yorumu vurgulamaktadır. Liberal-Muhafazakâr zihniyetin değerlendirilmesinde ele alınacak olan iki düşünür David Hume(1711-1776) ve Alexis de Tocqueville (1805-1859)'dir. Hume ve Tocqueville'in düşüncelerinde, liberal-muhafazakâr zihniyetin siyasal boyutları ve düşüncelerinin felsefi yanları ele alınarak, bir liberal veya muhafazakâr ideolojinin bu kalıpları neden kapsayamadığı anlatılmaya çalışılmıştır. Ayrıca liberal-muhafazakâr zihniyet, ekonomi ve piyasa ilişkileri özelikle devlet müdahalesi bağlamında ele alınmıştır. Bu tartışmaların sonunda liberal-muhafazakâr zihniyetin siyasal içeriği ile ekonomik içeriğinin bir birleşimi ortaya konulmuştur. Bu tartışma çerçevesinde ekonomik ve siyasi düşüncenin birleşim imkânı değerlendirilmiştir. Liberal-Muhafazakâr zihniyetin siyasal ve ekonomik tahayyülü, gerek liberalizmin gerek muhafazakâr ideolojinin sunî ve dayatmacı sınırlarının ötesinde bir uzlaşımsal zihniyet formu olarak düşünülebilir. Bu açıdan, liberal-muhafazakâr zihniyet, düşünmenin sahip olduğu genişliği ve derinliğin hakkını verme çabasının bir ürünüdür. Anahtar Kelimeler: Liberal-Muhafazakâr Zihniyet, Dolayımsal, Hume, Tocqueville, İdeoloji, Siyaset ve Piyasa
Bir gelecek inşası olarak egemenlik ve küreselleşme
Tezin ilk bölümünde egemenlik kavramının genel çerçevesi ele alınmakta, egemenliğin tanımı, güç-iktidar gibi bazı kavramlarla olan ilişkisi ve sınıflandırılması incelenmektedir. İkinci bölümde egemenliğin doğuşu ve gelişimi çerçevesinde mutlak egemenlikten sınırlı egemenliğe geçiş ve halk-ulus egemenliklerinin tarihsel arka planı incelenmektedir. Üçüncü bölümde ise küreselleşen dünyada egemenliğin nasıl bir hal aldığı, egemenliğin bölünmezlik ile devredilemezlik ilkelerinin küresel süreçteki aşınmaları incelenmektedir. Tüm bu incelemeler yapılırken çalışmanın ana eksenini; egemenliğin bir hakikat olmadığı, modern devlet anlayışı kapsamında tanrısız bir sistem tanımlayabilmek için zorunlu olarak ihtiyaç duyulan, bir anlamda tanrısız teolojinin tanrısal karşılığını oluşturmak için tasarlanan bir söylem olduğu düşüncesi oluşturmaktadır.
Çevre politikalarının yerel yönetimlerde uygulanabilirliği: Kütahya Belediyesi örneği
Çevre sorunlarının temelinde doğa ve insan ilişkisi yer almaktadır. Eski çağlardan günümüze insan-çevre arasındaki ilişkiye bakıldığında, çevrenin insana göre ön planda olduğu gözlemlenirken günümüze gelindiğinde ise bu durumun tam tersi olduğu görülmektedir. Çevre sorunları, insanların çeşitli faaliyetlerinin sonucu çevreyi oluşturan canlı ya da cansız varlıkların üzerinde, ekolojik ya da doğal nedenlerden kaynaklanan bozulmaların tümüdür. Çevre sorunları günümüzün en önemli sorunlarının başında yer almaktadır. Bu durumun daha ciddi bir hal alması 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren olsa da sorunun temeline bakıldığında insanlık tarihi kadar eskilere dayanmaktadır. Temel olarak çevre sorunlarının çözümünde en etkili ölçek yerel yönetimlerdir. Bu bağlamda çevre sorunları çözümünde yerel yönetim birimlerinin çevresel faaliyetleri ön planda olmak zorundadır. Çevre politikalarının yerel yönetimlerde uygulanabilirliğinin araştırıldığı bu çalışmada, genelde yerel yönetimler ve çevre politikaları ele alındıktan sonra özelde ise Kütahya Belediyesi'nin 2011-2016 yılları arasındaki meclis kararlarında çevresel kararların görüşülme sıklığı dolayısıyla bu yerel yönetim biriminin benimsediği hizmet anlayışı içerisinde çevre politikalarının yeri tespit edilmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Çevre, Çevre Politikaları, Yerel Yönetimler, Kütahya Belediyesi
6360 Sayılı Yasa ile büyükşehir olan Muğla İlinde yerel kamu hizmetlerinin dönüşümünün Marmaris İlçesi özelinde incelenmesi
Metropoliten kentlerin yönetimi, kamu yönetiminin önemli sorun alanlarından bir tanesidir. Türkiye'de bu alanda ilk somut adım 1984 yılında İstanbul, Ankara ve İzmir'de büyükşehir belediyeleri kurulmasıyla atılmıştır. İlerleyen yıllarda büyükşehir belediyesi kurulan il sayısı artmış ve 2000'li yıllara gelindiğinde Türkiye'de toplam 16 büyükşehir belediyesi kurulmuştur. Daha sonra 2012 yılında yürürlüğe giren 6360 sayılı Yasa ile birlikte on üç büyükşehir belediyesi kurulmuştur. 2013 yılında ise Ordu ilinde de büyükşehir belediyesi kurularak, büyükşehir belediyesi sayısı 30'a yükseltilmiştir. 6360 sayılı Yasa ile büyükşehir belediyesi kurulan illerden biri de Muğla'dır. Bu tez çalışması, Muğla ilinde yerel kamu hizmetlerinde yaşanan dönüşümün Marmaris ilçesi özelindeki etkisini incelemek amacıyla yapılmıştır. Bu kapsamda Marmaris Belediyesi'nin yıllık faaliyet raporları incelenmiştir. Elde edilen bulgular ile birlikte Yasa'nın Marmaris ilçesindeki etkisi siyasi, mali ve teknik boyutlarıyla değerlendirilmiştir. Son olarak elde edilen bulgular ışığında Yasa'nın uygulamada yaşanan sorunları tespit edilerek öneriler getirilmeye çalışılmıştır.
Göçün kentleşme üzerindeki etkisi: Kütahya il örneği
Kentleşme sorunlarının temelinde göç ve insan ilişkisi yer almaktadır. Göç bir yer değişim hareketi olmasına rağmen insanları her yönden etkileyen harekettir. Geçmişten günümüze bakıldığında göç hareketlerinin kentleşme üzerinde etkili olduğu gözlemlenmektedir. Kişilerin veya toplulukların ekonomik, eğitim, siyasi ve zorunlu nedenlerden dolayı yaşadıkları mekânları terk ederek kısa veya uzun mesafeli olarak başka mekânlara taşınma faaliyeti şeklinde ifade edilen göçe yönelik hareketlilik Türkiye'de 1950'li yıllardan itibaren sosyoekonomik nedenlerden dolayı başlamıştır. Türkiye'de, 1950'li yıllarda başlayan göçün neden olduğu kentleşme sorunları, 1980'li yıllardan sonra ayrı bir ivme kazanmışken günümüzde ise Türkiye'deki ön önemli sorunlar arasında yer almaktadır. Göçler kentleşme hızını doğrudan etkilemekte ve kentleşme üzerinde olumsuz etki bırakmaktadır. Kırsal alandan kentlere doğru göç hareketleri, kentlerde yeteri kadar konut ve iş imkânlarının olmaması durumunda kentleri olumsuz yönde etkilemektedir. Yoğun göç hareketleri kentlerde; çarpık kentleşme, suç oranlarının artması, altyapı ve ulaşım sorunu ile işsizlik gibi sorunlara neden olmaktadır. Göçün kentleşme üzerindeki etkisinin araştırıldığı bu çalışmada genel olarak göç ve kent ele alındıktan sonra özelde ise göçün Kütahya'da kentleşme üzerinde nasıl bir etkiye sahip olduğu araştırılmıştır. Anahtar Kelimeler: Kent, Kentleşme, Göç, Göç Hareketleri
XIX. yüzyıl Osmanlı vakıf müesseselerinin dönüşümü ve kamu hizmetlerinin yürütülmesinde vakıfların toplumsal hayattaki rolü: Kütahya ili örneği
Osmanlı Devleti'nde XIX. yüzyılda başlayan modernleşme ve merkezileşme hareketleri iktisadi, idari ve askeri alanlardaki geleneksel kurumları etkilediği gibi vakıf müesseselerini de etkilemiştir. Vakıfların yürüttüğü geleneksel kamu hizmetlerinin yerine bu yüzyılda modern ve merkezi bir sistemin kurulması için reformlar yapılmaya çalışılmıştır. Ancak reformlar sonucu ortaya çıkan modern kurumlar ile geleneksel kurumlar ikili bir sistem ortaya çıkarmış ve bu yüzyıl boyunca geleneksel ve modern kurumlar kamu hizmetlerini birlikte yürütmüştür. Bu süreç içerisinde devlet modern kurumlara ağırlık vererek geleneksel kurumların modern kurumlara dönüştürülmesini sağlamıştır. Çalışmada, Osmanlı Devleti döneminde vakıfların yürüttüğü hizmetler günümüzdeki modern kamu hizmeti kavramı açısından değerlendirilerek eğitim, din, beledi, ekonomik ve sosyal hizmetler başlıkları altında sınıflandırılmıştır. Bu başlıklar altında günümüzde devletin görevi olan kamu hizmetlerinin vakıflar tarafından yürütüldüğüne yer verilmiştir. XIX. yüzyılda Osmanlı Devleti'nde başlayan modernleşme ve merkezileşme çalışmalarının vakıflar üzerindeki etkileri ele alınmış ve araştırma Kütahya ili özelinde sınırlandırılarak şehirdeki vakıflar üzerinde meydana gelen dönüşüm süreci incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Kamu Hizmeti, Vakıf, XIX. Yüzyıl, Osmanlı Vakıfları, Kütahya
Büyükşehir belediyelerinde yasal dönüşümün köy yönetimlerinin mahalleye dönüşmesi üzerindeki etkisi
Günümüzde küreselleşme ile birlikte idari paradigma değişmekte ve idarede yeni değerleri ortaya çıkarmaktadır. Bu paradigma değişimleri idari sistem içinde yerel idarelerin önemini giderek artırmaktadır. Sanayileşme ile birlikte ortaya çıkan demografik yapıdaki değişmeler ve nüfus artışı gibi etmenler yerel idareler içinde önemli bir yer teşkil eden mevcut büyükşehirlerin daha da büyümesine sebep olmuştur. Büyükşehirlerde ortaya çıkan düzensiz ve plansız gelişmeleri önlemek ve şehir alanlarındaki yerel ihtiyaçlara cevap vermek adına Türkiye'de 1980'li yıllarda büyükşehir idare sistemi kurulmuştur. Büyükşehir belediye idare sisteminde günümüze değin önemli yasal ve yapısal değişiklikler yapılarak diğer yerel yönetimler açısından da yeni düzenlemeler ortaya çıkarılmıştır. Bu çalışmada, Türkiye'de büyükşehir idare sisteminin ortaya çıkışı ve önemi ile köylerin idari yapısı incelendikten sonra, 2012'de 6360 sayılı Kanunla büyükşehir idare sisteminde yapılan değişiklikler ve büyükşehir belediyesi kurulan illerde köylerin mahalleye dönüşmesinin olumlu ve olumsuz etkilerinin neler olabileceği açıklanmış, yapılması gereken yasal ve yapısal değişiklikler konusunda öneriler getirilmiştir. Türkiye'de büyükşehir belediyesi kurulan illerde köylerin mahalleye dönüşmesiyle ortaya çıkan yeni görünümü yansıtmak amacıyla örnek bir köyde köy idarecilerinin ve köy sakinlerinin, köylerinin mahalle olması hakkındaki değerlendirmelerine de yer verilmiştir. Çalışmanın sonunda elde edilen veriler ışığında ortaya çıkan sorunlar ve çözüm önerileri getirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Yerel İdareler, Büyükşehir İdare Sistemi, Büyükşehir Belediyeleri, Köyler, Mahalleler
Üniversite öğrencilerinin kentleşme süreçleri üzerine etkileri: Bülent Ecevit Üniversitesi örneği
Kentler göçebe yaşamdan yerleşik hayata geçiş sonucu ortaya çıkmış süreçlerdir. Bu eski kent yapıları zamanla, bir değişimin ifadesi olan kentleşme sürecine girmiş ve büyük dönüşümler geçirmiştir. Kentler üzerinde yapısal değişimlere neden olan önemli faktörlerden biri ise sanayileşmedir. Sanayileşme, kentleşme üzerine etki eden tek unsur değildir. Üniversiteler de kentleşme sürecini etkileyen önemli diğer etkenlerden biri olarak görülmektedir. Üniversiteler ve üniversitelerde eğitim gören öğrenciler bulundukları şehri demografik, ekonomik, sosyal, kültürel olmak üzere birçok açıdan değiştirmektedir. Zonguldak'ta da Bülent Ecevit Üniversitesi'nin kurulmasıyla şehir birçok farklı açıdan etkilenmiştir. Saha çalışması olarak seçilen Zonguldak ilinde, Bülent Ecevit Üniversitesi'nin kurulmasıyla üniversite kentleşme ilişkisi farklı bir boyut kazanmıştır. Dolayısıyla bu çalışmada, Bülent Ecevit Üniversitesi öğrencilerinin Zonguldak'ın kentleşme süreçleri üzerindeki olumlu olumsuz etkileri araştırılmıştır. Çalışma 2016-2017 akademik yılı güz döneminde Bülent Ecevit Üniversitesinde kayıtlı bulunan ve merkez kampüste okumakta olan öğrenciler arasından belirlenen örneklem grup üzerinde gerçekleştirilmiştir. Elde edilen analizler sonucunda ise, üniversitenin kente getirdiği öğrencilerin Zonguldak'ın demografisini, mekânsal yerleşimini, ekonomisini ve kültürünü etkilediği görülmüştür. Sonuçta öğrencilerin cinsiyetinin, kayıtlı oldukları fakülte/yüksekokulun, eğitim ve öğretim döneminde bulundukları sınıfın, kentte barındıkları yerin ve ailelerinden aldıkları harçlık miktarının, kentsel süreçlerde belirleyici olduğu görülürken, anne ve babanın eğitim durumunun ve mesleğinin kentsel fonksiyonları yeterince etkilemediği açıkça tespit edilmiştir. Anahtar Kelime: Kentleşme, Üniversite, Üniversite-Kent İlişkisi, Öğrenci, Zonguldak, Bülent Ecevit Üniversitesi.