
8
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Yükseköğretimde alevilik programları: Türkiye, Almanya ve Avusturya örneği
Alevilik eğitimi çalışmaları Türkiye yükseköğretiminde yalnızca lisansüstü programlar düzeyinde yürütülürken Almanya ve Avusturya yükseköğretiminde hem lisans hem de lisansüstü programlarda sürdürülmektedir. Türkiye'deki lisans programlarında Alevilik eğitiminin veya İlahiyat fakültelerinde Alevilik derslerinin yer almamasında okullarda Alevilik derslerinin olmaması önemli etkendir. Almanya ve Avusturya'da lisans eğitimi mezunlarının okullarda Alevilik dersleri için "Alevilik Din Eğitimi" öğretmeni olarak görevlendirilmesinden kaynaklı bu ülke yükseköğretimlerinde Alevilik eğitimi lisans programlarında yer almaktadır. Buna karşılık Türkiye'de lisansüstü programlarda var olan Alevilik ve Bektaşilik araştırmaları bölümlerinde öğrenim gören öğrenciler ise yükseköğretimde akademisyen olarak görevlendirilebilmektedir. Türkiye'de lisansüstü programlarda yürütülen Alevilik çalışmaları ile Almanya ve Avusturya'da yürütülen hem lisans hem de lisansüstü eğitim olarak Alevilik, ülkelerin eğitim sistemleri ve okullarda yürütülen din eğitimi ile doğrudan ilişkilidir ve Alevilik eğitiminin lisans ve lisansüstü programlar olarak yükseköğretimde nasıl yer aldığına/alacağına etki etmektedir. Hâlihazırda Türkiye'de 4 üniversitede Alevilik lisansüstü eğitim programı uygulanmaktadır. Bu tez çalışmasında Türkiye, Almanya ve Avusturya üniversitelerindeki Alevilik programlarının gelişim süreci, yürütülme şekli ve istihdam olanakları ele alınmaktadır. Alevilik çalışmalarının tarihçesi ve bu çalışmaların nasıl yapıldığı da bu tez çalışmasında ele alınan konulardan biridir. Özetle bu çalışmanın içeriğini, yükseköğretimde ve okullardaki Alevilik eğitimi oluşturmaktadır.
1980 sonrası Türk tiyatrosunda Alevî-Bektaşî unsurları
X. yüzyılla birlikte İslâmlaşmaya başlayan Türk toplumu arasında dini bakımdan anlayış farklılıkları görülmüştür. Savaş veya anlaşma yoluyla İslâm'ı tanıyan bu toplum içinde XV-XVI. yüzyıl dolaylarında farklılıklar ortaya çıkmaya başlamıştır. Bu ayrışmanın bir kanadını oluşturan Alevîler; zaman içinde Kızılbaş, Haydarî, Rafızî gibi adlarla tanınmış çeşitli suçlamalarla karşılaşmıştır. Bu anlayış içerisinde öz kültürüne mensup özelliklerini taşıyıp kaçgöç olmadan, kadınların gizlenmeye ihtiyaç duymamasıyla yaşama; Tanrı'ya giden yolda benliği esas araç olarak görme; şaman, Gök Tanrı inancı ile doğaya uyumu yansıtır biçimde ibadet etme ve ilişkili olarak zıtlık ile devriye anlayışına sahip olma durumları söz konusudur. Hurufîlik gibi sembolik bir anlayışla Nesîmî kanalıyla tanışan ve Hallac-ı Mansur'la ışık metaforuna yüklediği anlamı derinleştiren Alevîler için hulûl, tecelli anlayışları ön plana çıkar. Yaygın anlamda heterodoks, kimilerince metadoks kabul edilen Alevîlik; İslâm peygamberini kabul etmesiyle birlikte Budizm ve/veya Hıristiyanlık'tan ödünçlenmiş olduğu düşünülen Hak- Muhammet- Ali üçlemesine bağlı kalır, Kur'an ise Bektaşîlerce daha fazla önem taşımış görünmektedir. Şia bağlantısı XVI. yüzyılla kurulan bu zümrenin rehber anlayışı Ali olmakla birlikte, sözde kalan Caferîliğe bağlılığı yine aynı dönemin etkisiyledir. Sözlü kültürün temsilcisi olan Alevîler, Telli Kur'an'ları saz ile tarihle, doğayla, birbirleriyle hemhâl olarak varlığını korur. Bununla birlikte söz ve canlandırmaya bağlı oyunları bünyesinde barındıran bu kültürün, dram denilebilir örneği ise tragedya ve epik oyunla benzerlikleri tartışılan Taziye'dir. Modern tiyatronun örneği Mum Söndü oyununda Alevî ve Bektaşîlerin karşılaştığı iftira örnekleri alenî biçimde görülmektedir. Buradan yola çıkılarak hazırlanan bu tez için 1980 sonrası oyunlarından Ali Berktay'ın Kerbela'sı, Recep Bilginer'in Sevgi ve Barış'ı, Mahmut Gökgöz'ün Pir Sultan Abdal'ı, Turgay Nar'ın Divâne Ağaç'ı, Hüseyin Erdoğan'ın Yol, Ter, Gül'ü, Hasan Erkek'in Kutsal Döngü'sü, Remzi Özçelik'in Hacı Bektaş'ı, Gönül Akkuş'un Allı Evlendi, Pullu Gelin Oldu'su ve Semih Çelenk'in Gelin Tanış Olalım'ı değerlendirilmiş, bu oyunların kuramsal çerçevede verilen özelliklere sahip olduğu görülmüştür.
Alevi inancında ölümle ilgili inanç ve cenaze uygulamaları
Bu tezde, Alevi inancında ölüm neyi ifade eder, ölümle ilgili inanışlar nelerdir, ölmeden önce, ölüm esnasında ya da öldükten sonra ne tür ritüeller yapılmaktadır gibi sorulara cevap bulmak amaçlanmıştır. Yarı yapılandırılmış mülakat tekniği ile veriler elde edilmiş, elde edilen bu veriler de nesnel bir bakış açısı ile aktarılmıştır. Görüşmeler dışında yazılı kaynaklardan da yararlanılmıştır. Görüşmeler, Ankara'daki bazı cemevlerine gidilerek, dedeler ve cemevi görevlileriyle görüşülerek ve ayrıca ulaşılabilen Alevi inancına mensup kadın ve erkeklerle görüşülerek yapılmıştır. Alevi inancına göre Hakk'a yürüyüş olan ölüm, yaşamsal fonksiyonların sona ermesi olarak adlandırılır. Ölüm çevresinde gerçekleştirilen birçok inanış ve gelenek mevcuttur. Hepsinde ortak amaç, ölüyü rahat ettirmek, onu incitmemek, ölen için hayırlar yapıp sevabını ruhuna göndermek, ölünün ruhunu selamete erdirmektir. Alevilerde ayrıca 'ölmeden önce ölmek' olarak ifade edilen ve yaşarken de ölmek anlamına gelen bir tabir vardır. Bunun anlamı fiziki anlamda ölmek değil, insanın nefsini öldürmesidir. Yani yaşarken kişinin bütünüyle nefsine hâkim olması, kötü huylarından arınması, kul hakkına girmemesi, tutkularından arınmasıdır. Bu bağlamda Alevilerde ikrar törenindeki ölüm, ölmeden önce ölmek olarak ifade edilir. Kişi dedenin/pirin huzurunda özünü dara çeker, sorgudan geçer. Kişi sorgudan geçeceği ikrar törenine başı dik çıkabilmek için üzerinde kul hakkı kalmamasına gayret eder. Eline, beline, diline hâkim olacağına söz vererek yola girer. Sonuç olarak herkes için kaçınılmaz bir son olan ölüm çevresinde gerçekleştirilen birçok inanış, gelenek bulunmakta ve yapılan ritüellerde yöreye göre farklılıklar da görülmektedir. Yapılan ritüellerde farklılıklar olsa da, amaç ölüyü rahat ettirmek, onu incitmemek, ölen için hayırlar yapıp, sevabını ruhuna göndermek, ölünün ruhunu selamete erdirmektir.
Antalya Abdal Musa Dergahı ve etki alanı: Menkıbevi kuruluş, tarihçe, deniz aşırı ilişkiler
On dördüncü yüzyılda yaşadığı bilinen Abdal Musa, Bektaşiliğin erken dönemlerinde etkili olmuş Rum Abdallarındandır. Orhan Gazi devrinde, yeniçeri ocağının kurucu pir olarak Hacı Bektaş Veli'ye bağlanmasında önemli rol oynadığı tahmin edilmektedir. Bektaşi erkânında on iki posttan on birincisi ona ithaf edilmiştir. Alevi toplulukları arasında büyük saygınlığa sahiptir ve kurduğu dergâh Bektaşiliğin tarihte bilinen en büyük dergâhlarından biri haline gelmiştir. Çalışmada Abdal Musa'nın tarihi kişiliği ve kurduğu dergâhın etki alanı farklı boyutlarıyla araştırılmıştır. İlk bölümde literatür değerlendirmesinin ardından, Abdal Musa'yı yaratan derviş geleneğinin tarihsel arka planı ele alınmıştır. Ardından Abdal Musa hakkında kroniklerde mevcut bilgi değerlendirilmiştir. Menâkıbnâmeler izlenerek söylenceler analiz edilmiş, tarihsel gerçeklikle bağları araştırılmıştır. Söylence-mekân ilişkisi üzerinde özellikle durulmuş, bölümler alanda okunarak Tekke Köyü sakinlerinin görüşlerine başvurmak suretiyle bazı sonuçlara varılmıştır. İkinci bölümde dergâhın tarihsel gelişimi araştırılmaktadır. Osmanlı-Safevi geriliminin dergâh ve derviş geleneği üzerinde yarattığı dönüşümün üzerinde durulmuş, sonuçları tartışılmıştır. Dergâh'ın kurulduğu alanın tarih boyunca ticaret yolları üzerinde yer aldığı tespit edilmiş, güvenlik ve konaklama ihtiyacının karşılanması yoluyla Osmanlı sosyal ve ekonomik sistemine entegrasyon süreci aydınlatılmaya çalışılmıştır. Üçüncü bölüm Bektaşiliğin Doğu Akdenizde yayılışı konusuna ayrılarak Abdal Musa Dergahı'nın bu gelişmeye etkisi ele alınmış, Mısır ve Girit Bektaşi gelenekleri ile Antalya arasındaki tarihsel bağlar araştırılmıştır. Abdal Musa'nın Mirası adlı dördüncü bölümde, Alevi Bektaşi geleneğinde Abdal Musa, Halk şiirinde Abdal Musa, Tekke Köyü ve Değirmenköy'ün özgünlüğü, Akçaeniş Tahtacı Türkmen ve Yörük belleğinde Abdal Musa konularına yer verilmiştir. Son olarak Batı Akdeniz ve Ege bölgesinde Abdal Musa'nın izleri alanda araştırılmış, çalışma sonuç ve genel bir değerlendirme ile tamamlanmıştır.
Değerler eğitimi bağlamında Hacı Bektaşı Veli öğretileri ve bu öğretilerin ortaöğretim yaş gruplarında tanınırlığı
Değerler eğitimi hem ülkemizde hem de dünyada eğitim sistemleri için oldukça önemlidir. Saygı, sevgi, dürüstlük gibi temel değerlerin, çocuklara küçük yaşta öğretilmesi, onların kişilik gelişimini ve topluma uyumunu olumlu yönde etkilemektedir. Bu yüzden birçok ülke, eğitim politikalarında değerler eğitimine özel yer vermektedir. Birçok ülkede olduğu gibi bizim eğitim politikamızda da çocuklara değerleri sadece kavramsal olarak sunmak yerine; tarihimizde ve kültürümüzde bu değerleri toplumun her kesimine sevgi diliyle aktararak, hoşgörü ve birlik içinde bir toplum yapısı oluşturan büyük şahsiyetlerden ve onların yöntemlerinden yararlanarak aktarılması tercih edilmektedir. Bu şahsiyetlerden biri de yaşadığı döneme damgasını vurmuş, düşünce ve öğretileriyle hâlâ etkisini sürdüren Hacı Bektaş Veli'dir. Onun insan merkezli yaklaşımı ve değer temelli öğretileri, bugün gençlere değerler eğitimini aktarırken örnek alınması gereken güçlü bir kaynaktır. Bu sebeple araştırmamızın birinci amacı Hacı Bektaş Veli'ye isnat edilen altı eseri değerler eğitimi çerçevesinde inceleyerek, metinlerde hangi değerlere yer verildiğini ortaya koymak ve bu bağlamda hangi değerlere daha sık vurgu yapıldığını ve her bir değerin ne ölçüde işlendiğini belirlemektir. Araştırmanın ikinci amacı Millî Eğitim Bakanlığı (MEB) tarafından hazırlanarak ortaöğretim kurumlarında okutulan Tarih, Türk Dili ve Edebiyatı ile Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi ders kitaplarında, Hacı Bektaş Veli'nin hayatı ve öğretilerine ne ölçüde yer verildiğini ve bu konulara ne düzeyde vurgu yapıldığını tespit etmektir. Araştırmamızın üçüncü aşamasını ise Millî Eğitim Bakanlığı'na bağlı bir ortaöğretim kurumunda öğrenim görmekte olan öğrencilerle yapılan mülakatlar oluşturmaktadır. Bu görüşmeler aracılığıyla öğrencilerin Hacı Bektaş Veli hakkında ne kadar bilgi sahibi oldukları, onun eserleri ve öğretilerinden ne düzeyde haberdar oldukları belirlenmeye çalışılmıştır. Bu çalışmada, bireylerin deneyim ve algılarını anlamaya yönelik nitel araştırma yaklaşımı benimsenmiş; verilerin sistematik biçimde çözümlenmesi amacıyla içerik analizi yöntemi kullanılmıştır. Çalışmamızda, Nevşehir ilinde Millî Eğitim Bakanlığı'na bağlı bir ortaöğretim kurumunda öğrenim görmekte olan, yaşları 15-17 arasında değişen kız ve erkek öğrencilerden oluşan toplam 15 öğrenciyle görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Öğrencilerle yapılan bu görüşmelerde, ele alınan konuya ilişkin daha derin ve nitelikli veriler elde etmek, aynı zamanda belirli bir çerçevede yanıtlar toplayabilmek amacıyla yarı yapılandırılmış görüşme tekniği tercih edilmiştir. Veriler, bu doğrultuda hazırlanan yarı yapılandırılmış görüşme formu aracılığıyla toplanmıştır. Elde edilen yanıtlar, içerik analizi yöntemiyle sistematik biçimde çözümlenmiş ve tematik başlıklar altında değerlendirilmiştir. Yapılan araştırmada, Hacı Bektaş Veli'ye isnat edilen altı eserde günümüz eğitim sisteminde öne çıkan 26 farklı değere sıklıkla yer verildiği ve bu değerler üzerinden bireylere yönelik öğütlerin sunulduğu belirlenmiştir. Bu değerlerin, Millî Eğitim sisteminin hedeflediği temel değerlerle büyük ölçüde benzerlik taşıdığı gözlemlenmiştir. Ancak ders kitaplarında bu değerlerin Hacı Bektaş Veli bağlamında yeterince ele alınmadığı; dolayısıyla öğrencilerin hem bu tarihî şahsiyeti tanıma hem de onun düşünsel mirasından haberdar olma konusunda sınırlı bilgiye sahip oldukları tespit edilmiştir.
Alevi-Bektaşi şiir geleneğinde millî değerler ve toplumsal bütünleşme
Şiir, okuyucuda estetik duyguları uyandıran bir edebî türdür. Şairler, çekici bir dil ile mısraların arasında ahenkle söylemek istediklerini dile getirirler. Alevi-Bektaşi edebiyatında şiir, tasavvufi bir düşünce sistemi üzerine kurulmuştur. 13. yüzyıldan itibaren gelişim gösteren bu şiirlerin teması Allah sevgisi, Hz. Ali (as), insan sevgisi ve doğruluk gibi konular olmuştur. Çok eskiye dayanan enstrüman eşliğinde söz söyleme, Alevi-Bektaşi inancında folklorik yapıdan daha çok inancın bir parçası haline gelmiştir. Bu gelenekten gelen âşıklar/zâkirler kültürün yaşatılmasında ve gelecek nesillere aktarılmasında önemli rol oynarlar. Hünkâr Hacı Bektaş Veli'nin ve Alevi-Bektaşi ulularının açmış olduğu yolda, temeli insan sevgisi olan bu inanç, çeşitli dönemlerde baskı ve zulümlere maruz kalmıştır. Alevi-Bektaşi sazın ve sözün sultanları bu zulüm ve baskılara rağmen insan sevgisinden, barıştan, millî değerlerden yana olmuşlar; ikilikten, ayrımcılıktan uzak durmuşlardır. Şiirlerinde de bu konuları her yüzyılda bıkmadan usanmadan işlemeye, insanları birliğe, sevgiye, saygıya, barışa, millî değerlere ve toplumsal bütünleşmeye davet etmeye devam etmişlerdir.
Türk milliyetçilerinin Alevi Bektaşi inanç sistemine bakış açıları, Nevşehir örneği
Türkiye'deki din ve inanç özgürlüğü meselesi oldukça karmaşık ve çok yönlü bir konudur. Bu konuda çeşitli sorunların yaşandığı gözlemlenmektedir. İşaret edilen sorunlar, farklı din ve inanç sistemlerine mensup bireylerin karşılaştığı çeşitli zorlukları kapsamaktadır. Bu problemlerin çözümü için çeşitli din ve inanç sistemini benimseyen grupların taleplerinin dikkate alınması toplumsal barış ve hoşgörünün sağlanması açısından önem arz etmektedir. Bu çalışmayla milliyetçi görüşe sahip toplulukların Alevi-Bektaşi inanç sistemine bakış açıları ortaya konularak toplumsal barış ve birlikteliğin sağlanması hususunda engel teşkil eden problemlerin neler olduğu belirlenmeye çalışılmıştır. Bu sayede toplumsal barış ve birlikteliğin sağlanması amaçlanmıştır. Çalışmada, araştırma problemine ilişkin sosyal gerçeklerin herhangi bir değişime uğramadan derinlemesine incelenmesi, çalışma gruplarının öznel görüşlerinin elde edilmesi amaçlandığından "nitel yaklaşım" yöntemi benimsenmiştir. Nitel yaklaşımla yapılan araştırmada, Alevi-Bektaşi inanç sistemine yönelik Türk milliyetçilerinin yaşantılarını, Alevi-Bektaşi inanç sistemine yükledikleri anlamları ve algıları ortaya çıkarmak amaçlandığından çalışma "olgubilim" desenine uygun olarak gerçekleştirilmiştir. Nitel araştırmaların gözlem ve görüşme tekniklerine dayanarak yürütülmesi, geniş ve büyük örnekleme ihtiyaç duymaması; olgubilim çalışmalarında ise çalışma grubunu oluşturan bireylerin araştırılan olguyla ilgili deneyimleri bulunduğu varsayıldığından, araştırmada örneklem seçilirken nitel araştırma yöntemine ve olgubilim desenine uygun olarak "amaçlı örneklem" ve amaçlı örneklem stratejilerinden "kartopu örneklem" kullanılmıştır. Araştırmamızın çalışma grubunu Nevşehir ilinde yaşayan, farklı meslek gruplarından 22 Türk milliyetçisi oluşturmaktadır. Yarı yapılandırılmış görüşmelerde, ele alınan olgu üzerinde derinlemesine bilgi toplamak ve sabit seçenekli yanıtlamayı sağlamak amaçlandığından yapılan araştırmada "yarı yapılandırılmış görüşmeler" gerçekleştirilmiştir. Elde edilen veriler ise "yarı yapılandırılmış görüşme formu" ile toplanmıştır. Araştırmada yarı yapılandırılmış görüşmelerden elde edilen veriler "içerik analizi" ve "betimsel analiz" yöntemleriyle analiz edilmiştir. Yapılan çalışmada Türkiye'de din ve inanç özgürlüğü noktasında yaşanılan problemlerin toplum yapısından, devletin din ve inançlara yönelik tutumundan ve Alevilere-Bektaşilere yönelik devletin tutumundan kaynaklandığı sonucuna ulaşılmıştır. Araştırmamızda Türk milliyetçilerinin Alevi-Bektaşi inancını benimsemiş kişiler hakkındaki düşüncelerine yönelik elde edilen bulgularına dayanılarak, Türk milliyetçilerinin Aleviler-Bektaşiler hakkında büyük bir çoğunlukla olumlu düşüncelere sahip olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Türk milliyetçilerine göre Aleviler-Bektaşiler, insana değer veren bir anlayışa sahip, dürüst, misafirperver, iyi niyetli, ahlaklı, okumayı ve araştırmayı seven, aydın insanlardır. Ayrıca milli duygular bakımından hassas, cana yakın, hak, hukuk, adalete önem veren, verdikleri sözü tutan, hoş görülü insanlardır. Türk milliyetçilerine göre Alevilik, Hz. Ali taraftarı olan, Hz. Ali'ye inanan ve Hz. Ali'yi seven insanların Hz. Ali'den sonra oluşturduğu, İslam içerisinde yer alan ve İslam'ın ahlak, hoşgörü, insan sevgisi gibi öğretileri üzerine kurulmuş bir mezhep bir inanç sistemidir. Bektaşilik ise Hz. Ali taraftarı olan insanların oluşturduğu, Alevilik içerisinde yer alan ve Aleviliğe göre daha sistemli ve gelişmiş bir tarikattır. Anahtar Kelimeler: Toplum, Toplumsal Birliktelik, Milliyetçilik, Türk Milliyetçiliği, Alevi Bektaşi İnanç sistemi
Adana Tahtacılarında ölüm ile ilgili inanış ve ritüeller: Nergizlik köyü örneği
Çalışmada Adana'nın Karaisalı ilçesi Nergizlik köyü Tahtacılarının ölüm olgusuna yükledikleri anlam hayatın geçiş dönemleri bağlamında değerlendirilmiştir. Bireylerin, ölümü ve ölüm etrafında oluşan inanış ve ritüelleri nasıl anlamlandırdıkları araştırmanın konusunu oluşturmaktadır. Bu doğrultuda Adana Tahtacılarının ölüm öncesinde ölümün ön belirtisi olarak gördükleri olay, durum ve nesnelerin kültürel anlamları ile ölümden kaçınmak için yaptıkları ritüel ve uygulamaların toplumsal ve kültürel anlamları; ölüm sırası inanış ve ritüellerin sembolik anlamları; ölüm sonrası inanış ve uygulamalarının sembolik anlamları ve ölüm sonrası ritüellerinin kültürel ve toplumsal anlamları üzerinde durulmuştur. Çalışmanın temel amacı Nergizlik köyü Tahtacılarının ölümü ve ölümle ilişkili inanış, ritüel ve uygulamaları nasıl anlamlandırdığı; ölüme ilişkin bu anlamlandırmaların ne şekilde inşa edildiği ve tüm bu anlamlandırmaların katılımcıların anlam dünyasında nasıl bir yere sahip olduğunu anlamaktır. Nergizlik köyünde yaşayanların Alevi inancını yaşayan Tahtacı bir topluluk olması, topluluğun ölümü Alevi inanç dairesi içinde anlamlandırmasında etken olmaktadır. Çalışmanın kuramsal çerçevesini ölümün bir geçiş dönemi olmasının yanında içinde inanış ve ritüelleriyle birçok sembolü barındırmasından dolayı sembolik etkileşim kuramı oluşturmaktadır. Tahtacıların ölüme ilişkin anlamlandırmaları nitel araştırma yöntemiyle ele alınmıştır. Nergizlik köyünde ölüm konusuyla ilgili zengin bilgiler elde edilebilecek katılımcılara ulaşmak ve örneklemi belirlemek için örneklem olarak amaçlı örneklem tekniği kullanılmıştır. Çalışmanın örneklemi Nergizlik köyünde ikamet eden 41-83 yaş aralığında, 10'u kadın 6'sı erkek olmak üzere toplam 16 katılımcıdan oluşmaktadır. Katılımcılardan biri de cemevi dedesidir. Böylelikle toplam katılımcı sayısı 17'dir. Örneklemin tamamı hayatının belirli bir döneminde ağaç kesim işiyle geçimini temin etmiş ve etmektedir. Çalışmada veri toplama aracı olarak yarı yapılandırılmış derinlemesine görüşme ve yarı katılımlı gözlem teknikleri kullanılmıştır. Katılımcılardan elde edilen veriler kodlama sürecine tabi tutulmuş ve veriler, ulaşılan tematik kodlarla analiz edilmiştir. Buna göre Nergizlik köyü Tahtacılarının ölüm öncesi, ölüm sırası ve ölüm sonrası inanış ve ritüellerinin içinde birçok sembolik anlamın olduğuna ve bu sembolik anlamların toplumsal etkileşim içinde belirli bir süreç dahilinde oluştuğu sonucuna varılmıştır. Topluluğun ölüme ilişkin inanç ve uygulamalarında geçmişten bu zamana özgün durumlarını koruduğu ancak bazı inanç ve uygulamaların geçmişten bugüne yavaş da olsa değişime uğradığı bazılarının da yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olduğu görülmüştür.