
27
Arşivlenen Tez
0
DOI Atanmış
0%
DOI Oranı
Anabilim Dalı
Another way is possible: Looking at women's lives through the filter of divorce
This study primarily deals with women's experience of divorce in Turkey, and it aims to explore the following questions: how do the structure of marriage, the roles that women are expected to assume, and their perception of themselves within their families affect their decision to get divorced? Can any causality be established between the changing economic countenance of Turkey and the performance of manhood and womanhood on the decision of women to get divorced? What kind of strategies do women employ before and after divorce? Twenty-seven semi-structured life-story interviews were conducted in six different cities of Turkey. The average age of the participants is fourty-five, and the average length of time after divorce is ten years. The interviews lasted for almost thirty hours. The study demonstrates that the fatherhood performance women were exposed to when they were growing up plays an influential role on the decision mechanism in women's married lives, and the husband constitutes a second fatherhood from which women prefer to escape. Working life facilitates this escape.When children are involved, marriages are sustained until women decide to end it at the most appropriate time. Financial problems are experienced as a result of unemployment, and domestic violence in marriage are prevalent among the participants. Most of the participants interpreted divorce as a relief and a way out of an oppressive state despite its challenging results.
Boncuklu Tarla Güneydoğu Alanı PPNA dönem yontmataş tekno-tipolojisi
Tezimiz kapsamında ilk olarak Boncuklu Tarla Yerleşimi Güneydoğu Alanı PPNA tabakalarından ele geçen alet, çekirdek ve teknolojik parçaların tipolojik analizleri gerçekleştirilmiştir. Daha sonra yongalama ürünleri üzerinden PPNA dönem yongalama teknolojileri ortaya konmaya çalışılmıştır. Toplamda 247 adet yontmataş parça üzerinde analiz çalışmaları gerçekleştirilmiştir. 247 adet parçanın 134'ü üzerinde çeşitli tiplerde düzelti olup alet özelliği göstermektedir. Aletler "tip" ve "alt tip olacak şekilde iki başlık altında değerlendirilmiştir. Toplamda 11 ana tip içerisinde 20 farklı alt tip tespit edilmiştir. En yoğun grubu 54 adet ile ön kazıyıcılar oluşturmaktadır. Alet grubu içerisinde değerlendirdiğimiz ve az sayıda ele geçmiş olmasına rağmen Epi-paleolitik geleneğin devamını göstermesi açısından oldukça önemli olan mikrolitlerin toplam sayısı 5 adettir. Alet grubu dışında PPNA dönem teknolojisi hakkında fikir sahibi olmamızı sağlayan çekirdekler üç farklı tipolojide karşımıza çıkmaktadır. Bunlar; piramit, prizmatik ve mermi biçimli çekirdeklerdir. Toplam sayıları 39 adettir. Yine teknoloji ile ilişkili bir diğer grubumuz çekirdeklerin hazırlanmasına yönelik alınan ve teknolojik parçalar olarak isimlendirin parçalardan oluşmaktadır. Bunların toplam sayısı 13'dür. Yontmataş buluntuların tamamından elde edilen veriler neticesinde Güneydoğu Alanı PPNA dönemde teknoljik açıdan baskı teknolojisinin yoğun olarak kullanıldığı tespit edilmiştir. Bunun yanı sıra yumuşak taş vurgaç ile yongalanan yonga ve dilgilerin varlığı göz ardı edilemeyecek kadar fazladır. Yontmataş alet grubu içerisinde tespit edilen "naviform dilgiler" ise bu tekniğin de kullanıldığını göstermektedir. Bu noktada özelikle ok ucu yapımında kullanılan naviform dilgilerin PPNB'de baskın olması ve mikrolitler ile aynı alandan bulunmaları soru işaretlerine neden olmuş ve bu sorunsala vurgu yapılmıştır. Yapılan karşılaştırmalar neticesinde BoncukluTarla Güneydoğu Alanı PPNA Dönem yontmataş alet endüstrisinin Zagros-Toros hattı kültür ilişkisine ışık tutabileceği ve bu doğrultuda yapılacak kapsamlı çalışmalara referans olabileceği vurgulanmıştır.
Geç Neolitik'ten Demir Çağı'na kadar Güneydoğu Anadolu Bölgesinde hayvan gübresi kullanımı: Etnoarkeolojik bir değerlendirme
Tez çalışması, Geç Neolitik Dönem'den Demir Çağı'na kadar Güneydoğu Anadolu'da yaşamış arkeolojik topluluklarda hayvan gübresi kullanımına ilişkin etnoarkeolojik bir araştırmayı kapsamaktadır. Tamamen doğal kaynaklarla yaşayan bu arkeolojik topluluklarda, özellikle kerpiç inşaatlarda yapıştırıcı madde olarak, yemek pişirmek için yakıt ve şiddetli soğuk mevsimlerde ısınma kaynağı olarak hayvan gübresinin kullanımı doğal bir olasılıktır. Belirtilen bu ihtiyaçlara ek olarak, bölgedeki günümüz yerel topluluklar hayvan gübresini hastalıkların tedavisinde, ek gelir elde etme, tarım arazilerinde verimliliği sağlama, avcılık faaliyetlerinde tuzak kurma gibi çeşitli amaçlarla kullanmaktadır. Çalışmada öncelikle mevcut arkeolojik kaynaklar kullanılarak bölgedeki arkeolojik topluluklarda hayvan gübresinin kullanımına ilişkin ipuçları araştırılmıştır. Etnografik saha araştırması yöntemi kullanılarak, günümüzde Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde yaşayan geleneksel topluluklarda hayvan gübresi kullanımı esas alınarak, Geç Neolitik'ten Demir Çağı'na kadar yaşamış arkeolojik toplulukların gübre kullanım tercihlerine de ışık tutmuştur.
Mardin Kalesi 2014 Kazısı lüle buluntuları
Bu çalışmanın amacı, 2014 yılında Mardin Müze Müdürlüğü başkanlığınca yürütülen Mardin Kale Kazısında ele geçen lüle buluntularının incelenmesidir. Ayrıca bu çalışması ile lüle buluntularının tanıtılması ve literatüre kazandırılması amaçlanmıştır. Lüle, tütün ve benzeri maddelerin kullanımı için tasarlanmış; pişmiş topraktan yapılmış, sırsız seramik grubunda yer alan buluntulardır. Lüle, çubuk ve ağızlık yardımıyla kullanılır. Osmanlı Devleti'nin toplumunda bir dönem önemli bir yere sahip olan lüle, gündelik yaşamın bir parçası olmuştur. Bu sayede halkın tüketimine yetişebilecek şekilde üretimi artmış, Tophane lülesinden daha basit lüleler üretilmiştir. Ancak teknolojinin gelişimi ve tütün kullanımının basitleşmesi dolayısıyla zaman içinde lüle üretimi durmuştur. 2014 senesinde ele geçen lüle buluntularından 70 adet seçilerek incelenmiştir. Bu lülelerin süsleme ve tip özelliklerine bakılmıştır. Çalışmada incelenen lüle örneklerinin tamamının ana malzemesi kildir. Lüleler, çanağına göre ve kaide biçimine göre olmak üzere ikiye ayrılarak incelenmiştir. Tipi tespit edilen lüleler arasında silindir çanaklı lüleler, torba biçimli çanaklı lüleler, karinalı çanaklı lüleler, yuvarlak çanaklı lüleler, basık yuvarlak çanaklı lüleler, krater biçimli çanaklı lüleler ve lale çanaklı lüleler başlıkları altında lüleler değerlendirilmiştir. Kaide biçimine göre sadece disk kaideli lüle grubunda örnekler ele geçmiştir. Şekli tespit edilemeyen lüleler grubunda ise büyük bölümü mevcut olmayan lüleler, çanak parçaları mevcut olan lüleler ve duman yolu parçaları mevcut olan lüleler olmak üzere üç başlık altında değerlendirilmiştir. Bu lülelerin geometrik ve bitkisel bezemeleri detaylarıyla çizim ve fotoğraflarla desteklenerek açıklanmıştır. Osmanlı Devleti'nin günlük yaşamında yeri olan lülenin, Mardin Kalesi'ndeki örneklerini anlamamız önemlidir. Çalışmada yer alan 70 lüle 17. yüzyıl ile19. yüzyılın sonları aralığında tarihlenmektedir.
Kültür varlığının korunması bağlamında Diyarbakır, Sur İlçesi, Savaş Mahallesi, 382 Ada ve 28-29 Parsel Numaralı Geleneksel Diyarbakır Konutunun restorasyon uygulaması değerlendirmesi
Tarih boyunca birçok medeniyetin hüküm sürdüğü Diyarbakır'ın ilk yerleşim birimi olan Suriçi bölgesi, kuruluşundan günümüze kadar yerleşimin sürekliliğini koruduğu, ticaretin devam ettiği ve şehrin önemli yapılarının yer aldığı bir merkez görevinde olmuştur. Bu tarihi yerleşim alanının gerek kırsaldan kente göçün etkileri gerek bazı toplumsal olayların etkisiyle organik dokusu hasar görmüştür. Bölgede yer alan sivil mimari örneklerinin de bu olaylardan etkilendiği gözlemlenebilmektedir. Bu çalışmada Suriçi bölgesinin güneydoğu kısmında 382 ada 28-29 parselde yer alan tescilli kültür mirası taşınmazların, koruma uygulamalarına odaklanılmış, yapılan restorasyon uygulamaları, korumacı bir bakış açısıyla gözlemlenmiş ve gerçekleştirilen çalışmalar hakkında detaylı bilgiler paylaşılmıştır. Kısmen bozulan ve ihtiyaçlar doğrultusunda çeşitli değişiklere uğrayan çalışma konusu tescilli yapı, restorasyon öncesinde kafe olarak işlevlendirilmiştir. 2016 yılında ise tarihi Suriçi bölgesinde kamuoyunda "Hendek Olayları" olarak bilinen toplumsal olaylar yaşanmıştır. Tescilli birçok idari, kültürel, dini ve ticari yapı ile çok sayıda sivil mimarlık örneğinin bulunduğu alanda meydana gelen bu risk unsuru, çok sayıda kültür varlığını tehdit ederek, zarar vermiştir. Tez çalışmasına konu olan tescilli konut da olayların gerçekleştiği bu bölgede yer almaktadır. Olayların sonrasında özellikle de terk sebebiyle bazı tahribatlara maruz kalan, bu tescilli kültür varlığı konut, 21.03.2016 Tarih 2016/8659 sayılı bakanlar kurulunun acele kamulaştırma kararının ardından hazineye devredilmiştir. Kamu devri sonrasında rölöve çalışmaları, restorasyon projeleri ve restorasyon yapım uygulamalarının ihaleleri tamamlanarak konutun koruma uygulaması sürecine başlanılmıştır. Tez çalışmasında hem proje aşamasını hem de sahada gerçekleşen koruma çalışmaları ele alınmıştır. Uygulama aşamalarında, konutta gerçekleşen rekonstrüksiyon, restitüsyon ve konservasyon uygulamaları, Venedik Tüzüğünün maddelerinde belirttiği sınırlar çerçevesinde ele alınarak, değerlendirilmiştir. Değerlendirmenin ardından uygulamaların, koruma bağlamında kabul görülen kriterlerle uyumlu olduğu kanısına varılmıştır. Yapı ölçeğinde olumlu sayılabilecek bu uygulamaların, etkili olabilmesi için, bir bütün olarak, kentsel ölçekte de ele alınması gerekmektedir. Bu, sivil toplum kuruluşları, mahalli idareler ve bakanlıklar düzeyinde iş birlikleri ile mümkün kılınabilir. Anahtar Kelimeler: Mimarlık, Kültürel Miras, Restorasyon, Koruma Yöntem ve Teknikleri.
Alfa kuşağının yeni medya kullanımında yeni nesil babaların etkisi
Teknolojinin hızla gelişmesi ve yeni medya araçlarının günlük yaşama entegrasyonu, Alfa kuşağının medya kullanımı üzerinde önemli etkiler yaratmaktadır. Alfa kuşağı, doğduklarından itibaren dijital dünyayla iç içe büyümekte ve medya kullanım alışkanlıkları, aile içi etkileşimlerle şekillenmektedir. Özellikle babaların, çocuklarının medya ile olan ilişkilerini yönlendirme ve denetleme süreçleri, kültürel çalışmalar açısından incelenmeye değer bir konu olarak öne çıkmaktadır. Çalışmada, amaçlı örneklem tekniğiyle seçilen on yeni nesil baba (Alfa kuşağı bireylerin babası) ile yapılan yarı yapılandırılmış derinlemesine görüşmelerle elde edilen veriler analiz edilmiştir. Araştırmanın bulguları, yeni nesil babaların çocuklarının medya kullanım alışkanlıkları üzerinde önemli bir rolü olduğunu göstermektedir. Babaların teknolojiyle olan etkileşimleri, çocukların medya içeriklerini nasıl tükettiği ve nasıl değerlendirdiğinde belirleyici rol oynamaktadır. Bunun yanı sıra, babaların medya okuryazarlığı konusundaki tutumları, Alfa kuşağının dijital ortamlara yönelik eleştirel bakış açısını şekillendirmektedir. Sonuç olarak, yeni nesil babalar, çocuklarının medya ile ilişkilerinde yalnızca yönlendirici değil, aynı zamanda aktif bir katılımcı olarak yer almaktadır. Bu durum, kültürel aktarım süreçlerinde babaların rolünün önemini vurgulamakta ve Alfa kuşağının medya kullanımı üzerindeki etkisini anlamlandırmada yeni bir perspektif sunmaktadır.
The impact of modernization on the representation of Indian traditional culture: The golden age of Indian cinema
The Golden Age of popular Indian cinema 1945-1965 produced a great number of films. These films had a great impact not only in India but globally too. These films, rich in melodramatic elements, were intricately linked to colonial discourse at various levels. The qualities of melodrama, a modern form, have contributed to the construction of a Western discourse in films. The aim of this study is to examine how modernization shaped the representations of traditional culture during the golden age. For this purpose, the study, which was based on a qualitative research perspective, utilized thematic approach and critical discourse analysis method. Four films Awara (Kapoor, 1951), Shree 420 (Kapoor, 1955), Mother India (Khan, 1957) and Mughal-e-Azam (Asif, 1960) were selected through purposive sampling method were descriptively analyzed in terms of narrative and cinematographic elements. The findings were interpreted under two main themes: Elimination of religious elements and representation of cultural change. The analysis revealed a decline in religious references within these films, with religious representations lacking an organic connection to the overall narrative. Besides religious values were conveyed through more secular themes' characteristic of the melodramatic framework. The cultural shifts brought about by modernization were depicted through surface-level interpretations, reinforcing traditional values within the moral universe shaped by melodramatic elements. Ultimately, the study suggests that representations of traditional culture in Golden Age films were influenced by a Western perspective aligned with a modernist vision.
İngiliz manda Dönemi Kudüs tanıklıkları
I.Dünya Savaşı'nı kaybeden Osmanlı devletinin Ortadoğu toprakları, bölgede uzun süredir emperyal emelleri bulunan İngiltere ve Fransa arasında Sykes-Picot anlaşması ile paylaştırılmıştır. İngiltere bu anlaşma kapsamında Irak, Ürdün ve Filistin üzerinde manda yönetimi kurmuştur. Ortadoğuda Osmanlı karşıtı Arap Ayaklanmalarının başlatılmasında büyük rol oynayan İngiltere, Hindistan ve Mısır sömürgelerini korumak adına Filistin'de bir Yahudi vatanı vaat eden Balfour Deklerasyonu'nu imzalamıştır. 1800'lerin sonu itibariyle Siyonizm tehlikesinin farkında olan Filistinli Araplar, İngiltere'nin manda dönemini genel anlamda ılımlı bir şekilde karşılamış ancak Balfour Deklarasyonu'nu, Yahudi göçü ve vatan inşası fikrini şiddetle reddetmiştir. Bu çalışma kapsamında İngiltere'nin yaklaşık otuz yıllık Filistin manda yönetimi süresince nasıl bir rol oynadığı Kudüslü Hristiyan müzisyen Vasıf Cevheriyye'nin anıları başta olmak üzere dönemin Müslüman, Hristiyan ve Yahudi isimleri üzerinden incelenmiştir. Araplara bağımsız bir vatan, Yahudilere ise bir Yahudi yurdu vaat eden İngiltere, otuz yıllık idaresi boyunca çalkantılı bir siyaset sürdürmüş, en nihayetinde bugün modern Filistin ve İsrail meselesinin oluşmasına zemin hazırlamıştır. Vasıf Cevheriyye gibi dönemin pek çok Arap entelektüeli ve siyasetçisi milliyetçilik duygusuyla İngiltere manda dönemini umutla ve büyük bir coşku ile karşılamıştır. Ancak Cevheriyye dahil pek çok isimden anlaşıldığı üzere oluşan umut hissi zamanla ihanet ve öfke hissiyle yer değiştirmiştir. Öyle ki bu hisler yalnız Filistinli Araplarda değil; her yıl daha da belirsizliğe doğru ilerleyen İngiliz asker ve idarecilerde, vaat edilen Yahudi yurdunu kaybetme korkusuna giren Siyonist Yahudilerde de görülmüştür. Bu tez, bu duygular ekseninde İngiliz manda dönemini incelemekte ve anılardan, biyografilerden ve dönem yazışmalarından faydalanarak farklı bir dönem tarihi okuması sunmaktadır.
The influence of a Turkish local cosmetic storytelling brand on consumer brand experience
In the realm of memory retention, narratives tend to hold greater appeal and are perceived as more captivating and memorable compared to straightforward facts. However, there is a lack of substantial empirical evidence concerning the impact of company-developed stories on customers' brand experiences. This research paper aims to fill that gap by examining how a story crafted by a company influences consumers' perception of a brand. The study involves two distinct groups: one exposed to storytelling and another not exposed to storytelling. Using qualitative method, ın-depth interviews were conducted with participants from each group, focusing on a local Turkish cosmetic brand that was established in 2019, with the product under investigation launched in 2020. The comparison between these two groups revealed significant differences. Customers who heard the brand's story expressed considerably more favorable opinions and displayed a greater willingness to pay a premium for the product. This study contributes to the field of brand management by showcasing the impact of storytelling on consumer experiences. The findings hold crucial managerial implications, illustrating how brand narratives can be effectively utilized to create and reinforce positive brand associations. However, further research is necessary to fully comprehend the mechanisms through which stories influence consumer responses to brands, as indicated by a review of previous research and the study's results. Keywords: Storytelling, Brand Experience, Brand Associations, Brand Value, Qualitative Method
Farklı görme biçimleri olarak merkezi perspektif ve önem perspektifi
Bu çalışma farklı kültürlerden doğan farklı bakış açılarının oluşturduğu görme biçimlerinin karşılaştırılması amacıyla yapılmaktadır. Bu amaç doğrultusunda başlangıçta araştırmanın kuramsal bağlamı, sorunu, amacı, önemi, sayıltıları, sınırlılıklarına yer verilmiştir. Daha sonra Rönesans Dönemi kültür ve sanat ortamı, bir görme rejimi olarak merkezi perspektif rejimi ve sanatçıların insana eğilimi üzerinden portre açıklanmış olup bundan sonra Minyatürün tanımı ve tarihsel süreci, önem perspektifi, Nakkaşhane geleneği ve padişah portreciliği tartışılmakta ve sonunda analiz yapılmaktadır. Gentile Bellini'nin resmettiği Fatih portresi ile Nakkaş Sinan'ın nakşettiği Fatih portreleri göstergebilim yöntemi ile mukayese edilmektedir. Bu çalışmanın amacı farklı kültürlerde ve farklı tekniklerle yapılmış Fatih'in portreleri üzerinden farklı görme biçimlerine ve bakışın tek tipleşmesine doğru bir okuma yapabilmektir. Merkezi perspektifin bozularak Maniyerizm'i oluşturması gibi Batı'da kültürün dönüşerek süreklilik kazanmasına karşın Doğu'da Minyatür, kültürel işlevini yitirmiş ve bugün minyatür yapılamaz olmuştur. Tarihsel süreç içerisinde Minyatür geleneği içerisinde görme biçimleri ve kültürün dönüşemeyerek, tekrara düşmesine bakışın tek tipleşmesi izleği üzerinden bu çalışma bünyesinde cevap aranacaktır.
The concept of being a regular in the context of space-identity interaction
The relationship between individuals and the spaces they inhabit is complex and multifaceted, shaped by a range of factors including personal history, social norms, and cultural context. One aspect of this relationship is the concept of "being a regular" in a particular space. This notion encompasses a sense of familiarity, ownership, and belonging, as well as an understanding of the social norms and practices that govern the space. The idea of being a regular has important implications for individuals' sense of identity, as well as for the ways in which they interact with others in the space. This paper explores the concept of being a regular in the context of space-identity interaction, drawing on a range of theoretical frameworks and empirical studies to shed light on this complex and nuanced phenomenon. Through the examination of various factors contributing to individuals' sense of becoming regulars, this study provides an understanding of identity, belonging, and the nature of social interaction within the context of everyday spaces. To construct this understanding, the study initially conducted a literature review on the concepts of space, identity, and the regular. This literature review explored the reciprocal effects of space and identity, as well as the interaction between these two concepts. Ultimately, it was concluded from the literature review that the concept of regular is directly related to the interaction between space and identity. Furthermore, it was deduced that being a regular not only nourishes space and identity separately but also transforms the space-identity interaction on a social dimension. In the second section of the study, three key concepts directly benefiting from the state of being a regular were discussed. In this section, it was revealed that being a regular, emerging within the context of space-identity interaction, forms the basis of three fundamental pillars. As a result of the conducted literature review and analyses, these three pillars of being a regular were identified as belonging, appropriation of space, and social satisfaction. For these foundational concepts of being a regular, a preliminary literature review was conducted, followed by an exploration of how belonging, appropriation of space, and social satisfaction concepts contribute to the notion of being a regular facilitated by observations and analyses. The conclusion section interprets the concept of being a regular in the context of space-identity interaction, along with analyses of its three pillars, and provides an overall interpretation of the study.
İngiliz edebiyatında ırkçı söylem: Shakespeare'in Othello'su üzerine bir inceleme
Bu tez, William Shakespeare'in "Othello" oyunundaki ırkçı söylemleri metin analizi ve söylem analizi yöntemleriyle incelemeyi, oyunun ırkçı stereotipleri desteklediği iddiasını sorgulamayı ve teatral performansların ırkçılığı nasıl ele alabileceğini tartışmayı amaçlamaktadır. Giriş bölümünde, ırkçılığın tanımı ve farklı türleri sunulmakta ve Othello'nun ırkçılık temasını hangi bağlamda ele aldığı açıklanmaktadır. Dönemin İngiliz edebiyatında ırkçılığın genel algısı ve örnekler verilerek ırkçılığın tarihsel ve kültürel köklerinin anlaşılması sağlanmıştır. Aynı zamanda dönemin siyasi ve toplumsal gelişmeleri, sömürgecilik ve ulusal kimlik yaratma çabaları gibi etkenler de oyunun anlaşılması için önemli bir arka plan sağlamaktadır. Tez, temel olarak üç soruya yanıt aramaya odaklanmaktadır. Bunlar 1- Othello ırk ve etnik kökenle ilgili klişeleri sürdüren ırkçı bir dil ve imgeler kullanıyor mu? 2- Othello'daki karakterler ırksal önyargının tasvirine nasıl katkıda bulunur? 3- Othello'daki ırkçı söylemin oyunun yorumlanması ve alımlanması üzerindeki etkisi nedir? Metin analizi ve yakın okuma bölümünde, Othello'nun karakterleri arasındaki diyaloglar ve monologlar ayrıntılı olarak analiz edilmektedir. İlk soru kapsamında, Othello'da ırk ve etnik kökenle ilgili stereotiplerin kullanılıp kullanılmadığına odaklanılmaktadır. Oyun karakterlerinin "Moor" olarak tanımlanan Othello'yu ötekileştirici dil ve imgelerle nasıl tanımladıkları ve bu karakterlerin söylemlerinin ırksal önyargıların nasıl aktarıldığını nasıl gösterdiği incelenmektedir. Söylem analizi bölümünde ikinci soruya yanıt aranmaktadır. Karakterlerin eylemleri ve kullandıkları dil, ırkçı önyargıların algılarını ve etkileşimlerini nasıl şekillendirdiğini ve trajik sonuçlara yol açtığını göstermektedir. Sonuç bölümünde, Othello'daki ırkçı söylemin oyunun yorumlanması ve alımlanması üzerindeki etkisi tartışılmaktadır. Üçüncü soru bağlamında, oyunun ırkçılık temalarının yorumlanması ve alımlanmasının seyirci tarafından nasıl şekillendirildiği incelenmektedir. Aynı zamanda, tiyatro eserinin hem ırkçılığı nasıl destekleyebileceği hem de ırkçılıkla mücadele için nasıl bir araç olarak kullanılabileceği fikri tartışılmaktadır.
Peyami Safa romanları örneğinde Türk edebiyatında oryantalist zihniyetin eleştirisi
Modernleşme pratiği yaşayan toplumlarda Batı gibi olma, Batı gibi düşünme ve kendini Batı'nın gözüyle yeniden inşa etme eğilimi mevcuttur. Osmanlı Devleti'nin son zamanları ile başlayan modernleşme süreci ve peşi sıra gelen Batılılaşma hareketi, Batı gözüyle yenilenme eğilimi, yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti'yle bir devlet ideolojisi hâline dönüşmüştür. Devletin içindeki seçkin, yönetici elit ve aydın kesimin bir kısmı bu ideolojiyi benimsemiş ve kendi toplumuna, geleneksel ve kültürel birikimine Batılı bir bakış açısı, oryantalist bir zihniyetle yaklaşmıştır. Bu durum sonucunda Cumhuriyet ideolojisi modern olmaya çalışırken kendi geleneğinden kopuk bir modernleşme toplumu olmanın önüne geçememiştir. Bu çalışma çerçevesinde öncelikle oryantalist zihniyet, Batı perspektifi ile kurgulandığı düşünülen Türk modernleşme serüveni tarihsel olarak incelenmiş olup, sonrasında da zihniyet kavramı ve Türk modernleşme zihniyeti özellikle gelenek ve modern kavramları ışığında incelenmiştir. Zihniyet kavramının akabinde oryantalizm kavramsallaştırması, kavramın geçirdiği tarihsel süreç ve bu süreç içerisindeki değişim ve dönüşüme yer verilmiş olup son olarak Türk modernleşme serüveninde önemli bir konumda olduğu düşünülen "aydın" figürünün oryantalist çalışmalara ve oryantalist zihniyete karşı olan tutumu irdelenmiştir. Çalışmanın ikinci bölümünde ise zihniyetlerin, ideolojilerin, kültürlerin genel anlamıyla sanat, bu çalışma özelinde ise edebiyat, kurgu aracılığı ile topluma aktarılması sorunsalı incelendikten sonra, Türk edebiyatında oryantalist zihniyet etkisinden söz edilmiştir. Peyami Safa'nın hayat hikâyesi, fikrî serencamı ve eserlerine yer verildikten sonra Türk edebiyatındaki yeri incelenmiştir. Son bölümde ise çalışmanın iddia ettiği üzere Türk edebiyatında Peyami Safa'nın romanları üzerinden topluma sunmaya çalıştığı yanlış modernleşme, Batı'yı yanlış anlama, oryantalist zihniyet eleştirisi söylemi incelenmiştir.
Feminist kuramın Türkiye'deki yükseköğrenim öğrencileri tarafından alımlama sürecinin kalitatif ve kantitatif yöntemlerle analiz edilmesi
Feminist kuramın kapsamına uygun olarak, henüz kavramsallaşmadığı dönemlerde tarihi kaynaklarda kadın hakları olarak yer edindiğini söylemek mümkündür. Sistemli bir harekete dönüşmesi ise 19. yüzyılda Avrupalı devletlerin öncülük etmesi ile gerçekleşmiştir. Batı Avrupa'da meydana gelen değişiklikler Osmanlı devletinde de kısmi hareketlenmeleri başlattı ve 19. yüzyılın ilk çeyreğinde Türk toplumunda kadın hakları yeniden şekil almaya başlamıştır. Batı Avrupa'ya kıyasla örtük bir gelişim gösteren Türk toplumunda kadın hakları kavramının şekillenmesi ve kavramsallaşması sancılı bir sürecin ürünü olarak ortaya çıkmıştır. Osmanlıda başlayan temkinli ilerleme Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulması ile hız kazanmış olsa da batılı devletler ile arasında halen daha mesafe vardı. Her kavramın her toplumda benzer şekilde vukuu bulması beklenen bir durum olmadığı gibi nedenlerinin de saptanması elzem bir husustur. Kaleme alınan çalışmada batı menşeili feminist kuramın Türkiye'deki alımlama süreci karma araştırma yöntemleri ile analiz edilirken Yükseköğrenim öğrencilerine tesirinin tespiti adına katılımcı görüşlerine başvurulmuştur. Yükseköğrenim öğrencileri ile yapılan anketler neticesinde elde edilen bulgular literatür taraması bulguları ile mukayese edilip tesirinin mahiyetinin hangi yönde olduğuna dair görüş bildirilmiştir. Yüksek lisans çalışmasında aktarılmak istenen; tarih boyunca talep edilen kadın haklarının, modern dönem ve feminist kuram ile beraber ne şekilde gelişim gösterdiği ve söz konusu gelişimlerin Türkiye'deki üniversite öğrencilerinin alımlama sürecine tesirinin kalitatif ve kantitatif araştırma yöntemleri ile saptanmasıdır. Modern dönemin yeniden şekillendirdiği kadın olgusu tenkit edilirken söz konusu sorunlar adına da çözüm önerileri sunulmuştur.
Gündelik hayat sosyolojisi bağlamında aile apartmanında yaşayan evli kadınların sosyal kimliği
Bu araştırma, Türkiye'nin toplumsal yapısında önemli bir yere sahip olan aile apartmanlarında süregelen dinamik üzerine odaklanmanın toplumsal çalışmalarda önemli bir yeri olduğundan hareketle yapılmıştır. Bu bağlamda toplumsal yaşamda çeşitli rolleriyle varlığını sürdüren kadınlar için aile apartmanında yaşama deneyimleri önemli bir yer tutmaktadır. Evli kadınların aile apartmanında yaşamanın kendilerini nasıl algıladıklarını, gündelik hayatta gerçekleştirdikleri eylemlerin onların eş, anne, gelin olma rollerini nasıl şekillendirdiği üzerinde durulmuştur. Yapılan araştırmada, evli ve çocuklu kadınların aile apartmanlarında geçirdikleri gündelik hayat deneyimlerinin sosyal kimlik algıları üzerinde nasıl şekillendiği incelenmiştir. Araştırmaya katılan kadınların aile apartmanında üstlendikleri roller ve bu rollerin sosyal kimliklerine etkisi gündelik hayattan örnekler ile incelenmiştir. Yapılan bu araştırmada nitel araştırma yöntemi benimsenmiştir. Fenomonolojik desenle yürütülen bu çalışmada katılımcılardan sosyo-demografik bilgi formu ile yarı-yapılandırılmış görüşme formu ile veri toplanmıştır. Araştırmada yaş aralıkları 28-55 yaş arasında değişen ve İstanbul, Bursa, Ankara illerinde aile apartmanlarında ikamet eden kadınlarla görüşmeler yapılmıştır. Toplanan veriler not dökümü ile yazılı hale getirildikten sonra içerik analizi ile analiz edilmiştir. Analiz aşamasında aile apartmanı deneyimi, aile apartmanında sosyal ilişkilerin gündelik etkileri, sosyal kimlikte öne çıkan rol olmak üzere üç tema belirlenmiştir. Temalarla ilişkili olarak oluşturulan kategori ve kodların ardından bulgular paylaşılmıştır. Araştırmada elde edilen bulgular kapsamında kadınların aile apartmanında yaşadıkları deneyimlerin aile apartmanı algısını etkilediği anlaşılmıştır. Bununla birlikte çocuklu kadınların aile apartmanında gündelik eylemlerinin çoğunun annelik rolü üzerinde şekillendiği elde edilmiştir. Bununla birlikte anne olmasına rağmen çeşitli hizmet beklentisi nedenlerinden dolayı sosyal kimliğinde gelin olma rolünün baskın olduğu sonucu da elde edilmiştir. Katılımcıların aile apartmanı yaşamlarında sosyal destek ve dayanışmadan faydalanırken aynı zamanda bireysel özgürlük ve özerklik konusunda sorunlar yaşadıkları anlaşılmıştır. Aile içi ilişkiler, geleneksel cinsiyet rolleri, kadınların gündelik yaşamlarını ve ilişkilerini derinden etkilemektedir. Kadınlar, bu değişkenler çerçevesinde denge kurarak hem ailelerinin beklentilerini karşılamaya çalışmakta hem de kendi bireysel ihtiyaçlarını ve kimliklerini koruma çabasını yürütmektedirler. Bu durum, aile apartmanlarında yaşamın karmaşıklığını ve dinamik yapısını ortaya koymuştur. Anahtar Kelimeler: Gündelik Hayat, Sosyal Kimlik, Aile Apartmanı, Fenomenoloji
Türkiye'nin modernleşme sürecinde Ahmet Hamdi Tanpınar'ın romanlarında ironi
Ahmet Hamdi Tanpınar, yaşadığı toplumun sorunlarını iyi gözlemlemiş ve bu sorunları çeşitli bakış açıları üzerinden değerlendirebilmiş çok yönlü bir yazardır. Tanpınar, hem Türk insanının hem de dâhil olduğu Türk toplumunun problemleriyle kendisini meşgul eder. Bu problemlerin başında "modernleşme" gelir. 15. yüzyıldan itibaren Batı'da yaşanan gelişmelerle Batı kendi modernliğini oluşturur. Bu durum ise Osmanlı Devleti'nin Batı'daki gelişmelere adapte olmaya çalışmasını zorunlu kılar. Osmanlı Devri'nden Cumhuriyet Devri'ne geçiş sürecinde ikilikler arasında bocalayan bireyler, modernleşme toplumunu oluşturur. "Eski" ile "yeni" arasında sıkışıp kalan Türk toplumu, modernleşmenin beraberinde getirdiği "yenilik" probleminin sonucunda çeşitli arayışların peşine düşer. Türkiye'nin modernleşme sürecinde yaşadığı bunalımlar, yozluklar ve ikilikler Tanpınar'ın bilhassa üzerinde durduğu konulardır. Bu açıdan Tanpınar yalnızca toplumunun değil, kendisinin de arada kalmışlığını eserlerine yansıtır. Yanlış anlaşılan modernleşme, Doğu ve Batı arasında kalmış olan bireyler üzerinden Türkiye'de trajik bir durumu ortaya çıkarır. Tanpınar, eserlerinde bu trajediyi ironik bir yöntem kullanarak kurgular. Tanpınar romanlarında modernleşme sorunu, olay ve kişiler üzerinden okuyucuya "ironi" ile aktarılır. İroni, bir eleştiri yolu veya Tanpınar'ın kendini ifade etme biçimi olarak okunabilir. Öte yandan Tanpınar'ın hayatında da ironinin izleri bulunur. Mektuplarında ve eserlerinde karşılan ironik mizacının Tanpınar'ın karakteriyle bütünleştiği söylenebilir. Bu tezin kapsamını Türkiye'nin modernleşme sürecinde Tanpınar'ın romanlarında kendini gösteren ironi oluşturur. Bu çalışma, Türkiye'nin modernleşme sürecine genel bir bakış sunarak Ahmet Hamdi Tanpınar'ın bu süreçteki konumunu tayin etmeyi ve modernleşme ironisinin Tanpınar romanlarındaki yansımalarını incelemeyi amaçlamaktadır. Anahtar Kelimeler: Tanpınar, Modernleşme, İroni.
Maduniyet çalışmaları ve Sait Faik Abasıyanık öykülerinde madunluk üzerine bir inceleme
Bu çalışmanın amacı Sait Faik Abasıyanık'ın hikayelerini, mâdunluk çerçevesinde incelemek ve hikâyelerinin konusu, karakterleri, dönemin sosyo-ekonomik durumu, Sait Faik'in genel karakter seçimindeki yönelimini incelemektir. Madun terimi, ırk, sınıf, kast, cinsiyet, cinsel yönelim, etnisite veya dini açıdan toplumun aşağılanan ve hor görülen herhangi bir kişisini veya zümresini ifade eder. Bunun yanında, okuma yazması olmayan, alt kültüre mensup olup toplumda temsil edilmeyen, eğitim seviyesi düşük, bağımlı olan grupları niteler. Bu gruplar, egemen sınıfın baskılarından, doğrudan veya dolaylı yollardan etkilenmiş ve etkilenmekte olan gruplardır. Bu açıdan bakıldığında, Sait Faik'in bu hikâyelerindeki karakterlerin toplumdan dışlanmış, ezilmiş, alt sınıftan, sesini duyuramamış karakterlerden oluştuğu görülmektedir. Döneminin en önemli hikayecilerinden olan Sait Faik'in, ötekileştirilmiş, yoksul, mağdur, mazlum altsınıftan insanlara hikayelerinde yer vermesi onu diğer yazarlardan ayırır. İnsan sevgisi ile, gözlemci-gerçekçi bir şekilde yazdığı hikayeler yazıldığı dönemin şartlarını, sosyo-ekonomik durumunu, toplumun sosyolojisinin bir resmini çizmesi yönüyle önem arz eder. Sonuç olarak Zengin-fakir, köylü-şehirli arasındaki çatışma eksenlerinde var olan ve baskı altına alınan, sesi kısılan, topluma yabancılaşan mâdunlar, Sait Faik'in hikayelerinde karşımıza çıkmaktadır.
Intercultural impacts of social media usage for international students in their educational situations: The case study on African students in Sakarya University
In this contemporary world, technology in general and social media in particular play a significant role in adaptation process of international students in their educational situations. This thesis examines intercultural impacts of social media usage on African students in Sakarya University. Analyzing intercultural impacts of social media usage, empirical data have been collected from African students of Sakarya University during the 2019-2021 semester through different methods of qualitative research. Primary sources were notably collected from interviews and secondary information sources to work on this study. With the analysis based on cross-cultural adaptation theories, three key findings have emerged in this research. In academic adaptation, the cultural capital theory which promotes cultural mobility was utilized to analyze learning environment. It has been discussed that language barriers lead African students to the stress and frustration in their education. Thus, social media usage determines pedagogic and communication means to learn Turkish language. In psychological adaptation, the AUM theory which illustrates uncertainty and anxiety in the host culture was also used to improve cross-cultural interaction skills. As a result, social media usage alleviates the feelings of homesickness in educational milieus. In socio-cultural adaptation, the acculturation model theory was utilized to portray the conditions of cultural changes in host environment. It has been confirmed that social media usage is a positive strategy in cross-cultural contacts to provide effective communication among students. Finally, it has been concluded that social media usage plays a considerable role in the educational adaptation process of African Students in Sakarya University.
The effect of Turkish tv series on Kosovar audience: A case study on the reception of Albanian women
Popular culture studies are crucial for understanding everyday meaning-making processes of people. It has a central place in Cultural and Feminist Studies as this area considers every ordinary thing as part of the culture. The influence of Turkish Soap Operas over the Albanian female audience is an unexamined area in academic literature. This study aims to contribute to popular culture studies in this line. This thesis is grounded in ethnography, focusing on the Albanian female audience in Kosova, following a qualitative methodology. Semi-structured interviews are conducted to see the diversity of the responses in relation with their socio-economic backgrounds with one-to-one interviews and focus groups. It has been found that Albanian women of Prishtina have watched Turkish Soap Operas for years now. Soaps are the escapism from their everyday struggles. It is found that soaps serve as a learning hub, and a way of adding more to the table when discussing with other women. Data shows that women's appeal to Turkish Soap Operas, despite their patriarchal aspects, it helps them understand the role of women in society. Among critical reflections, this study found that women emphasise femicide and the rights of women today by comparing Turkish and Albanian cultures. Mostly, they have been loyal to these soap operas because they have been loyal to them inasmuch as its cultural proximity between the two cultures. The findings contribute to understanding the production of culture in industrial societies beyond what the system imposes on people for consumerist reasons only.
Doğu Batı tartışmaları ekseninde Türkiye'de modernlik ve muhafazakarlığın dönüşümü
Osmanlı İmparatorluğu'nda askeri modernleşme hareketlerinin başladığı dönem itibariyle yenilikçilik, tanzimat ve meşrutiyet hareketleri cumhuriyet öncesi geçiş dönemi ve erken cumhuriyet dönemi, bugünün Türkiye'sini anlamayı kolaylaştırabilir. 1940'lı yıllardan 1960'lı yıllara kadar yaşanan süreç günümüz moderleşme tartışmalarının da temeli olmuştur. Bu dönem Türkiyenin düşünce dünyasında önemli bir aşamayı ifade etmektedir. Bu dönemde gerçekleştirilen düşünsel tartışmalar uzun yıllar sosyal bilimler alanının temel tartışma odağını oluşturmuş ve gerek tarih, edebiyat, sosyoloji gibi temel sosyal bilimler alanlarını, gerekse de kültürel çalışmalar ve doğu-batı çalışmaları gibi disiplinler arası alanı doğrudan etkilemiştir. 60'lı yıllarda tartışılan en önemli meselelerden biri de Türkiye'nin doğulu bir toplum mu, yoksa batılı bir toplum mu olduğu üzerinedir. Bu tartışmaların merkezi siyaset, akademi ve edebiyat alanlarına genişlemiştir. Türkiye'nin doğulu mu, batılı mı, feodal mi, kapitalist mi olduğu tartışmaları beraberinde modernlik muhafazakarlık tartışmalarını da barındırmıştır. Tez boyunca bu iki düşünce ortamına dair Türkiye'nin fikir insanlarının tezleri ele alınmış ve tartışılmıştır. Gerek sanat alanında, gerekse felsefe alanındaki çalışmalarda her daim göz önünde bulundurduğu bir gerçeklik, Osmanlı ve Türkiye'nin toplumsal yapısı gerçekliği öne çıkmaktadır. Bu çalışmanın temel amaçlarından biri Türkiye'nin düşünce dünyasında Osmanlı İmparatorluğundan Türkiye Cumhuriyetine dönüşen doğu-batı ve modernlik-muhafazakarlık tartışmalarını anlamak ve edebiyat, felsefe, siyaset odağında hangi öznelliklerin öne çıktığını anlamak, sorgulamak ve yorumlamaktır.
Kültürel çalışmalar perspektifiyle Yedi Numara televizyon dizisinin alımlanması
Kültürel Çalışmalar Ekolü teorik öncüllerine dayandırılan bu araştırma, kodlama ve kod açımı merkezli alımlama araştırmasıdır. Algılama ve anlamlandırma sürecinin dizi metni ile etkileşimde olması sebebiyle, metne yönelik bilgilerin yanı sıra izleyici alımlamasını ortaya koyan veriler analize dâhil edilmiştir. Türkiye Radyo Televizyon (TRT) Kurumu'nun 2020 yılı Nostalji Kuşağı'nda tekrar gösterime giren "Yedi Numara" dizisi, içerik ve izleyici kapasitesi ile araştırma konusu olarak tercih edilmiştir. 2000-2003 yılları arasında yayınlanan durum komedisi türündeki bu Televizyon dizisi, üzerinden yıllar geçmesine rağmen hala ilgi çeken bir konumdadır. İzleyiciler tarafından beğeni ve ilginin devam etmesi, anlatımda yer alan ütopik sosyal ilişkilerin geçmişe duyulan özlemi açığa çıkarmasıyla bağlantılı görülmektedir. Bu araştırma, Yedi Numara dizi anlatısı ve izleyici görüşlerini inceleyerek, insani ilişkilerde geçmişe özlem uyandıran unsurları ortaya çıkarmayı, hedeflemiştir. Değişim ve dönüşümün insani ilişkileri de etkilediği modern yaşam biçiminde "Yedi Numara" izleyicilerinin; geçmişi sığınılacak bir liman olarak gördüğü düşünülmektedir. Gündelik yaşamdaki ilişkilerin değişmesiyle kendi ve çevresine yabancılaşan insan, değerleri nostaljik bir forma sokarak; günümüz ve gelecek tasavvurunda oluşan boşluğu doldurma eğilimindedir. Bu yönüyle dizinin, geleceğin tasarımında da arzulanan sosyal ilişki ve değerleri örneklediği ortaya çıkmıştır.
Endüstri kent ve kamusal alan bağlamında Richard Sennett üzerine bir inceleme
Bu çalışmada Richard Sennett'in çalışmaları temel alınarak endüstri, kent, kamusal alan gibi hayatımızın şekillenmesinde temel rol oynayan olguların tarihsel dönüşümleri ve bu dönüşümlerin toplumsal yansımaları incelenmiştir. Richard Sennett günümüz toplumunda ortaya çıkan birçok sosyal sorunun kökeninin tarihsel bakış açısıyla bulunulabileceğini ve tarihsel kırılma noktaları iyi anlaşılabilirse toplumsal sorunların ortadan kaldırılabileceğini savunmaktadır. Bu bağlamda çalışma gerçekleştirilirken günümüz toplumunda var olan toplumsal problemlerin sorunsallaştırılması ve sorunların tarihsel köklerini açığa çıkarılması adına tarihsel bir perspektifte incelemelerde bulunulmuştur. Çalışma boyunca literatür taraması yöntemi kullanılmış, sunulan iddiaları temellendirebilmek adına Richard Sennett'in katkıda bulunduğu bir çok eser ve Richard Sennett üzerine kaleme alınmış metinler çalışmaya dahil edilmiştir. Çalışmanın modern kentli bireyin toplumsal problemlerini tarihsel kökenlerine ve günümüz yansımalarına ışık tutması amaçlanmıştır.
Öğrencilerin online alışveriş hakkındaki görüşleri: Sakarya Üniversitesi İletişim Fakültesi örneği
Bilgi ve iletişim teknolojilerindeki gelişmeler pek çok alanda olduğu gibi satın alma alışkanlıklarımızı da değiştirmektedir. Bu çalışmada Sakarya Üniversitesi İletişim Fakültesi lisans öğrencilerinin online alışverişe ilişkin görüşleri incelenmiştir. Öğrencilerin online alışveriş deneyimleriyle demografik değişkinler arasında anlamlı bir ilişkinin var olup olmadığı araştırılmıştır. Bu amaç doğrultusunda, 2017-2018 güz döneminde Sakarya Üniversitesi'nde öğrenim görmekte olan lisans öğrencileri arasından oranlı tabakalama yöntemiyle örneklem belirlenmiştir. Ana kütleden alınacak örneklem sayısının belirlenmesi doğrultusunda 300 öğrenci üzerinde anket uygulanmış ve değerlendirilmeye alınmıştır. Analizlerde Bağımsız Örneklem T testi (Independent Sample T Test) ve Tek Yönlü Varyans Analizi (One Way Anova) kullanılmıştır. Araştırma sonucunda online alışverişe ilişkin görüşlerin, cinsiyet, eğitim durumu, hane halkı gelir durumu, nüfusa kayıtlı olunan il, internete bağlanılan yer, internet kullanım süresi, tercih edilen ürün ve ödeme şekli gibi etkenlere göre anlamlı düzeyde değiştiği ortaya çıkmıştır. Bulgulara göre, erkek, ikinci ve üçüncü sınıfta öğrenim görmekte olan, 2700-4049, 4050 ve üstü hane halkı gelirine sahip, büyükşehirden gelen, ev ortamından İnternet'e bağlanan, İnterneti 5 yıl ve fazla süre boyunca kullanan, Giyim- Ayakkabı ve Kişisel Bakım, Elektronik Eşya ürünleri ve Bankacılık Hizmeti tercih eden, ürün tesliminde nakit ve havale ödeme araçlarını kullanan öğrencilerin, online alışverişe diğer gruplara oranla olumlu yaklaştığı ve İnternet üzerinden gerçekleşen satın alma davranışını avantajlı bulduğu ortaya konmuştur.
(ilk) aşk: Genç yetişkinlik sürecindeki ergen'in eşcinsellik deneyiminin karşılaştırmalı analizi
This thesis comparatively analyzes two authors who produce in English and Turkish, who are Andre Aciman and Yalçın Tosun, through a queer lens. The aim of the thesis is to "queer" homonormativity by focusing representations of the male same-sex desire existing in Call Me by Your Name by Aciman and selected short stories by Tosun, which is referred as "gay experience" as characters don't necessarily identify as gay despite having same-sex encounters with other men. Thus, their sexualities are left blurred, meaning there is no clear self-expression of "gay identity". Specifically, the thesis explores gay experiences of young men during coming-of-age periods, used to refer to the period of pre- or early period of young adulthood, adolescence, puberty or teenage periods. Drawing on theories on gender, sexuality and the Queer, the thesis compares the similarities and differences of gay experience presented by these two authors in relation to issues like class and ethnicity. By doing so, it aims to queer homonormativity, which idealizes a singular and conformist gay identity. Having the queer approach, the thesis brings together different particularities of gay experiences or expressions to challenge homonormativity as the production of normative codes. Underlying these particularities, the thesis tries to pose alternatives to the homonormativity and to contribute to a global identity, consisting of different expressions. Since both Aciman and Tosun narrate non-Western particularities, their works are functional to deconstruct the ideal White homonormativity. For, these non-Western experiences add up to the gay experience that is limited by this homonormativity.
Dışarıdan sanatın içeriden sanata dönüşmesi: Henry Darger örneği
This thesis focuses on the outsider art also known as mad art. The question of how a mad becomes an artist by the art world is examined through the example of Henry Darger, one of the most famous outsider artists. Different biographies of Darger show us the process of construction of outsider artist image. The main aim of this thesis is to question the dynamics of the art world and to discuss how it creates its own limits while creating a new identity. It is discussed how the mad, the subject of psychiatry, is reconstructed in the art world and how this construction affects the art world. In this process, biography is treated as a commodity and considered as the most important element in the establishment of the outsider art.
Anadolu manzaralarının tahayyülleri: Sabahattin Eyüboğlu filmleri
My thesis examines short documentary films produced by the literary and cultural critic, translator, and scholar Sabahattin Eyuboğlu within the rubric of the Istanbul University Film Center. Composed of travels into Anatolia's cultural geography with an eye scrutinizing the archeological and ethnographic heritage, I argue that his filmography gives a reading of Anatolia as a trope of the motherland as part of Turkey's construction of its national culture, which translates into a journey representing Asia Minor's ancient history, folklore, and picturesque landscape in the films. Seeking the imprints of this ideologically-determined approach in the form and content of Eyuboğlu's films, I also account for the workings of this trope through a survey of the intellectual history of Turkey. I analyze these imprints in the film's "cinematographic re-animation" of the past and their representation of the space of Anatolia as a mythical and trans historical entity.
Kim Var Orada? çağdaş Türkiye tiyatrosu'nda sessizleştirilmiş geçmişleri sahnelemek: Kim Var Orada? Muhsin Bey'in Son Hamleti
This thesis study aims to investigate the re-enactment of difficult pasts in theatrical performances while questioning the representation of the silenced events and subjects of Turkey's recent history in the given political and aesthetic limits of present-day Turkey. To this end, this study investigates the representations of silenced accounts in the histories of Turkey's theater by concentrating on a biographical play called Kim Var Orada? Muhsin Bey'in Son Hamleti [Who's There? The Last Hamlet of Muhsin Bey] by Boğaziçi Gösteri Sanatları Topluluğu (BGST) premiered in 2016, İstanbul. The play portrays the life story of one of the most influential figures of Turkey's theater history, Muhsin Ertuğrul, and problematizes his mythic image within the ethnocentric history writing of Turkey's theater by depicting the events taking place in the transition period from Ottoman Empire to the Republic of Turkey. I will investigate Kim Var Orada's strategies of performing history by looking at the critical and playful relationship that it builds with historical documents and discuss the performers' potential to bear witness to the historical event that they re-enact. Since Kim Var Orada firmly ties its texture to Shakespeare's Hamlet, I will analyze the possible reasons and outcomes of Hamlet's haunting of the Kim Var Orada's structure as an attempt to communicate with the traumatic pasts of Turkey's recent history.