Süleyman Demirel University
Enstitü

Fen Bilimleri Enstitüsü

Süleyman Demirel University

306

Arşivlenen Tez

0

DOI Atanmış

0%

DOI Oranı

Arşivlenen Tez

10 Tez
DoktoraAçık ErişimTR

Farklı ağır oksitler ile katkılandırılmış B2O3-Bi2O3 cam malzemelerin radyasyon soğurma özelliklerinin araştırılması

Bilimsel ve teknolojik gelişmelerle birlikte radyasyon, günümüzde birçok farklı alanda yaygın olarak kullanılmaktadır. Bu kapsamda, nükleer enerji santralleri, tıbbi görüntüleme sistemleri, nükleer tıp uygulamaları, endüstriyel testler ve sterilizasyon işlemleri gibi radyasyonun zararlı etkilerinin ortaya çıkabileceği ortamlarda çalışan bireylerin sağlıklarını korumak ve güvenli çalışma koşulları sağlamak amacıyla koruyucu önlemlerin alınması gerekmektedir. Bu bağlamda, içerdiği ağır metal oksitler sayesinde yüksek yoğunluk, uygun şeffaflık ve gama ışınlarına karşı etkin koruma sağlayabilen cam malzemeler, radyasyondan korunma alanında dikkat çeken alternatifler arasında yer almaktadır. Bu tez çalışması kapsamında (65-x)B2O3-35Bi2O3-xHMO (x=0, 1, 1.5, 2, 4 mol%; HMO: Er2O3/Gd2O3/Sm2O3) kimyasal bileşimine farklı konsantrasyonlarda ağır metal oksit ilavesiyle üç farklı cam serisi (BBErx, BBGdx ve BBSmx) tasarlanmıştır. Reçete tasarımı doğrultusunda cam numuneler ergitme yöntemiyle sentezlenmiştir ve elde edilen camların fiziksel, yapısal ve radyasyon zırhlama özellikleri araştırılmıştır. Bor oksit-bizmut oksit esaslı camlara artan ağır metal oksit ilavesinin, yoğunluk değerinde bir artışa neden olduğu görülmüştür. Numunelerin yapısal özellikleri ise X-ışını kırınım yöntemi ile incelenmiştir. Sentezlenen camların radyasyon zırhlama performanslarının değerlendirilmesinde, NaI(Tl) sintilasyon detektörüne bağlı gamma spektrometresi ile 60Co ve 137Cs radyoaktif kaynaklarından yayınlanan 662, 1173 ve 1332 keV gama enerjileri kullanılarak deneysel ölçümler gerçekleştirilmiştir. Teorik hesaplamalar ise 0,015–15 MeV enerji aralığında Phy-X/PSD yazılımı aracılığıyla hesaplanmıştır. Elde edilen zırhlama parametreleri, gama ışını enerjilerinin bir fonksiyonu olarak hem deneysel hem de teorik sonuçlar açısından tutarlı bir uyum gösterdiği belirlenmiştir. Ayrıca, ağır metal oksit içeriğindeki artış camların radyasyon zırhlama özelliklerini iyileştirdiği sonucuna ulaşılmıştır.

CamGama radyasyonuGama spektroskopisi
Serpil Emikönel
Süleyman Demirel University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2025
00
DoktoraAçık ErişimTR

Bitki ekstraktlarıyla bakteriyel selüloz esaslı biyo-dokusuz yüzey üretimi ve karakterizasyonu

Bu tez çalışmasında, Giresun/Şebinkarahisar yöresinden sağlanmış tıbbi aromatik bitkilerden olan Helichrysum arenarium (L.) Moench., Thymus sipyleus Boiss. ve Mentha pulegium L. bitkilerinin ekstraktları ile bakteriyel selülozun (BS) in situ ve ex situ modifikasyonu yapılıp, biyoaktif materyaller içeren biyo-dokusuz yüzey üretiminin tamamen doğal kaynaklarla üretilmesi hedeflenmiştir. Çalışmada öncelikle bitki ekstraktları hazırlanmıştır. Hazırlanan bitki ekstraktlarının Yüksek Performanslı Sıvı Kromatografisi (HPLC) ile karakterizasyon çalışmaları gerçekleştirilmiştir. Daha sonra kombucha kültür ortamında statik kültür ile üretilmiş bakteriyel selüloza ex situ modifikasyon ile farklı konsantrasyonlarda üretim yapılmıştır. In situ modifikasyon ile üretimde ise farklı konsantrasyonlarda üretim çalışmaları yapılmış olup BS biyo-dokusuz yüzey üretimi gerçekleşen konsantrasyonlar üzerinden çalışma devam etmiştir. Üretilen biyo-dokusuz yüzeylerden antibakteriyel özelliği en yüksek olan örneklere liyofilizasyon (dondurarak) kurutma işlemi yapılmıştır. Ayrıca ex situ modifikasyon ile üretilen biyo-dokusuz yüzeyler arasında antibakteriyel özelliği en yüksek konsantrasyonlar belirlenmiş ve aynı konsantrasyonlarda bitki ekstraktları %70-30 tensel/viskon spunlace dokusuz yüzey (62 g/m2) kumaşa uygulanmıştır. Çalışmanın son aşamasında üretilen tüm yüzeylerin antibakteriyel aktivite testleri, su tutma, şişme oranı ve porozite gibi analizleri yapılmıştır. Üretilen biyo-dokusuz yüzeylere Taramalı Elektron Mikroskobu (SEM), Fourier Dönüşümlü Kızılötesi Spektroskopisi (FT-IR), Termogravimetrik Analiz (TGA), Diferansiyel Taramalı Kalorimetre (DSC), X-Işını Kırınımı (XRD) gibi yöntemler ile karakterizasyon çalışmaları gerçekleştirilmiştir. Çalışma sonucunda farklı ekstrakt türlerinin ve konsantrasyonlarının uygulama yöntemlerine göre etkileri karşılaştırılarak değerlendirilmiş ve yüksek antibakteriyel etkiye sahip gelişmiş özellikli biyo-dokusuz yüzeyler üretilmiştir.

Nur Kılınç
Süleyman Demirel University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2025
00
DoktoraAçık ErişimTR

Türkiye afet yönetim sisteminin mühendislik açısından analizi: Antakya- Defne (Hatay) örneği

6 Şubat 2023 tarihinde merkez üssü Pazarcık (Kahramanmaraş) olan ve başta Hatay olmak üzere geniş bir bölgede ciddi can ve mal kayıplarına yol açan depremler, Türkiye'nin afet risk yönetimi politikalarının yeniden değerlendirilmesini zorunlu kılmıştır. Bu kapsamda, büyük ölçekli sismik olayların yerleşim alanlarında afete dönüşmesinde rol oynayan çok kriterli yapı, bütüncül bir yaklaşımla incelenmiştir, deprem kaynaklı hasarların iki ana başlık altında çevresel ve sosyal olmak üzere etkileyen mekânsal dağılımını analiz ederek, afet risk yönetimi süreçlerine bilimsel katkı sunmayı amaçlamaktadır. Deprem riskini etkileyen kriterler Analitik Hiyerarşi Prosesi (AHP) yöntemiyle ağırlıklandırılmış, ardından İdeal Sonuç Odaklı Çok Ölçütlü Karar (TOPSIS) yöntemi ile alternatif bölgelerin risk düzeyleri sıralanmıştır. Bu sayede, Çok Kriterli Karar Verme (ÇKKV) modeli kullanılarak Hatay ili özelinde çevresel ve sosyal olan 17 alt kriter, değerlendirmeye alınmıştır. Çevresel faktörler arasından en büyük yer ivmesi (PGA) en etkili faktör olup, bazı bölgelerin kritik risk düzeyine sahip olduğu ortaya konmuştur. Sosyal faktörler içerisinde özellikle nüfus yoğunluğunun belirleyici bir değişken olduğu ön plana çıkmıştır. Ayrıca geliştirilen AHP-TOPSIS modeli ile alternatif (mahalle) bazında risk düzeyleri belirlenmiş olup, elde edilen sonuçlarda, Odabaşı mahallesi en yüksek Ci skoruna sahip olup, çevresel kırılganlık açısından en yüksek risk grubunda yer almaktadır. Bu bulgular, afet riskinin disiplinler arası ve çok boyutlu bir analiz yaklaşımıyla değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır. Sonuç olarak, bu doktora tezi deprem öncesi aşamasında yerbilimleri temelli uzman görüşlerine dayanarak daha etkin bir biçimde, yerel koşullara duyarlı risk önceliklendirme yaklaşımı geliştirmekir ve afet yönetimi politikalarının iyileştirilmesine yönelik öneriler sunmaktadır. Böylece gelecekte meydana gelebilecek sismik olaylarda kayıpların azaltılmasına katkı sağlayacak bilimsel bir zemin oluşturulmuş olacaktır.

Defne Sanlı Sayan
Süleyman Demirel University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Çobandere (Malatya) bölgesinin linyit potansiyelinin uzaktan algılama bulguları

Ülkemizdeki 4B grubu maden aramalarında plansız yapılan uygulamalar nedeni ile ekonomik açıdan verimsizlik olduğu açıktır. Son yıllarda hızlı bir şekilde artan enerji maliyetleri linyit madenciliğinin daha da önemli kılmış ve mostra madenciliğinin yerini dijital ortamdaki yapılan yeni teknolojik faaliyetler ile birlikte sondajlı arama ve yeni modern uzaktan algılama teknikleri kullanılarak ön arama faaliyetlerini zaman ve ekonomik açıdan çok verimli hale getirmiştir. Uzaktan algılama tekniklerinin önemini ortaya çıkarmıştır. Sahada MTA tarafından yapılan etüt çalışmalarının değerlendirilmesi sonucunda elde edilen yeni veriler ışığında linyit içeren lokasyonlar tespit edilmiştir. İlk bakışta tek tip bir litolojik birimde çalışma yapıldığı düşünülse de farklı fasiyeslerin varlığı uydu görüntüsü analizlerinde ve sondajlarda gözlenebilmektedir. Bu fasiyes değişimleri renk, mineralojik bileşim ve özellikle farklı alterasyon seviyeleri ile ilişkilendirilebilir. Fasiyes değişimlerinin haritalanması linyit arayışı için en önemli katkılardan birisi olmuştur. Landsat 8 uydu görüntüsü analizleri ile bu haritalamalar ve linyitli lokasyonların doğrulanması mümkün olmuştur. CBS çalışmaları ile linyitli bölgelerin morfolojik özellikleri belirlenmiştir. Belirlenen lokasyonlardan 2 adet sondaj çalışması gerçekleştirilen Alibonca Formasyonundaki Çobandere üyesi içerisinde linyit bantları organik malzemeli kiltaşı ve kireçtaşları ile ardalanmalı olarak bulunur. Tatlı su fosilleri içeren organik malzemeli kireçtaşı ve marnlarla ilişkili benzer fasiyesler gölü çevreleyen bataklık çökelleri olarak yorumlanabilir. Linyit fasiyesi içerisinde bulunan damarların kalınlığı Arguvan/Çobandere mevkiinde yapılan sondajda 3.60cm – 0.02 cm arasında değişen kalınlıklarda, Arapgir /Suceyn mevkiinde ki sondajda 1.60cm- 0.05cm arasında değişen kalınlıklarda ve ortalamada kuyu başına 4 metre toplam kalınlıkta, alt ısıl değeri 1200-1500 kcal/kg ortalamasına sahip linyit damarları kesilmiştir.

JeolojiLinyitMalatya
Muhammet Sait Kördiş
Süleyman Demirel University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Mısırda (Zea mays L.) in-vitro polen çimlenmesi, polen tüp uzunluğu ve polen canlılığına sıcaklığın etkisinin araştırılması

Mısır (Zea mays L.), dünya üzerinde üretimi en çok gerçekleştirilen ve evlerimizden sanayi alanına kadar geniş bir yelpazede kullanılan küresel bir üründür. Bütün canlılar gibi mısırda var olabilmek adına bir ekosistem içerisindeki şartlara göre kendilerini adapte etmeye çalışmaktadırlar. Bu yaşam şartları her zaman istenildiği gibi uygun olmamaktadır. Bu koşullar altında canlıların gelişim düzeyleri kötüleşerek ekosistem içerisinde olumsuz sonuçların meydana gelmesi kaçınılmazdır. Özellikle küresel ısınmadan kaynaklanan iklim değişiklikleri mısır gelişim süreçlerinde oluşturduğu stresle birlikte gelişim aşamalarından zayıflamalar meydana getirmektedir. Bitkilerde stres türleri oluşum şekillerine göre biyotik stres ve abiyotik stres olarak iki başlıkta ifade edilmektedir. Abiyotik stres faktörleri çevresel faktörlerden kaynaklanan; sıcak, soğuk, tuzluluk, kuraklık, su fazlalığı, radyasyon, bazı kimyasallar, kuraklık etkenler olarak sayılabilir. Biyotik stres faktörleri ise biyolojik kökenli virüsler, böcekler, bakteriler ve herbivorlar gibi canlı faktörler olarak sayılabilir. Bu tez çalışmasında, mısır bitkisinde artan sıcaklık değerlerinin mısır polenleri üzerindeki etkileri derinlemesine incelemek için in-vitro ortam koşullarında Zea mays L. (mısır) bitkisinde polen performansının artan sıcaklık değerleri karşısında polen canlılığı oranları polen çimlenme oranları ve polen tüp uzunluklarındaki değişimlerin gözlemlenmesi amaçlandı. Uygulama için seçilen mısır tohumları in-vitro ortamda hazırlanarak ekimi gerçekleştirildi. 2 aylık süreçte mısır fidelerinin büyümesi sağlanarak, mısır polenleri toplandı. Toplanan mısır polenleri in-vitro ortamda preparatlar hazırlanarak 5 ⁰C, 10 ⁰C, 20 ⁰C, 30 ⁰C, 40 ⁰C sıcaklıklarda etüvde bekletildi. Değişen sıcaklık değerlerinin mısır bitkisi polen performansına etkilerini tespit etmek için polen canlılık oranları, polen çimlenme oranları, polen tüpü uzunlukları tespit edildi. Bu stres faktörlerinin polen üzerindeki etkilerinin tanımlanabilmesi için "cumulative stress response index" (CSRI) testi kullanıldı. Mısır bitkisinin gelişim aşamalarında sıcaklık stresine verdiği cevaplar analiz edildi. Mısırın en ideal gelişimi için ihtiyacı olan sıcaklık değerleri tespit edildi Araştırma bulguları, mısır poleninin polen canlılığı, çimlenme yüzdelerinin ve polen tüp uzunluklarının kontrol grubuna göre yüksek sıcaklıklarda ve düşük sıcaklarda azaldığını göstermiştir. Optimum aralık dışında kalan sıcaklık değerlerinde polen gelişim sürecinin olumsuz etkilendiğini açıkça ortaya koymuştur. Bu çalışmanın sonuçları, mısır ıslahında sıcaklık stresinin etkileri için önemli bilgiler sunmaktadır. Küresel ısınmanın mısır polen yapısı üzerindeki etkilerinin bilinmesi, tarla ortamındaki polenlerin döllenme başarısını tahmin etmek ve olumsuz etkilerini azaltmak için imkân sağlayacaktır. Bu sayede, mısır yetiştiriciliğinde, iklim değişikliğinden kaynaklanan olumsuz sonuçların ön görülebilir olması mümkün olacaktır.

Nurşen Çakmak
Süleyman Demirel University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kültür rotalarının yerel kalkınmaya etkisi: Batı Antalya Bölgesi Likya Yolu örneği

Bir bölgede var olan kaynakları verimli bir şekilde yönetmek, ekonomik canlılığı artırmak ve hayat standartlarını yükseltmek için yerel yönetimler, toplumsal gruplar ve özel sektör gibi çeşitli aktörlerin birlikte hareket ettiği sürecin kendisi yerel kalkınma olarak tanımlanmaktadır. Turizm sektörü yerelde yeni iş fırsatları ortaya çıkarma anlamında etkili olmakta, geliştiği bölgelerde konaklama, ulaşım ve hizmet sektörlerinin de gelişmesine katkı sağlamaktadır. Bu bağlamda sürdürülebilir kalkınmanın sağlanması amacıyla dünya ve ülkeler çapında kalkınmayı birçok sektör üzerinden destekleyen kuruluşların var olduğu bilinmektedir. Kültürel turizmin geliştirilmesi, turizmi canlandırmak, ülkenin kültürel mirasını tanıtmak ve korumak açısından büyük avantajlar sağlamaktadır. Bir bölgede var olan kültürel değerlerin turizm kapsamında değerlendirilmesi ve kültürel mirasın korunması için pek çok araç bulunmaktadır. Bunlardan birisi de kültür rotalarıdır. Kültür rotalarının turizm sektörü bağlamında değerlendirilmesi, rota üzerinde ekonomik yatırımların artmasına sebep olmakta, yerel ve bölgesel kalkınmaya katkı sağlamaktadır. Bu kapsamda kültür rotalarının oluşturulması, tanıtılması ve ekonomik yatırımlar ile desteklenmesi amaçlarıyla kurulan kuruluşların var olduğu bilinmektedir. Söz konusu bu kuruluşların bölgedeki yerel paydaşları turizm sektörü kapsamında bir araya getiren ekonomik yatırım projeleri bulunmaktadır. Bu tez çalışması, kültür rotaları ile yerel kalkınma arasında var olan ilişkiyi anlatmayı amaçlamaktadır. Çalışma kapsamında kalkınma ve turizm kavramları derlenmiş, kalkınmaya destek vermek amacıyla kurulmuş kuruluşlar incelenmiş, dünyada ve Türkiye'de var olan kültür rotalarının araştırması yapılmıştır. Avrupa'da kültür rotalarının oluşturulması ve tanıtılması ile Türkiye'de kültür rotalarının oluşturulup tanıtılması süreçleri birbiri ile karşılaştırılmıştır. Ulusal, bölgesel ve yerel çapta kültür rotalarına verilen destek mekanizmaları irdelenmiştir. Likya Yolu kültür rotası üzerinde gerçekleşen turizm aktiviteleri ve ekonomik yatırımlar araştırılmış, bulgular üzerinde rotanın bölgeye olan katkısı çalışma sonucu olarak verilmiştir.

Kültürel turizmYerel kalkınma
Ali Emre Karabacak
Süleyman Demirel University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2025
00
DoktoraAçık ErişimTR

Taşıt ve endüstri kaynaklı hava kirleticilerinin Isparta ili özelinde vejetasyona etkisi ve partikül madde dağılımlarının modellenmesi

Bu doktora çalışması, Isparta ili özelinde altı farklı lokasyonda (Antalya Yolu, Ayazmana, Eğirdir Yolu, Gölcük Yolu, İstanbul Yolu ve Koçtepe Mevkii) gerçekleştirilen çok disiplinli çevresel analizlerle, taşıt ve sanayi kaynaklı partikül madde (PM) kirliliğinin birikimini, kökenini ve biyotik–abiyotik ortamlardaki etkilerini kapsamlı biçimde değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Çalışma kapsamında üç farklı örnekleme döneminde (28 Kasım 2023, 16 Mayıs 2024, 14 Ekim 2024) toplanan yaprak ve toprak numuneleri; ICP-MS, SEM-EDS, FTIR, XRD gibi analitik tekniklerle detaylandırılmış, ayrıca HYSPLIT modeli ile atmosferik taşınım yolları belirlenmiş ve dendrokronolojik değerlendirmelerle kirletici etkilerin ağaç büyümesi üzerindeki izleri ortaya konmuştur. Yaprak örneklerine ait ICP-MS analiz sonuçları, özellikle üçüncü örnekleme döneminde (14 Ekim 2024) ağır metal birikimlerinin dikkat çekici düzeyde arttığını göstermektedir. Bu dönemde çinko (Zn) birikimi Ayazmana Mevkii'nde 31.914 µg/g, Antalya Yolu'nda 27.735 µg/g ve Gölcük Yolu'nda 20.981 µg/g düzeylerine ulaşmıştır. Kurşun (Pb) konsantrasyonları İstanbul Yolu'nda 2.341 µg/g ile en yüksek değere ulaşırken, Gölcük Yolu (0.525 µg/g) ve Eğirdir Yolu (0.400 µg/g) da görece yüksek düzeyde değerlere sahiptir. Bakır (Cu) birikimi açısından İstanbul Yolu (3.925 µg/g) ve Koçtepe (4.686 µg/g) lokasyonları öne çıkmakta, krom (Cr) ise yalnızca İstanbul Yolu'nda anlamlı düzeyde tespit edilmiştir (20.510 µg/g). Buna karşılık, Ayazmana ve Gölcük Yolu gibi lokasyonlarda düşük metal konsantrasyonları, yapısal bozulma ve partikül birikiminin sınırlı düzeyde olduğu gözlenmiştir. Toprak örneklerine ait ICP-MS analiz sonuçları da benzer biçimde, özellikle üçüncü örnekleme döneminde ağır metal birikimlerinin lokasyona göre belirgin farklılık gösterdiğini ortaya koymuştur. Zn konsantrasyonu Antalya Yolu'nda 94.591 µg/g ile en yüksek düzeye ulaşırken; Eğirdir Yolu'nda 52.632 µg/g ve Koçtepe'de 29.650 µg/g seviyelerinde ölçülmüştür. Cu açısından Eğirdir Yolu (19.664 µg/g) ve Koçtepe (15.259 µg/g) lokasyonları öne çıkarken; Ni Antalya Yolu'nda 31.657 µg/g ve Eğirdir Yolu'nda 23.141 µg/g düzeyinde bulunmuştur. İstanbul Yolu'nda Cr (75.513 µg/g) ve As (22.216 µg/g) gibi toksik elementler yüksek konsantrasyonlara ulaşmıştır. Pb düzeyi Koçtepe'de 48.278 µg/g olarak tespit edilmiş ve bu değer, bölgedeki sanayi kaynaklı etkilerin izini yansıtmaktadır. Ayazmana ve Gölcük Yolu gibi lokasyonlarda ise genel olarak düşük seviyelerde ağır metal birikimi gözlenmiştir. SEM-EDS analizleri, yaprak ve toprak yüzeylerindeki morfolojik değişimleri ve yüzeydeki elementel dağılımları değerlendirmek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Üçüncü örnekleme döneminde İstanbul Yolu, Koçtepe ve Antalya Yolu gibi trafik ve endüstriyel baskıya açık alanlarda Ca, Al ve Si gibi elementlerin yaprak yüzeyinde yüksek oranlarda biriktiği tespit edilmiştir. İstanbul Yolu'na ait yaprak örneklerinde Al (%2.8), Ca (%4.1) ve Si (%6.4) gibi değerler kaydedilmiş; partiküllerin stomaları tıkayarak yaprak yüzeyinde düzensiz ve amorf yapıların oluşmasına neden olduğu belirlenmiştir. Bu sonuçlar, yaprakların hava kaynaklı kirleticilerin taşınımına ve birikimine dair güçlü biyoindikatör özellikler taşıdığını göstermektedir. FTIR analizleri, yaprak ve toprak yüzeylerinde 2850–2920 cm⁻¹ alifatik grup titreşimleri, 1729 cm⁻¹ ester karbonil ve 1030 cm⁻¹ silikat gruplarının dönemsel olarak öne çıktığını göstermiştir. XRD analizleri ise özellikle sonbahar dönemine ait örneklerde kuvars, kalsit, dolomit ve feldspat gibi mineral fazların baskınlaştığını ortaya koymuştur. HYSPLIT modeli ile gerçekleştirilen 72 saatlik geriye dönük taşınım analizleri, örnekleme dönemlerine göre değişen hava kütlesi yönlerini ortaya koymuştur. Kasım 2023'te kısa mesafeli batı-kuzeybatı yönlü taşınım gözlenmiş; Mayıs 2024'te Orta Doğu ve Kuzey Afrika kaynaklı mineral toz taşınımı, Ekim 2024'te ise kuzeydoğudan gelen kurak ve kara kökenli hava kütlelerinin etkisi belirginleşmiştir. Bu atmosferik farklılıklar, özellikle FTIR ve XRD verilerinde gözlenen mineral fazlarla uyum göstermektedir. Dendrokronolojik değerlendirmelerde, Cedrus libani ve Pinus nigra türlerine ait gövde örneklerinde; Koçtepe, İstanbul Yolu ve Antalya Yolu gibi yoğun kirleticiliğe maruz kalan lokasyonlarda yıllık büyüme halkalarında belirgin daralma ve düzensizlikler saptanmıştır. Ayazmana lokasyonundan alınan örnekte ise yıllık halkaların belirginliği düşük ve gövde yapısı kısa olup, bu durum çevresel koşulların büyüme üzerinde sınırlandırıcı etkiler yaratmış olabileceğine işaret etmektedir. Sonuç olarak, Isparta ilindeki partikül madde kirliliği yalnızca yerel emisyonlardan değil, aynı zamanda uzun menzilli atmosferik taşınım yoluyla da beslenmektedir. Bu çalışmada yaprak dokuları, kirletici birikimini değerlendirmede etkin bir biyoindikatör olarak öne çıkarken, farklı analitik tekniklerin entegrasyonu mekânsal ve zamansal düzeyde güçlü bir değerlendirme çerçevesi sunmuştur. Elde edilen bulgular, bölgesel hava kalitesi izleme ve çevresel planlama politikaları açısından bilimsel dayanak oluşturmaktadır.

Burcu Atay
Süleyman Demirel University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Emirdağ-Bayat (Afyon) ve Han (Eskişehir) ilçeleri arasında kalan bölgenin jeolojik özelliklerinin ve ticari mermer potansiyelinin incelemesi

Bu çalışma ile inceleme alanında yayılım sunan sedimanter (dolomit, çakıltaşı, traverten), metamorfik (mermer) ve magmatik (kaynaklanmış tüf) kayaçların ticari mermer potansiyelinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Bu kayaçlar basit olarak yaşlı temel ve genç örtü kayalar şeklinde ayrılabilir. Üst Permiyen yaşlı mermerler ve Orta Triyas-Üst Jura yaşlı dolomitler ve dolomitlerden türemiş çakıltaşları yaşlı temel kayaları, Orta Miyosen yaşlı kaynaklanmış tüfler ve Orta Miyosen yaşlı travertenler genç örtü kayaları oluşturur. Potansiyel alanlarda ticari mermer üretimi için yeterli jeolojik koşullar; rezerv durumu, sağlamlık, verimlilik, renk, desen ve homojenitedir. Hem temel kayalar hem de örtü kayalar çalışma alanında geniş yayılımları ve kalınlıkları ile önemli rezervlere sahiptirler. Genel olarak, Anadolu kıtası Kretase-Paleosen döneminde sıkışmalı tektoniğin ve Alt Miyosen sonrası açılma tektoniğinin etkisinde kalmıştır. Yaşlı temel kayalar sıkışmalı tektonikten yoğun bir şekilde etkilenmişlerdir. Bunun sonucu olarak gevrek davranan mermerlerde yoğun eklem sistemleri gelişmiş ve mermerlerin verimlilik ve sağlamlık potansiyeli düşmüştür. Ancak daha elastik davranan dolomitler ve dolomitli çakıltaşlarının bazı bölümlerinde eklem sistemleri daha az gelişmiştir. Bu alanlarda masif yapılı dolomit ve çakıltaşlarının verimlilik ve sağlamlık potansiyelleri yüksektir. Travertenler ve kaynaklanmış tüfler sadece açılma tektoniğinden etkilendikleri için eklem sistemlerinin gelişimi daha az olmuştur. Bu nedenle masif yapılı travertenlerin ticari mermer için verimlilik ve sağlamlık potansiyeli yüksektir. Ancak, kaynaklanmış tüfler yumşak olduklarından dolayı sağlamlık potansiyelleri ticari mermer için yeterli değildir. Mermer, dolomit ve çakıltaşları grinin açık ve koyu tonlarında, travertenler sarı, krem, gri ve gümüşün tonlarında renklere sahiptirler. Travertenler tabaka düzlemleri boyunca düzenli ve homojen yayılan irili ufaklı gözenek ve delikler içermektedirler. Dolomitler bazı alanlarda oluşum özelliklerinden kaynaklı homojen örümcek ağı desenleri göstermektedir. Çakıltaşları gri renkli dolomit çakıllarının gri renkli karbonat çimentoyla bağlandığı homojen görünümlere sahiptir. Mermer, dolomit ve traverten plakalarında açık ve koyu renkler bantlar şeklinde tekrarlanan homojen desenler oluşturur. Çalışma alanındaki mermer, dolomit, çakıltaşı ve travertenlerin renk, desen ve homojenite özellikleri ticari mermer olarak kullanıma uygundur. 2000 li yılların başından itibaren iç ve dış piyasada yükselen talepler, ülkemizde ve çalışma alanında ticari mermer arama ve üretim faaliyetlerini artırmıştır. Bu dönemde çalışma alanındaki mermer, dolomit, çakıltaşı ve traverten rezervleri üzerinde 250'nin üzerinde mermer arama ruhsat başvurusu gerçekleştirilmiştir. Bunlardan yeterli jeolojik koşulları sağlayan az bir bölümünde (mermerlerde 1 adet dolomitlerde 16 adet, çakıltaşlarında 2 adet, travertenlerde 5 adet) ocak işletmesi faaliyet göstermiştir. Büyük bölümü ise yeterlilik koşullarından bir veya bir kaçını sağlamadıklarından dolayı terk ya da iptal edilmiştir. Pandemi nedeniyle 2020 yılından bu yana ticari mermerlerin yurt dışı (özellikle Çin) talepleri azalmakta ve birim fiyatlarında düşüşler yaşanmaktadır. Bu durum hem ülke genelinde hem de çalışma alanında pek çok mermer ocak işletmesinin faaliyetlerine ara vermesine sebep olmuştur. Bu nedenle çalışma alanında dolomitlerde 5 adet ve travertenlerde 3 adet ocak işletmesi faaliyetlerine devam etmektedir. Anahtar Kelimeler: Han, Emirdağ, Bayat, ticari mermer, ekonomik potansiyel

Abdullah Camci
Süleyman Demirel University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Belirli temel, sosyal ve akademik etkinliklerin başarıya etkisinin modern tekniklerle ölçülmesi

Eğitimde akademik başarı, kişisel, ailesel, çevresel ve pedagojik pek çok değişkenin karmaşık etkileşimiyle şekillenmektedir. Öğrencilerin ders çalışma alışkanlıkları, uyku düzenleri, eğlenceye ayırdıkları zaman, ödevlere olan ilgileri ve öğrenmeye yönelik genel tutumları gibi faktörler, akademik sonuçlar üzerinde doğrudan etkiye sahiptir. Bununla birlikte, öğrencilerin akademik özyeterlik düzeyleri ve özellikle matematik gibi zorlayıcı derslere karşı geliştirdikleri bilişsel-duygusal tepkiler de başarı üzerinde belirleyici bir rol oynamaktadır. Son yıllarda, bu çok yönlü faktörlerin analizine yönelik ilgi artmış; akademik başarıyı tahmin etmeye yönelik modellerin geliştirilmesi önemli bir araştırma alanı hâline gelmiştir. Bu bağlamda, özellikle bulanık mantık temelli modellemeler olmak üzere yapay zekâ uygulamaları, belirsizlik ve kesin olmayan veriler içeren çok boyutlu yapıların analizinde güçlü araçlar olarak öne çıkmaktadır. Bu tez çalışmasında, öğrencilerin yazılı matematik sınav puanlarını tahmin etmeye yönelik bulanık mantık tabanlı bir model önerilmektedir. Modelde, günlük uyku süresi, günlük oyun süresi, günlük ders çalışma süresi, günlük ödev yapma süresi ve öğrencilerin öznel olarak ifade ettikleri matematiksel umutsuzluk düzeyi gibi akademik ve davranışsal nitelikteki temel girdi parametreleri dikkate alınmıştır. Uzman görüşlerine dayalı olarak oluşturulan kural kümeleri aracılığıyla, belirsiz ve kesin olmayan verilerin anlamlı çıktılara dönüştürülmesini sağlayan Sugeno tipi bulanık çıkarım sistemi ve ANFIS (Uyarlanabilir Ağ Tabanlı Bulanık Çıkarım Sistemi) mimarisi yapılandırılmıştır. Modelde her bir değişken, üçgensel üyelik fonksiyonları ile düşük, orta ve yüksek seviyelerde temsil edilmiştir. Toplam 243 "Eğer… ise…" kuralı tanımlanmış ve hibrit öğrenme algoritması (geri yayılım ve en küçük kareler yöntemi) kullanılarak model eğitilmiştir. Model, sentetik veriler yerine, seçilmiş bir öğrenci grubundan elde edilen gerçek verilerle test edilmiş ve böylece gerçekçi öğrenci profilleri esas alınmıştır. Elde edilen bulgular, ANFIS tabanlı yaklaşımın akademik başarıyı yüksek doğrulukla tahmin edebildiğini ve özellikle karmaşık ilişkileri modellemede geleneksel yöntemlere göre daha başarılı olduğunu göstermektedir. Bu model, öğrenci davranışlarının inceliklerini yakalayarak duruma erken müdahale ve kişiselleştirilmiş öğrenme stratejileri geliştirme açısından önemli içgörüler sunmaktadır. Sonuç olarak, bu tez çalışması, yapay zekâ destekli karar verme süreçlerinin eğitim sistemine entegrasyonunun önemini vurgulamakta; öğretmen, veli ve eğitim yöneticilerine öğrenci başarısını izlemeye ve iyileştirmeye yönelik yeni olanaklar sunmaktadır. ANFIS temelli modelin kullanımı, eğitimsel veri madenciliği alanına katkı sağlamakta ve uyarlanabilir öğrenme ortamlarını destekleyen akıllı sistemlerin potansiyelini ortaya koyarak tüm öğrenciler için daha kaliteli, kapsayıcı ve adil bir eğitim deneyimi sunmayı hedeflemektedir.

Selma Kılınç
Süleyman Demirel University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Çileğin farklı kurutma teknikleri ile kurutulması ve ultrases ön işleminin bazı kalite kriterleri üzerine etkisi

Bu tez çalışmasında çilek meyveleri ultrases (US) ön işlemi sonrası farklı kurutma koşullarında kurutularak çilek dilimlerinin kuruma süresi ve kalite özellikleri incelenmiştir. 70°C'de sıcak hava ile kurutulacak meyvelerde kontrol grubu ayrıldıktan sonra 40kHz frekansta, 10, 20, 30 dk. ultrases su banyosunda hammadde:su oranı 1:4 olacak şekilde US ön işlemi uygulanmış ve 70°C sıcaklıkta 1,2 m/s hava hızında kurutulmuştur. Mikrodalgada (MW) kurutulacak meyvelerde de kontrol grubu ayrılarak hammadde:su oranı 1:4 olacak şekilde 40 kHz frekansta 30 dk. US ön işlemi uygulanmış ve mikrodalgada 180W gücünde kurutulmuşlardır. Kurutma sırasında belli aralıklarla ağırlık ölçümü ve örnek alımı yapılmıştır. Taze çilek örneklerinde ve US ön işlemi sonrası suda çözünür kuru madde (oBriks), pH analizleri gerçekleştirilmiştir. Ayrıca kurutma işlemi öncesi ve sonrasında toplam kuru madde, titrasyon asitliği, kül, askorbik asit, rehidrasyon kapasitesi, Hunter L, a, b miktarları ile toplam renk değişimi, esmerleşme indeksi, hue açısı, chroma parametreleri analizleri gerçekleştirilmiştir. 70°C'de ve MW ile kurutulan çilek dilimlerinde US etkisi net bir şekilde belirlenmiştir. Çilek dilimlerinde ultrasesin kavitasyon oluşturması ürün içindeki nemin hızlı salınmasını sağlamış ve 70°C' de kurutulan örneklerde kuruma süresi 10 dk US uygulanan örnekte %14.3, 20 dk US uygulanan örnekte %28.6 ve 30 dk uygulanan örnekte ise %42.8 oranında kısalmasına sebep olmuştur. Mikrodalga da kurutulan örnekte ise 30 dk US uygulanmış örnekte %12.5 oranın kısalmasına neden olmuştur. US ön işleminin uygulama süresinin uzaması kuruma süresinin kısalmasında oldukça etkilidir. Kurutulmuş çilek örnekleri 14 kişilik panelist grubu tarafından duyusal olarak değerlendirilmiştir. Yapılan analizlerde bütün çilek örnekleri genel beğeni açısından yüksek skorlar almıştır. En çok beğeniyi toplayan 30 US uygulanmış ve 70°C'de sıcak hava ile kurutulan çilek örnekleri olmuştur. 70°C'de ve MW ile ultrases destekli kurutulan çilek örneklerinin kurutulmasıyla elde edilen ayrılabilir nem oranı (ANO) değerlerinin kuruma sürelerine göre değişimini 8 farklı ince tabaka kurutma modeli ile MATLAB 2012b programı kullanılarak istatiksel olarak incelenmiştir. İnce tabaka modellerle elde edilen verilerin değerlendirilmesi sonucunda en iyi açıklayan modelin Midilli modeli olduğu ancak uygulanan modeller arasında en az parametreyle çileğin nem oranı değerinin süreye göre değişimini en iyi tanımlayan modelin ise Newton modeli olduğu sonucuna varılmıştır.

Kurutulmuş gıdalarMikrodalga kurutma
Esma Sarıkaya Özcan
Süleyman Demirel University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2025
00