Doç. Dr. Emre Atılgan danışmanlığındaki tezler
14 tez · Trakya University
Covid – 19 pandemisinin sağlık hizmetleri erişimi üzerine etkisinin incelenmesi
Giriş ve Amaç: Bu çalışma, COVID-19 pandemisinin sağlık hizmetlerine erişim üzerindeki etkisini analiz etmeyi hedeflemektedir. Pandeminin, genel sağlık hizmetlerine olan talebi ve sistem üzerindeki baskıyı artırdığı, bu durumun özellikle farklı coğrafyalarda ve sosyoekonomik gruplarda erişim sorunlarını ortaya çıkardığı görülmektedir. Bu durum, pandemi sürecinde yaşanan zorlukların ve müdahale stratejilerinin değerlendirilmesini gerektirmekte ve sağlık hizmetlerine erişimdeki eşitsizliklerin belirlenmesine odaklanmaktadır. Gereç ve Yöntemler: Çalışma, 2019 ve 2020 yıllarına ait sağlık hizmetlerine erişim ve kullanım verilerini analiz etmiş ve bu süreçteki değişiklikleri değerlendirmiştir. Veriler altı farklı gruba ayrılarak, her bir grup sağlık hizmetlerine erişim ve kullanım düzeyini temsil etmiştir. Parametrik ve non-parametrik istatistiksel testler kullanılarak elde edilen sonuçlar, pandemi sürecinde sağlık hizmetlerine erişim ve kullanım düzeylerindeki değişikliklerin istatistiksel olarak anlamlı olup olmadığını ortaya koymuştur. Çalışmanın örneklemini OECD ülkeleri oluşturmaktadır. Bulgular: Çalışmada COVID-19 pandemisinin OECD ülkelerinde sağlık hizmetlerine erişimi önemli ölçüde etkilediğini bulunmuştur. Hekim ve diş hekimlerine başvurular, aşılama oranları ve ayakta tedavi sayıları gibi sağlık hizmeti kullanım göstergelerinde düşüşler görülmüştür. Ayrıca, ülkeler arasında cerrahi prosedür sayılarında farklı trendler gözlenmiştir. Sonuç: Çalışmanın bulguları, pandeminin sağlık hizmetlerine erişim üzerindeki uzun vadeli etkisini anlamak için daha fazla araştırma yapılması gerektiğini göstermektedir. Pandemi sürecinde sağlık hizmetlerine erişimi etkileyen faktörlerin belirlenmesinde ve bu konuda daha hassas politikaların ve uygulamaların geliştirilmesi önemlidir.
Kamu hastanelerinde üretim etkinliğinin mekansal analizi
Bu çalışmanın temel amacı, Mekansal Stokastik Sınır Analizi (MSSA) yöntemini kullanarak Türkiye'deki kamu hastanelerinin üretim etkinliklerini araştırmaktır. MSSA yöntemi, geleneksel yöntemlerin aksine, mekansal faktörleri ve gözlemlenemeyen heterojenliği dikkate alarak hastane etkinliklerini daha kapsamlı ve doğru bir şekilde tahmin etme imkanı sunmaktadır. Geleneksel yöntemlerin hastane etkinliklerini ölçmede yetersiz kaldığı durumlarda, MSSA yöntemi, mekansal bağımlılıkları ve heterojenliği modelleyerek daha gerçekçi ve kapsayıcı yorumlar yapabilme niteliğine sahiptir. Bu bağlamda, çalışmamız MSSA modelinin sağlık hizmetleri alanında uygulanabilirliğini ve etkinliğini inceleyerek literatürdeki boşluğu doldurmayı amaçlamaktadır. Çalışmada 2012-2014 yılları arasındaki Türkiye'deki 429 kamu hastanesine ait veri seti kullanılmıştır. MSSA modeli, ayaktan tedavi, yatarak tedavi ve ameliyat çıktı göstergeleri üzerinden ekonometrik modellemeler yapılarak uygulanmıştır. Mekansal etkileri yansıtmak için farklı komşuluk tanımlamaları kullanılmıştır. Temel bulgular, poliklinik sayısı için hastanelerde pozitif ve anlamlı mekansal bağımlılık olduğunu göstermektedir. Bu, hastanelerin mekansal yakınlıklarının poliklinik hizmetlerinde etkinliklerini etkilediğini ortaya koymaktadır. Ancak, hasta günü sayısı ve ağırlıklı ameliyat sayısı için genel olarak mekansal etkileşim saptanmamıştır. Mekansal etkilerin varlığı, poliklinik hizmetlerinde etkinlik skorlarını önemli ölçüde etkilemekte, diğer hizmetlerde ise bu etki gözlenmemektedir. Bu bulgular, MSSA yönteminin hastane etkinliklerinin ölçümünde daha gerçekçi sonuçlar sunduğunu göstermektedir. Çalışma, literatüre önemli bir katkı sunarken, politika yapıcılar ve hastane yöneticileri için de değerli çıkarımlar sağlamaktadır. Mekansal bağımlılıkların dikkate alınması, sağlık hizmetlerinin planlanmasında ve kaynak dağılımında daha etkili stratejilerin geliştirilmesine olanak tanımaktadır. Özellikle, poliklinik hizmetlerinde mekansal etkileşimlerin belirgin olması, sağlık hizmetlerinin coğrafi olarak dengeli bir şekilde dağıtılmasının önemini vurgulamaktadır. Gelecekte yapılacak çalışmalar, MSSA modelinin daha geniş veri setlerinde uygulanarak, sağlık hizmetlerinin etkinliğini artırmaya yönelik daha kapsamlı stratejilerin geliştirilmesine katkıda bulunabilir. Ayrıca, bu çalışmanın Türkiye örneğinde farklı yıllar için tekrarlanması, zaman içindeki değişimlerin ve eğilimlerin daha iyi anlaşılmasını sağlayarak literatürü daha da zenginleştirebilir. Farklı yıllara ait verilerin analizi, sağlık politikalarının uzun vadeli etkilerini değerlendirme ve iyileştirme fırsatı sunarak, sağlık hizmetlerinin sürdürülebilirliği ve verimliliği konularında daha derinlemesine bilgi edinilmesini mümkün kılacaktır. Bu tür çalışmalar, mevcut politikaların etkinliğini gözden geçirme ve gelecekteki planlamalar için sağlam bir temel oluşturma açısından da önemli katkılar sağlayacaktır.
Kamu hastanelerinde üretim etkinliğinin mekansal analizi
Bu çalışmanın temel amacı, Mekansal Stokastik Sınır Analizi (MSSA) yöntemini kullanarak Türkiye'deki kamu hastanelerinin üretim etkinliklerini araştırmaktır. MSSA yöntemi, geleneksel yöntemlerin aksine, mekansal faktörleri ve gözlemlenemeyen heterojenliği dikkate alarak hastane etkinliklerini daha kapsamlı ve doğru bir şekilde tahmin etme imkanı sunmaktadır. Geleneksel yöntemlerin hastane etkinliklerini ölçmede yetersiz kaldığı durumlarda, MSSA yöntemi, mekansal bağımlılıkları ve heterojenliği modelleyerek daha gerçekçi ve kapsayıcı yorumlar yapabilme niteliğine sahiptir. Bu bağlamda, çalışmamız MSSA modelinin sağlık hizmetleri alanında uygulanabilirliğini ve etkinliğini inceleyerek literatürdeki boşluğu doldurmayı amaçlamaktadır. Çalışmada 2012-2014 yılları arasındaki Türkiye'deki 429 kamu hastanesine ait veri seti kullanılmıştır. MSSA modeli, ayaktan tedavi, yatarak tedavi ve ameliyat çıktı göstergeleri üzerinden ekonometrik modellemeler yapılarak uygulanmıştır. Mekansal etkileri yansıtmak için farklı komşuluk tanımlamaları kullanılmıştır. Temel bulgular, poliklinik sayısı için hastanelerde pozitif ve anlamlı mekansal bağımlılık olduğunu göstermektedir. Bu, hastanelerin mekansal yakınlıklarının poliklinik hizmetlerinde etkinliklerini etkilediğini ortaya koymaktadır. Ancak, hasta günü sayısı ve ağırlıklı ameliyat sayısı için genel olarak mekansal etkileşim saptanmamıştır. Mekansal etkilerin varlığı, poliklinik hizmetlerinde etkinlik skorlarını önemli ölçüde etkilemekte, diğer hizmetlerde ise bu etki gözlenmemektedir. Bu bulgular, MSSA yönteminin hastane etkinliklerinin ölçümünde daha gerçekçi sonuçlar sunduğunu göstermektedir. Çalışma, literatüre önemli bir katkı sunarken, politika yapıcılar ve hastane yöneticileri için de değerli çıkarımlar sağlamaktadır. Mekansal bağımlılıkların dikkate alınması, sağlık hizmetlerinin planlanmasında ve kaynak dağılımında daha etkili stratejilerin geliştirilmesine olanak tanımaktadır. Özellikle, poliklinik hizmetlerinde mekansal etkileşimlerin belirgin olması, sağlık hizmetlerinin coğrafi olarak dengeli bir şekilde dağıtılmasının önemini vurgulamaktadır. Gelecekte yapılacak çalışmalar, MSSA modelinin daha geniş veri setlerinde uygulanarak, sağlık hizmetlerinin etkinliğini artırmaya yönelik daha kapsamlı stratejilerin geliştirilmesine katkıda bulunabilir. Ayrıca, bu çalışmanın Türkiye örneğinde farklı yıllar için tekrarlanması, zaman içindeki değişimlerin ve eğilimlerin daha iyi anlaşılmasını sağlayarak literatürü daha da zenginleştirebilir. Farklı yıllara ait verilerin analizi, sağlık politikalarının uzun vadeli etkilerini değerlendirme ve iyileştirme fırsatı sunarak, sağlık hizmetlerinin sürdürülebilirliği ve verimliliği konularında daha derinlemesine bilgi edinilmesini mümkün kılacaktır. Bu tür çalışmalar, mevcut politikaların etkinliğini gözden geçirme ve gelecekteki planlamalar için sağlam bir temel oluşturma açısından da önemli katkılar sağlayacaktır.
Kamu hastanelerinde üretim etkinliğinin mekansal analizi
Bu çalışmanın temel amacı, Mekansal Stokastik Sınır Analizi (MSSA) yöntemini kullanarak Türkiye'deki kamu hastanelerinin üretim etkinliklerini araştırmaktır. MSSA yöntemi, geleneksel yöntemlerin aksine, mekansal faktörleri ve gözlemlenemeyen heterojenliği dikkate alarak hastane etkinliklerini daha kapsamlı ve doğru bir şekilde tahmin etme imkanı sunmaktadır. Geleneksel yöntemlerin hastane etkinliklerini ölçmede yetersiz kaldığı durumlarda, MSSA yöntemi, mekansal bağımlılıkları ve heterojenliği modelleyerek daha gerçekçi ve kapsayıcı yorumlar yapabilme niteliğine sahiptir. Bu bağlamda, çalışmamız MSSA modelinin sağlık hizmetleri alanında uygulanabilirliğini ve etkinliğini inceleyerek literatürdeki boşluğu doldurmayı amaçlamaktadır. Çalışmada 2012-2014 yılları arasındaki Türkiye'deki 429 kamu hastanesine ait veri seti kullanılmıştır. MSSA modeli, ayaktan tedavi, yatarak tedavi ve ameliyat çıktı göstergeleri üzerinden ekonometrik modellemeler yapılarak uygulanmıştır. Mekansal etkileri yansıtmak için farklı komşuluk tanımlamaları kullanılmıştır. Temel bulgular, poliklinik sayısı için hastanelerde pozitif ve anlamlı mekansal bağımlılık olduğunu göstermektedir. Bu, hastanelerin mekansal yakınlıklarının poliklinik hizmetlerinde etkinliklerini etkilediğini ortaya koymaktadır. Ancak, hasta günü sayısı ve ağırlıklı ameliyat sayısı için genel olarak mekansal etkileşim saptanmamıştır. Mekansal etkilerin varlığı, poliklinik hizmetlerinde etkinlik skorlarını önemli ölçüde etkilemekte, diğer hizmetlerde ise bu etki gözlenmemektedir. Bu bulgular, MSSA yönteminin hastane etkinliklerinin ölçümünde daha gerçekçi sonuçlar sunduğunu göstermektedir. Çalışma, literatüre önemli bir katkı sunarken, politika yapıcılar ve hastane yöneticileri için de değerli çıkarımlar sağlamaktadır. Mekansal bağımlılıkların dikkate alınması, sağlık hizmetlerinin planlanmasında ve kaynak dağılımında daha etkili stratejilerin geliştirilmesine olanak tanımaktadır. Özellikle, poliklinik hizmetlerinde mekansal etkileşimlerin belirgin olması, sağlık hizmetlerinin coğrafi olarak dengeli bir şekilde dağıtılmasının önemini vurgulamaktadır. Gelecekte yapılacak çalışmalar, MSSA modelinin daha geniş veri setlerinde uygulanarak, sağlık hizmetlerinin etkinliğini artırmaya yönelik daha kapsamlı stratejilerin geliştirilmesine katkıda bulunabilir. Ayrıca, bu çalışmanın Türkiye örneğinde farklı yıllar için tekrarlanması, zaman içindeki değişimlerin ve eğilimlerin daha iyi anlaşılmasını sağlayarak literatürü daha da zenginleştirebilir. Farklı yıllara ait verilerin analizi, sağlık politikalarının uzun vadeli etkilerini değerlendirme ve iyileştirme fırsatı sunarak, sağlık hizmetlerinin sürdürülebilirliği ve verimliliği konularında daha derinlemesine bilgi edinilmesini mümkün kılacaktır. Bu tür çalışmalar, mevcut politikaların etkinliğini gözden geçirme ve gelecekteki planlamalar için sağlam bir temel oluşturma açısından da önemli katkılar sağlayacaktır.
Hemodiyaliz ve periton diyalizi maliyet ve maliyet etkililik analizi: Üniversite hastanesi örneği
Giriş ve Amaç: Kronik böbrek hastalığı, artan prevalansı ve tedaviye ilişkin yüksek maliyetleriyle sağlık sistemlerinde önemli bir yük oluşturmaktadır. Son dönem böbrek yetmezliği tedavisinde hemodiyaliz (HD) ve periton diyalizi (PD) en sık başvurulan yöntemlerdir. Bu çalışmanın amacı, bir üniversite hastanesinde HD ve PD tedavi modalitelerinin toplam maliyetlerini, artımlı maliyet-etkililik oranlarını ve yaşam kalitesine etkilerini karşılaştırmaktır. Gereç ve Yöntemler: Araştırma, 2023 yılında Trakya Üniversitesi Hastanesi'nde HD ve PD tedavisi alan hastalar üzerinde retrospektif ve kesitsel olarak yürütülmüştür. Maliyet verileri; tedavi, ilaç, tıbbi sarf malzemesi, personel ve genel gider kalemlerini kapsamış, hasta başına yıllık toplam maliyetler detaylı şekilde hesaplanmıştır. Klinik ve yaşam kalitesi değerlendirmelerinde EQ-5D-5L ve KDQOL-36 ölçekleri kullanılmıştır. Artımlı maliyet-etkililik oranı, her iki grup için hem yaşam kalitesi hem de maliyet verileri üzerinden hesaplanmış; istatistiksel analizler Mann-Whitney U testi ve regresyon ile gerçekleştirilmiştir. Bulgular: HD tedavisinin yıllık hasta başı toplam maliyeti geleneksel yöntemle 214.898 TL olarak belirlenmiş; PD'de ise bu değer 218.789 TL olarak saptanmıştır. Ancak HD'nin Sağlık Uygulama Tebliği kapsamındaki maliyeti 140.311 TL iken, PD'nin SUT maliyeti 218.789 TL'dir. Maliyet analizlerinde, HD'nin genel gider ve personel maliyetleri PD'ye kıyasla daha yüksek bulunmuştur. Yaşam kalitesi değerlendirmelerinde PD grubunda, EQ-5D-5L endeks skorları ve KDQOL-36 alt ölçeklerinde HD'ye göre bazı bölümlerde daha yüksek puanlar elde edilmiştir. ICER analizi sonuçlarına göre, PD belirli hasta profillerinde HD'ye göre daha maliyet-etkin bir seçenek olarak öne çıkmaktadır. Ancak, ileri yaş ve ek hastalığı olanlarda HD bazı klinik avantajlar sağlamaktadır. Sonuç: Çalışma, HD ve PD tedavi modalitelerinin sağlık hizmetleri açısından maliyet ve maliyet-etkililik farklarını ortaya koymuş ve sağlık politikalarının bu doğrultuda şekillendirilmesine yönelik önemli veriler sunmuştur. PD'nin belirli hasta gruplarında teşvik edilmesi, ekonomik sürdürülebilirliği artırabilir. Bulgular, hasta yaşam kalitesini ve ekonomik boyutları göz önünde bulundurarak daha dengeli tedavi stratejilerinin geliştirilmesi gerektiğini göstermektedir. Anahtar kelimeler: Hemodiyaliz, periton diyalizi, maliyet analizi, ICER, yaşam kalitesi
Hemodiyaliz ve periton diyalizi maliyet ve maliyet etkililik analizi: Üniversite hastanesi örneği
Giriş ve Amaç: Kronik böbrek hastalığı, artan prevalansı ve tedaviye ilişkin yüksek maliyetleriyle sağlık sistemlerinde önemli bir yük oluşturmaktadır. Son dönem böbrek yetmezliği tedavisinde hemodiyaliz (HD) ve periton diyalizi (PD) en sık başvurulan yöntemlerdir. Bu çalışmanın amacı, bir üniversite hastanesinde HD ve PD tedavi modalitelerinin toplam maliyetlerini, artımlı maliyet-etkililik oranlarını ve yaşam kalitesine etkilerini karşılaştırmaktır. Gereç ve Yöntemler: Araştırma, 2023 yılında Trakya Üniversitesi Hastanesi'nde HD ve PD tedavisi alan hastalar üzerinde retrospektif ve kesitsel olarak yürütülmüştür. Maliyet verileri; tedavi, ilaç, tıbbi sarf malzemesi, personel ve genel gider kalemlerini kapsamış, hasta başına yıllık toplam maliyetler detaylı şekilde hesaplanmıştır. Klinik ve yaşam kalitesi değerlendirmelerinde EQ-5D-5L ve KDQOL-36 ölçekleri kullanılmıştır. Artımlı maliyet-etkililik oranı, her iki grup için hem yaşam kalitesi hem de maliyet verileri üzerinden hesaplanmış; istatistiksel analizler Mann-Whitney U testi ve regresyon ile gerçekleştirilmiştir. Bulgular: HD tedavisinin yıllık hasta başı toplam maliyeti geleneksel yöntemle 214.898 TL olarak belirlenmiş; PD'de ise bu değer 218.789 TL olarak saptanmıştır. Ancak HD'nin Sağlık Uygulama Tebliği kapsamındaki maliyeti 140.311 TL iken, PD'nin SUT maliyeti 218.789 TL'dir. Maliyet analizlerinde, HD'nin genel gider ve personel maliyetleri PD'ye kıyasla daha yüksek bulunmuştur. Yaşam kalitesi değerlendirmelerinde PD grubunda, EQ-5D-5L endeks skorları ve KDQOL-36 alt ölçeklerinde HD'ye göre bazı bölümlerde daha yüksek puanlar elde edilmiştir. ICER analizi sonuçlarına göre, PD belirli hasta profillerinde HD'ye göre daha maliyet-etkin bir seçenek olarak öne çıkmaktadır. Ancak, ileri yaş ve ek hastalığı olanlarda HD bazı klinik avantajlar sağlamaktadır. Sonuç: Çalışma, HD ve PD tedavi modalitelerinin sağlık hizmetleri açısından maliyet ve maliyet-etkililik farklarını ortaya koymuş ve sağlık politikalarının bu doğrultuda şekillendirilmesine yönelik önemli veriler sunmuştur. PD'nin belirli hasta gruplarında teşvik edilmesi, ekonomik sürdürülebilirliği artırabilir. Bulgular, hasta yaşam kalitesini ve ekonomik boyutları göz önünde bulundurarak daha dengeli tedavi stratejilerinin geliştirilmesi gerektiğini göstermektedir. Anahtar kelimeler: Hemodiyaliz, periton diyalizi, maliyet analizi, ICER, yaşam kalitesi
Hemodiyaliz ve periton diyalizi maliyet ve maliyet etkililik analizi: Üniversite hastanesi örneği
Giriş ve Amaç: Kronik böbrek hastalığı, artan prevalansı ve tedaviye ilişkin yüksek maliyetleriyle sağlık sistemlerinde önemli bir yük oluşturmaktadır. Son dönem böbrek yetmezliği tedavisinde hemodiyaliz (HD) ve periton diyalizi (PD) en sık başvurulan yöntemlerdir. Bu çalışmanın amacı, bir üniversite hastanesinde HD ve PD tedavi modalitelerinin toplam maliyetlerini, artımlı maliyet-etkililik oranlarını ve yaşam kalitesine etkilerini karşılaştırmaktır. Gereç ve Yöntemler: Araştırma, 2023 yılında Trakya Üniversitesi Hastanesi'nde HD ve PD tedavisi alan hastalar üzerinde retrospektif ve kesitsel olarak yürütülmüştür. Maliyet verileri; tedavi, ilaç, tıbbi sarf malzemesi, personel ve genel gider kalemlerini kapsamış, hasta başına yıllık toplam maliyetler detaylı şekilde hesaplanmıştır. Klinik ve yaşam kalitesi değerlendirmelerinde EQ-5D-5L ve KDQOL-36 ölçekleri kullanılmıştır. Artımlı maliyet-etkililik oranı, her iki grup için hem yaşam kalitesi hem de maliyet verileri üzerinden hesaplanmış; istatistiksel analizler Mann-Whitney U testi ve regresyon ile gerçekleştirilmiştir. Bulgular: HD tedavisinin yıllık hasta başı toplam maliyeti geleneksel yöntemle 214.898 TL olarak belirlenmiş; PD'de ise bu değer 218.789 TL olarak saptanmıştır. Ancak HD'nin Sağlık Uygulama Tebliği kapsamındaki maliyeti 140.311 TL iken, PD'nin SUT maliyeti 218.789 TL'dir. Maliyet analizlerinde, HD'nin genel gider ve personel maliyetleri PD'ye kıyasla daha yüksek bulunmuştur. Yaşam kalitesi değerlendirmelerinde PD grubunda, EQ-5D-5L endeks skorları ve KDQOL-36 alt ölçeklerinde HD'ye göre bazı bölümlerde daha yüksek puanlar elde edilmiştir. ICER analizi sonuçlarına göre, PD belirli hasta profillerinde HD'ye göre daha maliyet-etkin bir seçenek olarak öne çıkmaktadır. Ancak, ileri yaş ve ek hastalığı olanlarda HD bazı klinik avantajlar sağlamaktadır. Sonuç: Çalışma, HD ve PD tedavi modalitelerinin sağlık hizmetleri açısından maliyet ve maliyet-etkililik farklarını ortaya koymuş ve sağlık politikalarının bu doğrultuda şekillendirilmesine yönelik önemli veriler sunmuştur. PD'nin belirli hasta gruplarında teşvik edilmesi, ekonomik sürdürülebilirliği artırabilir. Bulgular, hasta yaşam kalitesini ve ekonomik boyutları göz önünde bulundurarak daha dengeli tedavi stratejilerinin geliştirilmesi gerektiğini göstermektedir. Anahtar kelimeler: Hemodiyaliz, periton diyalizi, maliyet analizi, ICER, yaşam kalitesi
Covid 19 pandemisi sürecinde ölüm oranlarının karşılaştırmalı analizi
Giriş ve Amaç: COVID-19 pandemisi, yalnızca salgın etkeni kaynaklı ölümleri değil, sağlık hizmetlerine erişimin kısıtlanması ve sosyal, ekonomik etkiler nedeniyle dolaylı ölümleri de artırmıştır. Bu çalışma, Türkiye, Almanya, İspanya, Güney Kore, Japonya ve Finlandiya'da 2015–2021 yılları arasında ölüm nedenlerine göre aylık bazda gerçekleşen ölümleri analiz ederek, özellikle 2020–2021 döneminde COVID-19 dışı nedenlere bağlı aşırı ölüm sayılarını ve bu gerçekleşen ölümlerde pandemi politikalarının rolünü incelemeyi amaçlamaktadır. Gereç ve Yöntemler: Çalışmada, altı ülkeye ait 2015–2021 yıllarına ilişkin yedi temel ölüm nedeni kategorisinde (ICD-10 sınıflandırmasına göre) aylık ölüm sayıları, yıllık nüfus verileri ve Oxford COVID-19 Government Response Tracker (OxCGRT) veritabanından elde edilen iki politika endeksi (Sıkılık Endeksi, Ekonomik Destek Endeksi) ve bu tezde hesaplanan yeni bir endeks (Sağlık Endeksi) kullanılmıştır. Öncelikle 2015–2019 dönemine ait verilerle her bir ülke ve ölüm nedeni için lineer regresyon modeli kurularak 2020–2021 yılları için beklenen ölüm sayıları tahmin edilmiştir. Ardından, gözlenen değerlerle beklenen değerler arasındaki fark kullanılarak aşırı ölüm sayıları hesaplanmış; bağımlı değişken olarak COVID-19 dışı aşırı ölümler, bağımsız değişken olarak üç politika endeksinin yer aldığı sabit etkiler panel veri regresyon modeli ile analiz edilmiştir. Ayrıca nüfusa normalize edilmiş aşırı ölümler üzerinden ülke kıyaslaması yapılmıştır. Bulgular: Ölüm nedenlerine göre aşırı ölümler(toplam, COVID-19 dahil, dışı ve kümülatif) ülkeler arası farklılıklar göstermektedir. Model sonuçlarına göre, ülkeler ve ölüm nedenleri düzeyinde politika endekslerinin etkileri farklılık göstermektedir. Sağlık Endeksi, bazı ülkelerde solunum ve dolaşım sistemi hastalıklarına bağlı aşırı ölümleri anlamlı biçimde azaltırken; bazı ülkelerde artırmıştır. Sıkılık Endeksi, bazı durumlarda azaltıcı etki göstersede genel itibariyle pozitif yönde aşırı ölüm etkileri göstermiştir. Ekonomik Destek Endeksi'nin etkisi genel olarak sınırlı olmakla birlikte, bazı ülkelerde etkisi daha belirgin gözlenmiştir. Bulgular, politika bileşenlerinin ülke bağlamında ve nedenlere göre farklı etkiler oluşturduğunu göstermektedir. Sonuç: COVID-19 pandemisine karşı uygulanan politika önlemleri, yalnızca enfeksiyon yayılımını değil, aynı zamanda dolaylı ölümleri de etkilemiştir. Çalışma, pandemi yönetiminde sağlık sisteminin kapasitesinin ve politika tasarımının ölüm oranları üzerindeki kritik rolünü vurgulamaktadır. Politika endekslerinin nedenlere göre ayrıştırılarak analiz edilmesi, gelecekteki kriz durumlarında daha hedefe yönelik stratejilerin geliştirilmesine katkı sağlayabilir. Bu yönüyle çalışma, hem yöntemsel hem de ampirik açıdan literatüre özgün bir katkı sunmaktadır. Anahtar kelimeler: COVID-19, aşırı ölüm, dolaylı ölüm sayıları, politika endeksleri,
Covid 19 pandemisi sürecinde ölüm oranlarının karşılaştırmalı analizi
Giriş ve Amaç: COVID-19 pandemisi, yalnızca salgın etkeni kaynaklı ölümleri değil, sağlık hizmetlerine erişimin kısıtlanması ve sosyal, ekonomik etkiler nedeniyle dolaylı ölümleri de artırmıştır. Bu çalışma, Türkiye, Almanya, İspanya, Güney Kore, Japonya ve Finlandiya'da 2015–2021 yılları arasında ölüm nedenlerine göre aylık bazda gerçekleşen ölümleri analiz ederek, özellikle 2020–2021 döneminde COVID-19 dışı nedenlere bağlı aşırı ölüm sayılarını ve bu gerçekleşen ölümlerde pandemi politikalarının rolünü incelemeyi amaçlamaktadır. Gereç ve Yöntemler: Çalışmada, altı ülkeye ait 2015–2021 yıllarına ilişkin yedi temel ölüm nedeni kategorisinde (ICD-10 sınıflandırmasına göre) aylık ölüm sayıları, yıllık nüfus verileri ve Oxford COVID-19 Government Response Tracker (OxCGRT) veritabanından elde edilen iki politika endeksi (Sıkılık Endeksi, Ekonomik Destek Endeksi) ve bu tezde hesaplanan yeni bir endeks (Sağlık Endeksi) kullanılmıştır. Öncelikle 2015–2019 dönemine ait verilerle her bir ülke ve ölüm nedeni için lineer regresyon modeli kurularak 2020–2021 yılları için beklenen ölüm sayıları tahmin edilmiştir. Ardından, gözlenen değerlerle beklenen değerler arasındaki fark kullanılarak aşırı ölüm sayıları hesaplanmış; bağımlı değişken olarak COVID-19 dışı aşırı ölümler, bağımsız değişken olarak üç politika endeksinin yer aldığı sabit etkiler panel veri regresyon modeli ile analiz edilmiştir. Ayrıca nüfusa normalize edilmiş aşırı ölümler üzerinden ülke kıyaslaması yapılmıştır. Bulgular: Ölüm nedenlerine göre aşırı ölümler(toplam, COVID-19 dahil, dışı ve kümülatif) ülkeler arası farklılıklar göstermektedir. Model sonuçlarına göre, ülkeler ve ölüm nedenleri düzeyinde politika endekslerinin etkileri farklılık göstermektedir. Sağlık Endeksi, bazı ülkelerde solunum ve dolaşım sistemi hastalıklarına bağlı aşırı ölümleri anlamlı biçimde azaltırken; bazı ülkelerde artırmıştır. Sıkılık Endeksi, bazı durumlarda azaltıcı etki göstersede genel itibariyle pozitif yönde aşırı ölüm etkileri göstermiştir. Ekonomik Destek Endeksi'nin etkisi genel olarak sınırlı olmakla birlikte, bazı ülkelerde etkisi daha belirgin gözlenmiştir. Bulgular, politika bileşenlerinin ülke bağlamında ve nedenlere göre farklı etkiler oluşturduğunu göstermektedir. Sonuç: COVID-19 pandemisine karşı uygulanan politika önlemleri, yalnızca enfeksiyon yayılımını değil, aynı zamanda dolaylı ölümleri de etkilemiştir. Çalışma, pandemi yönetiminde sağlık sisteminin kapasitesinin ve politika tasarımının ölüm oranları üzerindeki kritik rolünü vurgulamaktadır. Politika endekslerinin nedenlere göre ayrıştırılarak analiz edilmesi, gelecekteki kriz durumlarında daha hedefe yönelik stratejilerin geliştirilmesine katkı sağlayabilir. Bu yönüyle çalışma, hem yöntemsel hem de ampirik açıdan literatüre özgün bir katkı sunmaktadır. Anahtar kelimeler: COVID-19, aşırı ölüm, dolaylı ölüm sayıları, politika endeksleri,
Covid 19 pandemisi sürecinde ölüm oranlarının karşılaştırmalı analizi
Giriş ve Amaç: COVID-19 pandemisi, yalnızca salgın etkeni kaynaklı ölümleri değil, sağlık hizmetlerine erişimin kısıtlanması ve sosyal, ekonomik etkiler nedeniyle dolaylı ölümleri de artırmıştır. Bu çalışma, Türkiye, Almanya, İspanya, Güney Kore, Japonya ve Finlandiya'da 2015–2021 yılları arasında ölüm nedenlerine göre aylık bazda gerçekleşen ölümleri analiz ederek, özellikle 2020–2021 döneminde COVID-19 dışı nedenlere bağlı aşırı ölüm sayılarını ve bu gerçekleşen ölümlerde pandemi politikalarının rolünü incelemeyi amaçlamaktadır. Gereç ve Yöntemler: Çalışmada, altı ülkeye ait 2015–2021 yıllarına ilişkin yedi temel ölüm nedeni kategorisinde (ICD-10 sınıflandırmasına göre) aylık ölüm sayıları, yıllık nüfus verileri ve Oxford COVID-19 Government Response Tracker (OxCGRT) veritabanından elde edilen iki politika endeksi (Sıkılık Endeksi, Ekonomik Destek Endeksi) ve bu tezde hesaplanan yeni bir endeks (Sağlık Endeksi) kullanılmıştır. Öncelikle 2015–2019 dönemine ait verilerle her bir ülke ve ölüm nedeni için lineer regresyon modeli kurularak 2020–2021 yılları için beklenen ölüm sayıları tahmin edilmiştir. Ardından, gözlenen değerlerle beklenen değerler arasındaki fark kullanılarak aşırı ölüm sayıları hesaplanmış; bağımlı değişken olarak COVID-19 dışı aşırı ölümler, bağımsız değişken olarak üç politika endeksinin yer aldığı sabit etkiler panel veri regresyon modeli ile analiz edilmiştir. Ayrıca nüfusa normalize edilmiş aşırı ölümler üzerinden ülke kıyaslaması yapılmıştır. Bulgular: Ölüm nedenlerine göre aşırı ölümler(toplam, COVID-19 dahil, dışı ve kümülatif) ülkeler arası farklılıklar göstermektedir. Model sonuçlarına göre, ülkeler ve ölüm nedenleri düzeyinde politika endekslerinin etkileri farklılık göstermektedir. Sağlık Endeksi, bazı ülkelerde solunum ve dolaşım sistemi hastalıklarına bağlı aşırı ölümleri anlamlı biçimde azaltırken; bazı ülkelerde artırmıştır. Sıkılık Endeksi, bazı durumlarda azaltıcı etki göstersede genel itibariyle pozitif yönde aşırı ölüm etkileri göstermiştir. Ekonomik Destek Endeksi'nin etkisi genel olarak sınırlı olmakla birlikte, bazı ülkelerde etkisi daha belirgin gözlenmiştir. Bulgular, politika bileşenlerinin ülke bağlamında ve nedenlere göre farklı etkiler oluşturduğunu göstermektedir. Sonuç: COVID-19 pandemisine karşı uygulanan politika önlemleri, yalnızca enfeksiyon yayılımını değil, aynı zamanda dolaylı ölümleri de etkilemiştir. Çalışma, pandemi yönetiminde sağlık sisteminin kapasitesinin ve politika tasarımının ölüm oranları üzerindeki kritik rolünü vurgulamaktadır. Politika endekslerinin nedenlere göre ayrıştırılarak analiz edilmesi, gelecekteki kriz durumlarında daha hedefe yönelik stratejilerin geliştirilmesine katkı sağlayabilir. Bu yönüyle çalışma, hem yöntemsel hem de ampirik açıdan literatüre özgün bir katkı sunmaktadır. Anahtar kelimeler: COVID-19, aşırı ölüm, dolaylı ölüm sayıları, politika endeksleri,
Türkiye kalkınma planlarında sağlık sektörünün yeri
Giriş ve Amaç: Kalkınma, ekonomik büyümenin sağlanması olarak düşünülse de aslında ekonominin yanı sıra sosyal imkanların gelişmesi ve buna bağlı olarak bireylerin ve toplumların yaşam kalitelerinin yükseltilmesini amaçlayan bir süreçtir. Söz konusu insan olunca bu süreç içerisinde sağlığın düşünülmemesi imkansızdır. "Türkiye Kalkınma Planlarında Sağlık Sektörünün Yeri" isimli çalışma, Türkiye Kalkınma Planlarında belirlenen hedef ve politikaların sağlık sektöründe nasıl bir etki yarattığı ve bu etkininin sağlık hizmeti sunumu sürecinde ne kadar başarılı olduğunu değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Gereç ve Yöntemler: Çalışmada, 1963 yılından itibaren uygulanmış olan kalkınma planları ve son olarak uygulanmış olan 11. Kalkınma Planı ile 2024-2028 yılları hedeflerini belirleyen 12. Kalkınma Planı, sağlık istatistik yıllıkları ve sağlık bakanlarının meclis konuşmaları, dönemler içerisinde hazırlanan mevzuat ile uygulamalara dair dokümanlar karşılaştırmalı bir analiz çerçevesinde incelenmiştir. Bulgular: Yapılan inceleme sonucunda; koruyucu sağlık hizmetlerinin geliştirilmesi için yayımlanan ilk plandan itibaren çalışmalar yapıldığı, bazı dönemlerde hedeflerin gerçekleşmediği, son döneme baktığımızda koruyucu sağlık hizmetlerinin sağlıklı yaşam becerilerinin kazandırılması politikaları ile birlikte yürütülmek istendiği, tedavi edici sağlık hizmetlerinde Sağlık Bakanlığı' nın yükünün azalmadığı, hastanelerin idari ve mali özerkliğe henüz kavuşmadığı, 1963 yılından bu yana sağlık göstergelerinde önemli gelişmeler kaydedildiği ancak bunların halen gelişmiş ülke seviyesine ulaşmadığı anlaşılmıştır. Sonuç: Sağlık politikalarının kalkınma planlarındaki diğer sektörlerle bir bütünlük içerisinde ele alınması, uygulamaların yakından izlenmesi ve yeni ihtiyaçlara göre politikaların esnek bir şekilde güncellenmesi büyük önem taşımaktadır. Aksi halde planlarda yer alan politikalar ile sahadaki gerçeklik arasındaki uçurum daha da açılacak, halkın sağlık hizmetlerine güveni azalacaktır. Bu durum hem bireylerin sağlığı hem de ülkenin uzun vadeli kalkınma hedefleri açısından ciddi sorunlara yol açabilecektir.
Türkiye kalkınma planlarında sağlık sektörünün yeri
Giriş ve Amaç: Kalkınma, ekonomik büyümenin sağlanması olarak düşünülse de aslında ekonominin yanı sıra sosyal imkanların gelişmesi ve buna bağlı olarak bireylerin ve toplumların yaşam kalitelerinin yükseltilmesini amaçlayan bir süreçtir. Söz konusu insan olunca bu süreç içerisinde sağlığın düşünülmemesi imkansızdır. "Türkiye Kalkınma Planlarında Sağlık Sektörünün Yeri" isimli çalışma, Türkiye Kalkınma Planlarında belirlenen hedef ve politikaların sağlık sektöründe nasıl bir etki yarattığı ve bu etkininin sağlık hizmeti sunumu sürecinde ne kadar başarılı olduğunu değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Gereç ve Yöntemler: Çalışmada, 1963 yılından itibaren uygulanmış olan kalkınma planları ve son olarak uygulanmış olan 11. Kalkınma Planı ile 2024-2028 yılları hedeflerini belirleyen 12. Kalkınma Planı, sağlık istatistik yıllıkları ve sağlık bakanlarının meclis konuşmaları, dönemler içerisinde hazırlanan mevzuat ile uygulamalara dair dokümanlar karşılaştırmalı bir analiz çerçevesinde incelenmiştir. Bulgular: Yapılan inceleme sonucunda; koruyucu sağlık hizmetlerinin geliştirilmesi için yayımlanan ilk plandan itibaren çalışmalar yapıldığı, bazı dönemlerde hedeflerin gerçekleşmediği, son döneme baktığımızda koruyucu sağlık hizmetlerinin sağlıklı yaşam becerilerinin kazandırılması politikaları ile birlikte yürütülmek istendiği, tedavi edici sağlık hizmetlerinde Sağlık Bakanlığı' nın yükünün azalmadığı, hastanelerin idari ve mali özerkliğe henüz kavuşmadığı, 1963 yılından bu yana sağlık göstergelerinde önemli gelişmeler kaydedildiği ancak bunların halen gelişmiş ülke seviyesine ulaşmadığı anlaşılmıştır. Sonuç: Sağlık politikalarının kalkınma planlarındaki diğer sektörlerle bir bütünlük içerisinde ele alınması, uygulamaların yakından izlenmesi ve yeni ihtiyaçlara göre politikaların esnek bir şekilde güncellenmesi büyük önem taşımaktadır. Aksi halde planlarda yer alan politikalar ile sahadaki gerçeklik arasındaki uçurum daha da açılacak, halkın sağlık hizmetlerine güveni azalacaktır. Bu durum hem bireylerin sağlığı hem de ülkenin uzun vadeli kalkınma hedefleri açısından ciddi sorunlara yol açabilecektir.
Türkiye kalkınma planlarında sağlık sektörünün yeri
Giriş ve Amaç: Kalkınma, ekonomik büyümenin sağlanması olarak düşünülse de aslında ekonominin yanı sıra sosyal imkanların gelişmesi ve buna bağlı olarak bireylerin ve toplumların yaşam kalitelerinin yükseltilmesini amaçlayan bir süreçtir. Söz konusu insan olunca bu süreç içerisinde sağlığın düşünülmemesi imkansızdır. "Türkiye Kalkınma Planlarında Sağlık Sektörünün Yeri" isimli çalışma, Türkiye Kalkınma Planlarında belirlenen hedef ve politikaların sağlık sektöründe nasıl bir etki yarattığı ve bu etkininin sağlık hizmeti sunumu sürecinde ne kadar başarılı olduğunu değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Gereç ve Yöntemler: Çalışmada, 1963 yılından itibaren uygulanmış olan kalkınma planları ve son olarak uygulanmış olan 11. Kalkınma Planı ile 2024-2028 yılları hedeflerini belirleyen 12. Kalkınma Planı, sağlık istatistik yıllıkları ve sağlık bakanlarının meclis konuşmaları, dönemler içerisinde hazırlanan mevzuat ile uygulamalara dair dokümanlar karşılaştırmalı bir analiz çerçevesinde incelenmiştir. Bulgular: Yapılan inceleme sonucunda; koruyucu sağlık hizmetlerinin geliştirilmesi için yayımlanan ilk plandan itibaren çalışmalar yapıldığı, bazı dönemlerde hedeflerin gerçekleşmediği, son döneme baktığımızda koruyucu sağlık hizmetlerinin sağlıklı yaşam becerilerinin kazandırılması politikaları ile birlikte yürütülmek istendiği, tedavi edici sağlık hizmetlerinde Sağlık Bakanlığı' nın yükünün azalmadığı, hastanelerin idari ve mali özerkliğe henüz kavuşmadığı, 1963 yılından bu yana sağlık göstergelerinde önemli gelişmeler kaydedildiği ancak bunların halen gelişmiş ülke seviyesine ulaşmadığı anlaşılmıştır. Sonuç: Sağlık politikalarının kalkınma planlarındaki diğer sektörlerle bir bütünlük içerisinde ele alınması, uygulamaların yakından izlenmesi ve yeni ihtiyaçlara göre politikaların esnek bir şekilde güncellenmesi büyük önem taşımaktadır. Aksi halde planlarda yer alan politikalar ile sahadaki gerçeklik arasındaki uçurum daha da açılacak, halkın sağlık hizmetlerine güveni azalacaktır. Bu durum hem bireylerin sağlığı hem de ülkenin uzun vadeli kalkınma hedefleri açısından ciddi sorunlara yol açabilecektir.
Türkiye kalkınma planlarında sağlık sektörünün yeri
Giriş ve Amaç: Kalkınma, ekonomik büyümenin sağlanması olarak düşünülse de aslında ekonominin yanı sıra sosyal imkanların gelişmesi ve buna bağlı olarak bireylerin ve toplumların yaşam kalitelerinin yükseltilmesini amaçlayan bir süreçtir. Söz konusu insan olunca bu süreç içerisinde sağlığın düşünülmemesi imkansızdır. "Türkiye Kalkınma Planlarında Sağlık Sektörünün Yeri" isimli çalışma, Türkiye Kalkınma Planlarında belirlenen hedef ve politikaların sağlık sektöründe nasıl bir etki yarattığı ve bu etkininin sağlık hizmeti sunumu sürecinde ne kadar başarılı olduğunu değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Gereç ve Yöntemler: Çalışmada, 1963 yılından itibaren uygulanmış olan kalkınma planları ve son olarak uygulanmış olan 11. Kalkınma Planı ile 2024-2028 yılları hedeflerini belirleyen 12. Kalkınma Planı, sağlık istatistik yıllıkları ve sağlık bakanlarının meclis konuşmaları, dönemler içerisinde hazırlanan mevzuat ile uygulamalara dair dokümanlar karşılaştırmalı bir analiz çerçevesinde incelenmiştir. Bulgular: Yapılan inceleme sonucunda; koruyucu sağlık hizmetlerinin geliştirilmesi için yayımlanan ilk plandan itibaren çalışmalar yapıldığı, bazı dönemlerde hedeflerin gerçekleşmediği, son döneme baktığımızda koruyucu sağlık hizmetlerinin sağlıklı yaşam becerilerinin kazandırılması politikaları ile birlikte yürütülmek istendiği, tedavi edici sağlık hizmetlerinde Sağlık Bakanlığı' nın yükünün azalmadığı, hastanelerin idari ve mali özerkliğe henüz kavuşmadığı, 1963 yılından bu yana sağlık göstergelerinde önemli gelişmeler kaydedildiği ancak bunların halen gelişmiş ülke seviyesine ulaşmadığı anlaşılmıştır. Sonuç: Sağlık politikalarının kalkınma planlarındaki diğer sektörlerle bir bütünlük içerisinde ele alınması, uygulamaların yakından izlenmesi ve yeni ihtiyaçlara göre politikaların esnek bir şekilde güncellenmesi büyük önem taşımaktadır. Aksi halde planlarda yer alan politikalar ile sahadaki gerçeklik arasındaki uçurum daha da açılacak, halkın sağlık hizmetlerine güveni azalacaktır. Bu durum hem bireylerin sağlığı hem de ülkenin uzun vadeli kalkınma hedefleri açısından ciddi sorunlara yol açabilecektir.