Theses supervised by Doç. Dr. Hasan Hüseyin Taylan
11 theses · Sakarya University
Afetlerde krize müdahale: Kahramanmaraş Depremi'nde Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının çalışmaları
Bu çalışma 6 Şubat 2023 tarihinde meydana gelen depremde etkilenen 11 il arasında yer alan Kahramanmaraş ilinde deprem sonrası Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı'nın (ASHB) sunduğu hizmetlerin afetlerde krize müdahale kapsamında kapsamlı bir değerlendirmesini sunmaktadır. Araştırma, depremzedeler ve ASHB çalışanları ile yapılan görüşmeler üzerinden elde edilen bulguları içermektedir. Depremzedelerin yaşadıkları ve hizmetlere erişimdeki zorluklar, ASHB çalışanlarının karşılaştığı sorunlar ve öneriler detaylı bir şekilde incelenmiştir. Çalışma sonucunda, ASHB'nin depremzedelere yönelik sağladığı hizmetlerde barınma, beslenme ve psikososyal destek gibi temel ihtiyaçların öncelikli olduğu belirlenmiştir. Ancak, depremzedelerin birçoğu bu hizmetlerden yeterince faydalanamadığını, bilgilendirme ve erişim konusunda sorunlar yaşadığını ifade etmiştir. Özellikle psikososyal destek hizmetlerine duyulan ihtiyaç vurgulanırken, bu hizmetlere erişimin kolaylaştırılması gerektiği üzerinde durulmuştur. ASHB çalışanları, afet müdahalesi sırasında koordinasyon eksikliği ve personel eğitimindeki yetersizlikler gibi zorluklarla karşılaştıklarını belirtmiştir. Gelecekteki doğal afetlere daha iyi hazırlanmak için personel eğitiminin güçlendirilmesi, psikososyal destek hizmetlerinin genişletilmesi ve kurumlar arası işbirliğinin artırılması önerilmiştir.
Alzheimer hastalarına evde bakım veren aile üyelerinin yaşadıklarıgüçlükler
Dünyada teknolojik ve bilimsel ilerlemeler ile birlikte ortalama yaşam süresi uzamakta, yaşlı nüfus oranı artmakta ve nüfusun demografik değişimi birçok sorunu da beraberinde getirmektedir. Bu sorunlardan biri ileri yaş hastalığı olarak bilinen Alzheimer hastalığıdır. Dünyada 46,8 milyon ülkemizde 600.000 Alzheimer hastası vardır. Yaşlı nüfus oranı ve ortalama yaşam süresinin artmasıyla birlikte ileriki yıllarda bu sayı daha da fazla artacaktır. Hastalığın yaygınlaşması ve giderek hasta sayısının artması beraberinde bakım sorununu da getirmiştir. Alzheimer hastalığı bireyde unutkanlık, davranış ve kişilik değişiklikleri, yer-zaman bilincinin kaybolması gibi yeti yitimlerine sebep olması, ilerleyici ve henüz tedavisinin bulunamamış olması nedeniyle diğer hastalıklardan farklı ve hem hasta hem bakım veren için yıpratıcı bir hastalıktır. Bu araştırma ile Alzheimer hastalarına bakım veren aile üyelerinin yaşadıkları güçlükleri belirlemek amaçlanmıştır. Araştırmanın örneklemini Sinop Atatürk Devlet Hastanesine başvuran 108 hasta yakını oluşturmaktadır. Elde edilen veriler SPSS paket programı ile analiz edilmiştir. Araştırma sonucunda: Bakım verenlerin çoğunlukla kadın(%74,1), evli(%81,5), orta yaş grubu(%64,8) ve hastanın kızı(%43,5) olduğu, %38,1'inin asgari ücret ve daha az gelire sahip olduğu, %61,2'sinin bakım vermekten kaynaklı olduğunu düşündüğü hastalığının olduğu, hastalığı olanların %43,5'inin psikiyatrik hastalık tanısı olduğu, %50'sinin hastasına "ailevi sorumluluk", %5,6'sının ise "sevgi bağı" duygusu ile bakım verdiği bulunmuştur. Alzheimer tanısı almış hastaların çoğunluğunun kadın(%65,7), 80 yaş ve üzeri (%62,6) ve Alzheimer dışında başka hastalığının olduğu(%68,6) saptanmıştır. Bakım verenler hastanın en çok ev işleri, ulaşım, kişisel temizlik, tedavi, ekonomik, giyim ve boşaltım ihtiyaçlarını karşılarken; en fazla refakat, hastanın fiziki bakımı ve ulaşım ihtiyaçlarında desteğe ihtiyaç duymaktadır. Bakım veren aile üyelerinin hastalığın doğasından kaynaklanan belirti ve bozukluklardan en fazla "öz bakımını sağlayamama", "kaygı-huzursuzluk sıkıntı hali", "idrar sorunu" ve "iletişimde bozulma" konularında güçlük çektikleri, bakım vermekten kaynaklı olarak en çok "eve bağımlı hale gelme", "sosyal hayata zaman ayıramama", "yorgun hissetme", "çabuk sinirlenme" ve "kendine zaman ayıramama" sorunları yaşadıkları bulunmuştur. Bakım verenlerin yaşı, cinsiyeti, çalışma ve gelir durumu, hastalığın evresi, süresi ve bakım verme süresi ile bakımveren yükü envanteri toplam ve alt puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunurken(p<0,05); bakım verenlerin medeni durumu, eğitim durumu, çocuk sayısı, aile yapısı, evde bakım ücreti alma durumu ve yakınlık derecesi ile bakımveren yükü envanteri toplam ve alt boyut puan ortalamaları arasında anlamlı bir fark bulunamamıştır(p>0,05)
Türkiye'de yaşlı politikaları ve yaşlı ihmal ve istismarına yönelik uygulamalar
Türkiye, gelişmekte olan bir ülke olduğundan yaşlı nüfus giderek artmaktadır. Ailenin güçlendirilmesine ve yaşlıların kaliteli bir hayat sürdürmesine dair üretilecek sosyal politikalar önem arz etmektedir. Bu araştırmanın amacı, değişim geçiren modern dünyada yalnızlaşan ve muhtaç durumda olan Türkiye'deki yaşlılara yönelik sosyal politikaların incelemesi, eleştirilmesi ve sosyal refaha ilişkin yaşlılara yönelik yeni politikaların önerilmesidir. Türkiye'de yaşlılara yönelik üretilmiş olan sosyal politikalar, kurum bakımı ve maddi yardım olarak incelenmektedir. Mevzuat ve uygulama çerçevesinde ailenin güçlendirilmesinden ziyade, günü kurtarmaya yönelik yapılan maddi yardımlar veya kurum bakım hizmeti, yaşlı ihmali ve istismarı sorununa kalıcı bir çözüm getirmemekte, sorunların devam etmesine yol açmaktadır. Yaşlı bireylerde, doğup büyüdükleri evden, ait oldukları sosyal çevreden uzaklaşma korkuları vardır. Aileleriyle birlikte yaşayan çoğu yaşlı, ihmal ve istismara maruz kalsa dahi huzurevine gitmeyi reddedebilmektedir. Huzurevleri, yaşlılar için, itilmişlik, istenmemişlik ve terk edilmişlik psikolojisine bürünmelerine yol açmaktadır. Bu gibi sebeplerden yaşlıların; evsizlik, bakıma muhtaçlık, maddi yoksunluk gibi zaruri şartlar olmadıkça yalnız yaşamayı veya aile yanında yaşamayı huzurevine tercih edebildikleri varsayılmıştır. Sonuç olarak Türkiye'de yaşlı ihmali ve istismarının nedenleri ve önlenmesine ilişkin yapılan literatür taramaları ışığında, yaşlı ihmali ve istismarının önüne geçilmesi amacıyla, aile bilincinin güçlendirilerek yaşlı evde bakımının geliştirilmesi, kurum bakımı şartlarının iyileştirilmesi, Yaşlı Gündüz Bakım Evleri oluşturulması vb. sosyal politikalar önerileri geliştirilmiştir.
Çok boyutlu psiko-eğitim grup çalışması ile yapılan sosyal hizmet müdahalesinin hastane personellerinin iş stresi ve iş motivasyonlarına etkisinin incelenmesi: Üsküdar Devlet Hastanesi örneği
Sağlık, kişinin sadece fiziksel değil, duygusal ve sosyal açıdan da iyilik halidir. Hastaneler, bu iyilik hali kaybolan ya da sarsılan bireylerin hizmet almak üzere başvurduğu sağlık tesisleridir. Hem hizmet verilen grubun, hem de hizmeti sunan grubun yoğun stres altında olması bu alanı oldukça riskli kılmaktadır. bu riskler sağlık çalışanı üzerinde baskı yaratmaktadır. Yoğun strese maruz kalan sağlık çalışanlarının motivasyonu ve performansı olumsuz olarak etkilenmektedir. Çalışanları psikolojik, sosyolojik ve ekonomik olarak yaşadıkları sorunların çözümü için tıbbi sosyal hizmet biriminden destek alabilir. Sosyal hizmet uzmanın çalıştığı kurumda çalışanlara yönelik yürüttüğü sosyal hizmet uygulamalarına karşılık gelen kavram; iş yeri sosyal hizmetidir. İş yeri sosyal hizmet uzmanlarının birçok rolü bulunmaktadır. Bu rolleri yerine getirirken sosyal hizmetin kuram ve yöntemlerinden faydalanır. İş yeri sosyal hizmetinde kullanılabilecek yöntemlerden biri de psiko-eğitim grup çalışmalarıdır. Bu çalışmada çok boyutlu psiko-eğitim grup çalışması ile yapılan sosyal hizmet müdahalesinin hastane çalışanlarının iş stresi, stres algıları ve iş motivasyonlarına etkisi incelenmiştir.14 Kasım 2017 – 30Nisan 2018 tarihleri arasında İstanbul Üsküdar Devlet Hastanesi'nde çalışan personellerden 15'er kişilik iki grup oluşturulmuş, gruplar her biri 90 dakika olan 6 oturumluk psiko-eğitim programına dahil edilmiştir. Programa dahil edilen toplamda 30 katılımcıya programın başında ve sonunda sosyo-demografik bilgi formu yanında, İş Stresi Ölçeği, Algılanan Stresi Ölçeği ve Çok Boyutlu İş Motivasyon Ölçeği uygulanmıştır. Elde edilen veriler SPSS teknikleriyle analiz edilip yorumlanmıştır Elde edilen bulgular sonucunda; çalışanların stres algılarıyla cinsiyetleri arasında eğitim öncesi anlamlı bir farklılık olduğu, ancak eğitim sonrası bu farklılığın ortadan kalktığı görülmüştür. Eğitim öncesi çok boyutlu iş motivasyonu ile cinsiyet arasında anlamlı bir farklılık olduğu görülmüş bu farklılık eğitim sonrası değişmemiştir. Eğitim öncesi çok boyutlu iş motivasyonu ile yaş arasında anlamlı bir farklılık olmadığı ancak eğitim sonrası anlamlı bir farklılık ortaya çıktığı görülmüştür. Sonuç olarak; yapılan eğitimlerin sağlık çalışanlarının İş Stresi, Algıladıkları Stres ve Çok Boyutlu İş Motivasyonu puanlarına olumlu yönde etki ettiği tespit edilmiştir. Yapılan psiko-eğitim uygulamasının iş stresini ve stres algısını azaltmada, motivasyonu artırmada faydalı olduğu ortaya çıkmıştır. İş stresi ile çalışma yılı arasında eğitim sonrası anlamlı bir farklılık olduğu görülmüştür.
Üniversite öğrencilerinin sosyal bir sorun olarak dilenciliğe bakışı: Sakarya Üniversitesi örneği
Dilencilik maddi ya da manevi gerekçelerle tarih boyunca varlığını sürdürmüş olan toplumsal bir olgudur. Hem dilenenler hem de onlara yardım edenler açısından dilencilik, karşılıklı bir etkileşim sürecidir. Bu çalışmanın konusu da dilencilere ve dilenciliğe üniversite öğrencilerinin bakışıdır. Yani dilencilik olgusunun toplumda yükseköğrenim görmekte olan kişilerce nasıl algılandığı sorusu cevaplanmaya çalışılmıştır. Araştırma için açık ve kapalı uçlu sorulardan oluşan bir soru formu hazırlanmıştır. Bu soru formuyla hem yüz yüze görüşmeler hem de elektronik ortamlar aracılığıyla 552 kişiye ulaşılmıştır. Elde edilen veriler bilgisayar programlarına aktarılarak değerlendirme yapılmıştır. Yüzde ve frekans tabloları, grafikler ve çapraz tablolar oluşturulmuştur. Hipotez testleri için ki kare testi kullanılmıştır. Betimleyici ve açıklayıcı sonuçlara ulaşılmıştır. Katılımcılar üniversite öğrencisi oldukları için genellikle gençlik çağı yaş dilimindedirler. Katılımcıların çoğunluğu kadındır ve öğrenciler farklı bölümlerde eğitim almaya devam etmektedir. Çoğu öğrenci kendini orta sosyoekonomik statü grubuna ait görmektedir. Araştırma sonucunda katılımcıların sosyo-demografik özelliklerine göre dilencilik hakkındaki görüşlerinin farklılaştığı görülmüştür. Özellikle eğitim alanlarına göre karşılaştırma yapıldığında dilencilik ve dilenciler hakkında belirgin farklar ortaya çıkmıştır.
Zihinsel engelli çocuğu olan ve olmayan annelerin sosyal sorun çözme becerilerinin karşılaştırılması
Çalışmada, zihin engelli çocuğu olan ve olmayan annelerin sosyal sorun çözme becerileri karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Ayrıca iki grup arasında sosyal sorun çözme düzeyleri sosyo-demografik özellikler açısından karşılaştırılmıştır. Araştırmanın örneklemini, 2017-2018 eğitim öğretim yılında Gaziantep'te zihinsel engellilere yönelik eğitim hizmeti vermekte olan iki farklı Rehabilitasyon Merkezine devam eden öğrencilerin anneleri ile zihinsel engeli bulunmayan iki farklı ortaokul'da öğrenim gören öğrencilerin anneleri oluşturmaktadır. Çalışma toplamda 180 kadın ile (90 engelli çocuğa sahip, 90 engelli çocuğa sahip olmayan) gerçekleştirilmiş olup katılımcılara sosyo-demografik bilgi formu ve sosyal sorun çözme envanteri uygulanmıştır. Veri analizi ve çözümlenmesinde Mann whitney U testi ve Ki-kare testi kullanılmıştır. Araştırma bulgularına göre, zihinsel engelli çocuğu olan annelerin zihin engelli çocuğu olmayan annelere göre sosyal sorun çözme becerilerinin daha düşük düzeyde olduğu görülmüştür. Zihin engelli çocuğu olan annelerin sorun yönelimi ve sosyal sorun çözme boyutunda zihinsel engelli çocuğa sahip olmayan annelere göre daha düşük düzeyde olduğu değerlendirilmektedir. Zihin engelli çocuğu olan annelerin bazı sosyo-demografik özellikleri (18-25 yaş aralığı, evli, 1500 TL ve altı gelire sahip, aile içi şiddet öyküsü, psikiyatrik ve fiziksel hastalık öyküsü olan) açısından zihin engelli çocuğu olmayan annelere göre sosyal sorun çözme düzeylerinin daha düşük olduğu görülmektedir. Araştırma sonuçları ilgili literatür çerçevesinde tartışılmıştır. Sonuç olarak, zihinsel engelli çocuğa sahip annelere sorun çözme ve baş etme becerilerinin geliştirilmesi amacı ile sosyal hizmet merkezleri ya da Rehberlik Araştırma Merkezlerinde belirli periyotlarda eğitimler verilmesinin yararlı olacağı düşünülmektedir.
Üniversite öğrencilerinde romantik ilişki kalitesinin evlilik inançlarına etkisi: Selçuk Üniversitesi örneği
Bu araştırmanın amacı romantik ilişki yaşayan ya da daha önce yaşamış olan son sınıf öğrencilerin, algıladıkları romantik ilişki kalitesinin evliliğe olan inançlarına etkisinin değerlendirilmesidir. Araştırma örneklemi, 2018-2019 eğitim öğretim yılı Selçuk Üniversitesinde öğrenim görmekte olan üniversite son sınıf öğrencileri arasından toplam 415 kişiyle tabakalı seçkisiz örnekleme yoluyla seçilmiştir. Çalışma "Algılanan Romantik İlişki Kalitesi Ölçeği" ve "Evlilik İlişkisi İnançları Ölçeği", sosyo-demografik özellikleri içeren anket formuyla birlikte uygulanmıştır. Araştırma sonucunda elde edilen verilere; ortalama, standart sapma, ortanca, minimum ve maksimum değerler, yüzde, korelasyon analizi, regresyon analizi testi uygulanmıştır. Araştırma sonucunda üniversite öğrencilerinin; Algılanan Romantik İlişki Kalitesi Ölçeği ile öğrenim gördüğü fakülte, ailenin gelir durumu arasında anlamlı farklılık saptanırken; cinsiyet, aile tipi, anne-baba öğrenim durumu, anne çalışma durumu, kullanılan medya araç süreleri arasında anlamlı farklılık saptanmamıştır. Evlilik İlişkisi İnançları Ölçeği ile cinsiyet, baba öğrenim durumu arasında anlamlı farklılık saptanırken; öğrenim görülen fakülte, aile tipi, anne öğrenim durumu, annenin çalışma durumu, ailenin gelir durumu, kullanılan medya araç süreleri arasında anlamlı farklılık görülmemiştir. Araştırmada kullanılan iki ölçek arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık görülmemiştir. Bu araştırmadan elde edilen veriler araştırmacı tarafından kodlandıktan sonra SPSS 25.0 paket bilgisayar programına aktarılarak gerekli analizler bu programda yapılmıştır.
Üniversite öğrencilerinin flört şiddetine yönelik tutumları: Sakarya Üniversitesi örneği
Şiddet olgusu hem bireylere hem topluma çok ciddi zararlar verebilmekte ve insan hayatını tehdit etmektedir. Her yıl çok sayıda insan şiddet sebebiyle hayatını kaybetmekte, çok ciddi yaralanmalar yaşamakta, psikolojik ve fiziksel olarak hayatını olumsuz yönde değiştiren etkilere maruz kalmaktadır. Şiddet kavramı çok boyutlu ve karmaşık bir kavram olup tanımlanmasıyla ilgili bir takım güçlükler bulunmaktadır. Ayrıca şiddetin pek çok çeşidi bulunmakta ve insan hayatının neredeyse her alanında ortaya çıkabilmektedir. Bu çalışmanın odak noktasını şiddet çeşitlerinden biri olan flört şiddeti oluşturmaktadır. Flört şiddeti kısaca duygusal ilişkilerde partnerlerin birbirlerine uyguladıkları şiddet olup aile içi şiddetten farklı olarak genelde ergenlerde ve üniversite öğrencilerinde sıklıkla görülmektedir. Kimliğin oluşum aşamasında görülmesi sebebiyle insanların yaşamlarını ciddi anlamda etkileyebilmekte ve değiştirebilmektedir. Bu noktada bireylerin şiddete yönelik tutumları son derece önemlidir. Çalışmanın amacı, üniversite öğrencilerinin flört şiddetine maruz kalma ve uygulama durumları ile flört şiddetine yönelik tutumlarını tespit etmektir. Bu amaç doğrultusunda çalışmanın evrenini 2017-2018 eğitim öğretim döneminde Sakarya Üniversitesi'nde öğrenim gören öğrenciler oluşturmaktadır. Örnekleme 400 öğrenci dâhil edilmiş ve anket uygulaması yapılmıştır. Sonuç olarak flört şiddeti uygulama ve flört şiddetine yönelik tutumların yaşa, cinsiyete ve anne ile babanın eğitim durumlarında göre farklılık gösterdiği tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Şiddet, Flört Şiddeti, Duygusal Şiddet, Fiziksel Şiddet.
Kültürel çalışmalar perspektifiyle Yedi Numara televizyon dizisinin alımlanması
Kültürel Çalışmalar Ekolü teorik öncüllerine dayandırılan bu araştırma, kodlama ve kod açımı merkezli alımlama araştırmasıdır. Algılama ve anlamlandırma sürecinin dizi metni ile etkileşimde olması sebebiyle, metne yönelik bilgilerin yanı sıra izleyici alımlamasını ortaya koyan veriler analize dâhil edilmiştir. Türkiye Radyo Televizyon (TRT) Kurumu'nun 2020 yılı Nostalji Kuşağı'nda tekrar gösterime giren "Yedi Numara" dizisi, içerik ve izleyici kapasitesi ile araştırma konusu olarak tercih edilmiştir. 2000-2003 yılları arasında yayınlanan durum komedisi türündeki bu Televizyon dizisi, üzerinden yıllar geçmesine rağmen hala ilgi çeken bir konumdadır. İzleyiciler tarafından beğeni ve ilginin devam etmesi, anlatımda yer alan ütopik sosyal ilişkilerin geçmişe duyulan özlemi açığa çıkarmasıyla bağlantılı görülmektedir. Bu araştırma, Yedi Numara dizi anlatısı ve izleyici görüşlerini inceleyerek, insani ilişkilerde geçmişe özlem uyandıran unsurları ortaya çıkarmayı, hedeflemiştir. Değişim ve dönüşümün insani ilişkileri de etkilediği modern yaşam biçiminde "Yedi Numara" izleyicilerinin; geçmişi sığınılacak bir liman olarak gördüğü düşünülmektedir. Gündelik yaşamdaki ilişkilerin değişmesiyle kendi ve çevresine yabancılaşan insan, değerleri nostaljik bir forma sokarak; günümüz ve gelecek tasavvurunda oluşan boşluğu doldurma eğilimindedir. Bu yönüyle dizinin, geleceğin tasarımında da arzulanan sosyal ilişki ve değerleri örneklediği ortaya çıkmıştır.
Kurum bakımı deneyimi olan bireylerin sosyal becerileri üzerine bir inceleme (Sakarya örneği)
Korunmaya ihtiyacı olan çocuklar için ülkemizde geçmişten günümüze sosyal politikalar üretilmekte ve söz konusu bu politikalar kapsamında sosyal hizmet müdahaleleri gerçekleştirilmektedir. Ailesi yanında birtakım nedenler gerekçesiyle bakım ve gözetiminin yapılması mümkün olmayan çocuklar için ise ülkemizde Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından Çocuk Koruma Kanunu kapsamında bakım tedbiri kararı alınarak koruma kararı çıkartılmakta; bu çocuklar mümkünse koruyucu aile modeli gibi aile temelli hizmet modellerinden, mümkün değil ise kurum bakımı hizmetlerinden faydalandırılmaktadırlar. Kurum bakımı modelleri, benzer yaş ve özelliklerdeki korunmaya ihtiyacı olan çocukların belirli niteliklere sahip personel eşliğinde yaşamını idame ettirebilmesi ve gelecek yaşantılarına kendilerini hazırlayabilmesi hizmetini içermektedir. Ancak bir çocuğun aile ortamından uzak şekilde yetişmesine sebebiyet veren kurum bakımı modelleri, bünyesinde yetişen bireyler için bir takım olumsuzlukları da beraberinde getirmektedir. Gerçekleştirilen bu çalışmada ise çocukluk dönemlerini kurum bakımı hizmeti içerisinde geçirmiş ve kurum bakımı sonrası hayata atılmış olan bireylerin sosyal becerileri Sakarya İli örneği üzerinden incelenmiştir. Araştırmada nicel yöntem tekniği kullanılmıştır. Kurum bakımı deneyimi olan bireyler için demografik bilgiler ile kurum bakımı deneyimlerini detaylandıran anket formu ile sosyal beceri ölçeği uygulanmıştır. Elde edilen veriler istatistik programı aracılığıyla çözümlenmiş; var olan bulgulara göre yorumlamalar yapılmıştır. Araştırma sonucunda: Kurum bakımı deneyimi olan bireylerin çoğunlukla lise düzeyinde(%48,44) eğitime sahip, bekar(%58,59), çalışan(%89,84) ve memur(%76,92) olduğu ve bu bireylerin çoğunlukla parçalanış ailelerden(%87,5) geldiği bulunmuştur. Ayrıca yetiştirme yurdu veya çocuk yuvası gibi eski kurum bakımı hizmet modelinden yararlanan bireylerin sosyal becerilerinin daha düşük seviyede olduğu, eğitim seviyesi, aylık kazanç, aile ve akraba ziyaret sıklığı arttıkça sosyal becerilerde de artışın var olduğu bulunmuştur.
Geçici koruma altındaki Suriyelilerin aile içi sorunlarının çözümünde Türk Kızılay Toplum Merkezlerinin rolü (Kocaeli örneği)
Suriye'de yaşanan savaş ve iç karışıklıklar sebebiyle milyonlarca insan zorunlu olarak yaşam alanlarını terk ederek farklı ülkelere göç etmek durumunda kalmışlardır. Suriye'den Türkiye'ye 3.5 milyonun üzerinde Suriyeli birey zorunlu olarak göç etmek durumunda kalmıştır. Türkiye'de yaşamaya başlayan Suriyeli aileler uyum süreçleri boyunca beslenme, barınma, sağlık, eğitim, sosyal hizmetlere ulaşım, dışlanma, sosyal ve ekonomik vb. pek çok sorunla karşı karşıya kalmışlardır. Bu sorunların en önemlilerinden biri de karşılaştıkları aile içi sorunlardır. Karşılaşılan aile içi iletişim sorunları, aile içi şiddet, ihmal ve istismar durumları, boşanma, sosyal ve ekonomik kaynaklı sorunlar gibi pek çok aile içi sorunun çözümlenememesi sebebiyle pek çok aile dağılmak durumunda kalmaktadır. Bu kapsamda bu araştırma; Kocaeli'nde yaşayan Geçici Koruma statüsüne sahip Suriyeli ailelerin karşılaşmış oldukları aile içi sorunların, ilişkilerin ortaya koyulmasını ve Türk Kızılay Kocaeli Toplum Merkezinin bu sorunların çözümündeki rolünün belirlenmesini amaçlamaktadır. Araştırmada karma araştırma yöntemi kullanılmıştır. Kocaeli Toplum Merkezi faydalanıcısı olan 2000 Suriyeli aile evreninden rassal yöntemle seçilen 200 Suriyeli aile örnekleminde gerçekleştirilmiştir. Katılımcıların aile içi sorunlarını ve ilişkilerini ortaya koyabilmek amacıyla yüz yüze görüşmeye dayalı anket(survey) çalışması uygulanmıştır. Kocaeli Toplum Merkezinin aile içi sorunlarının çözümündeki rolünü belirlemek amacıyla da anket sorularına, araştırmacının gözlemlerine ve dokümanlara yer verilmiştir. Araştırma neticesinde; Suriyelilerin en çok karşılaştıkları aile içi sorunlar; ekonomik kaynaklı tartışmalar ve sorunlar, geçimsizlik/tartışma, sözel/psikolojik şiddet ve aile içi iletişim sorunları şeklinde sıralanmaktadır. Katılımcıların genel olarak Toplum Merkezinin faaliyetlerinden memnun oldukları, aile içi sorunlarının çözümünde de pozitif katkısının fazlaca olduğu sonucuna varılmıştır.