Theses supervised by Doç. Dr. Nazan Torun
16 theses · Ankara Yıldırım Beyazıt University
Hemşirelerin bakım kalite algısı ile etik duyarlılıkları arasındaki ilişki: Dahili ve cerrahi bölümler arasında karşılaştırma
Bu çalışma, dahili ve cerrahi birimlerde çalışan hemşirelerin bakım kalitesi algıları ile etik duyarlılıkları arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla tanımlayıcı ve ilişkisel tarama modeli kullanılarak yürütülmüştür. Çalışmanın evrenini, Amasya Sabuncuoğlu Şerefeddin Devlet Hastanesi'nde görev yapan 850 hemşire oluşturmuştur. Çalışmada tüm evrene ulaşılmaya çalışılmış olup örneklem seçim yöntemine gidilmemiştir. Çalışmaya gönüllü olarak 203'ü dahili birimlerde, 202'si cerrahi birimlerde görev yapan toplam 405 hemşire katılmıştır. Veri toplama aracı olarak Wu ve arkadaşları (2006) tarafından geliştirilen ve Kurşun ve Kanan (2010) tarafından Türkçe 'ye uyarlanan Bakım Davranışları Ölçeği- 24 ile Lützén ve ark. (1995) tarafından geliştirilen ve Tosun (2005) tarafından Türkçe 'ye uyarlanan Ahlaki Duyarlılık Anketi kullanılmıştır. Veriler, Mart-Mayıs 2025 tarihleri arasında araştırmacı tarafından anketlerin katılımcılara dağıtılıp yine araştırmacı tarafından toplanmasıyla elde edilmiştir. Çalışma sonucunda, dahili ve cerrahi bölümlerde çalışan hemşirelerin bakım kalitesi algıları ile etik duyarlılıkları arasında pozitif ve anlamlı bir ilişki gözlenmiştir. Hemşirelerin bakım davranışları alt boyutlarında en yüksek puan bilgi-beceri ve güvence boyutlarında elde edilirken etik duyarlılık alt boyutlarında ise bütüncül yaklaşım boyutunda elde edilmiştir. Cerrahi birimlerde çalışan hemşirelerin bakım kalitesi algısı, özellikle bilgi-beceri ve saygılı olma boyutlarında, dahili birimlerde çalışanlardan anlamlı şekilde daha yüksek bulunmuştur. Etik duyarlılıkta ise, dahiliye birimi hemşirelerinin bütüncül yaklaşım puanları cerrahi birimdekilere göre daha yüksek bulunmuştur. Ayrıca çalışmada evli, kadın, yaşı ve mesleki deneyimi yüksek olan, lisansüstü eğitim alan, cerrahi birimde görev yapan, gündüz vardiyasında çalışan, bakım kalitesine ilişkin bilgi düzeyini yüksek değerlendiren, kurum dışı kurslardan eğitim alan, etik kurallar ve standartlar konusunda bilgi sahibi olan ve etik karar verme sürecinde kendini rahat hisseden hemşirelerin hem bakım kalitesi algılarının hem de etik duyarlılık düzeylerinin anlamlı biçimde daha yüksek olduğu saptanmıştır. Medeni durum ile etik duyarlılık arasında ise istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır. Çalışmada elde edilen bulgular doğrultusunda hemşirelerin bakım kalitesi ve etik farkındalıklarının artırılması için çalışılan birim bazlı eğitimlerin verilmesinin önemli olacağı düşünülmektedir.
Sağlık okuryazarlığı ile hasta hakları bilgi düzeyi arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi: Ankara ili örneği
Bu araştırmanın amacı, bireylerin sağlık okuryazarlığı düzeyleri ile hasta haklarına ilişkin bilgi düzeyleri arasındaki ilişkiyi belirlemek, bu ilişkinin demografik değişkenlere göre farklılık gösterip göstermediğini incelemek ve sağlık okuryazarlığı düzeyinin hasta hakları bilgi düzeyi üzerindeki etkisini incelemektir. Araştırma, tanımlayıcı ve ilişkisel tarama modeli kapsamında yürütülmüştür. Araştırmanın evrenini, Ankara ilinde yaşayan 20 yaş ve üzeri bireyler oluşturmaktadır. Örneklem seçiminde basit rastgele örnekleme yöntemi kullanılmış ve toplam 250 katılımcıya ulaşılmıştır. Veriler, Kaya (2018) tarafından geliştirilen "Hasta Hakları Bilgi Düzeyi Anketi" ile Avrupa Sağlık Okuryazarlığı Anketi (HLS-EU-Q) aracılığıyla toplanmıştır. Anketler çevrim içi ortamda Google Forms üzerinden uygulanmış, ardından uygun bulunan veriler IBM SPSS 26 programı kullanılarak analiz edilmiştir. Veriler, tanımlayıcı istatistikler, korelasyon ve regresyon analizleriyle değerlendirilmiştir. Araştırma sonucunda, katılımcıların %51,2'sinin sağlık okuryazarlığı düzeyinin "yeterli", %22,4'ünün ise "mükemmel" düzeyde olduğu belirlenmiştir. Katılımcıların sağlık hizmetine erişim, bilgi alma ve mahremiyet gibi temel hasta hakları konusunda yüksek düzeyde farkındalığa sahip oldukları görülmüştür. Ancak etik açıdan daha karmaşık veya daha az bilinen haklar konusunda bilgi düzeylerinin daha düşük olduğu tespit edilmiştir. Katılımcıların büyük çoğunluğu, sağlık kuruluşunu seçme ve değiştirme hakkı gibi konularda %80'in üzerinde olumlu görüş bildirmiştir. Araştırma bulgularına göre, bireylerin sağlık okuryazarlığı düzeyleri ile hasta hakları konusundaki bilgi düzeyleri arasında anlamlı ve pozitif yönde bir ilişki bulunmaktadır (p<0,01). Ayrıca sağlık okuryazarlığının, hasta hakları bilgi düzeyi üzerinde güçlü ve pozitif bir etkisi olduğu belirlenmiştir (β = 0.56, p < 0.001). Bireylerin yaşı, cinsiyeti, eğitim durumu, mesleği, sosyal güvence durumu, düzenli ilaç kullanma alışkanlığı, hastaneye aylık başvuru sıklığı ve ilk başvurulan sağlık kuruluşu değişkenlerinin hem sağlık okuryazarlığı hem de hasta hakları bilgi düzeyi üzerinde anlamlı farklılıklar yarattığı saptanmıştır.
Sağlık kurumlarının akredite olma durumuna göre çalışanların kalite algılarının değerlendirilmesi
Bu çalışma akreditasyon belgesine sahip olan ve olmayan sağlık kurumlarında çalışanların kalite algılarının değerlendirilmesi ve karşılaştırılması amacı ile yapılmıştır. Çalışma Medicana Ankara Hastanesi ve Medicana Bursa Hastanesi'nde görev yapan gönüllü 450 sağlık çalışanı ile yapılmıştır. Veriler çalışmacı tarafından Şubat ve Mayıs 2022 tarihleri arasında Bayer ve Baykal tarafından 2019 yılında geliştirilen "Kalite Algı Ölçeği" kullanılarak yüz yüze toplanmıştır. Çalışmaya katılan sağlık çalışanlarının çoğunluğu kadın, 29-39 yaş aralığında, lise mezunu ve hemşiredir. Katılımcıların meslekte ve çalıştıkları kurumda çalışma süreleri 6 ay ile 3 yıl arasında değişmektedir. Sağlık kurumlarının akredite olma durumu ile çalışanların öğrenim durumu, meslekte ve kurumda toplam çalışma süreleri dağılımı arasında anlamlı farklılık bulunurken çalışanların yaş grupları, cinsiyet ve pozisyon durumları arasında anlamlı farklılık bulunmamıştır. Akredite edilen sağlık kurumunda meslekte ve kurumda toplam çalışma süreleri 4-6 yıl arasında olan çalışanların sayısı akredite edilmeyen sağlık kurumuna göre fazla iken meslekte ve kurumda toplam çalışma süreleri 6 ay-3 yıl arasında olan çalışanların sayısı akredite edilmeyen sağlık kurumunda daha fazladır. Akredite edilmeyen sağlık kurumunda ön lisans mezunu çalışanların sayısı akredite edilen sağlık kurumuna göre daha fazladır. Çalışmada akredite edilen ve edilmeyen sağlık kurumunda çalışanların yönetim ve liderlik, insan kaynakları kullanımı, kalite eğitimi, ölçme ve değerlendirme, kurum yararı, çalışan yararı ve hasta yararı kalite algısı alt boyutları karşılaştırılmış ve sağlık kurumlarının akredite edilme durumu ile tüm alt boyutları arasında anlamlı farklılıklar bulunmuştur. Akredite edilen sağlık kurumunda çalışanların kalite algıları, akredite edilmeyen sağlık kurumunda çalışanlardan daha yüksek bulunmuştur. Sonuç olarak, sağlık kurumlarında akreditasyonun çalışanların kalite algılarını etkilediği ve akredite edilen sağlık kurumlarında çalışanların daha yüksek kalite algısına sahip olduğu belirlenmiştir. Sağlık kurumları yöneticilerinin çalışanları akreditasyon sürecine aktif katılımı teşvik etmelerinin, ayrıca kalite eğitimleri ile çalışanların bu sürece daha fazla dahil olmalarının uygun olacağı söylenebilir.
COVID-19 döneminde özel hastane çalışanlarının örgütsel sağlık algısının değerlendirilmesi
Örgüt sağlığı, işletmelerin güçlü ve zayıf yönleri ile sahip oldukları fırsat ve tehditlerin ortaya çıkmasını sağlayarak örgütlerin kendilerini tanımalarına ve eksik yönlerini geliştirip güçlenmelerine yardımcı olmaktadır. Tüm dünyayı etkisi altına alan COVID-19 döneminde bütün işletmeler birçok zorluklarla karşılaşmışlar ve örgütlerinin sağlıklarını korumakta zorluk çekmişlerdir. Tanımlayıcı olan bu araştırmada, COVID-19 döneminde özel hastane çalışanlarının örgüt sağlığı algılarının belirlenmesi amaçlanmıştır. 2022 yılında Düzce'de özel bir hastanede gerçekleşen bu araştırmada, araştırmaya gönüllü olarak katılmayı kabul eden 138 sağlık çalışanına 25 Temmuz - 25 Eylül tarihleri arasında araştırmacı tarafından yüz yüze olarak anket uygulanmıştır. Araştırmada veri toplama aracı olarak Rosen ve Berger (1991) tarafından geliştirilen ve Emhan (2005) tarafından Türkçe'ye uyarlanan "Örgütsel Sağlık Ölçeği" kullanılmıştır. Araştırma kapsamında ele alınan sağlık kurumunun örgütsel sağlık algısı genel toplam puan ortalaması 80,99 olarak bulunmuştur. Bu doğrultuda kurumda çalışanların örgütsel sağlık algısı hem sağlıklı hem de sağlıksız olarak belirlenmiştir. Örgüt çalışanlarının örgüt sağlığı algılarının tam olarak sağlıklı yapı gösterememesinde COVID-19 pandemi döneminin neden olduğu olumsuzlukların (korku, kaygı, üzüntü, kayıplar, stres) etkili olduğu düşünülmektedir. COVID-19 pandemi dönemi fizyolojik, psikolojik ve sosyal yönden herkesi etkilemiştir. Sağlık çalışanlarının örgüt sağlığı algıları incelendiğinde, erkek katılımcılar kadınlara göre, evli katılımcılar bekârlara göre, 35 ve üzeri yaşta olanlar diğer yaş gruplarına göre, destek hizmetlerde çalışanlar diğer birimlerde çalışanlara göre, kurumda çalışma süresi 5-10 yıl arası olanlar diğer çalışma sürelerine göre örgütsel sağlık algıları daha yüksek bulunmuştur. Ancak katılımcıların eğitim durumları ile meslekte çalışma sürelerine göre örgütsel sağlık algıları arasında anlamlı bir farklılık bulunmamıştır. COVID-19'un olumsuz etkilerini önlemek, örgüt sağlığını korumak için politika yapıcılara ve sağlık yöneticilerine önemli görevler düşmektedir. COVID-19 pandemi döneminde örgütün sağlığını belirlemek amacıyla yapılan bu araştırmanın ileride yaşanabilecek pandemi süreçlerine, örgütsel sağlık kavramının önemine ilişkin bir bakış açısı geliştireceği ve literatüre önemli katkı sağlayacağı düşünülmektedir.
Mentorluk deneyiminin kariyer gelişimine etkisi: Ameliyathane hemşireliği örneği
Bu çalışma ameliyathane hemşirelerinin kariyer gelişimini sağlamasında mentorluk uygulamasının yerini ve önemini tespit etmek amacıyla yapılmıştır. Çalışmada ayrıca etkili mentorluğun ne gibi faydalarının olduğunu, mentorun hangi nitelikleri taşıması gerektiğini, bu sürecin en iyi nasıl yönetilebileceğini ve mevcut uygulamaların nasıl iyileştirilebileceğinin belirlenmesi hedeflenmiştir. Çalışma Ankara ilinde bulunan; Dışkapı Yıldırım Beyazıt Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Gazi Üniversitesi Hastanesi, Çubuk Devlet Hastanesi ve Medicana Ankara Hastanesi ameliyathanelerinde çalışan en az bir yıllık deneyim ve tecrübeye sahip hemşireler ile yürütülmüştür. Çalışmada, nitel ve nicel yöntemlerin bir arada değerlendirildiği karma yöntemlerden keşfedici sıralı desen kullanılmıştır. Çalışmada veri toplamak amacıyla hem yarı yapılandırılmış görüşme formu hem de anket formu kullanılmıştır. Görüşmeler Temmuz-Eylül 2022 tarihleri arasında ve anketler ise Ekim-Kasım 2022 tarihleri arasında araştırmacı tarafından yapılmıştır. Görüşmelerde elde edilen veriler tematik analiz yöntemi ile anket verileri ise yapısal eşitlik modellemesi kullanılarak analiz edilmiştir. Çalışmanın nitel kısmında 35 kişi ile görüşme, nicel kısmında ise 87 kişi ile anket yapılmıştır. Çalışmanın sonuçlarına göre ameliyathane hemşireliğinde mentorlukla ilgili en önemli konular; mentorluğun menti üzerindeki olumlu etkisi, mentorun sahip olması gereken nitelikler ve ameliyathane uyum süreci olmuştur. Yapılan görüşmelerde mentorlüğün ameliyathane hemşirelerinin iş becerilerini, mesleki öz yeterliliğini ve işe bağlılığını olumlu yönde etkilediği tespit etdilmiştir. Ameliyathane hemşiresi mentorda bulunması gereken nitelikler; özverili ve hoşgörülü olması, sabırlı olması, güçlü iletişim becerilerine sahip olması, uygulamaya ağırlık vermesi, çok yönlü olması ve meslek etiğine önem vermesi şeklinde öne çıkmıştır. Ayrıca en büyük mentorluk bariyerinin zaman kısıtı olduğu belirlenmiştir. Yapısal Eşitlik Modellemesi analizi sonuçları nitel çalışma bulgularını önemli ölçüde desteklemiştir. Çalışma kapsamında yapılan yapısal eşitlik modellemesi ve yol analizi sonuçlarına göre; etkili mentörlük iş becerilerini, mesleki öz yeterliliği ve işe bağlılığı istatistiki olarak anlamlı düzeyde ve pozitif yönde etkilemektedir. Benzer şekilde iş becerilerinin mesleki öz yeterliliği istatistiki olarak anlamlı düzeyde ve pozitif yönde etkilediği ve iş becerilerinin, etkili mentörlük ve mesleki öz yeterlilik ilişkisinde aracı etkiye sahip olduğu bulunmuştur. Etkili mentorluğun işe bağlılığı iş becerileri geliştirme ve mesleki öz yeterlilik yolu ile etkilediği sonucuna varılmıştır. Çalışma sonucunda, nitelikli ameliyathane hemşiresi yetiştirmek için, ameliyathaneye başlayan her bir hemşirenin etkili bir şekilde mentora erişimini ve yeterli zaman ayırmasını temin edecek şekilde mentorluk programları geliştirilmesi ve mentorluk için gereken özellikleri taşıyanlar arasından mentor seçilmesi önerilmektedir.
COVID-19 pandemi sürecinde hastane uygulamalarının ve çalışma koşullarının çalışanların iş performansı ve yaşam tatmini algısı üzerine etkisi
COVID-19 sürecindeki uygulamaların ve çalışma koşullarının, sağlık çalışanlarının iş performansı ve yaşam tatmini üzerindeki etkisini belirlemek amacıyla yapılan araştırmada betimsel ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmanın evrenini İstanbul'da özel bir hastane olan Academic Hospital'de görev yapmakta olan sağlık çalışanları oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemi basit tesadüfi örneklem hesaplama yöntemiyle hesaplanmış olup araştırmaya gönüllü olarak katılmak isteyen 170 kişiden oluşturmaktadır. Veri toplama aracı olarak dört anket formu kullanılmıştır. Araştırma verilerinin değerlendirilmesinde; tanımlayıcı istatistikler, araştırmada kullanılan ölçekler ile demografik değişkenler arasında anlamlı fark olup olmadığını belirtmek amaçlı; ikili grup karşılaştırmalarında bağımsız örneklem t testi, üçlü grup karşılaştırmalarında tek yönlü varyans analizi, ölçekler arasındaki ilişkiyi belirlemek için ise, pearsonkorelasyon analizi ve araştırma hipotezlerinin test edilmesinde basit ve çoklu regresyon analizi yöntemleri kullanılmıştır. Yapılan analizler sonucunda COVID-19 pandemi sürecinde hastane uygulamaları ve çalışma koşullarının ölçeğinin geçerli ve güvenilir olduğu ve bundan sonraki yapılacak araştırmada güvenilir bir şekilde kullanılabileceği belirlenmiştir. COVID-19 pandemi sürecinde hastane uygulamaları ve çalışma koşullarının, COVID-19'un Bulaşmasına İlişkin Koruyucu Önlemler (CKÖ) ve COVID-19'da Sağlık Çalışanlarına Sağlanan Destek (CD) ile iş performansı ve yaşam tatmini arasında ilişkin anlamlı pozitif yönde olduğu belirlenmiştir. Ayrıca CKÖ ile CD alt boyutlar arasında ilişki anlamlı ve pozitif yönde olduğu görülmüştür. COVID-19 pandemi sürecinde hastane uygulamaları ve çalışma koşulları ve alt boyutlarından CD'nın iş performansı üzerindeki etkisinin anlamlı ve pozitif yönde olduğu belirlenirken CKÖ'nün ise iş performansı üzerinde etkisinin olmadığı saptanmıştır. Bununla birlikte COVID-19 pandemi sürecinde hastane uygulamaları ve çalışma koşulları, alt boyutlarından COVID-19'un bulaşmasına ilişkin koruyucu önlemler yaşam tatmini üzerinde pozitif yönde etkisinin olduğu belirlenirken, COVID-19'da sağlık çalışanlarına sağlanan destek ve çalışma koşulları ise yaşam tatmini üzerinde anlamlı bir etkisinin olmadığı saptanmıştır.
Ankara'da yaşayan Somali uyruklu yabancıların COVID-19'a yönelik bilgi ve tutumlarının değerlendirilmesi
Bu çalışma Ankara'da yaşayan Somali uyruklu yabancıların, COVID-19'a yönelik bilgi ve tutumlarını değerlendirmek amacıyla, tanımlayıcı bir araştırma olarak yapılmıştır. Araştırmanın evrenini Ankara'da yaşayan Somali uyruklu kişiler oluşturmaktadır. Çalışma grubu olasılıksız örnekleme yöntemi ile çalışmaya gönüllü olarak katılmayı kabul eden kişilerden oluşturulmuştur. Çalışmada kullanılan anket formu toplamda 36 soru içeren iki bölümden oluşmaktadır. Anketler Ekim 2021-Nisan 2022 tarihleri arasında yüz yüze görüşme tekniği ile uygulanmıştır ve çalışma 516 gönüllü katılımcı ile tamamlanmıştır. Araştırmaya katılan Somali uyruklu yabancıların çoğunluğunun yaş ortalamasının 25 olduğu, lisans öğrenimini tamamladığı, erkek, bekar, öğrenci oldukları, Türkiye'de ortalama 2 yıldır eğitim amacıyla ikamet ettikleri belirlenmiştir. Araştırmada Somali uyruklu yabancıların yaş, cinsiyet, medeni durum, mesleği, kronik hastalığı sahip olma durumu, COVID-19 risk grubunda olma düşüncesi, COVID-19 hastalığını geçirme durumu, COVID-19 hastalığını geçirme seyri, yakınlarının COVID-19 olma durumu, COVID-19 nedeniyle yakınlarını kaybetme durumu ile COVID-19'a yönelik bilgi ve tutumları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişkinin (p≤0,05) olduğu belirlenmiştir. Araştırma sonucunda Ankara'da yaşayan ve araştırmaya katılan Somali uyruklu yabancılarının çoğunluğunun COVID-19 hakkında yeterli bilgiye sahip oldukları ve olumlu bir tutum içinde oldukları belirlenmiştir. Hükümet ve/veya sağlık yetkililerin COVID 19 ile ilgili yapacağı bilgilendirmeler, uyarılar, sağlık eğitim programları Somali uyruklu yabancıların COVID-19 hakkında bilgi sahibi olmasına ve olumlu tutumlar geliştirmesine katkı sağlayacağı düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Bilgi, Covid-19, pandemi, sağlık, salgın, tutumlar.
Sağlıklı yaşam biçimi davranışlarının COVID-19 hastalığı üzerine etkisi: Ankara örneği
Keşifsel ve kesitsel olan çalışmada, bazı bireysel özellikler ile sağlıklı yaşam biçimi davranışlarının COVID-19 hastalığı üzerine etkisi araştırılmıştır. Olasılıksız örnekleme yönetimi ile belirlenen çalışma grubu, Ankara ilinde yaşayan ve COVID-19 tanısı alan, herhangi bir kronik hastalığı olmayan, 18 yaşından büyük 400 katılımcıdan oluşmaktadır. Çalışmada "Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları Ölçeği II" ile araştırmacı tarafından hazırlanan Anket Formu katılımcılara 17.01.2022 - 26.05.2022 tarihleri arasında çevrimiçi olarak uygulanmıştır. Kadın katılımcıların (%51.75) fazla olduğu çalışmada, evli (%66.75), lisans mezunu (%64.5), kamu çalışanı (%71.25) ve hanede 4 kişi yaşayan (%29.75) katılımcılar çoğunluğu oluşturmaktadır. Katılımcıların çoğunluğu hastalığa yakalanmadan önce sigara, alkol ve vitamin preparatı, takviye edici veya destek veren ilaç veya ürünleri kullanmamıştır. Ayrıca katılımcıların çoğunluğu COVID-19 aşısı yaptırmamışken, yaptırılan aşı dozu en fazla ikidir. Katılımcıların hastalık süresince takibi daha çok evde yapılmış ve katılımcılarda en fazla yorgunluk (halsizlik) belirtisi görülmüştür. Hastalığın, katılımcılarda hastalık süresince görülen belirti, karşılaşılan tablo ve uygulanan tedavilere göre daha çok hafif seyrettiği bulunmuştur. Çalışmaya katılan kadın katılımcıların, görülen belirti durumuna göre hastalık seyri erkek katılımcılardan daha ağır olarak belirlenmiş ve lisans, lisansüstü mezunu olan katılımcıların diğer katılımcılara göre hastalığı daha çok evde geçirdikleri tespit edilmiştir. Yaş ortancası daha yüksek olan katılımcıların, hastalığın şiddetini azaltmaya yönelik tedavi aldıkları, hastalığın semptomlarını daha ağır geçirdikleri ve serviste yatış oranının daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Hastalığın şiddetini azaltmaya yönelik tedavi alanların oranı sigara kullanmayan, 1-10 adet sigara tüketen (günlük) ve çalışan katılımcılarda daha yüksek bulunmuştur. Alkol kullanan katılımcılara hastalık süresince hastalığın şiddetini azaltmaya yönelik ağır tedaviler uygulanmıştır. Aşı yaptıran katılımcıların daha çok evde takip edildiği, hastanede hastalığın seyrini azaltmaya yönelik daha az tedavi aldığı tespit edilirken Biontech aşısı yaptıranların Sinovac aşısı yaptıranlara göre hastalığı daha rahat geçirdiği belirlenmiştir. Fiziksel aktivite yapan katılımcıların hastalık belirtilerini daha hafif geçirdiği belirlenirken manevi gelişimi ve kişilerarası ilişkileri iyi olan katılımcıların hastalığı hafif bir tabloda geçirdiği belirlenmiştir. Ayrıca manevi gelişimi ve kişilerarası ilişkileri iyi olan katılımcıların yoğun bakımda yatış durumlarının daha az olduğu belirlenmiştir.
COVID-19 pandemi sürecinde ameliyathanelerin yönetimi: Hastaneler arası karşılaştırma
Bu çalışmada COVID-19 pandemi sürecinde hastane ameliyathanelerinin yönetiminin değerlendirilmesi ve mülkiyetlerine göre bu süreçte yapmış oldukları uygulamaların karşılaştırılması amaçlanmıştır. Çalışma, Aralık 2021 ile Mart 2022 tarihleri arasında bir üniversite hastanesi ve bir Sağlık Bakanlığına bağlı hastanede toplam 86 katılımcı ile yüz yüze görüşme yapılarak yürütülmüştür. Çalışmada nitel ve nicel yöntemlerin bir arada değerlendirildiği karma yöntem modeli benimsenmiştir. Bu çalışmanın nicel bölümünde hastanelerin pandemi döneminden önce, sırasında ve sonrasında yapmış oldukları ameliyat verileri değerlendirilmiştir. Çalışmanın nitel bölümünde ise pandemi döneminde hastane yöneticilerinin ve ameliyathane çalışanlarının deneyimleri keşfedilmeye çalışılmıştır. Yapılan içerik analizi sonucunda "COVID-19'a Yönelik Ameliyathanelerde Yapılan Düzenlemeler" ile "COVID-19 Sürecindeki Gereksinim ve Zorluklar" başlıklı iki ana tema belirlenmiştir. Ana temalar içerisinde de beş alt tema tespit edilmiştir. COVID-19'a Yönelik Ameliyathanelerde Yapılan Düzenlemeler" ana teması içerisinde "Enfeksiyonun Yayılmasını Önlemeye Yönelik Alınan Önlemler", "PCR Test Sonuçlarına Göre Yapılan Düzenlemeler" ve "Ameliyathanede Yapılan Düzenlemeler" adı altında üç alt tema oluşturulmuştur. "COVID-19 Sürecindeki Gereksinim ve Zorluklar" ana tema içerisinde ise "Süreçte Duyulan Gereksinimler" ve "Süreç İçerisinde Yaşanan Zorluklar" alt temaları belirlenmiştir. Her iki hastanenin de pandeminin ilan edildiği 2020 yılında ameliyat grup ve sayılarında bir önceki yıla göre azalma olduğu belirlenmiştir. Üniversite hastanesinde 2020 yılında yapılan ameliyatların 2019 yılına göre %40 azaldığı ve bu azalışın en fazla E grubu ameliyatlarda olduğu saptanmıştır. Sağlık Bakanlığına bağlı hastanede 2020 yılında hiç ameliyat yapılmadığı 2021 yılında yapılan ameliyatların 2019 yılına göre %87 azaldığı ve bu azalışında en fazla A grubunda olduğu belirlenmiştir. İki hastanenin de Sağlık Bakanlığı tarafından belirlenen protokollere uygun olarak süreci yönettiği belirlenmiştir. Her ki hastanenin de negatif basınç havalandırması, COVID-19 ameliyat odası belirleme, ameliyat odası ve tıbbi cihaz-aletlerin temizliği, maske-mesafe kuralları, ameliyata hazırlık ve cerrahi işlemlerin bütün süreçlerinde kişisel koruyucu ekipman kullanımı, hastaların transfer süreçlerinin izolasyonlu sedyeler ile yaptıkları belirlenmiştir. Her iki hastanenin de COVID 19 v pandemi sürecinde ameliyathane planlaması yaparken temiz ile kirli alan ayrımını yapamadıkları tespit edilmiştir. Çalışma sonucunda elde edilen bulgular doğrultusunda; pandemi döneminde sağlık çalışanlarına olan ihtiyaç göz önüne alınarak çalışan sayısının düzenlenmesi, bu dönemde iş barışının bozulmamasını önlemek amacıyla yapılan görevlendirmelerde eşit ve adil davranılması, sağlık çalışanlarına doğru bilgiye ulaşmalarının sağlanması ve sağlık çalışanlarını bu dönemde motivasyonlarını artırmak amacıyla manevi ihtiyaçlarının giderilmesi yanında maddi yönden iyileştirmelerin yapılması, hasta ve sağlık çalışanlarının ameliyathaneye giriş ve çıkış yerlerinin ayrı olması, COVID-19 ameliyat odasının mümkün olduğu kadar diğer odalardan izole bir yerde planlanması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Ameliyathane, COVID-19 pandemi, hastane yönetimi.
Sağlık hizmetlerin faaliyet tabanlı maliyetleme ve bir uygulaması
Gelişen ve değişen teknoloji, küresel rekabet, bireylerin sağlık konusunda bilinçlenmesi ve yaşlı nüfus artışına bağlı olarak kronik hastalıkların artması sağlık hizmeti maliyetlerinin artmasına neden olmaktadır. Ayrıca kaliteli sağlık hizmetlerinin mevcudiyeti ve sürdürülebilirliği açısında maliyetlerin kontrol altına alınması gerekmektedir. Hem kaliteli hizmet sunmak hem de maliyetleri azaltmak için sağlık hizmetlerinde gerçekçi maliyet bilgileri sağlayan Faaliyet Tabanlı Maliyetleme (FTM) yönteminden yararlanılmaktadır. Bu çalışmada Covid-19 salgın dönemi testlerinin birim maliyetlerinin FTM yöntemi kullanılarak hesaplanması amaçlanmıştır. Retrospektif, tanımlayıcı olan bu çalışmada, Türkiye'de bulunan bir havalimanında faaliyet yürüten X laboratuvarının, 2021 yılına ait 1 yıllık verileri çağdaş maliyet analizi yöntemlerinden biri olan FTM yöntemi ile analiz edilmiştir. Çalışmada, X laboratuvarında 2021 yılında yapılan 136 078 adet PCR, 7 022 adet antikor ve 33 018 adet antijen testinin FTM analiziyle hesaplanan birim maliyetleri sırasıyla 66.94 TL, 87.17 TL ve 35.36 TL'dir. İşletme PCR testi için 250 TL, antikor testi için 300 TL ve antijen testi için 175 TL ödeme almaktadır ve testlerden sırasıyla; 185.06 TL, 212.83 TL, 139.64 TL birim kâr elde ederek 2021 yılında toplamda 31 016 094.86 TL kâr elde etmiştir. FTM yöntemine göre Geleneksel yöntem PCR testinin birim maliyetini 4.83 TL eksik hesaplarken, antikor testi birim maliyetini 9.71 TL fazla, antijen testinin birim maliyetini 17.79 TL fazla olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca çalışma sonucunda Covid-19 pandemi döneminde yapılan testler arasında en kısa sürede, en az maliyetle yapılan testin antijen testi olduğu belirlenmiştir.
Türkiye'ye medikal turizm amacıyla gelen Somalili hastaların memnuniyetlerinin değerlendirilmesi
Günümüzde Türkiye ile Somali arasındaki ilişkiler çok hızlı gelişmiştir. Bu ilişkiler sağlık, ekonomik, sosyal, askeri gibi birçok alanda gelişmeye devam etmektedir. Bu çalışmada Türkiye'de medikal turizm kapsamında hizmet alan Somalili hastaların aldıkları hizmetin çeşitli boyutlarına yönelik memnuniyet düzeyleri incelenmiştir. Ayrıca Türkiye'yi medikal turizm için seçme nedenleri, başkalarına Türkiye tavsiye etme ve ihtiyaç duyulması halinde tekrar gelme durumları belirlenmeye çalışılmıştır. Kesitsel tanımlayıcı tipte olan bu çalışmada verileri toplamak için anket kullanılmıştır. Anketler, araştırmacı tarafında yüz yüze olarak, Somalili hastaların en çok tercih ettikleri İstanbul ve Ankara İlinde faaliyet gösteren hastanelerde 20 Temmuz 2021 – 20 Mayıs 2022 tarihleri arasında uygulanmıştır. Çalışma sonucunda Türkiye'ye medikal turizm amacıyla gelen Somalili hastaların çoğunluğunun erkek, lisansüstü eğitime sahip oldukları, yaş ortalamasın 35 ve ortalama aylık gelirlerinin 921,39$ olduğu belirlenmiştir. Türkiye'yi daha çok tüp bebek, üroloji ve ortopedi tedavileri için tercih eden Somalili hastaların çoğunluğunun sağlık sigortasının olmadığı, seyahatlerinde aracı kuruluş kullandığı tespit edilmiştir. Somalili hastaların memnuniyet düzeyi ortalaması genel olarak 3,30'dur. En çok memnuniyet ortalamasına sahip olan ilk üç neden sırasıyla "Hasta bakımının kalitesi", "Diğer ülkelere göre daha ucuz seyahat masrafları", "Tıbbi tedavi için sık sık Türkiye'yi ziyaret etme", "Dini ve kültürel yakınlık", "Tedavi sonrası ücretsiz / uygun fiyatlı seyahat turları" iken en az memnuniyet oranına sahip olan neden ise "Birinci sınıf doktorlar, hemşireler ve sağlık personeli" ve "Yüksek teknolojiye sahip tıbbi ekipman" olarak belirlenmiştir. Medikal tedavi için gelen Somalili hastalar tedavileri için Türkiye'yi bir daha tercih edeceklerini ve medikal turizmi için başkalarına tavsiye edeceğini belirtmişlerdir.
Yoğun bakım ünitelerinin etkinliklerinin değerlendirilmesi: Bir üniversite hastanesi örneği
Bu çalışma ile yoğun bakımların etkinliklerini Veri Zarflama Analizi (VZA) yöntemi ile değerlendirmek ve etkin olmayan yoğun bakım ünitelerinin etkin olabilmesi için referans alabileceği yoğun bakım ünitelerini belirlemek amaçlanmıştır. Ayrıca çalışmada yoğun bakım üniteleri arasında etkinlik düzeyleri bakımından farklılıkları tespit etmek amaçlanmıştır. Çalışmada, Gazi Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi Yoğun Bakım Ünitelerinin 2018 yılına ait yıllık istatistikî verileri kullanılmıştır. Bu veriler içerisinde doktor sayısı, hemşire sayısı, yatak sayısı, tıbbi cihaz sayısı girdi değişkeni olarak ve yatan hasta sayısı, taburcu hasta sayısı, ölen hasta sayısı, yatak doluluk oranı, yatak devir hızı ise çıktı değişkeni olarak kullanılmıştır. Yoğun bakım ünitelerinin etkinliklerini ölçmek için BCC (Banker, Charnes ve Cooper) VZA Modeli, CCR (Charnes, Cooper ve Rhodes) VZA Modeli ve Süper Etkinlik modeli kullanılmıştır. Analiz sonucunda elde edilen bulgulara göre; CCR ve BCC VZA sonuçlarının her ikisinde de; Anestezi ve Reanimasyon Yoğun Bakım Ünitesi, Çocuk Yoğun Bakım Ünitesi, İç Hastalıkları Yoğun Bakım Ünitesi ve Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesi etkin bulunmamıştır. Bu ünitelerin etkinliklerini arttırmaları için Anestezi ve Reanimasyon Yoğun Bakım Ünitesinin, doktor sayısını 1 birim, hemşire sayısını 6 birim ve yatak sayısını 2 birim, Çocuk Yoğun Bakım Ünitesinin, hemşire sayısını 1 birim, İç Hastalıkları Yoğun Bakım Ünitesinin, hemşire sayısını 3 birim, yatak sayısını 1 birim, Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesinin ise, doktor sayısını 1 birim, hemşire sayısını 4 birim azaltmaları gerektiği belirlenmiştir. Etkin olan yoğun bakım üniteleri arasında CCR VZA sonucuna göre süper etkin olan birim Göğüs Cerrahisi Yoğun Bakım Ünitesi iken, BCC VZA'ya göre ise süper etkin birimin Kalp ve Damar Cerrahisi Yoğun Bakım Ünitesi olduğu belirlenmiştir. Ayrıca çalışma sonucunda yoğun bakım ünitelerinin etkinlik düzeyleri arasında farklılıkların olduğu tespit edilmiştir.
Yöneticilerin liderlik tarzının çalışan performansına etkisinde örgüt kültürünün aracılık rolü: Bir sağlık kuruluşu örneği
Bu çalışmanın amacı, liderlik tarzlarının çalışan performansı üzerindeki etkisini incelemek ve bu etkileşimde örgüt kültürünün aracılık rolünü değerlendirmektir. Bu çalışmada, nicel çalışma yöntemlerinden kesitsel ilişki tarama modeli kullanılmıştır. Çalışmanın evrenini, Ankara ilinde faaliyet gösteren bir tıp merkezinde görev yapan toplam 200 sağlık ve idari personel oluşturmaktadır. Çalışmada tam sayım yöntemi esas alınarak örneklem seçimi yapılmamış, evrenin tamamına ulaşılması hedeflenmiştir. Gönüllülük esasına dayalı olarak çalışmaya katılmayı kabul eden 154 kişi çalışma kapsamına alınmıştır. Veri toplama aracı olarak "Örgüt Kültür Ölçeği", "Liderlik Tarzları Ölçeği" ve Çalışan İş Performansı Ölçeği" kullanılmıştır. Veriler 01 Nisan-31 Temmuz 2024 tarihleri arasında çalışmacı tarafından yüz yüze elde edilmiştir. Yapılan korelasyon ve regresyon analizleri sonucunda, iş performansı ile liderlik tarzı arasında istatistiksel olarak anlamlı ve pozitif bir ilişki olduğu belirlenmiştir. Ayrıca, örgüt kültürünün bu ilişki üzerinde aracılık rolü olduğu görülmüştür. Katılımcı ve destekleyici liderlik davranışları, özellikle klan ve adhokrasi kültürlerinde daha sık görülmekte olup bu liderlik tarzları da çalışan performansını olumlu yönde etkilemektedir. Ayrıca iş performansı ve liderlik tarzı, kurumda çalışma süresine göre anlamlı düzeyde farklılık göstermiştir. Varyans analizi (ANOVA) sonuçlarına göre, 1 yıldan az süredir çalışanların iş performansı ile liderlik tarzı puan ortalamaları, 10 yıldan fazla süredir çalışanların ortalamalarına kıyasla istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha yüksek bulunmuştur. Yaş, cinsiyet ve eğitim durumu değişkenlerine göre liderlik tarzı, iş performansı ve örgüt kültürü puanlarında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmamıştır. Çalışmanın sonucunda, sağlık sektöründe liderlik tarzlarının çalışan performansını artırmada etkili bir unsur olduğu belirlenmiştir. Bu doğrultuda, hastane yöneticilerinin katılımcı, destekleyici ve araçsal liderlik becerilerini geliştirmeye yönelik kapsamlı ve sürdürülebilir eğitim programlarına katılmaları büyük önem taşımaktadır. Bu doğrultuda, hastane yöneticilerinin katılımcı, destekleyici ve araçsal liderlik becerilerinin geliştirilmesine yönelik eğitim programlarının uygulanması önem arz etmektedir.
Yöneticilerin liderlik tarzının çalışan performansına etkisinde örgüt kültürünün aracılık rolü: Bir sağlık kuruluşu örneği
Bu çalışmanın amacı, liderlik tarzlarının çalışan performansı üzerindeki etkisini incelemek ve bu etkileşimde örgüt kültürünün aracılık rolünü değerlendirmektir. Bu çalışmada, nicel çalışma yöntemlerinden kesitsel ilişki tarama modeli kullanılmıştır. Çalışmanın evrenini, Ankara ilinde faaliyet gösteren bir tıp merkezinde görev yapan toplam 200 sağlık ve idari personel oluşturmaktadır. Çalışmada tam sayım yöntemi esas alınarak örneklem seçimi yapılmamış, evrenin tamamına ulaşılması hedeflenmiştir. Gönüllülük esasına dayalı olarak çalışmaya katılmayı kabul eden 154 kişi çalışma kapsamına alınmıştır. Veri toplama aracı olarak "Örgüt Kültür Ölçeği", "Liderlik Tarzları Ölçeği" ve Çalışan İş Performansı Ölçeği" kullanılmıştır. Veriler 01 Nisan-31 Temmuz 2024 tarihleri arasında çalışmacı tarafından yüz yüze elde edilmiştir. Yapılan korelasyon ve regresyon analizleri sonucunda, iş performansı ile liderlik tarzı arasında istatistiksel olarak anlamlı ve pozitif bir ilişki olduğu belirlenmiştir. Ayrıca, örgüt kültürünün bu ilişki üzerinde aracılık rolü olduğu görülmüştür. Katılımcı ve destekleyici liderlik davranışları, özellikle klan ve adhokrasi kültürlerinde daha sık görülmekte olup bu liderlik tarzları da çalışan performansını olumlu yönde etkilemektedir. Ayrıca iş performansı ve liderlik tarzı, kurumda çalışma süresine göre anlamlı düzeyde farklılık göstermiştir. Varyans analizi (ANOVA) sonuçlarına göre, 1 yıldan az süredir çalışanların iş performansı ile liderlik tarzı puan ortalamaları, 10 yıldan fazla süredir çalışanların ortalamalarına kıyasla istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha yüksek bulunmuştur. Yaş, cinsiyet ve eğitim durumu değişkenlerine göre liderlik tarzı, iş performansı ve örgüt kültürü puanlarında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmamıştır. Çalışmanın sonucunda, sağlık sektöründe liderlik tarzlarının çalışan performansını artırmada etkili bir unsur olduğu belirlenmiştir. Bu doğrultuda, hastane yöneticilerinin katılımcı, destekleyici ve araçsal liderlik becerilerini geliştirmeye yönelik kapsamlı ve sürdürülebilir eğitim programlarına katılmaları büyük önem taşımaktadır. Bu doğrultuda, hastane yöneticilerinin katılımcı, destekleyici ve araçsal liderlik becerilerinin geliştirilmesine yönelik eğitim programlarının uygulanması önem arz etmektedir.
Dış kaynak kullanımının avantaj ve dezavantajlarının analitik hiyerarşi süreci (AHP) yaklaşımı ile değerlendirilmesi: Hastaneler arası karşılaştırma
Bu araştırma ile hastane türlerine göre dış kaynak kullanımının avantaj ve dezavantajların değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Araştırmada, çok kriterli karar verme tekniklerinden biri olan ''Analitik Hiyerarşi Süreci'' yöntemi kullanılmıştır. Tıbbi ve tıbbi olmayan hizmetlerde dış kaynak kullanımına ilişkin karar kriterleri, uzman katılımcıların ikili karşılaştırmalı yargılarına dayanarak önceliklendirilmiştir. Veriler, Ankara ilinde faaliyet gösteren farklı türlere sahip hastanelerin birim yöneticilerinden oluşan 61 gönüllü katılımcıyla Eylül–Aralık 2024 tarihleri arasında yüz yüze görüşmeler yoluyla toplanmıştır. Dış kaynak kullanımının tıbbi ve tıbbi olmayan hizmetlerde en öncelikli avantajları şehir hastanelerinde "Maliyeti Azaltma" (%14,01) ile "Temel Faaliyetlere Odaklanma" (%13,58), devlet hastanelerinde "Temel Faaliyetlere Odaklanma" (%14,28) ile "Maliyeti Azaltma" (%11,29), eğitim ve araştırma hastanelerinde ise "Maliyeti Azaltma" (%18,37) ile "Yönetim Yükünü Azaltma" (%14,79) olarak öne çıkmıştır. Buna karşın dış kaynak kullanımının tıbbi ve tıbbi olmayan hizmetlerde en öncelikli dezavantajları ise, her üç hastane türünde de "Satıcıya (Tedarikçiye) Bağlılık" ve "Gizli Maliyetlerin Varlığı" olarak belirlenmiştir. Özellikle şehir hastanelerinde tıbbi hizmetlerde "Gizli Maliyetler" (%29,5) ve "Tedarikçiye Bağlılık" (%28,5) en dikkat çeken dezavantajlar olurken eğitim ve araştırma hastanesinde ise "Bilgi Güvenliğinin Sağlanamaması" (%20,42) tıbbi olarak belirlenmiştir. Araştırmanın sonucunda elde edilen bulgular dış kaynak kullanımının hastanelere göre maliyet avantajı, verimliliği arttırma ve yönetim kolaylığı gibi önemli avantajlar sağladığını, ancak bu sürecin dikkatli planlanmadığı durumlarda ciddi güvenlik, maliyet ve personel yönetimi sorunlarına yol açabileceğini göstermektedir. Bu nedenle, hastane türüne özgü önceliklerin ve risk faktörlerinin dikkate alınarak dış kaynak kararlarının verilmesi önerilmektedir.
Dış kaynak kullanımının avantaj ve dezavantajlarının analitik hiyerarşi süreci (AHP) yaklaşımı ile değerlendirilmesi: Hastaneler arası karşılaştırma
Bu araştırma ile hastane türlerine göre dış kaynak kullanımının avantaj ve dezavantajların değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Araştırmada, çok kriterli karar verme tekniklerinden biri olan ''Analitik Hiyerarşi Süreci'' yöntemi kullanılmıştır. Tıbbi ve tıbbi olmayan hizmetlerde dış kaynak kullanımına ilişkin karar kriterleri, uzman katılımcıların ikili karşılaştırmalı yargılarına dayanarak önceliklendirilmiştir. Veriler, Ankara ilinde faaliyet gösteren farklı türlere sahip hastanelerin birim yöneticilerinden oluşan 61 gönüllü katılımcıyla Eylül–Aralık 2024 tarihleri arasında yüz yüze görüşmeler yoluyla toplanmıştır. Dış kaynak kullanımının tıbbi ve tıbbi olmayan hizmetlerde en öncelikli avantajları şehir hastanelerinde "Maliyeti Azaltma" (%14,01) ile "Temel Faaliyetlere Odaklanma" (%13,58), devlet hastanelerinde "Temel Faaliyetlere Odaklanma" (%14,28) ile "Maliyeti Azaltma" (%11,29), eğitim ve araştırma hastanelerinde ise "Maliyeti Azaltma" (%18,37) ile "Yönetim Yükünü Azaltma" (%14,79) olarak öne çıkmıştır. Buna karşın dış kaynak kullanımının tıbbi ve tıbbi olmayan hizmetlerde en öncelikli dezavantajları ise, her üç hastane türünde de "Satıcıya (Tedarikçiye) Bağlılık" ve "Gizli Maliyetlerin Varlığı" olarak belirlenmiştir. Özellikle şehir hastanelerinde tıbbi hizmetlerde "Gizli Maliyetler" (%29,5) ve "Tedarikçiye Bağlılık" (%28,5) en dikkat çeken dezavantajlar olurken eğitim ve araştırma hastanesinde ise "Bilgi Güvenliğinin Sağlanamaması" (%20,42) tıbbi olarak belirlenmiştir. Araştırmanın sonucunda elde edilen bulgular dış kaynak kullanımının hastanelere göre maliyet avantajı, verimliliği arttırma ve yönetim kolaylığı gibi önemli avantajlar sağladığını, ancak bu sürecin dikkatli planlanmadığı durumlarda ciddi güvenlik, maliyet ve personel yönetimi sorunlarına yol açabileceğini göstermektedir. Bu nedenle, hastane türüne özgü önceliklerin ve risk faktörlerinin dikkate alınarak dış kaynak kararlarının verilmesi önerilmektedir.