Theses supervised by Dr. Öğr. Üyesi Hatice Güneş
15 theses · İstanbul Gelişim University
Bir diyetisyene başvuran fazla kilolu bireylerde yeme bağımlılığı ile bilişsel çarpıtmalar ve duygu düzenleme güçlüğü arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmanın amacıbir diyetisyene başvuran fazla kilolu bireylerde yeme bağımlılığı ile bilişsel çarpıtmalar ve duygu düzenleme güçlüğü arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Çalışmanın araştırma grubunu Malatya Devlet Hastanesi Diyet Polikliniğine başvuran 18-65 yaş aralığındaki 77 kişi (51 kadın,26 erkek; yaş ort:30,27) oluşturmaktadır. Araştırma kapsamında veri toplamak için sosyodemografik veri formu, Yale Yeme Bağımlılığı ölçeği (YYBÖ), Duygu Düzenleme Güçlüğü Ölçeği (DDGÖ) ve Bilişsel Çarpıtmalar Ölçeği (BÇÖ) kullanılmıştır. Araştırma sonucunda, çalışmaya katılan 77 kişiden 25'i (% 32,5) YYBÖ'nde yeme bağımlılığı eşik puanının üzerinde puan almıştır. Ayrıca, katılımcıların yeme bağımlılığı durumunun cinsiyete (p>0,05) ve BKİ'ne (p>0,05) göre farklılaşmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Katılımcıların yeme bağımlılığı durumu ile yaş değişkeni arasında negatif ve anlamlı düzeyde bir ilişki olduğu saptanmıştır(r= -.275; p ˂,05). Bunlara ek olarak, katılımcıların DDGÖ toplam puan ve alt alan puanlarının yeme bağımlılığı olmayanlar ve yeme bağımlılığı olanlar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık göstermediği tespit edilmiştir. Katılımcılardan yeme bağımlılığı olan bireylerin BÇÖ'den aldıkları puanlar yeme bağımlılığı olmayan bireylere göre daha yüksek bulunmuştur (p<0,05). Katılımcıların duygu düzenleme güçlüğü puanları ile BÇÖ-toplam puanları arasında pozitif yönlü ve anlamlı bir ilişki olduğu saptanmıştır (r=0.637; p<0,01).Araştırma sonucumuz, yeme bağımlılığı ile bilişsel çarpıtma arasında bir ilişki olabileceğine işaret etmektedir.
Okul öncesi çocuklarda kaygı bozuklukları ile annelerin erken dönem uyumsuz şemaları arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırma, okul öncesi dönem çocuklarında görülen kaygı bozuklukları ile annelerinin erken dönem uyumsuz şemaları arasındaki ilişki incelenmiştir. Araştırmanın örneklemini okul öncesi kuruma devam eden 36-72 ay aralığında 100 çocuk (56 kız, 44 erkek) ve anneleri (36.91±4.86 yaş) oluşturmaktadır. Araştırmada veri toplamak amacıyla sosyodemografik veri formu, Okul Öncesi Çocuklarda Anksiyete (Kaygı) Ölçeği (OÖÇAÖ) (Ebeveyn Formu) ve Şema Mod Envanteri kullanılmıştır. . Yapılan analiz sonucunda çocuktaki kaygı bozuklukları ölçeği (OÖÇAÖ-EF) toplam puanlarına göre genel anksiyete ve annenin erken dönem uyumsuz şemalarından Kırılgan Çocuk(r=.427; p<.01), Dürtüsel Çocuk(r=.238; p<.05),Denetimsiz Çocuk (r=.197; p<.05),Kopuk Korungan(r=.322; p<.01),Cezalandırıcı Ebeveyn (r=.423; p<.01) şema modları arasında pozitif yönlü korelasyon; Mutlu Çocuk(r=-.378; p<.01) ve Sağlıklı Yetişkin(r=-.275; p<.05) şema modları arasında ise negatif yönlü korelasyon saptanmıştır. Çocuktaki sosyal anksiyete belirtileri ile annenin erken dönem uyumsuz şemalarından Kırılgan Çocuk(r=.218; p<.05) şema modu arasında pozitif; Büyüklenmeci(r=-.199; p<.05) şema modu arasında ise negatif yönlü bir korelasyon belirlenmiştir. Çocuktaki ayrılma anksiyetesi ile annenin erken dönem uyumsuz şemalarından Kırılgan Çocuk(r=.221; p<.05), Denetimsiz Çocuk(r=.245; p<.05), Kopuk Korungan(r=.253; p<.05),Cezalandırıcı Ebeveyn(r=.323; p<.01) ve Şüpheci Aşırı Denetimci(r=.207; p<.05) şema modları arasında pozitif yönlü korelasyon olduğu tespit edilmiştir. OÖÇAÖ-EF fiziksel zarardan korku puanları ile annenin erken dönem uyumsuz şemalarından Kırılgan Çocuk (r=.340; p<.01), Kopuk Korungan (r=.360; p<.01), Cezalandırıcı Ebeveyn(r=.337; p<.01), Kurnaz Avcı (r=.204; p<.05) ve Şüpheci Aşırı Denetimci (r=.233; p<.05) şema modları arasında pozitif korelasyon; Mutlu Çocuk(r=-.281; p<.01) şema modu arasında ise negatif korelasyon saptanmıştır. Çocuktaki Obsesif Kompulsif Bozukluk (OKB) belirtileri ve annenin erken dönem uyumsuz şemalarından Öfkeli Çocuk (r=249; p<.05), Hiddetli Çocuk (r=.349; p<.01), Dürtüsel Çocuk(r=.255; p<.05), Büyüklenmeci (r=.247; p<.05), Zorba ve Saldırgan (r=.257; p<.01), Cezalandırıcı Ebeveyn (r=.423; p<.01), Talepkar Ebeveyn (r=.246; p<.05), Entrikacı ve Manüpilatif (r=.388; p<.01), Kurnaz Avcı (r=.268; p<.01), Şüpheci Aşırı Denetimci (r=.282; p<.01) ve Adli Büyüklenmeci (r=.248; p<.05) şema modları arasında pozitif korelasyon saptanmıştır. Yapılan bu araştırma sonucunda elde edilen bulgular okul öncesi çocuklarda kaygı bozuklukları ile annelerin erken dönem uyumsuz şemaları arasında bir ilişki olabileceği görüşünü destekler niteliktedir.
Lise öğrencilerinde siber zorbalık ve siber mağduriyet ile aleksitimi ve empati becerileri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmada, lise öğrencilerinde siber zorbalık ve siber mağduriyet ile aleksitimi ve empati becerileri arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmaya Ankara ilinde yaşayan 200 lise öğrencisi (112 kız, 88 erkek) katılmıştır. Araştırma kapsamında elde edilen veriler Kişisel Bilgi Formu, Siber Zorbalık ve Siber Mağduriyet Ölçeği, Toronto Aleksitimi Ölçeği ve Temel Empati Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Araştırma sonuçlarında, lise öğrencilerinin siber zorbalık ve siber mağduriyet durumları sınıf düzeyleri açısından karşılaştırıldığında, 9 ve 10.sınıf öğrencilerinin siber mağduriyet puanları 11 ve 12.sınıf öğrencilerinin siber mağduriyet puanlarından anlamlı derecede yüksek bulunmuştur (p <.05). Öğrencilerin siber zorbalık puanları sınıf düzeyleri açısından karşılaştırıldığında ise gruplar arasında anlamlı bir farklılık bulunamamıştır (p>.05). Lise öğrencilerinin siber zorbalık ve siber mağduriyet deneyimleri cinsiyete göre karşılaştırıldığında, siber zorbalık ve siber mağduriyet deneyimleri açısından erkek katılımcıların puanı kadın katılımcıların puanından anlamlı derecede yüksek bulunmuştur (p <.05). Lise öğrencilerinin siber zorbalık ve siber mağduriyet deneyimleri ailelerinin aylık gelir düzeylerine göre karşılaştırıldığında siber mağduriyet boyutunda, ailelerin gelir düzeyi 40.000 TL ve üzeri olan katılımcıların puanı, ailelerin gelir düzeyi 11.000-20.000 TL olan katılımcıların puanından anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur. Siber zorbalık boyutunda ise ailelerin gelir düzeyi 11.000-20.000 TL olan katılımcıların puanı, ailelerin gelir düzeyi 20.000-40.000 TL ve 40.000 TL ve üzeri olan katılımcıların puanından anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur (p <.05). Lise öğrencilerinin siber zorbalık ve siber mağduriyet deneyimleri öğrencilerin babalarının eğitim düzeylerine göre karşılaştırıldığında, siber mağduriyet puanlarının öğrencilerin babalarının eğitim düzeylerine göre istatistiksel açıdan anlamlılığa yakın düzeyde farklılaştığı belirlenmiştir (p=0,065). Siber zorbalık puanlarının da öğrencilerin babalarının eğitim düzeylerine göre anlamlı düzeyde farklılık gösterdiği bulgusuna erişilmiştir (p <.05). Siber mağduriyet boyutunda, babası ortaokul ve altı mezunu olan katılımcıların puanı, babası lisans ve üstü mezunu olan katılımcıların puanından anlamlı derecede yüksek bulunmuştur. Siber zorbalık boyutunda, babası lisans ve üstü mezunu olan katılımcıların puanı, babası lise mezunu olan katılımcıların puanından anlamlı derecede yüksek bulunmuştur. Lise öğrencilerinin siber zorbalık ve siber mağduriyet deneyimleri öğrencilerin annelerinin eğitim düzeyine göre karşılaştırıldığında, siber mağduriyet boyutunda annesi lise mezunu olan katılımcıların puanı, annesi lisans ve üstü mezunu olan katılımcıların puanından anlamlı derecede yüksek bulunmuştur. Siber zorbalık boyutunda ise, annesi lisans ve üstü mezunu olan katılımcıların puanı, annesi lise mezunu olan katılımcıların puanından anlamlı derecede yüksek bulunmuştur (p <.05). Lise öğrencilerinin siber zorbalık ve siber mağduriyet deneyimleri öğrencilerin ebeveynlerinin birliktelik durumuna göre karşılaştırıldığında siber mağduriyet boyutunda ebeveynleri birlikte olan katılımcıların puanı ebeveynleri birlikte olmayan katılımcıların puanından anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur. Siber zorbalık boyutunda ise, ebeveynleri birlikte olmayan katılımcıların puanı, ebeveynleri birlikte olan katılımcıların puanından anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur (p <.05). Araştırma sonucunda lise öğrencilerinde siber zorbalık ile Temel Empati Ölçeği toplam puanı arasında düşük düzeyde negatif yönlü anlamlı bir ilişki (r=-.248, p≤.01) olduğu belirlenmiştir. Siber mağduriyet ile Temel Empati Ölçeği toplam puanı arasında düşük düzeyde negatif yönlü anlamlı bir ilişki (r=-.161, p≤.01) olduğu belirlenmiştir. Siber zorbalık ve siber mağduriyet ölçekleri ile aleksitimi ölçeğinden alınan puanlar arasında anlamlı bir ilişki bulunamamıştır (p≥.05). Anahtar Sözcükler: Siber Zorbalık, Siber Mağduriyet, Aleksitimi, Empati Becerileri, Lise Öğrencileri
Özel öğrenme güçlüğü tanısı almış 4-8. sınıf öğrencilerinde, anne baba tutumları ile problem çözme becerileri, sosyal kaygı düzeyleri ve akademik başarı arasındaki ilişkinin araştırılması: Tekirdağ örneklemi
Bu araştırmada Özel Öğrenme Güçlüğü tanısı almış 4-8. Sınıf öğrencilerinde anne baba tutumları ile problem çözme becerileri, sosyal kaygı düzeyleri ve akademik başarı arasındaki ilişkinin araştırılması amaçlanmaktadır. Bunun yanı sıra araştırmada ÖÖG olan çocuklarda problem çözme becerileri ve sosyal kaygı düzeylerinin çocuğun ÖÖG'ne yönelik eğitim ve ek eğitim desteği alma durumlarına ve eşlik eden bir ruh sağlığı sorunlarının var olup olmamasına göre karşılaştırılması ve akademik başarı düzeylerinin tanı alınan sınıf düzeyi, ÖÖG'ne yönelik eğitim ve ek eğitim desteği alma durumlarına ve eşlik eden bir ruh sağlığı sorunlarının var olup olmamasına göre karşılaştırılması amaçlanmıştır. Araştırmanın örneklemini ÖÖG tanısı olan 100 (50 kız, 50 erkek) 4-8. Sınıf öğrencisi oluşturmuştur. Araştırmada veriler toplanırken; sosyal kaygı düzeyini belirlemek için, ''Çocuklar için Sosyal Anksiyete Ölçeği-Yenilenmiş Biçim (ÇSAÖ-Y)'', anne baba tutumlarını belirlemek için, "Anne Baba Tutum Ölçeği", problem çözme becerilerini belirlemek için "Çocuklar İçin Problem Çözme Envanteri (ÇPÇE)' ve öğrencilere ait sosyodemografik ve akademik bilgilerin alınması için ise "Kişisel Bilgi Formu" kullanılmıştır. Araştırmanın sonuçlarına göre, anne Baba Tutum Ölçeği, ÇPÇE ve ÇSAÖ-Y toplam ve alt boyutlarından alınan puanlar arasındaki ilişkiler değerlendirildiğinde; Anne Baba Tutum Ölçeği "sorumluluk ve kabul" alt boyutu ile ÇPÇE "problem çözme becerisine güven" (r= 0.939 p=0.000) alt boyutundan alınan puanlar ve ÇPÇE'den alınan toplam puanlar arasında (r= 0.862 p=0.000) pozitif yönde, "problem çözme becerisinden kaçınma" alt boyutu (r= - 0.324 p=0.001) ve ÇSAÖ-Y (r= - 0.303 p=0.001) ile negatif yönde istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki belirlenmiştir. Anne-baba tutumu ölçeği "otorite ve denetim" alt boyutu ile "problem çözme becerisinden kaçınma" (r= 0.462 p=0.000) alt boyutu ve ÇSAÖ-Y'den alınan puanlar arasında (r= 0.365 p=0.000) pozitif yönde güçlü bir ilişki, "problem çözerken öz denetim" (r= - 0.629 p=0.001) alt boyutundan alınan puanlar ve ÇPÇE (r= - 0.249 p=0.013) toplam puan arasında negatif yönde güçlü bir ilişki belirlenmiştir. ÇPÇE "problem çözme becerisine güven" alt boyutu ile ÇSAÖ-Y arasında istatistiksel olarak anlamlı negatif yönde bir ilişki belirlenmiştir (r= - 0.249 p=0.013). Problem çözme becerisi ölçeği "problem çözerken öz denetim" alt boyutu ile ÇSAÖ-Y arasında negatif yönde güçlü ve istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki belirlenmiştir (r= - 0.396 p=0.000). ÇPÇE "problem çözme becerisinden kaçınma" alt boyutu ile ÇSAÖ-Y arasında pozitif yönde güçlü ve istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki belirlenmiştir (r= 0.346 p=0.000). ÇPÇE'den alınan toplam puan ile ÇSAÖ-Y arasında ise negatif yönde güçlü ve istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki belirlenmiştir (r= - 0.350 p=0.000). ÖÖG'ne yönelik eğitim alanların problem çözerken öz denetim düzeyleri ve problem çözme becerileri daha ileri düzeyde, problem çözme becerilerinden kaçınma düzeyleri ise daha düşük düzeyde bulunmuştur. Özel eğitim dışında ek eğitim desteği alanların ve başka bir ruh sağlığı sorunu olmayanların akademik başarı düzeylerinin daha yüksek düzeyde olduğu belirlenmiştir.
Evli bireylerde sosyal medya bağımlılığı ve algılanan sosyal destek ile evlilik uyumu arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmada, evli bireylerde sosyal medya bağımlılığı belirti düzeyleri, algılanan sosyal destek düzeyi ve evlilik uyumu arasındaki ilişkilerin incelenmesi ve bu faktörlerin çeşitli sosyodemografik değişkenler ve sosyal medyada geçirilen süre ve sosyal medya kullanım amaçları gibi sosyal medya kullanım özellikleri bağlamında incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmaya, İstanbul ilinde yaşayan 250 evli birey (kaç kadın, kaç erkek yaz) katılmıştır. Araştırmada elde edilen veriler Sosyal Medya Bağımlılığı Ölçeği, Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği ve Evlilik Uyumu Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Araştırma sonucunda evli bireylerde Sosyal Medya Bağımlılığı Ölçeği'nden alınan puanlar ile algılanan sosyal destek düzeyi arasında yüksek düzeyde negatif bir korelasyon (r =-,81; p<.01) saptanmıştır. Ayrıca sosyal medya bağımlılığı belirti düzeyi ile evlilik uyumu arasında orta düzeyde negatif bir korelasyon (r =-,44; p<.01) bulunmuştur. Son olarak evli bireylerde algılanan sosyal destek ile evlilik uyumu arasında düşük düzeyde pozitif korelasyon (r =,27; p<.01) saptanmıştır.
Ergenlerde akıllı telefon bağımlılığı, davranışsal ve duygusal sorunlar ve ebeveyn tutumları arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırma, ergenlerde akıllı telefon bağımlılığı belirtilerinin sosyodemografik değişkenlere göre anlamlı olarak farklılaşıp farklılaşmadığının ve ergenlerde akıllı telefon bağımlılığı belirtileri ile davranışsal ve duygusal sorunlar ve ebeveyn tutumları arasındaki ilişkilerin belirlenmesinin amaçlandığı ilişkisel tarama modelinde bir araştırmadır. Çalışmanın araştırma grubunu İstanbul ilinde bir eğitim kurumunda 7, 8, 11 ve 12. sınıf düzeyinde öğrenim gören ve yaşları 12-18 arasında değişen (96 kız, 72 erkek; yaş ort: 15.40±1.98) 168 öğrenci oluşturmaktadır. Araştırma kapsamında veri toplamak için Akıllı Telefon Bağımlılığı Ölçeği, Güçler ve Güçlükler Anketi ve Anne-Baba Tutum Ölçeği kullanılmıştır. Araştırma sonucunda, 16-18 yaş aralığındaki ergenlerin 12-15 yaş aralığındaki ergenlere göre daha fazla akıllı telefon bağımlılığı belirtisi gösterdikleri belirlenmiştir. Ayrıca, kız öğrencilerin erkek öğrencilere göre daha fazla akıllı telefon bağımlılığı belirtisi gösterdikleri saptanmıştır. Bunlara ek olarak, ergenlerde akıllı telefon bağımlılığı belirtilerinin anne eğitim düzeyi, baba eğitim düzeyi, aile gelir düzeyi ve ebeveyn birliktelik durumuna göre anlamlı fark göstermediği belirlenmiştir. Ebeveyn tutumlarından psikolojik özerklik (r=-.28) ve denetim (r=-.34) ile akıllı telefon bağımlılığı belirtileri arasında negatif yönlü ilişki olduğu tespit edilmiştir. Davranış sorunları (r=.28) ve dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu sorunları (r=.24) ile akıllı telefon bağımlılığı belirtileri arasında pozitif yönlü ilişki olduğu belirlenmiştir. Benzer şekilde, toplam güçlük puanı (r=.17) ile akıllı telefon bağımlılığı belirtileri arasında da pozitif yönlü ilişki olduğu saptanmıştır.
Otizm Spektrum Bozukluğu olan çocukların ebeveynlerinde Covid-19 pandemisi sürecinde algılanan stres düzeyi ve yaşam kalitesinin sosyodemografik değişkenler açısından incelenmesi
Bu araştırmada Covid-19 pandemi sürecinde otizm spektrum bozukluğu (OSB) olan 3-12 yaş aralığındaki çocukların ebeveynlerinde algılanan stres ve yaşam kalitesi düzeyinin saptanması, algılanan stres düzeyi ve yaşam kalitesi düzeyinin birbiri ile ilişkisinin ve bunların sosyodemografik değişkenler ve pandemi sürecinde yaşam koşulları ve eğitim olanaklarına erişim açısından deneyimlenen değişikliklere göre incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın örneklemini İstanbul İli Avrupa Yakasında yaşayan 3-12 yaş aralığında OSB tanılı çocuğu (122 erkek, 28 kız çocuk) olan 150 ebeveyn (133 anne, 17 baba) oluşturmaktadır. Araştırmada veri toplama aracı olarak Otizmde Yaşam Kalitesi Ölçeği Anne Baba Sürümü (OYKA-E) ve Algılanan Stres Ölçeği (ASÖ) kullanılmıştır. Araştırmamızda elde edilen bulgulara göre OYKA-E Otizme Özgü Sorunun Zorluk Düzeyi alt ölçeğinden alınan puanlar ile Algılanan Stres Ölçeği toplam puanı (r=.248, p<0.01), Algılanan Stres alt ölçeğinden alınan puanlar (r=.226, p<0.01) ve Algılanan Baş Etme alt ölçeğinden alınan puanlar arasında (r=.245, p<0.01) pozitif yönlü zayıf bir korelasyon saptanmıştır. OYKA-E Ebeveyn Yaşam Kalitesi Algısı alt ölçeğinden alınan puanlar ile Algılanan Stres Ölçeği toplam puanı (r=-.281, p<0.01), Algılanan Stres alt ölçeğinden alınan puanlar (r=-.277, p<0.01) ve Algılanan Baş Etme alt ölçeğinden alınan puanlar arasında (r=-.242, p<0.01) zayıf düzeyde negatif bir korelasyon olduğu belirlenmiştir. OYKA-E Ebeveyn Yaşam Kalitesi Algısı alt ölçeğinden alınan puanlar anne baba birlikte olan ebeveynlerde boşanmış/ayrı yaşayan ebeveynlere göre istatistiksel olarak anlamlı biçimde daha yüksektir. OYKA-E Otizme Özgü Sorunun Zorluk Düzeyi alt ölçeğinden alınan puanlar pandemi süreci öncesinde çocuğunda davranış sorunu olduğunu belirten grupta, pandemi sürecinde çocuğunun psikiyatrik muayenelerinde aksama olduğunu belirten ebeveynlerde ve öz bakım becerileri artanlara kıyasla öz bakım becerileri biraz azalanlarda daha yüksektir. Algılanan Stres Ölçeği'nden alınan toplam ve Algılanan Stres, Algılanan Baş Etme alt ölçeklerinden alınan puanlar boşanmış/ayrı ebeveynlerde birlikte yaşayan ebeveynlere göre ve pandemi öncesinde babanın işsiz olduğu grupta daha yüksektir. ASÖ Algılanan Stres alt ölçeğinden alınan puanlar baba eğitim düzeyi daha düşük olan ebeveynlerde daha yüksektir. ASÖ toplam ve Algılanan Baş Etme alt ölçeğinden alınan puanlar bir diğer çocuğunda da OSB olan ebeveynlerde daha yüksektir. ASÖ Algılanan Baş Etme alt ölçeğinden elde edilen puanlar pandemi ile ilişkili kısıtlamaların yaşamını çok zorlaştırdığını belirten ebeveynlerde kısıtlamaların yaşamını etkilemediğini belirten gruba göre daha yüksektir. ASÖ toplam, Algılanan Stres ve Algılanan Baş Etme ölçeklerinden elde edilen puanların pandemi sürecinde çocuklarının öz bakım becerileri çok azalanlarda öz bakım becerileri biraz azalanlara ve öz bakım becerileri artanlara göre daha yüksek olduğu belirlenmiştir.
Klinik psikologların zihinselliği; Anne baba tutumları, psikolojik zihinlilik ve empati düzeyi arasındaki ilişki
Çalışmanın amacı klinik psikologların anne baba tutumu, psikolojik zihinlilik ve empati düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Bu araştırmanın örneklem grubunu Türkiye'de yaşayan, en az 1 yıl mesleki deneyimi olan ve en az 10 danışan takip etmekte olan 150 klinik psikolog (24-49 yaş aralığında; 100 kadın, 50 erkek) oluşturmaktadır. Araştırma verileri; Psikolojik Zihinliliğin Dengelenmiş Dizini, Empati Ölçeği, Ana Babaya Bağlanma Ölçeği ve araştırmacı tarafından hazırlanmış Sosyodemografik Veri Formu kullanılarak elde edilmiştir. Araştırma sonuçlarında, kadın katılımcıların psikolojik zihinlilik puanı erkek katılımcıların puanından anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur (p<.05). Psikolojik zihinlilik düzeyi yaşa göre anlamlı bir farklılık göstermemektedir (p>.05). Klinik psikologların psikolojik zihinlilik puanı ile mesleki deneyimi arasında anlamlı bir fark bulunamamıştır (p>.05). Her ne kadar toplam psikolojik zihinlilik puanları arasında bir fark saptanmasa da psikolojik zihinliliğin ilgi ve içgörü boyutlarında yaş ve mesleki deneyimle bir artış göze çarpmaktadır. Klinik psikologların psikolojik zihinlilik düzeyi ile empati düzeyi arasında pozitif yönde ve orta düzeyde anlamlı bir ilişki bulunmuştur (r=.475**). Klinik psikologların psikolojik zihinlilik düzeyi ile kendisinin terapi alma durumu karşılaştırıldığında; Terapi alan klinik psikologların puanı terapi almayan klinik psikologlardan anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur (p<.05). Klinik psikologların empati düzeyleri cinsiyete göre karşılaştırıldığında toplam puana göre kadınların puanı erkeklerin puanından anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur (p<.05). Fakat empatik ilgi/sempati boyutunda cinsiyete göre anlamlı fark bulunamamıştır (p>.05). Klinik psikologların empati düzeyleri yaş grubuna göre karşılaştırıldığında toplam puan ile bilişsel empati, empatik ilgi/sempati ve sosyal yeti boyutlarında anlamlı fark bulunamamıştır (p>.05). Ancak emosyonel yanıt boyutunda 24-29 yaş grubunda yer alan katılımcıların puanı 40-99 yaş grubunda yer alan katılımcıların puanından anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur. Klinik psikologların empati düzeyi ile mesleki deneyimi arasında toplam puan ile bilişsel empati, empatik ilgi/sempati ve sosyal yeti boyutlarında anlamlı fark bulunamamıştır (p>.05) Ancak emosyonel yanıt boyutunda 1-5 yıl ve 5-10 yıl mesleki deneyimi olan katılımcıların puanı 10 yıl ve üzerinde mesleki deneyimi bulunan katılımcıların puanından anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur. Klinik psikologların empati düzeyi ile terapi alma durumu arasında toplam puan ile bilişsel empati ve sosyal yeti boyutlarında anlamlı bir farklılık bulunamamıştır (p>.05). Ancak empatik ilgi/sempati boyutunda terapi almayan katılımcılar; emosyonel yanıt boyutunda ise terapi alan katılımcılar lehine anlamlı fark bulunmuştur (p<.05). Klinik psikologların anne baba tutumuna ait toplam puanları ve alt boyutlarının psikolojik zihinlilik düzeyi ile pozitif yönde ve anlamlı düzeyde ilişkisi olduğu tespit edilmiştir (p<.05) [Anne Tutumu (Toplam): (r=.361**); Anne İlgi: (r=.346**); Anne Aşırı Koruyuculuk: (r=.249**); Baba Tutumu (Toplam): (r=.458**); Baba İlgi: (r=.451**); Baba Aşırı Koruyuculuk: (r=.191*)]. Klinik psikologların anne ve baba tutumuna ait toplam puan, anne ilgi ve baba ilgi, boyutlarının empati düzeyi ile arasında pozitif yönde ve anlamlı düzeyde ilişkisi olduğu tespit edilmiştir (p<.05). Ancak anne aşırı koruyuculuk ile baba aşırı koruyuculuk boyutlarının empati düzeyi ile arasında anlamlı bir ilişki bulunamamıştır (p<.05) [Anne Tutumu (Toplam): (r=.282**); Anne İlgi: (r=.376**); Anne Aşırı Koruyuculuk: (r=-.047); Baba Tutumu (Toplam): (r=.358**); Baba İlgi: (r=.430**); Baba Aşırı Koruyuculuk: (r=-.073)]. Klinik psikologların psikolojik zihinlilik düzeyi ile empati düzeyi arasında ise pozitif yönde ve orta düzeyde anlamlı ilişki bulunmuştur [(p<.05)(r=.475**)]. Bu sonuçlara göre klinik psikolog örnekleminde olumlu anne baba tutumları ile psikolojik zihinlilik ve empati düzeyi arasında anlamlı bir ilişki olduğu söylenebilir. Anahtar Kelimeler: Psikolojik Zihinlilik, Anne Baba Tutumu, Empati, Klinik Psikolog
Nesne ilişkileri, duygu düzenleme güçlüğü ve duygusal yeme arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmada nesne ilişkileri, duygu düzenleme güçlüğü ve duygusal yeme arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın örneklemini İstanbul Gelişim Üniversitesi lisans programlarında öğrenim gören 400 öğrenci (252 erkek; 148 kadın) oluşturmaktadır. Araştırmada; örneklemin özelliklerini kaydetmek ve değerlendirmek için "Sosyodemografik Veri Formu" kullanılmıştır. Bireylerin nesne ilişkileri ve alt boyutları bakımından durumlarını değerlendirmek için, "Bell Nesne İlişkileri ve Gerçeği Değerlendirme Ölçeği (BORTTI)" ve katılımcıların duygu düzenleme alanında yaşadıkları güçlük düzeyini değerlendirmek için "Duygu Düzenlemede Güçlükler Ölçeği (DDGÖ)" ve duygusal yeme düzeylerinin ölçülmesinde Duygusal Yeme Ölçeği (DYÖ) kullanılmıştır. Araştırmamızın bulgularına göre, kadın katılımcıların DYÖ'den aldıkları puanlar erkeklere göre anlamlı derecede yüksektir (p<0,05). Kadın katılımcıların DDGÖ "amaçlar" alt boyutundan aldıkları puanlar erkeklere göre anlamlı derecede yüksektir (p<0,01); diğer alt boyut puanları açısından ise kadın ve erkek katılımcılar arasında bir farklılık saptanmamıştır. Erkek katılımcıların BORRTI ölçeği "Gerçekliğin Bozulması" alt boyut puan ortalamaları kadınlara göre anlamlı derecede yüksektir (p<0,05); ancak diğer alt boyut puanları açısından cinsiyetler arasında bir farklılığa rastlanmamıştır. DDGÖ (toplam) ile "DYÖ (toplam) puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı pozitif yönlü bir ilişki (p<0,01; r = 0,460) saptanmıştır. BORRTI ve DYÖ'nden alınan puanlar arasındaki ilişkiler değerlendirildiğinde; BORRTI ölçeği "Yabancılaşma" (p<0,01 ; r = 0,291), "Güvensiz Bağlanma" (p<0,01 ; r = 0,224), Egosentrizm" (p<0,01 ; r = 0,189) , "Sosyal Yetersizlik" (p<0,01 ; r = 0,233), "Gerçekliğin Bozulması" (p<0,05 ; r = 0,124), "Algıların Belirsizliği" (p<0,01 ; r = 0,315), "Sanrı Varsanı" (p<0,05 ; r = 0,106) alt boyut puanları ile "DYÖ (toplam)" puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı pozitif yönlü bir ilişki bulunmaktadır. BORRTI ve DDGÖ'nden alınan puanlar arasındaki ilişkiler değerlendirildiğinde; BORRTI ölçeği "Yabancılaşma" (p<0,01 ; r = 0,542), "Güvensiz Bağlanma" (p<0,01 ; r = 0,253), "Egosentrizm" (p<0,01 ; r = 0,188), "Sosyal Yetersizlik" (p<0,01 ; r = 0,407), "Gerçekliğin Bozulması" (p<0,01 ; r = 0,242), "Algıların Belirsizliği" (p<0,01 ; r = 0,671), "Sanrı Varsanı" (p<0,01 ; r = 0,203) alt boyut puanları ile DDGÖ (toplam) puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı pozitif yönlü bir ilişki bulunmaktadır. Araştırmamızda elde edilen sonuçlar nesne ilişkileri, duygu düzenleme güçlükleri ve duygusal yeme arasında bir ilişki olabileceği görüşünü desteklemektedir.
Çocukluk çağı travması ile somatizasyon ilişkisinde erken dönem uyum bozucu şemaların aracı rolü
Bu araştırma çocukluk çağı travmaları ile somatizasyon arasındaki ilişkide erken dönem uyumsuz şemaların aracı rolünü belirlemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırma kapsamında bireylerin çocukluk çağı travmalarının, cinsiyet, ekonomik düzey ve kardeş sayısı değişkenleri açısından anlamlı derecede farklılaşıp farklılaşmadığı da incelenmiştir. Araştırma grubu 18-45 yaş aralığında İstanbul'da ikamet eden ve kronik hastalığı bulunmayan bireylerden oluşmaktadır. Araştırmaya, toplam 367 birey (272 kadın, 95 erkek) katılmıştır. Araştırma verilerinin elde edilmesinde Kişisel Bilgi Formu, Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği, Young Şema Ölçeği-Kısa Form ve Somatizasyon Ölçeği kullanılmıştır. Araştırma sonucunda somatizasyon belirtileri ile ÇÇTÖ-toplam puanları (r=.37; p<.01), cinsel istismar (r=.35; p<.01), fiziksel istismar (r=.34; p<.01), duygusal ihmal (r=.32; p<.01), fiziksel ihmal (r=.31; p<.01) ve duygusal istismar alt boyut puanları (r=.22; p<.01) arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişkinin olduğu görülmüştür. ÇÇTÖ-duygusal istismar alt boyut puanları ile YŞÖ-KF-kopukluk (r=.26; p<.01) ve zedelenmiş otonomi şema alanı puanları (r=.12; p<.05) arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişkinin olduğu görülmüştür. ÇÇTÖ-fiziksel istismar alt boyut puanları ile YŞÖ-KF-kopukluk (r=.31; p<.01) ve zedelenmiş otonomi şema alanı puanları (r=.17; p<.01) arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki saptanmıştır. ÇÇTÖ-cinsel istismar alt boyut puanları ile YŞÖ-KF-kopukluk (r=.41; p<.01), zedelenmiş otonomi (r=.30; p<.01), diğeri yönelimlilik (r=.22; p<.01), zedelenmiş sınırlar (r=.14; p<.01) ve yüksek standartlar şema alanları puanları (r=.11; p<.01) arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişkinin olduğu görülmüştür. ÇÇTÖ-fiziksel ihmal alt boyut puanları ile YŞÖ-KF-zedelenmiş sınırlar (r=.54; p<.01), kopukluk (r=.42; p<.01), zedelenmiş otonomi (r=.29; p<.01), yüksek standartlar (r=.20; p<.01) ve diğeri yönelimlilik şema alanı puanları (r=.19; p<.01) arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki tespit edilmiştir. ÇÇTÖ-duygusal ihmal alt boyut puanları ile YŞÖ-KF-kopukluk (r=.40; p<.01), zedelenmiş otonomi (r=.31; p<.01), zedelenmiş sınırlar (r=.14; p<.01) ve diğeri yönelimlilik şema alanı puanları (r=.13; p<.05) arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişkinin olduğu görülmüştür. ÇÇTÖ-toplam puanları ile YŞÖ-KF-kopukluk (r=.43; p<.01), zedelenmiş otonomi (r=.27; p<.01), zedelenmiş sınırlar (r=.12; p<.05) ve diğeri yönelimlilik (r=.11; p<.05) şema alanı puanları arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Araştırma sonucunda ÇÇTÖ-toplam puanları ve somatizasyon arasındaki ilişkide zedelenmiş otonomi, kopukluk şema alanı, yüksek standartlar ve diğeri yönelimlilik şema alanlarının kısmi aracı rolü olduğu görülmüştür. Bununla birlikte ÇÇTÖ-toplam puanları ve somatizasyon arasındaki ilişkide zedelenmiş sınırlar şema alanının aracılık rolünün olmadığı belirlenmiştir. Araştımanın sonuçlarına göre erkek katılımcıların ÇÇTÖ-fiziksel istismar ve duygusal ihmal puanlarının kadınlara göre anlamlı derecede yüksek olduğu, cinsel istismar, duygusal istismar, fiziksel ihmal ve ÇÇTÖ-toplam puanlarının cinsiyet değişkeni açısından farklılaşmadığı görülmüştür. ÇÇTÖ-fiziksel istismar, cinsel istismar, duygusal istismar, fiziksel ihmal, duygusal istismar ve ÇÇTÖ-toplam puanlarının gelir düzeyi değişkeni açısından anlamlı derece farklılaşmadığı görülmüştür. ÇÇTÖ-duygusal istismar, fiziksel istismar ve ÇÇTÖ-toplam puanlarının kardeş sayısı değişkeni açısından anlamlı derecede farklılaştığı saptanmıştır. Tek çocuk olan bireylerin, 1 kardeşi olanlara oranla duygusal istismar puanlarının; 2 ve üzeri kardeşi olan bireylerin ise 1 kardeşi olanlara oranla fiziksel istismar ve ÇÇTÖ-toplam puanlarının daha yüksek olduğu görülmüştür. Bununla birlikte cinsel istismar, duygusal ihmal ve fiziksel ihmal puanlarının kardeş sayısı değişkeni açısından farklılaşmadığı belirlenmiştir.
Çocukluk çağı travmaları, bağlanma stilleri ve cinsel tutumlar arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırma çocukluk çağı travmaları, bağlanma stilleri ve cinsel tutumlar arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın örneklemini 2020-2021 yılında İstanbul'da yaşayan, yaşları 18-45 arasında değişen 412 kişi (220 kadın, 192 erkek) oluşturmaktadır. Araştırmada katılımcılardan veri elde etmek için Sosyodemografik Veri Formu, Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği (ÇÇTÖ), İlişki Ölçekleri Anketi (İÖA) ve Hendrick Cinsel Tutum Ölçeği-Kısa Form (HCTÖ-KF) kullanılmıştır. Araştırma sonucunda elde edilen bulgulara göre HCTÖ-KF-paylaşım alt boyutu ile ÇÇTÖ-minimizasyon (r=,122; p<,05) alt boyut puanları arasında pozitif bir korelasyon bulunmaktadır. İÖA-saplantılı bağlanma puanları ile HCTÖ-KF-araç olarak değerlendirme (r=-,131; p<,01) alt boyut puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı düzeyde negatif bir korelasyon bulunmaktadır. İÖA-kayıtsız bağlanma puanları ile HCTÖ-KF-onaylayıcılık (r=,180; p<,01), doğum kontrolü (r=,129; p<,01), araç olarak değerlendirme (r=,105; p<,05) ve HCTÖ-KF-toplam (r=,189; p<,01) puanları arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki bulunmaktadır. İÖA-korkulu bağlanma (β =-,147, t = -2,218, p<,05) ve kayıtsız bağlanma puanlarının (β =,277, t = 4,226, p<,01) HCTÖ-KF-toplam puanlarını istatistiksel olarak anlamı şekilde yordadığı belirlenmiştir. ÇÇTÖ-minimizasyon puanlarının HCTÖ-KF- paylaşım alt boyut puanlarını istatistiksel olarak anlamı şekilde yordadığı belirlenmiştir (β = ,180, t =3,517, p<,01). ÇÇTÖ- duygusal istismar alt boyut puanlarının HCTÖ-KF-paylaşım alt boyut puanlarını istatistiksel olarak anlamı şekilde yordadığı belirlenmiştir (β = ,177, t =3,462, p<,01). Diğer yandan katılımcıların cinsel tutumları demografik değişkenlere göre incelenmiş olup şu sonuçlar elde edilmiştir: HCTÖ-KF-onaylayıcılık alt boyutu ve toplam puanları, erkeklerde kadınlara oranla daha yüksek bulunmuştur. HCTÖ-KF-doğum kontrolü alt boyut puanları ise kadınlarda erkeklere oranla daha yüksek bulunmuştur. Ortaokul/lise mezunları, lisans ve lisansüstü eğitime sahip olanlara göre daha düşük HCTÖ-KF-onaylayıcılık alt boyut puanlarına sahiplerdir. Aylık geliri 10000 TL ve üzeri olan katılımcılar geliri 2324 TL-5000 TL aralığında olanlara göre daha yüksek HCTÖ-KF onaylayıcılık puanlarına, geliri 2324 TL ve altı olanlara göre daha yüksek HCTÖ-KF-paylaşım alt boyut puanlarına sahiplerdir. Evli olan katılımcılar, bir partneri olan ve olmayanlara göre daha düşük HCTÖ-KF-onaylayıcılık alt boyut ve HCTÖ toplam puanlarına sahiplerdir. Bir partneri olanlar, bir partneri olmayanlara göre daha yüksek HCTÖ-KF-doğum kontrolü alt boyut puanlarına sahiplerdir. İlk kez 25 yaş ve üzerinde cinsel birliktelik yaşayanlar, ilk cinsel birlikteliğini 18-24 yaş aralığında ve 17 yaş ve altında yaşayanlara göre daha düşük HCTÖ-KF-onaylayıcılık puanlarına sahiplerdir. İlk kez 18-24 yaşında cinsel birliktelik yaşayanlar, ilk cinsel birlikteliğini 17 yaş ve altında yaşayanlara göre daha düşük HCTÖ-KF-onaylayıcılık ve paylaşım alt boyut puanlarına sahiplerdir. İlk kez 18-24 yaş aralığında ve 25 yaş ve üzerinde cinsel birliktelik yaşayanların HCTÖ-KF-toplam puanları ilk cinsel birlikteliğini 17 ve altı yaşında yaşayanlara göre daha düşüktür.
Ergenlerde başarı odaklı motivasyon düzeyi ile sınav kaygısı arasındaki ilişkinin incelenmesi
Sınav kaygısı öğrencilerin sınav öncesinde öğrendikleri bilgileri sınav sürecinde hatırlamalarını engelleyen ve öğrencilerin becerilerini etkin şekilde kullanamamalarına yol açan önemli bir sorundur. Bu araştırmada; lise öğrencilerinde başarı odaklı motivasyon ile sınav kaygısı arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmaktadır. Araştırmamızın örneklemini İstanbul ili Bayrampaşa İlçesi'ndeki bir lisede öğrenim gören 150 öğrenci (106 kız, 45 erkek; yaş ortalaması: 15,94±1,39) oluşturmaktadır. Araştırmamızda veri toplama aracı olarak Sosyodemografik Bilgi Formu, Sınav Kaygısı Ölçeği ve Başarı Odaklı Motivasyon Ölçeği kullanılmıştır. Araştırmamızın sonuçlarına göre lise öğrencilerinin % 66,2'sinde orta düzeyde ve % 15,2'sinde yüksek düzeyde sınav kaygısı vardır. Öğrencilerin Başarı Odaklı Motivasyon Ölçeği özbilinç alt boyutu puanları ile sınav kaygısı düzeyleri arasında negatif yönlü bir korelasyon (r=-.212, p=0.009) saptanmıştır. Başarı Odaklı Motivasyon Ölçeği dışsal etki, içsel etki ve hedef büyütme alt boyutlarından alınan puanlar ile sınav kaygısı düzeyleri arasında ise anlamlı bir ilişki bulunmamıştır. Öğrencilerin sınav kaygısı düzeylerinin cinsiyet, aile yapısı, anne-baba eğitim durumu ve sınava hazırlık alışkanlıklarına göre farklılık göstermediği bulunmuştur. Ders başarını iyi olarak algılayan lise öğrencilerinde sınav kaygısı düzeyinin ders başarısını düşük olarak değerlendirenlere göre daha düşük olduğu bulunmuştur. Başarı odaklı motivasyon dışsal etki, içsel etki ve hedef büyütme alt boyutlarında kız öğrenciler erkeklerden daha yüksek puanlar almıştır. Öğrencilerin Başarı Odaklı Motivasyon Ölçeği dışsal etki alt boyut puanlarının sınava hazırlanma biçimlerine göre farklılaştığı, içsel etki, hedef büyütme ve öz bilinç alt boyutu puanlarının ise sınava hazırlanma biçimlerine göre anlamlı bir farklılık göstermediği saptanmıştır. Başarı Odaklı Motivasyon Ölçeği dışsal etki, içsel etki, hedef büyütme ve özbilinç alt boyut puanlarının başarı düzeyini iyi olarak değerlendiren gruplarda daha yüksek olduğu saptanmıştır.
Üniversite öğrencilerinde çocukluk çağı travmaları ve öz şefkat düzeyinin, duygu düzenleme güçlüğü ile ilişkisinin incelenmesi
Çocukluk çağı travmaları, çocuğun fiziksel ve zihinsel gelişimini tehdit eden durumlardır ve birçok ruh sağlığı sorunu ile ilişkili olduğu bilinmektedir. Araştırmamızda bu bağlamda çocukluk çağı travmaları, öz şefkat ve duygu düzenleme güçlüğü arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın örneklemini İstanbul İlindeki üniversitelerde öğrenim gören 18-26 yaş aralığındaki 383 öğrenci (287 kadın, 96 erkek) oluşturmaktadır. Araştırmada veri toplama aracı olarak Sosyodemografik Veri Formu, Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği, Öz Şefkat Ölçeği Kısa Formu ve Duygu Düzenleme Güçlüğü Ölçeği kullanılmıştır. Katılımcılar ölçekleri kendileri yanıtlamışlardır. Araştırmamızda elde edilen bulgulara göre, Duygu Düzenleme Güçlüğü Ölçeği puanları ile Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği, Duygusal İstismar (r=,435; p<0,01), Fiziksel İstismar (r=,258; p<0,01), Fiziksel İhmal (r=,271; p<0,01), Duygusal İhmal (r=,342; p<0,01), Cinsel İstismar (r=,233; p<0,01), Minimizasyon (r=-,365; p<0,01) ve ÇÇTÖ-Toplam puanı (r=,434; p<0,01) alt boyutu puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olduğu belirlenmiştir. Öz Şevkat Ölçeği puanları ile Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği, Duygusal İstismar (r=-,466; p<,01), Fiziksel İstismar (r=-,290; p<,01), Fiziksel İhmal (r=-,246; p<,01), Duygusal İhmal (r=-,417; p<,01), Cinsel İstismar (r=-,179; p<,01), Minimizasyon (r=,391; p<,01) ve ÇÇTÖ-Toplam puanı (r=-,467; p<,01) alt boyutu puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olduğu belirlenmiştir. Duygu Düzenleme Güçlüğü Ölçeği ve Öz Şefkat Ölçeği puanları arasında negatif yönlü anlamlı bir ilişki olduğu belirlenmiştir (r=-,733; p<,01). Ek olarak yapılan, regresyon analizleri sonucunda, çocukluk çağı travmaları ve öz şefkatin (β=.116; t= 2.944; p<.01), duygu düzenleme güçlüğünün %54.8'ini açıkladığı görülmüştür. Araştırmamızın sonuçları çocukluk çağı travmalarının ileride yaşanabilecek duygu durum güçlükleri ile ilişkili olabileceğini ve bu ilişkide öz şefkatin önemli bir rol üstlenebileceğine işaret etmektedir.
Postpartum depresyon ile çocukluk çağı travmaları arasındaki ilişkinin incelenmesi
Postpartum depresyon gerek anne gerek bebek ruh sağlığı açısından önemli bir toplum sağlığı sorunudur ve bu nedenle postpartum depresyon için risk faktörlerinin belirlenmesi büyük önem arz etmektedir. Bu araştırmada postpartum depresyon ile çocukluk çağı travmaları arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla çalışmaya son 8 hafta içinde doğum yapmış 20-40 yaş aralığında toplam 150 kadın dahil edilmiştir. Çalışmada veri toplama aracı olarak Kişisel Bilgi Formu, postpartum depresyon belirti düzeyini belirlemek amacıyla Edinburgh Doğum Sonrası Depresyon Ölçeği (EDSDÖ) ve çocukluk çağı travmalarının mevcudiyetini belirlemek amacıyla Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği (ÇÇTÖ) kullanılmıştır. Çalışma sonucunda katılımcıların %57,3'ünde postpartum depresyon olduğu belirlenmiştir. Postpartum depresyon belirtilerinin yaş, eğitim düzeyi, gelir düzeyi, çocuk sayısı, doğum sırası, düşük/ölü doğum öyküsü varlığı, gebeliğin planlı olup olmaması, geçmişte depresyon öyküsü, geçmişte postpartum depresyon öyküsü ve tanı konmuş bir ruhsal bozukluk bulunması değişkenlerine göre istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık göstermediği tespit edilmiştir. Postpartum depresyon belirtileri ile ÇÇTÖ- toplam puanı arasında pozitif yönlü anlamlı bir ilişki bulunmuştur (r=.379, p<0.01). Postpartum depresyon belirtileri ile ÇÇTÖ-fiziksel istismar, duygusal istismar ve duygusal ihmal alt boyutları arasında pozitif yönlü anlamlı bir ilişki bulunurken (r=.251, p<0.0; r=.409, p<0.01; r=.392, p<0.0), fiziksel ihmal ve cinsel istismar alt boyutları ile arasında anlamlı bir ilişki tespit edilememiştir.
Üniversite öğrencilerinde sosyal medya bağımlılığı belirtilerinin ve sosyal medya bağımlılığı ile depresyon arasındaki ilişkinin incelenmesi
Günümüz teknolojisi hayatımıza birçok yenilikler getirmiştir. Bu yenilikler hayatımızı kolaylaştırmakta ancak beraberinde önemli sorunları da getirmektedir. Bu problemlerden birisi de sosyal medya bağımlılığıdır. Sosyal medya bağımlılığı günümüzde özellikle gençler arasında önemli bir ruh sağlığı sorunu olarak karşımıza çıkmaktadır. Yapılan araştırmalar sosyal medya bağımlılığının gelişmesinde depresyonun etkili olabileceğini ve sosyal medya bağımlılığının bir sonucu olarak depresyon belirtilerinin ortaya çıkabileceğini göstermektedir. Bu araştırmada üniversite öğrencilerinde sosyal medya bağımlılığı belirtileri ve sosyal medya bağımlılığı ile depresyon arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla araştırmaya İstanbul ilindeki üniversitelerde öğrenim gören 200 (kadın N=129, erkek N=71) öğrenci dahil edilmiştir. Verilerin toplanması için Kişisel Bilgi Formu, Sosyal Medya Bağımlılığı Ölçeği- Yetişkin Formu ve Beck Depresyon Envanteri kullanılmıştır. Araştırmamızda elde edilen sonuçlara göre erkek öğrencilerin Sosyal Medya Bağımlılık Ölçeğinden aldıkları toplam puanlar kadın öğrencilere kıyasla anlamlı derecede yüksek bulunmuştur. Sosyal Medya Bağımlılığı Ölçeği'nden alınan toplam puanlar ve sanal faktörler ve sanal iletişim alt boyutlarından alınan puanlar sosyal medya kullanım süresine göre anlamlı olarak farklılaşmaktadır ve sosyal medya kullanım süresi 7 saat ve üzeri olan grupta en yüksektir. Üniversite öğrencilerinin Sosyal Medya Bağımlılık Ölçeğinden aldıkları toplam puanlar ve ölçeğin sanal faktörler ve sanal iletişim alt boyutlarından aldıkları puanların yaş, sınıf düzeyi, sosyal medya kullanım amacı ve sosyal medyaya erişim araçları değişkenlerine göre anlamlı olarak farklılaşmadığı bulgusuna erişilmiştir. Katılımcıların Sosyal Medya Bağımlılık Ölçeği toplam puanları ile Beck Depresyon Envanteri puanları arasında istatistiksel anlamda anlamlı, yüksek düzeyde ve pozitif yönlü bir ilişki olduğu belirlenmiştir (r=886, p<.05). Sosyal Medya Bağımlılık Ölçeği alt boyutlarından sanal faktörler ve sanal iletişim puanları ile Beck Depresyon Envanteri puanları arasında anlamlı bir ilişki belirlenememiştir.