Theses supervised by Prof. Dr. Güzel Dişcigil
13 theses · Aydın Adnan Menderes University
Tıp fakültesi öğrencilerinde nargile kullanımı ve tercih nedenleri
Giriş ve amaç: Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencilerinde, sağlık açısından ciddi tehlike oluşturan ve kullanımı giderek artan nargilenin içilme sıklığını, nedenlerini ve nargilenin yaygınlaşmasına neden olan faktörleri tanımlamayı amaçladık. Ayrıca çalışmamızın hekim adaylarının nargile kullanımlarıyla ilgili durumlarını ortaya koymak açısından bir örnek teşkil etmeyi amaçlıyoruz. Gereç ve yöntem: Kesitsel ve tanımlayıcı tipte, Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde 2019-2020 eğitim-öğretim yılında öğrenim gören bütün öğrencilerin evrenini oluşturduğu bir çalışmadır. Öğrencilerin, sosyodemografik özellikleri, nargile kullanım davranışları ve sigara içme davranışlarıyla ilgili soruların yer aldığı 3 bölüm ve 23 sorudan oluşan yapılandırılmış soru formu kullanılmıştır. Fakülteye giderek öğrenciler araştırma hakkında bilgilendirmiş ve araştırmaya katılmayı kabul eden öğrencilere form uygulanmıştır. Veriler IBM SPSS 18.0 istatistik programı kullanılarak analiz edilmiştir. Tanımlayıcı istatistikler, sayı, yüzde, ortalama, +- standart sapma (min, max değerleriyle) verilmiştir. İstatistiksel analizde kategorik verilerin değerlendirilmesi için 2x2 tablolarda pearson chi-square, daha çok gözlü tablolarda çok gözlü chi-square testi kullanılmıştır. Tip 1 hata değeri %5 olarak değerlendirilmiş olup, p değer< 0,05 olması halinde anlamlı kabul edilmiştir. Bulgular: Çalışmaya 978 öğrenci katılmıştır. Katılanların yaş ortalaması 20,95 ± 1,83 yıl (17-27) olup %49,7'si kadın, %50,3'si erkektir. Öğrenciler çoğunlukla evde arkadaşıyla ve öğrenci yurdunda yaşıyordu. Öğrencilerin %70,8'i (n=692) nargile içmediğini söylerken, %13,2'si (n=129) içtiğini, %16,1'i (n=157) bazen içtiğini söylemiştir. Yılda birkaç kez nargile içen, nargile içmek için kafeleri tercih eden ve nargileyi aromalı içmeyi tercih eden öğrenci sayısı çoğunluktaydı. Öğrenciler ortam, arkadaş ortamı ve zevk için nargileyi tercih ederken, arkadaş etkisi, hoşa gitme nedeniyle ve merak ettikleri için nargile başlamışlardı. Yarısında fazlası nargile içmeyi bırakmayı düşünmüyordu ve ailesi nargile içtiklerini bilmeyenlerin sayısı daha fazlaydı. Nargilenin zararlı olduğunu söyleyenlerin sayısı yüksek oranlardayken %57,5'i nargilenin sigaradan daha zararlı olduğunu ve daha da fazlası nargilenin bağımlılık yaptığını söyledi. Nargilenin bulaştırdığı hastalıklarda, solunum yolu hastalıkları en çok işaretlenmişti ve sonra tüberküloz seçilmişti. Çalışmaya katılanların %61,5'i hiç sigara içmemişken %30,7'si aktif olarak sigara içiyordu. Sınıf bazında nargile içme durumlarında anlamlı fark yoktu. 6. sınıf öğrencilerinin nargileye başlama sebeplerinde stres faktörünü seçmeleri ve ailelerinin sigara içimine karışmıyor olması anlamlı bulunmuştu. 1. ve 2. sınıf öğrencileri nargilenin sigaradan daha az zararlı bulmaları diğer sınıflara göre anlamlı yüksekti. Sınıf düzeyi arttıkça nargilenin hastalık bulaştırdığını söyleme, nargilenin bulaştırdığı hastalıklardaki bilgi durumu ve nargilenin bağımlılık yaptığını söylemeleri anlamlı olarak artıyordu. Cinsiyet bazında erkekler daha çok nargile içiyordu ve nargileye içimine ayırdıkları süre daha fazlaydı. Kadınlar nargilenin sağlığa zararlı olduğunu, nargilenin hastalık bulaştırdığını ve bağımlılık yaptığını söylemeleri erkeklere göre anlamlı olarak daha fazlaydı. Yine nargile içimine benzer olarak erkekler daha fazla sigara içiyordu. Evde arkadaşı ile kalanların nargile içme oranı diğer yaşanılan yerlere göre daha yüksekti. Nargileye başlama ve tercih nedenlerinde, evde yalnız yaşayanlar arkadaş ortamını anlamlı olarak daha yüksek seçmişlerdi. Evde ailesi ile yaşayanların nargileyi bırakma oranları daha fazlaydı. Nargile ve sigara karşılaştırmasında, sigara içenlerin nargile içme oranı yüksek saptanırken, sigara içilen yıl sayısı ve günlük içilen sigara miktarı arttıkça nargile içme oranının artması istatiksel olarak anlamlı bulundu. Sonuç: Tıp fakültesi öğrencilerinde nargile içme durumu ve ilişkili faktörleri incelediğimiz araştırmamızda, nargile içimi ile sigara içimi arasında doğrusal bir ilişki mevcuttu. Nargile içimi, erkeklerde daha yüksekti ve ilerleyen sınıfla birlikte değişmemekteydi. Ancak bu durumla çelişkili olarak ileri sınıf öğrencileri, nargilenin zararı, hastalık bulaştırıcılığı, bulaştırdığı hastalık türleri ile ilgili daha çok bilgi sahibiydi. İleri sınıfların bilgisi daha fazla olmasına rağmen nargile içmeye devam ediyorlardı. Nargileye başlama nedenleri arasında arkadaş ve stres faktörü öne çıkmaktaydı. Arkadaşıyla ve yalnız yaşayanlarda nargile içme oranı daha yüksek, ailesiyle yaşayanlarda ise nargileyi bırakma oranı daha yüksekti. Toplumumuzda nargile kullanım sıklığı artmaktadır. Tütün karşıtı propagandaların sadece sigaraya değil, nargile ve diğer tüm tütün ürünlerine karşı genişletilmesi gerekmektedir. Çünkü nargile ve sigara birlikteliğinin güçlü olduğu görülmektedir. Çalışmada da görüldüğü üzere nargilenin içindeki aroma, nargile içiminde bir tercih unsurudur. Bu nedenle aromalı nargileye yönelik tedbirlerin alınması gerekmektedir. Nargilenin de bir tütün ürünü olduğu ve bağımlılık yaptığı bilinmelidir. Gençler arasında içilme oranı arttığı için, özellikle ailelerin ve toplumun, nargilenin vermiş olduğu zararlar hakkındaki bilgilendirilmeleri ve bu konuda farkındalığının artırılması önemlidir.
Aile hekimlerinin yaşlı hasta görüşmelerinde yaşadıkları zorluklar üzerine nitel bir araştırma
Yaşlı nüfusun artması ile birlikte yaşlı sağlığı giderek daha çok önem kazanmaktadır. Birinci basamağın ilk temas noktası olması sebebiyle aile hekimleri yaşlı sağlığında önemli görevler üstlenmektedir. Bu çalışmanın amacı; aile hekimlerinin yaşlı hastalarla yaptığı görüşmelerde karşılaştıkları zorlukların niteliksel özelliklerini ortaya koymaktır. Ocak 2020 – Mart 2020 tarihleri arası 3 odak grup görüşmesi yapılarak toplam 22 hekim ile görüşülerek yaşlı hasta görüşmelerinde karşılaşılan zorluklar üzerine açık uçlu sorular sorulmuştur. Ses kayıt cihazı ile toplanan veriler niteliksel olarak analiz edilmiştir. Yapılan analizler sonucu "yaşlı hasta", "birinci basamak hekimliği", "hastaya ait faktörler", "hekimin çözüm yolu" ve "hekimin hissi" temaları belirlenmiştir. Katılımcılarımızın çoğu görüşme sürecinde hastaya ait engellerin görüşme zorluklarına sebep olduğunu ifade etmiştir. Bu engellerde en çok vurgulanan hastaya ait iletişim engelleri ve polifarmasidir. Nitekim bu engeller karşısında çözüm yolu olarak empati, güven ortamı ve aile hekimliği disiplininin bir parçası olan bütüncül yaklaşım en çok vurgulanan öğelerdir. Yaşlıların yalnızlığı da bütün katılımcılar tarafınca ifade edilmiştir. Yaşlı hastaların özellikleri, diğer hastalardan farkları, yaşlı hastaların sağlığa bakış açısı, başvuru nedenleri, refakatçi, hastanın hissettikleri, hastaya ait fiziksel engeller, birinci basamak ortamı, ikinci ve üçüncü basamak hekimliğinden farkı, bakımın sürekliliği, fiziksel engellerde çözüm yolu, ASM fiziki koşulları, hekime saygı duyma, hekimin olumlu, olumsuz ve değişen hisleri diğer alt temalarımızdır. Sonuç olarak yaşlı hasta görüşmesinde hasta ile kurulan iletişim, tıbbi bilgi ve donanım kadar önem arz etmektedir. Katılımcılarımızın ifadesi doğrultusunda hastanın memnuniyeti tıbbi bilgiden bağımsızdır ve uygun iletişimle zorluklar aşılabilir. Anahtar Kelimeler: Yaşlı Hasta, Aile Hekimliği, Görüşme Zorlukları İletişim Adresi: yaprak.selcukk@gmail.com
Yaşlılık döneminde düzenli egzersizin düşme riski, fonksiyonel kapasite ve yaşam kalitesi üzerine etkisi
Yaşlılarda düzenli aktivite ve egzersiz alışkanlığının; sağlıklı yaşlanmanın en önemli belirleyicisi ve özellikle ileri yaşlarda düşmelerin önlenmesinde etkili olduğu, ayrıca yaşlıların yaşam kalitesini olumlu yönde etkilediği bildirilmekte, ancak doğru yapılandırılmamış egzersiz programlarının etkisiz olduğu hatta sakatlanmalara da yol açabildiği bilinmektedir. Bu çalışma, yaşlılar için düzenli ve yapılandırılmış bir egzersiz programının düşme riski, fonksiyonel kapasite, denge, kas kütlesi, kas kuvveti ve yaşam kalitesine etkisini değerlendirmek amacıyla planlandı. Araştırmanın örneklemini oluşturan Manisa Şehzadeler 12 nolu Aile Sağlığı Merkezinden hizmet alan 65-75 yaş arası dahil edilme kriterlerine uyan ve egzersiz programına katılmaya gönüllü olan kişiler arasından, egzersiz (s:38) ve kontrol (s:35) grupları oluşturuldu. Grup egzersizleri haftada bir gün antrenör ve araştırmacılar tarafından belirlenen ısınma, germe, denge, kuvvetlendirme, soğuma periyodlarını içeren 1 saatlik program olarak düzenlendi. Haftanın 2 günü katılımcıların evlerinde uygulamaları için grup egzersizlerinden bölümleri içeren egzersiz kitapçığı dağıtıldı ve egzersiz yapma durumu ve düşme durumu ile ilgili alanı işaretlemeleri istendi. Başlangıçta ve 6. ayın sonunda Lawton enstrümental günlük yaşam aktiviteleri ölçeği, Tinetti denge ve yürüme değerlendirmesi, SF-12 ile yaşam kalitesi değerlendirilmesi, biyoelektrik impedans ile vücut yağ ve yağsız vücut kütlesi ölçümleri , ayrıca dijital el dinamometresi ile kas kuvvetlerinin değerlendirilmesi yapıldı. Yaşlıların 6 aylık düzenli egzersiz programı sonrasında denge fonksiyonlarında iyileşme olduğu; yaşam kalitesinde artış olduğu sonucuna varıldı . Bununla beraber; egzersiz grubunda yağsız vücut kütlesinde ve fazla yağ yüzdesinde bir değişiklik olmazken kontrol grubunda yağsız vücut kütlesinin azaldığı, fazla yağ yüzdesinin ise arttığı saptandı. Ayrıca egzersiz grubunda el kavrama kuvvetinde artış olduğu görüldü. Sonuç olarak yaşlıların ısınma ve esneme ile desteklenen kol ve bacak kasları için kuvvetlendirme ve denge egzersizlerini içeren doğru yapılandırılmış grup egzersiz programlarına katılmaları ve düzenli ev egzersizlerine devam etmeleri hem fiziksel hem mental ve sosyal olarak olumlu kazanımların olması sebebiyle önerilmelidir.
Yaşlılarda fiziksel aktivite ile depresyon riskinin ilişkisi
ÖZET YAŞLILARDA FİZİKSEL AKTİVİTE İLE DEPRESYON RİSKİNİN İLİŞKİSİ Amaç Yaşlılık bir hastalık değil fizyolojik bir süreçtir. İnsan vücudunda ve zihninde meydana gelen değişimler sonucu organizmanın verimliliği ve kişinin çevreye uyum sağlayabilme yeteneği azalmaktadır. Fiziksel aktivitedir yaşlılık döneminde bireyi ruhsal ve bedensel hastalıklara karşı koruyucu faktörlerden birisidir. Fiziksel hareketsizlik dünya genelindeki ölümlerin %6'sını oluşturmakta ve risk faktörleri arasında dördüncü sırada yer almaktadır. Fiziksel aktivite hem mental hem de fiziksel kapasiteyi artırmakla kalmaz aynı zamanda kalp ve solunum hastalıkları, obezite, diyabet, kanser (kolon ve meme), kemik hastalıkları (osteoporoz ve osteoartrit), anksiyete ve depresyon gibi birçok kronik hastalığa karşı koruyucu bir faktör görevi görür. Çalışmamızın amacı 65 yaş ve üzerindeki bireylerde depresyon riski ile fiziksel aktivitenin ilişkisini ortaya koymaktır. Gereç ve Yöntem Çalışma tek merkezli, kesitsel bir çalışma olarak planlanmıştır. Çalışmanın evrenini Adnan Menderes Üniversitesi Hastanesi polikliniklerine 20 Nisan - 20 Temmuz 2017 tarihleri arasında başvuran 65 yaş ve üstü hastalar oluşturmuştur. Gönüllülerin sosyodemografik özellikleri, fiziksel aktiviteleri ve depresyon riski değerlendirilmiştir. Fiziksel aktivitenin değerlendirilmesi için Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi (IPAQ) kısa formu, depresyon riskini belirlemek için Yesavage Geriatrik Depresyon ölçeği kullanılmıştır. Ayrıca sosyodemografik özelliklerin sorgulandığı bir anket uygulanmıştır. Veriler toplandıktan sonra istatiksel analizler SPSS paket program aracılığıyla yapılmıştır. 35 Bulgular Çalışma grubunun yaş ortalaması 69,8±5,1 yıl (65-86) idi. Bunlardan 160 (%50)'ı kadın, 160 (%50)'ı erkekti. Katılımcıların %78,8 (s=252)'inin en az bir tane kronik fiziksel hastalığa sahip olduğu saptandı. Fiziksel aktivite ölçeğine göre katılımcıların %43,4 (s=139)'ünün inaktif, %35,9 (s=115)'inin yeteri kadar aktif olmadığı, %20,6 (s=66)'sının fiziksel olarak aktif olduğu saptanmıştır. Geriatrik depresyon ölçeği değerlendirildiğinde katılımcıların %24,4 (s=78)'ünün depresyon riski bulunurken, %75,6 (s=242)'sının depresyon riski olmadığı saptanmıştır. Fiziksel aktivite azlığı ile depresyon riski arasında anlamlı ilişki saptanmıştır (X2 =25.221, p=0.000). Depresyon riskini fiziksel aktivite azlığı 3,7 kat, çocukları tarafından manevi olarak desteklenmeme 3,5 kat ve düşük gelir düzeyi 3,6 kat arttırmaktadır. Sonuç Çalışmamızda yaşlılarda depresyon riskini %24 olarak saptadık. Ayrıca fiziksel inaktivite depresyon riski ile ilişkiliydi. Bununla beraber fiziksel olarak inaktif olan yaşlı oranı %43'tü. Her yaşta fiziksel aktivitenin teşvik edilmesi sadece fiziksel sağlığın değil ruhsal sağlığın korunması için de önemlidir. Sonuçlarımız fiziksel aktiviteyi arttırmanın ruhsal sağlığa katkıları olacağını ortaya koymaktadır. Anahtar Sözcükler: yaşlı, IPAQ, depresyon, geriatrik depresyon ölçeği
Aydın ili efeler ilçesi aile sağlığı merkezlerine başvuran 65 yaş üstü kişilerde demans riski ve ilişkili faktörler
Amaç Ülkemizde demans riski ve risk ile ilişkili faktörlerin birlikteliğini araştıran az sayıda çalışma vardır. Bu çalışmada birinci basamak sağlık hizmetine herhangi bir nedenle başvuran 65 yaş üstü bireylerde demans riski ve ilişkili faktörlerin araştırılması amaçlanmaktadır. Gereç Ve Yöntem Araştırmamız tek merkezli, kesitsel bir çalışma olarak tasarlandı. Bu çalışma Aydın İli Efeler merkez ilçesinde bulunan Aile Sağlığı Merkezlerinde 65 yaş ve üzeri hastaları kapsayacak şekilde hazırlandı. Örneklem büyüklüğü 450 kişi olarak belirlendi. Çalışma yapılacak aile sağlığı merkezleri altı kentsel ve iki kırsal yerleşimli olmak üzere rastgele seçildi. Araştırmada görüşülen gönüllü hastalardan bilgilendirilmiş onam formu alınarak Geriatrik Depresyon Ölçeği (kısa formu), Standartize Minimental Test, sosyodemografik özellikleri, kronik hastalıklar ve ilişkili faktörlerin sorgulandığı anket formu yüz yüze görüşme yöntemi ile uygulandı. İstatistiksel analiz SPSS (Statistical Package for Social Sciences) 18.0 programında yapıldı. Araştırmamızda tanımlayıcı istatistiksel yöntemler kullanılmıştır. Verilerin normal dağılıma uygunluğu Shapiro-wilk testi ile değerlendirilmiştir. Gruplar arası karşılaştırmalarda ki-kare testi, anlamlı bulunan nominal veriler için de lojistik regresyon analizi yapıldı. Anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak kabul edildi. Bulgular Çalışmamıza toplamda 65 yaş ve üzeri 450 kişi dahil edildi. Katılımcıların 209'u (% 46.4) kadın, 241'i (%53.6) erkekti. Katılımcıların yaş ortalaması 71.7±5.9 idi. Çalışmaya alınan 450 kişinin %11.6'sında (52 kişi) demans riski tespit edildi. 75 yaş ve üzeri yaş grupta demans riski daha yüksekti (p<0.001). Evli olmayanlarda demans riski oldukça yüksekti (p<0.001). Sekiz yıl ve altında eğitim alanların demans riski yüksekti (p=0.001). Günlük aktivitelerden kitap okumayanlarda demans riski yüksekti (p<0.05). Kişilerin aletli günlük yaşam aktivitelerini yapmakta zorluk çekme durumları ile demans riski oldukça ilişkiliydi (p=0.000). Kişilerin beslenme özellikleri ile demans riski durumu karşılaştırıldığında, zeytinyağı tüketim miktarı ve yağlı tohum kullanımı dışında anlamlı ilişki tespit edilmedi (p<0.05). Kardiyovasküler hastalık tanısı olan bireylerde demans riski yüksekti (p<0.05). NSAİ kullanımı olan bireylerde demans riski daha düşüktü (p<0.05). Yapılan çoklu regresyon analizi sonrası 75 yaş ve üzerinde olmak demans riskini 2.359 kat, bekar/dul olmak 2.488 kat, eğitim süresi sekiz yılın altında olması ise 6.213 kat artırıyordu. Sonuç Özellikle 75 yaş üzeri grupta demans riski oldukça artmaktadır. Buna ek olarak dul ve eğitim süresi 8 yılın altında olan yaşlı bireylerde de demans riski anlamlı düzeyde artış göstermektedir. Birinci basamak hekimleri koruyucu sağlık hizmetleri kapsamında demans riski konusunda dikkatli olmalıdır. Belirlenen risk artışı görülen gruptaki bireylerin mental durum muayenesini günlük rutinine eklemelidir. Anahtar kelimeler: Demans riski. 65 yaş üstü, Mini Mental Test
Diyabetik ayak hastaları ve bakım verenlerine uygulanan eğitim ve izlemin tükenmişlik üzerine etkisi
Amaç:Diyabetik ayak yarası olan hastaya bakım verenler hastanın hareket yeteneğinde azalma, cerrahi girişim ve amputasyona bağlı olarak bakım yükü oluşturabilecek birçok rol ve sorumluluğu üstlenmek durumunda kalmaktadırlar. Bu durum da bakım verenin tükenmişliğine yol açabilmektedir. Çalışmanın amacı: diyabetik ayak hastalarına ve bakım verenlerine uygulanan eğitim ve izlemin, bakım verenlerde bakım işiyle ilişkili tükenmişlik düzeyine etkisinin araştırılmasıdır. İkincil amacımız ise diyabetik ayak hastalarına bakım verenlerde gözlenen tükenmişlik sendromuyla ilişkili faktörleri ortaya koymaktır. Yöntem:Araştırmamız tek merkezli, müdahale çalışması olarak planlanmıştır. 01.04.2019-31.05.2019 tarihleri arasında Adnan Menderes Üniversitesi Uygulama Ve Araştırma Hastanesi Kronik Yara ve Enfeksiyonlarım Bakım Ünitesine başvuran ve diyabetik ayak tanısıyla servise yatırılarak takip edilen hasta ve bakım verenleri müdahale (olgu) grubunu, 01.06.2019-31.07.2019 tarihleri arasında servise yatan hasta ve bakım verenleri kontrol grubunu oluşturdu. Ancak kontrol grubu yeterli sayıya ulaşmadığı için süre 09.08.2019 tarihine kadar uzatıldı. Olgu ve kontrol grubuna sosyodemografik ve tıbbi özgeçmiş veri formu (ek-4) ve Maslach tükenmişlik ölçeği uygulandı. Olgu grubundaki hastalara ve bakım verenlerine diyabetik ayak bakımı ve stresle başa çıkma yöntemleri ile ilgili yüz yüze eğitim (ek-1) verildi. Hastalar ve bakım verenleri iki ay süreyle iki haftada bir kez telefonla yapılandırılmış destek programı uygulanarak (ek-3) izlendi. İzlem sonunda bakım verenler telefonla aranarak anket ve 'Maslach Tükenmişlik ölçeği' tekrar uygulandı. Kontrol grubuna da hiçbir müdahale uygulanmayarak 2 ay sonra anket ve ölçek uygulandı. Veriler toplandıktan sonra istatistiksel analizi SPSS paket program aracılığıyla yapıldı. Çalışmanın gerekli etik kurul izinleri ise Adnan Menderes Üniversitesi Etik Kurul'undan alınmıştır. Bulgular: Uygulanan müdahale sonrasında olgu grubunda hem olgu hem kontrol gruplarında duygusal ve duyarsızlaşma alt boyutlarının düzeylerini anlamlı olarak azalmış saptadık. Kişisel başarı puan ortalamalarında istatistiksel fark mevcut değildi. Ayrıca, çalışmamızda DAE bulunan kişilere bakım veren bireylerdeki tükenmişliğin; hastanın cinsiyeti, hastanın çalışma durumu, DM tanısı aldıktan sonra geçen süre, hastanın tükenmiş hissetme durumu,bakım verme süresi, bakım verenin çalışma durumu, hastanın bakım işlerine yardımcı olması, bakım verenin ekonomik ve sağlık problemleri gibi faktörlerden etkilendiğini gözlemledik. Sonuç: DAE hastaları ve bakım verenlerine, hastalıklarıyla ve stresle başa çıkma yöntemleri ile ilişkili verilen eğitim ve sonrasında yapılan iki aylık izlemin bakım verenin tükenmişliği üzerine etkisini araştırdığımız çalışmamızda, hem olgu hem kontrol gruplarında duygusal ve duyarsızlaşma alt boyutlarının düzeylerini azalmış saptadık.
Evde bakım hizmeti alan kişilerde sık karşılaşılan tıbbi ve sosyal sorunlar
Giriş ve amaç: Artan yaşlı ve engelli nüfusun sağlık ve bakım ihtiyaçlarını karşılamak için evde bakım hizmetlerine ihtiyaç duyulmaktadır. Biz bu çalışma ile Aydın ilinde evde sağlık ve bakım hizmeti alanların; genel profilini, mevcut durumlarıyla ilgili yaşadıkları, hizmet sunumu sırasında karşılaştıkları, tıbbi ve sosyal sorunları, günlük yaşamlarındaki bağımlılık düzeylerini ve bakım verenlerin yaşadıkları sorunları ortaya koymayı amaçladık. Gereç ve yöntem: Kesitsel tanımlayıcı bir araştırma olarak tasarlanan bu çalışmada, Aydın ilindeki evde sağlık hizmetleri koordinasyon merkezine kayıtlı kişilere (s=718), 2013 yılı haziran-aralık ayları arasında ulaşılarak, sözel onamlar alındıktan sonra, yüz yüze görüşerek anket ve günlük yaşam aktiviteleri ölçekleri uygulanmıştır. Evde sağlık ve bakım hizmeti alan ve bakım veren kişilere, demografik bilgileri, tıbbi ve sosyal durumları, yaşadıkları tıbbi ve sosyal sorunlar sorulmuştur. Elde edilen veriler istatistiksel olarak değerlendirilmiştir. Bulgular: ESH alan ve çalışmaya katılan 451 kişiden 303'ü (%67,2) kadındı ve yaş ortalaması 70,5 yıldı. Yaş dağılımında çoğunluğu ileri yaş grubu oluşturmaktaydı (75-84 yaş s:154, %34,1 ve ≥85 s:115, %25,5). Yatağa bağımlılar 192 kişi (%42,6) olarak saptanmış olup, kadınlarda yatağa bağımlılık oranı daha yüksekti. İlk 3 sırada yer alan tanılar sıklık sırasına göre hipertansiyon (s:219, %48,6), serebrovasküler hastalık (SVO) (s:115, %25,5), diabetes mellitustu (DM) (s:95, %21,1) ESH alanların yarıya yakını yardımcı cihaz kullandıklarını belirtmişlerdi (s=179, %39,7). Günlük yaşam aktivitelerinde bağımlılık durumları değerlendirildiğinde önemli bir kısmının hem temel hem de aletli günlük yaşam aktivitelerinde bağımlı olduğu görülmüştür. Yaş ilerledikçe bağımlılık düzeyi de artmıştır. Hizmet kapsamında en çok muayene yapıldığı (s=414; %91,8) ve sevk oranın %9,3 olduğu görülmüştür. Günlük sosyal aktivite olarak en çok televizyon (TV) izlendiği (ortalama=3,24±1,99 saat) belirtilmiştir. Sosyal sorunlar değerlendirildiğinde ise hastaların, yaklaşık üçte ikisinin kendilerini hayattan kopmuş (izolasyon) hissettiklerini bildirdikleri görülmüştür. Evde bakım verenlerin 402'sinin (%89,1) kadın olduğu saptanmış olup, yaş ortalaması 52,6 yıl olarak bulunmuştur. Önemli bir kısmı anksiyete (s:93; %20,7) ile ilgili bir tanı almış olduğunu bildirmiştir. Sonuç: Evde sağlık hizmetlerinin (ESH) önemi giderek artmaktadır. ESH sunumunun kamusal düzeyde (devlet desteğiyle) verilmeye başlaması önemli bir adım olmuştur. Sağlık desteğinin yanında, sosyal ve toplumsal destekleri de içerecek biçimde kapsamlı bir evde bakım hizmeti modeli, gereksinimlere daha iyi yanıt verebilecektir. Anahtar kelimeler: Evde bakım, evde sağlık, tıbbi, sosyal, Katz, Lawton, günlük yaşam aktiviteleri
Bir üniversite aile hekimliği polikliniğinin hasta profili ve başvuru nedenleri
Giriş ve amaç: Birinci basamak sağlık hizmetleri, sağlık hizmeti sunumunda giriş kapısı olup bireye en yakın ve en kolay ulaşılabilecek konumdadır. Biz bu çalışma ile ADÜ Tıp Fakültesi Aile Hekimliği polikliniğine başvuran hastaların yaş, cinsiyet gibi demografik verilerini, başvuru nedenlerini, tanılarını, danışmanlık hizmetlerini, uygulanan yönetim planını, sevk ve konsültasyon işlemlerini değerlendirerek polikliniğimize başvuran hasta profilini ortaya koymayıamaçladık. Gereç ve yöntem: Kesitsel ve tanımlayıcı bir araştırma olarak tasarlanan çalışmamızda; 07.05.2010 - 21.03.2013 tarihleri arasında ADÜ Aile Hekimliği polikliniğine başvuran 1420 hastanın; demografik bilgileri, başvuru nedenleri, sıklığı, tanıları, danışmanlık konuları, yönetim planı, tetkik ve tedavileri, izlem, sevk ve konsültasyon işlemleri ile ilgili bilgilerinin hasta kayıt sisteminden elde edilerek değerlendirildi. Bulgular: ADÜ Tıp Fakültesi Aile Hekimliği polikliniğine başvuran kişi sayısı 1420 olup, toplam 2472 başvuru olmuştur. Ortalama başvuru sayısı 1,7 olarak saptanmıştır. Başvuranların 1636 kişisi kadın, 836 kişisi ise erkektir. Başvuranların yaş ortalaması 47 (0-92 yaş) olup, en sık başvuruda bulunan yaşaralığı 25 - 64 yaş, En az başvuruda bulunan yaş aralığı ise 0 - 6 yaş olmuştur. Hastaların en sık belirttikleri başvuru nedenleri genel kontrol, reçete yazdırma, öksürük, boğaz ağrısı, halsizlik, bel ağrısıydı. En sık konan tanılar, demir eksikliği anemisi, hipertansiyon, dislipidemiler, diabetes mellitus ve osteoporozdu. Başvuran hastaların 1084'ünden (%43,9) tetkik istenmiş, 469'una (%19) reçete yazılmış,187'sine (%7,6) danışmanlık verilmiş, 5'i (%0,02) sevk edilmiş, 16'sından (%0,06) ise konsültasyon istenmiştir. Sonuç: Aile hekimliği uzmanlık eğitimi ve uygulamasında düzenli kayıt tutma, periyodik muayene, bakımın sürekliliği, kronik hastalık yönetimi ve danışmanlığına daha fazla yer verilmelidir. Anahtar kelimeler: Aile hekimi, birinci basamak sağlık hizmeti, danışmanlık
Yaşlılarda aşılanma durumu ve bilgilendirmenin etkisi
Araştırmamızda yaşlı bireylerin, yaşlı aşıları hakkındaki bilgi düzeylerini ve bu aşılarla aşılanma oranlarını saptamak ve yaşlılık dönemi bağışıklaması hakkında bireylerin farkındalıklarının artırılması ve aşılanma oranlarında artış sağlanması amaçlanmaktadır. Gereç ve yöntem Ocak 2010- Mayıs 2014 yılları arasında Adnan Menderes Üniversitesi Aile Hekimliği Polikliniği'ne başvurmuş ve çalışmaya katılmayı kabul eden 60 yaş ve üzeri hastalardan toplam 400 kişiye telefonla görüşme yoluyla anket çalışması uygulanmıştır. Hastalara demografik bilgileri, yaşlı dönemi aşıları hakkındaki farkındalık durumlarını ve bu aşılarla aşılanma durumlarını içeren sorular yöneltilmiştir. Anket bitiminde hastalara yaşlılık dönemi aşıları hakkında kısa bilgilendirme yapılmıştır. Aynı hastalar üç ay sonra tekrar aranarak aşılanma durumları sorgulanmıştır. Bulgular Çalışmaya 279 (%69,8)'u kadın, 121 (%30,3)'i erkek, toplam 400 kişi katılmıştır. Katılımcılardan çok azı (s=17, %4,3) "65 yaş üzerinde aşı gerekli midir?" sorusunu "evet, gereklidir." şeklinde cevaplamışlardır. "Evet" şeklinde cevaplayan 17 kişinin tamamı aşıların hastalıklardan koruduğunu ifade etmişlerdir. 65 yaş üzerinde hangi aşıların yapıldığını bilenlerin sayısı oldukça azdı. Aşılananlardan hekim önerisi belirten katılımcı sayısı sınırlıdır. Bilgilendirme öncesi influenza aşılanma oranı %1, pnömokok aşılanma oranı %1 ve tetanoz aşılanma oranı %1,3 olarak bulunmuştur. Bilgilendirme öncesi toplam aşılanan 10 (%2,5) kişi iken, bilgilendirme sonrasında bu oran 43( %10,8) kişiye çıkmaktadır. Sonuç Bulgular bireylerin yaşlı bağışıklaması hakkında yeterince bilgi sahibi olmadıklarını göstermektedir. Özellikle bütüncül yaklaşım ve kapsamlı bakım ilkeleriyle klinik süreci yöneten aile hekimlerinin bu konuda duyarlı olmaları aşılanma oranlarının yükselmesine büyük katkı yapacaktır. Anahtar kelimeler: Yaşlılık dönemi, yaşlılık dönemi bağışıklaması, aile hekimliği, koruyucu hekimlik, bilgilenme
Gebelikte kullanılan destek tedavisine uyum ve etkileyen faktörler
Giriş ve amaç Anne ve bebek sağlığı, sağlıklı toplumun temelini oluşturur. Birinci basamak sağlık hizmetlerinde, anne ve çocuk sağlığı açısından gebelik öncesi ve sonrası danışmanlık ve izlem önemli bir yer tutmaktadır. Anne ve bebek sağlığı için gebelik döneminde destek tedavisi olarak folik asit, demir ve D vitamini önerilmektedir. Çalışmamızın amacı Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi Uygulama ve Araştırma Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Polikliniğine başvuran gebelerde destek tedavisi kullanım durumu ve tedaviye uyumu etkileyen faktörleri saptamaktır. Gereç ve yöntem Çalışmamız; 1 Haziran 2016 - 30 Eylül 2016 tarihleri arasında Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi Uygulama ve Araştırma Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Polikliniğine başvuran 2. ve 3. trimester gebelerde yüz yüze anket uygulanarak yapılmışır. Tek merkezli, kesitsel analitik bir çalışmadır. Dahil edilme kriterlerine uygun 488 gebeden 402'si (%82,4) çalışmaya katılmıştır. Elde edilen veriler istatistiksel olarak değerlendirilmiştir. Tanımlayıcı analizler; sayı, yüzde, ortalama, minimum ve maksimum değer şeklinde yapılmış olup gruplar arası karşılaştırmalarda Ki-kare testi kullanılmıştır. Anlamlılık değeri olarak p<0,05 alınmıştır. Bulgular Çalışmamıza katılan gebelerin yaş ortalaması 29'du. Gebelerin yaklaşık üçte biri (s=129; %32,1) yüksekokul/üniversite mezunu olup çoğunluğu (s=322; %80,1) kentsel bölgede yaşıyordu. Gebeliklerin önemli bir kısmı planlanmış gebelik (s=274; %68,2), %42,3' ü (s=170) ise ilk gebelikti. Yalnızca %16,2' si (s=65) gebelik öncesi danışmanlık hizmeti almıştı. Gebelerin %17,9' u (s=72) folik asit, %6,6' sı (s=25) demir, %18,4' ü (s=74) D vitamini hiç kullanmıyordu. Gebelerin %21,6' sının (s=87) folik asiti, %43,9' unun (s=167) demiri, %19,4' ünün (s=78) D vitaminini yeterli düzeyde kullanması çalışmamızın en dikkat çeken bulgularındandı. Gebeleri düzenli kullanmaya en sık teşvik eden durumlar; faydalı olduğunu düşünmek (s=237; %59,0) ve ebe/hekim tarafından bilgilendirilmek (s=210; %52,2) olarak saptandı. Kentsel bölgede yaşamak, yüksekokul/üniversite mezunu olmak, yüksek gelir düzeyine sahip olmak, eşinin veya kendisinin sağlık çalışanı olması destek tedavisine uyumun daha fazla olduğu durumlardı. Gebeliğin planlanmış olması, gebelik öncesi bilgilendirilmiş olmak veya danışmanlık almak destek tedavisine uyumu arttırmaktaydı. Gebelik öncesi tıbbi yardım alma, önceki gebelikte destek tedavisi kullanma, gebelerin aile hekimlerini tanıması, aile hekimi tarafından takip edilmesi ile destek tedavisine uyum arasında bir ilişki saptanmadı. Çalışmamızda, aile hekimini tanıma (s=381; %94,8), aile hekimi tarafından bilgilendirilme (s=250; %62,2) ve aile hekimi tarafından takip edilme (s=277; %68,9) oranı yüksek olmasına rağmen, destek tedavisi hakkında ilk danışılan olma (s=70; %17,4) ve gebelik öncesi aile hekimliğinden danışmanlık alma (s=9; %2,2) oranları düşüktü. Sonuç Gebelikte destek tedavisi kullanıldığı halde yeterli kullanım oranları oldukça düşüktür. Aile hekiminin görevlerinden biri olan gebelik öncesi bilgilendirme ve danışmanlık ile destek tedavisi kullanımı artmaktadır. Bulgularımız destek tedavisini teşvik etmede aile hekimlerinin daha etkin rol oynaması gerektiğini ortaya koymaktadır. Anahtar kelimeler: Aile hekimliği, gebelik, folik asit, D vitamini, demir
ADÜ Aile hekimliği polikliniğine başvuran 65 yaş üzeri hastaların fonksiyonel yeterlilikleri ile çoklu ilaç kullanımının ilişkisi
Giriş ve amaç Ülkemizde, dünya nüfusuna benzer şekilde yaşlı nüfus hızla artmakta ve tüm dünyada yaşlı sağlığın önemi gittikçe artmaktadır. Yaşlılık dönemi, hem fiziksel hem de psikososyal yönden bireyin yaşam biçimi ve fonksiyonel kapasitesinin olumsuz olarak etkilendiği bir süreçtir. Yaşlanma ile artan kronik hastalıklar ve çeşitli geriatrik sendromlar nedeniyle hem fonksiyonel kayıplarda hem de kullanılan günlük ilaç sayısında artış gözlenmektedir. Sonuç olarak yaşlılık döneminde fonksiyonel yetersizlikler ve çoklu ilaç kullanımı önemli iki sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu doğrultuda; çalışmamızın birincil amacı hizmet verdiğimiz yaşlıların fiziksel ve bilişsel fonksiyonel yeterlilikleri ile polifarmasinin ilişkisini incelemektir. Ayrıca ikincil olarak yaşlılarımızın fonksiyonel durumlarını değerlendirmek, polifarmasi sıklığını saptamak ve polifarmasi ile ilişkili demografik özellikleri belirlemek de amaçlanmıştır. Gereç ve yöntem Çalışmamız; 1 Ocak 2010 - 1 Haziran 2016 tarihleri arasında Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi Uygulama ve Araştırma Hastanesi Aile Hekimliği Polikliniğine kayıtlı 65 yaş üstü bireylere anket ve ölçekler uygulanarak yapılmışır. Tek merkezli, prospektif bir çalışmadır. Dahil edilme kriterlerine uygun 65 yaş ve üstü 200 kişi polikliniğimize davet edilerek çalışmaya alınmıştır. Katılımcılara yüz yüze görüşme tekniği kullanılarak anket formu uygulanmış, günlük yaşam aktivite ölçekleri ve kısa mental durum değerlendirme (MMSE) ile Tinetti testi uygulanmıştır. Tanımlayıcı analizler; sayı, yüzde, ortalama, minimum ve maksimum değer şeklinde yapılmış olup; kategorik verilerin analizinde Ki-kare ve Fisher Exact testi kullanıldı. Bağımsız değişkenlerden yaş grubu, cinsiyet, eğitim düzeyi, gelir düzeyi, sosyal güvence, temel ve aletli günlük yaşam aktiviteleri, düşme riski, kronik fiziksel hastalık ve bilişsel işlev kaybının bağımlı değişken olan polifarmasi üzerine etki derecesini belirlemek için çoklu lojistik regresyon analizi yapıldı. Anlamlılık düzeyi 0,05 olarak kabul edildi. Çalışmanın gerekli etik kurul izinleri ise Adnan Menderes Üniversitesi Etik Kurul'undan alınmıştır. Bulgular Çalışma grubunun yaş ortalaması 71,1±5,5 yıl (65-87) idi. Bunlardan 90 (%45)'ı kadın, 110 (%55)'u erkekti. Katılımcıların %21'i üniversite mezunu iken %51'i ilkokul veya ortaokul mezunu idi. Çalışmaya katılanların kronik fiziksel hastalık ortalaması 2,6±1,2 (0-6) idi. Katılımcıların %94'ünün en az bir tane kronik fiziksel hastalığa sahip olduğu saptandı. Katılımcıların kullandığı ilaç ortalaması 3,4±1,6 çeşit (0-8) idi. Evdeki ilaçları kullanma eğilimi ön plandaydı. Grubun sadece %48,5'inde polifarmasi saptanmıştır. Temel ve İnstrümental günlük yaşam aktivite ölçeğinde, katılımcıların büyük çoğunluğu tam fonksiyonel olarak saptanmıştır. Temel günlük yaşam aktivitelerinde en sık kontinansta sorun yaşanmakta (%32,5) iken, instrümental günlük yaşam aktivitelerinde en sık küçük tamirat ve çamaşır yıkama işlerinde sorun yaşanmaktaydı (%33). MMSE teste göre en çok etkilenen kognitif fonksiyon %38 oranı ile oryantasyon bozukluğu ve en az etkilenen fonksiyon ise %1,5 oranı ile kayıt etme yeteneği olmuştur. Tinetti testinde de katılımcıların %19,5'i yüksek risk grubunda yer alırken, %42'si düşük risk grubunda yer almıştır. Çalışmamızın öne çıkan bulguları; çoklu ilaç kullanımı varlığında polifarmasi ile fonksiyonel yetersizliğin arttığı(p:0,005), düşme riskinin arttığı(p:0,000), kronik hastalık görülme oranının arttığı(p:0,001) ve kognitif bozuklukların daha yüksek olduğu(p:0,008) yönündedir. Sonuç Polifarmasi; hem morbidite hem mortaliteyi artıran ve yaşam kalitesini bozup fonksiyonel yetersizliklere neden olabilen önemli geriatrik sendromlardan biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Yaşlılarda oldukça sık görülen çoklu ilaç kullanımı; düşme riski ile birlikte fonksiyonel ve bilişsel yetersizlikle ilişkili bulunmuştur. Yaşlıların, aile hekimleri tarafından bu konuda bilgilendirildikleri oranda polifarmasinin olumsuz sonuçlarından daha iyi korunmaları mümkün olacağı düşüncesindeyiz. Anahtar kelimeler: polifarmasi, günlük yaşam aktiviteleri, Tinetti, MMSE
Yaşlılarda ihmal ve istismar ile ilişkili faktörler-İzmir ilinden bir örnek
Amaç: Bu araştırma, bölgemizdeki yaşlılarda ihmal ve istismar risk sıklığını tespit etmek, riskin demografik özellikler, hastanın bilişsel ve fonksiyonel yeterliliği, bağımlılık durumu, yalnızlık/ sosyal izolasyon durumu ile ilişkisini saptamak ve bu faktörlerin riski ne oranda etkilediğini açığa çıkarmak amacıyla yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırma tanımlayıcı-kesitsel olarak Ekim 2019-Haziran 2021 tarihleri arasında, İzmir ili Konak ilçesi 24 Nolu Aile Sağlığı Merkezi'ne kayıtlı, 65 yaş ve üzeri 249 gönüllü üzerinde gerçekleştirildi. Araştırmanın evreni 1180, örneklemi 308 kişiydi. Yaşlıların demografik özellikleri ve sağlık profilleri bir anket formu ile bilişsel düzeyleri Saat Çizme Testi ile, fonksiyonel yeterlilik/ bağımlılık düzeyleri Katz'ın Günlük Yaşam Aktiviteleri Ölçeği ile, yalnızlık düzeyleri Yaşlılar İçin Yalnızlık Ölçeği ile, istismar riskleri ise Hwalek-Sengstock Yaşlı İstismarı Tarama Testi ile değerlendirildi. İstismar riskine göre iki gruba ayrılan yaşlıların demografik özellikleri, kronik hastalıkları, engellilik halleri, bağımlılık düzeyleri bilişsel düzeyleri ve yalnızlık durumları karşılaştırıldı. Kategorik verilerin karşılaştırılmasında Chi-square testi ve Fisher's Exact test kullanıldı. Normal dağılıma uymayan sürekli değişkenlerin karşılaştırılmasında, Mann-Whitney U testi kullanıldı. Risk analizi için logistik regresyon modeli kullanıldı. Tüm testlerde p<0,05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. Bulgular: Çalışmamıza 161'i kadın (%64,7), 88'i erkek (%35,3) olmak üzere toplam 249 kişi dâhil edildi. Katılımcıların yaşları 65 ile 92 arasında değişmekteydi ve yaş ortalamaları 75'ti. Eğitim ve gelir düzeyi Türkiye yaşlı nüfus ortalamalarının üzerindeydi. Çalışmamızdaki yaşlıların %32,5'i yalnız, %64,7'si eş ve/ veya çocuklarıyla yaşamaktaydı. %95,2'sinin en az bir kronik hastalığı vardı, %18,5'i engelliydi. Saat Çizme testine göre %60,2'sinin bilişsel düzeyi iyi, %35,3'ününse yetersiz bulundu (%4,5'i değerlendirilemedi). Yaşlıların %94,8'i fonksiyonel olarak tam bağımsız, %5,2'si bağımlı olarak değerlendirildi. Yaşlıların %39,4'ü kendini yalnız bulmuyor, %55'i kısmi yalnızlık tanımlıyor, %4,4'ü kendini ciddi yalnız, %1,2'si ise çok ciddi yalnız buluyordu. Araştırmaya katılanların 27'sinde (%10,8) istismar riskine rastlandı. Çoklu lojistik regresyon analizleri sonucunda, duygusal ve sosyal yalnızlığın ve solunum sistemi hastalıklarının istismar riskini öngörmede anlamlı olduğu saptandı. İstismar için en önemli risk faktörü olarak yalnızlık bulundu. Ciddi yalnızlık tanımlayanlarda istismar riskinin yalnızlık tanımlamayanlara göre 3,9 kat artmış olduğu belirlendi. Sonuç: Yaşlılıkta duygusal ve sosyal yalnızlığın, istismar ve ihmal üzerindeki en önemli risk faktörü olduğu sonucuna ulaşıldı.
Bakım verenlere uygulanan yapılandırılmış sosyal destek programının bakım verme yükü ve sosyal destek algısına etkisi
Amaç: Bağımlı yaşlıların bakım ihtiyaçları büyük oranda aile bireyleri tarafından karşılandığı ve bu sürecin bakım verenlerde fiziksel, sosyal ve ekonomik zorlanmalara neden olduğu bilinmektedir. Bakım verenin üzerindeki bu yükün azaltılmasında sosyal desteğin rolü çok yaygın olarak kabul görmektedir Bu çalışmada yaşlılara bakım veren kişilerin sosyal destek algılarının belirlenmesi ve 'Yapılandırılmış Sosyal Destek Programının' bakım verenlerin yükü ve sosyal destek algılarına etkisinin ortaya konması amaçlanmıştır. Bakım verenlere yönelik sosyal desteği güçlendirmek amacıyla kullanılmak üzere bir "Sosyal Destek Program Modeli" ortaya koymak ve bu alanda yapılacak başka çalışmalara da katkı sağlamak hedeflenmiştir. Gereç ve Yöntem: Çalışmamız Mart 2018 ve Aralık 2020 tarihleri arasında yapılmıştır. Çalışmaya Söke Sarıkemer Aile Sağlığı Merkezinde kayıtlı 65 yaş üstü bağımlı yaşlıya bakım veren 85 kişi dahil edilmiştir. Çalışma kriterlerine uymayan 30 kişi çalışma dışı bırakılmıştır. Bakım verenlerin 20'sine yapılandırılmış sosyal destek programı uygulanırken, 35'i kontrol grubu olarak değerlendirildi. Yapılandırılmış sosyal destek programı telefon iletişim ağı kurulması, eğitim ve egzersiz bileşenlerinden oluşturuldu. Tüm katılımcılara başlangıçta ve 8. haftanın sonunda Bakım Verme Yükü Ölçeği ve Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği uygulandı. Ölçeklerin ön test, son test skorları ve bu skorlarda meydana gelen değişimlerin istatistiksel analizleri SPSS 22.0 versiyonu kullanılarak yapılmıştır. Bulgular: Yapılandırılmış Sosyal destek programının uygulanması sonucunda bu desteği almayan grupta bakım verme yükünde anlamlı artış saptandı. Sosyal destek programını alan grupta ise sosyal destek algısı ile bunun arkadaş, aile ve özel insan alt ölçeklerinde anlamlı bir artış olduğu görüldü. Sosyal destek almayan grupta ise algılanan sosyal desteğin aile ve arkadaş alt ölçekleri ve genel olarak da algılanan sosyal destek puanlarında anlamlı azalma bulundu. Sonuç: Yapılandırılmış sosyal destek programımızın bakım verme yükü ve sosyal destek algısında olumlu katkıları olmuştur. Anahtar kelimeler: Algılanan Sosyal Destek, Bakım Yükü, Yapılandırılmış Sosyal destek programı