Theses supervised by Prof. Dr. Gül Ergör

13 theses · Dokuz Eylül University

Medical SpecialtyOpen AccessTR

Balçova'da sigara bırakma merkezinde bir yıllık bırakma hızı ve nikotin bağımlılık düzeyinin yeniden başlamaya etkisi

GİRİŞ VE AMAÇ: Sigara dünyada en önemli önlenebilir ölüm nedenleri arasındadır. Sigaranın bırakılması birçok hastalık için morbidite ve mortaliteyi azaltmasının yanında özellikle sigaraya başlama riski yüksek olan gençler için de çevredeki model sayısını azaltmaktadır. Son yıllarda toplum tabanlı girişimler ve bu konuda tedavi edici hizmetlerin uygulanması gerekliliği artmıştır. Çalışmanın temel amacı Balçova'da sigara bırakma merkezine gelen bireylerde bir yıllık bırakma hızını ve sigaraya yeniden başlama durumunu belirlemek, nikotin bağımlılık düzeyinin etkisini değerlendirmektir.YÖNTEM: İleriye yönelik bir araştırmadır. Çalışmanın hedef grubunu Balçova Sigara Bırakma Merkezine Ekim 2009-Nisan 2010 tarihleri arasında başvuran 746 kişi oluşturmuştur. Araştırma grubunu ise başvuran bireylerden en az dört haftadır sigara içmeyen 359 kişi oluşturmuştur. Sigaraya yeniden başlama riski %50 alınarak %5 sapma, %95 güven düzeyi ile ulaşılması gereken en az kişi sayısı 186 olarak hesaplanmıştır. Araştırmanın bağımlı değişkeni bir yıllık bırakma hızı ve yeniden başlama hızıdır. Bağımsız değişkenler; sosyo-demografik özellikler, nikotin bağımlılık düzeyi, depresyon-anksiyete düzeyi, kronik hastalık varlığı, kullanılan tedavi yöntemi ve sigara içme durumu ile ilgili özelliklerdir. Bireyler on iki ay izlenmiş, kendi bildirimine göre ve/veya CO ölçümü 6 ppm üzerinde olanlar sigaraya yeniden başlamış kabul edilmiştir. Çözümlemede Ki-kare, T-testi, Mantel Haenzel, Cox regresyon analizi, Kaplan Meier Sağkalım analizi ve log rank testi kullanılmıştır.BULGULAR: Çalışma grubunda bir yıllık sigara bırakma hızı %30.1'dir. Sigarayı bırakan 359 kişinin bir yılık izleminde %50.1'i yeniden sigaraya başlamıştır. Nikotin bağımlılık düzeyi arttıkça sigara bırakma hızının anlamlı olarak azaldığı, yeniden başlama hızının anlamlı olarak arttığı saptanmıştır. İlaç tedavisi alma sigara bırakma başarısını anlamlı olarak artırmıştır. Kullanılan tedavi yöntemi bakımından sağkalım analizi yapıldığında Vareniklin alan grupta bırakmayı sürdürme süresi en uzundur (p=0.0001).SONUÇ VE ÖNERİLER: Çalışmada nikotin bağımlılık düzeyi arttıkça sigara bırakma hızının azaldığı, yeniden başlamanın arttığı saptanmıştır. Bu nedenle sigara bırakma girişimlerinin bağımlılık düzeyi artmadan başlaması önemlidir. Ayrıca özellikle yüksek düzey grubun ilaçla tedavisi sağlanmalıdır. Sigaraya yeniden başlamayı önleyici etkisi de düşünülerek ilaç tedavisi izlemle birlikte uygulamaya alınmalıdır.Anahtar kelimeler: Sigara bırakma, sigaraya yeniden başlama, Fagerstrom nikotin bağımlılık düzeyi, sigara bırakma tedavisi

NikotinSigaraSigara içme+3
Özlem Pekel
Dokuz Eylül University
2012
00
Master'sOpen AccessTR

İlköğretim 1. kademe öğrencilerinden obezite prevalansının belirlenmesi ve beslenme alışkanlıklarının incelenmesi

GİRİŞ VE AMAÇ Obezite, vücutta aşırı yağ depolanması ile oluşan daha çok yanlış beslenme nedeniyle olan, hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ülkelerde önemli bir halk sağlığı sorunudur. Çocukluk çağında en sık görülen kronik hastalıktır. Obezitedeki en önemli sorun dengeli ve yeterli beslenmenin yerine getirilememesidir. Çalışmanın amacı, Güzelbahçe?de ilköğretim birinci kademe öğrencilerin obezite prevalansının, beslenme alışkanlıklarının ve velilerin ?Beslenme Dostu Okul Projesi? hakkında düşüncelerinin saptanmasıdır.YÖNTEM Kesitsel tipte bir araştırmadır. Araştırmanın evreni Güzelbahçe?deki birinci kademede eğitim gören 1117 erkek ve 1100 kız, toplam 2277 kişiden oluşmaktadır. Araştırma iki devlet, iki özel okulda yapıldı. 549 kişiye ulaşıldı. Araştırmanın bağımlı değişkeni BKİ?ne göre belirlenen obezite durumudur. Bağımsız değişkenler; sosyodemografik özellikler, okul türü, beslenme alışkanlıkları, fiziksel aktivite, TV ve bilgisayar kullanımı ve besin tüketim sıklığıdır. Araştırmada öğrenci velilerine ve öğrencilere, tükettikleri besinlerle ilgili anket uygulandı. Öğrencilerin boy ve kiloları ölçülerek BKİ hesaplandı. Çözümlemede ki-kare analizi ve lojistik regresyon kullanıldı. Obeziteye neden olan etmenler için OR hesaplandı.BULGULAR Araştırma grubunda obezite prevalansı %20?dir. Erkeklerde kızlara göre 1.79 kat obezite daha fazladır. Annenin eğitimi arttıkça obezite anlamlı olarak artmıştır. Gelir ve kardeş sayısıyla obezite arasında anlamlı bir ilişki vardır. Velilerin %95.9?u projeyi desteklerken %88.1?i proje sayesinde obezitenin azalacağını düşünmektedir.SONUÇ VE ÖNERİLER Çalışmada anne eğitiminin yüksek olması, aylık gelirin yüksek olması obeziteyi arttırmaktadır. Çocuklara ve velilere bu konuda eğitim verilebilir. Çocuklarda fiziksel aktivite arttırılmalıdır.Anahtar Sözcükler: Obezite, BKİ, İlköğretim, Beslenme Alışkanlıkları, Beslenme Dostu Okul Projesi

Beslenme alışkanlıklarıBeslenme incelemeleriObezite+4
Pelin Özilbey
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2013
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Birinci basamakta fazla kilolu ve obez kadınlarda davranışsal yaklaşımın kilo kaybına etkisi

GİRİŞ VE AMAÇ: Obezite ve fazla kiloluluk tedavisinde kalıcı yaşam tarzı değişiklikleri önerilmektedir. Bu çalışmada, birinci basamakta obezite danışma birimine (ODB) başvuran fazla kilolu ve obez kadınlarda, oluşturulan davranışsal yaklaşımın kilo verme üzerine etkisinin değerlendirilmesi amaçlandı. YÖNTEM: İleriye dönük, girişimsel bir çalışmadır. Aralık 2013 ile Temmuz 2014 tarihleri arasında, İzmir Balçova Toplum Sağlığı Merkezi ODB'ye başvuran, Beden Kütle İndeksi (BKİ) 25.0-39.9 kg/m2 olan, egzersiz yapmak için herhangi bir fiziksel ve bilişsel engeli olmayan, gebe veya emzirme döneminde olmayan 25-64 yaş arası kadınlar araştırmaya alındı. Girişimin beklenen etkisi BKİ'yi 1.5 kg/m² azaltmak olarak kabul edildiğinde girişim grubunda olması gereken kişi sayısı %25 yedekle birlikte 80 kişi olarak belirlendi. Hastalarla altı ay süresince 0, 15, 30, 45, 60, 90,120, 150 ve 180. günlerde görüşüldü. Her görüşmede, fiziksel aktiviteyi artırmak ve sağlıklı beslenme alışkanlıkları kazandırmak için, hastalara kendini izlem, kilo hedefi belirleme, uyaran kontrolü, alternatif davranış geliştirme, sosyal destek ve kendini ödüllendirmeden oluşan bir model uygulandı. Katılımcıların beslenme alışkanlıkları, fiziksel aktivite düzeyleri ve antropometrik ölçümleri başlangıçta ve 6. ay sonunda kaydedildi. Veri çözümlemede frekans, yüzde dağılımları ve Wilcoxon işaretli sıralar testi kullanıldı. BULGULAR: Dahil edilme kriterlerini karşılayan 103 kişi çalışmaya alındı. Takiplere gelmeyen 18 kişi çalışmadan çıkarıldı ve çalışma 85 kişi (%82.5) ile tamamlandı. Yaş ortalaması 47.8±9.1 idi. Katılımcıların ağırlığı girişim öncesi ortalama 82.7±10.8 kg iken altı ay sonunda ortalama 79.9±10.7 kg bulundu (p<0.05). Benzer şekilde, BKİ girişim öncesi ortalama 32.1±3.9 kg/m2 iken girişim sonrası ortalama 31.0±3.9 kg/m2 bulundu (p<0.05). SONUÇ VE ÖNERİLER: Birinci basmakta, kalori hesabı yapılan katı diyet ve uygulaması zor ağır fiziksel aktivite yerine, yeme ve fizik aktivite alışkanlıklarının değiştirilmesine dayalı, hekim ya da hekim dışı sağlık personeli tarafından uygulanabilecek "davranışsal yaklaşım" fazla kilolu ve obez kadınların kilo vermelerine yardımcı olabilir. Anahtar kelimeler: Fazla kiloluluk, obezite, davranışsal yaklaşım, birinci basamak.

DavranışDavranışsal tutumKadınlar+4
Tuba Sevim Yılmaz
Dokuz Eylül University
2015
10
Master'sOpen AccessTR

Meme ve serviks kanseri risk düzeyleri ve erken tanı hizmetleri kullanımı ilişkisi

Erken tanı meme ve serviks kanserinin prognozunda önemli bir role sahiptir. Bu çalışmanın amacı risk belirleme modelleri kullanarak 35-69 yaş grubu kadınların meme ve serviks kanseri risk durumlarını ve bu kadınların mamografi ve Pap smear testi yaptırma sıklığını araştırmaktır.Kesitsel tipteki bu araştırmanın örneği İzmir İli Balçova İlçesi'nde oturan 35-69 yaş grubu 227 kadından oluşmaktadır. Araştırmanın verileri bir anketle toplanmıştır. Meme kanseri risk düzeyini belirlemede Gail Modeli ve Cuzick-Tyrer Modeli, serviks kanseri risk düzeyini belirlemede Harvard Halk Sağlığı Fakültesi'nin geliştirdiği bir model kullanılmıştır.Kadınların %52.7'si en az bir kez mamografi yaptırmıştır. 40 yaş üstü kadınlarda son iki yılda mamografi yaptırma oranı %41.3'tür. Gail Modeline göre kadınların %15.8'inin beş yıllık meme kanseri riski yüksek, Cuzick-Tyrer modeline göre %21.7'sinin 10 yıllık meme kanseri riski yüksektir. Lojistik regresyon analizinde 60-69 yaş grubunda olanlar, eğitim düzeyi düşük olanlar ve menopoza girmemiş olanlarda mamografi yaptırmama anlamlı olarak artmış bulunmuştur. Kadınların %52.0'ı en az bir kez Pap smear testi yaptırmıştır. Kadınların %70.0'ının serviks kanseri risk düzeyi ortanın altında, %22.1'i orta düzeyde, %7.9'u ortanın üstündedir. Serviks kanseri risk düzeyi arttıkça Pap smear testi yaptırma azalmış bulunmuştur. Lojistik regresyon analizinde 35-39 yaşında olanlarda ve eğitim düzeyi düşük olanlarda Pap smear testi yaptırmama anlamlı olarak artmış bulunmuştur.Meme ve serviks kanseri tarama oranları Türk kadınlarında düşüktür. Düşük eğitim düzeyi kanser tarama yöntemlerinden düşük oranda yararlanmanın en güçlü belirleyicisidir. Kadınlar meme ve serviks kanseri tarama yöntemleri ve erken tanı hakkında eğitilmelidir. Tarama hizmetleri yaygınlaştırılmalıdır.Anahtar Kelimeler: Meme kanseri, serviks kanseri, kanser risk modelleri, mamografi, Pap smear testi.

MamografiMeme neoplazmlarıNeoplazmlar+5
Ayla Açıkgöz
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

İzmir'de bazı sağlık kurumlarına yemek üretim ve dağıtım hizmeti veren bir firmada çalışanların besin hijyeni ile ilgili bilgi ve davranışları

Besin işyerinde çalışanların öncelikle hijyen konusunda eğitilmiş olmaları, işletmede sağlıklı bir üretim için önemlidir. Araştırmanın amacı İzmir'deki bir yemek firmasında çalışanların besin hijyeni ve kişisel hijyen ile ilgili bilgi ve davranışlarını araştırmak, bilgi ve davranışlarına etki eden etmenleri belirlemektir. Araştırmaya yemek firmasında çalışan tüm kişilerin alınması planmış ancak, çalışmaya 59 kişi katılmıştır. ISO 22000 Gıda Güvenliği Yönetim Sistemine sahip bir yemek firmasının merkez mutfağında ve hizmet verdiği hastanelerde yürütülmüştür. Kesitsel tipte bir araştırmadır. Değişkenler yaş, cinsiyet, medeni durum, öğrenim durumu, besin iş yerinde çalışma süresi, düzenli sağlık kontrolünden geçme, hijyen eğitimi alma durumu, meslek grubu ve besin hijyeni ile ilgili bilgi ve davranışlardır. Araştırma verilerinin toplanması anket uygulama ve gözlem yöntemi kullanılarak araştırmacı tarafından gerçekleştirilmiştir. Mutfak çalışanı olmayan kişiler gözleme alınmamıştır. Besin hijyeni ile ilgili bilgileri puanlandırılarak yeterli ve yetersiz olmak üzere değerlendirilmiştir. Besin hijyenine yönelik gözlenen 12 davranışa göre davranışları puanlandırılarak uygun ve uygun değil olarak değerlendirilmiştir. Çalışanların yaş ortalaması 35.4 ± 7.6'dır. 59 kişiden % 86.4'ü mutfak çalışanı, % 13.6'sı her zaman mutfakta bulunmayan, gıda mühendisi, gıda teknikeri, sekreter ve şoförden oluşmaktadır. Çalışmaya katılanların tamamının işe girdikten sonra düzenli sağlık kontrolünden geçtiği, çoğunun çalıştıkları firmada veya daha önce hijyen eğitimi aldıkları ve yarısından fazlasının besin iş yerinde 7 yıl ve daha az süredir çalıştıkları belirlenmiştir. Eğitim durumu besin hijyeni bilgi puanına anlamlı olarak etki etmektedir (p=0.029). Sosyo-demografik özelliklerin besin hijyenine yönelik davranışlara anlamlı etkisi olmadığı saptanmıştır.Anahtar sözcükler: Çalışan hijyeni, besin hijyeni, bilgi, davranış

Halk sağlığı
Şadan Köksal
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2010
00
DoctorateOpen AccessTR

Fizik aktivitenin kalp damar hastalıkları risk faktörleri ve 10 yıllık koroner kalp hastalığı riski üzerine etkisi

Amaç: Bu çalışmanın amacı fizik aktivitenin kalp damar hastalıkları risk faktörleri ve 10 yıllık Koroner Kalp Hastalığı (KKH) riski üzerine etkisini incelemektir.Yöntem: Araştırma randomize kontrollü bir girişim çalışmasıdır. Araştırmaya Framingham risk skoruna göre KKH riski orta düzeyde olan bireyler alınmıştır. Araştırma ölçütlerine uyan bireyler yaşadıkları sokaklara göre girişim ve kontrol olmak üzere 2 gruba ayrılmıştır. Girişim grubunda yer alan bireyler lisanslı beden eğitimi öğretmenleriyle birlikte, haftada 2 gün olmak üzere toplam 6 hafta fizik aktivite programına katılmıştır. Araştırma sonunda girişim ve kontrol grubunun ağırlık, bel ve kalça çevresi, beden kütle indeksi (BKİ), kan basıncı, açlık kan şekeri (AKŞ), total, HDL ve LDL kolesterol değerleri ölçülmüş, Framingham risk puanı ve risk yüzdesi hesaplanmıştır. Karşılaştırmalar Student t ve Mann-Whitney U testleri ile yapılmıştır.Bulgular: Araştırmaya katılan girişim ve kontrol grupları arasında yaş, cinsiyet, sigara içimi, beslenme durumu, ağırlık, BKİ, kan basıncı, AKŞ, total, HDL ve LDL kolesterol değerleri bakımından anlamlı fark saptanmamıştır. Bel ve kalça çevresi girişim grubunda kontrol grubuna göre anlamlı olarak düşük bulunmuştur. Her iki grupta katılım oldukça düşüktür.Sonuç: Fizik aktivite programlarının sağlık üzerine etkisi kısa sürede ve tek başına görülemeyebilir. Fizik aktivite programının uzun süreli ve beslenme, sigara gibi sağlığı geliştirici girişimlerle birlikte uygulanması ve katılımı arttırmak için farklı yöntemler geliştirilmesi yararlı olacaktır.Anahtar Sözcükler: Kalp damar hastalıkları risk faktörleri, risk puanı, fizik aktivite, girişim.

Fiziksel aktiviteKalp hastalıklarıKardiyovasküler hastalıklar+3
Gül Gerçeklioğlu
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2010
00
DoctorateOpen AccessTR

Serum 25-hidroksivitamin D düzeyinin akciğer, meme, kolorektal, prostat ve ovaryum kanserine etkisinin belirlenmesi

D vitamini eksikliğinin akciğer, meme, kolorektal, prostat ve ovaryum kanseri riskini artırdığı ileri sürülmüştür. Yapılan çalışmalarda D vitamini eksikliğinin yaygın olduğu ve D vitamini kanser ilişkisi konusunda çalışmalar yapılması önerilmektedir. Bu araştırmanın amacı 30 yaş ve üzeri bireylerin serum 25-hidroksivitamin D (25(OH)D) düzeyinin akciğer, meme, kolorektal, ovaryum ve prostat kanserlerine etkisinin araştırılmasıdır. Bu araştırma yuvalanmış olgu kontrol tipte bir çalışmadır. Araştırmada "Balçova'nın Kalbi (BAK)" kohort çalışmasının verileri ve alınan kan örnekleri kullanılmıştır. Ayrıca araştırmacılar tarafından hazırlanan bir anketle ek veriler toplanmıştır. 2008-2013 yılları arasında BAK katılımcıları arasında yeni tanı alan akciğer, meme, kolorektal, prostat ve ovaryum kanseri olguları belirlenmiştir. BAK çalışmasında serumu bulunan 179 olgu, 427 kontrol, toplam 606 kişinin 25(OH)D düzeyi bakılmıştır. Tüm olguların %82.1'inin, kontrollerin ise %81.1'inin D vitamini düzeyi eksiktir (<20 ng/mL). Akciğer kanseri grubu hariç her bir kanser grubunun olgu ve kontrol grupları arasında 25(OH)D ortalaması bakımından anlamlı fark yoktur. Akciğer kanseri grubunda 25(OH)D düzeyi ortalaması (12.36±5.35) kontrol grubuna göre düşüktür. En yüksek çeyreğe göre, daha düşük çeyrekler karşılaştırıldığında 25(OH)D düzeyinin kolorektal, meme ve ovaryum kanseri riskiyle ilişkili olmadığı saptanmıştır. 25(OH)D düzeyi ile akciğer kanseri riski arasında anlamlı ters ilişki saptanmıştır. Dördüncü çeyrekle karşılaştırıldığında birinci, ikinci ve üçüncü çeyreklerdeki risk sırasıyla 3.68 (1.05-12.83), 4.36 (1.35-14.09), 3.65 (1.09-12.28) kat artmıştır. Yüksek 25(OH)D düzeyi prostat kanseri riskini artırmaktadır (p<0.05). Sonuç olarak, düşük 25(OH)D düzeyi ile akciğer kanseri riski arasında, yüksek 25(OH)D düzeyi ile prostat kanseri riski arasında ilişki saptanmıştır. D vitamini düzeyiyle kanser arasındaki ilişkiyi daha iyi anlayabilmek için daha büyük popülasyonda kohort araştırmaları yapılmalıdır. Anahtar Sözcükler: D vitamini, kanser, D vitamini eksikliği, 25-hidroksivitamin D.

Akciğer neoplazmlarıKolorektal neoplazmlarMeme neoplazmları+6
Ayla Açıkgöz
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2015
00
DoctorateOpen AccessEN

Assessment of interaction and confounding effects in logistic regression model: An application in a case-control study of stomach cancer

Stomach cancer (SC) is a major cause of cancer death worldwide. Stomach cancer is the second most common cancer in men and third in women in Turkey. Glutathione S-transferases (GSTs) appear to play a critical role in the protection from the effects of carcinogens. The contribution of GSTM1 and GSTT1 genotypes to susceptibility to the risk of SC and their interaction with cigarette smoking are still unclear in Turkish population. The aim of this study was to determine whether there was any association between genetic polymorphisms of GSTM1 and GSTT1 and SC as well as any interaction between polymorphisms and smoking.The case-control study was carried out in İzmir, Turkey. The data were collected by questionnaire from 127 SC cases and 101 healthy controls. The relationships between SC and determined risk factors were assessed using ORs and 95 percent CIs derived from univariate, stratified and multivariate analyses.The finding of the study showed that the prevalences of GSTM1 and GSTT1 null genotypes were 58.2 percent and 22.8 percent in cases, 46.5 percent and 22.2 percent in controls, respectively. In stratified analysis, we found that gender and age were confounder. There were no interactions in all multivariate analysis. This study revealed that GSTM1 polymorphism in SC has a potential role for interaction between this polymorphism and smoking. Our data suggested an increased risk for GSTM1 genotype although a significant association was not found. There was no association for GSTT1 genotype in cases and controls.

InteractionGlutathione transferase
Özgül Vupa
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Science
2009
00
Master'sOpen AccessTR

4-6 yaş çocukların annelerinin ağız sağlığı konusundaki bilgi ve davranışlarının çocukların ağız sağlığına etkisinin değerlendirilmesi

Amaç: Çalışmanın amacı, Dokuz Eylül Üniversitesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları polikliniğine başvuran annelerin okul öncesi çocuklarının (4-6 yaş) ADS konusundaki bilgi değerlendirme ve annelerin ADS bilgisi ve davranışları çocuklarının ADS'na olan etkilerini belirlemektir. Yöntem: Daha önce ADS konusunda kullanılan anketlerden yararlanılarak, 27 soruluk bir anket hazırlandı. Ankette 10 soru ADS konusunda bilgi ölçmeye, 17 soru da davranışları belirlemeye yönelikti. Bu anket 4-6 yaş arası çocukları olan ve çocuk sağlığı polikliniğe başvuran annelere uygulandı. Ayrıca çocukların diş muayenesi araştırmacı tarafından yapıldı ve dmft formu kullanarak skorları hesaplandı. Annelerin okul öncesi çocukların ADS ile ilgili bilgi ve davranışlarıyla, bu bilgi ve davranışların çocuklarının ADS'na olan etkisi değerlendirildi. Bilgi sorularında annelerin ADS konusundaki bilgi düzeyi hesaplandı. Annelerin bilgi düzeyi ile çocukların dmft skoru ilişkisi incelendi. İstatistiksel analizlerde SPSS ile ki kare, t testi ve lojistik regresyon kullanıldı. Bulgular: Çalışma grubunu okul öncesi çocuk ve annelerinden oluşuyordu. Toplam 261 çocuk ve annesi çalışmaya katıldı. Çocukların 126 (%48,3) sı erkek, ve 135 i kızdır (%51.7). Araştırmaya dahil edilen 4, 5 ve 6 yaşlarındaki çocukların yüzdeleri sırasıyla %31.4, %30.7 ve %35.2'dir. Doğru cevap sayısı hesaplanmış ve ADS bilgi puanı toplam 10 üzerinden değerlendirilmiştir. Annelerin ADS bilgi düzeyi ortalaması 4.24  1.94 olarak bulunmuştur. Anneleri ADS bilgi düzeylerine göre 3 gruba ayrıldığımızda, düşük, orta ve iyi olarak değerlendirilmiş olup, sırasıyla %37.5, %33.0 ve %29.5 olarak bulunmuştur. Çocukların ADS muayenesinde %71.3'ünün diş çürüğü olduğu ve dmft skorunun ortalama 2.32  2.39 olarak saptanmıştır. Çocukların ortalama çürük diş sayısı 2.08  2.28, eksik diş sayısı 0.08  0.29 ve dolgulu diş sayısı 0,19  0,76 olarak bulunmuştur. Çürük gözlenen çocukların %47.2'sinde düşük çürük diş sayısı, % 24.1'i yüksek çürük diş sayısına görülmüştür. Çalışmamızda, annenin kümülatif ADS bilgi düzeyi ile çocukların ADS durumu arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olduğunu saptanmıştır (p = 0.001). Annenin ADS bilgi düzeyi ne kadar yüksekse, çocuklarının ADS durumunun da o kadar iyi olduğu görülmüştür. Sonuçlar: Araştırmamıza katılan annelerin ADS bilgi düzeyleri, gelişmiş ülkelerin annelerle yaptıkları benzer çalışmalardan daha düşük bulunmuştur. Elde ettiğimiz veriler 2020 Dünya sağlık örgütünün (DSÖ) hedefinin gerisinde kalmaktadır. Bu sonuçlar, özellikle Türk çocuklarının ve genel olarak Türk toplumunun ağız sağlığı standartlarını yükseltmek için ağız sağlığı geliştirme programlarında koruyucu hizmetleri etkinliğini artırmaya ihtiyaç olduğunu göstermektedir. Bu araştırma sonuçları ayrıca, çürüksüz bir nesile sahip olmak için titre, analiz edilebilen ve değiştirilebilen faktörleri incelemek için daha fazla çalışmaya ihtiyaç olduğunu göstermektedir. Anahtar Sözcükler: Okul öncesi sağlığı, ağız sağlığı bilgi düzeyi, diş çürüğü.

AnnelerAğız sağlığıBilgi+6
Anas Omer Abdelbagı Mohamed
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2018
00
DoctorateOpen AccessTR

1993-1998 yıllarında İzmir'de tanı almış 15 yaş üzeri erkeklerde mesane kanseri olgularının meslek ve iş tanımlaması

Dünyada mesane kanseri hastalık ve ölüme yol açan, insidansı gittikçe artan buna karşılık önlenebilir bir hastalıktır. İzmir'de erkeklerde görülen en sık ikinci kanser türü mesane kanseridir. Araştırmalar mezotelyoma dışlandığında, işle ilişkisi en güçlü kanser türünün olasılıkla mesane kanseri olduğunu göstermektedir. İzmir'de mesane kanseri dünya ortalamasından görece daha yüksek insidanslara sahiptir. Mesane kanseri nedenleri arasında en önemli faktör sigaradan sonra meslektir. İzmir'de iş sağlığı açısından kanser yönünden riskli işkollarının araştırılması gereklidir. Kanserin nedensellik ilişkisinde meslek araştırması için iş, maruz kalım süresi ve etkenle karşılaşmanın yoğunluğu bilgisi gereklidir. AMAÇ Araştırmamızın ilk amacı, 15 yaş üzeri erkek mesane kanseri olgularında işkolu ve işkolu alt gruplarını tanımlamak. İkinci amacı ise, mesane kanseri ile işkolu ve işkolu alt grupları arasındaki ilişkiyi tanımlamaktır. YÖNTEM Araştırma İzmir ili sınırları içinde sigortalılara dayalı bir olgu-kontrol çalışmasıdır, 316 olgu ve 319 kontrolden oluşturulmuştur. Olgu ve Kontroller KİDEM kayıtlarından alınan olgular; 1993-1998 yılları arasında tanı almış, ICD-O3 sınıflamasına göre 67,0-67,9 topografi kod numarası almış, İzmir ilinde oturan 1746 erkekten oluşturulmuştur. KİDEM'deki kişi tanımlayıcı özellikler ile SSK'daki künye bilgileri karşılaştırılarak 1746 kişi arasından sigortalı olgular saptanmış (316); 301 olgu emekli 15 olgu halen çalışandır. Kontroller, emekli olgular için İzmir ilinden emeklilik numarası almış yaşı ve tüm çalışma süresi benzer erkekler arasından; halen çalışanlar için sigorta tescil numarasına göre yaşı ve çalışma süresi benzer erkekler arasından seçilmiş, İzmir ili dışındaki illerden emeklilik numarası almış olanlar için ise, İzmir ili dışındaki illerden emeklilik numarası almış olup İzmir'deki herhangi bir bankadan emeklilik maaşı alan erkekler arasından benzer yöntemle seçilmiştir. VERİ TOPLAMADA İZLENEN YÖNTEMLER Araştırmaya alınan olgu ve kontrollerin maruz kalım bilgisi: emekli olanlar için SSK Arşivindeki emeklilik dosyalarından; halen çalışmakta olanlar için ise bilgisayar kayıtlarındaki hizmet dökümlerinden çıkarılmıştır. Her iki veri kaynağında da prim ödeme gün sayılarından yararlanarak olgu ve kontrollerin hangi işyerlerinde ne kadar süre ile çalıştığı öğrenilmiş, veriler geliştirilen veri toplama formlarında kayıt altına alınmıştır. Daha sonra veri toplama formlarındaki işyerlerinin hangi işkoluna dahil olduğu SSK İşveren Servisi bilgisayar kayıtlarından tarama yoluyla, bulunamayanlar ise SSK Bölge Müdürlükleri kütüklerinden email yoluyla öğrenilmiştir.

Gül Gürsoy
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2007
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

COVİD-19 hastalarında mental sağlık etkileniminin değerlendirilmesi

AMAÇ: Çalışmanın amacı Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesinde COVID-19 tanısı alan hastalarda anksiyete ve depresyon gibi mental sağlık sorunlarının değerlendirilmesi, ileriye yönelik izlemi ve bunları etkileyen etmenlerin incelenmesidir. YÖNTEM: Çalışmada 01.08.2021-30.09.2021 tarih aralığında Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi'ne başvurarak SARS-CoV-2 PCR (+) tanısı alan 18 yaş ve üzeri 1504 kişi içinden 345 kişiyle telefon görüşmesi yapılmıştır. İlk görüşmeler hastanın tanı aldığı tarihten 15 gün sonra, ikinci görüşmeler ise 2 ay sonra (60. Gün) yapılmıştır. Telefon görüşmesinde kişilerin sosyodemografik özellikleri, özgeçmişleri, psikiyatrik hastalık öyküleri, COVID-19 tanısı aldıkları süreçle ilgili özellikler ve bu süreçteki şikayetleri, algılanan sosyal destekleri öğrenilmiştir. Mental sağlık durumunu değerlendirmek amacıyla Hastane Anksiyete Depresyon Ölçeği (HADS) kullanılmıştır. İkinci görüşmelerde ankete, birinci görüşmeden sonraki süreçle ilgili özelliklerin değerlendirildiği sorular eklenmiştir. Hastaları psikolojik açıdan etkileyebilecek travmatik bir olay yaşanıp yaşanmadığı, kişiler psikolojik açıdan etkilendiyse etkilenme sebeplerinin ne olduğu öğrenilmiştir. Toplanan bu veriler ile mental sağlık üzerinde etkisi olan değişkenler tek değişkenli ve çok değişkenli analizlerle değerlendirilmiştir. İstatistiksel analizler SPSS 24.0 programı kullanılarak yapılmıştır. BULGULAR: Örnek grubu 345 kişiden oluşmaktadır, yaş aralığı 18-90 ve yaş ortalaması 40.9'dur (S.S.=15.1). Katılımcılar 188 kadın (%54.5) ve 157 erkekten (%45.5) oluşmaktadır. İlk görüşmelerde 345 kişi içinde HADS'a göre anksiyete veya depresyon skoru yüksek olan toplam 51 (%14.8) kişidir. İkinci görüşmelerde 317 kişi içinde anksiyete veya depresyon skoru yüksek olan toplam 28 (%8.9) kişidir. Birinci görüşmelerde mental sağlık sorunu görülme sıklığını istatistiksel açıdan anlamlı olarak artırdığı görülen değişkenler kötü ekonomik durum, boşanmış veya dul olmak, aile sosyal desteğinin yetersiz olması, tamamen iyileşmemiş olmak, COVID-19 açısından hastalık şiddetinin ağır olması, hastane yatışı olması, hastalık sürecinde uyku sorunları yaşanması, aktif bir psikiyatrik hastalık tanısı olması, psikiyatrik ilaç kullanımı, geçmişte psikiyatrik hastalık öyküsü olması ve ailede psikiyatrik hastalık öyküsü olmasıdır (p<0.05). Birinci görüşmeler için yapılan lojistik regresyon analizleri sonucunda geçmişte psikiyatrik hastalık öyküsü olması (O.R.=3.37, %95 GA: 1.78-6.36) ve hastalık şiddetinin ağır olmasının (O.R.=2.49, %95 GA: 1.31-4.74) mental sağlık sorunu görülme riskini istatistiksel açıdan anlamlı olarak artırdığı görülmüştür. İkinci görüşmelerde mental sağlık sorunu görülme sıklığını istatistiksel açıdan anlamlı olarak artıran değişkenler ise kötü ekonomik durum, COVID-19 hastalık şiddetinin ağır olması, aktif bir psikiyatrik hastalık tanısı olması, psikiyatrik ilaç kullanımı, geçmişte psikiyatrik hastalık öyküsü olması, ailede psikiyatrik hastalık öyküsü ve arkadaş sosyal desteğinin yetersiz olmasıdır (p<0.05). İkinci görüşmeler için yapılan lojistik regresyon analizinde psikiyatrik hastalık öyküsü (O.R.=3.49, %95 GA: 1.55-7.84) ve hastalık şiddeti (O.R.=2.29, %95 GA: 1.02-5.13) ayrı ayrı yaş ve cinsiyetle düzeltilerek analize alındığında her ikisi de istatistiksel açıdan anlamlı bulunurken, iki değişken birlikte analize alındığında hastalık şiddeti anlamlılığını kaybetmiş ve sadece geçmişte psikiyatrik hastalık öyküsü anlamlı olarak sonuçlanmıştır (O.R.=3.21, %95 GA: 1.42-7.28). SONUÇ: COVID-19 tanısı alan hastalarda fiziksel şikayetlerin yanında mental sağlık açısından da sorunlar yaşanabilmektedir. Beklendiği gibi özellikle akut dönemde mental sağlık sorunları ilerleyen sürece göre daha yüksek sıklıktadır. İzlem sürecinde anksiyete ve depresyon sıklığının zamanla azaldığı görülse de bazı kişilerde bu durumların uzun süre devam ettiği görülmektedir. Yapılan değerlendirmelerde mental sağlık sorunu yaşanması için en büyük risk faktörlerinin bilinen bir psikiyatrik hastalık öyküsü olması ve COVID-19 açısından hastalık şiddetinin ağır olması olduğu görülmüştür. Akut dönem geçtikten sonra özellikle geçmişte psikiyatrik hastalık öyküsü olmasının mental sağlık sorunu riskini artıran en önemli değişken olduğu görülmektedir. Sosyal destek açısından aile sosyal desteğinin akut dönemde, arkadaş sosyal desteğinin ise ilerleyen süreçte mental sağlık sorunları ile anlamlı ilişkili bulunması izlem sürecinde görülen önemli farklardandır. Bu sonuçlar risk gruplarının belirlenmesi ve yapılabilecek müdahalelerin planlanması açısından değerlidir. Sağlık hizmeti sunumunda mental sağlık açısından çalışmaların artırılması ve riskli görülen kişilerin önceliklenerek profesyonel bir hizmet alması amacıyla yönlendirilmesi değerli olacaktır. Anahtar kelimeler: depresyon, anksiyete, COVID-19, mental sağlık

COVID 19
Edanur Sezgin
Dokuz Eylül University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Sağlık kurumlarında aile planlaması hizmetlerinin kalitesi; Jijiga, doğu etiyopya

Amaç: Bu çalışmanın amacı, Jijiga kentinde halk sağlığı kurumlarında sağlanan aile planlaması hizmetlerinin kalitesini değerlendirmek ve aile planlaması yöntemlerinin kullanımı ve bununla ilişkili faktörlerin kullanımını belirlemektir. Yöntem: Bu çalışma 2018 yılında, 26 Nisan'dan 5 Temmuz arasında Jijiga şehrinde gerçekleştirilmiştir. Araştırma evreni, kamu sağlık kurumlarına aile planlaması hizmeti için gelen tüm doğurgan çağdaki 15-49 yaş grubundaki kadınlardı ve toplam 322 katılımcı ile görüşülmüştür. Kullanıcıların aile planlaması bilgisi, kullanımı, hizmetten memnuniyet ile sosyodemografik özellikler arasındaki ilişkiyi değerlendirmek için T-testi ki-kare, Anova ve lojistik regresyon kullanılmıştır. Bulgular: Katılımcılar ortalama dört yöntemi biliyordu; en çok bilenen yöntemler hap ve enjeksiyon yöntemleridir. Katılımcıların% 81.7'si son altı ayda aile planlaması kullanmış ve katılımcıların okuryazarlığı ve çalışma durumu AP kullanımı ile pozitif ilişkili bulunmaktadır. Evli olmak, aile planlaması kullanmama riskini 2,9 kat artırdığını göstermektedir (OR = 2,96, GA = 1,32 - 6,60). Daha fazla çocuğa sahip olmak katılımcıların aile planlamasını kullanmamasını arttırmaktadır. Yaşları büyük olan katılımcılar aldıkları hizmetten genç olanlardan daha memnundular, evli katılımcılar da evlenmemiş olanlardan daha memnundular. Sonuç: Her ne kadar, kullanıcılar aldıkları hizmetten memnun kalsalar da, hizmet kalitesinin iyileştirilmesine ihtiyaç vardır ve AP hizmetlerinin kalitesini artırmak için, kullanıcıya mevcut aile planlaması yöntemleri, yöntemin yan etkileri, danışma sürecinde kendileri için en iyi seçenekler hakkında bilgi verilmelidir. Anahtar Sözcükler: Aile planlaması, hizmet kalitesi, kullanıcı memnuniyeti

Aile planlamasıEtiyopyaHasta memnuniyeti+5
Asma Abdi İbrahım
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Dokuz Eylül Üniversitesi hastanesi sağlık çalışanlarının influenza aşısı yaptırma durumlarını etkileyen faktörlerin ve aşı etkililiğinin değerlendirilmesi

GİRİŞ VE AMAÇ: İnfluenza hastalığı dünyanın her bölgesini etkileyen influenza isimli virüsün neden olduğu akut bulaşıcı bir solunum yolu hastalığıdır. İnfluenza yıl içerisinde Ekim-Nisan ayları arasında görülür. Hastalık ani başlangıçlı ateş, genellikle kuru olan öksürük, baş ve kas ağrısı, halsizlik, boğaz ağrısı ve burun akıntısı ile karakterizedir. Dünya genelinde tahminen 3-5 milyon şiddetli influenza vakası görüldüğü ve yaklaşık 290 bin- 500 bin civarında influenzaya bağlı ölüm olduğu tahmin edilmektedir. Hastalıktan korunmanın en etkili yolu aşıdır. Araştırmamızın amacı Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ) sağlık çalışanlarının influenza aşısı yaptırma durumlarını etkileyen faktörleri ve influenza aşısının etkililiğini değerlendirmektir. YÖNTEM: Araştırma Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi sağlık çalışanlarında ileriye yönelik kohort yöntemiyle gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın örnek büyüklüğü; %95 güven aralığı %80 güç, 1 etken (+) /2 etken (–) oranı ile aşı olanlarda influenza görülme sıklığı %9.6, aşı olmayanlarda influenza görülme sıklığı % 18 alınarak 181 etken (+) , 361 etken (– ) kişi %10 yedek ile en az toplam 596 kişiye ulaşılması gerektiği hesaplanmıştır ve 200 etken (+), 400 etken (-) toplam 600 kişiye ulaşılması hedeflenmiştir. Aşı olanların bilgilerinin DEU İşyeri Sağlık Güvenlik Biriminden (İSGB) alınması planlanmıştır. Aşı olmayan 400 kişinin ise yaklaşık çalışan sayısı 4000 olan DEÜ Hastanesi çalışanlarından basit rastgele yöntemle seçilmesi ve bu aşamada durum saptama çalışması yapılması planlanmıştır. Bağımlı değişkenler aşı yaptırma durumu ve aşı etkililiğidir. Bağımsız değişkenler sosyodemografik özellikler, mesleki özellikler, kronik hastalık varlığı, yıllık geçirilen ÜSYE sayısı, daha önce influenza aşısı yaptırma durumu ve influenza aşısı hakkındaki tutum ve davranışlardır. Veriler anket formu aracılığıyla yüz yüze toplanmıştır. Grip sezonu boyunca grip benzeri semptomu olanlardan nazofarengeal örnekler alınmış ve Mikrobiyoloji laboratuvarında değerlendirilmiştir. BULGULAR: Araştırmanın durum saptama aşamasına basit rastgele seçilen 400 kişiden 232 kişi katılmıştır. Ulaşma oranı %58 olmuştur. 232 kişi içinden 23 kişinin aşı olduğu saptanmıştır. Aşı kapsayıcılığı %9.9'dur. Aşı olduğu bilgisi DEÜ İSGB'den alınan 65 kişi araştırmanın izlem aşamasına dahil edilmiş olup 88 aşı yaptırmış etken (+) kişi ile 209 aşı yaptırmamış etken (-) kişi toplam 297 ile izlem aşaması gerçekleştirilmiştir. Aşı yaptıran ve aşı yaptırmayan bireylerin özellikleri karşılaştırıldığında aşı yaptırmış olan bireylerin daha genç, çalışma sürelerinin daha az olduğu saptanmıştır. Doktorların diğer meslek gruplarından, dahili birimde çalışanların diğer birimlerde çalışanlardan, mesai dışı çalışma düzeninde çalışanların mesai düzeninde çalışanlardan daha fazla aşı yaptırdıkları saptanmıştır. Yıllık ÜSYE geçirme sayısı bakımından 3'ten fazla geçirenler 3'ten az geçirenlerden fazla aşı yaptırmıştır. Daha önce ve geçen sene aşı yaptıranlar bu sezonda daha fazla influenza aşı yaptırmışlardır. Aşı hakkındaki tutum ve davranışlar değerlendirildiğinde aşıyı faydalı bulanlar, aşıyı güvenli bulanlar, aşıyı başkasına önermeyi düşünenler ve gelecek sezon aşı yaptırmayı düşünenler bu sezon daha fazla aşı yaptırmışlardır. Çoklu analizler değerlendirildiğinde doktorlar diğer meslek gruplarına göre 5.32 kat daha fazla aşı yaptırmışlardır (p:0.001 GA: 2.72-10.41). Daha önce influenza aşısı yaptırmış olanlar yaptırmayanlara göre bu sezon 6.49 kat daha fazla aşı yaptırmışlardır, (p:0.001 GA: 3.45-12.18), ve yıllık geçirilen ÜSYE açısından ise yıllık 3'ten daha fazla ÜSYE geçirenler 3'ten az geçirenlere göre 3.33 kat daha fazla influenza aşısı yaptırmışlardır. Grip benzeri semptomu olup bizimle iletişime geçen 14 kişiden örnek alınmıştır. Aşı yaptırmış 9 kişinin sonuçları 4 RV, 3 negatif ve 2 MPV çıkmış, aşı yaptırmamış 5 kişinin sonucu ise 4 RV ve 1 negatif çıkmıştır. Alınan örnek sayısı yetersiz olduğu için etkililik analizleri yapılamamıştır. SONUÇ: Sağlık çalışanlarında influenza aşısı kapsayıcılığı düşük saptanmıştır. Aşı kapsayıcılığı arttırmak için aşının zamanında ve yeterli miktarda temin edilmesi, kişilere özel bilgilendirmeler yapılması ve yerinde aşı uygulaması yapılması gerekmektedir. Hiç aşı yaptırmamış olan hemşire grubuna özel girişimler yapılması gerekmektedir. İleride daha çok sayıda sağlık çalışanlarında ve toplumda aşı etkililiği çalışmaları yapılmalıdır. ANAHTAR SÖZCÜKLER: Erişkin bağışıklama, İnfluenza aşısı, sağlık çalışanları

Sağlık personeliYetişkinlerİmmünizasyon+1
Abidin Demirbağ
Dokuz Eylül University
2019
00

Other supervisors