Theses supervised by Prof. Dr. Serpil Çakır
20 theses · İstanbul University
Suriyeli mülteci kadınların güçlendirilmesinde sivil toplum kuruluşlarının rolü
Suriye'deki iç savaşın bir sonucu olarak 2011 yılından itibaren Türkiye'ye yönelen zorunlu göçün aktörü olan Suriyeli mülteci kadınların, toplumsal cinsiyet rollerinden gelen dezavantajlı durumlarını açığa çıkarmak, bu dezavantajların giderilmesinde ve mülteci kadınların güçlendirilmesinde STK'ların etkisine odaklanmak bu tez çalışmasının temel amacıdır. Göç olgusunun tarihsel süreçteki değişiminin ve kadınlaşmasının anlaşılabilmesi için göç kuramları ayrı ayrı incelenmiş ve feminist literatürün klasik göç kuramlarına getirdiği eleştiriler ve katkılar odağa alınmıştır. Böylece klasik göç kuramlarının ve bu kuramlara dayalı geliştirilen hâkim söylemin, kadın deneyimlerini nasıl göz ardı ettiği vurgulanmıştır. Çalışmanın bir diğer amacı, Suriyeli mülteci kadınların güçlendirilmesine katkı sunan STK'ların faaliyetlerini sınıflandırmak ve feminist perspektiften yorumlamaktır. Suriyeli mültecilerle çalışan çok sayıda STK olması nedeniyle bu çalışma, alanda çalışan tüm STK'ları listelemek yerine mülteci kadınlarla ilgili çalışmalar yürüten STK'lara odaklanmıştır. Bu STK'lar belirlenmiş ve mülteci kadınlarla ilgili faaliyetlerde görev almış STK çalışanlarıyla yapılan yarı yapılandırılmış görüşmelerden edinilen bilgiler ışığında düzenlenen faaliyetlerin mülteci kadınların güçlendirilmesindeki etkisine ve bu etkinin sürdürülebilir olup olmadığı bilgisine ulaşılmaya çalışılmıştır.
Darbe, cinsiyet ve bellek: 12 Eylül 1980 darbesine ilişkin kadınlar arası bellek aktarımı
12 Eylül 1980 askeri darbesi Türkiye toplumunun siyasal hayatında büyük dönüşümler yaşatan bir toplumsal olaydır. Bu olay, toplumsal hayatı ve siyasal hayatı etkileyen bir dizi dönüşümü getirmekle birlikte yaşandığı süreçte de bir dizi hak ihlaliyle ağırlıklı olarak Türkiye'deki sosyalist hareketi etkileyen sonuçlar yaratmıştır. Pek çok toplumsal mesele gibi 12 Eylül darbesi de toplumun belleğinde bir yer edinmiştir. Darbeden etkilenen kişiler arasında ağırlıklı olarak sosyalistler bulunmaktadır. Bununla birlikte darbeye dair yapılan pek çok belgesel ve araştırmada sosyalist erkeklere atıfta bulunulmuş, darbenin toplumsal etkileri farklı kuşaklardan erkekler arası bir siyasal toplumsal değişim olarak algılanmıştır. Kadınların 1980 darbesi öncesi mücadeleleri de görünmez kılındığından bu toplumsal travmadan etkilenme ve bu travmayla baş etme meselesinde ve yeni siyasal toplumun içinde de kadınlar bir toplumsal özne olarak görülmemişlerdir. Bu bağlamda kadınların ataerkil toplum yapısı içerisinde görünmezleştirilen mücadelelerini açığa çıkarmak ve kuşaklar arası bellek taşıyan toplumsal özneler olduklarını ortaya koymak önemlidir. Çünkü kadınlar siyaset içerisinde aktif siyaset yapıyor olsalar da olmasalar da toplumsal öznelerdir. Tez kapsamında görüşülen kadınlar da 12 Eylül 1980 darbesi öncesi sosyalist bakış açısıyla Türkiye'nin siyasal hayatında aktif yer alan kadınlar ve onların kızlarıdır. Böylelikle kadınların kuşaklar arası bellek yoluyla politik öznelikleri incelenecektir. Kadınların bellekleri ve politik özneliklerini ortaya koymak için sözlü tarih yöntemi kullanılmıştır. Bu yöntem ile görüşülen aynı aileden farklı kuşak kadınların darbeye dair bellekleri ve bu bellekten yola çıkarak günümüz politik öznelikleri bu tez çalışmasında yer bulmuştur.
Erken Cumhuriyet dönemi Türk siyasi karikatüründe erkeklik: Karikatür dergisi örneği: 1936-1948
Bu çalışma Erken Cumhuriyet Dönemi siyasi karikatüründe erkekliğin/erkekliklerin kurgulanışını ele almaktadır. Erken Cumhuriyet Dönemi'ne karikatür üzerinden bakarken, karikatüre de erkeklik üzerinden bakmaktadır. Çalışmada feminizmden erkeklik çalışmalarına uzanan teorik ve kavramsal çerçeve ile tarihsel arka planda erkekliğin siyaset, siyasi kavramlar, cinsiyet rejimi, milliyetçilik, militarizm, oryantalizm, cinsiyetçilik ve antikomünizm gibi kavramlarla ilişkisi dönemin siyasi dinamikleriyle beraber değerlendirilmiştir. Yapılan bu değerlendirme 1936-1948 yılları arasında yayımlanmış olan Karikatür Siyasi Mizah Dergisi örneği üzerinde somutlaştırılmıştır. Karikatür Siyasi Mizah Dergisi örneği üzerinde, dönemin siyasi olaylarını ve ideolojik dönüşümü erkeklikler üzerinden inceleyen bu çalışmada, erkekliğin ilişkisel bir iktidar üzerinden kurgulanmasından dolayı kadınlara da bakılmış ve erkekliğin kurgulanışında kadınların konumu da değerlendirilmiştir. Çalışmadaki teorik ve kavramsal çerçeve ile tarihsel arka plan, siyasi karikatürde erkekliği incelerken izlenecek yöntemin tarihsel ve ideolojik seyrini ortaya koymaktadır. Bu seyir içinde, Karikatür Siyasi Mizah Dergisi'nin yayın aralığı göz önüne alındığında hem Tek Parti dönemine (1936-1945) hem de birkaç yılı olmak üzere Çok Partili döneme (1946-1948) yönelik bir değerlendirme yapılabilmiştir. Başlangıcından bitişine İkinci Dünya Savaşı da derginin yayın aralığının içinde kalmış ve değerlendirilmiştir.
Homososyal bir mekan olan kahvehanelerin erkeklik inşasındaki rolü: Adıyaman örneği
Ataerkil yapının bir tezahürü olarak nitelendirebileceğimiz homososyal mekânlar erkeklerin ataerkil sosyalizasyonunda ve dolayısıyla ataerkil yapının muhafazasında ve yeniden üretiminde rol oynarlar. Bu nedenle erkekliğin inşasını ve ataerkil yapının yeniden üretimini anlamak açısından homososyal mekânların incelenmesi önemlidir. Bu çalışma homososyal mekânlar olan kahvehanelerin erkekliğin inşasında oynadığı rolleri kahvehane kültürünün yaygın olduğu bir il olan Adıyaman ilindeki kahvehaneler üzerinden incelemektedir. Çalışmanın temel amacı kahvehanenin homososyal ortamındaki günlük/sıradan/rutin deneyim ve pratiklerin erkekliğin inşasında oynadığı rolleri deşifre etmektir. Bu kapsamda dört farklı kahvehanenin müdavimi olan, 22-25 yaş aralığında, eğitimli, düzenli bir işte çalışmayan ve bekâr olan 10 erkek ile derinlemesine mülakat görüşmeleri yapılmıştır. Görüşmelerde erkeklerin kendi erkekliklerini nasıl kurdukları, erkek kimliklerinin içerisini nasıl doldurdukları ve kahvehane müdavimliğinin bunlar üzerindeki etkilerinin ne olduğu saptanmaya çalışılmıştır. Yapılan görüşmelerden ve sahanın gözlemlenmesinden hareketle üretilen verilerden yola çıkarak kahvehanenin erkeklere erkekçe bir yaşayış alanı sunduğunu söyleyebiliriz. Kahvehaneler bir yandan erkeklikle ilişkilendirilen tüm hal, hareket, tutum ve davranışların yüceltilmesini bir yandan da kadınlar ile ilişkilendiren her şeyin aşağılanmasını yeniden üretmektedir. Anahtar Kelimeler: Kahvehane, Erkeklik, Hegemonik Erkeklik, Homososyalite
Erkeklik, milliyetçilik, askerlik: Ekşi Sözlük örneği
Erkeklikler büyük ölçüde geçmişten gelen ataerkil pratikler ile hakim söylem ve ideolojiler ekseninde inşa edilir. Doğumla geldiği ve sabit olduğu düşünülen erkeklik ve erkekliğe atfedilen özellikler, milliyetçilik söylemi ile benzerlik gösterir. Modern devletlerin kurucu ideolojisi milliyetçilik, ataerkil erkeklik ile karşılıklı örülür. Zorunlu askerlik hizmeti ise Türkiye'de erkek vatandaşları göreve çağıran milliyetçi bir pratiktir. Ataerkiden ayrı düşünülemeyecek milliyetçi pratikler ve erkekliklerin inşasında askerlik hizmeti kritik önemdedir. İktisadi-toplumsal koşullar askerlik hizmetinin çeşitlenmesine yol açmıştır. Erkek olmanın ve milliyetçiliğin aynı anda yüceltildiği askerlik deneyimi, kişilerin cinsiyet ve milliyet bağlamında kimliklenme süreçlerini hem pekiştiren hem de sorgulatan güçlü bir deneyimdir. Ekşi Sözlük 1999 yılında kurulmuştur ve günümüzde en çok ziyaret edilen internet sitelerinden biridir. Her ay milyonlarca ziyaretçiye ulaşan Ekşi Sözlük'ü, toplumsal kabullerin ve kalıpyargıların gözlemlenebildiği, iktisadi-toplumsal değişimlerin izlerini sürebileceğimiz dijital bir yansıma olarak değerlendirmek yanlış olmayacaktır. Bu çalışmada 2015-2021 yılları arasında Ekşi Sözlük'ün "Erkeklik", "Milliyetçilik" ve "Askerlik" başlıklarına yazılmış alıntılar incelenmiştir. Erkeklik ve milliyetçilik söylemi arasındaki benzerlikleri ve söylem ile pratik arasındaki çelişkileri askerlik deneyimi ile ilişkilendirerek açıklamayı hedefler. Bu amaçla, ilgili Ekşi Sözlük başlıklarında öne çıkan temalar, aralarında bulunan benzerlikler ve çelişkiler eleştirel söylem analizi yöntemi ile incelenmiştir.
Turizm eğlence sektöründe göçmen kadın istihdamı
Dünya genelinde kendisini gösteren göçün feminizasyonu sürecinin etkisi ile günümüzde Türkiye'ye gelen göçmenlerin de büyük çoğunluğunu kadınlar oluşturuyor. Ülkeye gelen kadın göçmenler çeşitli sektörlerde istihdam sağlıyor ve çoğu zaman kayıtsız çalışıyor, hem göç hem de iş hayatı sürecinde birçok sorun ile karşılaşıyor. Türkiye'de çalışan göçmen kadınların önemli bir bölümü Eski Doğu Bloku ülkelerinden geliyor ve bu kadınların büyük bir kısmı ev ve bakım hizmetleri, turizm, seks işçiliği gibi sektörlerde çalışıyor. Turizm sektörü içerisinde eğlence alanında çalışan kadınların da çok büyük bir kısmı Eski Doğu Bloku ülkelerinden geliyor ve dış görünüşleri, haklarındaki önyargılar dolayısıyla diğer alanlardan farklı sorunlarla da karşı karşıya kalıyorlar. Niteliksel yöntem ile gerçekleştirdiğim bu çalışma Türkiye'de turizm sektöründe ve özel olarak sektörün eğlence ayağında istihdam eden göçmen kadınların çalışma koşullarını, çalışma hayatında yaşadıkları problemleri ortaya çıkarmayı amaçlıyor ve Bodrum bölgesinde çalışan animatör ve dansçı 15 göçmen kadınla ve 1 işveren erkek ile yaptığım görüşme bulguları ile sektördeki bireysel tecrübelerimi temel alıyor.
Educational policies in legitimizing power (1920-2015)
This study's main purpose is to be analyzed through the laws, regulations, national education councils, circulars, and discourses enacted by the education policies established by the political powers between the years 1920– 2015 in Turkey. Political powers can construct education according to their ideology and use it as an effective device to reproduce their hegemony. It is also a power struggle. Therefore, the elements of this struggle will be looked through in the thesis. The building process of ideological power, the reforms made, the effects of neoliberal policies on Turkey's Education System, how the educational policies of political powers build on discourses, images, symbols, and concepts between the years 1920-2015 will be examined. Turkish-Islamic synthesis has become a privileged component of national identity Educational policies, which political powers regard themselves as a means of legitimization, differed historically. At the date of the Republic of Turkey's establishment year, while the state-building process was going on, culture-oriented education policies have been adopted, and after 1980, neoliberal - anti-elitist inclined educational policy has been adopted; Turkish-Islamic synthesis has become a privileged component of national identity. As of 2010, this situation has also been reflected in the practices in education.
Siyasal söylemde 'mülteci krizi': İtalya, Macaristan, Türkiye
Bu tez, siyasal söylem ile mültecilere/göçmenlere yaklaşımların siyasi partiler tarafından zamanla nasıl oluşturuldukları üzerine karşılaştırmalı bir araştırma sorusuna odaklanmaktadır. Mülteci Krizi vakası, ayaklanmaların başlamasından bu yana uzun bir geçmişi olan, seçilen ülkelerdeki mültecilere yönelik yaklaşımı anlamak için kapsamlı ve tutarlı bir veri sunmaktadır. Mevcut akademik literatürde, göç konusu üzerine İtalya, Macaristan ve Türkiye'nin ilgili analizine ilişkin karşılaştırmalı bir değerlendirme çalışma konusunda bir açık söz konusudur. Araştırma bağlamında analiz birimi, seçilen ülkelerin siyasi partilerinin genel seçim manifestolarıdır. Vaka olarak seçilen ülkelerde, mülteci krizi öncesi ve sonrasında genel seçim manifestolarında (2006-2018) göç konusu üzerine inşa edilmiş algıyı ortaya çıkarmak üzerine içerik analizi ile çözümleme ve karşılaştırma yapılmıştır. Seçim manifestolarının göç /göçmen /mülteci /sığınmacı söylemleri politik tutumlarla ilişkilendirilmiştir. Göç konusunun hayali mülteciler algısına dönüşümü incelenmiştir. Bu bağlamda, seçim manifestolarında popülizm, mülteciler ve mülteci krizi, güvenlikleştirme, zenofobi / İslamofobi, Avrupa şüpheciliği kategorileri ile ilgili içerik, söz konusu ülkelerin ve partilerin göçe ilişkin yaklaşımlarını ve algılarını açıklamak için karma yöntemler kullanılarak analiz edilmiştir.
Kentli Alevilerde toplumsal cinsiyet algısı
Geleneksel yapısı içerisinde yüzyıllar boyunca kırsalda kapalı bir topluluk olarak süregelen Alevilik, kırdan kente göç ve modernleşme ekseninde değişim yaşayarak Modern Alevilik olarak bildiğimiz, bugünkü formunu almıştır. Yaşanan bu değişim, Aleviliğin yapısını etkilemekle beraber, Alevilerin de yaşantısını etkilemiştir. Alevi-Bektaşi inancında kadın ve erkeğin eşit olduğu inancı pek çok araştırmada ele alınmış, feminist araştırmacılar tarafından da eleştirel bir bakış açısıyla incelenmiştir. Bunun sonucunda teori ve pratik arasında bir uyumsuzluk olduğu, inancın özünde eşitliği içermesine rağmen bireylerin gündelik yaşamlarında toplumsal cinsiyete bağlı normları içselleştirdiği ortaya konmuştur. Araştırma, kentli Alevilerin toplumsal cinsiyet algısını ölçmeyi hedeflemekte ve bu hedef doğrultusunda kente göç sonrasında Alevilerin toplumsal cinsiyet anlayışında bir değişim olup olmadığını sorgulama amacı taşımaktadır. Buna göre, Modern Aleviliğin içerisinde cinsiyet eşitliğinin yerinin nasıl olduğu, kadınların ve erkeklerin eşitliği nasıl deneyimlediği Kartal'da yaşayan kadın ve erkeklerle yapılan derinlemesine görüşmeler ile incelenmiştir.
Yoldaki kadınlar: Gezi anlatılarında toplumsal cinsiyet ve sınırları aşmak
Bu tez çalışması seyahat etmeninin hem bireysel hem toplumsal anlamını kadınları özne olarak öne çıkararak irdelemiştir. Tarihsel süreç içerisinde tahmin ettiğimizden ve bildiğimizden daha fazla sayıda gezgin kadın vardır. Hem onların varlıklarını ortaya koymak ve görünür kılmak hem de seyahat etmenin, gezgin bir kadın olmanın onlarda nasıl bir anlam taşıdığına, seyahatlerinden neler beklediklerine, yolda hayatı nasıl anlamlandırdıklarına ve yolculuklarında aradıklarını bulup bulmadıklarını araştırmak amacıyla bu tez çalışması ortaya çıkmıştır.
Türkiye'de 2000 sonrası işçi hareketinde kadınlar
Kapitalist üretim ilişkilerinin ve ataerkil yapıların bir sonucu olarak kadınlar emek piyasası içinde dezavantajlı bir konuma sahiptir. Türkiye'de de tarihsel, siyasal ve ekonomik gelişmeler doğrultusunda bu dezavantajların kadınlar açısından daha da derin bir biçimde yaşantılandığı görülmektedir. Buna karşılık bu dezavantajlı konumun getirdiği eşitsizlik ve ayrımcılık ile mücadele edebilecek mekanizmaların geliştirilmesinin toplumsal cinsiyet ilişkileri ve kadın emeği bağlamında dönüşümler yaratabileceği düşünülmektedir. Bu çalışmada Türkiye'de 2000'li yıllarda kadın emeğinin dinamiklerinin ele alınması hedeflenmiş, siyasal, ekonomik ve politik bağlamda ücretli kadın emeğinin genel özellikleri değerlendirildikten sonra işçi hareketinde kadınların rolü incelenmiştir. Bu doğrultuda kadın işçilerin aktif olarak yer aldığı Novamed Direnişi, TEKEL Direnişi ve Flormar Direnişi'ndeki kadın işçilerin işçi hareketi içinde nasıl konum aldıklarını, hangi deneyimleri elde ettikleri ve tüm bunların Türkiye'de işçi hareketi ile kadın hareketine nasıl yansımaları olduğu üzerine değerlendirmeler yapılmıştır. Novamed Direnişinin ve TEKEL Direnişinin yer aldığı yayınlar ve akademik çalışmalar incelenmiş, Flormar Direnişi'nde ise işçi kadınlar ile derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. İşçi kadınların bir emek hareketi içerisinde aktif olarak yer almasının bir güçlenme, özneleşme ve özgürleşme olarak deneyimlendiği ve toplumsal cinsiyet ilişkileri bağlamında değişim ve dönüşümler yarattığı görülmüştür.
Küresel "minyon kahverengi" kadın emeği: Türkiye'de çalışan Filipinli kadınlar
Bu tezde, Türkiye'de hizmet sektöründe istihdam edilen Filipinli göçmen kadınlar, geçmişten günümüze Filipin sömürge tarihi ve mevcut devlet stratejileri bağlamında toplumsal cinsiyet rolleri üzerinden küresel kadın emeğinin uluslararası hareketleriyle tartışılmıştır. Dolayısıyla, çalışma şu sorular üzerine temellendirilmiştir: Günümüzde, Türkiye'yi de uluslararası göçlerin ortasında konumlandıran kadın emeği nasıl ve nerede yer edinmektedir? Dünyada ve Türkiye'de Filipinli kadınlar neden çoğunlukla veya sadece hizmet sektöründe istihdam edilmektedir? Küresel pazarda, özellikle işçi-işveren ilişkileri bağlamında "tercih etme/edilme" sebepleri nelerdir? Tarihsel ve ulusal olarak asimile ve ekonomik "kalkınma" projeleriyle üretilmiş karakteristik özellikler, uluslararası düzeyle Filipinli kadınları ve Filipinli kadınlar kendilerini nasıl tanımlamakta ve nerede konumlandırmaktadır? Filipinli kadınlar nereye ve niçin göçerler? Filipinler sömürge tarihleri ve mevcut devlet gelişim stratejileri olmak üzere işbirliği içinde üretilen eril söylemler, çoğunlukla Filipinli kadınları ülkeden ülkeye farklılık gösterse de, "uysal, sadık, güvenilir ve itaatkar" hem de "kavgacı, saldırgan ve söz dinlemez" olarak etiketlemektedir. Bunun yanı sıra, çoğunlukla kurban, mağdur, pasif ve sessiz olarak resmedilirler. Nitekim bu kurgusal özellikleri alternatif bakış açısıyla incelemek kadınları bu eril kurgusallıktan sadece kurtarmaz aynı zamanda onları aktif eyleyenler olarak kabul eder. Peki, kadınlar küresel pazarda çoklu göç geleneğini zorluklara karşı direnen, müzakere eden, kendi kararlarını alan, aktif eyleyenler olarak nasıl deneyimlemektedirler? Bu tez çalışması kapsamında, elde edilen bilgi ve deneyimlerle meseleye odaklanılmış, çalışma yorumsamacı bir yaklaşımla yazılmış, feminist teori ve yöntem kullanılmış ve sosyo-kültürel antropoloji ile temellendirilmiştir. Göç ve toplumsal cinsiyet çalışmaları bağlamında, indirgeyici ve genelleyici teorileri beslemek yerine alternatif teoriler üretilmesi gerektiği fikri benimsenmiştir. Bu nedenle, görüşmecilerimin yaşam deneyimleri çalışmanın ana merkezidir. Anahtar Kelimeler: Hizmet sektörü, Filipinli göçmen kadınlar, Filipin sömürge tarihleri, devlet gelişim stratejileri, feminist teori, sosyo-kültürel antropoloji.
Sahne sanatlarında kadınlar: Müslüman dindar kadınların deneyimleri
Bu çalışma, Türkiye'de sahne sanatlarında icracı olarak yer alan kadınların deneyimlerini ele almayı, Müslüman dindar kadınların ortaklaşan ve ayrışan deneyimlerini ise bir örnek olarak incelemeyi amaçlamıştır. Buradan hareketle çalışma kapsamında, ilk olarak, bedene yönelik politikalar, beden ve kamusal alan ilişkisi, kadının kamusal alana çıkışı ve bu alanda var oluşu ve kamusal alanın bir uzantısı olarak sahne sanatlarında var oluşuna dair yaklaşım ve tartışmalara yer verilmiştir. İkinci olarak, çalışmada Türkiye'de kadının kamusal alana çıkışının öyküsü ele alınmış, özelde sahne sanatlarını icra eden kadınların deneyimlerinin dönemin siyasi ve kültürel atmosferiyle ilişkisi incelenmiştir. Son olarak, günümüzde Türkiye'de sahne sanatlarını icra eden yedi Müslüman dindar kadınla yarı yapılandırılmış bireysel görüşmeler yapılarak, görüşmelerden elde edilen veriler teorik ve tarihsel çerçeve ışığında analiz edilmiştir. Araştırma sonuçları, "Kimlik Tanımları", "Aile Kültürleri ve Ailelerin Din Pratikleri", "Sanat ve Anlam", "Sanat Eğitiminin Önündeki Engeller ve Alternatif Yollar", "Müslüman Dindar Kadınların Kendilerine Özgü Sahne Deneyimleri", "Kamusal Alanda Görünürlük, Beden ve Sahne", "Profesyonelleşme ve İcra Alanları: Sanat Çevreleri, Kurumlar ve Piyasa", "Kadın Hareketi ve Feminist Mücadelenin Dindar Kadınların Sahne Sanatları Pratiklerine Yansımaları" ana temaları ve bu temaların alt kategorileri çerçevesinde analiz edilmiştir. Bu şekilde, hem Müslüman dindar kadınlara yönelik homojenleştirici bakışa alternatif bir veri ortaya koyulmuş, hem de kadınların kamusal alanda, özelde de sahne sanatlarında var olma mücadeleleri içerisinde farklı öznelikleri kapsama konusundaki tartışmalara bir girdi sağlanmıştır.
Pamuk prenses masalının sinema uyarlamalarında toplumsal cinsiyet ve feminizmin massedilmesi
Masallar, insanlık tarihinin en önemli kültür öğelerinden biridir. Dilden dile aktarılarak her coğrafyaya ulaşmış olması ve ahlaki öğretiler içermesi sebebiyle her yeni anlatıda ortaya çıktığı dönemin ideolojilerini aktarmada işe çocuklardan başlamış bir tür olarak karşımıza çıkar. İçeriğindeki toplumsal cinsiyet kurgusu anlatıcıya göre şekil değiştirmiş olsa da değişmeyen sembolizmi feminizmin zaman zaman sistem içerisinde massedilmesine de yol açmıştır. Bir kitle iletişim ve ideolojiyi yayma aracı olarak sinemanın da kültür üreticisi, aktarıcısı ve yeniden üreticisi olduğu düşünüldüğünde modern çağın masal anlatıcısı sinemanın anlattığı masalları incelemek oldukça önemli hale gelmiştir. Bu çalışmada çeşitli dönemlerde sinemaya uyarlanan Pamuk Prenses masalının orijinal metninden sinemaya uyarlanırken nasıl değişikliklere uğradığı, farklı dönemlerde yapılan uyarlamaların feminizmin tarihsel seyrinden nasıl etkilendiği açıklanmıştır.
1990 sonrası Ermenistan'dan Türkiye'ye gelen Ermeni kadınların mekan ve kimlik ilişkisi bağlamında göç ve tutunma hikayeleri
Bu tez çalışması, 1990 sonrası Ermenistan'dan Türkiye'ye göç eden Ermeni kadınların çok katmanlı kimliklerinden kaynaklı olarak Türkiye'de gündelik hayat pratiklerinde ne tür sorunlar yaşadıklarının yani hem geniş toplum içerisinde hem de Ermeni toplumu içerisinde gördükleri ayrımcılık ve dışlanma pratikleri ile Türkiye'de bu pratiklere karşı nasıl tutunduklarını ve ne türden gündelik direniş biçimi geliştirdiklerini mekan deneyimleri üzerinden ele almayı amaçlamaktadır. Ayrıca iki ülke arasında diplomatik ilişkinin olmamasının ve sınırın kapalı olmasının bu göçü ve göçmenlerin statüsünü farklı kılan bir durum olmasından kaynaklı olarak da iki ülke arasındaki ilişkisizliğe rağmen Ermenistanlı kadınların varlıklarının ve geliştirdikleri ilişkilerin, ilişkisizliğe karşı bir alternatif tarih yazımında aktif rol oynadıklarını da ortaya koymak amaçlanmaktadır. Tez için İstanbul'da yapılan saha çalışmasında 15 Ermenistanlı kadınla sözlü tarih yöntemiyle derinlemesine görüşmeler yapılmıştır.
Türkiye'de kadın bekareti söylemi ve etkileri
Bu tezde Türkiye'deki kadın bekaret algısı ile ilgili söylemler ve kadınların bu söylemle karşılaşma süreçleri ve etkilenme biçimleri aşağıdaki sorular çerçevesinde araştırılmaktadır Kadınlar erken yaşlarindan itibaren bu söylemle karşılaştığında kendilerine, bedenlerine nasıl bakıyor ve bu algı cinsel hayatlarinı nasıl etkiliyor? Kadinlar bu söylemle bireysel ve kolektif olarak nasıl mücadele ediyorlar? Bekaret söylemi hangi kaynaklarda yeniden üretiliyor ve sürdürülüyor? Elinizdeki tez çalışması bu soruların tümünü feminist yöntem ve ilkeler çerçevesinde ele almayı amaçlamaktadır. Bu bağlamda 15 kadınla yapılan derinlemesine görüşmeler analiz edilmektedir. Ayrıca tıbbi ve dini söylemleri içeren metinler, jinekoloji web siteleri, cinsel sorunların konu alındığı gazete köşeleri ve konu hakkındaki popüler söylem de incelenmektedir. Kadınların güçlü bir söylemle çevrelendiği ve bekaret konusundaki söylemin bedenleri ve cinsellikleri ile ilişkilerini derinden etkilediği görülmektedir.
Hukuk ve siyaset: Türkiye'de arabuluculuk tartışmaları ve düzenlemeleri
Arabuluculuk, 1970'li yıllardan itibaren uluslararası hukukta sıkça rastlanılan bir kurum olmasının yanı sıra, 2012 yılından itibaren Türk hukuk sisteminde de yasal olarak kendisine yer bulmuştur. Arabuluculuk müessesesinin değişik tezahür şekillerinin eski yıllardan beri hem hukukumuzda ve hem de sosyal hayatımızda mevcut olduğu bilinmektedir. Arabuluculuk ile ilgili olarak tartışılan konuların başında; arabuluculuk uygulamasının yargı bağımsızlığını ve hak arama hürriyetini etkileyip etkilemeyeceği hususu gelmektedir. Keza arabuluculuğun yargı erkine alternatif olma ihtimalinin sakıncaları, iş hukukunda zorunlu arabuluculuk uygulamasının işçi aleyhine işleyebileceği, aile hukukunda arabuluculuğun kadın hakları bakımından sakınca oluşturacağı gibi hususlar çalışmada detaylı biçimde incelenecektir. Uygulamada yaşanacak sorunların yasal alt yapı eksikliğinden ve uzman personel eksikliğinden kaynaklanacağını savunan görüşler de bulunmaktadır. Toplumsal uzlaşı kültürüne kaynaklık etmesi için ortaya atılan arabuluculuk sisteminin alt yapısının sağlam olması gerekmektedir. Yargı erkinin bu denli iş yükü altında ezildiği bir dönemde arabuluculuk müessesesi, mahkemeler açısından son derece faydalı bir müessese olarak kabul edilmektedir. Toplumsal uzlaşı kültürünün sağlanması, uyuşmazlığın taraflarının ilişkilerini gelecekte de devam ettirmesi ve mahkemelerin iş yükünü hafifletmesi açısından arabuluculuk uygulamasının geliştirilmesi ve genişletilmesi gerekmektedir. Yasal olarak 6325 sayılı Kanun'da sınırları çizilen arabuluculuk yöntemi, diğer alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemlerine nazaran bünyesinde barındırdığı kendine has özellikleri itibariyle daha çok bilinmekte ve tercih edilmektedir. Böylesi önemli bir yöntemin geliştirilmesi için literatüre katkı yapması amacıyla bu çalışmayı hazırlamış bulunmaktayız.
Felsefede ölüm sorunsalı ve feminizm
İnsanı, bir tür olarak neyin insan kıldığına dair tartışmalar bin yıllardır devam etmektedir. Bu tartışma etrafında şekillenen genel çerçeveye göre ise, insanı diğer türlerden ayrı kılan şey aklıdır. Aklımız sayesinde tabiattaki diğer türlerden kendimizi ayırır ve kendimizi gerçekleştirmek için de onun ilkelerini takip ederiz. Ancak, aklı kendimize rehber seçtiğimiz felsefi süreçte bundan daha derin bir ayrım, ruh ile beden arasındaki ayrım söz konusudur. Söz konusu ayrımı ortaya çıkaran şey ise bir çeşit ölüm korkusu, varlığını devam ettirme isteği olmuştur. İşte bu istekle felsefe, insanı ruh ve beden olarak iki ayrı tözün birleşimi olarak görmüş, ruhun başka ve ölümsüz bir âleme ait olduğunu söyleyerek onu bedenden üstün kılmıştır. Bu tez, feminist felsefenin kendine ait ayrı bir felsefi alan oluşturduğunu, felsefe tarihinin ise başlangıcından itibaren ölüm odaklı olduğunu ve bu ölüm odaklılığa feminist filozoflarca müdahale edildiğini göstermeye çalışmaktadır. Bu müdahaleler bedenin yeniden yorumlanmasının imkânlarına kapı açmaktadır.
1980 sonrası Türkiye'de futbol ve erkeklik inşası
Futbol, dünyanın pek çok ülkesinde olduğu gibi Türkiye'de de seyir zevkine hitap eden ve farklı aidiyet bağları üzerinden kendisini tanımlayan pek çok insan için sosyalleşme kaynağıdır. Spor dalları arasında en popüler konuma sahip olan futbol, 'erkek oyunu' olarak görülmektedir. Futbolun cinsiyetle doğrudan ilişkilendirilmesi ise kadınlık ve erkeklik inşasının söz konusu olduğu toplumsal yapının, iktidar ilişkileri ekseninde irdelenmesini zorunlu kılmaktadır. Bu çerçevede futbol sosyal bir alan olarak ele alınırken, onun erkek eksenli cinsiyetlendirilmiş yapısı ve bunun yarattığı iktidar ilişkilerinin oluşturduğu dışlayıcı mekanizmalar, toplumsal yapı içerisindeki ataerkil sistemle doğrudan ilintilidir. Tezin amacı; hegemonik erkekliğin inşa sürecinde beslendiği kaynaklardan birisi olan futbolu ele alırken, bu alanda yaşanan toplumsal gerçekliklerin medya aracılığıyla okura/izleyiciye aktarılışında kullanılan dil ve söylemlerin hegemonik erkekliğin oluşumundaki etkisini ortaya koymaktır. Bu bağlamda 1980'den günümüze kadar gelen süreç, tarihsel arka planı oluşturacaktır. Bunun için dönemin çeşitli gazetelerindeki haber başlıkları/açıklamaları ile televizyon programlarına yansıyan demeçlerdeki söylemler analiz edilerek, hegemonik erkekliğe yönelik inşa sürecindeki rolü ortaya konulacaktır. Anahtar Kelimeler: Türkiye, Futbol, erkeklik, ataerkil, medya
Osmanlı'daki ve Japonya'daki modernleşme projelerinde erkeklik inşası
On dokuzuncu yüzyıl, ekonominin, siyasetin ve toplumsal hayatın hızla dönüştüğü bir yüzyıldır. Kendisinden öncekilerden hızla farklılaşmış, kendisinden sonraki yüzyılı da inşa etmiştir. Bugünkü toplumsal cinsiyet algımız da, kadınlıklar da, erkeklikler de bu yüzyılda inşa edilmiştir. Hegemonik erkeklik bir ideal erkeklik tipi olarak dönüşen, değişen ancak iktidarda olan bir erkeklik tipidir. Siyasetle ve toplumsal yapıyla doğrudan ilintilidir. Dolayısıyla, iktidarın bulanıklaştığı, dönüşürken güçsüzleştiği tarihi anlarda bulanıklaşır, görünmez hale gelir. Doğu toplumlarında on dokuzuncu yüzyılda gerçekleşen modernleşme projelerinde ortaya çıkan toplumu dönüştürücü hızla birlikte, bir önceki yüzyılın hegemonik erkekliği kaybolmuş, ancak yeni hegemonik erkeklik de henüz inşa edilememiştir. Bu tezde, Tanzimat Osmanlısı ve Meici Japonyası'nda erkeklik inşası, çatışan erkeklikler ve bu çatışmanın toplumun siyasi, iktisadi ve kültürel dönüşümüyle ilişkilenmesi, üçü Osmanlı üçü Japonya'dan toplam altı roman kullanılarak, söylem analizi yöntemiyle incelenecektir. Geçiş dönemi olarak ele alınacak olan Tanzimat ve Meici Dönemleri'nin, geçmişlerinden farklılaşıp geleceği kurmasına yakından bakılacaktır. Bu dönemde inşa edilen erkekliklerin analizinde bir hegemonik erkeklik aranmayacak, onun yerine erkeklikler arası çatışmalar ve bu çatışmaların paralellik gösterdiği siyasi ve toplumsal dönüşümler incelenecektir. Anahtar kelimeler: Osmanlı, Japonya, erkeklikler, modernleşme, roman.