Blood

97 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Elitaltı basketbolcularda turnuva döneminde müsabaka öncesi ve sonrası hematolojik değerlerin değişiminin incelenmesi

KESKİN, İ.C. Elitaltı Basketbolcularda Turnuva Döneminde Müsabaka Öncesi ve Sonrası Hematolojik Değerlerin Değişiminin İncelenmesi. Dumlupınar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Beden Eğitimi ve Spor Anabilim Dalı Programı Yüksek Lisans Tezi, Kütahya. 2017. Bu çalışmada "Elitaltı Basketbolcularda Turnuva Döneminde Müsabaka Öncesi ve Sonrası Hematolojik Değerlerin Değişiminin İncelenmesi" amaçlanmıştır. Çalışmaya 2016-2017 Sezonu Türkiye Basketbol Federasyonu Erkekler Bölgesel Basketbol Ligi'nde mücadele eden 12 (deney) ile 11 (sedanter; kontrol) erkek basketbolcu katılmıştır. Deney grubu (n=12) yaş:23,58 ±1,37 yıl, boy:189,66 ± 9,46 cm, vücut ağırlığı:91,83± 12,14 kg) ve kontrol grubu (n=11) (yaş:22,54 ±1,96 yıl , boy: 189,9 ± 6,75 cm , vücut ağırlığı :90,08± 9,27 kg ) oluşturuldu. Kan parametrelerinden ise Eritrosit (RBC), Lökositler (WBC),Trombositler (PLT),Hemoglobin (HGB),Hematokrit (HTC), Ortalama Eritosit Volümü (MCV), Ortalama Hemoglobin (MCH), Eritrosit Hemoglobin Yoğunluğu (MCHC), lenfosit (LYM) vemonosit (MON) kan değerleri için turnuva döneminde dört gün üst üste olmak üzere müsabaka öncesi ve sonrası toplamda sekiz kez kan alındı. Çalışma sonucunda meydana gelen değişimleri belirlemek için, α=0.05 anlamlılık düzeyinde iki grup arasındaki karşılaştırmalar SPSS 23 paket programında katılımcıların ölçüm değerlerinin normal bir dağılıma sahip olup olmadığını belirlemek için SPSS'te İki örnek K-S normallik testi uygulandı ve verilerin normal dağılıma sahip olduğu tespit edildi (p<0.05). Deney ve kontrol grubunun turnuva süresince kan parametrelerindeki değişim α=0.05 anlamlılık düzeyinde tekrarlı ölçümlerde Varyans Analizi (Two way repeated ANOVA) kullanıldı. Çalışma sonunda maç öncesi ve sonrası HTC; Hematokrit ve HGB; Hemoglobin, maç öncesi MCH; Ortalama Hemoglobin, maç sonu MON ;vemonosit), WBC ;Lökositler) değerlerinde deney ve kontrol grubunda istatiksel olarak anlamlı değişim gösterdi(p<0,05). Anahtar Kelimeler: Basketbol, Hematolojik kan parametresi

BasketbolBasketbolcularKan+4
İsmail Can Keskin
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Health Sciences
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Minör kafa travmalı pediatrik olgularda ubiquitin c-terminal hidrolaz (UCH-l1) kan düzeylerinin tanısal etkinliğinin araştırılması

Çocukluk çağında kafa travmaları acil servise travma ile başvuran hastaların önemli bir kısmını oluşturur. Büyüme dönemindeki çocuklarda kafa travması büyüme ve gelişme basamaklarını etkilemekte, bu nedenle erişkin hastalara göre farklı bir değerlendirme gerekmektedir. Minör kafa travması ile acil servise başvuran hastalarda intrakraniyal yaralanmaları saptamada beyin bilgisayarlı tomografi (BBT) altın standart haline gelmiştir fakat yaygın ve gereksiz kullanımı sağlık giderlerinde artışa ve uzun dönemde radyasyona bağlı risklere sebep olmaktadır. Bu çalışmada minör kafa travması nedeniyle acil servise başvuran 0-18 yaş grubu hastalarda UCH-L1 düzeylerinin BBT'ye alternatif olup olamayacağının araştırılması amaçlanmıştır. Bu çalışma 07.03.2019 ile 27.02.2020 tarihleri arasında Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi (UÜTF) hastanesi acil servisine minör kafa travması ile başvuran 0-18 yaş grubu hastalardan Glaskow Koma Skoru (GKS) 14-15 olup BBT çekilen 60 hasta ve kafa travması dışında minör travma veya medikal nedenler ile acil servise başvuran 20 hasta prospektif olarak değerlendirilerek yapılmıştır. Hastaların yaş, cinsiyet, hastaneye başvuru tarihleri (gün, ay, yıl, saat), GKS, yaralanma bölgesi, yaralanma şekli, travmanın oluş saati, hastaneye geliş saati, tetkik alınma saati ve serum UCH-L1 düzeyleri kayıt altına alınmıştır. Uygun sayıya ulaşıldığında UCH-L1 düzeyi çalışılarak dosyaya eklenmiştir. Minör kafa travmalı pediatrik olgularda UCH-L1 düzeyi kafa travması olan hastalarda kafa travması olmayan hastalara göre istatistiksel olarak anlamlı çıkmasına rağmen BBT bulgusu olan olguları BBT bulgusu olmayan olgulardan ayıramamıştır.

Acil servis-hastaneAcil tıpKafa yaralanmaları+6
Ziyaettin Uzun
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Endosulfanın Mus musculus kan, karaciğer ve meme dokusu üzerine etkisi

ÖZET Endosulfanın Mus musculus Kan, Karaciğer ve Meme Dokusu Üzerine Etkisi Son yıllarda Türkiye'de ve özellikle Çukurova bölgesinde meme kanseri insidansının artışı ile bölgemizde çok yaygın olarak kullanılan endosulfan arasında bir bağlantı olabileceği düşünüldüğünden, anaç Mus musculus'vm kan, karaciğer ve meme dokularında endosulfanın hematolojik, biyokimyasal ve histopatolojik etkileri araştırılmıştır. Araştırmamızda Çukurova Üniversitesi Tıbbi Deneysel Cerrahi Araştırma Merkezi'nden (TTJBDAM) alman 23-40 g ağırlığında 60 adet (30 kontrol, 30 deneysel) anaç M. musculus kullanılmıştır. Endosulfanın M. musculus 'un kan, karaciğer ve meme dokusu üzerindeki etkilerinin değerlendirilebilmesi için hematolojik verilerin, eritrosit, karaciğer ve meme antioksidan sistemlerin, laktik dehidrogenaz (LDH) ve malondialdehit (MDA) düzeylerin referans değerleri saptanmıştır. Deneysel gruba endosulfan (0.24 mg/l00g vücut ağırlığı/gün) 90 gün (kısa dönem) ve 180 gün (uzun donem) oral yolla uygulanmıştır. Endosulfanın hem kısa hem de uzun dönemde vücut ve meme ağırlıklarını etkilemediği, karaciğer ağırlığını ve hepato/somato indeksini arttırdığı, lökositoz ve anemiye neden olduğu saptanmıştır. Endosulfan eritrosit ve karaciğer dokusundaki antioksidan sistemlerini, LDH aktivitelerini ve MDA düzeylerinin belirgin şekilde etkilerken, meme dokusu verilerini etkilemediği görülmüştür. Karaciğer dokularının histopatolojik açıdan incelenmesinde, kısa dönemde ağır tahribat bulguları, uzun dönemde ise ağır tahribat bulgularının yanısıra hafif-orta derecede rejenerasyon bulguları saptanmıştır. Meme dokularının histopatolojik açıdan incelenmesinde ise hem kısa hem de uzun dönemde stroma'da infiltrasyon bulguları saptanmıştır. Sonuç olarak, çalışmamızda endosulfanın kan, karaciğer ve meme dokusu üzerinde non-karsinojenik etkileri görülmüş, kısa dönemde doku düzeyinde oluşan hasarın geri dönüşümlü olduğu ve organizmanın uzun dönem toksisitesine uyum sağladığı saptanmıştır. Anahtar sözcükler: Anaç Mus musculus, endosulfan, kan, karaciğer, meme dokusu XV11

EndosülfanFarelerKan+4
Ergül Belge Kurutaş
Çukurova University · Institute of Health Sciences
1999
00
Master'sOpen AccessTR

Obsesif kompulsif bozukluğu olan hastaların kanlarında olası biyobelirteçlerin protein düzeyinde araştırılması

OKB'nin heterojenliği ve spesifik nörotransmitterler için tasarlanmış sınırlı farmakoterapi yaklaşımları nedeniyle tüm hastalar adına umut verici olamamaktadır. Dolayısıyla bu hastalığın altında yatan mekanizmaları daha iyi anlamak amacıyla Liquid chromatography-mass spectrometry (LC-MS/MS) yöntemiyle anlamlı farklılık gösteren proteinlerin OKB ile olası ilişkisinin araştırılması hedeflenmiştir. Çalışmaya DSM-5 kriterlerine göre Obsesif Kompulsif Bozukluk tanısı almış 14 hasta ve 10 sağlıklı kontrol dahil edilmiştir. Katılımcılara Yale-Brown Obsesyon Kompulsiyon Ölçeği, Obsesif İnanışlar Ölçeği (OİÖ-44), Üstbiliş Ölçeği-30 uygulanmıştır. Katılımcılardan bir kereliğine mahsus olmak üzere EDTA kaplı mor kapaklı kan tüplerine 10 cc peripheral kan alımı yapılmıştır. Alınan bu kanlar, plazma izolasyonu için Tıbbi Biyoloji Anabilim Dalı'ndaki moleküler biyoloji laboratuvarına iletildi. Kanlar, 3500 rpm hızda 10 dakika boyunca +4o koşullarında sentrifüjlenerek üst tabaka olan plazma içeren süpernatant temiz mikroeppendorf tüplere aktarıldı. İzole edilen tüm plazma örnekleri geniş çaplı protein analizi LC-MS/MS based proteomiks çalışmasına kadar -80o'de muhafaza edilmiştir. Tüm plazma örneklerinin toplanmasının ardından proteomiks çalışması için İstanbul Medipol Üniversitesi REMER Proteomiks Birimi'ne soğuk zincirde transfer edilmiştir. Bu çalışmada Bezmialem Vakıf Üniversitesi Bilimsel Araştırmalar ve Projeler (BAP) biriminin desteğinden yararlanılmıştır. Sonuçlar ise hem istatistiksel olarak anlamlılık hem de kat değişimi açısından aralarında farklılıklar değerlendirildiğinde ise Plastin-2 (LCP1), Kanca protein 1 (HOOK1), Apolipoprotein L1 (APOL1), Ig gamma-2 zincir C bölgesi (IGHG2), Apolipoprotein D (APOD), Seruloplasmin (CP) proteinleri anlamlı olarak kat değişimi göstermiştir (p ≤0,05, ≥1.4-kat değişimi).

BiyobelirteçlerKanKromatografi-sıvı+5
Serra Nimet Esencan
Bezmialem Vakıf University · Institute of Health Sciences
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kronik kabızlığı olan çocuklarda kurşun düzeyinin incelenmesi

Giriş Kabızlık etyolojisinde; anatomik, genetik, motor aktivite bozukluğu, hatalı alışkanlıklar, çevresel ağır metal maruziyeti gibi birçok neden sorumlu tutulmaktadır. Çevresel ağır metal maruziyetleri arasında en fazla suçlanan metal ise kurşundur ve kurşun maruziyeti kabızlığın önlenebilir nedenleri arasında yerini almaktadır. Bu çalışmada; kronik kabızlığı olan ve olmayan çocuklarda kurşun maruziyetini ve maruziyet kaynaklarını tespit edebilmek, kabızlığı olan çocukların kan ve saç kurşun düzeylerini belirlemek ve sağlıklı çocuklarla kıyaslamak, kan ve saç kurşun düzeyleri arasındaki ilişkiyi araştırmak, kurşun maruziyetinin kabızlık etyolojisindeki yerini değerlendirmek amaçlandı. Materyal ve metod Bu kesitsel çalışmada olgu ve kontrol grubu olmak üzere iki grup oluşturuldu. Olgu grubuna T.C. Bezmialem Vakıf Üniversitesi Çocuk Gastroenteroloji ve Hepatoloji Kliniğine 01.01.2022-01.03.2023 tarihleri arasında kabızlık şikayetiyle başvuran 3-18 yaş aralığındaki 84 çocuk dahil edildi. Farklı nedenlerle kan tahlili yapılması planlanan, kabızlık şikayeti ve kronik hastalığı olmayan eşit sayıda çocuk kontrol grubunu oluşturdu. Kapsamlı öykü, fizik muayene, laboratuvar testleri yoluyla tüm katılımcılarda kabızlık nedeni olan organik hastalıklar ekarte edildi. Çalışmaya katılan çocukların ebeveynlerinden yazılı bilgilendirilmiş onam alındı. Çalışmaya katılmayı, kan ve saç örneği vermeyi kabul etmeyen hastalar çalışma dışı bırakıldı. Örnek alınan hastalar için demografik bilgi formları oluşturuldu ve hastaların oturdukları evlerin yaşları, evdeki tadilat öyküsü, kullanılan içme suyunun nasıl temin edildiği, çevrsinde fabrika bulunma durumu ve ailede sigara içme öyküsü gibi bazı bilgiler kaydedildi. Çalışmamızda kan ve saç örnekleri belirtilen uluslararası talimatlar kullanılarak toplandı ve transfer işlemi gerçekleştirildi. Kan örnekleri; Acıbadem Labmed Klinik Laboratuvarında AAS yöntemiyle, saç örnekleri T.C. İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Adli Tıp ve Adli Bilimler Enstitüsü Adli Toksikoloji Laboratuvarı'nda ICP-MS yöntemiyle çalışıldı. Bulgular Çalışmamıza 3-18 yaş aralığında toplam 168 çocuk dahil edildi. 84 çocuktan oluşan olgu grubunda 46 erkek (%54,8); 38 kız (%45,2); 84 çocuktan oluşan kontrol grubunda ise 45 erkek (%53,6), 39 kız (%46,4) çocuk vardı. Olgu grubunun yaş ortalaması 7,21; kontrol grubunun yaş ortalaması 7,23'dür. Her iki grup yaş ve cinsiyet açısından istatistiksel olarak eşleştirilmiş saptandı. xii Kabızlığı olan çocukların kan kurşun düzeyi ortalaması 3,66 μg/dl, saç kurşun düzeyi ortalaması 1,26 μg/g olarak saptanırken; kontrol grubundaki çocukların kan kurşun düzeyi ortalaması 1,61 μg/dl, saç kurşun düzeyi ortalaması 0,88 μg/g olarak saptandı. Kabızlığı olan çocukların kan kurşun düzeyleri kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı yüksek saptanırken her iki grubun saç kurşun düzeyleri arasında ise anlamlı bir fark bulunmadı. Kabızlığı olan çocukların % 48,8'inin; kontrol grubundaki çocukların ise %4,8'inin kan kurşun düzeyinin CDC tarafından 14 Mayıs 2021 tarihinde belirlenen referans değeri olan 3,5 μg/dl üzerinde olduğu görüldü. Kabızlığı olan çocuklarda kan kurşun düzeyinin referans değeri üzerinde çıkma olasılığının kontrol grubuna göre 10 kat daha yüksek olduğu saptandı. Çalışmamızda kan kurşun düzeylerinin cinsiyetten ve çocukların yaşlarından etkilenmediği görülürken; saç kurşun düzeylerinin kızlarda erkeklerden daha yüksek olacak şekilde cinsiyetten etkilendiği görüldü. Kan kurşun düzeyi ile çocukların yaşları arasında anlamlı bir ilişki saptanmazken; saç kurşun düzeyi ile çocukların yaşları arasında anlamlı negatif yönlü düşük dereceli olacak şekilde bir ilişki bulundu (p<0,001, rs=0,3). Kan kurşun düzeyleri ile saç kurşun düzeyleri arasındaki ilişki incelendiğinde ise aralarında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmadı. Oturulan evin yaşı ile kurşun düzeyleri arasındaki değişim incelendiğinde; evin yaşı ile kan ve saç kurşun düzeyleri arasında pozitif yönlü bir ilişki olduğu saptandı. Oturulan evin yaşı arttığında kan ve saç kurşun düzeylerinin de arttığı görüldü. Çalışmamızda; içme suyunun şekli, evdeki tadilat öyküsü, ebeveynin sigara kullanma durumu, eve yakın sanayi kuruluşu bulunması gibi bilinen kurşun maruziyet kaynakları araştırıldı ancak kan ve saç kurşun düzeyleri ile bu kaynaklar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmadı. Sonuç ve Öneriler Çalışmamızın sonuçlarına göre, kabızlık şikayetiyle başvuran çocuklarda kurşun maruziyeti araştırılmalı, kurşun maruziyeti açısından risk etmenleri sorgulanmalı ve kabızlık etyolojisini aydınlatamadığımız çocuklarda imkan dahilinde kurşun düzeyi ölçülmelidir. Saç kurşun düzeyi; eksojen kurşun partiküllerinden, çocukların yaşlarından ve cinsiyetten etkilenebileceğinden kabızlığı olan çocuklarda kan kurşun düzeyi ölçülmesi daha uygun olabilir. Böylece, kurşun maruziyeti olan çocuklar erken teşhis edilebilir ve kurşunun özellikle nörolojik olumsuz etkileri oluşmadan maruziyetin önüne geçilebilir. Anahtar kelimeler: Kabızlık, kurşun, kan kurşun düzeyi, saç kurşun düzeyi

KabızlıkKanKurşun+2
Abdurrahman Zarif Güney
Bezmialem Vakıf University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Tilapia Nilotica'da bakırın karaciğer,solungaç,kas,böbrek beyin ve kan dokularındaki birikimi ve bazı kan parametreleri üzerine etkisi

IV ÖZ Bu araştırmada, 0.1, 0.5, 1.0 ve 5.0 ppra Cu ortam der isimler inde bakırın Tilapia nilotica' da karaciğer, solungaç, kas, böbrek, beyin ve kandaki birikimi ile metalin kan hemoglobin ve hematokrit düzeyleri üzerine etkilerinin 1, 7, 15 ve 30 günlük sürelerde belirlenmesi amaçlanmıştır. incelenen dokularda bakır birikimi ortam derişimi ve etkide kalma süresine bağlı olarak artmıştır. Bakır birikimi en fazla karaciğer, en az ise beyin dokusunda olduğu bulunmuş ve dokular arasında birikim ilişkisinin; Karaciğer > Böbrek > Solungaç > Kas > Beyin şeklinde olduğu saptanmıştır. Kandaki bakır düzeyleri genelde düşük olup, etkide kalma süresi ve derişim artışına paralel olarak artmıştır. Kan hematokrit yüzdesi ve hemoglobin miktarı deney süresine ve ortam derişimine bağlı olarak değişim göstermiştir. Genel olarak belirli bir sürede ortam derişiminin artması veya belirli bir ortam derişiminde etkide kalma süresinin uzaması ile bu parametrelerde başlangıçta bir artma, daha sonra tekrar düşme gözlenmiştir.

BakırBeyinBöbrek+5
Mustafa Kalay
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Science
1992
00
Master'sOpen AccessTR

Sağlıklı Oreochromis niloticus (L.) bireylerinde bazı hematolojik parametrelerin saptanması üzerine bir araştırma

Ill ÖZ Bu araştırma, Kasım-1993 ve Ağustos-1994 yılları arasında Ç.ü Su ürünleri Fakültesi Balık üretim İstasyonunda, Cichlidae familyasına ait sağlıklı Oreochromis niloticus (L.) bireylerindeki, bazı hematolojik parametrelerin saptanması amacıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırmada, boyları 17-21,24 cm ve ağırlıkları 112-142 gr arasında değişen toplam 110 balık bireyi kullanılmıştır. Bulgularda eritrosit miktarı, 2. 16-4. 005. 10a/mm3 ; lökosit miktarı, 25.6-77.5 103/mm3 ; hematokrit değeri. %25-%44; hemoglobin miktarı, 3-6 dL/g'dır. Lenfosit hücrelerin yüzdesi, % 32-%84; monosit hücrelerin yüzdesi. %Q-%42 nötrofil hücrelerin yüzdesi, %4-%10; asidofil hücrelerin yüzdesi, %4-%28; agranüler hücrelerin yüzdesi. %64-%92-, granüler hücrelerin yüzdesi. %Q-%36 dır. Ayrıca eritrosit uzun hücre çapı. 11-14/i; kısa hücre çapı ise, 5-7/i olup, lenfosit hücre çapı, 7-11. 5/J; monosit hücre çapı, 9.5-llji; nötrofil hücre çapı, 5-8/j ; asidofil hücre çapı, 7.5-10y dur. Bazofil hücresine, sadece bir çalışmada ve bir tane rastlanıldığından, yüzdesel olarak ifade edilememiştir. Total serum proteini, 2.6-4.4 dL/g; kan glikoz miktarı ise, 114-235 dL/mg olarak bulunmuştur.

BalıklarGlükozGranülosit+4
Aysel Azizoğlu
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Science
1995
00
DoctorateOpen AccessTR

Etlik civciv rasyonlarında doğal büyüme uyarıcı olarak bitkisel ekstraktların ve propolisin kullanım olanakları

Bu çalışma, etlik piliç yemlerinde kullanımı yasaklanan antibiyotiklere alternatif doğal bitkisel ekstrakların ve propolisin büyütme faktörü olarak kullanım olanaklarını belirlemek amacıyla yapılmıştır. Çalışma, her biri 42 gün süreli bir birini takip eden dört ayrı deneme halinde Ross 308 erkek civcivler ile yürütülmüştür. Birinci denemede Yucca schidigera, Oreganum vulgare, Thymus vulgaris, Syzygium aromaticum, Zingiber officinale isimli bitkisel ekstraktlar 120 ppm düzeyinde kullanılmıştır. 120 ppm Z.officinale katkısı etlik piliçlerin canlı ağırlık kazancı ve yemden yararlanma oranını iyileştirmiş ve bağırsak laktik asit bakteri populasyonunu arttırmıştır. İkinci denemede, Deneme I'de en üstün sonucu veren S.aromaticum ve Z.officinale isimli bitkisel ekstraktlar test edilmiştir. Z.officinale ekstraktının dozunun artması (240 ppm) etlik piliçlerin performansını ve bağırsak villi uzunluğunu artırmıştır. Üçüncü denemede yem katkısı olarak propolisin farklı düzeyleri (0, 500, 1000, 2000 ppm) kullanılmıştır. Propolis katkısı antibiyotiklere alternatif olma açısından büyük önem taşıdığı gözlenmiştir. Özellikle yeme ilave edilen 1000 ppm propolis etlik piliçlerin yem tüketimini teşvik etmiş, canlı ağırlık kazancı ve yemden yararlanma oranını iyileştirmiş, bağırsak villi uzunluğunu arttırmıştır. Dördüncü denemede, büyüme uyarıcı olarak Z.officinale ve propolisin farklı dozları ayrı ayrı ve kombine olarak denenmiştir. 240 ppm Z.officinale ve 1000 ppm propolis katkısı etlik piliçlerin canlı ağırlık kazancı, yem tüketimi ve yemden yararlanma oranı bakımından antibiyotiklere benzer performans değerleri göstermişlerdir. Çalışamadan elde edilen bulgular, bitkisel ekstrakt olarak 240 ppm Z.officinale esans yağı ve/veya 1000 ppm propolis katkısı antibiyotiklere alternatif olma açısından büyük avantaj sağlamıştır.

Kan
Ahmet Tekeli
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Science
2007
00
Master'sOpen AccessTR

Sazan yemlerine (Cyprinus carpio L., 1758) farklı oranlarda zeolit (klinoptilolit) katkısının büyüme, vücut kompozisyonu, bazı kan parametreleri ve bağırsak mukoza morfolojisi üzerine etkileri

Bu çalışmada, Sazan yemlerine (Cyprinus carpio L., 1758) farklı oranlarda zeolit(klinoptilolit) katkısının büyüme, vücut kompozisyonu, bazı kan parametreleri vebağırsak mukoza morfolojisi üzerine etkileri incelenmiştir. Çalışma, ticari sazan yemine% 1, 2, 3 ve 4 oranında zeolit (klinoptilolit) ilave edilerek günde iki kez elle yemlenenpullu sazanlarla 12 hafta boyunca yürütülmüştür. Her muamele grubu, ortalamabaşlangıç ağırlığı 15,09 ± 0,02 g olan pullu sazan yavruları ile 3 tekrarlı ve her tekrar 15adet balık olacak şekilde planlanmıştır. Deneme sonunda grupların ağırlıkları, KontrolGrubunda, 73,01±2,68, 1.Grupta 68,93±2,43, 2.Grupta 72,51±5,01, 3. Grupta69,82±5,29, 4. Grupta 72,10±3,28 g olarak bulunmuştur. Yemden yararlanma oranı,sırasıyla, 1,75±0,01, 1,82±0,04, 1,74±0,05, 1,83±0,07, 1,76±0,04, olarakgerçekleşmiştir. Deneme sonunda zeolitin, canlı ağırlık artışı, yem tüketimi, yemdenyararlanma oranı, spesifik büyüme oranı, protein etkinlik oranı, visero somatik indeks,karkas randımanı, kondüsyon faktörü üzerine etkisinin olmadığı sonucuna ulaşılmıştır(P>0,05). Tüm vücutta yapılan protein, kuru madde, yağ ve kül analizlerindeki farkistatiksel olarak önemli bulunmamıştır (P>0,05). Kan analizleri sonucunda, zeolit'inglikoz ve kan üre azotu düzeyini azalttığı, hemoglobin düzeyini arttırdığı (P<0,05),lökosit ve kolesterol düzeylerini etkilemediği sonucuna ulaşılmıştır (P>0,05). İnce vekalın bağırsaklardan alınan kesitlerde yapılan histolojik muayenede, zeolitin bağırsakyüzey alanını arttırmadığı ve sindirim kanalı uzunluğu üzerine bir etkisi olmadığıgörülmüştür (P>0,05).

BağırsaklarBüyümeKan+2
Mahir Kanyılmaz
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Science
2008
00
DoctorateOpen AccessTR

Anne kanında fetal nükleik asitlerle prenatal tanı uygulamas

Maternal dolaşımda serbest fetal DNA'nın bulunması ile geçtiğimiz on yılda girişimsel olmayan prenatal tanıda gelişmeler kaydedilmiştir. Fetüste paternal alellerin serbest fetal DNA'da tanımlanmasına yönelik çalışmalar artık kullanılmaya başlanmıştır. Maternal plazmada fetal DNA analizinde HRM eğrisi analizi girişimsel olmayan prenatal tanı için büyük bir potansiyel oluşturmaktadır.Elli ikisi orak hücre, 32'si beta talasemi taşıyıcısı ve 15'i sağlıklı kontrol olmak üzere toplam 104 primigravidanın maternal plazma örneğini çalıştık. Fetal DNA, 1 mL plazma örneğinden elde edildi; erkek fetüsleri saptamak için Y kromozomuna özgül SRY ve DYS14 belirteçleri ?nested? PCR ve RT-PCR ile analiz edildi. Fetal ve total DNA kantitasyonu sırasıyla DYS14 ve beta globin genleriyle yapıldı. Girişimsel prenatal tanıdaki geleneksel yöntemlere seçenek olarak hemoglobinopatilerde HRM analizi ile fetal DNA genotiplendirilmesi yapıldı.Maternal plazmada gebeliğin erken döneminde fetal DNA (DYS14), RT-PCR ile % 100 oranında erkek taşıyan gebede saptandı; SRY dizisi kullanarak ?nested? PCR ile bu oran % 93,7 olarak bulundu. Maternal plazma total (beta globin) ve fetal DNA düzeyleri gebelik haftası ile artış gösterdi. Orak hücre taşıyıcısı gebelerde fetal DNA düzeyi, kontrol ve talasemi grubuna göre artan MoM değerleri gösterdi. Talasemi taşıyıcısı gebelerde total DNA miktarında, kontrol ve orak hücre taşıyıcısı gruba göre azalan MoM değeri gözlendi (p<0,001). Gebeliğin geç döneminde, orak hücre taşıyıcısı, talasemi taşıyıcısı ve kontrol grupları arasında beta globin düzeylerinin anlamlı olarak arttığını saptadık. Fetal DNA'nın HRM ile genotiplemesi paternal alellerin maternal DNA'dan ayrımı ile yapıldı. Fetüsün anneyle aynı genotipi taşıdığı durumlarda kısmen de olsa sorunlar yaşandı.Sonuçlarımız hemoglobinopatili gebeliklerin erken döneminde, fetal ve total DNA düzeylerine bakmanın anlamlı olmadığını gösterdi. Hemoglobinopatilerin prenatal tanısında girişimsel yöntemlere seçenek olarak fetal DNA'nın genotiplendirilmesinde fetüsün anneden farklı paternal aleller taşıdığı durumlarda HRM analizinin kullanışlı olabileceğini göstermektedir.

AnnelerDNAFetal kan+5
Ebru Dündar Yenilmez
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Yenidoğan yoğun bakım ünitesindeki bebeklere uygulanan kanguru bakımının, bebeklerin ağrı düzeyine etkisi

Bu araştırma, Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesine (YYBÜ) yatırılan zamanından önce doğan bebeklere uygulanan kanguru bakımının (KB), topuktan kan alımı sırasında oluşan ağrıyı azaltma üzerine etkisini incelemek amacıyla deneysel olarak yapıldı. Haziran 2012–Kasım 2012 tarihleri arasında Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi (ÇÜTF) Balcalı Araştırma ve Uygulama Hastanesi YYBÜ'nde yatan, zamanından önce doğan yenidoğan ve anneleri, araştırma evrenini, oluşturdu. Bu tarihlerde yatan, vaka seçim kriterlerine uyan toplam 45 zamanından önce doğan bebek ve annesi örneklemi oluşturdu. Bu bebekler deney (sayı: 21) ve kontrol (sayı: 24) gruplarına gelişigüzel biçimde atandı. Verilerin toplanmasında; anket formu, video kamera, monitör ve kan alma işleminde bebeğin davranışsal ve fizyolojik yanıtlarını değerlendirmek amacıyla Prematüre Bebek Ağrı Profili (PIPP) kullanıldı. Veriler Statistical Package for Social Sciences 18.0 (SPSS) paket programı kullanılarak değerlendirildi. Kategorik ölçümler sayı ve yüzde olarak, sayısal ölçümlerse ortalama ve standart sapma olarak özetlendi. Verilerin değerlendirilmesinde Ki kare, Mann Whitney U ve T testi kullanıldı. Yenidoğanlar 32-36 hafta arası doğumlu, kontrol grubundaki yenidoğanların %58'i deney grubundaki yenidoğanların %67'si kız bebek olup, kontrol ve deney grubunun tanıtıcı özellikleri karşılaştırıldığında her iki grupta istatistiksel olarak benzer bulundu. Araştırmada invaziv girişim öncesi PIPP skoru her iki grupta benzer (p=0.897), invaziv girişim sırasında PIPP skoru deney grubunda kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı olacak şekilde daha düşük (p<0.001), invaziv girişim sonrasında ise PIPP skorları her iki grupta da istatistiksel olarak benzer bulundu (p=0.195). Sonuç olarak; invaziv girişimlerde zamanından önce doğan bebeklerin ağrısını azaltmada KB'nin etkili bir yöntem olduğu saptandı. Anahtar Kelimeler: Ağrı, kanguru bakımı, prematüre, prematüre bebek ağrı profili, topuk kanı alımı.

AğrıBebek bakımıBebek-prematür+5
Sibel Tazegül
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Kan donörlerinde leptospira seroprevalansının elisa yöntemi ile araştırılması

Leptospira'lar organik maddelerin yaygın bulunduğu lağım ve çamurlu sularda uzun süre canlı kalabilen ve hatta üreyebilen spiral bakterilerdir. Leptospiroz, Leptospira cinsi bakterilerin neden olduğu, dünyada geniş yayılıma sahip bir enfeksiyon hastalığıdır. İnsanlarda enfeksiyon kaynağı genellikle hayvan idrarı ile doğrudan veya dolaylı temastır. Doğadaki en önemli kaynak kemiricilerdir. Bu çalışmada Gaziantep Üniversitesi Şahinbey Araştırma Ve Uygulama Hastanesi Kan Bankası'na başvuran kan donörlerinden elde edilen serum örneklerinde Leptospira IgG antikor varlığı araştırılması amaçlandı. Bu çalışmada 30'u (%47) kadın, 64'ü (%53) erkek, 18-24 yaş aralığında olan 94 donörden alınan kan örnekleri araştırmaya dahil edildi. Çalışmaya alınan donörlerin meslekleri; 47'si (% 50) esnaf, 16'sı (%17)öğrenci, 10'u (% 10.6) kamu çalışanı, 8'i (%8.5) çiftçi, 9'u (%9.6) ev hanımı, 4'ü (%4.3) sağlık çalışanından oluşmuştur. Serum örneklerinde Leptospira IgG antikor varlığı Enzyme-Linked ImmunoSorbent Assay (ELİSA) yöntemi ile araştırıldı. Çalışma kapsamına alınan 94 donör serumundan 88'inde (%93.6) antikor varlığı saptanmazken, 6'sında (%6.4) Leptospira antikor varlığı zayıf pozitif olarak saptandı. Leptospira IgG antikoru saptanan 6 donörün 4'ü (%6.2) erkek, 2'si (%6.7) kadın, meslek grubu olarak 2'si (%4.3) esnaf, 2'si (%22.2) ev hanımı, 1'i (%6.2) öğrenci, 1'i (%12.5) çifçiden oluşmuştur. Çalışmamızda sağlıklı donörlerde saptanan Leptospira IgG antikor pozitifliği, Leptospiroz'un bölgemizdeki zoonotik hastalıklar içersinde ele alınması gerektiğini düşündürmüştür. Anahtar Kelimeler: Leptospira spp., IgG, ELİSA

Enzime bağlı immünosorbent testiKanKan donörleri+3
Zeynep Özge Nacak
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2017
00
DoctorateOpen AccessTR

Kanda oksijen taşınımında destek biomalzemenin geliştirilmesi

Kan toplama ve muhafaza etme konusundaki problemler, ek maliyet, dünya çapındaki rezerv noksanlığı gibi sorunlar, kan yerine geçen maddelerin geliştirilmesine yol açmıştır. Yapay kan çalışmaları temel olarak; oksijen taşıyıcı bileşiklerin gerçekleştirilmesini ve geliştirilmesini hedef alır. Bu çalışmada temel hedef, kan alternatifi olabilecek, kan yokluğunda hayat kurtarması hedeflenen destekleyici ve oksijen taşıyabilen, biyolojik bir malzemenin geliştirilmesidir. Çalışmada öncelikle süper paramanyetik nanopartiküller (Magnetit) sentezlenmiş, sentezlenen bu malzemelerin (Fe3O4) boyut stabilizasyonunu sağlamak amacıyla, tartarik asit, glutaraldehit, trietanolamin, 3 amino trimetoksi silan olarak 4 farklı yöntem kullanılmıştır. Sentezlenen bu nanopartiküller organik moleküllerle bağlanabilmesi için aşamalı olarak yüzey modifikasyonları gerçekleştirilmiştir. FT-IR, Elementel analiz, SEM, XRD, ICP, C-TEM analizleri ile karakterizasyonları yapılan partiküllerin yüzeyine saf hemoglobin molekülleri bağlanıp karakterizasyon çalışmaları tekrarlanmıştır. Ayrıca Siklik voltogram ve UV analizleri ile bağlanan hemoglobin moleküllerinin oksijen bağlama-bırakma kapasitesi incelenmiştir. Doğal eritrositleri taklit etmek üzere sentezlenen hemoglobin (Hb) bağlanmış süper paramanyetik nano partiküllerin in vitro koşullarda toksik etkilerinin saptanması amacı ile de endotel hücre kültürü üzerinde etkileri incelemiştir. Belirli derişimde 10 µl (1mg/10ml) manyetik nanopartiküller belirli zamanlarda (24 saat), hazırlanan hücre hatlarına muamele edilmiştir. Hücrelerin vermiş olduğu olası toksik etkilerin değerlendirilmesi için de hücre proliferasyonu ile endotel hücre süperoksit dismutaz, katalaz, glutatyon peroksidaz aktivite değişimleri (n=8) araştırılmıştır. Bu çalışma kan alternatifi bir yapay biyomalzemenin preoperatif ve operatif olarak kullanılabilmesi amacıyla geliştirilmiştir. Yapılan çalışmanın bu aşamalarının, sentezi gerçekleştirilen hemoglobin bazlı mnp'lerin optimizasyonu/ kullanılabilirliği açısından bir adım olacağı ve ileriki dönemlerde farklı alanlarda uygulama imkanı sağlayacağı düşünülmektedir.

EndotelyumHemoglobinlerHücreler+5
Ümit Yaşar
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Yasadışı maddelerin kurutulmuş kan damlalarında LC-MS/MS yöntemi kullanılarak analiz edilmesi

Damar yolu açılarak alınan venöz kan, yasadışı maddelerin analizi için altın standart olarak kabul edilmektedir. Ancak, bu uygulama, yüksek taşıma ve saklama maliyeti, girişimsel olması, örnek almak için sağlık profesyoneli ihtiyacı ve kan yolu ile bulaşan hastalıkların yayılabilmesi gibi beraberinde birçok sınırlılık ve/veya zorluk getirmektedir. Bu noktada, klasik kan alma yönteminin getirdiği zorlukların üstesinden gelmek adına Kurutulmuş Kan Damlası (KKD) iyi bir alternatif olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu çalışma ile venöz damardan alınarak kurutulan kan damlalarının, yasadışı maddelerin tespit edilmesi açısından, tam kan sonuçlarını temsil edebilme kapasitesi araştırılacaktır. Elde edilen bilgiler ile KKD'nin adli uygulamalarda ne kadar kullanışlı olduğunun ve uygulamalarda getireceği avantajların/dezavantajların belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu çalışmada, ilk olarak, yöntem validasyonu yapılmıştır. Bu kapsamda, bilinen miktardaki yasadışı madde metabolitlerinin temiz kana eklenmesiyle hazırlanan KKD'lerdeki geri kazanım oranları ölçülmüştür. Bu oranlar tespit edildikten sonra, gerçek olgular üzerindeki kullanışlılığını ölçmek maksadıyla, Çukurova Üniversitesi Adli Tıp Anabilim Dalı Adli Toksikoloji Laboratuvarı'na başvuran gönüllü kişilerden damar yolu ile alınan venöz kan kullanılmıştır. Herhangi bir madde kullanmadığı tespit edilen kişilere ait örnekler çalışmaya dahil edilmemiş ve kıyaslama yalnızca venöz kanı pozitif çıkan denekler üzerinden yapılmıştır. Örnek alma süreci, toplam pozitif örnek sayısı 100'e ulaşana kadar sürdürülmüştür. Çalışmaya dahil edilen ondört maddeden dört tanesi için KKD kartlarından yeterli geri kazanıma ulaşılamamıştır. Geriye kalan on maddeden bir tanesi için ise elde edilen veriler anlamlı olsa da tespit ve teşhis limitleri yüksek olduğu için rutin analize yatkın olmadıkları değerlendirilmiştir. Geriye kalan dokuz maddeye yönelik tam kan ile KKD analizlerinin kıyaslanması sonucunda ortaya çıkan istatistiksel veriler anlamlıdır. Geliştirien KKD yöntemi gerçek örnekler üzerinde de uygulanmıştır. Elde edilen sonuçlar, yöntemin henüz rutin uygulamaya geçirilmeye hazır olmadığını ve biraz daha geliştirilmeye ihtiyaç duyduğunu göstermektedir. Bu bakımdan üzerinde biraz daha çalışmak suretiyle, adli uygulamalarda tam kan yerine KKD yöntemi kullanılabileceği ve KKD'nin getireceği avantajlardan faydalanılabileceği sonucuna ulaşılmıştır. Böylece, hem uygulama açısından birçok kolaylık sağlanacak hem de yasadışı madde analizlerinin uygulama, saklama ve taşıma maliyetleri ciddi oranda düşecektir. Ayrıca, bu çalışmadan elde edilen veriler ve bu konu üzerinde yapılacak kapsamlı çalışmalar, laboratuvar dışındaki uygulama sahalarında ve olay yerinde pratik, hızlı ve güvenilir örnek elde edilmesinin önünü açacaktır. Anahtar Sözcükler: Adli Toksikoloji, Kurutulmuş Kan Damlası, Narkotik, Yasa Dışı Madde, Venöz Kan.

Adli tıpKanKan sayımı+3
Çağdaş Ufuk Kacargil
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı'nda alkol analizi yapılan örneklerde etanol biyobelirteçlerinden etil glukuronit (ETG) ve etil sülfat (WTS)' ın belirlenmesi

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalında Alkol Analizi Yapılan Örneklerde Etanol Biyobelirteçlerinden Etil Glukuronit (EtG) ve Etil Sülfat (EtS) 'ın Belirlenmesi Dünya genelinde alkol kullanım bozukluğu sosyolojik, psikolojik, medikal ve adli soruna neden olarak bir çok insanın hayatını dolaylı veya doğrudan etkilemektedir. Adli Bilimlerde alkol alımının tespiti önemli bir konudur. Trafik kazaları başta olmak üzere, cinsel saldırı suçu, intihar ve cinayet gibi adli olaylarda alkol alımının gösterilmesi büyük önem taşımaktadır. Ancak alkol alındıktan kısa bir süre sonra kan ve diğer vücut sıvılarındaki miktarı tespit edilemeyecek düzeye inmektedir, bu durum Adli Bilimlerde birçok olayın çözülmesini zorlaştırmaktadır. Tüm bu nedenlerden dolayı etanol alımının tespit edilmesinde sadece vücut sıvılarında etanol tespit etmek yerine, etanol metabolitlerini de analiz etmek gerekmektedir. Kronik ve yoğun etil alkol alımının gösterilmesinde indirekt metabolitlerin ((alanine aminotransferase (ALT), aspartate aminotransferase (AST), γ-glutamyl transferase (GGT), Mean corpuscular volume (MCV), carbohydrate-deficient transferrin (CDT)) tespit edilmesi esasına dayanan yöntemin bazı kısıtlılıkları vardır aynı zamanda yöntem yeterince duyarlı ve özgül değildir. Etil alkol minör metabolitlerinden Etil Glukuronit ( EtG) ve Etil Sülfat (EtS) ise duyarlılıkları ve özgüllükleri yüksek olduğundan son yıllarda alkol alımının tespitinde kullanılması yaygınlaşmıştır Bazı riskli meslek gruplarında iş kazalarının önlenmesi amacıyla, akut ve kronik alkol alımının gösterilmesi büyük önem taşımaktadır. Bu durumda da etanol minör metabolitlerini tespit etmek önem kazanmaktadır. Bu çalışmada Ç.Ü Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı'na alkol analizi için gönderilen kan örneklerinde sıvı kromatografisi tandem kütle spekrometresi (LC-MS-MS) yöntemi ile EtG ve EtS miktarları kantitatif olarak hesaplanarak, kan alkol konsantrasyonları ile karşılaştırılmıştır Anahtar kelimeler: Etanol, Etil Glukuronit, Etil Sülfat, Kan, LC-MS/MS

Adli tıpAlkollerBiyobelirteçler+5
Hüseyin Dengiz
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Nöbetli çalışan erkeklerde BDNF, GDNF ve nörotrofin 3 düzeylerinin ve beyin hacimlerinin incelenmesi

Giriş: Uyku, neredeyse tüm canlıların yaşadığı periyodik olarak belirlenmiş bir zaman dilimidir. Nöbetli çalışanlarda uyku bozuklukları görülmektedir. Uyku bozukluğunun öğrenme, bellek ve bilişsel fonksiyonlarda görevli olan nörotrofin düzeylerini etkilediğini ileri süren çalışmalar bulunmaktadır. Nörotrofinler, nöronal ve nöronal olmayan hücrelerin proliferasyonu, farklılaşması, yaşaması ve ölümünü etkileyen bir grup polipeptid büyüme faktörü ailesidir. Brain-derived neurotrophic factor (BDNF), Glial-derived neurotrophic factor (GDNF) ve Nörotrofin 3 bu ailenin üyelerindendir. Yeni sinaps oluşumu ve sinaptik plastisiteyi tetikleyerek öğrenme ve bellek oluşumundan sorumludurlar. Amaç: Bu çalışmanın amacı nöbetli çalışan erkeklerde BDNF, GDNF ve Nörotrofin 3 düzeylerinin ve beyin hacimlerinin incelenmesidir. Yöntem: Bu araştırma, prospektif gözlemsel bir çalışmadır. Çalışmaya Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi Klinik Araştırmalar Etik Kurulu'ndan 06.04.2021 tarih ve 2021-07/78 numarası ile etik kurul onayı alındıktan sonra başlanmıştır. Çalışmaya en az 1 yıldır nöbetli çalışan 49 erkek dahil edilmiştir. Nöbetli çalışmada yalnızca yaklaşık 16.00 itibaren başlayan gece çalışmayı kapsayan vardiya (≥4gün/1 ayda minimum) esas alınmıştır. Vardiyalı çalışma süresine göre Grup 1 (kısa süredir çalışanlar (1-5 yıl)) (n=25) ve Grup 2 (uzun süredir çalışanlar (5 yıl üzeri)) (n=24) olarak iki grup yapılmıştır. Kişilerin sosyodemografik bilgileri ve vardiyalı çalışma ile ilgili bilgileri alınarak, uyku kalitesini değerlendirmek amacı ile PUKİ uygulanmıştır. Bilişsel performansı değerlendirmek için MOCA ve İz Sürme Testi, anksiyete düzeyini değerlendirmek için Beck Anksiyete Ölçeği uygulanmıştır. 1 adet EDTA'lı tüpe yaklaşık 5 cc kan alınarak plazma BDNF, GDNF ve Nörotrofin 3 düzeyleri incelenmiştir. 3 Teslalık cihaz çekimi olan MRI görüntülerinde T1 ağırlıklı aksiyal görüntü grubu kullanılarak MR görüntüsü işleme programlarından olan Matlab 7.10.0 ile analiz edilebilir hale getirilen verilerler hacim ölçüm programlarından Volbrain (84) ve MriCloud (85) uygulaması kullanılarak hacim ölçümü yapılmış ve raporlanmıştır. Bulgular: Çalışmamız sonuçlarına göre Grup 2 nin BDNF ve NT-3 düzeylerinde anlamlı (p<0.05), GDNF düzeylerinde ise anlamlı olmayan (p>0.05) bir azalma olduğu belirlenmiştir. İki grup arasında ilgili beyin bölgeleri hacimlerinde anlamlı bir farklılık olmadığı belirlenmiştir (p>0.05). PUKİ sonuçlarına göre her iki grubunda kötü uyku kalitesi olduğu ve gruplar arasında istatistiksel bir anlamlılık olmadığı belirlenmiştir (p>0.05). İki grup arasında Beck Anksiyete Ölçeği ve İz Sürme Testi sonuçlarının istatistiksel olarak anlamlı olmadığı belirlenmiştir (p>0.05). MOCA değerleri bakımından iki grup arasındaki farklılık istatistiki olarak anlamlıdır (p<0.05). Grup 1 MOCA değerlerinin Grup 2 ye göre daha düşük olduğu tespit edilmiştir. Sonuç: Hem kısa süreli hemde uzun süreli nöbetli çalışan erkeklerde uyku kalitesinin kötü olduğu belirlenmiştir. Uzun süredir nöbetli çalışanların BDNF, GDNF ve NT-3 düzeylerinde görülen azalma nöbetli çalışma sisteminin öğrenme ve bellek üzerinde olumsuz etkilere neden olabileceğini göstermektedir. Ağustos 2022, 93 sayfa. Anahtar Kelimeler: Beyin Kaynaklı nörotrofik faktör, Glial hücre kaynaklı nörotrofik faktör, Nörotrofin 3, Uyku Bozukluğu, Vardiyalı Çalışma.

BellekBeyinBiliş+7
Mücahide Büşra Balcıoğlu
Kırşehir Ahi Evran University · Institute of Health Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Organik selenyum ile desteklenen rasyonların süt ineklerinde kış ve yaz mevsimlerinde bazı biyokimyasal kan değerleri ve gebelik oranları üzerine etkisi

Bu çalışmada yaz ve kış dönemlerinde sütçü ineklerin rasyonlarına eklenen organik selenyumun bazı biyokimyasal kan değerleri ve gebelik oranları üzerine etkisinin araştırılması amaçlanmıştır. Çalışmanın yaz döneminde 60 ve kış döneminde 60 olmak üzere toplam 120 inek her grupta 15 adet olacak şekilde 4'er gruba ayrılmıştır. Kontrol grubu günlük rasyonlarıyla beslenirken deneme gruplarının rasyonlarına sırasıyla 3 (1. grup), 6 (2. grup) ve 12 (3. grup) g/gün selenyum ilavesi yapılmış, bu uygulama planlanan suni tohumlamadan önceki 40 ve tohumlama sonrası 20 gün sürdürülmüştür. Tüm hayvanlardan 0, 40 ve 60. günlerde kan örnekleri alınarak malondialdehit (MDA), glutatyon (GSH) ve glutatyon peroksidaz (GSH-Px) düzeyleri belirlenmiştir. MDA düzeyleri arasında kış döneminde herhangi bir fark bulunmazken, yaz döneminde tüm gruplarda 0. gün ile 40. gün ile karşılaştırıldığında görülen farkların istatistiki olarak önemli olduğu görüldü (P<0,05). GSH düzeylerinin kış dönemindeki tüm gruplarda 60. günde en yüksek düzeylerine ulaştığı, yaz döneminde ise 2. ve 3. grupta görülen azalmanın istatistiksel olarak önemli (P<0,001) olduğu anlaşılmıştır. Kış GSH-Px bulgularının 0 ile 40. günleri karşılaştırıldığında tüm gruplarda anlamlı derecede azalma gözlenirken (P<0,001), yaz döneminde aynı günler arasında sadece kontrol grubunda anlamlı bir artış gözlenmiştir (P<0,001). Yaz ve kış mevsimleri karşılaştırıldığında MDA seviyelerinde 1. grup dışındaki tüm gruplarda gözlenen artışın istatistiksel olarak önemli olduğu gözlenmiştir (P<0,05). GSH düzeyleri için ise kontrol grubu dışındaki diğer tüm gruplarda kış ve yaz dönemlerinde gözlenen artışın istatistiksel açıdan anlamlı olduğu belirlenmiştir (P<0,05). GSH-Px değerlerinin ise 1. grup dışındaki tüm deneme gruplarında yaz ve kış döneminde belirlenen değerler arasındaki fark önemli bulunmuştur (P<0,05). Suni tohumlamadan 4 hafta sonra yapılan ultrasonografik muayenelerde gerek mevsim içi gruplar ve gerekse mevsimler arası yapılan karşılaştırmalarda gebelik oranları açısından istatistiksel fark olmadığı görülmüştür. Ancak uygulanan bu kısa süreli beslenme stratejisininde 12 g/gün selenyum takviyesinin yapılması ile gebelik oranlarında kontrol grubuna göre yazın %6,7 kışın ise %20 artış görüldüğü böylece sıcak stresine bağlı gebelik oranlarındaki düşüşleri önleyebileceği kanaatine varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Gebelik, selenyum, sıcak stresi, süt sığırı.

GebelikHayvan yemleriKan+7
Can Kızanlık
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Kan transfüzyonunda kanın etkin kullanımına engel olabilecek durumların saptanması ve hemşirelerin bu konudaki görüşleri

Ülkemizde sağlık konusunda temel problemlerden biri ihtiyaç halinde kan ve kan ürünlerinin bulunmayışı ve gönüllü kan bağışındaki yetersizliktir. Bu nedenle kanın temini kadar etkin kullanımı da önemlidir. Bu çalışma Atatürk Üniversitesi Araştırma Hastanesi'nde kan transfüzyonunda kanın etkin kullanımına engel olabilecek durumların saptanması ve hemşirelerin bu konudaki görüşlerini almak amacı ile yapılmıştır. Veriler kan israfı nedenleri formu ve hemşirelerin sosyo-demografik özellik ve öneri formu ile toplanmıştır. Araştırmanın evrenini Atatürk Üniversitesi Araştırma Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji, Nöroşirurji, Çocuk Hematoloji ve Pediatrik Yoğun Bakım Klinikleri'nde nakli yapılan kan, atılan kan ve aynı kliniklerde çalışan hemşireler oluşturmuş araştırma kesitsel yöntemle yapıldığı içinde herhangi bir örnekleme yöntemi kullanılmamıştır. Kullanımı en fazla olan kan ürünü %62,8 eritrosit, en fazla kullanılan kan grubunun %54 ile ARh(+) dir. Kan israfı ile ilgili görüşü alınan hemşirelerin %45'i istemin gerektiği zaman yapılmasını, %55'i ise pediatrik torba kullanımını önermiştir. Çalışmaya katılan tüm hemşireler kan israfı yapıldığını söylemiştir. Kan israfı yapılma nedeni olarak; aralarında çok yüksek bir fark olmamakla birlikte birinci sırayı gereksiz istem yapılması, ikinci sırayı ise pediatrik torbanın kullanılmamasının aldığı sonuçlarına ulaşıldı. Anahtar kelimeler: hemşirelik, kan transfüzyonu, kanın etkin kullanımı,

HemşirelerHemşirelikHemşirelik araştırmaları+3
Şeyma Bingöl
Hasan Kalyoncu University · Institute of Health Sciences
2015
00
DoctorateOpen AccessTR

Kanda demir tayinine yönelik yeni bir biyosensör tasarımı

Demir bir çok proteinin ve enzimin yapısında bulunur, dokulara oksijen taşınmasında görev almakla birlikte, hücrelerin gelişmesinde ve farklılaşmasında kilit rol oynar, gerekli önlem alınıp tedavi edilmez ise ciddi sorunlara yol açabilir. Demir eksikliği WHO verilerine göre dünya nüfusunun %30'unu etkilemektedir. Demir fazlalığı demir eksikliği gibi tehlikeli bir tablodur. Bu nedenle kan/serum demir seviyesinin ölçümü tıbbi açıdan büyük önem taşımaktadır. Vücuttaki demir düzeyi ile ilgili ortaya çıkan hastalıkları teşhis etmek için, gerekli anahtar parametrelerin izlenmesinde sürekli, hızlı ve duyarlı sistemler tıbbi açıdan büyük önem taşımaktadır. Biyolojik bir tanıma elemanı ve uygun bir dönüştürücünün birleşmesinden meydana gelen biyosensörler; demir düzeyini saptamak için ihtiyaç duyulan sistemleri karşılayan araçlar arasındadır. Bu çalışmada serum demir düzeyinin ölçümü için, biyoaktif tabakaya immobilize edilmiş Yaban Turpu Peroksidaz (HRP) enziminden yararlanılarak voltametrik bir biyosensör geliştirilmesi amaçlanmıştır. Biyoaktif tabaka, altın elektrot üzerine HRP enzimi, Sığır Serum Albumini (BSA), jelatin ve glutaraldehit'in UV ışık yardımıyla immobilize edilmesiyle hazırlanmıştır. Serum içerisindeki ferrik demirin (Fe3+) transferrinden ayrılmasını sağlamak için, pH'sı 5,0 olan asetat tamponu tercih edildi. Daha sonra ferrik demiri (Fe3+), ferröz demir (Fe2+) haline indirgemek için hidroksilamin hidroklorür kullanıldı. İndirgenme sonucu oluşan ferröz demir (Fe2+) HRP enziminin katalizlediği tepkime ile ölçüldü. Biyoaktif tabakanın optimizasyonunda sığır BSA 30 mg, glutaraldehit %3 ve jelatin miktarı 67,5 mg olarak bulundu. Optimum çalışma koşullarının belirlenmesinde, pH 5,0 ve 200 mM asetat tamponu derişiminde H2O2 miktarı 50 mg/dL olarak saptanırken, tarama hızı 0,06 V/s ve sıcaklık 40 0C olarak belirlendi. Karekterizasyon çalışmalarında 25-200 µg/dL aralığında ferrik (Fe3+) demir için doğrusal sonuçların alındığı belirlendi. Tekrarlanabilirlik için 200 µg/dL ferrik (Fe3+) demir derişimi kullanılarak yapılan çalışmalarda (n=10) standart sapma (S.S) = ±14,35 ve % varyasyon katsayısı (V.K) = 7,296 olarak bulundu. Daha sonra hazırlanan enzim elektrotla biyolojik sıvıda (kan/serum) demir tayini yapıldı ve karşılaştırma çalışmasında r: 0,865 ve P˂0,05 pozitif korelasyon gözlendi. Bu sonuçlar geliştirilen biyosensörün serum demir analizlerinde güvenilir bir yöntem olduğunu ortaya koydu.

BiyosensörlerDemirFerrik bileşikler+4
Ahmet İlhan
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Tip 2 diyabetes mellitus'lu hastalarda üç farklı şekilde alınan kan örneklerinde kan glukoz değerlerinin karşılaştırılması

Amaç: Bu çalışma Tip 2 Diyabetes Mellitus'lu hastalarda üç farklı şekilde alınmış kan örneklerindeki glukoz değerlerini karşılaştırmak amacıyla yapıldı. Gereç ve Yöntem: Araştırma Ocak 2018-Mayıs 2018 tarihleri arasında Sağlık Bilimleri Üniversitesi Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi erişkin dahili kliniklerde yatmakta olan Tip 2 DM'li 100 hasta üzerinde yapıldı. Verilerin toplanmasında "Birey Tanıtım Formu" ve "Veri Kayıt Formu" kullanıldı. Bulgular: Açlık kapiller ilk kan damlaları ve venöz kan glukozu ölçüm değerleri arasında fark bulundu (p<0,05). Kapiller kandaki glukoz, venöz kandaki glukozdan %5 daha yüksek olduğu, yıkanmayan sağ elin kapiller ilk ve ikinci kan damlaları ile sabunla yıkanan sol elin kapiller ilk ve ikinci damlaları arasında farkın olmadığı bulundu (p>0,05). Sonuç: Tip 2 DM olan hastaların açlık kan glukoz değeri için hastaların yıkanmamış veya yıkanmış elin ilk veya ikinci kan değerini kullanabileceği sonucuna varıldı.

Diabetes mellitusDiabetes mellitus-tip 2Kan+3
Nevin Erdem
Manisa Celal Bayar University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Adıyaman ili Gölbaşı ilçesinde yaşayan bireylerde kolorektal kanser taraması tutumlarının belirlenmesi ve gaitada gizli kan taraması

ÖZET Gündem YAKAN, Adıyaman İli Gölbaşı İlçesinde Yaşayan Bireylerde Kolorektal Kanser Taraması Tutumlarının Belirlenmesi ve Gaitada Gizli Kan Taraması, Hasan Kalyoncu Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Hemşirelik AD Yüksek Lisans Tezi, Gaziantep,2018. Bu çalışmada Adıyaman ili Gölbaşı ilçesinde yaşayan bireylerde Gaitada Gizli Kan (GGK) testi ile Kolorektal Kanser (KRK) taraması ve bireylerin kanser taramasına yönelik tutumlarının belirlenmesi amaçlanmıştır. Araştırmamızın örneklemini, Adıyaman ili Gölbaşı ilçesi 2 No'lu ASM'de Mart-Mayıs 2017 tarihleri arasında Aile Hekimliği polikliniğine başvuran 50-70 yaş arasındaki 563 birey oluşturmaktadır. Çalışmada bireylerin sosyodemografik özelliklerini ve kolorektal kanser risk faktörlerini belirleyen anket formu ile Kolorektal Kanser Taraması Tutum İnanç Ölçeği yüz yüze görüşme tekniği ile uygulanmış, vücut kitle indeksini belirlemek için katılımcıların boy ve kilo oranları araştırmacı tarafından ölçülmüştür. Elde edilen verilere göre bireylerin yaş ortalaması 59.35±6.15 ve % 52.6'sı kadın, % 88.6'sı evlidir. Kolorektal Kanser Taraması Tutum İnanç Ölçeği'nin alt boyutlarından alınan puan ortalamaları sırasıyla; önemseme - tutarlılık alt boyutu puan ortalaması (15.61±2.10), sosyal etki alt boyutu puan ortalaması (14.94±2.40), duyarlılık algısı alt boyutu puan ortalaması (10.18±2.20), yanıt etkinliği alt boyutu puan ortalaması (7.90±1.14) ve kanser endişesi alt boyutu puan ortalaması (6.82±1.95) olarak bulunmuştur. Önemseme-tutarlılık algısı üzerinde etkili olan faktörler; evli olmak olarak belirlenmiştir (p=0.000). Duyarlılık algısı üzerinde etkili olan faktörler; cinsiyet ve eğitim durumu olarak belirlenmiştir (p=0.000). Yanıt etkinliği algısı üzerinde etkili olan faktörler; eğitim durumu olarak belirlenmiştir (p=0.001). Kanser endişesi algısı üzerinde etkili olan faktörler; cinsiyet ve çalışma durumu olarak belirlenmiştir (p=0.000), (p<0.001). Çalışma kapsamında 563 bireye immunokimyasal gaitada gizli kan (iGGK) testi yapılmış (%93.8) ve katılımcıların %7.1'inin (n=40) test sonucu pozitif bulunmuştur. iGGK test sonucu pozitif çıkan bireylerden bir kişiye kolonoskopi sonrası tübüllovillöz adenom tanısı konmuştur. KRK, kansere bağlı ölümler arasında önemli bir yer tutmaktadır. Risk düzeyi yüksek olan bireyler öncelikli olmak üzere KRK taramalarına katılımı arttırmak için toplum tabanlı taramalar yapılmalıdır. Toplum Sağlığı Merkezleri, Aile Sağlığı Merkezleri ve Kanser Erken Teşhis, Tarama ve Eğitim Merkezleri'nde çalışan hekim ve hemşirelerin KRK taramalarına katılımı arttırmak için toplumu bilgilendirmesi, tavsiye vermesi ve KRK risk faktörleri konusunda eğitim programları hazırlaması taramaları arttırmaya katkı sağlayacağı sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Kolorektal Kanser, Kolorektal Kanser Taraması, Gaitada Gizli Kan Testi

Adıyaman-GölbaşıDışkıKan+3
Gündem Yakan
Hasan Kalyoncu University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Kan bağışçılarının reddinde kontrendikasyon sayılacak risk durumları

Araştırma kan bağışçılarında risk durumlarını belirlemek amacı ile tanımlayıcı ve retrospektif olarak planlanmıştır. Araştırmanın evrenini 2007- 2008 yıllarında Bursa Kızılay Güney Marmara Kan Merkezine başvuran tüm kan bağışçıları oluşturmuştur. Örneklemini bağış için başvuran ancak donör red formu sonuçlarına göre kan vermesi uygun görülmemiş olan 797 kan bağışçısı oluşturmuştur.Veriler SPSS paket programı kullanılarak bilgisayar ortamında değerlendirilmiştir. İstatistiksel analizlerde yüzdelik, ortalama ve Ki- kare testleri kullanılmıştır.Hemoglobin düşüklüğü, enfeksiyon hastalıklarının olması, riskli cinsel ilişkinin olması ve tedavi amaçlı ilaç kullanımı kan bağışı yapmak isteyen bireylerin red nedenleri arasındadır. Erkek donor sayısının kadın donor sayısına göre fazla bulunmasının ana nedeni, hemoglobin düşüklüğüdür. Kan testleri incelendiğinde en çok HBsAg pozitifliğine rastlanmıştır. Kan bağışçıları arasında A pozitif kan grubu en fazla oranda bulunmuştur. Eğitim seviyesi red edilme nedenleri arasında en önemli nedeni oluşturmuştur.

Kan
Alime Toklu Ayaz
Manisa Celal Bayar University · Institute of Health Sciences
2009
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Açık kalp cerrahisi uygulanan hastalarda? peroperatif tromboelastografi? yöntemi ile koagülasyon sisteminin? araştırılmasının kan ve kan ürünleri kullanımına?? etkilerinin değerlendirilmesi

Amaç:Kliniğimizde açık kalp cerrahisi uygulanan hastalarda TEG cihazı ile peroperatif değerlendirme yapılarak potansiyel kanama problemleri hakkında elde edilecek bilgi sayesinde postoperatif dönemde drenaj olması durumunda TEG ile saptanan mevcut nedene yönelik olarak kan ve kan ürünü kullanımının azalıp azalmayacağını araştırdıkHastalar ve Metod:Kliniğimizde hastane kayıtlarından incelenen, 2008-2009 yılları arasında elektif KABG cerrahisi uygulanan, konvansiyonel laboratuvar yöntemlerine göre kan ürünü kullanılan 82 hasta kontrol grubunu ve 2010-2011 yılları arasında elektif KABG cerrahisi uygulanan, TEG'e dayalı algoritmaya göre kan ürünü kullanılan 82 hasta çalışma grubunu oluşturdu. Çalışma grubunda kontrol grubuna göre kan ürünü kullanımında azalma sağlanıp sağlanamayacağı karşılaştırıldı.Bulgular:TEG' e dayalı algoritma ile transfüzyon uygulanan çalışma grubunda konvansiyonel laboratuvar yöntemlerine dayalı algoritma ile transfüzyon uygulanan kontrol grubuna göre intraoperatif ve postoperatif eritrosit süspansiyonu ile postoperatif tam kan kullanımında ve drenaj miktarında istatistiksel olarak anlamlı şekilde azalma saptandı.Sonuçlar:TEG'e dayalı algoritma ile transfüzyon uygulamasının allojenik kan ürünü kullanımında azalma sağlamasından dolayı açık kalp cerrahisi yapılan hastalarda rutin TEG kullanımının faydalı olabileceğini düşünmekteyiz

Cerrahi-kardiyovaskülerKanKan pıhtılaşması+1
Barış Tunçer
Manisa Celal Bayar University
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Pandemi döneminde maske takan insanlarda pandemi öncesi ve sonrası kan parametreleri

COVID-19, Çin'in Hubei eyaletinin Wuhan kentinde ilk olarak görülmüş olup, Aralık 2019'dan bu zamana dek tüm dünyayı etkiliyor. Hastalığın damlacık, temas ve solunum yoluyla kişiden kişiye bulaştığı düşünülmektedir. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) Covid-19 virüsünün etkilerini pandemi olarak kabul etti. Virüsün solunum yoluyla bulaştığı düşüncesine dayanarak maskenin koruyucu olabileceği varsayımıyla maske takma zorunluluğu getirilmiştir. Bu nedenle uzun süre maske takılmasında kan parametrelerindeki değişimi araştırmayı amaçladık. Araştırmamızda bu parametrelerin nasıl değiştiğini ve değişen parametrelerde virüsün bağlanmasını kolaylaştırıcak bir etken olup olmadığını araştırdık. Buna bağlı olarak doğru maske kullanımının nasıl olması gerektiği yönünde bir kriter belirlemeye çalıştık. Çalışmamız doğru maske takma süreleri özellikle sağlık çalışanlarında hem kan değerleri hem de virüsün etkilerini değerlendirmek açısından katkı sağlayacaktır. Çalışmamızda 18 yaş üzeri Genel Cerrahi Polikliniği'ne gelen bilinci açık, iletişim kurabilen, kadın ve erkek hastalarda retrospektif olarak pandemi öncesi kan parametreleri ve pandemi sonrası günde ortalama 8 saat maske taktığı kabul edilen hastalarda kan parametrelerine baktık. Hasta verilerini G power güven aralığı 0,95 olan covid olmayan sağlıklı hastada bakıldı. Yaptığımız çalışmada maske takılmayan döneme göre maske takılan dönemde kreatin, sodyum, TSH, amilaz değerlerinde artış, magnezyum, pH, T3, PaO2, SaO2 değerlerinde azalış görülmüştür. Bu sonuç istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0.05). Albümin, eritrosit, hemoglobin, lenfosit, potasyum, protein değerlerinde artış; ALT, AST bazofil, bun, eozinofil, klorür, lökosit, monosit, nötrofil, T4, trombosit, üre değerlerinde azalma görülmüştür, bu sonuç kişi yetersizliğinden dolayı istatistiksek olarak anlamlı değildir (p>0.05). D-dimer ve PCO2 değerleri anlamlı olarak farklı değildir (p>0.05). Sonuç olarak Covid-19'dan bağımsız maske kullanımı kan parametrelerinde anlamlı değişiklikler meydana getirdiği görülmüştür. Anahtar kelimeler: Maske, pandemi, kan parametreleri, insan

COVID 19KanKan parametreleri+2
Kübra Gönüllü
Düzce University · Institute of Health Sciences
2022
00

Related subjects