Quality of life

1,314 theses under this subject heading

Medical SpecialtyOpen AccessTR

Lohusaların aldıkları postpartum izlemleri ve izlemlerin yaşam kalitesine etkisi

Amaç: Bu çalışmada lohusaların aldıkları postpartum izlemlerinin belirlenmesi ve izlemlerin yaşam kalitesi üzerine olan etkisini ortaya koymak amaçlanmıştır. Yöntem: Kesitsel tanımlayıcı tasarıma sahip olan bu çalışma, Ekim 2018-Mart 2019 tarihleri arasında lohusalık döneminde olan ve takipleri 4 ASM'de yapılan 18-49 yaş arası kadınlara sosyodemografik verileri ve postpartum izlemlerini sorgulayan anket ve 'Doğum Sonu Yaşam Kalitesi Ölçeği' gözlem altı anket uygulama yöntemiyle yapılmıştır. Çalışma süresince kriterlere uyan toplam 142 kişiye anket uygulandı. Anket ve Ölçeği tam doldurmayanlar ve soru içeriği ile uyumsuz yanıtlayanlar dahil edilmeyerek geriye kalan 118 anket değerlendirmeye alındı. Elde edilen veriler SPSS 21.0 paket programı kullanılarak analiz edildi. İstatistiksel anlamlılık düzeyinde p<0,05 olarak kabul edildi. Bulgular: Çalışmaya alınan toplam 118 lohusanın yaş ortalaması 29,04±5,55 (min:19-max:43) idi. Tüm katılımcıların DSYKÖ skor ortalaması 19,70±3,90 idi. Sosyodemografik ve obstetrik verilerden sadece gelir durumu ve doğum yerinin DSYKÖ ile arasındaki ilişki anlamlı bulundu (p<0,05). Bu çalışmada; diğer sosyodemografik (yaş, eğitim durumu, çocuk sayısı, meslek) ve obstetrik verilerde (gebelik sayısı, doğum sayısı, son doğum şekli, son doğumda gidilen kontrol sayısı, postpartum izlem sayısını bilme) ile DSYKÖ puan ortalaması arasında anlamlı bir ilişki bulunmadı (p>0,05). Postpartum izlemlerle DSYKÖ arasındaki ilişki de incelenmiştir. Birinci izlemdeki genel durum değerlendirme -15 dakikada bir vital takibi ve 15 dakikada bir rahim muayenesi, ikinci izlemdeki saatte bir kanama muayenesi-rahim kontrolü ve Hb ölçümü, dördüncü izlemdeki genel vücut muayenesi, beşinci izlemdeki yakınmaların sorgulanması ve genel vücut muayenesi, altıncı izlemdeki kontrasepsiyon hakkında bilgilendirme ile yapılan izlemlerde DSYKÖ skoru arasında anlamlı ilişki bulunmuştur. Diğer izlem basamakları ile DSYKÖ puanları arasında anlamlı bir ilişki saptanmamıştır. Sonuçlar: Bu çalışmaya katılan lohusaların yaşam kalitesi DSYKÖ'ne göre orta-yüksek düzeyde saptanmıştır. Lohusaların geç postpartum dönemdeki izlemlere daha az katıldıkları görülmüştür. Düşük olan izlemlerin tümüne katılım oranını yükseltmek ve izlemlerde nitelik artışı sağlayarak izlemlerin yaşam kalitesine etkisini artırmak için sağlık çalışanlarının izlemlerle ilgili bilgi ve yeterliliğinin arttırılması gerekmektedir. Bunun da mezuniyet öncesinde müfredatta postpartum izlemin daha fazla yer almasıyla ve mezuniyet sonrasında ise izlemlerle ilgili eğitim verilmesiyle sağlanabileceği kanısındayız. Anahtar Kelimeler: Postpartum, Yaşam Kalitesi, Lohusa

Hasta takibiPostpartum dönemYaşam kalitesi
Ömer Kerim Topakkaya
Hatay Mustafa Kemal University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Bipolar bozukluk hastalarına verilen psikoeğitim sonrası yaşam kalitelerinin ve işlevselliklerinin değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı bipolar bozukluk tanılı hastalara verilen psikoeğitimin; hastaların işlevselliklerine, yaşam kalitelerine, sosyal destek algılarına, yaşam olayları ile başa çıkma becerilerine ve tedavi uyumlarına etkisini araştırmaktır. Yöntem: Kesitsel nitelikteki bu çalışma 2019-2020 yılında Hatay'da yaşayan 18 yaş üzeri bipolar bozukluk hastalarına yapıldı. Çalışmaya 01 Aralık 2019-01 Şubat 2020 tarihleri arasında Mustafa Kemal Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Hastanesi (HMKÜSUAH) psikiyatri polikliniğine ve servisine başvuran ve dahil edilme kriterlerini sağlayan,-DSM-5'e göre bipolar bozukluk tanısı almış hastalar çalışmaya alınmış olup 42 kişiye ulaşıldı. 42 hastanın tümümün sosyodemografik verileri alındı; plazma ilaç düzeyleri kaydedildi ve ölçekler verildi. Hastalara Bipolar İşlevsellik Ölçeği, WHOQOL-BREF Yaşam Kalitesi Ölçeği, Morisky İlaç Uyum Ölçeği verildi. Hastalar psikoeğitime davet edildi; 42 hastadan 31 hasta psikoeğitime katılmayı kabul etti. Psikoeğitimden 3 ay sonra hastalara (n=31) aynı ölçekler tekrar verildi, en son bakılan plazma ilaç düzeyleri ve bu zaman zarfında olan yeni ataklar, ilaç değişimleri vb. klinik gelişmeler kaydedildi. Bulgular: Araştırmamızdaki 31 hastanın %45,2'si kadın, %54,8'i erkekti. Hastaların yaş ortalaması 34,06±10,2 idi. Hastaların ortalama hastalık süresi 10,26±9,44, ortalama hastalık başlangıç yaşı 23,81±7,71 ve aldıkları ortalama psikiyatrik tedavi süresi 8,10±6,47 yıldı. Hastaların ortalama YMRS puanı 2,61±1,25, ortalama HAM-D puanı 4,19±2,18 ve ortalama CGI-S puanı 4,26±0,51 idi. Hastaların %67,7'si lityum, %16,1'i valproik asit ve %16,1'i hem lityum hem valproik asit kullanmaktaydı. Psikoeğitim öncesi tedaviye uyumlu olmayan 20 hastadan 19'unun (%95,0) psikoeğitim sonrası tedaviye uyumlu hale geldikleri tespit edildi (p<0,001). Psikoeğitim öncesi hastaların Yaşam Kalitesi Anketi'nden aldıkları puan ortalaması 38,61±9,22 iken psikoeğitim sonrası ise 46,81±6,65 olduğu görüldü (p<0,001). Bipolar Bozukluk İşlevsellik Ölçeği'ne göre hastaların psikoeğitim sonrası işlevsellik düzeylerinin psikoeğitim öncesine göre anlamlı düzeyde yüksek olduğu tespit edildi. (p<0,001). Sonuçlar: Hastaların yaşam kalitelerinde; psikolojik sağlıkta ve sosyal ilişkilerde anlamlı derecede yükselme saptandı. Hastaların (damgalanma hissi, içe kapanıklık, ev içi ilişkiler, sosyal ilişkiler) işlevselliklerinde artış, intihar düşüncelerinde, hastaneye yatış süresi ve sayısında azalma saptandı. Hastaların tedavi uyumlarında ve etkin dozda ilaç kullanım oranlarında artış görüldü. Anahtar Kelimeler: Bipolar Bozukluk, psikoeğitim, yaşam kalitesi, işlevsellik, ilaç uyumu.

Bipolar bozuklukPsiko-eğitim programıPsikoloji eğitimi+2
Ahmet Fırıncıoğulları
Hatay Mustafa Kemal University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Diyabetes mellituslu hastalarda ağız ve diş sağlığının diyabet kontrolü ve yaşam kalitesine etkisi

Amaç: Bu çalışmanın amacı, Tip 2 Diabetes Mellitus (DM)'lu hastaların ağız diş sağlığı durumunu saptamak ve diyabet hastalığının, ağız ve diş sağlığı ile ilişkili yaşam kalitesine (ASYK) etkisini değerlendirmektir. Yöntem: Çalışma, Haziran 2019 – Eylül 2019 tarihleri arasında Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi Endokrinoloji Polikliniğine başvuran Tip 2 Diyabet tanılı hastalarla gerçekleştirilmiştir. Çalışma için sosyodemografik-tıbbi öykü anketi, diş taraması için ağız sağlığı değerlendirme aracı (OHAT), Ağız Diş Sağlığı Ölçeği (ADSÖ) ve Ağız Sağlığı Etki Profili–14 (OHIP-14) ölçeği kullanılmıştır. Bulgular: Çalışma grubu 305 hastadan oluşmaktadır. Hastalara uygulanan OHAT ölçeğinin puan ortanca değeri 5 (min:0, maks:10), OHIP-14 ölçeğinin ortanca değeri 16(min:0, maks:40) olarak bulunmuştur. Düzenli diş fırçalama alışkanlığı olanların olmayanlara kıyasla daha düşük ölçek puanlarına sahip olduğu görülmüştür (p=0,001). Hastalık süresinde uzama ve tedaviye uyumsuzluğun ağız ve diş sağlığı ile ilişkili yaşam kalitesinde azalmaya neden olduğu saptanmıştır. Katılımcıların %92,8'inde diyabete ek başka hastalıkların olduğu görülmüştür. Diyabete ek kronik hastalığı olan gruplarda, olmayanlara kıyasla ASYK daha düşük bulunmuştur(p=0,006). ADSÖ, OHAT, OHIP-14 ölçekleri ile HbA1c arasında pozitif korelasyon olduğu belirlenmiştir (p=0,001). Sonuçlar: DM ile ağız ve diş sağlığı arasında çift yönlü bir ilişkili vardır. DM hastaların ağız ve diş sağlığını olumsuz etkilemektedir. Ağız ve diş sağlığı kötü olan hastalarda diyabetin kontrol altına alınması zorlaşmaktadır. Ağız ve diş sağlığında ki bozulma ASYK'de düşmeye sebep olmaktadır. Anahtar kelimeler: Diyabet, Aile hekimliği, Ağız sağlığı, Ağız sağlığı ile ilgili yaşam kalitesi

Aile hekimliğiAğızAğız sağlığı+4
Şebnem Turan Adıgüzel
Hatay Mustafa Kemal University
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Brighton muskuloskeletal hasta bildirimli sonuç ölçümlerinin Türkçe versiyonunun psikometrik özelliklerinin incelenmesi

Bu çalışma, Brighton Muskuloskeletal Hasta Bildirimli Sonuç Ölçümlerinin (The Brighton Musculoskeletal Patient-Reported Outcome Measure: BmPROM) Türkçe versiyonunun (BmHBSÖ) oluşturulması ve psikometrik özelliklerinin incelenmesi amacıyla yapıldı. Çalışma, fizyoterapi ve rehabilitasyon kliniğinde muskuloskeletal problem tanısıyla takip edilen, 18-74 yaş aralığında, toplam 122 gönüllü hasta ile gerçekleştirildi. Hastaların fiziksel, sosyodemografik ve tıbbi bilgileri kaydedildi. Standart çeviri prosedür basamakları uygulandıktan sonra, BmPROM'un Türkçe çevirisinin anlaşılırlığı 25 hasta, içerik geçerliği ise 20 fizyoterapist üzerinde yapılan pilot çalışma ile değerlendirildi. Çalışmaya dâhil edilen hastalara, BmHBSÖ ile Kısa Form-36 Yaşam Kalitesi Ölçeği (KF-36) ve İskandinav Kas İskelet Sistemi Anketi uygulandı. BmHBSÖ'nün test-tekrar test güvenirliği için ölçek 10 gün sonra yeniden uygulandı (n=67). Ölçeğin geçerlik ve güvenirliğini belirlemek için iç tutarlılık, test-tekrar test güvenirliği ve yapı geçerliği incelendi. BmHBSÖ'nün genel iç tutarlılık katsayısı α=0.739, işlevsellik skorunun Cronbach α değeri 0.721, iyilik hali skorunun Cronbach α değeri 0.766 olarak bulundu. BmHBSÖ'nün işlevsellik (ICC=0.866) ve iyilik hali (ICC=0.844) skorları yüksek düzeyde test-tekrar test güvenirliği gösterdi. BmHBSÖ'nün işlevsellik ve iyilik hali skorları ile KF-36'nın alt boyutları arasında pozitif yönde orta ve düşük düzeyde yapısal ilişkisi bulundu (p<0.001). BmHBSÖ'nün işlevsellik ve iyilik hali skorları ile İskandinav Kas İskelet Sistemi Anketi arasında negatif yönde orta ve düşük düzeyde ilişki bulundu (p<0.05). BmHBSÖ'nün, muskuloskeletal problemleri ağrı, fiziksel fonksiyon ve psiko-sosyal olarak çok boyutlu değerlendirilmesinde kullanılabilecek geçerli ve güvenilir bir ölçek olduğu sonucuna varıldı. Anahtar Kelimeler: Güvenilirlilik ve geçerlilik, işlevsellik, kültürler arası, öz bildirim, yaşam kalitesi

Güvenilirlik ve geçerlilikKas-iskelet sistemiKültür+4
Fatma Eken
Muğla Sıtkı Kocman University · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Sağlık çalışanlarının fiziksel aktivite seviyesi, depresyon düzeyi ve yaşam kalitesi arasındaki ilişkinin incelenmesi: Çankırı Devlet Hastanesi'nde bir çalışma

Fiziksel aktivitenin (FA) bedensel, bilişsel ve ruhsal sağlık üzerine bilinen birçok faydası vardır. Egzersizin depresyon belirtilerinin azaltması ve yaşam kalitesini artırması gibi olumlu etkileri bilinmesine rağmen, dünya nüfusunun büyük bir kısmı fiziksel olarak aktif değildir. Mesleki tükenmişlik riski yüksek olan sağlık profesyonellerinin de egzersize yeterince katılım sağlamadıkları bilinmektedir ancak literatürde fiziksel aktivite seviyesi, depresyon düzeyi ve yaşam kalitesi arasındaki ilişkiyi araştıran çalışmalar sınırlıdır. Bu nedenle çalışmamızda sağlık profesyonellerinin fiziksel aktivite seviyeleri ile depresyon düzeyi ve yaşam kalitesi arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlandı. Prospektif kesitsel bir anket çalışması olan bu çalışma Çankırı Devlet Hastanesi'nde yürütüldü. Hastanede çalışan 128 sağlık profesyoneli (20-55 yıl, 78K/50E) gönüllülük esasına dayalı olarak çalışma grubuna dahil edildi. Kişilere ait demografik bilgiler kaydedildi. Fiziksel aktivite seviyesi Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi Kısa Form, depresyon düzeyi Beck Depresyon Envanteri ve yaşam kalitesi Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi Ölçeği kullanılarak değerlendirildi. Verilerin analizinde Spearman Korelasyon analizi kullanıldı. Fiziksel aktivite seviyesi ile depresyon düzeyi ve yaşam kalitesinin alt parametreleri arasında istatistiksel anlamlı bir ilişki yoktu. Depresyon düzeyi ile yaşam kalitesinin bedensel alanı (r= -0.335, p<0.001), ruhsal alanı (r= -0.578, p<0.001), sosyal alanı (r= -0.436, p<0.001) ve çevresel alanı (r= -0.418, p<0.001) arasında negatif orta düzeyde bir ilişki vardı. Çalışma grubunun yalnızca %14'ü yürümeyi tercih ederken, %36.7'si fiziksel olarak aktif değildi. İşe ulaşım, sağlık profesyonelleri için fiziksel aktivitenin temelini oluşturuyor gibi görünmektedir. Sağlık profesyonellerinin fiziksel aktivite seviyesinin artmasını sağlayacak önemli bir faktör, depresyon ve yaşam kalitesi üzerinde olumlu etkilerin olabilmesi için, fiziksel aktivite farkındalığı sağlayacak yaklaşımların planlanması olabilir. Fiziksel aktiviteyi değerlendirmede sübjektif yöntemler ve objektif yöntemleri birlikte kullanmak değerlendirme sonuçlarının daha objektif olmasına fayda sağlayabilir. Fiziksel aktivite seviyesinin düşük olmasına sebep olan bariyerlerin de değerlendirilmesi gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: "Depresyon", "fiziksel aktivite", "sağlık profesyonelleri", "yaşam kalitesi."

DepresyonFiziksel aktiviteSağlık personeli+3
Serpil Arslan
Muğla Sıtkı Kocman University · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Hematopoetik kök hücre nakli yapılan hastalarda yaşam kalitesinin değerlendirilmesi: Ankara Şehir Hastanesi örneği

Bu çalışma, hematopoetik kök hücre nakli olan hastaların yaşam kalitesinin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Kesitsel ve tanımlayıcı tipte olan bu araştırma Ankara Şehir Hastanesi Kemik İliği Transplantasyon Ünitesi'nde gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın verileri, 26.08.2021-15.11.2021 tarihleri arasında 18 yaş ve üzeri hematopoetik kök hücre nakli olmuş 18 hastadan toplanmıştır. Verilerin toplanmasında literatür doğrultusunda hazırlanan soru formu kullanılmıştır. Elde edilen verilerin analizi SPSS 24.0 paket programı kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Verilerin analizinde, tanımlayıcı istatistikler, bağımlı örneklemler t testi, Mann Whitney-U testi ve Kruskall-Wallis Varyans analizi kullanılmıştır. Tüm analizlerde p<0.05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Araştırmaya katılanların yaş ortalaması 39.66±11.33, %66.7'sinin erkek, %83.3'ünün evli, %33.3'ünün eşit oranlarla ilkokul-lise-üniversite mezunu, %77.8'inin SGK'lı, %55.6'sının gelirinin giderine eşit, %77.8'sının çekirdek aileye sahip oldukları, %50'sinin ise en uzun süre ilde ikamet ettikleri ve %55.6'sı normal kilo aralığında olduğu saptanmıştır. Ayrıca hastaların %66.7'sinin 1 yıl ve daha az zamanda hastalık tanısı aldıkları, %50'sinin şehir içinden %50'sinin şehir dışından hastaneye tedavi için gelip gittikleri, %61.1'inin kendilerine yapılan hematopoetik kök hücre tedavisinin etkili olduğunu düşündükleri, %55.6'sının kendi hücresinden kök hücre nakli oldukları belirlenmiştir. Hastaların bireysel özellikleri ile Yaşam Kalitesi Değerlendirme Ölçeği toplam puan ortalamaları incelendiğinde; hastaların yaşı, cinsiyeti, medeni durumu, eğitim durumu, sosyal güvencesi, gelir gider durumu, aile tipi ve beden kitle indeksi arasında anlamlı fark olmadığı belirlenmiştir (p>0.05). Ayrıca kendi hücresinden hematopoetik kök hücre nakli olan hastaların Yaşam Kalitesi Değerlendirme Ölçeği toplam puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark olduğu saptanmıştır (p<0.05). Araştırmaya katılan hematopoetik kök hücre nakli olmuş hastaların yaşam kalitelerinin iyi düzeyde olduğu söylenebilir.

AnkaraHematopoetik kök hücre transplantasyonuKök hücreler+2
Tolga Cüceoğlu
Muğla Sıtkı Kocman University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

COVID-19 salgını korkusunun sağlık çalışanlarının etik ahlaki duyarlılık durumları ve iş yaşam kalitesi üzerine etkisi

Bu çalışma, Covid-19 salgını korkusunun sağlık çalışanlarının etik ahlaki duyarlılık durumları ve iş yaşam kalitesi üzerine etkisini incelemek amacıyla planlanmıştır. Araştırma ilişki arayan tanımlayıcı nitelikte bir çalışmadır. Araştırmanın verileri "Koronavirüs 19 Fobisi (CP19-S) Ölçeği", "Ahlaki Duyarlılık Anketi", "İş Yaşam Kalitesi Ölçeği" ve "Kişisel Bilgi Formu" ile elde edilmiştir. Veriler Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesi ve Korkuteli Devlet Hastanesi'nde araştırmaya gönüllü olarak katılmayı kabul eden hemşirelerden ve doktorlardan toplanmıştır. Araştırmanın evrenini Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde görev yapan hemşireler (1074 kişi) ve doktorlar (883 kişi) ile Korkuteli Devlet Hastanesi'nde görev yapan hemşireler (70 kişi) ve doktorlar (30 kişi) oluşturmaktadır. Örneklem sayısı G- Power 3.1.9.2 programı aracılığıyla hesaplanmıştır. Çalışmaya 205'i kadın 87'si erkek olmak üzere 292 kişi katılmıştır. Çalışmanın istatistiksel analizi SPSS 22.0 versiyonu ile yapılmıştır. Normal dağılım gösteren değişkenler One Sample t-testi ve One Way ANOVA testi, normal dağılım göstermeyenler ise Mann-Whitney U testi ve Kruskall-Wallis testi kullanılarak değerlendirilmiştir. Çalışmaya katılan katılımcıların %67.12'si hemşire, %70.21'i kadın, %29.79'u erkek, yoğun olarak %52.05 ile 20-31 arası yaş grubunda, %57.53'ünün evli ve %47.94'ünün çocuk sahibi olduğu saptandı. Katılımcıların %17.80'inin Covid-19 servisinde, %56.5'inin diğer yataklı servislerde çalıştığı, en fazla katılımcının %40.75 ile lisans eğitim seviyesinde ve %41.09 ile de 0-5 yılları arasında çalışma deneyimine sahip olan gruplardan oluştuğu bulunmuştur. Tanıtıcı özelliklerden sadece çalışılan yıl ile her üç ölçek arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık tespit edilmiştir. 24 yıl ve üzeri çalışanlarda Covid-19 korkusunun düşük, ahlaki duyarlılığın yüksek, iş yaşam kalitesinin düşük olduğu görülmüştür. Covid-19 Fobi Ölçeği ile cinsiyet, meslek, çocuk sahibi olma durumu, medeni durum, çalışılan servis ve yaş arasında yapılan analizler sonucu istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar tespit edilmiştir (p<0.05). Covid-19 Fobisi Ölçek toplam puanı ile İş Yaşam Kalitesi Ölçek toplam puanı ve Ahlaki Duyarlılık Anketi toplam puanı arasındaki ilişki incelendiğinde de istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptandı (p<0.05). Çalışma sonuçları Covid-19 salgını korkusunun hemşirelerde ve doktorlarda iş yaşam kalitesi ve ahlaki duyarlılık durumları üzerinde etkili olduğu yönünde yordanabilir. Salgın durumunda en büyük risk altındaki sağlık çalışanları üzerinde daha büyük örneklem gruplarında daha çok çalışma yapılması önerilmektedir.

COVID 19EtikEtik duyarlılık+7
Özlem Karaca
Muğla Sıtkı Kocman University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Demanslı hastalarda yutma bozukluğunun yaşam kalitesine etkisi

Bu tezde, yutma bozukluğu olan demanslı hastaların yaşam kalitesinin, yutma bozukluğundan nasıl etkilendiğini ortaya koymak hedeflenmiştir. Hedefe ulaşmak amacıyla uyarlanan "Yaşam Kalitesi Ölçeği" (YKÖ) kullanılmıştır. YKÖ, 20 maddeden oluşan, sözel sorgulama ve puanlamaya dayanan bir ölçektir. YKÖ'nün tüm maddeleri, yaşam kalitesini ölçme bakımından değerlendirilmiştir. Bunun öncesinde hastalara "Mini Mental Test" -eğitimli olanlar ve olmayanlar için ayrı iki test- uygulanmış ve testten 25 ile üstü alanlar YKÖ'yü kendisi doldurmuş, 25 altı alanlarınsa aileleri doldurmuştur. "Mini Mental Test"ten 0 alanlarınsa bilişsel durumlarını değerlendirebilmek için "Glaskow Koma Skalası" kullanılmıştır. Bunların yanında hastaya EAT-10, Kısa Nütrisyon Değerlendirme (KND) ve Disfaji Handikap İndeksi (DHİ) uygulanmıştır. Ölçek ve testler, yutma problemi yaşayan 75 demans tanılı hastaya uygulanmıştır. Bulgulardan elde edilen sonuçlara göre YKÖ ve bu ölçeğin diğer testlerle ilişkisine bakıldığında demans tanılı hastaların yaşam kalitesinin yutma bozukluğundan olumsuz etkilendiği görülmüştür. Sonuçlar, istatiksel olarak değerlendirilmiş ve yutma bozukluğunun demanslı hastaların yaşam kalitesine etkisi tartışılmıştır. Anahtar Kelimeler: yutma, disfaji, demans, yaşam kalitesi

DemansYaşam kalitesiYutma+2
Fatma Çelik
Anadolu University · Institute of Health Sciences
2016
00
DoctorateOpen AccessTR

Terapatik rekreasyonel aktivitelere katılımın yaşlıların algıladıkları boş zaman tatmini, yaşam tatmini ve yaşam kalitesine etkisi

Bu çalışmada ülkemizdeki yaşlıların terapi niteliğindeki boş zaman aktivitelerine katılımları sonucu algıladıkları boş zaman tatmininin yaşam tatmini ile ilişkisi ve algılanan yaşam tatmininin de yaşam kalitesi ile olan ilişkisi belirlenmeye çalışılmıştır. Ayrıca yaşlılara yönelik boş zaman katılımı, boş zaman tatmini, yaşam tatmini ve yaşam kalitesi ile ilgili alt boyutların ortaya konulması hedeflenmiştir. Bu amaçlara ilave olarak çalışmaya katılım gösteren yaşlıların demografik ve sosyo-ekonomik özelliklerine göre farklılıklar belirlenmeye çalışılmıştır. Çalışmada Eskişehir ilinde yaşayan 60 yaş ve üstü yaş gruplarında yer alan 608 katılımcıya Boş Zaman Katılımı, Boş Zaman Tatmini, Yaşam Tatmini ve Yaşam Kalitesi Ölçekleri kullanılarak oluşturulan anket uygulanmıştır. Açıklayıcı Faktör Analizi (AFA) ve Doğrulayıcı Faktör Analizi (DFA) ile faktörler belirlenmiş, yapısal Eşitlik Modeli (YEM) ile de araştırma modeli ortaya konulmuştur. Elde edilen model ile terapatik nitelikte boş zaman aktivitelerine katılımın boş zaman tatmini ile, algılanan boş zaman tatmininin yaşam tatmini ile ve algılanan yaşam tatmininin yaşam kalitesi ile ilişkili olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Boş zaman katılımı ile yaşam kalitesi arasında direkt bir ilişki bulunamadığından dolaylı bir ilişkinin olabileceği belirtilmiştir. Ayrıca demografik ve sosyo- ekonomik özelliklere göre tatmin algılamalarında anlamlı farklılıklar olduğu tespit edilmiştir. Çalışmadan elde edilen sonuçlara bağlı olarak ülkemizdeki yaşlıların yaşam kalitelerini iyileştirmeye yönelik terapatik programların oluşturulması ve yaşlıların tatmin algılarını yükseltecek faktörlerin incelenmesi ile ilgili araştırma önerileri sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: terapatik rekreasyon, yaşlı, boş zaman katılımı, boş zaman tatmini, yaşam tatmini, yaşam kalitesi, yapısal eşitlik modeli.

Boş zamanları değerlendirmeEşitlikRekreasyon+6
Tuba Sevil
Anadolu University · Institute of Health Sciences
2015
00
DoctorateOpen AccessTR

Üniversite öğrencilerinin spora dayalı fiziksel aktivitelere katılımları ve yaşam kalitelerinin akademik başarı ve sosyalleşme üzerine etkisi (Eskişehir Osmangazi Üniversitesi örneği)

Bu çalışmanın amacı; Eskişehir Osmangazi Üniversitesinde 2. ve daha üst sınıflarda öğrenim gören öğrencilerin spora dayalı fiziksel aktivitelere katılımları ve yaşam kalitelerinin akademik başarı ve sosyalleşme üzerine etkilerinin değerlendirilmesidir. Araştırmaya 2013-2014 eğitim-öğretim yılında 2. ve daha üst sınıflarda farklı programlarda öğrenim gören 1057 gönüllü öğrenci katılmıştır. Katılımcıların spora dayalı fiziksel aktivitelere katılım düzeylerinin belirlenmesi için Cooper fiziksel aktivite ölçeği, yaşam kalitelerini belirlemek için WHOQOL BREF ölçeği, akademik başarılarını belirlemek için genel not ortalamaları, sosyalleşme durumlarını belirlemek için ise spora dayalı fiziksel aktiviteyle sosyalleşme ölçeği kullanılmıştır. Verilerin analizinde SPSS 18.0 ve LISREL 8.80 paket programlarından yararlanılmıştır. Verilerin çözümlenmesinde ilk aşamada kayıp değerler, uç değerler ve verilerin normal dağılımı belirlenmiştir. Demografik özellikler (cinsiyet, yaş, aylık harcama miktarı, barınma biçimi, eğitim görülen alanlar ve sınıf) için frekans ve yüzde tablolarından, güvenirlik testlerinden (Cronbach Alpha), yaşam kalitesi ve spora dayalı fiziksel aktiviteyle sosyalleşme ölçeklerinin geçerliliğini tespit etmek için açıklayıcı ve doğrulayıcı faktör analizlerinden yararlanılmıştır. Demografik özelliklere göre spora dayalı fiziksel aktivitelere katılım düzeyi, yaşam kalitesi, akademik başarı düzeyi ve spora dayalı fiziksel aktiviteyle sosyalleşme değişkenleri arasındaki farklılığı belirlemek için t testinden, ki-kare bağımsızlık testinden, tek yönlü varyans analizinden (ANOVA), çoklu karşılaştırma testlerinden (Tukey HSD ve Tamhane T2), araştırma modelinde yer alan spora dayalı fiziksel aktivitelere katılım, yaşam kalitesi ve alt boyutları, akademik başarı, spora dayalı fiziksel aktiviteyle sosyalleşme ve alt boyutları arasındaki ilişki düzeyini belirlemek için korelasyon analizinden yararlanılmıştır. Elde edilen bulgular doğrultusunda spora dayalı fiziksel aktivitelere katılım ile yaşam kalitesi arasında (0.57), spora dayalı fiziksel aktivitelere katılım ile akademik başarı arasında (0.43), spora dayalı fiziksel aktivitelere katılım ile sosyalleşme arasında (0.31), yaşam kalitesi ve akademik başarı arasında (0.31), yaşam kalitesi ve spora dayalı fiziksel aktiviteyle sosyalleşme arasında (0.44) düzeyinde pozitif yönlü anlamlı bir ilişki (p<0.01) olduğu tespit edilmiştir.

Akademik başarıEskişehirFiziksel aktivite+4
Mehmet Yıldırım
Anadolu University · Institute of Health Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Mekanik kökenli yutma güçlüğü olan hastalarda yutma bozukluklarının yaşam kalitesine etkilerinin değerlendirilmesi

MEKANİK KÖKENLİ YUTMA GÜÇLÜĞÜ OLAN HASTALARDA YUTMA BOZUKLUKLARININ YAŞAM KALİTESİNE ETKİLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ Veli ŞAHNALI Dil ve Konuşma Terapistliği Anabilim Dalı Anadolu Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Aralık, 2017 Danışman: Doç. Dr. Müzeyyen ÇİYİLTEPE Bu çalışmada yutma bozukluğu çeşitlerinden biri olan mekanik kökenli yutma bozukluklarının (MKYB) hastaların yaşam kalitelerine etkilerinin ortaya konması amaçlanmıştır. Yapılan çalışmada yaşam kalitesi anketlerinden özellikle yutma yaşam kalitesini temel alan Türkçe Yutma Yaşam Kalitesi Anketi (T-SWAL-QOL) kullanılmıştır. T-SWAL-QOL anketinden elde edilen veriler Yeme Değerlendirme Aracı (EAT-10) ve Disfaji Handikap İndeksi (DHİ) verileriyle karşılaştırılmıştır. Kamu hastanelerinin KBB kliniklerine yutma bozukluğu şikâyetiyle başvuran veya MKYB'lere neden olabilecek ameliyat geçiren hastalara uygulanmıştır. NKYB'leri ve total larenjektomi ameliyatı olan hastalar çalışmaya dâhil edilmemiştir. Toplam 87 hastaya belirlenen anketler uygulanmıştır. Araştırmaya dahil edilebilecek Parisyel larenjektomi, glossektomi ve nazofarinks kanseri tedavileri sonucu mekanik kökenli yutma bozukluğu (MKYB) olan 43 hasta çalışmaya dahil edilmiştir. Yapılan istatistiksel analizler sonucunda T-SWAL-QOL ile EAT-10 skorları arasında orta düzeyde negatif yönlü ilişki olduğu (r=-,512, p<,01) ve T-SWAL-QOL ile DHİ skorları arasında orta düzeyde negatif yönlü ilişki bulunduğu (r=-,592, p<,001) ortaya konmuştur. MKYB'leri hastaların yaşam kalitelerini önemli ölçüde olumsuz olarak etkilemekte olduğu ortaya konmuştur. Tüm T-SWAL-QOL anketindeki tüm alanlar olumsuz etkilenmekle birlikte en çok etkilenen alanların sosyal, besin seçimi ve yeme süresi olduğu ortaya çıkmıştır. Anahtar Sözcükler: Mekanik kökenli, yutma bozukluğu, yaşam kalitesi, T-SWAL-QOL, DHİ

Yaşam kalitesiYutmaYutma bozuklukları+1
Veli Şahnalı
Anadolu University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Palyatif bakım hastalarına uygulanan abdominal masajın konstipasyon ve yaşam kalitesine etkisinin incelenmesi

Başlık: Palyatif bakım hastalarına uygulanan abdominal masajın konstipasyon ve yaşam kalitesine etkisinin incelenmesi Amaç: Araştırma palyatif bakım hastalarına uygulanan abdominal masajın konstipasyon ve yaşam kalitesine etkisini belirlemek amacı ile ön test-son test kontrol grup tasarımlı randomize deneysel bir çalışma olarak planlandı. Gereç ve Yöntem: Araştırma Ekim 2022-Mayıs 2023 tarihleri arasında Eskişehir Şehir Hastanesi Palyatif Bakım Kliniğinde yatarak tedavi ve bakım alan hastalar ile örneklem seçim kriterlerine uyan 26 deney 26 kontrol olmak üzere toplam 52 gönüllü hasta ile gerçekleştirildi. Araştırma verilerinin toplanmasında Bireysel Tanıtıcı Özellikler Formu, Roma IV Konstipasyon Tanılama Kriterleri, Konstipasyon Ciddiyet Ölçeği, Konstipasyon Yaşam Kalitesi Ölçeği kullanıldı. Araştırmadan elde edilen veriler tanımlayıcı istatistiksel metotlar, Ki Kare, Friedman, Mann Whitney U, Bonferroni Testi ile analiz edildi. Bulgular: Deney grubuna uygulanan abdominal masaj sonrası konstipasyon şiddetinde 5. gün ve 7. gün deney grubu lehine istatistiksel olarak anlamlı farklılaşma olduğu bulgulandı. Deney grubuna uygulanan abdominal masaj sonrası yaşam kalitesinde 3. gün ve 7. gün deney grubu lehine istatistiksel olarak anlamlı fark olduğu da bulgulandı. Sonuç: Bu araştırmada deney grubuna yedi gün boyunca uygulanan abdominal masaj sonucunda, abdominal masajın konstipasyonu azaltmada ve yaşam kalitesini arttırmada etkili olduğu belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Palyatif bakım, abdominal masaj, konstipasyon, yaşam kalitesi, hemşirelik bakımı

AbdomenHasta bakımıHemşirelik bakımı+5
Burcu Dirlik Er
Eskişehir Osmangazi University · Institute of Health Sciences
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

ESOGÜ Tıp Fakültesi asistan hekimleri arasında dismenore sıklığı ve çalışma hayatı üzerine etkilerinin araştırılması

Dismenore kadınlarda en sık görülen ve psikososyal etkileri de olan jinekolojik bir semptomdur. Dismenore ile ilgili, öğrenciler üzerinde yapılan çalışmalar sık olsa da çalışan kadınlar üzerinde dismenore sıklığını araştıran yeterli çalışma yoktur. Bu sebeple asistan hekimler ile yaptığımız bu çalışmada dismenore sıklığını, şiddetini ve çalışma hayatı üzerine etkilerini belirlemeyi amaçladık. Kesitsel-tanımlayıcı şekilde gerçekleştirilen çalışma Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde çalışan 165 asistan hekim üzerinde yürütüldü. Katılımcılara sosyodemografik özellikleri ve jinekolojik özellikleri sorgulayan sorulardan oluşan anket formu yüz yüze görüşülerek uygulandı. Araştırmanın sonucunda asistan hekimler arasında dismenore sıklığı %95,1 olarak bulundu. Asistan hekimlerin %66,7'si visüel analog skala (VAS) ile dismenore şiddeti puanlamasında 6 puan (belirgin ağrı veriyor) şiddetinde ağrı yaşadıklarını belirtti. Nöbet tutma durumu ile dismenore şiddeti karşılaştırıldığında; nöbet tutan hekimlerin dismenoreyi daha şiddetli yaşadığı görüldü. Katılımcıların analjezik olarak kullandığı en sık iki etken %28,4 ile deksketoprofen ve %26,8 ile ibuprofen/flurbiprofen olarak bulundu. Alkol kullanan ve ailesinde dismenore öyküsü bulunan katılımcılarda dismenore şiddetinin daha yüksek olduğu saptandı. Menarş yaşı 16 yaş ve üzerinde olanlarda dismenore şiddeti benzer çalışmalardan daha yüksek bulundu. Katılımcıların %81,2'si dismenorenin yaşam kalitesini düşürdüğünü belirtirken, sadece %17'si dismenore sebebiyle istirahat raporu aldığını belirtti. Bulgulara bakıldığında, dismenore asistan hekimler arasında oldukça yaygın görülen bir sorun olup dismenoreyle birliktelik gösteren semptomlar düşünüldüğünde iş hayatında olumsuz etkilere ve konsantrasyon bozukluğuna yol açabileceği görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Dismenore, visüel analog skala, asistan hekim, yaşam kalitesi

AğrıAğrı yönetimiDismenore+4
Seher Kurt
Eskişehir Osmangazi University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Besin seçiminin obezite ve yaşam kalitesi üzerine etkisi; bir üniversite hastanesi örneği

Bu çalışma, 01.06.2023- 01.10.2023 tarihleri arasında polikliniğimize başvuran 310 hasta ile yapılmıştır. Hazırlanan anket formu, yüz yüze görüşme yöntemi ile doldurularak veriler toplanmıştır. Katılımcıların %48.7'si kadın, %51.3'ü erkektir ve yaş ortalaması 29'dur. Dünyada sanayileşme sonrası iş tanımının ve saatlerinin değişmesi gibi nedenlerden dolayı beslenme kültürlerinde değişimler yaşanmış, besinler raflarda sağlıklı ve sağlıksız pek çok formda bulunmaya başlamış, beslenmeye ayrılan zaman kısalmış ve fiziksel aktiviteye de gereksinim azalmıştır. Bu yeni düzenin getirdiği sorunların başında ise obezite gelmektedir. Obezite tüm dünyada artmaktadır ve bu da onu evrensel bir sağlık sorunu haline getirmektedir. Obezitenin birincil sebebi besin seçimindeki hatalardır ve obezite artışının beraberinde getirdiği sağlık sorunları yaşam kalitesinde ciddi bir düşüşe sebep olmaktadır. Bu çalışmada besin seçimi alışkanlıklarının obezite ile ilişkisi ve yaşam kalitesi üzerine etkileri incelenmiştir. Elde edilen bulgulara göre besin seçiminde bilinçsizliğin yaşam kalitesine olumsuz etkileri olması ve obezite artışına sebep olması dikkat çekmektedir. Beslenme yanlışları ve obezite tüm dünyayı ilgilendiren büyük bir tehlike olarak büyümektedir, toplumların yaşam kalitelerini düşürmektedir ve bu konuda devletlere, toplumun aydınlarına ve koruyucu hekimler olan aile hekimlerine büyük sorumluluk düşmektedir. Çalışma sonuçlarında kadınların yaşam kalitesi erkeklere göre düşük bulunmuştur ve kadınların sosyal hayat ve çalışma hayatına katılımlarının artırılması, çekirdek aile sistemi içerisinde sorumluluklarının azaltılması gibi yaşam kalitelerini artıracak konularda toplumun teşvik edilmesi gerektiğine dikkat çekilmiştir. Besin seçimi konusunda gençlerin doğal olmayan beslenmeye, erkeklerin sağlıklı içeriğe dikkat etmeden beslenmeye, kadınların ise duygu durum değişimlerine bağlı olarak yanlış beslenmeye daha meyilli olduğu bulunmuş ve belirtilen beslenme hataları konusunda toplumun bilgilendirilmesinin önemi vurgulanmak istenmiştir.

Beslenme alışkanlıklarıObeziteSağlıklı beslenme+1
Beyza İyidemirci
Eskişehir Osmangazi University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Üriner inkontinanslı kadınların inkontinans semptomları, kegel egzersiz uyumu, sağlık inancı ve yaşam kalitesi üzerine mobil aplikasyonun etkisi

Amaç: İlk aşama "İnkontinansla Savaşım" isimli mobil aplikasyonun geliştirilmesi, kullanılabilirlik ve uygulanabilirliğinin değerlendirilmesini, ikinci aşama ise Sağlık İnanç Modeli'ne (SİM) göre geliştirilen mobil aplikasyonun üriner inkontinanslı (Üİ) kadınların inkontinans semptomları, kegel egzersiz uyumu, Üİ ve kegel egzersizlerine yönelik sağlık inancı ve yaşam kalitesi üzerine etkisini değerlendirmeyi ve SİM'ne temellendirilmiş eğitim kitapçığı ile verilen sağlık eğitimi ile karşılaştırmayı amaçlamaktadır. Yöntem: Çalışmanın ilk aşaması metodolojik, ikinci aşaması randomize kontrollü tam deneysel tasarımda yürütülmüştür. Çalışmanın ikinci aşaması iki ayrı grupta 96 hasta üzerinde yürütülmüştür. Ölçümler başlangıçta, 6. hafta ve 12. haftada gerçekleştirilmiştir. İkinci aşamada müdahale olarak, çalışma grubunda mobil aplikasyon ile, kontrol grubunda ise SİM'ne temellendirilmiş eğitim kitapçığıyla verilen sağlık eğitimi ile desteklenen kegel egzersizleri gerçekleştirilmiştir. Bulgular: Geliştirilen mobil aplikasyonun kullanılabilirliği ve memnuniyet düzeyi yüksektir. Her iki müdahalede de Üİ semptomlarını ve inkontinans şiddet indeksini azaltmada etkilidir, ancak kontrol grubu daha belirgin iyileşme göstermiştir. Her iki müdahale de egzersiz uyumu ve sağlık inançlarında olumlu değişimler sağlamıştır. Her iki grupta da Üİ'ın günlük yaşam, yaşam kalitesi, ürogenital distres, irritatif semptomlar, stres semptomları, obstrüktif/rahatsız edici veya işeme güçlüğü oluşturan semptomlar ve inkontinans üzerindeki etkisinde zaman içinde anlamlı düşüşler gözlenmiştir. Sonuç: Üİ semptomlarının yönetiminde her iki müdahalenin de etkin olduğu ve yaşam kalitesini artırdığı sonucuna varılmıştır. Her iki müdahale de egzersiz uyumunu teşvik ederek Üİ semptomlarının hafifletilmesine katkıda bulunmuş, sağlık inançlarında olumlu değişimler sağlamıştır. Anahtar kelimeler: İnkontinans, sağlık inancı, kegel egzersizi, yaşam kalitesi, mobil aplikasyon

Kegel egzersiziMobil aplikasyonSağlık inanç modeli+2
Ali Çiçekli
Eskişehir Osmangazi University · Institute of Health Sciences
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Myastenia gravis tanısıyla takip edilen hastalarda yaşam kalitesinin ve yaşam kalitesine etkieden faktörlerin değerlendirilmesi

Myastenia Gravis sebep olduğu bulgu ve şikayetlerle hastaların yaşam kalitesini etkilemektedir. Bu çalışmada Myastenia Gravis hastalarında MGQoL-15, Beck anksiyete ve depresyon ölçekleri ile yaşam kalitelerinin değerlendirilmesi ve göz kırpma (blink) refleksi yanıtlarının araştırılması amaçlandı. Bu çalışma, Myastenia Gravis tanısıyla takipli hastalara elektrofizyolojik prospektif değerlendirme, anket çalışmaları ve geri dönük dosya incelemeleri yapılarak tamamlandı. Ayrıca MGQoL-15, Beck anksiyete ve depresyon ölçekleri uygulandı. Sonrasında hastalara Blink refleks çalışması yapıldı. Verilerin istatistik analizi IBM SPSS versiyon 23 yazılımı ile analiz edildi. Araştırmaya dahil edilmiş hastaların hastalık süresi ortalaması beş yıldı ve takip süreleri değerlendirildiğinde %60 „ı erken başlangıçlı MG, %40‟ı geç başlangıçlı MG tanısıyla takip ediliyordu. Bu tanılardan %29‟u oküler, %71‟i jeneralize MG idi. Beck Depresyon ölçek değerlendirmesinde yaklaşık her üç hastadan birinin sonucunun yüksek (%31.6) olduğu ve Beck Anksiyete ölçek değerlendirmesinde hastaların yarısının (%50) anksiyetesinin olmadığı saptandı. MGFA remisyon olan grupta depresyon oranı istatistiksel olarak daha azdı ve MGQoL15 skoru MGFA Remisyon olmayan gruptan anlamlı (sırasıyla p=0.044 ve 0.00) olarak daha yüksekti. Bununla birlikte depresyon olan grupta MGQoL15 skoru depresyon olmayan gruptan anlamlı (p = 0.023) olarak daha yüksekti. Kas disfonksiyonu remisyonu olan hastalarda duygu durum bozuklukları daha az etkilenmektedir. ilerleyici kas disfonksiyonu hastaların yaşam kalitelerinin arttırılması üzerine daha çok araştırmaya ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: Beck Anksiyete Ölçeği, Beck Depresyon Ölçeği, Göz kırpma (blink) refleksi, MGQoL-15, Myastenia Gravis

Göz kırpmaMyasthenia gravisYaşam kalitesi
Hasan Çağlar
Eskişehir Osmangazi University
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Karaciğer nakli uygulanan hastalarda yorgunluğun yaşam kalitesi üzerine etkisi

Araştırma, karaciğer nakli uygulanan hastalarda yorgunluğun yaşam kalitesi üzerine etkisini belirlemek amacıyla tanımlayıcı ve ilişki arayıcı olarak planlandı ve yapıldı.Araştırmanın evrenini Mayıs 2004 - Mayıs 2009 tarihleri arasında İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp Merkezi (TÖTM)'nde karaciğer nakli uygulanan 189 hasta oluşturdu. Örneklemini ise 1 Mart - 31 Ağustos 2009 tarihleri arasında TÖTM Genel Cerrahi polikliniğine nakil sonrası kontrole gelen ve rastlantısal olasılıksız örnekleme yönetimi ile seçilen 76 hasta oluşturdu. Veriler; Hasta Bilgi Formu, Yorgunluk İçin Görsel Benzerlik Skalası ve SF-36 Yaşam Kalitesi Ölçeği kullanılarak toplandı. Verilerin istatistiksel değerlendirilmesinde Sayı, Yüzde Oranları, Bağımsız Gruplarda t Testi, Mann Whitney U, Kruskall Wallis ve Pearson Korelasyon analiz testleri kullanıldı.Araştırmaya katılan hastaların yarısından fazlası 30-49 yaş grubunda (%53.9), çoğunluğu erkek (%78.9), evli (%75) ve çekirdek ailede (%88.2) yaşamaktaydı. Hastaların, SF-36 Yaşam Kalitesi Ölçeği alt boyutlarından en yüksek puanı mental sağlık alanında en düşük puanı ise mental rol alanında aldıkları saptandı. Hastaların Yorgunluk İçin Görsel Benzerlik Skalası toplam puan ortalamasının orta, alt boyutta yer alan yorgunluk düzeyinin düşük, enerji düzeyinin ise yorgunluk düzeyinden daha yüksek ve iyi düzeyde olduğu belirlendi. Geliri giderinden fazla olan ve kadavradan nakil yapılan hastaların yorgunluk düzeylerinin daha düşük, 30-49 yaş grubundaki hastaların enerji düzeylerinin daha yüksek olduğu görüldü. Hastaların yorgunluk puanları ile SF-36 Yaşam Kalitesi Ölçeği alt boyut (fiziksel işlev, fiziksel rol, ağrı, genel sağlık algısı, yaşamsallık, sosyal işlev, mental rol mental sağlık) puanları arasında negatif yönde önemli düzeyde anlamlı bir ilişki olduğu ve yorgunluk puanları arttıkça yaşam kalitesi puanlarının düştüğü belirlendi.Sonuç olarak, bu çalışmaya katılan karaciğer nakli uygulanmış hastaların yorgunluk düzeylerindeki artışın yaşam kalitelerini olumsuz yönde etkilediği belirlendi.Anahtar Kelimeler: Karaciğer Nakli, Yorgunluk, Yaşam Kalitesi, Hemşirelik, Hasta

HastalarHemşirelikKaraciğer nakli+2
Ayça Çolakdalcı
İnönü University · Institute of Health Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Otizmli çocuklarda hareket eğitimi ve eğitsel oyun ile yaşam kalitesi ilişkisinin incelenmesi

Bu araştırma; otizmli çocuklarda hareket eğitimi ve eğitsel oyun ile yaşam kalitesi ilişkisini incelemek amacı ile yapılmıştır. Araştırmaya; Otizm spektrum bozukluğu tanısı almış 1'i kız, 12'si erkek toplam 13 çocuk katılmıştır. Çocuklara haftada iki gün, günde bir saat olmak üzere 14 hafta süre ile hareket eğitimi programı uygulanmıştır. Tanımlayıcı bir araştırma olup; bu çalışmada kişisel bilgi formu, Çocuklar İçin Yaşam Kalitesi Ölçeği (ÇİYKÖ) ile Kaba Motor Gelişim Testi-II (TGMD II) testi kullanılmıştır. TGMD II testinin ön test son test karşılaştırmasında; Lokomotor puanları hareket eğitimi öncesinde Ortanca (min-maks) 2 (1-10) iken hareket eğitimi sonrasında 7 (1-13) olarak yüksek düzeyde anlamlı artış göstermiştir. Nesne kontrol puanları hareket eğitimi öncesinde Ortanca (min-maks) 5 (1-13) iken hareket eğitimi sonrasında 10 (1-13) olarak yüksek düzeyde anlamlı artış göstermiştir. ÇİYKÖ ölçeğinin Ölçek toplam puanı ortancası (min-maks) hareket eğitimi öncesinde 64,13 (36,96-81,52) iken hareket eğitimi sonrasında 69,56 (40,22-92,39)'ya anlamlı olarak yükselmiştir. Fiziksel sağlık toplam puanları hareket eğitimi öncesinde Ortanca (min-maks) 53,13 (31,25-81,25) iken hareket eğitimi sonrasında 68,75 (31,25-96,88) olarak yüksek düzeyde anlamlı artış göstermiştir. Psikososyal sağlık toplam puanları hareket eğitimi öncesinde Ortanca (min-maks) 60 (30,00-81,67) iken hareket eğitimi sonrasında 70 (45,00-95,00) olarak yüksek düzeyde anlamlı artış göstermiştir. Sonuç olarak, uygulanan hareket eğitimi ve eğitsel oyun programının otizmli çocukların temel motor becerilerinde ve yaşam kalitesi düzeylerinde olumlu etkiye sahip olduğu görülmüştür. Anahtar kelimeler: Eğitsel Oyun, Hareket Eğitimi, Otizm, Yaşam Kalitesi

Beden eğitimiEğitsel oyunlarHareket+4
Özge Er
Hitit University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu olan çocuklarda yaşam kalitesi

Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) olan çocuklar yaşamlarının her alanında güçlük çeken kronik bir rahatsızlıkla baş etmek zorunda kaldıklarından yaşam kalitesinin değerlendirilmesi büyük önem taşımaktadır. Çocuğun sosyal yaşantısına, okuldaki başarısına, gelecekteki eğitim sürecine dolayısıyla yaşam kalitesine önemli zararlar verebilen DEHB'nin erken dönemde belirlenmesi ve tedavi edilmesi yaşam kalitesini desteklemeye/artırmaya katkı sağlar. Bu çalışmadaki amaç, 8-12 yaş arasındaki 75 DEHB tanılı çocuğun yaşam kalitesinin belirlenmesidir. Araştırma, DEHB nedeniyle Çorum Rehberlik ve Araştırma Merkezi'ne başvuruda bulunan 8-12 yaş arası 75 çocuk ile gerçekleştirildi. Verilerin toplanmasında "tanıtıcı bilgi formu" ve "Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu Olan 8-12 Yaş Grubu Çocuklarda Yaşam Kalitesi Ölçeği (DE/HB-YKÖ)" kullanıldı. Araştırmanın istatistiksel analizleri SPSS 22 programına göre değerlendirildi. Çalışmaya katılan çocukların yaş ortalaması 10,48±1,25 olduğu belirlendi ve %70,7'sinin erkek olduğu saptandı. Araştırmaya alınan çocukların DE/HB-YKÖ'ye göre puan ortalaması; okulda: 48,14±17,67; evde: 46,72±18,68 olup, aralarındaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu görüldü (p<0,05). Araştırmaya katılan çocukların DE/HB-YKÖ bilişsel alt boyutundan aldıkları puan ortalamaları, okulda: 52,7±5,01; evde 51,4±5,26, sosyal alt boyutundan aldıkları puan ortalamaları okulda: 51,7±7,05; evde 51,3±6,90 ve duygusal alt boyutundan aldıkları puan ortalamaları okulda: 51,9±7,91; evde 50,8±7,67 olup, ölçeğin okulda ve evde bilişsel, sosyal ve duygusal alt boyutlarından alınan puan ortalamaları arasındaki farkların istatistiksel olarak anlamlı olmadığı belirlendi (p>0,05). Araştırmada DEHB olan çocukların %44,0'ının yaşam kalitelerini orta düzeyde algıladıkları görüldü. Sonuç olarak, DEHB olan çocukların okulda ve evde orta düzeyde yaşam kalitesine sahip olduğu belirlendi. Bu bağlamda pediatri hemşirelerinin, DEHB olan çocukları erken dönemde belirleyerek tanılama ve tedavi için gerekli merkezlere yönlendirmeleri, bu konuya yönelik tarama çalışmalarını yapması, çocuğa, ailesine, öğretmenine ve sosyal çevresine danışmanlık hizmeti sunması, DEHB olan çocuklara ve ailelere verilecek desteğin sürekliliğini sağlayarak, çocukların yaşam kalitelerine katkı sağlamaları önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Çocuk, Dikkat eksikliği, Hemşire, Hiperaktivite, Yaşam kalitesi

HemşirelikHiperaktiviteli dikkat eksikliği bozukluğuYaşam kalitesi+1
Semra Söngüt
Hitit University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Puberte prekoks tanısı alan ve sağlıklı çocukların yaşam kalitelerinin karşılaştırılması

Puberte Prekoks (PP), pubertal gelişimin fiziki ve hormonal belirtilerinin normal olarak kabul edilen sınırlardan daha erken yaşta ortaya çıkmasıdır. PP, kızlarda meme büyümesinin başlangıç sınırı olan 8 yaştan önce gelişmesi, erkeklerde ise testis büyümesinin 9 yaşından önce başlaması olarak tanımlanmaktadır. PP'li çocukların yaşamış oldukları fiziksel ve hormonal değişiklikler, çocukların fiziksel, duygusal, sosyal ve okul durumlarını etkilemekte, bu durum çocukların psikososyal sorunlar yaşamasına neden olmaktadır. Bu doğrultuda çocukların fiziksel, duygusal ve psikososyal değerlendirilmesinin ele alındığı yaşam kalitesi (YK) kavramının PP'li çocuklarda önemi gündeme gelmektedir. Sunulan bu çalışma ile 8-12 yaş arasındaki çocukların sosyal durumlarının ve YK'larının karşılaştırılmalı olarak belirlenmesi amaçlanmıştır. Araştırma Hitit Üniversitesi Erol Olçok Eğitim ve Araştırma Hastanesi ile Dr. Sami Ulus Kadın Doğum Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk Endokrinoloji Polikliniğinde yapılmıştır. Araştırmaya PP tanısı almış 8-12 yaş arası 105 çocuk ile gerekli karşılaştırmaları yapmak amacıyla İl Milli Eğitim Müdürlüğüne bağlı bir ilköğretim okulunda eğitim gören benzer tanıtıcı özelliklere sahip 105 sağlıklı çocuk olmak üzere toplam 210 çocuk dahil edilmiştir. Araştırma verileri"Tanıtıcı Bilgi Formu" ve "Çocuklar için Yaşam Kalitesi Ölçeği (ÇİYKÖ)'nin" "8-12 Yaş Çocuk Formu" kullanılarak toplanmıştır. Araştırmadaki PP'li çocukların sağlıklı çocuklara göre "son bir ay içerisinde okulda devamsızlık yapma ve yüzme aktivitesinde bulunma, okul dışında görüştüğü arkadaşının olma" oranlarının düşük olduğu belirlenmiş, bu farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu görülmüştür (p<0,05). Çalışmadaki çocukların ÇİYKÖ çocuk formu ölçek toplam puan (ÖTP) ortalamaları; PP'li çocuklarda 78,71±10,84, sağlıklı çocuklarda 82,43±9,81 olup, bu farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu belirlenmiştir (p<0,05). Yine çalışmadaki PP'li çocukların ÇİYKÖ ebeveyn formu ÖTP ortalamaları 74,51±13,27, sağlıklı çocukların ise 81,90±9,86 olup, bu farkın ileri düzeyde anlamlı olduğu saptanmıştır (p<0,001). Sonuç olarak PP'li çocukların sağlıklı çocuklara göre sosyal durumlarının daha olumsuz ve YK'larının da daha düşük olduğu görülmüştür. Bu doğrultuda pediatri hemşirelerine; PP'li çocukları erken dönemde belirleyerek multidisipliner ekip anlayışıyla onlara psikososyal destek sağlamaları ve danışmanlık yapmaları önerilebilir. Anahtar Kelimeler: Çocuk, Hemşire, Puberte Prekoks, Yaşam kalitesi

ErgenlikErgenlik-erkenYaşam kalitesi+1
Ahu Pınar Turan
Hitit University · Institute of Health Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Otizmli çocukların yaşam kalitesinde hippoterapinin etkisinin incelenmesi: Terapötik rekreasyon uygulaması

Bu araştırma, otizmli çocukların yaşam kalitesinde hippoterapinin etkisinin incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Araştırmaya, otizm spektrum bozukluğu tanısına sahip 40 çalışma ve 40 kontrol grubu olmak üzere toplam 80 otizmli çocuk katılmıştır. Araştırma ön test/son test çalışma-kontrol gruplu karşılaştırmalı deneysel tipte yapılmıştır. Otizmli çocuklara haftada iki gün ve günde bir saat olmak üzere toplam 8 haftalık terapötik rekreatif etkinlik olan hippoterapi uygulaması yapılmıştır. Çalışmada çocukların yaşam kalitesini belirlemek amacıyla "Çocuklar İçin Yaşam Kalitesi Ölçeği (ÇİYKÖ)" kullanılmıştır. Analiz aşamasında; yüzdelik dağılım, paired t testi ve indepentend t testi yapılmıştır. Araştırmanın nitel kısmında ise; hippoterapi uygulama sürecine katılan eğitmenlerin duruma yönelik tespitlerini belirlemek için araştırmacı tarafından "Yarı Yapılandırılmış Görüşme Formu" geliştirilmiş ve soruların oluşmasında uzman görüşü alınmıştır. Görüşme formu 11 eğitmene uygulanmıştır. Kontrol grubundaki çocukların "ÇİYKÖ" ön test, son test puan ortalamaları arasındaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olmadığı belirlenmiştir (p>0,05). Çalışma grubundaki çocukların "ÇİYKÖ" ön test ve son test puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak fark tespit edilmiştir (p<0,05). Çocuklara uygulanan hippoterapi uygulamasının çocukların fiziksel sağlık, psikososyal sağlık düzeylerini arttırdığı, çocukların yaşam kalitesinde hippoterapi etkinliğinin önemli bir yere sahip olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Terapötik rekreasyon uygulaması olan hippoterapi yardımcı tedavi olarak yaygınlaştırılabilir. Anahtar Kelimeler: Hippoterapi, Otizm, Terapötik Rekreasyon, Yaşam Kalitesi

HipoterapiOtistik bozukluklarOtistik çocuklar+3
Meliha Uzun Dönmez
Hitit University · Institute of Health Sciences
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çorum ilinde yaşayan çölyak hastalarının sağlıkla ilişkili yaşam kalitelerinin değerlendirilmesi: Kesitsel bir çalışma

Amaç: Bu çalışmada Çorum'da yaşayan çölyak hastalarının yaşam kalitelerini değerlendirmek; yaşam şekilleri, diyet uyumları ve sosyodemografik verileri ile sağlıkla ilişkili yaşam kaliteleri arasındaki ilişkiyi ortaya koymak amaçlanmıştır. Böylece birinci, ikinci ve üçüncü basamak sağlık hizmetleri için çölyak hastalığına ait verilere katkı sağlanacaktır. Gereç ve Yöntem: Araştırmamızın katılımcıları, Çorum Çölyak Derneği'ne başvuran çölyak tanılı hastalardan gelişi güzel seçilmiştir. Çalışmamıza 18-65 yaş arasında olan, kanser teşhisi olmayan hastalar dahil edilmiştir. 18 yaş altı, 65 yaş üstü, mental retarde olan hastalar çalışma dışı tutulmuştur. Bu çalışma, 54 hastaya yazılı ve sözlü onamları alınarak gerçekleştirilmiştir. Hastalara sosyodemografik veriler formu ile Çölyak Hastalığı Anketi (Çölyak Hastalarında Sağlıkla İlişkili Yaşam Kalitesi Anketi, CDQ), yüz yüze görüşme tekniği ile uygulanmıştır. Bulgular: Çalışmamıza toplam 54 hasta katılmıştır. Hastaların yaş ortalaması 37.41±12.24 olup, VKİ ortalaması 24,7±5,22 olarak bulundu. Araştırmaya dahil edilen hastaların %24,1'i erkek ve %75,9'u kadındı. Toplam yaşam kalitesi puanı 132±34,6 hesaplandı. CDQ alt ölçeklerinden en yüksek puanı GI alt ölçeğinin, en düşük puanı ise duygu alt ölçeğinin aldığı görüldü. Yaş arttıkça toplam yaşam kalitesinin istatistiksel olarak anlamlı düzeyde azaldığı görüldü (P=0,028). Bekar kişilerde yaşam kalitesinin istatistiksel olarak anlamlı düzeyde arttığı gösterildi (P=0,028). Çocuk sayısı arttıkça yaşam kalitesinin istatistiksel olarak anlamlı düzeyde azaldığı görüldü (P=0,015). Eğitim seviyesi arttıkça GI alt ölçek puanlarının istatistiksel olarak anlamlı düzeyde arttığı belirlendi (P=0,036). Hastaların tanı yaşları arttıkça yaşam kalitesinin istatistiksel olarak anlamlı düzeyde düştüğü saptandı (P=0,047). Aile hekimlerinin (P=0,002) ve diğer viii doktorların (P<0,001) glütensiz ilaç yazma konusunda dikkati arttıkça yaşam kalitesinin istatistiksel olarak anlamlı düzeyde arttığı tespit edildi. Sonuç: Çölyak hastalığı, şüphelenilmesi, tanı konması ve tedavisi zor olan bir hastalıktır. Hekimler ve özellikle aile hekimleri tarafından bu hastaların yaşam kalitelerini önemsemek; kişilerin iyilik halinin, aile refahının ve iş gücünün artmasına katkıda bulunabilir. Anahtar Kelimeler: Çölyak, Yaşam Kalitesi, CDQ, Aile Hekimi, Glüten.

Aile hekimliğiAnketlerGlutenler+3
Fulya Özbolat
Hitit University
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Hemşirelerin fiziksel aktivite düzeylerinin yaşam kalitesi ve tükenmişlik düzeylerine etkisi

Fiziksel aktivite düzeyinin iyi olmasının, fiziksel ve ruhsal sağlığa olumlu etkilerinin olduğu açık bir şekilde bilinmektedir. Bu çalışmanın amacı, HİTÜ Erol Olçok Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde görev yapmakta olan hemşirelerin fiziksel aktivite düzeylerinin yaşam kalitesi ve tükenmişlik düzeylerine etkisinin incelenmesidir. Çalışmaya 212 hemşire (147 kadın ve 65 erkek) gönüllü olarak katılmıştır. Çalışmanın yapılabilmesi için gerekli izinler çalışma öncesinde alınmıştır. Verilerin toplanması amacıyla, Maslach Tükenmişlik Envanteri, Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi ve SF-36 Yaşam Kalitesi Ölçeği kullanılmıştır. Deneklerin demografik verilerinin toplanması için ise kişisel bilgi formu kullanılmıştır. İstatistiksel analizlerin yapılabilmesi için SPSS 22.0 kullanılmıştır. Elde edilen verilerin normal dağılıma uygunluğun test edilmesi için Shapiro-Wilk testi uygulanmış, normal dağılıma uygun olmadıkları görüldüğünden, parametrik olmayan testler kullanılarak analizler gerçekleştirilmiştir. İkili grup karşılaştırmalarında MannWhitney U testinden, ikiden fazla grupların karşılaştırılması için ise Kruskal-Wallis H testinden faydalanılmıştır. Gruplar arasındaki ilişkilerin incelenmesi için Spearman korelasyon katsayısı kullanılmıştır. Tüm istatistiklerde anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak belirlenmiştir. Gerekli durumlarda Bonferroni düzeltmesi yapılmıştır. Elde edilen bulgulara göre, tükenmişlik düzeyi ile fiziksel aktivite düzeyi arasında negatif yönlü ve orta düzeyde korelasyon olduğu, duygusal tükenme ve duyarsızlaşma arasında ise pozitif yönlü ve orta düzeyde korelasyon olduğu bulunmuştur. Bununla birlikte, hemşirelerin 112 hemşirenin inaktif ve 53 hemşirenin minimal aktif kategoride yer aldıkları ve bunun da %77,8'lik bölümü oluşturduğu görülmüştür. SF-36 puanlarına göre; BKİ kategorisi, cinsiyet, medeni hal, eğitim durumu ve mesleki tecrübe değişkenlerine göre fiziksel fonksiyon puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark olduğu bulunmuştur. Deneklerin tükenmişlik ölçeği alt boyutlarından elde ettikleri puanların; medeni hal, BKİ kategorisi, mesleği isteyerek seçme durumu, kıdem yılı ve görev yeri değişkenlerine göre anlamlı farkların olduğu belirlenmiştir. Elde edilen bulgular neticesinde, hemşirelerin çalışma koşullarının yoğun olduğu, fiziksel aktivite düzeylerinin istenilen düzeyde olmadığı, kıdem yılı arttıkça tükenmişlik ve yaşam kalitesi düzeylerinin kötüleştiği bulunmuştur.

Fiziksel aktiviteHemşirelerHemşirelik+5
Yasemen Aydın
Hitit University · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Evli diyabetik kadınlarda cinsel yaşam kalitesi ve etkileyen faktörler

Diyabetes Mellitus (DM), son yıllarda prevalansı salgın şeklinde artankronik sistemik bir hastalıktır. DM ile gelişen vasküler ve nörolojik komplikasyonlar cinsel işlevde ve cinsel yaşam kalitesinde bozulmalara yol açmaktadır. Cinsel işlev bozuklukları kadınlarda erkeklere oranla daha fazla görülmesine rağmen kadın cinsel sorunlarına yönelik yapılan çalışmaların sınırlı olması dikkati çekmektedir. Bu sebeple araştırmamız evli diyabetik kadınlarla cinsel yaşam kalitesi ve etkileyen faktörleri belirlemek amacıyla tanımlayıcı olarak planlanmıştır. Araştırma Hitit Üniversitesi Erol Olçok Eğitim ve Araştırma Hastanesinde yazılı izinler alınarak araştırma dahil edilme ve dışlanma kriterlerine uyan DM hastası 160 kadın ile yapılmıştır. Veriler araştırmacı tarafından hazırlanan 31 soruluk Kişisel Bilgi Formu (KBF) ve Cinsel Yaşam Kalitesi- Kadın (CYKÖ-K) ölçeği ile yüz yüze görüşülerek toplanmıştır. Verilerin istatistiksel analizinde; sayı, yüzde, ortalama, standart sapma, Mann Whitney U, Kruskal Wallis Varyans Analizi ve Spearman's korelasyon testi kullanılmıştır. Kadınların CYKÖ-K puan ortalaması 34,53±30,36 olarak bulunmuştur. Kadınların yaşı, eğitim düzeyi, mesleği,evlilik yaşı, evlilik süresi, evlilik şekli ve cinsel ilişki sıklığı ile CYKÖ-K puan ortalaması arasındaki istatistiksel fark anlamlıbulunmuştur (p<0,05). Kadınların DM tipi ve alınan DM tedavi yöntemi ile CYKÖ-K puan ortalaması arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunurken (p<0,05), kadınların DM süresi, cinsel yaşamında sorun yaşama durumu ve yaşanan sorunlar ile CYKÖ-K puan ortalamaları arasında istatistiksel açıdananlamsız olduğu tespit edilmiştir (p>0,05). Sonuç olarak; DM kadın vücudunda olumsuz değişikliklere neden olarak cinsel yaşam kalitesini azaltmaktadır. Bundan dolayı DM hastası kadınlara hemşirelik yaklaşımı planlanırken;DM'nin sebep olduğu cinsel sorunlar, sebepleri ve çözüm yolları konusunda bilgilendirme ve danışmanlık içermesi gerektiği önerilebilir. Anahtar Kelimeler: Cinsel Yaşam Kalitesi, Diyabet, Kadın Cinselliği

Cinsel işlevlerCinsel yaşamCinsellik+5
Neslihan Kazak Saltan
Hitit University · Institute of Health Sciences
2021
00

Related subjects