COVID 19
1,906 theses under this subject heading
Monetary policy effectiveness during pandemics
This thesis uses a calibrated New-Keynesian model to compare different monetary policy rules' effectiveness during in the context of the COVID-19 outbreak. It uses Taylor-type monetary policy rules which differ in degree of monetary policy inertia. It is found that both price stickiness and monetary policy sluggishness increase the loss of the monetary authority. The important point is that their effect is amplified when these two frictions are employed at once. We also find that a very high policy rate inertia in the central bank's policy function leads very significant losses in its loss function even if the central bank has the interest rate smoothing incentive. Hence, we conclude that when the economy experiences sudden turbulences like in the case of the pandemic, it gets even more important to actively respond to economic conditions.
Koronavirüs salgını döneminde Borsa İstanbul pay piyasasında gerçekleşen işlem bazlı manipülasyon olaylarının analizi
Çalışmanın amacı, küresel koronavirüs salgınının bir yıllık döneminde gerçekleşen işlem bazlı manipülasyon olaylarının Borsa İstanbul'daki ilgili hisse senetlerinin günlük getiri, işlem hacmi değişimi ve volatiliteleri üzerinde etkili olup olmadığını araştırmaktır. Bu dönemde manipülasyona uğrayan hisse senetleri ile karşılaştırmak amacıyla seçilen aynı veya benzer sektörde faaliyet gösterip ödenmiş sermaye tutarı bakımından da manipülatif hisselere en yakın hisse senetlerinden oluşan bir kontrol grubu oluşturulmuş, iki grup arasında anlamlı bir farklılık olup olmadığını analiz etmek amacıyla manipülasyon, manipülasyon öncesi ve manipülasyon sonrası dönemlerde manipülasyon durumuna göre tanımlanmış kukla değişkenlerle regresyon analizi gerçekleştirilmiştir. Çalışmada analizi yapılan veriler Investing.com, Thomson Reuters veri tabanları ile Sermaye Piyasası Kurulu'nun resmi internet sitesinden alınmıştır. Tarih aralığı 17 Şubat 2020-17 Mart 2021 olarak belirlenmiştir. Analizler neticesinde manipülasyon döneminde işlem hacmi değişiminin ve manipülasyon sonrası dönemde volatilitenin manipülatif hisselerde diğer hisselere göre anlamlı düzeyde farklılaştığı bulgularına ulaşılmıştır. Manipülatörlerin işlem bazlı manipülasyon amacıyla hisse senedinde işlem yapmaya başlamalarıyla suni işlem hacmi oluşmakta ve işlem hacmindeki günlük değişim oranı artmaktadır.
COVID-19 küresel salgını ile gelişen yeşil ekonomi dönüşümü: Ülkeler, işletmeler ve yatırımcılar için çıkarımlar
Ekonomi yıllar itibariyle pek çok değişime uğramış bir kavramdır. Bu değişimden toplumlar, devletler, şirketler denklemin birer parçası olarak doğrudan etkilenmekte ve buna göre şekillenmektedirler. Sanayi devrimi ile başlayan süreçten günümüze kadar küresel çaplı refah artışı sağlanırken elde edilen büyümenin bu sistemde sürdürülebilir olamaması 21. yüzyılda karşımıza biyoçeşitlilikte azalma, deniz seviyelerinde artış, yüzey sıcaklığında yükselme gibi doğa tahribatı olarak geri dönmüştür. Bu durumun tüm dünyada doğrudan hissedilen etkisi ise COVID-19 salgını ile deneyimlenmiştir. Yeşil düzen, sürdürülebilir büyüme ile ekonomik aktiviteyi sağlarken çevre ve toplum menfaatini göz önünde bulundurmayı amaçlayan yeni bir yaklaşımdır. Bu tez çalışmasında COVID-19 salgınının yeşil ekonomideki gelişime etkisi ARCH metodu kullanılarak test edilmiştir. Bulgular anlamlı ve pozitif bir etkinin olduğunu göstermektedir. Başlayan yeşil yeni düzende; denklemin parçası olan ülkelerin, şirketlerin ve yatırımcıların bu değişimden nasıl fayda sağlayabilecekleri ve aksiyon alabilecekleri tez kapsamında ele alınmıştır. Avrupa Birliği başta olmak üzere uluslararası ölçekte karar alıcılar önümüzdeki 25 yıllık dönemde yeni düzene adapte olmak için karbon ekonomisine bir dizi önlem ve sınırlama getirmektedir. Geçmiş örnekler dikkate alındığında, gelişmekte olan ülkelerin bu süreci yönetme kabiliyeti sağlayabilmesi bugünden adım atmaktan geçmektedir. Şirketler ise faaliyetlerine devam ederken yeşil ekonomi ekosisteminde kalmak ve bu düzene uygun hareket etmek için belirli düzen değişikliği yapmalıdırlar. Yatırımcılar açısından ise yeşil işlerin gelecek potansiyelini şimdiden öngörerek portföylerinde bu finansal enstrümanlara nasıl yer verebilecekleri açıklanmıştır. Tez kapsamında yeşil ekonomiye geçişte hem ülkelerden, hem de şirketlerden örnekler çalışmaya dahil edilerek yorumlanmıştır.
Exploring architectural education from the resilience perspective: The case of the pandemic experience
There had been numerous disastrous events in the last decades, including natural disasters such as tsunamis, droughts, heatwaves, forest fires, and earthquakes. Moreover, there had been pandemics, economics crisis, social conflicts, poverty, the gradual decrease in world resources, effects of climate change, terrorism, and war. In the midst of this time of conflicts and disasters, resilience capacities of natural and social systems became more relevant than before. Resilience is a concept that emphasizes the ability or capacity of a system to absorb disturbance and prevent its function in the face of shocks, disturbances or while undergoing a change. Nowadays, resilience is utilized by many fields to understand the behavior and attributes of complex systems in the face of disturbances. With the global health crisis, namely the COVID-19 pandemic, the need for architectural education to be flexible and resilient in the face of disturbances has been brought into the focus. Moreover, new tools, ways, and methods were experienced during the "emergency remote learning" that took place to prevent the spread of the virus. It is predicted that positive aspects of emergency remote learning will remain, and higher education would transform. This response of the education system is similar to the adaptive resilience framework. In this manner, the recent pandemic experience provides an observable example of the adaptation process of architectural education in the face of disturbances. To understand and lead the transformation of the architectural education to new conditions, it is crucial to understand and analyze current changes that architectural education goes through. This study adopts resilience perspective and takes the example of the pandemic experience to provide insight into the transformation of architectural education in the face of future challenges. To do this, first, the concept of resilience and the genetic characteristics of the architectural education (curriculum, tools, learning environment and interaction) are discussed. A new understanding of resilience is developed, which is then used as a foundation to explore architectural education from the resilience perspective. After setting the framework, a literature review on architectural education is conducted in order to address the disturbances that education systems went through in relation with their transformations. Finally, the pandemic experience of TOBB ETU Department of Architecture is examined to provide data to develop strategies to increase the resilience of education systems and insights for adapting better to future disturbances.
Prolonged grief and posttraumatic growth following the loss of a relative from COVID-19: Role of pandemic grief risk factors, ruminations, and perceived social support
The present study explored COVID-19-caused bereavement outcomes of individuals. Correspondingly, the predictor roles of pandemic grief risk factors (PGRF), intrusive rumination, deliberate rumination, perceived social support and its subfactors (i.e., support from family, friends, and significant other) on prolonged grief (PG) symptoms and posttraumatic growth (PTG) were investigated. The potential buffering role of perceived social support on PTG was also investigated. The sample consisted of 144 bereaved people living in Turkey who had lost their loved ones due to COVID-19, reached through purposive and snowball sampling methods on social media. Data collections tools were the Demographic Information Form, the Pandemic Grief Risk Factors (PGRF) Inventory, the Event-Related Rumination Inventory, the Multidimensional Scale of Perceived Social Support, the Prolonged Grief Disorder-13, and the Post Traumatic Growth Inventory. First, a confirmatory factor analysis was performed for the Turkish-adapted PGRF inventory. The obtained data were then analyzed by performing hierarchical regression analyses and moderated mediation analyses. Findings indicated the predictor role of traumatic perception of loss, PGRF, and friends support on PG symptoms, the predictor role of age and deliberate rumination on PTG, and finally, the moderator role of family support on PTG. Within the framework of the literature, findings were discussed.
The rise of populism and nationalism and its implications for Covid-19 pandemic: A social constructivist perspective
The rise of populism and nationalism has recently become highly observable. It has caused systemic changes in political, social and economic fields. Populist and nationalist political movements achieve varying success around the world. Populist and nationalist discourses, such as anti-immigration and anti-multiculturalism, intensify. Besides, conspiratorial thinking has become prevalent. The rise of populism and nationalism also shows its implications throughout the COVID-19 pandemic. There has been a populist resistance against mask wearing and social distancing. Moreover, several conspiracy theories have been prevalent. Finally, xenophobic and racist incidents take place, and orientalist rhetoric against Asian communities resurfaces. This thesis aims to reach conclusions that will provide a better understanding of the impact of rising populism and nationalism on COVID-19 pandemic with the help of social constructivism. As an idealist theory, social constructivism is convenient for understanding populism and nationalism, identity-related phenomena.
COVID-19 salgınında Trakya bölgesindeki bireylerin beslenme alışkanlıkları üzerine bir araştırma
Covid-19 salgını günlük yaşam alışkanlıklarının değişimine sebep olmuştur. Bu çalışmada Covid-19 salgınında değişen beslenme alışkanlıkları araştırılmıştır. Çalışma, Trakya bölgesinde (Çanakkale, Edirne, İstanbul Avrupa, Kırklareli ve Tekirdağ) yaşayan 1023 kişinin online anket katılımı ile gerçekleştirilmiştir. Anket tekniğinden yararlanılarak elde edilen sonuçlara göre; katılımcıların %64,3'ü kadın, yaş ortalaması 37,30 ± 11,96, boy kilo endeksi (BKI) ortalaması 25,46 ± 4,62'dir. Katılımcıların %65,4'ü İstanbul Avrupa yakasından katılmış olup, %31,3'ünün kan grubu A RH+, %29,6'sının gelir durumu 3000-4000 TL arasındadır. Katılımcıların %49,1'i üniversite mezunu olup, %46,7'si tütün ürünü ve %47'si alkol kullanmamaktadır. Katılımcıların %33,5'i günlük 5-7 bardak su içmekte, %47,8'i spor yapmamaktadır ve %61,97'sinin kronik rahatsızlığı yoktur. Ayrıca katılımcıların %17,8'i Covid-19 salgınına yakalanmış, %44,9'u Covid-19 testi yaptırmıştır. Katılımcıların %2'si (20 katılımcı) vejetaryen, %2,7'si (28 katılımcı) vegandır. Katılımcıların %51,5'i günde 3 öğün yemek yemekte, %24,4'ü ise öğün atlamamaktadır. %43,99'u öğün aralarında meyve tercih etmekte, %43,2'si haftada 1-2 gün et (Kırmızı, beyaz et, balık eti, sucuk, pastırma, salam, sosis) tüketirken, %72,1'i her gün süt ürünleri ve diğer hayvansal ürünleri, %66,5'i her gün tahıl ürünleri, %49,5'i her gün sebze ve meyve, %26,4'ü haftada 3-4 gün kuruyemiş, %71'i her gün yağ tüketmekte ve en çok sıvı yağ ve zeytinyağı tüketilmektedir. Katılımcıların %23,7'si hafta 1-2 gün atıştırmalık ve fast-food tüketmekte, %52,98'i lezzetli olduğu için fast-food'u tercih etmektedir. Katılımcıların %80,1'i her gün alkolsüz içecek tüketirken en çok tüketilen, siyah çaydır. Katılımcıların %21,3'ü dışarıdan hazır yemek tüketmemekte, %11,5'i kapalı paketli ürün (bisküvi, kraker, cips ve tüketime hazır paketli gıdalar) tüketmemektedir; %43,4'ü biraz sağlıklı beslendiğini iddia etmiştir. Katılımcıların %49,3'ü normal hızla yemek yemektedir. Covid-19 salgınında su (%43,1), sebze-meyve (taze-kuru) (%40,6), soğan-sarımsak (%38,1), yoğurt (%36,6), kuruyemiş (%31,4) daha fazla tüketilen gıdalar arasındadır. Covid-19 salgınında tüketimi azalan yiyeceklerin başında %29,7 ile ekmek gelmektedir. Covid-19'dan önceye göre katılımcılar; kek-pasta-kurabiyeyi %29,3, poğaça-böreği %18,1 oranında daha az tüketmiştir. Analiz sonuçlarına göre tütün kullanımı, spor yapma, öğün sayısı, vitamin desteği kullanma, su tüketimi ve vejetaryen olma durumları ile Covid-19 arasında anlamlı ilişki bulunmuştur. Ayrıca tütün ürünü kullanımı, günlük su tüketim durumu ve yemek yeme hızı ile BKİ değerleri arasında anlamlı ilişki vardır (p<0,05), ayrıca günlük su tüketimi ile diyabet arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur (p<0,05). Bu çalışmada Covid-19 salgını ile katılımcıların beslenme alışkanlıklarının değiştiği tespit edilmiştir.
COVID-19 pandemisinin yoğun bakım hemşirelerinde yorgunluk, stres ve iş yüküne etkisi
Bu çalışma Covid-19 pandemisinin yoğun bakımda çalışan hemşirelerin yorgunluk, stres ve iş yüküne etkisini belirlemek amacıyla tanımlayıcı tipte yapıldı. Çalışma Kasım 2020-Nisan 2021 tarihleri arasında Prof. Dr. Cemil Taşcıoğlu Şehir Hastanesi pandemi yoğun bakımlarında çalışan ve araştırmamıza katılmayı gönüllü olarak kabul eden 125 hemşire ile yapıldı. Veriler Kişisel Bilgi Formu, İş Yükü Ölçeği, Algılanan Stres Ölçeği ve Piper Yorgunluk Ölçeği kullanılarak online anket uygulaması şeklinde toplandı. Çalışma verileri NCSS (Number Cruncher Statistical System) kullanılarak ortalama, standart sapma, frekans, Student t Test, Mann Whitney U testi, One-way Anova Test, Kruskal Wallis test, Pearson ve Spearman's Korelasyonları ile istatistiksel analiz yapıldı. Hemşirelerin yaş ortalaması 26,84±4,51 olup %71,2'si kadın, %90'ı bekar ve %80,8'i lisans mezunudur. Hemşirelerin %83,2'si Covid (+) veya şüpheli hastalara bakarken bulaş korkusu, %91,2'si Covid (+) olması durumunda ailesine taşıma korkusu yaşamış olup kişisel koruyucu ekipman giyme zorunluluğu %96,8'inin işini zorlaştırmıştır. Hemşirelerin %31.2'si Covid sürecinde Covid-19 (+) olmuştur. Algılanan stres ölçeği toplam puanı 23,35±5,44, iş yükü ölçeği toplam puanı 37,34±7,45, Piper yorgunluk ölçeği toplam puanı 7,43±1,51 olarak bulunmuştur. Araştırmamızda işinden ayrılmayı düşünen hemşirelerin algılanan stres puanları daha yüksek bulundu. Covid-19 hastalarına bakarken bulaş korkusu yaşayan hemşirelerde iş yükü puanları daha yüksekti. Çalışma saatlerinden memnun olan ve dinlenme için özel zaman ayırabilen hemşirelerin Piper yorgunluk ölçeği puanları daha düşük bulundu. Algılanan stres puanı yüksek olan hemşirelerin iş yükününün de daha yüksek olduğu ve algılanan stres puanı ve iş yükü puanı yüksek olan hemşirelerin daha yorgun olduğu bulundu. Çalışmamızın sonucunda Covid-19 pandemisinin hemşireleri yorgunluk, stres ve iş yükü açısından olumsuz etkilediği sonucuna ulaşıldı.
Beslenme ve fiziksel aktivitenin COVID-19 tanılı hastalarda hastane yatış süresi ve biyokimyasal parametreler üzerine etkisi
Bu çalışmada; yetişkin bireylerde beslenme ve fiziksel aktivitenin Covid-19 tanılı hastalarda hastane yatış süresi ve biyokimyasal parametreler üzerine etkisinin araştırılması amaçlanmıştır. Çalışmaya Bursa Şehir Hastanesi Enfeksiyon Kliniği'nde yatan 18 yaş üzerinde olan ve çalışmaya katılmayı kabul eden gönüllüler dâhil edilmiştir. Çalışmada bireylere sosyodemografik özelliklerini, besin tüketim sıklıklarını, fiziksel aktivite durumlarını ve biyokimyasal parametrelerini içeren bir anket formu uygulanmıştır. Çalışmada 65 kadın, 82 erkek hasta olmak üzere toplam 147 hasta değerlendirilmiştir. Günlük alınan enerji ve makro besin ögelerinden protein, bitkisel protein, tekli doymamış yağ, diyet posası ve çözünmez diyet posasından gelen yüzdeler ile hastanede kalış süresi arasında negatif yönde anlamlı bir ilişki olduğu tespit edilmiştir (p<0,05). Çalışmaya katılan kişilerin BKİ sınıflamasına göre yoğun bakımda kalma ihtiyacının istatistiksel olarak anlamlı bir ilişkisi olmadığı tespit edilmiştir. Biyokimyasal parametrelerden sedimantasyon ve prokalsitonin parametrelerinin hastanede kalış süreleri ile aralarında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olduğu belirlenmiştir (p<0,05). Bu araştırmanın sonucunda; bireylerin enerji ve bazı makro besin ögeleri alımlarının hastane yatış süresini olumlu yönde etkilediği düşünülmektedir. BKİ ve fiziksel aktivitenin ise hastane yatış süresi ile arasında bir ilişki bulunamamıştır.
Aktif spor yapan sporcuların pandemi sürecinde covid-19 salgınına karşı yakalanma kaygı düzeyi ile spora özgü başarı motivasyonu arasındaki ilişkinin incelenmesi (Tekirdağ ili örneği)
Araştırmanın amacı; aktif spor yapan sporcuların Covid-19 salgınına yakalanma kaygı düzeyleri ile spora özgü başarı motivasyonları arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Araştırmanın evrenin Tekirdağ Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü bünyesinde bulunan, bireysel ve takım sporları yapan sporcular oluştururken örneklem grubunu ise 119'u kadın 67'si erkek toplamda 186 sporcu oluşturmaktadır. Çalışmamızda bilimsel araştırma yöntemlerinden olan betimsel tarama modeli kullanılmıştır. Veri toplama aracı kişisel bilgi formu, Demir ve ark. (2020) tarafından geliştiren ''Covid-19 kaygı ölçeği'' ve Tiryaki ve Gödelek (1997) tarafından geliştirilen ''Spora özgü başarı ve motivasyon ölçeği'' kullanılmıştır. Çalışma için elde ettiğimiz verileri analiz etmek için SPSS 18 sürüm yazılımı kullanılmıştır. Verilerin dağılımlarının normalliğini kontrol etmek amacıyla Kolmogorov-Smirnov testi uygulanmıştır. Normal dağılım gösteren verilerde t testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA), Tukey çoklu karşılaştırma ve Tamhane's T2 testleri yapılmıştır. Değişkenler arasındaki ilişki 'Pearson Çarpım Moment Korelasyon' kullanılarak tespit edilmiştir. Araştırma sonucunda; bireysel spor yapan sporcuların takım sporu yapan sporculara göre daha yüksek kaygıya sahip oldukları tespit edilmiş, bireysel spor yapan sporcuların takım sporu yapan sporculara göre daha yüksek başarı motivasyonuna sahip oldukları ortaya çıkmıştır. Ayrıca sporcuların yeni tip Covid-19 salgınına yakalanma kaygı düzeyi ile spora özgü başarı motivasyonu düzeyleri arasında orta derece pozitif yönde bir ilişki bulunmuştur. Anahtar kelimeler: Sporcu,Kaygı,Başarı,Motivasyon,Covid-19,Pandemi
Covid-19'un etken maddelerinin moleküler modelleme yöntemiyle parçalanma reaksiyonları
Koronavirüs (Covid), soğuk algınlığından akut solunum yolu enfeksiyonuna kadar çeşitli hastalıklara neden olduğu bilinen geniş bir virüs ailesidir. Enfeksiyonun ciddiyeti zatürre, akut solunum sendromu ve hatta ölüm olarak görülebilir. Bu virüs grubu, SARS salgınına kadar büyük ölçüde göz ardı edildi. Bununla birlikte, SARS ve MERS salgınlarından bu yana, bu virüsler, aşı araştırmalarını ilerletmek için daha ayrıntılı olarak incelenmiştir. 31 Aralık 2019'da, Çin'in Hubei Eyaletindeki Wuhan şehrinde gizemli zatürre vakaları tespit edildi. 7 Ocak 2020'de, neden olan yeni bir koronavirüs (2019-nCovid) olarak tanımlandı ve hastalık daha sonra DSÖ tarafından Covid-19 olarak adlandırıldı. Bu çalışmada, Afzelin, Delta Viniferin ve Hesperidin moleküllerinin OH radikali arasındaki meydana getireceği olası reaksiyon yolları belirlenmiştir. Optimize geometrileri Gauss View 5 ile çizilmiştir. Daha sonra, Gaussian 09 programı ile geometrik optimizasyon yapılarak en düşük enerjili halleri bulunmuştur. Bu sonuçlar deneysel çalışmalara yol gösterecek olup parçalanma mekanizmasını belirlemektedir.
Covid-19 pandemisinde hekim ve hemşirelerde mobbing ve tükenmişlik: Tekirdağ'da bir üniversite hastanesi örneği
Bu çalışmanın amacı Tekirdağ ilinde bulunan bir üniversite hastanesinde hizmet veren hekim ve hemşirelerin COVID-19 döneminde mobbing algısı, tükenmişlik düzeyi ve etkileyen faktörleri belirlemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Tez çalışması 25 Mayıs-25 Ağustos 2021 tarihleri arasında Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Hastanesinde yüz yüze görüşme yöntemi ve çevrimiçi programlar aracılığıyla toplamda 151 hekim ve hemşire ile yürütülmüştür. Veri toplama aracı olarak araştırmacılar tarafından hazırlanan sosyo-demografik özellikler ve COVID-19 ile ilişkili sorular bulunan kişisel bilgi formuna ek olarak, Türkçe geçerlik ve güvenirlik çalışması yapılmış iki ölçek kullanılmıştır. Bu Ölçekler; 1. Mobbing algısını ölçmek için Leymann Mobbing Ölçeği (LMÖ) ölçeği, 2. tükenmişlik düzeyini belirlemek amacıyla Maslach Tükenmişlik Ölçeği'dir (MTÖ). Çalışmanın yapılabilmesi için Sağlık Bakanlığı, çalışmanın yürütüldüğü kurumu ve Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Girişimsel Olmayan Çalışmalar Etik Kurulu izinleri ve çalışmaya dahil olanların onayları alınmıştır. Verilerin analizi için IBM SPSS 26.00 programı kullanılmıştır. Çalışmaya katılanların %58,9'u kadın, yaş ortalaması 35±10 idi; %49,7'i yüksek lisans ve üzeri eğitime sahipti, %54,3'ü hemşire, %38,4'ü akademisyendi. Katılımcıların çoğunluğu, pandemi koşullarında çalışma koşullarının kötü yönde değiştiğini (%53,0), iş yükünün arttığını (%62,3), hastalığa karşı korku ve endişenin duyulduğunu (%86,1) belirttiler. Çalışma grubundan %83,07'si mobbing davranışına maruz kaldığını, %17,93'ü hiç mobbinge maruz kalmadığını ifade etti. Katılımcıların LMÖ ortalama puanı: 4,64±0,47 idi. Katılımcılar, en çok (%79,31) Mobbing Ölçeği "İletişim Biçimini Engelleme" alt boyutuna (3,85±1,05 ortalamayla "hakkımda dedikodu yapıldı" maddesi) en yüksek mobbing ifadesi; en az (%30,34) "Sağlığa Yönelik Saldırılar" alt boyutuna ve 4,94±0,22 ortalamayla "cinsel tacize uğradım" maddesine maruz kaldıklarını ifade ettiler. MTÖ duygusal tükenmişlik alt boyutu ortalaması 14,93±8,50, duyarsızlaşma alt boyutu ortalaması 6,00±4,42 ve kişisel başarı alt boyutu tükenmişlik ortalaması 13,37±6,93 olarak hesaplandı. Bu değerler katılımcıların düşük düzeyde tükenmişlik yaşadıklarını göstermektedir. Çalışma grubunun yarısından fazlasının COVID-19 kaynaklı yaşamlarının olumsuz etkilendiği, büyük çoğunluğunun mobbinge maruz kaldığı algısı yaşadığı; grubun düşük düzeyde de olsa tükenmişlik yaşadıkları ancak bunun dışında COVID-19 kaynaklı ortaya çıkabilecek hem mesleki hem sosyal hem de yakın sosyal çevrelerinde kimi olumsuzluklar yaşadıkları saptandı. Bu doğrultuda COVID-19 pandemisi gibi toplumsal olağan dışı durumlara karşı hazırlıklı olmak ve sağlık çalışanlarına sağlıklı ve güvenli çalışma ortamlarının sağlanması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Mobbing, Tükenmişlik, COVID-19, Üniversite Hastanesi, Sağlık Çalışanları
COVID-19 eve kapanma sürecinde adolesanlarda beden kitle indeksi ve yaşam tarzı değişiklikleri izlemi
Adolesanlar arasında obezite prevalasnsı son 30 yılda gittikçe artmaktadır. Adolesan çağda görülen obezite yetişkinliğe geçildiğinde de devam etmesiyle mortalitesi ve morbiditesi yüksek pek çok hastalığa neden olmaktadır. Covid-19 pandemesi nedeniyle hayatımıza giren sosyal izolasyon nedeniyle pek çok bireyin fiziksel aktivite miktarı kısıtlanmıştır ve obezite riski artmıştır. Bu çalışmada adolesanların Covid-19 eve kapanma sürecinde beden kitle indeksi ve yaşam tarzı değişikliklerinin tespit edilmesi amaçlanmıştır. Çalışmaya Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Aile Hekimliği Polikliniği'ne Haziran 2020'de başvuran adolesanlar dahil edilmiştir. Katılımcılara sosyodemografik, antropometrik bilgilerini ve beslenme – egzersiz davranışlarını inceleyen ölçek ön test ve son test şeklinde uygulanmıştır. Katılımcıların sosyodemografik özellikleri, yaşam tarzı ve beden kitle indeksi değişiklikleri değerlendirilmiştir. Katılımcılar %64,9'u kız (n: 50), %35,1'i (n:27) erkek olmak üzere 77 kişiden oluşmaktadır ve yaş ortalaması 16,64 ± 0,16 idi. Katılımcıların sokağa çıkma kısıtlamasının başındaki ve sonundaki beden kitle indeksi persantil ortalaması arasında istatiksel açıdan anlamlı fark mevcuttur (p:0,014) ancak serbest zamanın başındaki ve sonundaki beden kitle ortalamasında istatiksel açıdan anlamlı fark saptanmamıştır (p:0,372). Katılımcıların %57,1'i pandemiden sonra egzersiz davranışlarının azaldığını belirtmiştir. Sokağa çıkma kısıtlaması dönemindeki ekran başında geçirilen süre kısıtlamalar kalktıktan sonra azalmıştır (p:0,043). Araştırmamızda sokağa çıkma kısıtlamasında daha fazla kilo aldığı gösterilmiştir. Adolesanlar arasında her geçen gün artmakta olan obezite prevalansı, sokağa çıkma kısıtlamalarıyla daha da artma riski altındadır. Covid-19 pandemisiyle adolesanlarda obeziteyle mücadele farklı bir boyut kazanmış olup, özellikle risk altındaki gruplara daha fazla odaklanılmalıdır.
COVID-19 sürecinde yerel halkın yeşil alan kullanımı ve gereksinimi üzerine bir araştırma: Rize ili Fındıklı ilçesi
Günümüzde yaşanan COVID-19 salgını ile birlikte dünya çapında bir pandemi süreci yaşanmıştır. Salgın süreci ile birlikte, bireylerin sosyal, fiziksel ve ruhsal sağlık durumlarında etkilenmeler olmuştur. Bu durum, özellikle de bireylerin, dış mekana yönelik rekreasyonel faaliyetlere olan talep ve eğilimlerini etkileyerek, yeşil alanlara olan ihtiyacı daha da önemli hale getirmiştir. Bu amaçla çalışmada, "Kentsel yeşil alanlar kişilerin sağlıklı olmalarında önemli bir etkiye sahip olup COVID-19 süreci ile kişilerin yeşil alanlara olan talep ve eğilimleri değişiklik göstermiştir" hipotezi ile "Kentsel yeşil alanlar kişilerin fiziksel-ruhsal ve sosyal sağlıklarını ne ölçüde etkilemektedir?", "COVID-19 sürecinde yeşil alan kullanım ve tercihleri nasıl olmuştur?" sorularına cevap aranmıştır. Çalışmanın genel amacı; Rize İli Fındıklı İlçesi özelinde, pandemi sürecinde yerel halkın yeşil alan kullanım ve tercihlerinin belirlenmesidir. Bu çerçevede öncelikle örnek alana ilişkin yeşil alan miktarı ve durumunun belirlenmesine yönelik çeşitli analizler yapılmıştır. Kentsel donatı alanları, mevcut aktif açık yeşil alan durumu, mahalle ölçeğinde aktif açık yeşil alan varlığı, mevcut açık yeşil alanların hizmet etki alanı ile imar planında öngörülen yeşil alan miktarının belirlenmesi bu kapsamda yapılan analizler olmuştur. Sonrasında Rize ili Fındıklı İlçesi'nde yaşayan 115 kişiye uygulanan anket çalışması ile kişilerin yeşil alan kullanım ve tercihlerine ilişkin görüş ve eğilimleri ortaya konmuştur. Anketlerden elde edilen veriler; frekans ve yüzde dağılımları gibi tanımlayıcı istatistiki analizlerin yanı sıra Ki-Kare testi ve Faktör analizi yöntemleri ile değerlendirilmiştir. Çalışma sonucunda; Rize İlçesi Fındıklı İlçesi yeşil alan durumu ortaya konmuş, pandemi sürecinde yerel halkın yeşil alan kullanımı ve gereksinimi saptanarak çeşitli öneriler geliştirilmiştir.
Aile hekimliği polikliniğine başvuran 65 yaş ve üzeri hastaların pnömokok, influenza, COVID-19 aşılanma oranları ve etkileyen faktörlerin incelenmesi
Çalışmamız Namık Kemal Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Aile Hekimliği Polikliniğine başvuran 65 yaş ve üzeri erişkinlerin pnömokok, influenza ve Covid-19 aşıları ile aşılanma oranlarını tespit etmek ve aşılanmayı etkileyen faktörleri incelemek amacıyla yapılmıştır. Çalışmamızın katılımcıları Mayıs-Ekim 2021 tarihleri arasında Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Hastanesi Aile Hekimliği Polikliniğine başvuran 65 yaş ve üzeri gönüllü erişkinlerdir. (n=200) Çalışmamız tanımlayıcı ve kesitsel tipte bir çalışmadır. Veriler literatür araştırması sonucu kendi tarafımızca hazırlanan anket ile toplanmıştır. Araştırmada verilerin analizinde, SPSS 24.0 programı ile frekans ve yüzde analizlerine ek olarak ortalama, standart sapma, ki-kare testinden faydalanılmıştır. Çalışmamızda son 1 yıl içinde influenza aşılanma oranı %24,5, son 5 yıl içinde pnömokok aşılanma oranı%42,0 ve Covid-19 aşılanma oranı %86,0 olarak bulunmuştur. Çalışmamızda kronik hastalığa sahip olmanın influenza aşısı ile aşılanmayı arttıran faktör olduğu görülmüştür (p<0.05). Katılımcıların %80,0 'inin sürekli ilaç kullanmasını gerektiren en az bir kronik hastalığının olduğu belirlenmiştir. Pnömokok aşısı ile aşılanmayı etkileyen faktörler ise aylık gelir düzeyi ve düzenli aile hekimine gitme alışkanlığıdır(p<0.05). Çalışmada kişilerin %50,5 inin aile hekimine düzenli gitmediği görülmüştür. %91,5'inin aile hekimine ilaç yazdırmak için gittiği, %41,5'inin muayene olmak için ve %6,5 'in koruyucu sağlık hizmeti almak için gittiği görülmüştür. Çalışmada katılımcıların aşıları çoğunlukla basın-yayın organları aracılığıyla ve sosyal çevreden öğrendikleri görülmüştür. İnfluenza ve pnömokok aşılarını yaptırmayan katılımcıların çoğunluğu ihtiyaç hissetmediği için, doktor önermediği için ve aşıdan haberdar olmadığı için yaptırmamıştı. Covid-19 aşısı yaptırmayan bireylerin ise aşının yan etkilerinden korktuğu ve aşıyı güvenli bulmadıkları için yaptırmadıkları görüldü. Sonuç olarak; kişilerin aşılar hakkındaki farkındalığını arttırmak için aşılar hakkındaki önyargıları ve korkuları üzerine sağlık çalışanları ve medya birlikte hareket ederek kişilerin doğru bilgiye ulaşmaları sağlanmalıdır. Covid-19 Pandemisiyle mücadele ettiğimiz bu dönemde aşıların önemi bir kez daha anlaşılmıştır. Halk, aşı programlarının önemi konusunda yeterince bilgilendirilirse, koruyucu sağlık hizmetlerinin aşılama hedeflerine daha kolay erişilecektir.
COVID-19 sürecinde turizmde yaşanan tüketici sorunları
Covid-19 salgını tüm dünyada pek çok endüstri dalını derinden etkilemektedir. Salgının etkilerinin en yoğun görüldüğü alanlardan biri de turizm endüstrisidir. Pek çok bilimsel araştırma salgının turizm alanındaki farklı ve olumsuz etkilerini rapor etmiştir. Bununla birlikte Covid-19 sürecinde turistlerin ne tür sorunlar yaşadığı, bu sorunların içerikleri ve tüketici hakları çerçevesinde ülkelerin ne gibi tedbirler aldıkları konusunda yapılan araştırmaların henüz yeterli olmadığı görülmektedir. Literatürdeki bu boşluktan hareketle bu araştırmada Covid-19 salgını sürecinde müşterilerin otelcilik hizmetleri, seyahat acentelerinin hizmetleri ve ulaştırma hizmetleri ile alakalı yaşadıkları sorunlar tespit edilmekte, bazı ülkelerde konuyla ilgili getirilen tedbirlere yer verilmektedir. Bu çalışmanın amacı COVID-19 sürecinde turizm endüstrisinde ne tür sorunların yaşandığını, turistleri koruyucu ne tür önlemlerin alındığını ve hak kayıplarını önlemek için ne tür desteklerin yapıldığını tespit etmektir. Bu çerçevede bu araştırmada Covid-19 sürecinde tatile giden, seyahat acenteleri ve/veya otellerden rezervasyon yaptırdığı halde tatile gidemeyen turistlerin hangi hizmetlere ilişkin sorunlar yaşadıkları incelenmektedir. Bu çalışmanın bir başka amacı ise Türkiye'de Covid-19 süreci boyunca turizm endüstrisine ilişkin hangi mercilere ne tür şikayetlerin yapıldığını incelemektir. Araştırmanın amacı doğrultusunda 4 farklı araştırma gerçekleştirilmiştir. Birinci araştırmada anket yöntemiyle Covid-19 sürecinde tatil yapmış olan 103 müşteriden tatil tecrübeleri ve yaşadıkları sorunlar hakkında veriler toplanmıştır. İkinci araştırmada anket yöntemiyle seyahat acentelerinden tatil rezervasyonu yaptırmış olan ancak Covid-19 nedeniyle tatile gidemeyen 107 müşteriden seyahat acenteleri tecrübeleri ve yaşadıkları sorunlar hakkında veriler toplanmıştır. Üçüncü araştırmada anket yöntemiyle otellerden tatil rezervasyonu yapan ancak Covid-19 nedeniyle tatile gidemeyen 104 müşteriden tecrübeleri ve yaşadıkları sorunlar hakkında veriler toplanmıştır. Dördüncü araştırmada Covid-19 sürecinde şikayetvar.com, il ve ilçe hakem heyetleri ve TÜRSAB'a oteller, tatil köyleri, pansiyonlar, turizm acenteleri, uçak ve otobüs gibi ulaştırma araçlarına ilişkin yapılan şikayetler hakkında veriler toplanmıştır. Araştırmanın verileri SPSS programı üzerinde betimsel istatistikler kullanılarak analiz edilmiştir. Bu araştırmada ilgili literatür Belge tarama yöntemi ile hazırlanmıştır. Sikayetvar.com internet sitesi ile birlikte pek çok tez, makale, kitap ve genelgeler üzerinde doküman incelemesi yapılmıştır. Ankete dayalı nicel verilerin istatistiksel analizleri IBM SPSS 26 programı üzerinde yapılmıştır. Araştırmanın hedeflediği veriler kategorik verilerdir ve betimsel analiz için uygundur. Veri toplama aracı olarak anket formları kullanılmıştır. Ayrıca bazı veriler şikayetvar.com internet sitesine, il ve ilçe hakem heyetlerine ve TÜRSAB'a yapılan şikayetlerde incelenerek elde edilmiştir. Covid-19 sürecinde tatile giden, acentelerden ve otellerden rezervasyon yaptığı halde alınan önlemler nedeniyle tatile gidemeyen kişilerin turizm işletmeleri ile yaşadıkları sorunlar demografik özelliklerine göre karşılaştırılmıştır. Yaşanan sorunların grup ortalamaları arasında farklılık gösterip-göstermediği t-testi ve ANOVA analizleri yapılarak test edilmiştir. Covid-19 sürecinde tatil yapan müşterilerin çoğunluğu yurt içinde resort ve şehir otellerinde tatillerini geçirmiştir. Tatilcilerin en sık yaşadıkları sorunlar; oturma planlarında alınan tedbirler, hizmete kapatılmış havuzlar, bazı rekreasyon ve sportif alanlar ve kahvaltıdaki yiyecek/içecekler ve sıcak yemek çeşitleriyle ilgilidir. Bu sorunlara rağmen tatilcilerin çoğunluğu memnundurlar. Tatile giden lisans düzeyindeki eğitime sahip turistler lise ve daha alt düzey eğitime sahip olanlara göre yiyecek-içecek hizmetlerine ilişkin daha çok sorun yaşamışlardır. Düşük gelir seviyesine sahip olanlar daha fazla oda ve kat hizmetleri sorunları yaşamıştır. Buna karşın gelir seviyesi daha fazla olan katılımcılar yiyecek-içecek hizmetlerine ilişkin daha çok sorun yaşamışlardır. Şehir otelinde ve resort otelde kalanlar ile kamp ve çadırda kalanlar pansiyonda kalan müşterilere göre daha fazla oda ve kat hizmetleriyle alakalı sorunlar yaşamaktadırlar. Daha az geceleyenler oda ve kat hizmetleri, yiyecek-içecek ve otelin diğer hizmet alanlarıyla alakalı hizmetlere ilişkin daha çok sorun yaşamışlardır. Acentelerden rezervasyon yaptırdığı halde tatile gidemeyen kişilerin en sık yaşadığı sorunlar ise ödenen paranın tamamını geri alamama, yeni tarihli tatil için daha yüksek fiyatlar istenmesi, oyalama ve erteleme yaşanması, iadelerle ilgili belirsizlik, arzu edilen tarihe yönelik rezervasyon değişikliği yapamama, rota değişikliği yapamama, transfer ücretinin iade edilmemesi, uçuş değişikliği için fiyat farkı uygulanması ve ulaşım araçlarında Covid-19 tedbirleri gereği boş bırakılan koltukların ücretinin müşteriden tahsil edilmesi şeklinde belirtilebilir. Covid-19 sürecinde seyahat acentalarından rezervasyon yaptırıp ancak tatile gidemeyen kişiler arasında eğitim seviyesi daha yüksek olanlar uçak hizmetleriyle ilgili sorunları daha çok yaşamışlardır. İşçiler memurlardan daha fazla seyahat acenteciliği ile alakalı sorunlar yaşamış; çalışmayanlar memurlardan daha fazla uçak hizmetleriyle alakalı sorunlar yaşamaktadırlar. Aylık geliri 5000 TL ve daha az olanlar aylık geliri 7000-9001 TL olan gruplara göre daha fazla hem acentecilik hem de uçak hizmetleriyle ilgili sorunlar yaşamışlardır. Otellerden rezervasyon yaptırdığı halde tatile gidemeyen kişilerin en sık yaşadığı sorunlar ise ödenen paranın tamamını geri alamama, rezervasyon değişikliği talep edildiğinde oyalama veya erteleme yaşanması, transfer ücretinin iade edilmemesi, para iadesi konusunda belirsizlik yaşanması ve ileriki tarih için fiyat farkı uygulanması şeklinde belirtilebilir. Covid-19 sürecinde Otellerden rezervasyon yaptırıp ancak tatile gidemeyen kişiler arasında; 31 yaş ve üzeri katılımcılar 30 yaş ve altındaki katılımcılara göre, lisans mezunları, lise ve daha alt düzey mezuniyete sahip müşterilere göre son olarak da çiftçiler çalışmayan kesime göre otellerle ilgili daha çok sorun yaşamışlardır. Türkiye'de müşterilerin Covid-19 sürecinde şikayetvar.com, il ve ilçe hakem heyetleri ve TÜRSAB'a yaptıkları şikayetlerin yaklaşık yarısı ödenen paraların iadesi edilmemesiyle ilgilidir. Bu şikayetler arasında muhatap bulamama, kaporanın iade edilmemesi, zorunlu iptaller ve ayıplı hizmet gibi konular da vardır. Bu çalışmada dünyada koronavirüs sürecinde turistlerin hak kaybına uğramaması için otellere ve acentelere finansal destekler sağlandığı, seyahat garanti fonları ve devlet garantili kuponların devreye sokulduğu anlaşılmıştır. Türkiye'de turizm işletmelerine ilişkin pandemi sürecinde uygulamak zorunda oldukları genelgenin gönderildiği, paket turlara ilişkin yapılan ön ödemelerin iadesi taleplerinin yerine getirilmesinde konaklama tesislerine finansman desteği sağlanması konusunda çalışmaların yapıldığına ilişkin ipuçları elde edilmiştir. Bu çalışmanın ilgili alan yazındaki boşluğun giderilmesine, otel, acenta, yiyecek-içecek ve ulaştırma şirketleri yöneticilerine farklı bakış açısı kazandırabileceği beklenmektedir. Anahtar Kelimeler: Covid-19, seyahat kısıtlamaları, turizm işletmeleri, müşteri şikayetleri, turist hakları, rezervasyon iptalleri.
Viral salgınlar perspektifinde salgın yönetimi değerlendirmesi: SARS-COV-2 örneği
Sağlık, kişinin hem ruhen ve hem de bedenen kendini iyi hissetme halidir. Sağlıklı hissetme hali içgüdüsel olarak gelişmektedir. Canlılar bedenlerindeki herhangi bir aksaklık durumunda içgüdüsel dürtü ile oluşan sorunları giderme eğilimine girmektedirler. Hastalıklar, insanlık tarihi ile birlikte varlıklarını sürdürmektedirler. Kişinin yaşam kalitesinin büyük bir kısmını sağlık ölçütü belirlemektedir. Bulaşıcı hastalıkları ele aldığımızda, milyonlarca insanı etkisi altına aldığı görülmektedir. Bulaşıcı hastalıklar her dönem bulundukları toplumda tehdit unsuru olarak varlığını sürdürmektedir. Gelişen bilim ve teknoloji ile birlikte günümüz çağında virüslerle savaşmak daha avantajlı hale gelmiştir fakat bilim ve teknolojinin dezavantajlı yönü de bulunmaktadır, virüsler artık biyolojik silah olarak da kullanılmaktadır. Çalışmada geçmiş, dönemlerde yaşanılan salgın hastalıklar, salgın hastalıkların varlığını sürdürdüğü dönemlerde alınan önlemler ve tedavi yöntemleri, hastalığın sona erdirilmesi ya da etkisinin azaltılması için yapılan çalışmalar ele alınmıştır. Bu çalışmalar işlenirken koruyucu sağlık hizmetlerinin önemine değinilmiştir. Hastalıklar oluşmadan ya da oluştuğu dönemlerde alınması gereken tedbirler ve bu tedbirlerde koruyucu sağlık hizmetlerinin önemi ele alınmıştır.
COVID-19 pandemisinin acil hemşirelerinde kaygı, tükenmişlik düzeyi ve uyku sorunlarına etkisi
Bu çalışma; acil servis hemşirelerinin COVID-19 pandemi sürecinde kaygı ve tükenmişlik düzeyleri ile uyku kalitelerini belirleyebilmek amacıyla gerçekleştirilmiş tanımlayıcı türde bir çalışmadır. Araştırma verileri Kasım 2020-Ocak 2021 tarihleri arasında, İstanbul ilinde Sağlık Bakanlığı'na bağlı bulunan bir şehir hastanesinin acil servis biriminde çalışan hemşireler ile görüşülerek elde edilmiştir. Pandemi başından itibaren acil servis ünitesinde çalışan 142 hemşire araştırmaya katılmada gönüllü olmuştur. Veriler "Kişisel Veri Toplama Formu", "Pittsburg Uyku Kalitesi Ölçeği", "Maslach Tükenmişlik Ölçeği" ve "Sağlık Anksiyetesi Ölçeği" kullanılarak elde edilmiştir. Araştırma verilerinin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistiklerin yanısıra Ki-Kare Testi, t testi, Spearmann Testi, ANOVA ve regresyon analizlerinden yararlanılmıştır. Ölçeklerin iç tutarlılığı Cronbach-alfa katsayısı ile hesaplanmıştır. Acil hemşirelerinin yaş ortalaması 29,30±6,77 yıl olup, %61,4'ü kadın, çoğu (%75,4) lisans düzeyinde mesleki eğitime sahipti. Yarıdan fazlasının (%59,9) haftalık çalışma süresi 50 saat ve üzerinde idi. Çalışma verilerinin elde edildiği tarih itibari ile, pandeminin ilk 8 ayı geride kaldığında, acil hemşirelerinin %30,1'inde Covid-19 için PCR pozitifliği saptanmıştı. Acil serviste görev yapan hemşirelerin Maslach Tükenmişlik Ölçeği "Duygusal Tükenme" alt boyut puanı 22,02±7,30, "Duyarsızlaşma" alt boyut puanı 7,52±3,82, "Kişisel Başarı" alt boyut puanı 11,99±3,70 olarak hesaplandı. "Aşırı Duyarlılık" alt boyutundan 3,90±2,19, "Kaygı" alt boyutundan 17,70±6,32 olmak üzere Sağlık Anksiyetesi Ölçeği puanı 13,80±5,21 olarak bulundu. Pittsburg Uyku Kalitesi Ölçeği'nden aldıkları ortalama puan 8,47±3,04 olup, hemşirelerin %89,4'ünün uyku kalitesi kötü idi. Tükenmişlik düzeyi ve uyku kalitesi arasında orta düzeyde pozisitf korelasyon saptandı. Maslach Tükenmişlik Ölçeği puanı üzerine kaygı puanı (p=0.006) 1.171 katsayı ile, uyku latansı (p=0.024) 2.541 katsayı ile, uyku ilacı kullanımı 4.502 (p=0.045) katsayı ile etkili bulundu. Sonuç olarak; pandemi döneminde acil hemşirelerinin uyku kaliteleri kötü, sağlık anksiyetesi düzeyleri düşük, tükenmişlik düzeyleri çoğunlukla orta ve yüksek düzeydedir.
COVID-19'u hafif geçirmiş kişilerde bilişsel fonksiyonların serum BDNF düzeyleri ile ilişkisi
Koronavirüs Hastalığı 2019 (COVID-19) pandemik bir hastalık olup, hastalığın uzun vadeli sonuçları ile ilgili literatür bilgileri halen kısıtlıdır. Son zamanlarda hastalığın uzun vadede bilişsel fonksiyonlara olan etkileri üzerine yapılan çalışmalar artmış, hastalığı hafif geçiren kişilerde bile bu etkilerin ortaya çıkabildiği gösterilmiş, çeşitli mekanizmalar ileri sürülmüş ancak hiçbiri tam olarak kanıtlanamamıştır. Çalışmamızda bu bilişsel etkilerin mekanizmasını aydınlatmak amacıyla Koronavirüs Hastalığı 2019 (COVID-19)'u hafif geçirmiş kişilerdeki bilişsel fonksiyonların nöropsikiyatrik testlerle değerlendirilmesi, serum Beyin Kaynaklı Nörotrofik Faktör (BDNF) düzeylerinin ölçülmesi ve aralarındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmamıza, Koronavirüs Hastalığı 2019 (COVID-19)'u hafif derecede geçirmiş 54 kişi ve yaş, cinsiyet, beden kitle indeksi (BKİ), eğitim düzeyi ve sigara kullanımı açısından eşleştirilmiş 36 sağlıklı kontrol dahil edilmiştir. Her iki gruba da bilişsel fonksiyonların ölçülmesi amacıyla nöropsikiyatrik testler olan Stroop Testi TBAG Formu ve Görsel İşitsel Sayı Dizileri Testi B Formu uygulanmıştır. Tüm katılımcıların Enzyme-Linked Immunosorbent Assay (ELISA) yöntemi ile venöz kandan serum Beyin Kaynaklı Nörotrofik Faktör (BDNF) düzeyleri çalışılmıştır. Vaka grubunda, sağlıklı kontrol grubuna göre nöropsikiyatrik test puanlarının çoğunda anlamlı olarak bilişsel düşüşü ifade eden farklılık saptanmış ve Koronavirüs Hastalığı 2019 (COVID-19)'u hafif geçiren kişilerde dahi bilişsel bozulmaların olduğu bir kez daha kanıtlanmıştır. Serum Beyin Kaynaklı Nörotrofik Faktör (BDNF) düzeyleri vaka grubunda daha düşük bulunsa da her iki grup arasında anlamlı bir farklılık saptanmamış, vaka grubunda Serum Beyin Kaynaklı Nörotrofik Faktör (BDNF) düzeyleri erkek cinsiyette kadın cinsiyete göre anlamlı olarak daha düşük bulunmuş ve hastalığı geçirmiş özellikle erkek cinsiyetteki kişilerde Serum Beyin Kaynaklı Nörotrofik Faktör (BDNF) düzeylerinin daha geniş popülasyonlarda çalışılması gerektiği düşünülmüştür. Anahtar kelimeler: COVID-19, BDNF, Bilişsel
Tıp fakültesi öğrencilerinde COVİD-19 pandemi döneminin sigara alışkanlığı üzerine etkisi
Sigara bağımlılığı dünya genelinde önlenebilir ölümlerin en önde gelen sebeplerden olup ciddi bir halk sağlığı sorunudur. Bu çalışmada Tıp fakültesi öğrencilerinin sigara kullanım durumları, sigara kullanım durumlarını etkileyen faktörler ve COVİD-19 pandemi döneminin sigara içme alışkanlıkları üzerindeki etkisini araştırmak amaçlanmıştır. Üniversitemizde öğrenim görmekte olan 808 tıp fakültesi öğrencisi araştırmaya dahil edildi. Katılımcılara sosyodemografik özellikler, sigara kullanım durumları, sigara kullanımını etkileyen faktörler, sigara bağımlılık düzeyleri, sigara bırakma düşüncesi, COVİD-19 pandemi döneminin sigara alışkanlığına etkisinin sorgulandığı bir anket uygulandı. Katılımcıların 444'ü kadın (%55), 364'ü (%45) erkek olup yaş ortalamaları 21,27±2,22 yıldı (min:17-maks:30). Öğrencilerin sigara içme oranı %25,2 bulundu. Katılımcıların sigara içicisi olma durumu; 4.,5.,6. sınıf öğrencilerinde 1.,2.,3. Sınıf öğrencilerine göre, erkeklerde öğrenci evinde kalanlarda, annesi üniversite ve üstü eğitime sahip olanlarda, babası sigara kullanan veya sigarayı bırakanlarda, sigara içen kardeşi olanlarda, en yakın 3 arkadaşından sigara kullanan sayısı artıkça istatiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek bulundu. Pandemi dönemindeki ortalama günlük sigara sayısındaki artış anlamlı bulundu. Öğrencilerde COVİD-19 pandemi dönemindeki durumunun sigara kullanımına etkileri incelendiğinde bu dönemde karantinada kalma durumu ve öğrencilere ait gelirin değişimi ile öğrencilerin sigara kullanımının değişimi arasında istatiksel olarak anlamlı ilişki bulundu. Öğrencilerden %51,5'i COVİD-19 pandemi döneminde sigarayı bırakmayı denediği belirlendi. Araştırmamızda tıp fakültesin öğrencilerinin COVİD-19 pandemi döneminde ortalama günlük sigara sayısındaki artış anlamlı bulunmuştur. Tıp fakültesi öğrencilerinin pandemi sürecinde yaşadıkları zorluklar dikkate alındığında çalışma koşullarının daha güvenli ve destekleyici hale getirilmesi ve ruh sağlığı hizmetleri konusunda iyileştirilmelere ihtiyaç duyulmaktadır. Ayrıca sağlık sorunlarına olan farkındalığın arttığı pandemi döneminde sigara bırakma hizmetlerini küresel olarak güçlendirmek gerekir.
Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Tıp Fakültesi stajyer ve intern doktorlarının COVİD-19 pandemisi dönemindeki tıp eğitimine bakış açıları ve depresyon düzeyleri
Çin'de 2019 yılında başlayarak hızlı bir şekilde yayılanCOVID-19 hastalığı, 12 Mart 2020'de pandemi olarak nitelendirilmiştir.Bu süreçte virüsün yayılımını önlemek amacıyla YÖK okulların bir süreliğine kapatılarak eğitim-öğretimin uzaktan eğitimle yapılması yönünde karar almuştır. Dünya tarihinde pandemiler, kişileri yalnızca fiziksel sağlıkları yönünden tehlikeye atmakla kalmayıp aynı zamanda ruhsal sağlıklarını da ciddi düzeyde etkilemişlerdir. Bu dönemde hem salgının sağlık konusunda yaşattığı endişeler hem de okulların kapanmasıyla akademik gelecekleri için hissettikleri kaygılar nedeniyle öğrenciler, pandemi döneminde ne çok etkilenen gruplardan biri olmuşlardır. Çalışmamız 2021-2022 eğitim ve öğretim yılında Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Tıp Fakültesi 4. Sınıf, 5. Sınıf ve 6. Sınıfta eğitim alan 321 öğrenci üzerinde yapılmıştır. Çalışmamızın amacı, Covid-19 pandemisinin öğrencilerin eğitimine etkisi, bu yeni eğitim yapısıyla ilgili memnuniyet durumları ve depresyon düzeylerinin değerlendirilmesidir. Öğrencilere sosyodemografik özellikler, Uzaktan Eğitime Bakış Açısı Ölçeği(UEBA) ve Birinci Basamak İçin Beck Depresyon Tarama Ölçeği(BDÖ-BB)'nden oluşan bir anket uygulanmıştır. Verilerin istatistiksel analizi SPSS.23 programı ile ShapiroWilk's testi, Levene's Testi, bağımsız T testi, Mann Whitney-U testi, Kruskal Wallis-H Testi,ANOVA, Sperman'srho korelasyon testi kullanılarak yapılmıştır. Katılımcı öğrencilerin 85'i (%26,5) 4.sınıf, 157'si (%48,9) 5.sınıf ve 79'u (%24,6) 6.sınıf tıp öğrencileriydi ve 149'u (%46,4) erkek, 172'si (%53,6) kadındı. En küçük katılımcı 21, en büyüğü ise 28 yaşında olup, ortalama yaşları 23,16±1,33'tü. Öğrencilerin tekrar seçme şansları olsa 119'u (%37,1) tekrar tıp fakültesini seçeceğini, 102'si (%31,8) seçmeyeceğini, 100'ü (%31,2) ise kararsız olduğunu belirtmişlerdir. Pandemi döneminde öğrencilerin 224'ü (%69,8) aile evinde, 133'ü (%41,4) öğrenci evinde, 16'sı (%5,0) ise yurtta ikamet etmişlerdir. Öğrencilerin 17'si (%5,3) sadece online eğitim sistemini, 127'si (%39,6) sadece yüz yüze eğitim sistemini, 177'si (%55,1) ise online ve yüz yüze eğitimin beraber olduğu sistemini tercih ettiğini belirtmişlerdir. UEBA ile BDÖ-BB arasında istatistiksel olarak anlamlı derecede bir ilişki olduğu saptanmıştır. Kadın öğrencilerin UEBA ortalaması 1,81±0,41, erkek öğrencilerin ortalaması 1,95±0,45 olarak görülmüştür.Tıp fakültesi 4 sınıf öğrencilerinin ortalama UEBA puanı 1,83±0,45, 5. sınıf öğrencilerinin 1,96±0,41, 6. sınıf öğrencilerinin ise 1,80 ± 0,45 olarak hesaplanmıştır.Covid 19'un öğrencilerin psikolojileri üzerindeki etkileri incelendiğinde, iyi yönde etkilenenlerin ortalama UEBA puanı 2,11±0,38, kötü yönde etkilenenlerin 1,80±0,45, etkilenmeyenlerin 2,15±0,35, kararsız olanların ise 1,89±0,35 olarak elde edilmiştir. Bugünden itibarensadece online eğitimle eğitim almayı tercih eden öğrencilerin ortalama UEBA puanı 2,23±0,60, yüz yüze eğitim sistemini tercih edenlerin ortalaması 1,64±0,39, online ve yüzyüze eğitim sistemini seçenlerin ortalaması 2,02±0,36 olarak hesaplanmıştır. 4.sınıf tıp öğrencilerinin ortalama BDÖ-BB puanı 6,44±4,27,5. sınıf öğrencilerinin 5,06±3,64, 6. sınıf öğrencilerinin ise 4,87±4,20 olduğu görülmüştür. Covid 19'dan iyi yönde etkilenenlerin ortalama BDÖ-BB puanı3,12±3,45, kötü yönde etkilenenlerin 6,25±4,13, etkilenmeyenlerin 4,21±3,48, kararsız olanların ise 3,88±3,01 olarak elde edilmiştir. Sonuç olarak; öğrencilerin uzaktan eğitime bakışlarının kararsız düzeyde olduğu görülmüştür ve uzaktan eğitim memnuniyetini cinsiyet, ev ortamı, sahip olunan internet kotası, teknik sorunlar, kullanılan ders materyalleri, eğitimde kullanılan online platform, sınav sistemleri gibi pek çok faktörden etkilendiği saptanmıştır. Öğrencilerin çoğunun salgının ekonomik, sosyal ve akademik alanlarda sebep olduğu büyük değişimlerden kötü yönde etkilenerek depresif belirtiler gösterdiği saptanmıştır ve bu öğrenciler uzaktan eğitim sistemlerinden daha az memnun kalmışlardır. Acil durumlar başta olmak üzere normal eğitim-öğretim zamanlarda da yüz yüze eğitimin önemli bir alternatifi ve destekleyicisi olan uzaktan eğitime dair memnuniyet çalışmamız ve diğer destekleyici araştırmalarla arttırılmaya çalışılacaktır.
Üniversite akademik ve idari personelinin COVID-19 aşısına yönelik davranışlarını etkileyen faktörler: Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi örneği
Tarih boyunca birçok salgınla mücadele eden insanoğlu, son olarak 2019 yılında Çin'in Wuhan kentinde ortaya çıkan COVID-19 ile karşı karşıya kalmıştır. Dünya Sağlık Örgütü virüsün tüm dünyaya hızlı yayılması nedeniyle 2020 yılının mart ayında COVID-19'u pandemi olarak ilan etmiştir. COVID-19 pandemisinin en önemli çıkış yolu olan aşının bulunmasıyla birlikte tüm dünyada aşılama faaliyetleri başlamıştır. Aşıya karşı tereddüt, aşının ilk bulunduğu zamanlardan günümüze kadar süregelen bir durum olmasına rağmen COVID-19 ile artış sağlamıştır. Aşı tereddütünde en sık karşılaşılan nedenler arasında; aşının yan etkilerinden korkma, aşının içeriğine güvenmeme, aşılar hakkında yeterli bilgiye ulaşamama gibi nedenler yer almaktadır. Bu çalışma kapsamında, Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi özelinde çalışan akademik ve idari personeller örnek alınmıştır. Üniversitede çalışan akademik ve idari personelin COVID-19 aşısına yönelik tereddütlerini etkileyen faktörlerin neler olduğu incelenmiştir.
Türkiye'de COVID-19 pandemisiyle mücadele eden hemşirelerin yaşadıkları bireysel sorunların mesleki gelişimlerine etkisi ve bu durumdan kaynaklanan sürecin incelenmesi
Pandemi gibi afet ya da kriz durumlarında görev yapmak, özellikle sağlık çalışanları için insanlığa hizmet etmek bakış açısıyla tatmin edici olmakla birlikte, bakım verdiği hastaların, kendi yakınlarının ya da iş arkadaşlarının şiddetli hastalıkla beraber acı çekme veya ölüm sürecine tanıklık etme gibi durumlar nedeniyle ruh sağlıklarının olumsuz etkilenmesine ya da psikiyatrik travma yaşanmasına neden olmaktadır. Bu bağlamda COVID-19 salgını ile mücadelenin ön saflarında yer alıp, hastalara 24 saat bakım sağlayan meslek gruplarından biri olan hemşireler psikolojik açısından risk altındadır. Anksiyete, depresyon, uyku bozuklukları, kronik yorgunluk, sekonder travmaya stres tepkileri ve merhamet yorgunluğu, bu kriz döneminde ön safta çalışan hemşireler için yaygın psikolojik ve sosyal sorunlardır. Hemşirelerin ruh sağlığını korumak için psikiyatrik hastalık belirtilerinin farkında olmaları, fiziksel ve psikolojik stresle baş etme, kişisel öz bakım ve profesyonel öz bakım konularında destek almaları önemlidir. Önleyici tedbirlerin yetersiz kaldığı durumlarda iş arkadaşlarının desteğinin alınması, işyerindeki sorumlu kişilerin bilgilendirilmesi, eylem planının geliştirilmesi ve profesyonel psikiyatri desteği alınması önerilebilir. Pandemi ile mücadele sürecinde sağlık ekibi içerisinde devamlı ön saflarda bulunan hemşirelerin bu süreç boyunca ailelerinden uzak kalmaları, yıllık izin kullanılamaması, bulaş riski bulunan ortamlarda sürekli mesai yapıp, vakit geçirmeleri gibi nedenlerle birçok sorun ile karşılaşması kaçınılmaz olmuştur. Hemşirelerin bu dönemde özellikle psikolojik olarak tükenme noktalarına gelmeleri, mesleklerine ilişkin gelecek planları yapmasını engellemiştir. Ayrıca, en yakın aile bireylerinden uzak kalıp destek alamadan sürekli olarak çalışmaları tükenmişlik durumunu da beraberinde getirmiştir. Yapılan bazı çalışmalarda hemşireler mesleklerine ilişkin olarak gelecek kaygıları taşıdığı, mesleki anlamda ilerlemekle ilgili plan yapmak yerine mesleklerini bırakmayı düşündükleri bilinmektedir. Türkiye'de ve dünyanın farklı ülkelerinde emekli olmuş olan hemşirelerin görevlerine davet edilmeleri bu iddiayı kanıtlar niteliktedir. Bu çalışma kapsamında özellikle Türkiye'de Covid-19 pandemisiyle mücadele eden hemşirelerin yaşadıkları bireysel sorunların mesleki gelişimlerine etkisi ve bu durumdan kaynaklanan süreç incelenmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Sağlık, Pandemi, Covid-19 Pandemisi, Hemşireler, Psikoloji, Gelecek Kaygı, Hemşirelik Mesleği
Covıd-19 tedavisinde kullanılan ilaçların insan böbrek hücre hattı üzerine etkilerinin in vitro değerlendirilmesi
COVID-19 olarak adlandırılan ve 2019 yılı itibari ile tüm dünyayı etkileyen SARS-CoV-2"ye karşı özgül bir tedavinin bulunmaması, hali hazırda başka hastalıkların tedavisinde kullanılan bazı ilaçların kullanılmasını gündeme getirmiştir. Bu ilaçlardan hidroksiklorokin (HCQ), favipiravir (FVP) ve valproik asit (VPA) pandemi sırasında sıklıkla ve yüksek dozlarda reçete edilmiştir. Bu Yüksek Lisans Tez çalışmasında HEK293T hücrelerinde HCQ, FVP ve VPA uygulanmalarının hücre canlılığı, çoğalması ve morfolojisi üzerine etkileri MTT analizi ve AO/PI boyamaları kullanılarak, HDAC aktivitesindeki değişim ve bu değişimin anti-inflamatuar yanıt belirteçleri olan IL-6, IL-10 ve TNF-α ifadesine etkisi ELİSA yöntemi kullanılarak değerlendirilmiştir. VPA, HCQ ve FVP uygulanan kültürlerde hücre canlılığının devam ettiği herhangi bir hücre ölümü olmadığı gözlenmiştir. Yapılan MTT analizleri sonucunda VPA uygulanan kültürlerde hücre proliferasyonunun 24. ve 48. saatte ve HCQ uygulanan kültürlerde 48. saatte azaldığı, FVP uygulanan kültürlerde ise 24. saatte hücre proliferasyonunun azaldığı fakat 48. saatte tekrar artmış olduğu gözlenmiştir. Tüm deney gruplarında HDAC aktivitesinin artmış olduğu belirlenmiştir. VPA uygulanan kültürlerde 24. saatte %20,42 ve 48. saatte %5,77, HCQ uygulanan kültürlerde 24. saatte % 53,16 ve 48. saate %54,43 ve FVP uygulanan kültürlerde 24. saatte %164,22 ve 48. saatte % 198,16 artış gerçekleşmiştir. HCQ IL-10 ifadesinde artışa, FVP IL-10 ve IL-6 seviyesinde artışa ve VPA uygulaması özellikle TNF-α ifadesinde artışa neden olmuştur. Sonuç olarak HDAC aktivitesindeki artışın IL-10, IL-6 ve TNF-α değişimlerine neden olduğu, VPA uygulamasının TNF-α üzerindeki etkisinin HDAC ile ilişkili olabileceği ancak IL-10 ve IL-6 ifadesinden bağımsız farklı bir hücresel yolak ile ilişkili olabileceği gösterilmiş ve literatürde henüz yer almayan önemli bulgular raporlanmıştır.