Published Theses
Yapay zekâ tartışmalarına teolojik yaklaşım
Hızla gelişen yapay zekâ teknolojisi insanın en yeni ve etkin başarısı olarak görülmektedir. Yapay zekâ hayatın her alanına nüfuz ederek birçok alanda ihtiyaca çözümler üretebilen yapısı yanında, insana ve onun inancına dair bir takım iddialara kaynaklık etmesi yönünden tartışılmaya muhtaç bir konu haline gelmiştir. Özellikle yapay zekâ teknolojilerini teolojik ve ontolojik boyutlarıyla Kelam ilmi perspektifinden inceleyen bu çalışma, yapay zekânın bilinç ve irade kazanımına dair iddialarını, insanın ontolojisi ve teklife muhatap olması çerçevesinde incelemektedir. Ayrıca epistemolojik yeterliliği, transhümanizm gibi din karşıtı ideolojilerce tevhide aykırı şekillerde kullanılmak üzere desteklenmesi onu araçtan öte bir varlık olarak gösteren tartışmalar içerisine yerleştirmektedir. Yapay zeka çalışmalarına artan destek ve önem onu gelecekte daha bilinçli durumlar gösteren genel yapay zekâya ulaştıracağına dair kanaat oluşturmaktadır. Bu durum, Kelam ilminin konuya dair güncel ve dinamik argümanlar üretmesini kaçınılmaz kılmaktadır. Kelam ilmi İslâm akaidi çerçevesinde dinin özüne sadık açıklamaları ve savunmaları ile insanı kulluk dairesinden çıkaracak itikadi iddiaların oluşturduğu sapmaları önlemektedir. Çalışma yapay zekânın itikadın temelini oluşturan tevhit ve ahirete dair sapmalara sebebiyet verebilecek iddiaları konu edinmektedir. Ölümsüzlük, dinin yerini teknolojinin alması, insanın yaratıcı olarak konumlanması bunlardan bir kaçıdır. İslâm kelamının ve yapay zekânın iddialarının karşılaştırılması için kavram açıklamalarına ve insan mahiyetine dair kaynak taraması yapılmıştır. Henüz kesin, açık bir açıklaması olmayan bilinç ve ruh gibi kavramların çalışılması yanında yapay zeka sistemlerindeki hızlı gelişmeler konu hakkındaki kanaati belirlemeyi zorlaştıran etmenler olmuştur. Buna rağmen yapay zekâyı tanımak, kelami argümanlarını tartışmak ve doğruluk değerlerini belirlemek açısından çalışma değerlidir.
İman-amel münasebeti bağlamında Ebu Hanife-mürcie mukayesesi ve mürciî anlayışın Sünni pratiğe yansımaları
Çalışmamız, iman ve amel münasebetini özellikle Ebu Hanîfe ve Mürcie'nin görüşleri etrafında ele almaktadır. Onlara göre iman, tasdik ve dil ile ikrardır. Ameller ise imana dâhil değildir. İmanın, kalbin tasdiki ve dilin ikrarı olduğu hususunda aynı şeyi savunmalarına karşın Ebu Hanîfe'nin, amel konusunda Mürcie kadar katı ayrımcılığı kastetmediği kendi ifadelerinden anlaşılmaktadır. O, iman-amel arasındaki önemli ve ayrılmaz bağı korumaya çalışmış, imanın bireyi tüm yönleriyle kuşatan, eğiten ve koruyan etkilerine gerekli önemi vermiştir. Buna rağmen "mâsiyetlerin imana zarar vermediğini" iddia eden Mürciîler'den olmak ile itham edilmiştir. Çalışmamızda Ebu Hanîfe'ye atfedilen bu ithamın muhtemel sebeplerine yer verilerek konuya açıklık getirilmeye çalışılmıştır. Amellerin hafife alınmasına imkân veren Mürciî iman nazariyesinin sonuçları günümüzde de bir problem olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu çalışma vasıtasıyla iman-amel arasındaki ilişkinin niteliği incelenmiş, Mürciî nazariyenin olumlu ve olumsuz sonuçları araştırılarak günümüz iman-amel anlayışında görülen kayıtsızlığa Mürciî nazariyenin etkisinin olup olmadığı tespit edilmeye çalışılmıştır.