Yükleniyor…
Yükleniyor…
67
Arşivlenen Tez
65
DOI Atanmış
0
Enstitü
97%
DOI Oranı
This study aims to examine how the concepts of religion, modernization, and religious renewal are addressed in Fatma Aliye’s works. The modernization process experienced in the Ottoman Empire during the nineteenth century created a tension between tradition and Western thought, during which religion emerged as both a protective and transformative element of the social structure. In this context, Fatma Aliye stands out as an important female intellectual who seeks to establish a balance between tradition and modernization. In this research, the author’s novels, articles, and especially her works touching upon the field of kalam (Islamic theology) were analyzed using document analysis and thematic analysis methods. The study reveals how Fatma Aliye grounds issues such as women, education, marriage, and social roles within Islamic references and the attitude she develops toward modernization. Her approach to the women’s question based on the essence of Islam rather than Western feminist discourse demonstrates her intellectual originality. In addition, the study examines her kalam-based critiques of movements such as materialism and positivism, evaluating her discussions on matter, spirit, and existence. In this respect, it is concluded that the author is not only a literary figure but also a thinker who advocates the idea of religious renewal. As a result, this thesis aims to contribute to the literature by analyzing Fatma Aliye’s relationship between tradition and modernization from the perspectives of women and kalam.
This study examines the impact of past foreign aid on populations affected by natural disasters for 25 developing countries that submitted voluntary progress reports to the United Nations Office for Disaster Risk Reduction (UNDRR). In this context, it analyzes the role of adaptive capacity deficit as a representation of disaster risk reduction mechanisms. The study estimates the period 2000-2023 for the 25 countries using panel data analysis techniques. Cointegration analysis results show that past foreign aid, per capita income, adaptive capacity deficit, urbanization rate, labor force participation, and direct fixed capital investment (FDI) are cointegrated with the population affected by natural disasters in the long term. DOLS-MG, FMOLS, CCR, and DOLS estimator results reveal that past foreign aid, per capita income, urbanization rate, and FDI are negatively correlated with the population affected by natural disasters. Adaptive capacity deficit and labor force participation rates were also found to have negative effects on the population affected by disasters. The findings show that past foreign aid has mitigated the impact of disasters by strengthening infrastructure and superstructure. Estimates indicate that economic growth, along with fixed capital investment and urbanization, supports development, thereby creating disaster-resilient infrastructure. Therefore, policies that promote sustainable growth and foreign investment, along with environmentally friendly urbanization strategies, are crucial for limiting the impact of future disasters and reducing vulnerability.
This study examines the impact of Qira'at variants in the Surahs of Maryam and Tâhâ on their meanings and how these variations are reflected in Turkish translations. The thesis consists of an introduction and two main chapters. The introductory section explores several research-related issues. The first chapter provides a general introduction to the science of Qira'at to establish a solid framework for the study and ensure a better understanding of the content. In this context, subjects such as the scope of Qira'at, its historical development, the leading Imams of recitation, and the classification of Qira'at are discussed. Subsequently, orientalist studies on Qira'at and their influences are examined. This is followed by general overview of Surahs Maryam and Tâhâ, highlighting their main themes and content. The second chapter investigates all the difference in recitation in Sûrahs Maryam and Tâhâ, explaining the reflections of meaning-altering variants on translations. This section presents the modes of Istiadha and Basmala during the transition to both Surahs, followed by explanations of phonetic variants, noting which Imam or Rawi applied them. The subsequent section identifies variations regarding Farsh al-Huruf, categorizing them into two separate headings: those that alter the meaning and those that do not. The underlying reasons for these Qira'at variations and their semantic effects are demonstrated by utilizing prominent works from the fields of Tafsir and Qira'at. Finally, the contributions of influential Qira'at variants to Turkish translations produced during the Republican era are addressed. The study concludes with a comprehensive evaluation based on the overall findings.
Kur’ân-ı Kerîm, insan hayatını bireysel ve toplumsal bütün boyutlarıyla kuşatan ilahî bir rehber olup, içerdiği kıssalar vasıtasıyla evrensel ilkeler ve kalıcı değerler sunmaktadır. Bu çalışmada, Kur’an kıssaları içerisinde müstesna bir yere sahip olan Kehf Sûresinde yer alan anlatımlar, değerler perspektifinden ele alınmış; sûrede geçen kıssalar üzerinden çıkarılabilecek ahlâkî, itikadî ve sosyal dersler tespit edilmeye çalışılmıştır. Çalışmada nitel yöntem benimsenmiş; Kehf Sûresi tematik olarak incelenmiş, klasik ve çağdaş yorumlar karşılaştırılarak kıssaların tarihsel, ilahî ve eğitsel boyutları değerlendirilmiştir. Âyetler sûre ve âyet numaralarıyla, hadisler ise güvenilir kaynaklara dayalı olarak ilmî usule uygun biçimde kullanılmıştır. Araştırmanın ikinci bölümünde ise değerler eğitimi, din psikolojisi, aile eğitimi ve ahlâk alanındaki çağdaş çalışmalara yer verilerek Kehf Sûresinin güncel yansımaları ortaya konulmaya çalışılmıştır. Sonuç olarak bu çalışma, Kehf Sûresinde anlatılan kıssaların, iman bilincinin geliştirilmesi ve değerlerin inşası bakımından örnekleyici bir çerçeve sunduğu; bu kıssaların bireysel ve toplumsal hayata yön veren rehber ilkeler içerdiği ve çağdaş hayata yansımalarının ortaya konulmasının amaçlandığı ifade edilebilir. Kehf Sûresi, Kur’an’ı bilinçli bir şekilde tefekkür ederek hayata aktarmak isteyenler için, yöntem ve içerik bakımından örnek nitelik taşıyan sûrelerden biridir.
Zemin-yapı etkileşimi (ZYE), sismik performansın özellikle zemin koşullarına bağlı olduğu yüksek binalar, barajlar, köprüler, nükleer santraller, silolar, bacalar ve su depoları için kritik öneme sahiptir. Ayrıca gömülü yapılarda, gömülme; zemin-yapı sisteminin periyodunu, rijitliğini, sönüm kapasitesini ve tepkilerini değiştirebilmektedir. Bu çalışmanın temel amacı; ZYE dikkate alınarak yapıların dinamik davranışı üzerinde narinlik oranının (2, 4 ve 6), zemin koşullarının, temel gömülme oranının (0, 0.5, 1 ve 1.5) ve deprem frekans içeriğinin (2 yüksek, 2 orta ve 2 düşük) tesirlerini irdelemektir. Bu amaçla, zemin-yapı sistemlerinin sonlu eleman modelleri oluşturulmuş ve bu modellerin kullanılabilirliği altsistem yaklaşımları vasıtasıyla gösterilmiştir. Sismik çözümlemeler gerçekleştirilmiş ve rölatif yer değiştirmeler, göreli kat ötelemeleri, gerilmeler ve ivmeler irdelenmiştir. Narinlik oranının artmasının ve yumuşak zemin koşullarının periyotları uzattığı ve yer değiştirmeler ile göreli kat ötelemelerini belirgin bir şekilde artırdığı görülmüştür. Gömülme oranının artmasıyla, yer değiştirme ve gerilmelerde genel olarak azalma gözlenmiştir. Zeminin yumuşamasıyla iç kuvvet tepkilerinin her zaman azalma eğiliminde olmadığı ve birçok parametrenin birleşik etkisi nedeniyle zemin yumuşamasının iç kuvvet tepkilerini artırma potansiyeline de sahip olduğu belirlenmiştir. Sonuçlar, sismik davranışın bir tek parametre tarafından kontrol edilemeyeceğini ve zemin türü, deprem frekans içeriği, gömülme oranı ve narinlik oranı arasındaki karşılıklı etkileşimin tepkiler üzerinde beklentilerin aksine etkiler yaratabileceğini ortaya koymuştur.
Teknolojik ilerleme ve ekonomideki etkileri, sürecin yoksullukla ilişkisi, tartışılan temel konular arasında yer almaktadır. Bu çalışmada, 2015 ve 2020 yıllarının teknolojik göstergeleri, yoksulluk ve ekonomik büyüme arasındaki ilişkiler, ülkelerin gelir düzeyleriyle ampirik olarak incelenmektedir. 2015 internet kullanan bireyler (% nüfus), Ar-Ge harcamaları (Gayri Safi Yurt İçi Hasıla[GSYİH]'nin yüzdesi), Ar-Ge'de çalışanlar mal, hizmet ithalatı (yıllık % büyüme), mal ve hizmet ihracatı (yıllık % büyüme), GSYİH büyümesi (yıllık %), eğitim, istihdam veya mesleki eğitimde olmayan gençlerin oranı, toplam (% genç nüfusuna oranı) (International Labour Organization[ILO] tahmini modellemesi), 15+nüfusa oranla istihdam oranı, toplam(%) (ILO tahmini modellemesi) yoksulluk sınırında yoksulluk oranı (nüfusun %) değişkenleri kullanılmış, 2020, Ar-Ge'de çalışan araştırmacılar dışındakiler kullanılmıştır. Ülkeler gelişmiş ülkeler ve gelişmekte olan ülkeler 4 gelir grubundan oluşan 2015 yılı için 34, 2020 yılı için 47 adettir. Çalışmanın amacı, teknolojik gelişmişliğin ülkelerin gelir gruplarına göre farklılığını, bu farklılaşmanın yoksulluk yapısı üzerindeki etkisini ve ekonomik büyümenin bunlar üzerindeki etkisini ortaya koymaktır. Analizlerde Dünya Bankası Dünya Kalkınma Göstergeleri (World Development Indicators) veri tabanından veriler kullanılmıştır. Ülkeler ve değişkenler arasındaki ilişkiler korelasyon analizi ile değerlendirilmiştir. Gelire göre değişken ortalamalarının farklılaşıp farklılığını test eden tek yönlü varyans analizi (ANOVA) uygulanmıştır. Sonra diskriminant analizi ile hangi değişkenlerin, hangi yıllarda hangi gelir gruplarını nasıl ayırt ettiği incelenmiştir. Çalışma, teknolojik göstergeler (özellikle internet kullanımı ve Ar-Ge), istihdam yapısı ve yoksulluğun gelir gruplarını ayırmada belirleyici olduğunu göstermiştir. 2015 ve 2020 yıllarında dijital erişim ve sosyal yapı farklılıkları, kalkınma düzeylerindeki ayrışmanın kaynağıdır. Sonuçlar, teknolojinin yoksulluğu azaltıcı etkisinin ancak beşerî sermaye ve kurumsal yapıyla desteklendiğinde sürdürülebilir olduğunu ortaya koymaktadır.