Master'sOpen Access

Anonim ortaklıklarda mali yapının bozulması

2011
0 views
0 downloads
Advisor: Prof. Dr. Hamdi Yasaman

Abstract (TR)

Anonim ortaklıklar, ülke ekonomisi için büyük bir öneme sahiptirler. Zira sermaye birikimi sağlayarak büyük iktisadi teşebbüslere girişebilen ve böylece ülke ekonomisine önemli katkılarda bulunan kuruluşlardır. Bunun yanında bir veya birkaç kişinin birleşerek yapamayacağı büyüklükteki yatırımların yapılmasını anonim ortaklıklar sayesinde mümkün hale gelir.Anonim ortaklıklar, diğer ticaret ortaklıklarına oranla, daha geniş bir çevreyi ve çıkar grubunu yakından ilgilendirmektedir. Faaliyetlerinden, pay sahipleri, ileride pay sahibi olabilecek kişiler, çalışanlar, ortaklıkla ilişkiye giren kişiler, tüketiciler ve nihayet devlet yararlanmaktadır.Bu kadar geniş çevreyi etkileyen anonim ortaklığın, mali durumunun bozulması önemli sorunlara yol açar. Bu sebeple de kanunda anonim ortaklığın esas sermayesinin ve malvarlığının korunması amacıyla tedbirler öngörülmüştür.Türk Ticaret Kanunu'nun 324. maddesi de, anonim ortaklıklar için öngörülen tedbirlerden biridir. Aynı madde, birtakım değişiklikler ile, 13 Ocak 2011 tarihinde kabul edilip, 01 Temmuz 2012 tarihinde yürürlüğe girecek olan 6102 Sayılı Yeni Türk Ticaret Kanunu'nda ise 376. maddede düzenlenmiştir.TTK m. 324'de, anonim ortaklığın mali durumunun bozulması halinde, yönetim kurulunun vazifeleri düzenlenmiştir. Maddede tedbir öngörülen mali durum bozulmaları; (i) esas sermayenin yarısının kaybedilmesi, (ii) esas sermayenin 2/3'ünün kaybedilmesi ve (iii) ortaklık aktiflerinin ortaklık alacaklılarının alacaklarını karşılamaya yetmemesi durumu olan borca batıklıktır. Bunun yanında, ?aciz halinde bulunma? kavramına da yer verilmiştir. Belirtmek gerekir ki, mali durum bozulması ve tedbir öngörülmesi, sadece TTK m. 324'de düzenlenmemiştir. Bu maddeden başka, gerek TTK'da gerekse de İİK'da, mali durum bozulmalarına ilişkin başka düzenlemeler de öngörülmüştür.Mali bozulmalar, her işletmeye göre çeşitli sebeplerden kaynaklanabilir. Yanlış üretim, pazarlama, organizasyon, personel yatırım ve satın alma politikaları; alacakların tahsil edilememesi, masrafların fazla olması, doğal afetler, iç ve dış piyasalarda beklenmeyen bozulmalar, yeni yasal düzenlemeler, uzun süren grevler, hammadde eksikliği mali durum bozulma sebeplerine örnek olarak sayılabilecektir.Maddenin 1. fıkrasında, sermayenin yarısının kaybedilmesinin ?son yıllık bilançodan? tespit edileceği öngörülmüştür. Anonim ortaklığın yıllık bilançosu, her iş yılı sonunda, yönetim kurulu tarafından hazırlanan ve iş yılının bitiminden itibaren üç ay içinde toplanacak olan genel kurula sunulan bilançodur.Yıllık bilançonun amacı, öncelikle bir yıllık faaliyetin neticesini ortaya koymaktır. Yıllık bilançoda, malvarlığının gerçek değeriyle tam olarak belirlenmesi hedeflenmemektedir, iş yılı sonucunda elde edilen safi karın veya uğranılan zararın gösterilmesi hedeflenmektedir. Bu sebeple yıllık bilançoya ?sonuç açıklama bilançosu? adı verilir.Anonim ortaklığın yıllık bilançosunun tabi olduğu değerleme hükümleri TTK m. 457 ve devamında düzenlenmiştir. Buna göre, amaç yıl içinde elde edilen neticeleri göstermek olduğundan, maddi ve gayri maddi yatırım varlıkları en fazla maliyet değeri üzerinden (TTK m. 460), dönen varlıklar ise en fazla maliyet değeri ya da cari değeri üzerinden bilançoya geçirilmektedir (TTK m. 461). Gizli yedek akçe ayırmak amacıyla aktiflerin bilanço günündeki değerinden daha aşağı bir değerle bilançoya geçirilmesi de mümkündür.TTK m. 324'e göre, ortaklığın aciz halinde bulunduğunu gösteren emarelerin bulunması halinde ara bilanço düzenlenecektir. Bu durumda ara bilanço, borca batıklık konusunda ortaya çıkan şüpheler üzerine, borca batıklığın tespit edilebilmesi için, malvarlığının satış değeri esas alınmak suretiyle, hesap yılı sona ermeden iki hesap yılı sonu arasında çıkarılan bilançodur. Burada düzenlenecek ara bilanço, hem en az 2/3 oranındaki sermaye kaybını, hem de borca batıklığı tespit bakımından esas oluşturacaktır. Bilançodan tespit edilen duruma göre, değişen hukuki sonuçlar öngörülmüştür.Burada düzenlenen ara bilançonun amacı ve fonksiyonu, ortaklığın tüm malvarlığının tasfiyesi halinde, mevcut tüm gerçek borçların karşılanıp karşılanmayacağının tespitidir.Yıllık bilanço ya da ara bilanço hazırlandıktan sonra, bilançodan sermayenin kaybedilip kaybedilmediği anlaşılacaktır. Burada kast edilen sermaye, esas sermayedir. Esas sermaye sabit bir rakamdır. Maddede öngörülen sermayenin yarısının kaybedilmesinin tespitinde, öz kaynak ? esas sermaye ilişkisi esas alınmaktadır. Öz kaynak ise, ortaklığın toplam aktifleri tutarı ile borçları arasındaki farktır.Bu durumda, bir ortaklığın sermayesinin kaybedildiğinin anlaşılması için, önce öz kaynak değeri bilançodan tespit edilecek ve bu değer esas sermaye rakamı ile karşılaştırılacaktır. Eğer, öz kaynak değeri esas sermayeden küçükse, bu durumda sermaye kaybı söz konusudur.Aciz halinin varlığı ? borca batıklık- şüphesi durumunda ise, aktiflerin satış fiyatlarının esas alındığı ara bilanço düzenlenecektir. Burada sadece bilançoda yer alan rakamların değerleme ilkeleri değişmektedir. Bu şekilde tespit edilen değerlerle elde edilen kaybın, sermayenin 2/3'ünü göstermesi halinde, artık kanunda öngörülen tedbirler alınacaktır. Yine elde edilen değer sonucu, ortaklığın borca batık olduğu da tespit edilebilir.Düzenlenen ara bilançodan, anonim ortaklığın borca batık olup olmadığının tespit edilmesi halinde, durumun mahkemeye bildirilerek anonim ortaklığın iflasının sağlanması gerekmektedir.Borca batıklık kavramı kanunda tanımlanmamıştır. Borca batıklık, ortaklığın mevcut ve alacaklarının, borçlarını karşılamaya yetmemesi anlamına gelir. Borçların mevcudu geçmiş olması, borca batıklığın maddi unsurunu oluşturur.Borca batıklık, aciz halinden farklı bir kavramdır. Aciz hali, borçlunun muaccel hale gelen para borçlarını ödemesi için gerekli olan ödeme araçlarından, geçici olmayan yoksunluğudur.Borca batıklık ile, ödemelerin tatili de birbirinden farklı kavramlardır. Borçlunun ödemelerini tatil etmiş olması, muaccel hale gelmiş ve çekişmesiz para borçlarını genel ve süreklilik arz eden bir şekilde ödememesi veya ödeyememesi hali olarak tanımlanabilir. Borçlunun ödemelerini tatil etmiş olması, aciz halinin açık bir görüntüsüdür. Fakat aciz halinin tek görüntüsü ödemelerin tatil edilmiş olması değildir. Oysa borca batıklık ödeme yeterliliğine göre değil, borçlunun malvarlığı ile borçları arasındaki dengeye göre belirlenir.Her ne kadar kanun, borca batıklığın tespiti amacıyla ara bilanço düzenlenmesini, aciz hali şüphesinin varlığına bağlamışsa da, doktrinde de çoğunluk tarafından kabul edildiği gibi, burada yanlış bir değerlendirme söz konusudur. Zira yukarıda da belirttiğimiz gibi, aciz hali ile borca batıklık, birbirilerinden farklı kavramlardır ve her aciz hali görülen durumda borca batıklık söz konusu olmayabilir. Bu durumda, TTK m. 324 gereğince yönetim kurulunun ara bilanço düzenleyeceği zaman, borca batıklık şüphesinin bulunduğu zaman olmalıdır.TTK 324. maddenin 1. fıkrasına göre, son yıllık bilançodan, esas sermayenin yarısının karşılıksız kaldığının anlaşılması üzerine, yönetim kurulu derhal toplanarak, durumu genel kurula bildirecektir. Esas sermayenin yarısından daha az sermaye kayıpları, pay sahipleri ve alacaklılar açısından çok tehlikeli görülmemiş ve kanunda düzenlenmemiştir. Ancak herhangi bir düzenleme olmamasına rağmen, yine de sermayenin eksildiğini tespit eden yönetim kurulu, genel kurula bilgi vermeden mali durumun düzeltilmesi için bazı girişimlerde bulunabileceği gibi, yıllık raporunda durum ve alınacak tedbirlerle ilgili açıklamalar yaparak, ya da olağan veya olağanüstü genel kurul toplantısının gündeminde bu konuya yer vererek, durumdan genel kurulun haberdar olmasını ve başvurulacak tedbirler hakkında görüşme yapılarak, karar alınmasını sağlayabilir.Doktrinde baskın olarak kabul edildiği üzere, 324. maddenin 1. fıkrasında, öncelikle ortaklığın ve pay sahiplerinin korunması düşüncesiyle hareket edilmiştir. Maddede, alacaklıların çıkarlarının korunması amaçlanmamış, bu halde alacaklılara veya üçüncü kişilere herhangi bir hak tanınmamıştır.Maddenin 1. fıkrasında genel kurulun, yönetim kurulu tarafından toplantıya çağrılacağı açıkça öngörülmüştür. Genel kurulu toplantıya çağrı görevi, maddede açıkça yönetim kuruluna yüklenmiştir. Kanunda açıkça düzenlenmiş olması sebebiyle, yönetim kurulunun ortaklığın mali durumunun bozulması halindeki görevi, devredilemeyen görevlerindendir. Bu sebeple, yönetim kurulunun, 324. maddede düzenlenen görevini devretmesi hukuken mümkün değildir, birlikte kullanmak durumundadırlar. Yönetim kurulunun mutlaka toplantı yapmasına gerek bulunmamaktadır. TTK m. 330/II uyarınca, yönetim kurulu kararını bir üyenin teklifine diğerlerinin yazılı olarak muvafakat etmesi şeklinde de alabilir. Bunun yanında, yönetim kurulunun sermaye kaybı ile ilgili olarak alınacak tedbirleri görüşmek amacıyla toplantı yapmasına ise bir engel yoktur.Yönetim kurulu genel kurulu toplantıya çağrı hazırlıkları yapacak, genel kurula sunulacak iyileştirme tedbirlerini belirleyecektir. Bu hazırlıklar için harcanacak süre makul bir ölçüyü aşmamalıdır. Maddeye göre, sermaye kaybı son yıllık bilançodan tespit edileceğinden, genel kurul, olağan toplantıya çağrılacaktır. Çünkü zaten kanunen, iş yılının bitiminden itibaren üç ay içerisinde olağan genel kurul toplantısı yapılacaktır (TTK m. 364/I). Genel kurul ister olağan, ister olağanüstü toplantıya çağrılsın, gündem¬de bu hususa, açıklık ilkesine uygun bir biçimde yer verilmesi gerekir.Her ne kadar maddede genel kurulun toplantıya yönetim kurulu tarafından çağrılacağı belirtilmişse de, genel kurulun denetçiler ve azınlık tarafından da toplantıya çağrılması mümkündür.Kanun, sermayenin yarısının kaybedilmesi halinde, genel kurula herhangi bir karar alması yönünde bir yükümlülük yüklememiştir. Genel kurul, sermayenin yarısının kaybedildiğinin anlaşılması üzerine, sermayeyi artırmak, yönetim kurulunu değiştirmek veya kurul veya diğer yöneticilere talimat vermek, bazı işleri durdurmak veya artırmak yönlerinde talimat vermek gibi tedbirler alabileceği gibi, herhangi bir tedbir almaya da mecbur değildir.Türk Ticaret Kanunu'nun 324. maddesinin 2. fıkrasında, 1. fıkrasına göre daha ağır mali durum bozulması düzenlenmiştir. Maddeye göre, şirketin aciz halinde bulunduğu şüphesini uyandıran emareler mevcutsa idare meclisi aktiflerin satış fiyatları esas olmak üzere bir ara bilançosu tanzim edecektir. Düzenlenen ara bilançodan, esas sermayenin üçte ikisinin karşılıksız kaldığının tespit edilmesi halinde, umumi heyet bu sermayenin tamamlanmasına veya kalan üçte bir sermaye ile iktifaya karar vermediği takdirde şirket feshedilmiş sayılacaktır. 2. fıkrada artık kanun koyucu genel kurulun istediği gibi karar vermesinin önüne geçerek, alabileceği kararları açıkça göstermiştir. Zira bu orandaki mali durum bozulması kanun koyucu tarafından alacaklılar için daha tehlikeli görülmüş ve bu doğrultuda düzenlenmiştir.Her ne kadar maddede yönetim kurulunun genel kurulu toplantıya çağıracağı açıkça düzenlenmemişse de, yönetim kurulunun genel kurulu toplantıya çağrı zamanı bakımından burada da, 1. fıkradaki hususlar geçerlidir. Buna göre, yönetim kurulu 2/3 oranında sermaye kaybını tespit eder etmez, derhal genel kurulu toplantıya çağıracaktır. 2/3 oranında sermaye kaybı, herhangi bir zamanda durumdan şüphelenilmesi üzerine düzenlenen ve yıllık bilanço esaslarına tabi olmayan bir ara bilançodan tespit edileceği için, yönetim kurulu çoğu kez genel kurulu olağanüstü toplantıya çağırmak zorunda kalacaktır. Asgari gündem tıpkı olağan genel kurul toplantısında olduğu gibi yasayla belirlenmiştir. Yönetim kurulu toplantı gündemine kanunda öngörülen tedbirlerin her ikisini de koymak zorundadır. Hatta genel kurul gündeminde bu kararlardan biri alınmadığı takdirde otaklığın infisah edeceğinin de belirtilmesi gerektiği, pay sahiplerinin toplantının önemini kavramaları bakımından gereklidir.Kanunda sermayenin 2/3 ünün kaybedilmesi halinde, yönetim kuruluna yükümlülük yüklendiği gibi, genel kurula da yükümlülük getirilmiştir. Sermaye kaybının genel kurula bildirilmesiyle, genel kurulun sermayenin tamamlanmasına ya da kalan üçte bir sermaye ile yetinilmesine karar vermesi, aksi takdirde ortaklığın feshedilmiş sayılacağı kabul edilmiştir. Bildirim üzerine genel kurul kanunen, ya kalan sermaye ile yetinmeye ya da sermayenin tamamlanmasına karar verecektir.Burada kalan üçte bir sermaye ile yetinilmesinden kastedilen, esas sermayenin en az üçte birine kadar inmesi, azaltılmasıdır. Öz kaynaklar olduğu gibi bırakılmaktadır, başka bir deyişle bu tür sermaye indirimi ile ortaklık sermayesi gerçek duruma uydurulmaktadır. Yoksa genel kurulca hiçbir işlem yapılmadan sadece yetinme kararı alınması değildir. Burada kast edilen, TTK m. 397/II maddesi anlamında bir ?basitleştirilmiş? esas sermaye indirimi kararı almaktır.Basitleştirilmiş sermaye indiriminin uygulanabilmesi için öncelikle, zararlar sonucunda bilançoda bir açığın oluşması gerekmektedir. Alacaklıları davet, haklarını ödeme veya temin prosedüründen vazgeçilebilmesi için, sermaye indiriminde amaç, bilanço açığının kapatılması olmalıdır. TTK m. 324'e göre aranan bilanço açığı, maddede öngörülen, 2/3 veya daha fazla sermaye kaybıdır. Bilanço açığı tespit edildikten sonra sermaye indirimine gidildiğinde, indirimin en fazla bilanço açığı nispetinde yapılması gerekmektedir.Basitleştirilmiş sermaye indirimi, bilanço zararı ölçüsünde yapılacak olmasının yanında, esas sermaye hiçbir şekilde yasada öngörülen en alt sınırın altına indirilemeyecektir (TTK m. 396/4). Ayrıca sermaye kaybı halinde, ortaklığın mali durumunun ıslahı halinde bile, hisse senetlerinin itibari kıymeti en az 1 yeni kuruşa kadar indirilebilecektir (TTK m. 399/3).TTK m. 397/2 uyarınca, basitleştirilmiş esas sermaye indiriminin uygulanması halinde, yönetim kurulu alacaklıları davetten ve bunların haklarının ödenmesinden veya temininden vazgeçebilir. Ancak basit usulde de bilirkişi raporu yine alınmak zorundadır. Yani mahkemece tayin edilecek üç kişilik bilirkişi heyetinden alınacak raporla, esas sermayenin azaltılmasına rağmen ortaklık alacaklılarının alacaklarını tamamen karşılayacak miktarda aktifler mevcut olduğunun tespit edilmesi gerekmektedir.TK m. 324/2 de, esas sermayenin 2/3'ünün karşılıksız kalması halinde alınacak kararlardan bir diğeri olan sermayenin tamamlanması, öğretide de çoğunluk tarafından da kabul edildiği gibi, malvarlığında eksilen kısmın tamamlanarak, esas sözleşmedeki miktara uygun hale getirilmesini ifade eder. Burada amaç, ortaklığın malvarlığı (öz kaynağı) ile esas sermayesi arasındaki dengeyi tekrar kurarak, pay sahibi, alacaklı ve şirketle ilişkiye girecek üçüncü kişileri korumaktır. Kanunen öngörülen sermayenin tamamlanması iki şekilde yapılabilir: Pay sahiplerinin taahhütlerinin artırılması veya esas sermaye indirimi ile birlikte sermaye artırımı yoluna gidilmesiPay sahiplerinin taahhütlerinin artırılması yoluyla sermayenin tamamlanmasında, genel kurul kararı alınarak, pay sahipleri ortaklığa yeni öz kaynak getirmeyi borçlanmaktadırlar. Eğer, sermayenin tamamlanmasına karar verildikten sonra, pay sahiplerince yapılacak ek ödemeler yoluyla tamamlama şekli seçilmez veya bunun için gerekli olan oybirliği sağlanamazsa, bu sefer ikinci ihtimal olan, esas sermayenin önce mevcutlar düzeyine indirilmesi, sonra da eski miktarına çıkarılması yönteminin uygulanması gerekir. Bu yöntemin yasal dayanağı, TTK m. 396/I'dir.Kanunda her ne kadar genel kurulun alabileceği kararlar, kalan sermaye ile yetinilmesi ve sermayenin tamamlanması olarak öngörülmüşse de, mali durumun iyileştirilmesini ve işletme faaliyetine devamını arzu etmeyen genel kurul, fesih kararı da verebilecektir, ortaklığın sona ermesini beklemek zorunda değildir.Kanunen, genel kurul, ortaklık sermayesinin 2/3 ünün kaybedilmesi halinde, kalan sermaye ile yetinme veya sermayenin tamamlanması kararlarından birini almaz ise, ortaklık infisah eder,TTK 436. madde uyarınca, alacaklılar da esas sermayesinin 2/3 ünü kaybeden şirketin feshine karar verilmesini mahkemeden isteyebilirler.TTK m. 324/2 uyarınca; yönetim kurulunun satış fiyatları üzerinden hazırlayacağı ara bilançodan, bu sefer, ortaklığın aktiflerinin, alacaklıların alacaklarını karşılamaya yetmediğinin anlaşılması halinde, yönetim kurulu, bu durumu derhal mahkemeye bildirmeye mecburdur. Mahkeme bu takdirde, ortaklığın iflasına hükmeder. Ancak, ortaklığın mali durumunun iyileştirilmesi mümkün görülüyorsa, yönetim kurulu veya bir alacaklının talebi üzerine mahkeme, iflas kararını erteleyebilir. Bu durumda mahkeme, envanter tanzimi veya bir yediemin tayini gibi, ortaklık mallarının muhafazası için gerekli tedbirleri alır. Düzenlemede görülmektedir ki, borca batıklık halinde kural, ortaklığın iflası, istisna ise maddi durumun erteleme yolu ile iyileştirilmesidir.Borca batıklık bildiriminde bulunabilmek için, ortaklığın malvarlığının borçlarını karşılamaya yetmiyor olması, yani gerçekten borca batık durumda bulunması gerekmektedir. Bildirimde bulunmak için açığın ne kadar olduğunun bir önemi bulunmamaktadır. Yönetim kurulu, ortaklığın borca batık durumda olduğunu tespit ettikten sonra, mahkemeye, (i) ya sadece borca batıklık durumunu bildirir, (ii) ya iflasın açılması istemiyle başvurur ya da (iii) iflasın ertelenmesini ister.Şirketin borca batık olduğu yönetim kurulu tarafından, yetkili ve görevli mahkemeye bildirildikten sonra, bu bildirim geri alınamaz, feragat edilemez.Alacaklıların borca batıklık nedeniyle iflâsın açılmasını isteme imkânı, İİK m. 179'da öngörülmüştür. Bununla alacaklılara, alacaklarını kısmen almayı hatta hiç alamamayı göze alarak ortaklığın kalan varlıklarının belli bir sistem dâhilinde ve eşit olarak dağıtılmasını sağlama imkanı verilmektedir. Burada alacaklılar için bir yükümlülük değil, ihtiyari bir yetki söz konusudur. Alacaklılar öncelikle, alacaklı olduklarını ispat etmek zorundadırlar.TTK m. 324/2 ve İİK m. 179/1'de sayılanların dışındakilere borca batıklık bildiriminde bulunma yetkisi verilmediğinden, mesela pay sahipleri ortaklığın borca batık olduğu gerekçesiyle iflasının açılmasını veya iflasın ertelenmesini talep edemeyecekler, yani borca batıklık bildiriminde bulunamayacaklardır. Aksi halde mahkemece borca batıklık bildiriminde bulunma hakkının mevcut bulunmadığı gerekçesiyle, iflasın açılması veya iflasın ertelenmesi talebi esasa girilmeden reddedilecektir. Buna karşılık pay sahipleri ortaklıktan alacaklı olmaları halinde, iflas talebinde bulunabileceklerdir.İİK m. 154/3 gereğince, iflâs davalarında yetkili ve görevli mahkeme borçlunun muamele merkezinin bulunduğu yer ticaret mahke¬mesidir. Borca batıklık bildirimi ve bununla birlikte yapılan iflâsın açılması veya erte¬lenmesi istemleri çekişmesiz yargıya dahildir. Bu nedenle bildirim ve başvurular¬da hasım gösterilmez. Basit yargılama usulü uygulanacaktır.Borca batıklık bildiriminin ilânının ve duruşma yapılmasının zorunlu olmadığı kabul edilse bile, mahkemenin resen araştırma yapabileceği ilkesi gereği, delillerin toplanması amacıyla yapılacak çağrı dola¬yısıyla, durumun alacaklılara duyurulması mümkün olabilecek ve yapılacak duruşmada alacaklılara davaya müdahale ve itirazda bulunma imkanı sağlanabilecektir.Bildi¬rimde bulunan yönetim kurulu, bildirim ile birlikte ara bilançoyu da mahkemeye sunmak zorundadır. Hatta ara bilançonun yanında, ortaklığın borca batık olduğunu gösteren her türlü belgeyi de mahkemeye ibraz etmelidir. Mahkeme, ortaklı¬ğın gerçekten borca batık durumda olup olmadığını resen incelemek ve durumu tespit etmek zorundadır. Mahkeme borca batıklığı tespit ettiği takdirde, ortaklığın iflasına karar verecektir. Mahkeme borca batıklık bildirimine rağmen, ortaklık borçlarının henüz mal¬varlığını aşmadığını tespit ederse, kural olarak istemin reddine değil, "iflâsın açıl¬masına yer olmadığına? veya ?iflası gerektiren bir durum olmadığına? karar verecektir.TTK m. 324 ve İİK m. 179'a göre, borca batık halde bulunan bir ortaklığın iflas etmesi kuralsa da, eğer ki ortaklığın iyileştirilme ihtimali mevcut ise yönetim kurulunun veya herhangi bir alacaklının talebi ile, mahkemece iflas yerine iflasın ertelenmesine karar verilebilecektir. Bu bağlamda, borca batık haldeki sermaye şirketleri ve kooperatiflerin kendileri veya alacaklılarının sunacakları bir iyileştirme projesinin mahkemece kabulü ve mahkemece verilecek süre içerisinde uygulanması neticesinde borca batık halden ve iflastan kurtulacaklardır.İflâsın ertelenmesine karar verilebilmesi için her şeyden önce idare ve temsille yetkili kişiler, şirket tasfiye halinde ise tasfiye memurları veya bir alacaklı tarafından yetkili ve görevli mahkemeye borca batıklığın bildirilmiş olması zorunludur. Bunun yanında, borca batık haldeki bir ortaklığın iflasına karar verilebilmesi, bu yönde bir talebin varlığına bağlıdır. Mahkeme kendiliğinden iflâsın ertelen¬mesine karar veremez.Ortaklığın mali durumunun iyileştirilmesi ümidi olup olmadığının tespit edilerek iflasın ertelenmesine karar verilebilmesi için mahkemeye bir iyileştirme projesinin de sunulması gerekmektedir. Bu projede hangi iyileştirme tedbirlerinin alınacağının, mali durumun düzeltilmesinin ne şekilde sağlanacağının açıkça belirtilmesi ve projenin ciddi ve inandırıcı olduğunu ispat için gerekli tüm bilgi ve belgelerin de proje ile birlikte mahkemeye sunulması zorunludur. İflasın ertelenmesi kararı verilebilmesi, mahkemece bu projenin ciddi ve inandırıcı bulunması koşuluna bağlanmıştır.Yönetim kurulunun TTK m. 324 den doğan yükümlülüklerini yerine getirmemesi halinde, hukuki ve cezai sorumluluğu söz konusu olacaktır. Yönetim kurulu üyeleri, gerek kanunun gerekse de esas sözleşmenin yüklediği yükümlülükleri yapmamaları halinde, gerek ortaklığa gerek pay sahiplerine gerekse de şirket alacaklılarına karşı müteselsilen sorumludurlar. Yine, genel kurulun aldığı kararların sebepsiz olarak yerine getirilmemesi halinde de, yönetim kurulu üyelerinin müteselsil sorumluluğu söz konusudur. Her ne kadar kanunen, kanun veya esas sözleşmenin yüklediği görevlerden birisinin murahhaslara bırakılması halinde, müteselsil sorumluluk esası uygulanmayıp, murahhas sorumlu olmakta ise de, yönetim kurulunun TTK m. 324 kapsamındaki görevi, kurul olarak kullanmak zorunda olduğu, murahhaslara bırakamayacağı görevlerdendir. Bu sebeple, öğretide de baskın olarak kabul edildiği gibi, yönetim kurulu TTK m. 324'den doğan yükümlülüğünü kurul halinde kullanmak zorunda olduğundan, her halde yerine getirilmemesi sebebiyle yönetim kurulu üyelerinin müteselsilen sorumluluğu söz konusudur.Aynı şekilde, kanun veya esas mukavele ile kendilerine yüklenen vazifelerini hiç veya gereği gibi yapmayan denetçiler sorumlu olacaklardır. Bu sebeple, mali durumun bozulması ile ilgili olarak görevlerini yapmayan denetçiler, bu yüzden doğan zararlardan yönetim kurulu gibi ve onunla birlikte şirkete, pay sahiplerine ve alacaklılara karşı hukuki olarak sorumludurlar (TTK m.359). Pay sahipleri dava açma haklarını yönetim kurulu üyeleri hakkında olduğu gibi karar almak suretiyle toplu halde veya münferiden dava açmak suretiyle kullanabilirler. Bunun yanında TTK m. 359'un m. 341'e yaptığı yollama sebebi ile, genel kurulun denetçiler aleyhine dava açmamaya karar vermesi halinde, yine azınlık denetçiler hakkında dava açılmasını talep ederek, dava açılmasını sağlayabileceklerdir. Denetçilerin sorumluluğu halinde, yönetim kurulu üyelerinin hukuki sorumluluğu hakkındaki hükümler kıyasen uygulanmaktadır. Denetçiler, ortaklığın mali durumunun bozulması halinde, görevlerini hiç veya gereği gibi yapmadıkları takdirde, doğan zararlar için kusursuz olduklarını ispat etmedikçe müteselsilen sorumludurlar.

Author

Dr. Selin Gürel

How to Cite

Selin Gürel (Yüksek Lisans Tezi). Anonim ortaklıklarda mali yapının bozulması, 2011, Galatasaray University.

License

Tüm Hakları Saklıdır

This work is shared under the specified license terms.

More theses from Galatasaray University