Galatasaray University
Institute

Institute of Graduate Studies in Social Sciences

Galatasaray University

1,374

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Archived Theses

10 Tez
Master'sOpen AccessTR

Beyin bilgisayar arayüzlerinin kullanıcıda sebebiyet verdiği irade sakatlığı halleri ve sözleşmeye etkisi

Çalışmanın birinci bölümünde; beyin bilgisayar arayüzü teknolojisine ilişkin teorik bilgilerin ardından, nöro haklar kuramı ile beyin bilgisayar arayüzlerinin doğurduğu güvenlik ve etik sorunları ele alınmıştır. Bu bölümde, çalışmanın ilerideki bölümlerinde yapılan analizlerin teknik altyapısı gösterilmeye ve çalışmada risk olarak değerlendirilen hususların varsayımsal değil, gerçek birer risk olduğu ortaya konulmaya çalışılmıştır. Çalışmanın ikinci bölümünde, sözleşmenin kurucu unsuru olarak irade beyanı ve arayüz vasıtasıyla iletilen iradelerin niteliği ele alınmıştır. Arayüzün irade ileten bir araç olarak kullanılması konusundaki rolü tespit edilmeye çalışılmış, ardından sözleşmenin geçerlilik şartlarının incelemesine geçilmiştir. Çalışmanın üçüncü bölümünde, ikinci bölümde ele alınan irade sakatlıkları ve aşırı yararlanma halinin sözleşme üzerindeki etkisi incelenmiştir. Bu çerçevede irade sakatlığı ve aşırı yararlanma hali etkisi altında kurulan sözleşmenin geçerliliği ile bu hallerin tarafların tazminat yükümlülüklerine etkisi ele alınmıştır.

Mehmetcan Sayıntürk
Galatasaray University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
10
DoctorateOpen AccessTR

Çevresel halk katılımının bir aracı olarak yargı: Karşılaştırmalı hukukta yargısal ve yarı-yargısal katılım modelleri ve araçları

Yaşadığımız çevrenin temiz, güvenli ve sürdürülebilir olması yaşamlarımızı olumlu yönde etkileyerek güzelleştirmektedir. Çevre kirlenmiş ve bozulmuşsa yaşamımızı sağlıklı bir biçimde sürdürmemiz de mümkün olamayacaktır. Temiz, güvenli ve sürdürülebilir bir çevre yaşamımızdan vareste düşünülemez. Dolayısıyla, çevresel meselelerde bizlerin yani halkın katılımının sağlanması önem taşımaktadır. Tez çalışmasında, bu öneme binaen çevresel konularda halkın katılımı incelenmekte ve çevresel halk katılımının bir aracı olarak yargıya odaklanarak yargısal ve yarı yargısal organlar aracılığıyla çevresel meselelerde halk katılımının nasıl gerçekleştirilebileceğini konu edinmektedir. Bu doğrultuda, belirli ortak nitelikleri taşıyan yargısal ve yarı yargısal çevresel halk katılımı modelleri tasnif edilerek incelenmiştir. Son olarak, tez çalışmasında çevresel meselelerde halk katılımının etkililiği ile incelenen yargısal ve yarı yargısal çevresel halk katılımı modellerinin etkililiği değerlendirilmiştir. Bu değerlendirmeler sonucunda yargısal ve yarı yargısal nitelikteki çevresel halk katılımı modelleri ile çevresel halk katılımını hukuk düzeninde etkili kılmak isteyen herhangi bir ülkeye önerilerde bulunulmuştur.

Aarhus SözleşmesiAnayasa hukukuAvrupa insan hakları hukuku+7
Merve Alçık Engürülü
Galatasaray University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Kodlardan kadrajlara: Türkiye'deki sinemasal üretimlerde yapay zeka

Sinema, insanın duygu ve düşünce dünyasını yansıtmasında güçlü bir araç olarak ortaya çıkar. Teknolojik ilerlemelerle birlikte sinema hem ifade biçimlerini hem de hikâye anlatımını yeniden şekillendirmiştir. Günümüzde yapay zekâ, yalnızca yaşamın her alanına nüfuz etmekle kalmamış, aynı zamanda sanat ve yaratıcılık süreçlerine de yeni bir boyut kazandırmıştır. Bu bağlamda, sinemanın yapay zekâ ile entegrasyonu, sinemanın geleceği ve dönüşümü üzerine önemli bir tartışma alanı yaratmıştır. Bu çalışma, sinemanın geleceğini temsil eden sinemacıların yapay zekâya yönelik algılarını ve bu teknolojilerin sinemaya entegrasyon sürecini anlamayı hedeflemektedir. Türkiye'deki sinemacıların gözünden saha çalışması ile yapılan bu değerlendirme, yapay zekâ ve sinema ilişkisinin hem sanatsal hem de teknik boyutlarına ışık tutmaktadır.

Post sinema
Eylül Ezgi Türker
Galatasaray University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessFR

Bir kadın deneyimi olarak kürtajın göstergeler arası çevirisi: Annıe Ernaux'nun Olay adlı romanından Audrey Dıwan'ın Olay başlıklı filmine

This Master's thesis examines the representation of the feminine experience of abortion in Annie Ernaux's novel Happening (L'événement) (2000), through a comparative study of two analyses: a literary semiotic analysis of Ernaux's autobiographical work and an analysis of its intersemiotic translation to film as Happening (L'Événement) (2021), directed by Audrey Diwan. The novel that functions as the film's starting text is the account of an experience of clandestine abortion survived in 1963, narrated, thirty years after its occurrence, from personal documentation by the author. Twenty years after the novel's publication in 2000, director Audrey Diwan produced a film adaptation of the novel under the same name. The film, which at first glance contains quite different features from the novel, has won numerous awards and is an outstanding example of intersemiotic translation. The first analysis, which focuses on the novel Happening (L'événement), draws on the semiotic theory established by the Paris School of Semiotics (l'École sémiotique de Paris). Based on Ferdinand de Saussure's theory of the linguistic sign, the theory of literary semiotics of the Paris School has evolved since its founding in the 1960s, thanks to the contributions of its members, notably founders Algirdas Julien Greimas and Jean-Claude Coquet. Sündüz Öztürk Kasar has attempted to apply the model of literary semiotic analysis to literary translation. The model she uses is based on several theories developed in and around the Paris School of Semiotics, such as Jean-Claude Coquet's theory of instances of enunciation (la théorie des instances énonçantes), Algirdas Julien Greimas' actantial schema, Roland Barthes' semiological analysis and Gérard Genette's narratological approach. The second analysis treats Audrey Diwan's film Happening (L'Événement) as a corpus from the perspective of intersemiotic translation, a field at the intersection of Adaptation Studies and translatology. The model of intersemiotic analysis is proposed by Katerina Perdikaki, who draws her theories and reference terminology from Adaptation Studies and Translation Studies, but her main point of departure is Kitty van Leuven-Zwart's classification of intersemiotic translation. Perdikaki adopts certain aspects of van Leuven-Zwart's model and adds to it the specific characteristics of cinema as an audiovisual means of communication. Within the framework of these two analyses, the present study aims to observe the evolution of the representation of a lived experience, the female experience of abortion, in the form of a narrative that has circulated between different media.

Elif İklim Rençper
Galatasaray University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Platform kapitalizminde pornografik üretimin ekonomi politiği: onlyfans örneği

Bu tez pornografinin tarihi, dijitalleşmenin evrimi ve günümüzde dijitalleşme ile kapitalizmin kesişiminde şekillenen platform kapitalizminin dinamiklerini derinlemesine analiz etme çabası olarak görülmelidir. OnlyFans örneği üzerinden dijitalleşme, kapitalizm ve patriyarkanın birbirini besleyen koşulları ve etkileri incelenmekte; pornografik üretimin dönüşümü ve bu dönüşümün ekonomi-politik yapı ile ilişkisi ele alınmaktadır. 1990'lar itibarıyla her eve girmeye başlayan internet teknolojisi, herkes tarafından sınırsız ve ücretsiz bilgiye ulaşmanın bir aracı olduğu ölçüde eşit ve özgür bir alan olarak kurgulanma potansiyeli barındırıyordu. Ancak dijitalleşmenin içinde geliştiği neoliberal koşullarda internet, sermaye birikimine katkı sağlayacak biçimde yeniden düzenlendi. Bugün internet sayesinde ulaşılan her içerik ve hizmete aracılık eden şirketler çeşitli biçimlerde komisyonu kendi payına alarak zenginleşmektedir. Bilgi ve iletişim teknolojilerinde yaşanan ilerlemelerle birlikte kurulan ekonomi-politik yapı, yeni düzenin örgütlenişine dair analizleri zorunlu kılmaktadır. Bu bağlamda kökleri 1980'lere uzanan esnek ve güvencesiz çalışma koşullarının somutlaştığı platform çalışma modeli, COVID-19 pandemisiyle birlikte ivmelenen Onlyfans üzerinden değerlendirilecektir. Pornografik içerik üretimiyle özdeşleşen Onlyfans, bireysel içerik üreticilerine abonelere özel paylaşımlarda bulunması için aracılık eden bir platformdur. Abonelik ve diğer ücretlendirmeler üzerinden komisyon keserek payına düşeni alan Onlyfans; pezevenksiz, güvenli, çok kazanabilmeyi mümkün kılan bir dijital seks işçiliği vadeder görünmektedir. Oysa platformun sahibi şirket, içerik üreticilerinden kestiği komisyon ve topladığı kişisel veriler ile sermayesini büyütmekte ve öte taraftan bedenlerin ve cinselliğin metalaşmasına katkıda bulunmaktadır. Yarısından fazlasını kadınların oluşturduğu platformdaki pornografik içerikler ise, internet pornografisiyle alternatif temsillerin yaygınlaştığı iddiasının aksine erkek bakışa hitap eden temsillerin devamlılığı olarak görünmektedir. Bu tez, Onlyfans sahibi şirketin patron-içerik üreticisi çelişkisini gizlemek adına "kendi işinin patronu olma" söylemini benimsediği ve pornografik temsillerdeki cinsiyet temelli eşitsizliği sürdürdüğü iddiasını taşımaktadır. Çalışma, dijital çağda pornografik üretimin ekonomik ve toplumsal olarak durduğu yeri platformun yapısı ve içerik üreticilerinin deneyimleri üzerinden tartışarak, bu üretim biçiminin toplumsal yapıları nasıl yeniden ürettiğini anlamayı amaçlamaktadır. Bu amaç doğrultusunda pornografi ve dijitalleşmeye dair tarihsel bir izlek sunduktan sonra çoğunlukla erkeklere hitap ettiği iddia edilen pornografik içeriklerin bugün dijital ekonomideki biçimini; Onlyfans örneği üzerinden değerlendirmektedir. Bu değerlendirmeye Onlyfans platformu üzerinden bedenleri ve cinsel eylemlerinin paylaşımıyla gelir elde eden 7 kişiyle yapılan yarı-yapılandırılmış görüşmelerin bulguları da dahil edilmektedir. Türkiye'de 2023 Haziran'ında "kamu ahlakına ve Türk aile yapısına uygun olmayan içeriklerin paylaşılması" gerekçesiyle Onlyfans'e getirilen erişim engelinin, güvencesiz çalışma koşullarını derinleştirdiği düşünülmektedir. Bugünkü ekonomi-politik bağlam ve platform kapitalizmine özgü çalışma biçimlerinin birlikte yorumlanacağı tezin bu açıdan özgün bir katkı sunacağı düşünülmektedir.

Nisanur Atıcı
Galatasaray University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Günlük gazeteyle propaganda: Demokrat (1979-1980)

Bu çalışmada 1979-1980 tarihleri arasında Devrimci Yol hareketi tarafından yayımlanan günlük Demokrat gazetesindeki politik propagandanın temel nitelikleri incelenmiş ve bu çerçevede gazetenin tarihçesi ortaya konulmuştur. Araştırma sonucunda gazetenin devrimci popülist bir hegemonya projesi olan Devrimci Yol'un propaganda yayını olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

Basın tarihiPropaganda araçlarıSiyasal propaganda
Uğur Demirbilek
Galatasaray University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Milletlerarası ticari tahkim anlaşmalarının kurulmasında zımni irade beyanı

Milletlerarası ticari tahkim anlaşmalarının temel unsuru hiç kuşkusuz tahkim iradesidir. Zira tarafların olağan yargı yolu olan devlet mahkemelerinin dışında ve fakat yine de hukuk sisteminin bağlayıcılık atfettiği yegâne yargı yolu olan tahkime başvurabilmeleri tahkim anlaşması ile mümkün olabilmektedir. Bununla beraber tahkim anlaşmalarının kurucu unsuru olan tarafların ortak tahkim iradesinin varlığı ve geçerliliğine ilişkin yaklaşımların milletlerarası ticari hayatın son yüzyılda kaydettiği gelişime paralel olarak bir evrim geçirdiği görülmektedir. Bu evrimin somut yansımalarının görüldüğü konulardan biri de, tahkim iradesini tabulaştırmak yönündeki eğilimin artık terk edilmesi gerektiğine yönelik yaklaşımdır. Bu bağlamda, kurulması açısından sözleşmeler hukuku prensiplerine tabi tahkim anlaşmalarında tarafların tahkim iradelerini açık olarak beyan edebilmelerinin yanı sıra, özellikle kanundan aldığı güçle zımnen de beyan edebilmelerinin mümkün kabul edilmesi önemli bir değişimin işareti olmuştur. Benzer bir yaklaşım, tahkim iradesini yöneten hukuk olan tahkim anlaşmasının esasına uygulanacak hukuk konusunda da benimsenmelidir. Bu bağlamda çalışmamızda, esaslarını ortaya koymak ve çeşitli hukuki engelleri bertaraf etmek suretiyle kavramsal olarak incelediğimiz zımni tahkim iradesinin, uyuşmazlık öncesi ve sonrası çeşitli görünüm şekilleri ile tahkim anlaşmasının esasına uygulanacak hukukun zımnen seçilmesi noktasında doktrinde genel olarak benimsenen teoriler değerlendirilerek, zımni irade beyanı kavramının milletlerarası ticari tahkimin ihtiyaçları karşısındaki rolü yeniden belirlenmeye çalışılmıştır.

Yağmur Kayıklık
Galatasaray University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Anonim şirket pay sahibinin bilgi alma hakkının sınırları

Pay sahibi için en önemli haklardan biri olan bilgi alma hakkının hangi sınırlar çerçevesinde kullanılabileceğinin tespiti hem pay sahipleri hem de şirket açısından oldukça kritiktir. Nitekim uygulamada da bu konuyla ilgili birçok ihtilafla karşılaşılmaktadır. Bu kapsamda çalışmamız ile amaçlanan, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu madde 437/3'te yer alan şirket sırrı ve korunması gereken diğer şirket menfaatleri başta olmak üzere, bilgi alma hakkının kullanılmasına ilişkin sınırların mümkün olduğunca netleştirilmesi ve uygulamada bu hususta ortaya çıkabilecek ihtilaflara bir nebze ışık tutulabilmesidir. Bu minvalde, çalışmanın ilk bölümünde hakkın kullanılmasına ilişkin temel sınırlara odaklanılırken; çalışmanın ikinci bölümünde pay sahibine bilgi verilmesinin sınırlarına değinilmiş ve son olarak çalışmanın üçüncü bölümünde bilgi alma talebinin haksız olarak reddedilmesinin hukuki sonuçları üzerinde durulmuştur.

Anonim şirketlerTürk ticaret hukuku
Pınar Akkaya
Galatasaray University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessFR

Makine ve organizmadaki ilişki

Starting with Descartes and moving through Kant, Uexküll, and Goldstein up to Canguilhem, the relation between organism and machine has been reinterpreted within different conceptual frameworks. The central claim is that living beings are essentially normative and that the difference between organism and machine should be understood not as one of degree but of kind. This study aims to highlight the limits of mechanistic explanation as well as the creative autonomy of technics as an organic externalization of life.

Mert Muhammed Sönmez
Galatasaray University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

İş sözleşmesinin özel hayat nedeniyle feshi

"İş Sözleşmesinin Özel Hayat Nedeniyle Feshi" isimli bu çalışmada özel hayat kavramı, iş sözleşmesine yansıyan boyutuyla ve fesih olgusu ışığında incelenmiştir. Kişinin özgür, mahrem ve güvenlikli alanı olan özel hayat, hukuksal açıdan gizliliği ve saygı duyulması esas olan bir hayat alanıdır. Kişiye sıkı sıkıya bağlı, mutlak, dokunulmaz, vazgeçilmez, parayla ölçülmez ve devredilmez nitelikli bu hayat alanının tespiti için çeşitli kriterler ortaya atılmış, bu kriterlerle özel hayat kavramı, çeşitli tanımlamalara konu olmuştur. Bu tanımlar, zamana ve mekâna göre değişiklik gösterse de günümüzde özel hayat, gizliliği ve saygı duyulması esas bir hak olarak kabul edilip korunmaktadır. Hem özel hukuku hem de kamu hukukunu ilgilendiren, bu nedenle de hem kişilik hakkı hem de insan hakkı olarak korunan özel hayata saygı hakkının kapsamı oldukça geniştir. Kişilik hakkı yönüyle sağlık ve vücut bütünlüğü, kimlik, ad, görüntü, ses, şeref ve haysiyet, kişisel veriler değerlerini içeren; insan hakkı yönüyle ise özel hayat, aile hayatı, konut dokunulmazlığı ve haberleşme hürriyeti gibi değerlerle ilgili olan özel hayatın gizliliği hakkı gerek uluslararası gerekse ulusal hukuktaki düzenlemelerle koruma altındadır. Bu koruma, herkes gibi iş sözleşmesiyle çalışan işçilerin özel hayatı açısından da geçerlidir. Bu nedenle çalışmanın ilk bölümü özel hayat kavramına ayrılmış, ikinci bölümde ise özel hayatın iş sözleşmesine yansıyan kısmı ele alınmıştır. İş sözleşmesi, devamlı, güvene dayalı ve kişisel nitelikli bir sözleşme olarak, işçinin özel hayat alanından net ve kesin sınırlarla ayrılması mümkün olmayan bir ilişki kurar. Bu ilişki bir yandan işçinin özel hayatını sınırlandıran bir işlev görürken diğer yandan da işverenin iş sözleşmesinden doğan hak ve yetkilerine bir sınır çizer. Gerçekten iş sözleşmesinin karakteristik yanı olan bağımlılık unsuru ve bu unsurun somutlaştığı işçinin itaat borcu, işverenin menfaatlerine zarar vermeme yükümü yükleyen sadakat borcu ile birlikte işçinin iş sözleşmesine yansıyan özel hayatını sınırlar. Bağımlılık unsuru ile itaat borcu, özel hayatı bağımsızlık unsuru yönüyle etkilerken sadakat borcu, ifade hürriyeti ve çalışma hürriyeti bakımından etkiler. İş hukukunun işçiyi koruma prensibi ise, işçinin özel hayatının iş sözleşmesinde dahi korunmasını zorunlu kılar. Bu açıdan işçinin sahip olduğu özel hayata saygı hakkı, işverenin sözleşme serbestisi hakkı ile yönetim hakkını hukuka uygun şekilde kullanmasını gerektirirken koruma ve gözetme borcuna aykırı davranmasını da engeller. Bu bakımdan, dilediği işçi ile sözleşme yapma özgürlüğüne sahip işveren, sözleşme görüşmeleri sırasında ayrımcılık yapmaktan kaçınmak ve işin niteliği gerektirmediği takdirde işçinin özel hayatına ilişkin sorular sormamak zorunda kalır. Ayrıca işverenin iş sözleşmesinin devamı sırasındaki işe giriş çıkışlarda parmak izi okutma ve üst araması yapma, işyerinde arama yapma, işçileri ve haberleşmelerini izleme ve gözetleme, işçinin sosyal medya hesaplarını denetleme, işyerinde sigara ve alkol tüketimi ile dış görünüşe ilişkin kurallar getirme, işyerinde gönül ilişkisini yasaklama gibi uygulamaları ve talimatları işçinin özel hayatına müdahale oluşturur. Bu müdahale, işverenin kanundan ve iş sözleşmesinden doğan yönetim hakkını kullanmasıyla gerçekleşir ve işverenin yönetim hakkının karşısında işçinin itaat borcu bulunur. Ancak işçinin itaat borcundan söz edilebilmesi için, işverenin yönetim hakkını hukuka uygun şekilde kullanması gerekir. Bu noktada özel hayata müdahalede hukuka uygunluk testi gündeme gelir. Çalışmamızda hukuka uygunluk testi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi kararları ışığında oluşturulan üç aşamalı teste, eşit davranma ilkesine uygunluk şeklindeki dördüncü aşama eklenerek ortaya konulmuştur. Bu teste göre ilk aşama, özel hayata müdahale eden uygulamanın hukuki dayanağının bulunması; ikinci aşama, hukuki dayanağa sahip müdahalenin meşru amacının olması; üçünü aşama, meşru amacı bulunan müdahalenin gerekli, orantılı ve ölçülü olması; dördüncü ve son aşama ise, hukuki dayanağı olan, meşru amacı bulunan, amaca ulaşmak noktasında gerekli, orantılı ve ölçülü olan müdahalenin eşit davranma borcuna uygun olmasıdır. Bu aşamaları geçen işveren müdahalesi hukuka uygun kabul edilir ve hukuka uygun müdahale işçiye katlanma külfeti getirir. İşverenin özel hayata müdahale oluşturan talimatı, dört aşamalı hukuka uygunluk testinin herhangi bir aşamasını karşılayamadığında ise, müdahalenin hukuka aykırılığından bahsedilir ve hukuka aykırı müdahale işçi açısından itaat borcu doğurmaz. İşverenin yönetim hakkı açısından hukuka uygunluk, bu hakkın hukuka uygun şekilde kullanılmasını ifade ederken; koruma ve gözetme borcu açısından bu borca riayet doğrudan hukuka uygunluk sağlar. Bir başka deyişle, işverenin koruma ve gözetme borcuna uygun davranması hukuka uygunluk, bu borca aykırı davranışı hukuka aykırılık teşkil eder. Bu nedenle, işçinin özel hayatına müdahale de koruma ve gözetme borcuna aykırı davranışla gerçekleşir. İşverenin psikolojik ve cinsel tacizi, iş sağlığı ve güvenliği önlemlerine aykırı davranması ve kişisel verileri hukuka aykırı olarak işlemesi, işçinin özel hayatına haksız müdahale oluşturur. İşverenin işçinin özel hayatına hukuka aykırı müdahalesi işçi açısından, işverenin hukuka uygun müdahalesine işçinin karşı koyması ise işveren açısından sözleşmenin feshini gündeme getirir. Çalışmamızın üçüncü bölümünde iş sözleşmesinin özel hayat nedeniyle feshi, işçi tarafından yapılan fesih ve işveren tarafından yapılan fesih olarak ayrı ayrı ele alınmıştır. İş sözleşmesinin özel hayat nedeniyle işçi tarafından feshi, feshe gerekçe gösterilen özel hayatın işçinin veya işverenin özel hayatı olmasına göre farklı incelenmiştir. Bu kapsamda, işçinin iş sözleşmesinin feshine kendi özel hayatını gerekçe göstermesi mümkündür ve bu, sonuçlarına göre çeşitli şekillerde olabilir. Her şeyden önce, fesihte tam bir serbestiye sahip olan işçi, belirsiz süreli iş sözleşmesini özel hayatında kalan herhangi bir nedenle sona erdirebilir. Bu sona erdirme şekli, işçinin süreli feshidir ve işçi, yeni iş arama izni ile hak edişleri dışında herhangi bir tazminata hak kazanmaz, bu açıdan kıdem tazminatı talebinde bulunamaz. İşçilik alacaklarının en önemlisi olarak görülen ve bir yıldan fazla kıdeme sahip işçilere ödenen kıdem tazminatı, iş sözleşmesinin ancak 1475 sayılı Önceki İş Kanunu'nun hâlen yürürlükte olan 14. maddesinde sayılan nedenlerle sona ermesi halinde söz konusu olur. İşçi açısından özel hayat nedeniyle fesihte kıdem tazminatına hak kazandıran fesih hâlleri, kadın işçinin evlenmesi nedeniyle iş sözleşmesini süreli feshi, işçinin sağlık nedenleriyle İş Kanunu'nun 24/I. maddesi uyarınca derhal feshi ve işçinin özel hayatına yönelik ahlak ve iyiniyet kurallarına aykırılık nedeniyle İş Kanunu'nun 24/II. maddesi uyarınca derhal feshidir. İşverenin işçinin özel hayatına haksız saldırıda bulunması veya hukuka aykırı şekilde kullandığı yönetim hakkı kapsamında bu hayata saygı hakkını ihlal etmesi, ahlak ve iyiniyet kurallarına uymayan hâl kapsamında işçi açısından haklı neden teşkil eder. Haklı nedenin varlığı halinde işçi, sözleşmenin belirli veya belirsiz süreli olması fark etmeksizin ve bildirim süreleriyle bağlı olmaksızın iş sözleşmesini sona erdirebilir ve kıdem tazminatına hak kazanır. Bu hususlar, işçinin özel hayatının feshe etkisine ilişkindir. Çalışmamızı bu alanda yapılan çalışmalardan farklı kılan diğer bir yön de iş sözleşmesinin özel hayat nedeniyle feshi hâlinin yalnızca işçinin özel hayatı açısından değil; işverenin özel hayatı açısından da ele alınmış olmasıdır. Kural olarak yalnızca işçi açısından kişisel nitelikli ilişki kuran iş sözleşmesi, işverenin kişilik özellikleri öncelenerek yapıldığı takdirde işveren açısından da kişisel ilişkisi kurar. Toplum nezdinde tanınırlığı ve itibarı olan bir avukatın yanında yalnızca o avukatla çalışmak maksadıyla yapılan iş sözleşmesi buna örnektir. İşveren bakımından da kişisel ilişki kuran iş sözleşmesi, işverenin kişilik özellikleri öncelenerek yapıldığı için, işverenin kişiliğinde veya kişiliğini kapsayan özel hayatında meydana gelen olayların iş sözleşmesinin feshine gerekçe yapılmasını mümkün kılar. Örneğin, yukarıdaki örnekte toplum nezdinde itibarı ve ünü bulunan avukatın adının yolsuzluk iddialarına karışması, hakkında hapis cezası ile mahkumiyete karar verilmesi ve bu nedenle toplum önündeki itibarının zedelenmesi, böylece ününün kötü üne dönüşmesi hâlinde, işverenin özel hayatında meydana gelen olayın iş sözleşmesini etkilemesi söz konusu olur. İşverenin özel hayatında meydana gelen olayın, işçi açısından sözleşmeye devamını çekilmez kılacak nitelikte bulunması hâlinde ise işçi, iş sözleşmesini İş Kanunu'nun 24/II. maddesi uyarınca haklı nedenle derhal feshedebilir. İş sözleşmesi her zaman için işçi açısından kişisel nitelikli ilişki kurduğu için, işçinin özel hayatının işveren tarafından iş sözleşmesinin feshine gerekçe yapılması da sıklıkla söz konusu olur. Çalışmamızda, iş sözleşmesinin özel hayat nedeniyle işveren tarafından feshi, işçinin özel hayatında meydana gelen olayın geçerli neden ya da haklı neden teşkil etmesine göre ayrı ayrı incelenmiştir. Geçerli neden olgusunun sadece iş güvencesine tabi iş sözleşmelerinde söz konusu olduğu gözetilerek bu kapsamda öncelikle iş güvencesine tabi olmayan iş sözleşmelerinde özel hayat nedeniyle fesih ele alınmış ve burada yalnızca iki sınır olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Gerçekten de iş güvencesi kapsamında olmayan iş sözleşmelerinde işverenin fesih hakkı, sadece ayrımcılık yasağı ve hakkın kötüye kullanılması yasağı bakımından sınırlandırılmıştır. Bu sınırlama, işverene ayrımcılık tazminatı veya kötüniyet tazminatı öngörülmek suretiyle getirilmiştir. Zira bu yasaklara aykırılık hâlinde dahi fesih bildirimi iş sözleşmesini sona erdirmekte; ancak işveren bu yasaklara aykırı davranışı sebebiyle işçiye tazminat ödemekle yükümlü kılınmaktadır. İş güvencesine tabi iş sözleşmelerinde ise işverenin fesihte geçerli nedene dayanması zorunlu olduğundan, işçinin özel hayatında meydana gelen olayın geçerli neden teşkil etmesi şarttır ve bunun için işçinin özel hayatındaki olgunun iş sözleşmesine olumsuz yansıması aranır. Feshin geçerli nedene dayanması şartının yanı sıra, işverenin fesih bildiriminin mutlaka yazılı yapılması, fesihte fesih nedeninin açık şekilde belirtilmesi, feshin son çare ilkesine uygun olması ve işçi davranışlarına dayanan fesihte işçinin savunmasının alınması şartlarının da gerçekleşmesi gerekir. Bu şartların birinin bile eksik olduğu fesihler geçersiz fesih olduğundan, işçinin feshe itiraz etmesi ve itiraz neticesinde işçinin işe iadesine karar verilmesi mümkündür. Geçerli fesih ise, iş sözleşmesini sona erdirir ve işçiye diğer hak edişleriyle birlikte koşulları varsa kıdem tazminatı ödenir. Geçerli fesih, bir tazminatlı fesih hâli olduğundan, çatışan menfaatleri dengeleme işlevi de görür. Bu bakımdan, işverenin işçinin özel hayatına müdahalesinin de işçinin bu müdahaleye karşı koymasının da haklı olduğu hâller açısından bir çözüm yolu sunar. Aşı uygulaması bu duruma örnektir. İş güvenliğinin gerektirdiği hâllerde işverenin aşı uygulaması başlatması, hukuka uygunluk şartlarını sağladığında işçinin özel hayatına hukuka uygun müdahale teşkil eder. Diğer taraftan aşılanma, işçinin özel hayatı kapsamındaki vücut bütünlüğü değerine iş saatleri dışında da etki eden ve geri alınması olanaksız olan bir müdahaledir ve işçiden buna katlanmasını beklemek hakkaniyete aykırılık oluşturur. Bu durumda çözüme, iş sözleşmesinin geçerli nedenle feshedilmesi yoluyla ulaşılır. Böylece işveren iş güvenliğine uyum sağlayacak bir başka işçiyi işe alma imkânı elde ederken işçi de kıdem tazminatı hakkından yararlandırılarak vücut bütünlüğüne müdahalede bulunulmayacak başka bir iş arama olanağı bulur. Özel hayatın işveren tarafından yapılan fesihte haklı neden teşkil etmesi de mümkündür. Bu hâller, sağlık sebepleri, ahlak ve iyiniyet kurallarına aykırılık hâlleri, zorlayıcı sebepler ve işçinin gözaltına alınması veya tutuklanmasıdır. İşçinin sağlığından kaynaklanan kanunda düzenlenen sebepler, işçinin şahsında gerçekleşen ve işe devamını bir haftadan fazla süreyle imkânsız kılan sebepler ile işçinin gözaltına alınması veya tutuklanması nedeniyle ihbar sürelerini aşan süre işe devamsızlık yapması sebepleri, işverene bildirim sürelerini beklemeksizin iş sözleşmesini derhal sona erdirme imkânı tanır ve fesih sonucunda işçi kıdem tazminatına hak kazanır. Buna karşılık, ahlak ve iyiniyet kurallarına uymayan sebeplerle yapılan fesih, işçiye kıdem tazminatı kazandırmaz. Bu açıdan, ahlak ve iyiniyet kurallarına uymayan hâller ve benzerlerine dayanan fesih, geçerli nedenle fesihten ve diğer haklı nedenle fesih hâllerinden sonucu itibariyle ayrılır. Ahlak ve iyiniyet kurallarına uymayan hâller, işçinin, işverenin veya işyerindeki işçilerin özel hayatına haksız saldırıda bulunduğu hâlleri kapsadığı gibi, işçinin özel hayatına işveren tarafından gerçekleştirilen ve işçinin uyması gereken hukuka uygun müdahalelere karşı geldiği hâlleri de kapsar. Çalışmamızda, iş sözleşmesinin özel hayat ile ilişkisi fesih olgusu ışığında incelenmiş, feshin tarafları ve sebeplerine göre farklı sonuçlara yer verilmiştir. Bu inceleme neticesinde bazı hâllerde, iş sözleşmesinin feshinin özel hayatı sınırlandırıcı bir işlev gördüğü, bazı hâllerde ise özel hayatın iş sözleşmesinden doğan fesih hakkına sınırlama getirdiği sonucuna ulaşılmıştır.

Serra Şen
Galatasaray University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00