Sosyal medyada yabancılaşmanın felsefi ve psikolojik açıdan çözümlemesi
2022
0 views
0 downloads
Advisor: Prof. Dr. Adnan Ömerustaoğlu
Abstract (TR)
Yabancılaşma kavramı, özne olan insanın ürettiği ve sahip olduğu şeyler karşısında "olmak"lığını kaybedip nesne durumuna düşmesi olarak tanımlanmaktadır. Toplumsal yaşamın tüm alanlarında bireyler aktif yer aldıklarından bu kavram doğumdan ölüme kadar tüm alanı içine alacak şekilde alan yazında ele alınmaktadır. Yabancılaşma kavramının iktisat teorisi çerçevesinde etkin bir şekilde Marx tarafından kullanıldığı görülmektedir. Bu kavram bugün Sosyoloji'den başlayıp Felsefe ve Psikoloji'ye kadar birçok bilim dalında referans kavram haline gelmiş olup üzerinde araştırmalar yapılmaktadır. Diğer taraftan dijital dönüşümün etkinliği tüm dünyadaki bireyleri ağına almış durumdadır. Her dört kişiden üçü bu ağın bir bileşeni ve kullanıcısı durumundadır. Bu ağlarda etkileşim sağlamakta, bu etkileşim davranış, fikir ve kimliklerin oluşmasına etki etmektedir. Böylece toplum-birey ve bireyin bireyle ilişkilerinde yeni etkileşim biçimleri ve sorunları ortaya çıkmaktadır. Sosyal medya platformları ile birlikte insan ilişkilerinde değişimlerin olduğunu dair alan yazında yapılan birçok çalışma bize göstermektedir. Bu platformlarla birlikte oluşan sanal kimliklerin gerçek hayatta bireylerin birçok sorunla karşılaşıp kendine yabancılaştığı görülmektedir. Gerçeklikle sanallığın birbirine karıştığı ve bireyin kendine yabancılaşarak giderek yalnızlaştığı yapılan çalışmalar göstermektedir. Bu araştırma, Özel Eğitim Öğretmeni ve bu alan okuyan öğrencilerin sosyal medya kullanıcısı olarak gerçeklik, kaygı, gözetim, mahremiyet, benlik sunumu, var olma ve beğenilme bağlamında yabancılaşma kavramına maruz kalmanın felsefi ve psikolojik bir çözümlemeye tabi tutmaktadır. Böylece günlük yaşam ve sanallıkla olan ilişkisinde hangi duygulara maruz kaldığı ve duygu durumundaki değişimleri görülebilmektedir. Özel Eğitim öğretmenleri engelli bireylerle çalıştıklarından daha stresli bir iş ortamına sahip olduklarından bu streslerini sosyal medya ağlarını kullanarak giderdikleri ve bununda onlarda yabancılaşmaya neden olmaya neden olup olmadığı araştırmaya çalışılmıştır. İnsan ilk günden günümüze kadar insanın kendi olma durumundan başka durumlara evirilmesi tartışılagelmiştir. Kendi olma durumu dışındaki hal ise yabancılaşma kavramıyla ifadelendirilmektedir. Sosyal medya ya da sanal dünya bugün nerdeyse tüm insanların hayatının merkezindedir. Bu günlük yaşamın sanal ve gerçeklikle iç içe olduğu anlamına gelmektedir. Bu durum birçok sosyal medya kullanıcısı hayatında neyin gerçek neyin sanal olduğu sorusuyla karşı karşıya kalmasını sağlayabilmektedir. Yaşanmakta olan bu durum, felsefi ve psikolojik tartışmayı da beraberinde gerektirmektedir. Sanal medya kullanıcılarındaki yabancılaşma; bir tarafta Baudrillard'ın 'gerçeklik ve sanallık', Buaman'ın 'akışkanlık teorisi', Lacan'nın dijital dünya eleştirisi, Durkheim'ın anomi kavramına getirdiği açılım tartışmaların ana merkezini oluşturmaktadır. Bugün sosyal medya mecralarında sosyalleşmek için kurulan forumlara bakıldığında tanımadığımız, yüz yüze görüşmediğimiz, gerçeklikte var olmayan ama sanalda var olan ve iletişime geçtiğimiz kimi zaman aşk, kimi zaman nefret ve korku duyduğumuz bu dünya modern dönem felsefe, sosyoloji, iletişim, iktisat ve psikolojinin araştırma alanına girmiş görünmektedir. Sanal dünyanın gerçeğin yerini alarak yeni iletişim ve sosyal ilişkiler ağı oluşturması, bireyi hem felsefi açıdan hem de psikolojik olarak bir çöküntüye doğru çektiği gerçeğiyle karşı karşıya bırakabilmektedir. Değerlerin yitirilme nedeni olarak görülen sanal gerçeklik evreni, değer ya da norm diye bir şeyin kalmadığı anlayışı ile yapılan tartışmaları beraberinde getirmektedir. Bunun nedeni ise dijital çağın getirmiş olduğu hızlı değişim ve bu sosyal ağlar üzerinden hızlı bir iletişimin ortaya konmasında yatmaktadır. Böylece bireyler bu hızlı değişim, hızlı iletişim ve bağ ile büyülenmiş hale geldiği tartışmalarını başlatmıştır. Birey girdiği her sosyal ağda farklı bir kimlik edinebilmekte ve farklı bir sosyal statüyü kendine belirleyebilmektedir. Hızlı bir şekilde yeni imajlar yaratarak kendini gösterebildiği gibi gelebilecek eleştiriler karşısında da kendini yok edebilmektedir. Tüm bu kimliklerin gerçeklikle bir ilişkisinin olmasının zorunluluğu görünmediğinden birey bunu rahatlıkla yapabilmektedir. Sanal dünyanın yeni vatandaşları, bu dünya içinde kendilerini olabildiğince özgür hissetmelerine rağmen diğer taraftan tüm hayatlarının bir gözetim altında olduğu, bir tarafta gözetlerken diğer taraftan ise gözetlendiğinin farkındadır. Bu bazı kullanıcılar için kaygı uyandırırken bazı kullanıcılar takipçi artırmak için hayatlarının ifşa edilmesi için bir avantaj olarak gösterilebilmektedir. Böylece mahremiyet kavramının sanal içinde zaman geçiren birey için nasıl bir anlam kaybı yaşadığı görülebilmektedir Ucu açık sorularla bireylerin deneyimleri; gerçeklik algısındaki değişim, paylaşılan olayları kaçırma kaygısının boyutu, tüm yaşamın gözeten ve gözetilen bir mekâna indirgenmesi, mahremiyet algısındaki değişimler, sanalda gösterilmeye çalışılan benlik sunumlarının değişkenliği, normalde gerçekleştirilmesi gereken etkileşimin sanala doğru kayarak sosyal anksiyete bozukluğunu çağrıştığı, paylaşımlar üzerinden sürekli var olma ve beğeni sayısını merak etmede gösterilen bağımlılığa neden olduğu görülmeye çalışılmaktadır. Sosyal medya kullanıcılarının felsefi ve psikolojik durumların anlaşılabilmesi için gerçeklik algısı, gözetim anlayışı, mahremiyete yaklaşımı, kaygı durumu, var olma ve beğenilme çabası açısından incelenmesi çalışmanın amacını oluşturmaktadır. Bu çalışma, nitel araştırma yöntemlerinden durum çalışmasına göre desenlenmiştir. Bu araştırmada özel eğitim öğretmen adayları ve özel eğitimde çalışan öğretmenlerin, sosyal medya ve sosyal medya kullanımına ilişkin algılarının detaylı bir şekilde incelemek amaçlandığı için bu desen uygun görülmüştür. Hem özel eğitim öğretmen adayları hem de özel eğitim uygulama okulunda çalışan öğretmenlerin sosyal medya kullanımı ve sosyal medyada yabancılaşmalarına bakıldığı için bu çalışma durum desenlerinden iç içe geçmiş tek durum desenine uygundur. Nitel araştırma gözlem, görüşme ve doküman analizi gibi nitel veri toplama yöntemlerinin kullanıldığı, algıların ve olayların doğal ortamda gerçekçi ve bütüncül bir biçimde ortaya konulmasına yönelik nitel bir sürecin izlendiği araştırma türü olarak tanımlanmaktadır. Durum çalışmasında, bir veya daha fazla durum derinlemesine araştırılır. Ortam, kişiler, olaylar, süreçler vb. bir bütün olarak ele alınıp araştırılarak var olan durumdan nasıl etkilendiklerine odaklanılır. Durum çalışmalarında dört desen bulunduğunu ve bu desenlerden biri olan iç içe geçmiş tek durum deseninde, tek bir durum için birden fazla birim ya da alt tabakanın söz konusu olduğunu ifade etmektedir. Araştırma yöntemi olarak derinlemesine görüşme tekniği kullanılmıştır. Bu yöntem, araştırılan konuların bütün boyutlarıyla ele alınmasını sağlamak ve ayrıntılı cevaplara ulaşmak amacıyla açık uçlu sorulardan oluşturulmaktadır. Böylece bireylerden birebir bilgi toplama kolaylığı sağlayan bu teknik, karşısındaki kişinin duygu, bilgi, deneyim ve gözlemlerine ulaşmasına olanak sağlamaktadır. Araştırmanın veri analizi için betimsel analiz tekniği kullanılmıştır. Betimsel analiz, ham verilerin bir okuyucu için rahatlıkla anlayabileceği ve ihtiyaç duyduğunda kullanabileceği bir biçime getirmeyi amaçlamaktadır. Betimsel çözümlemede elde edilen veriler önceden planlanan temalara göre özet hale getirilmekte ve yorumlanmaktadır. Bu çözümlemenin amacı; görüşülen ya da gözlenen bireylerin görüşlerinin çarpıcı bir biçimde yansıtmak amacıyla doğrudan alıntılara sık sık yer vermesidir. Bu araştırama katılımcılarla yaptığı görüşme sonucunda; katılımcılar %52.7'si sosyal medya ağlarında tanıdığı kişilerle iletişim içinde olduklarını, tanımadıklarının iletişim isteklerini kabul etmediklerini belirmektedir. % 46.3'ü tanımadığı kişilerle sosyal medya üzerinde iletişim kurmakta ve onlarla yüz yüze görüşmeyi arzuladığını da söylemektedir. Katılımcılardan (f:23) 18'i kadın 5'i erkek toplamda 23'ü gelişmeleri kaçırdıklarında kaygı duyduklarını, bundan dolayı sosyal medya ağlarını sürekli takip ettiklerini söylerken (f:8) 6'sı kadın, 2'si erkek 8'i katılımcı bir kaygı duymadıklarını belirtmektedir. Katılımcıların (f:31) hepsi sosyal medya platformlarında olmayanı varmış gibi göstermek ve bunun çok ve sıklıkla yapıldığını, abartılı bir şekilde gösterildiğini dile getirmektedir. Anahtar Kelimeler: Yabancılaşma, Sosyal Medya, Gerçeklik, Sanallık, Kaygı, Gözetim, mahremiyet, Benlik Sunumu
Author
Dr. Ali Öner
Institution

Biruni University
Division of Psychological Counseling and Guidance
How to Cite
Ali Öner (Yüksek Lisans Tezi). Sosyal medyada yabancılaşmanın felsefi ve psikolojik açıdan çözümlemesi, 2022, Biruni University.
Keywords
License
Tüm Hakları Saklıdır
This work is shared under the specified license terms.
More theses from Biruni University
- Yetişkin kadınların tükettikleri besinler ile öfke ve öfke ifade tarzları arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi(2018)
- Diyetisyenlerin sosyal medyadaki paylaşımlarının bilimsel ve etik yönden incelenmesi (ınstagram örneği)(2018)
- Hemşirelerin çocuk sevme düzeyleri ve ebeveynlik tutumları arasındaki ilişki(2018)
- Endoskopi hemşireliği hasta bakım uygulamalarının kolonoskopi işlem kalitesi üzerine etkilerinin değerlendirilmesi(2019)
- Üniversite öğrencilerinin yaşam kalitesi beden algısı ve beslenme durumunun saptanması(2019)
- Üniversite öğrencilerinin çocuk istismar ve ihmaline yönelik farkındalıkları(2019)