Adıyaman University
Faculty

Faculty of Medicine

Adıyaman University

162

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Archived Theses

10 Tez
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Adıyaman Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk Acil Servisine farmakolojik ajanlar alımı sonrası zehirlenme şikayeti ile başvuran hastaların sosyodemografik, klinik ve laboratuar özelliklerinin irdelenmesi

Amaç: Çalışmamızda Adıyaman Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk Acil Servisine tıbbi ilaç zehirlenmesi şikayetiyle başvuran hastaların demografik, sosyokültürel ve laboratuvar bulgularının retrospektif olarak incelenmesi ve alınabilecek önlemlerin neler olabileceğinin ortaya konması amaçlandı. Gereç ve yöntemler: Çalışmada Ocak 2013 ile Aralık 2013 tarihleri arasında Adıyaman Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk Acil Servisine tıbbi ilaç zehirlenmesi şikâyetiyle başvuran 256 hastanın kayıtlı bilgileri geriye dönük olarak tarandı. Dosyalardan hastaların yaşları, cinsiyetleri, yaşadıkları yer, anne-baba eğitim düzeyi, hastaneye başvuru süreleri, klinikte yatış süresi gibi parametreler incelendi. Ayrıca olguların laboratuvar değerleri, zehirlenmeye sebep olan ilaç türü ve zehirlenme sebebi (kaza-intihar) kayıt edildi. Verilerin istatistiksel analizinde SPSS 20.0 (SPSS Inc, Chicago, IL, USA) paket programı kullanıldı. Bulgular: Çalışmaya önceden belirlenen kriterlere uyan 256 hasta alındı. Olguların 180'ini (%70,3) kaza sonucu, 76'sı (% 29,7) ise intihar amaçlı zehirlenmeler idi. Olguların 134'ü (% 52,3) kız, 122'si (% 47,7) ise erkek idi. Tüm zehirlenme olguları dikkate alındığında cinsiyet açısından farklılık saptanmadı. Ancak, intihar amaçlı zehirlenmelerde kızlarda anlamlı düzeyde farklılık olduğu görüldü (p< 0.001). Ebeveynlerin eğitim düzeyleri ile zehirlenmeler arasında anlamlı bir ilişki saptanmadı. İlaç alımı ile hastaneye başvuru süresi açısından zehirlenme ve intihar grupları arasında fark olduğu saptandı (p<0.05). Olguların 216'sının (% 84,3) bir, 28'inin (% 10,9) iki, 12'sinin (% 4,6) ise üç ve üzeri farklı ilaç ile zehirlendiği saptandı. Kaza ile zehirlenen grupta birden fazla ilaç ile zehirlenme oranı %5,3 iken, intihar amacı ile zehirlenenlerde bu oran % 39,5 olarak saptandı ve bu açıdan her iki grup arasındaki fark anlamlı idi (p<0.001). Ebeveynlerin eğitim düzeyleri incelendiğinde; lise ve üstü eğitim düzeyi oranlarına bakıldığına annelerdeki oranın babalardakinden anlamlı düşük olduğu görüldü. En sık zehirlenme etkenleri analjezik ve antipiretik ilaçlar (% 41,7) idi. Lökositoz (n:18, % 7), kreatinin artışı (n:12, % 4,6), LDH yüksekliği (n: 10, % 3,9) en sık patolojik laboratuvar bulguları idi. Sinüs taşikardisi (n:31, % 12) ve QT uzaması (n:13, % 5) en sık patolojik EKG bulguları idi. Hastaların büyük çoğunluğunda semptomatik tedavi yeterli olmasına rağmen; bazı hastalara ilave tedaviler uygulandı Her iki hasta grubu arasında hastanede kalış süreleri açısından fark izlenmedi (p=0.393). Sonuç: Tüm yaş gruplarında ilaç zehirlenmeleri görülmesine rağmen özellikle 5 yaş altı çocuklarda kaza ile ilaç alımı ve 12 yaş üstü çocuklarda intihar girişimi nedeniyle ilaç alımı daha sık görülmektedir. İlaçlara bağlı zehirlenme olaylarında toplumun eğitim düzeyinin yükseltilmesi, hastaneye erken başvuru, uygun tedaviler ve yakın izlem sayesinde ölüm veya istenmeyen sonuçlarda belirgin azalma sağlanabileceğini düşünüyoruz. Anahtar kelimeler: Çocukluk çağı, demografik özellikler, laboratuar bulguları, tıbbi ilaç, zehirlenme

Acil servis-hastaneAcil tıp servisleriAdıyaman+4
Kasım Özarslan
Adıyaman University
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Vernal keratokonjonktivit hastalarındaki korneal değişikliklerin korneal topografi ile değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmada, kliniğimizdeki vernal keratokonjonktivit (VKK) hastaların korneal topografik değişikliklerinin Sirius korneal topografi ile değerlendirilmesi ve sağlıklı kontrol grubu ile karşılaştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve yöntem: Bu çalışmaya; VKK grubu 112 hastanın 224 gözü ile sağlıklı 114 gönüllünün 228 gözü alındı. Hastaların ve sağlıklı grubun; yaşı, cinsiyeti, en iyi düzeltilmiş görme keskinliği Snellen eşeline göre değerlendirildi. Her katılımcıya Goldmann aplanasyon tonometresi ile göz içi basıncı ölçümü, biyomikroskopik muayenesi, fundus muayenesi yapıldı. Korneal topografi, tüm hastalara deneyimli bir teknisyen tarafından Sirius (Cso, Floransa, İtalya) ile çekildi. Bulgular: Gruplar arasında yaş ve cinsiyet açısından anlamlı fark saptanmadı (p>0,05). VKK grubu 112 kişinin 224 gözü değerlendirildiğinde 65 (% 29) göz tarsal, 101 (% 45) göz limbal ve 58 (% 26) göz karışık tip VKK görüldü. Santral kornea kalınlığı, minimum kornea kalınlığı değerleri VKK grubunda kontrol grubuna göre anlamlı olarak daha düşük saptandı (p<0.0045). Arka simetri endeksi (SIf), keratokonus ön tepe noktası (KVf), keratokonus arka tepe noktası (KVb), Baiocchi Calossi Versaci front (BCVf), Baiocchi Calossi Versaci back (BCVb) değerleri VKK grubunda kontrol grubuna göre anlamlı olarak daha yüksek saptandı ((p<0.0045). Kornea hacmi, simülasyon keratometri 1(Sim K1), simülasyon keratometri 2 (Sim K2), ön simetri endeksi (SIf) değerleri her iki grup arasında anlamlı fark saptanmadı (p>0.0038). Sirius korneal topografi sistemi ile VKK grubunda 224 göz topografik olarak tanı sınıflamasına göre değerlendirildiğinde; 159 (% 71) göz normal, 35 (% 15,6) göz anormal, 17 (% 7,6) göz keratokonus şüphesi, 13 (% 5,8) göz keratokonus olarak sonuçlandı. Kontrol grubu 114 kişininin 228 gözü topografik olarak tanı sınıflamasına göre değerlendirdiğinde; 228 göz (% 100) normal olarak sonuçlandı. VKK alt tipleri topografik olarak tanı sınıflamasına göre değerlendirildiğinde; gruplar arasında anlamlı fark saptanmadı (p=0.078). Topografik olarak keratokonus tanısı alan hastaların normal tanı alan hastalara kıyasla yaş ortalaması istatistiksel olarak anlamlı daha yüksek saptandı (p<0,05). Keratokonus tanısı alan hastaların normal tanı alan hastalara kıyasla, en iyi düzeltilmiş görme keskinliği Snellen eşeline göre istatistiksel olarak anlamlı daha düşük saptandı (p<0,05). Sonuç: Çalışmamızda, VKK grubu kontrol grubuna kıyasla anormal kornea lehine topografik değişiklikler ve daha fazla oranda keratokonus ve keratokonus şüphesi görülmüştür. Bu nedenle, VKK hastalarının takiplerinde korneal değişikliklerin değerlendirilmesi ve keratokonusun erken teşhisi için topografik tetkiklerin kullanılması faydalı olacaktır.

Göz hastalıklarıKeratokonjunktivitKeratokonus+3
Ali Hakim Reyhan
Adıyaman University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Odağı saptanamayan ateşli, iyi görünümlü çocuklarda, ciddi bakteriyel enfeksiyon varlığının laboratuvar belirteçleri ile değerlendirilmesi

ÖZET Odağı Saptanamayan Ateşli, İyi Görünümlü Çocuklarda Ciddi Bakteriyel Enfeksiyon Varlığının Laboratuvar Belirteçleri ile Değerlendirilmesi Amaç: Ateş odağı saptanamayan iyi görünümlü hastalarda ciddi bakteriyel enfeksiyonile viral enfeksiyonların ayırımını yapmak, antibiyotik tedavisine karar vermek açısından çok önemlidir. Bu çalışmanın amacı, ateş odağı saptanamayan iyi görünümlü 3 ay-17 yaş arası çocuklarda, ciddi bakteriyel enfeksiyon varlığını belirlemede kullanılabilecek klinik ve laboratuvar belirteçlerinin tanımlanmasıdır. Gereç ve yöntem: Bu ileriye dönük çalışmaya, çocuk polikliniğine ateş yakınması ile başvuran, iyi görünümlü, öykü ve fizik muayene ile ateş odağı saptanamayan, yaşları 3 aydan büyük (3 ay-17 yaş) 118 hasta alındı. Tüm hastaların yaş, cinsiyet, ateşin derecesi, ateşin süresi gibi klinik ve lökosit sayısı, nötrofil/lenfosit oranı, ortalama trombosit hacmi, eritrosit çökme hızı, fibrinojen, C-reaktif protein, prokalsitonin, tam idrar analizi, ön-arka akciğer grafisi, kan ve idrar kültürü gibi laboratuvar bulguları kaydedildi. Bulgular: Çalışmaya alınan 118 hastanın 14'ünde (% 11,9) ciddi bakteriyel enfeksiyonsaptandı. Dört hasta (% 28,6) gizli bakteriyemi, 6 hasta (% 42,9) idrar yolu enfeksiyonu ve 4 hasta (% 28,6) pnömoni tanısı aldı. Ateşin derecesi, ateş süresi, lökosit sayısı, ortalama trombosit hacmi ve fibrinojen değerleri açısından iki grup arasında anlamlı fark bulunmadı. ROC analizinde 0,57 mg/dl üzerindeki C-reaktif protein değerlerinin duyarlılığı % 92,8 ve özgüllüğü % 50,9 olarak hesaplandı. 0,58 ng/ml üzerindeki prokalsitonin değerlerinin duyarlılığı % 92,8 ve özgüllüğü % 90,3 idi. Lab-skor ≥3 olduğunda duyarlılık % 64,3 ve özgüllük % 96,2 İdi. Çok yönlü lojistik regresyon analizinde nötrofil/lenfosit oranı, C-reaktif protein ve prokalsitonin bağımsız öngörücü belirteçler olarak saptandı. Sonuç:Ciddi bakteriyel enfeksiyon varlığını saptamada nötrofil/lenfosit oranı, C-reaktif protein, prokalsitonin ve Lab-skor etkin laboratuvar yöntemleridir. Prokalsitonin, ciddi bakteriyel enfeksiyon varlığını saptamada duyarlılığı ve özgüllüğü en yüksek test olarak öne çıkmaktadır. Ateş odağı saptanamayan iyi görünümlü çocuklarda ciddi bakteriyel enfeksiyon varlığının saptanması ya da ekarte edilmesi amacıyla her hastada prokalsitonin değerleri ya da prokalsitonin, C-reaktif protein ve tam idrar analizinin birlikte değerlendirildiği skorlama yöntemlerinin kullanılması uygun olacaktır. Anahtar sözcükler: Ateş, ciddi bakteriyel enfeksiyon, çocukluk, laboratuvar belirteçleri

Akut faz reaksiyonuAteşBakteriyel enfeksiyonlar+4
Ahmet Gündüz
Adıyaman University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Rotavirüs gastroenteriti ile takip edilen çocuk hastalarda hematolojik parametrelerin irdelenmesi

ÖZET Rotavirüs gastroenteriti ile takip edilen çocuk hastalarda hematolojik parametrelerin irdelenmesi Amaç: Gastroenteritler, çocukluk döneminde morbidite ve mortalite ile sonuçlanabilen önemli halk sağlığı problemlerinden biridir. Beş yaş altı enfeksiyöz akut gastroenteritlerin en sık sebebi rotavirüslerdir. Kesin tanısı için serolojik yöntemler geliştirilmiş olsa da her zaman bu yöntemlere ulaşmak kolay olmayabilir. Çalışmamızdaki temel amacımız rotavirüs gastroenteriti tanısında serolojik testlere yardımcı olabilecek laboratuvar parametrelerinin elde edilmesidir. Gereç ve yöntem: Adıyaman Üniversitesi Tıp Fakültesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk Sağılığı ve Hastalıkları poliklinik, servis ve acil ünitelerine ishal yakınması nedeni ile başvuran, yaşları 1 ay ile 18 yıl arasında değişen toplam 1539 hasta alındı. Hastalar; rotavirüs pozitif ve rotavirüs negatif olmak üzere iki gruba ayrıldı. Tüm hastaların demografik verileri ve hematololojik parametreleri kaydedildi. Nötrofil / Lenfosit, Platelet / Lenfosit, Bazofil / Lenfosit, Eozinofil / Lenfosit ve Monosit / Lenfosit oranları hesaplandı. Veriler SPSS (Statistical Package For Social Sciences) 22.0 programı (SPSS Inc., Chicago, IL, United States) kullanılarak analiz edildi. Bulgular: Rotavirüs pozitif saptanan hastaların WBC, Hgb, Htc, MCV, PDW, ortalamaları, mutlak nötrofil sayısı ve mutlak lenfosit sayıları ile Nötrofil / Lenfosit oranı, Trombosit / Lenfosit oranı, Eozinofil/ Lenfosit oranları rotavirüs saptanmayan gruba göre daha düşük olarak saptandı. ROC analizinde PDW için 14,95 cutoff değeri olarak aldığımızda RV için duyarlılığı % 61,9 özgüllüğü ise % 55,1 olarak saptandı. Sonuç: Rotavirüs ishallerinde birçok hematolojik parametrenin etkilendiği görüldü. Serolojik testlerin yapılamadığı durumlarda hematolojik parametrelerden RBC, Hgb, Htc, MCV, PDW, nötrofil sayısı, Nötrofil / Lenfosit oranı, Trombosit / Lenfosit oranı ve Eozinofil / Lenfosit oranı ortalamalarında anlamlı düşüş, lenfosit sayısı ortalaması ve trombosit sayısı ortalamalarında ise anlamlı yükseklik olduğu saptandı. Bu sonuçların rotavirüs gastroenteriti için destekleyici bulgular olabileceği sonucuna varıldı. Anahtar sözcükler: Rotavirüs, Gastroenterit, Çocukluk, Laboratuvar belirteçleri

GastroenteritHematolojiKan testleri+4
Zehra Aydın
Adıyaman University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Adıyaman Üniversitesi Eğitim ve araştırma Hastanesi acil servisine başvuran adli vakaların sosyodemografik, epidemiyolojik ve klinik sonuçları açısından retrospektif analizi

Bu çalışmada, bölgemizdeki en önemli merkez konumundaki bir üçüncü basamak hastanesi acil servisine başvuran adli nitelikli olguların demografik ve epidemiyolojik özelliklerini ve düzenlenen adli raporlardaki hata ve eksikliklerin belirlenmesini amaçladık. Geriye dönük olarak yapılan bu çalışmaya acil servise 01.01.2014 - 31.12.2014 tarihleri arasında başvuran ve adli rapor düzenlenen hastalardan, kayıtlarına ulaşılan adli nitelikli olgular dâhil edildi. Çalışmaya dâhil edilen 4300 adli nitelikli olgunun 3094' ü(% 72) erkekti. Adli nitelikli olgular kliniğimize % 10,1 ile en fazla temmuz ayında ve yaz mevsiminde % 28,9 başvurmuştu. Adli nitelikli olguların acil servis başvuruları en sık trafik kazası (% 43,4), darp (%30,5) ve intihar girişimi (%7,2) nedenli idi. İntihar girişiminin en fazla nedeni %86,4 ile ilaç alımı idi. İntihar edenlerin %75,3'ü 18-44 yaş grubunda idi. Acile başvuran adli olguların % 87,5'itaburcu edilirken, % 12,3'ü yatırıldı. Yatırılan hastaların %24,2'si ortopedi servisine yatırıldı. Hekimler, tedavisini üstlendikleri adli nitelikli hastalarının hak kaybına uğramamaları için adli sorumluluklarını yerine getirmelidir. Aksi halde ceza ve tazminat davaları ile karşı karşıya gelebilirler. Bu konuda farkındalığın artırılması için hizmet içi eğitimlerle hekimlerin adli görev ve sorumlulukları vurgulanmalıdır. Anahtar kelimeler: Adli olgu, adli rapor, acil servis

Acil servis-hastaneAdli tıpAdıyaman+3
Nurettin Aktaş
Adıyaman University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Asemptomatik vitamin B12 eksikliğinde serebral manyetik rezonans görüntüleme değişikliklerinin kognitif testlerle ilişkisi

Vitamin B12 santral sinir sisteminde (SSS) miyelinizasyondan sorumlu mekanizmalarda önemli rol oynar. Diyet ile yetersiz alımı veya emilim problemleri nedeniyle serum seviyeleri düştüğünde özellikle hematolojik ve nöropsikiyatrik belirtilere yol açabilir. Nörolojik tutuluma ait kognitif belirtiler çoğunlukla sinsi ilerler, bazen de daha hematolojik belirtiler görülmeden ilk bulgu olarak karşımıza çıkabilir. Rutin Manyetik Rezonans Görüntüleme (MRG) B12 eksikliğine bağlı beyin hasarını göstermekte yetersiz kalır. Difüzyon tensor görüntüleme (DTG), geleneksel MRG'de normal bulgular görülebilen bir takım nörolojik bozukluklarda anormallikleri ortaya koyabilmektedir. Biz bu çalışmada klinik belirti aşamasına ulaşmamış vitamin B12 eksikliği olgularında kognitif etkilenmeyi nöropsikolojik testleri kullanarak, serebral nöronal hasarıda DTG yöntemini kullanarak göstermeyi amaçladık. Adıyaman Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Nöroloji A.D. polikliniklerine Ocak -Ağustos 2016 tarihleri arasında başvuran kognitif yakınma tariflemeyen ve serum vitamin B12 seviyesi 200 pg/ml'nin altında olan 60 hasta ile 42 sağlıklı kontrol çalışmaya alındı. Tüm hastalardan olası başka etiyolojik nedenlerin dışlanması amacı ile rutin kan tetkikleri hastanemiz merkez laboratuvarına gönderildi. Hastaların ayrıntılı anamnezleri alındı, sistemik ve nörolojik muayene yapıldı. Hastalara nöropsikolojik test olarak; Standardize Mini-Mental Durum Muayenesi (MMSE), Montreal Cognitive Assessment Testi (MOCA), Rey İşitsel Sözel Öğrenme Testi (AVLT) ile İleri ve Geri Sayı Menzili Testi (WMS-R), Görsel Üretim Alt Testi (WMS-III), Sözel Kategorik Akıcılık Testi (KAS), İz Sürme Testi (Trail A-B) ve soyutlama becerisi için Benzerlikler (BENZ) testi uygulandı. Her olgunun bilişsel fonksiyonlarla ilişkili ve vitamin B12 eksikliğinde daha önce değerlendirilmiş olan bazı beyin bölgelerinin (Korpus Kallozum, Anterior Talamus, Dorsolateral Prefrontal Korteks, Hipokampüs) Difüzyon Tensör Görüntüleme (DTG) incelemesini gerçekleştirdik. Hasta grubunun başta bellek ilgili işlevleri değerlendiren AVLT olmak üzere uyguladığımız tüm nöropsikolojik testler de kontrol grubuna göre daha kötü skorlar aldığı saptandı. DTG incelemesinde hasta grubunun kontrol grubuna göre her iki hipokampüs'te FA değerlerinde anlamlı düşüş ve ADC değerlerinde belirgin yükseliş saptandı. Korelasyon analizinde yaş arttıkça nöropsikolojik test skorlarında daha kötü skorlar alındığını saptadık. Nöropsikolojik test skorları ile beyin bölgelerindeki FA ve ADC değerleri arasında ise ilişki saptamadık. Bu çalışmada asemptomatik dönemde dahi vitamin B12 eksikliğinde, beyinde mikrostrüktürel hasarlanmaların olduğu ve hastaların kognitif gerileme gösterdiği saptanmıştır. Bu sonuç doğrultusunda tanı ve tedavisi kolay olan vitamin B12 eksikliğinin erken dönemde tedavisi ile ilerde oluşabilecek geri dönüşümsüz hasarların önüne geçilebilecektir.

BilişBiliş bozukluklarıDifüzyon manyetik rezonans görüntüleme+6
Erdal Dayan
Adıyaman University
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Adıyaman Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi acil servisinde eksitus olan hastaların demografik analizi

Hastanelerin acil servisleri, acil hastalıkların hızlı değerlendirilmesi, hastaların stabilizasyonu ve tedavisini yapabilecek kapasitede olmalıdır. Bizim bu çalışmayı yapmaktaki amacımız Adıyaman Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi acil servisinde eksitus olan hastaların geriye dönük dosyalarını inceleyerek ölün nedenleri ve demografik özelliklerini belirlemek Bu çalışma retrospektif kesitsel bir çalışma olup, acil serviste hayatını kaybeden olguların dosyaları ve elektronik kayıtları 01 Ocak 2013 ve 31 Aralık 2015 tarihleri arasında geriye dönük olarak incelendi. Acil servisimizde 01 Ocak 2013 ile 31 Aralık 2015 tarihleri arasında toplam 355 hasta hayatını kaybetmiştir. Olguların yaş ortalaması 57,8±20,46 idi. Olguların %53,8 erkek %46,20 kadındı. Olguların neredeyse tamamı acil servise ambulans ile getirilmişti. Olgular en sık göğüs ağrısı ile başvururken bunu sırasıyla göğüste sıkışma ve nefes darlığı izlemekteydi. Acil serviste eksitus olan 355 vakamızdan 231'i (%65,1) kardiyak kökenli hastalıklar, 48'i (%13,5) solunum sisitemi hastalıkları, 16'ı (%4,5) serebrovasküler hastalıklar oluşturmaktadır. Ölümler 50 yaş üzerinde en yüksek orana sahip olurken maksimum hıza 75 yaş üzerinde ulaşmaktadır. Ölüm vakaları cinsiyet ve vaka türleri açısından değerlendirildiğinde aralarında bir ilişki gözlemlenmemiştir. Eksik hasta kayıtları çalışma üzerindeki önemli sınırlamadır. Anahtar kelimeler: Adıyaman Üniversitesi, acil servis, eksitus, demografik özellikler

Acil servis-hastaneAcil tedaviAcil tıp+3
Tayfun Börta
Adıyaman University
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Adıyaman ilinde akut koroner sendrom olgularında miRNA ekspresyon düzeylerinin belirlenmesi

Koroner Arter Hastalığı (KAH) zemininde gelişen Akut Koroner Sendrom (AKS) tüm dünyada ve ülkemizde ölüm ve iş göremezliğin başlıca nedenidir. KAH ve AKS etiyolojisinde geleneksel olarak bilinen risk faktörleri ve yeni tanımlanmış diğer risk faktörlerinin dışında genetik temelli nedenler de önemli bir rol oynamaktadır. KAH gelişiminden sorumlu olan aterosklerozun patofizyolojisinde çevresel faktörler tarafından modifiye edilen ve genler tarafından kodlanan birçok enzim, reseptör, taşıyıcı, ligand, protein, belirteç ve bunların birbiri ile etkileşim içinde olduğu birçok yolak yer almaktadır. Gen ekspresyonunda ve regülasyonunda etkileri olduğu son yıllarda anlaşılan kısa kodlanmayan RNA'ların önemli bir üyesi olan Mikro RNA'ların dolaşımda bulunduğunun tespit edilmesinden sonra özellikle de akut miyokart enfarktüsü ve kalp yetmezliğinde yeni belirteçler olarak araştırılmaya başlanmıştır. Çalışmamızda Adıyaman ilinde KAH ve AKS nedeniyle tanı ve tedavi amaçlı koroner anjiyografi yapılan olguların serum miRNA ekspresyon düzeyleri ölçüldü. Bu amaçla koroner anjiyografisi normal olan (<%50 darlık, non-obstrüktif ) 45 olgu, koroner arterlerinde kritik darlık saptanıp ( ≥%50 darlık, obstrüktif ) KAH tanısı alan 45 olgu, koroner arterlerinde tam tıkanıklık saptanıp akut MI tanısı alan 45 olgu olmak üzere üç ayrı grupta toplam 135 olgu çalışmaya dahil edildi. Serum örneklerden RNA eldesi ve cDNA dönüşümünün ardından hsa-miR-128-3p, hsa-miR-196a-5p, hsa-miR-373-3p ve hsa-miR-375 için kantitatif real time polimeraz zincir reaksiyonu (qRT-PCR) metoduyla miRNA ekspresyon düzeyleri çalışıldı. 2−ΔCt formülü kullanılarak qRT-PCR sonuçları istatiksel olarak analiz edildi. Gruplar arasındaki miRNA ekspresyon düzeylerinin karşılaştırılmasında Wilcoxon testi, demografik özellikler ve klinik bulgulara göre miRNA ekspresyon ilişkisinin istatiksel olarak değerlendirilmesinde One-Way ANOVA testi kullanıldı. Çalışılan dört aday miRNA için de ( hsa-miR-128-3p, hsa-miR-196a-5p, hsa-miR-373-3p ve hsa-miR-375 ) ekspresyon sonuçlarında farklı gruplar arasında (koroner arterlerinde tam darlık olan hasta grubu, koroner arterlerinde kritik darlık olan hasta grubu ve koroner arterlerinde darlık olmayan grup) istatiksel olarak anlamlı miRNA ifade farklılıkları bulundu (p<0.05 ve p<0.01). Ayrıca hsa-miR-373-3p ve hsa-miR-375 için yapılan ekspresyon çalışmaları sonucunda 60 yaş üstünde olanlarda, erkek cinsiyette, hipertansiyonu olanlarda ve pozitif aile öyküsü bulunanlarda da farklı hasta grupları arasında istatiksel olarak anlamlı miRNA ifade farklılıkları bulundu (p<0.05 ve p<0.01). Ekspresyon farklılıkları tespit edilen bu miRNA'ların anjiyogeneziste belirgin rolleri olan genleri (KLF4, HOXA5, SIRT1, PTPN1) hedefledikleri deneysel olarak bilinmektedir. Hasta gruplarında farklı ekspresyon düzeylerini saptadığımız bu miRNA'ların KAH ve AKS gelişiminde rolleri olduğunu ve ayrıca bu hastalıklar için bir biyobelirteç adayı ve muhtemel tedavi hedefi olabileceğini düşünmekteyiz. Çalışma sonuçlarının KAH ve AKS olgularının yönetiminde ve vasküler kaynaklı patolojileri değerlendirmede özellikle anjiyogenezis ile ilişkili mekanizmalara dikkat çekerek farklı bir bakış açısı ile katkı sunacağı düşünülmektedir.

AdıyamanAnjiyogenez inhibitörleriBiyobelirteçler+5
Ömer Faruk Karaçorlu
Adıyaman University
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil servise başvuran onkoloji hastalarının prospektif olarak klinik ve demografik analizi

Yaşam süresi uzadıkça ve genel nüfus yaşlandıkça, kanser insidansı artmaktadır. Sağlık bilincinin artması, sağlık hizmetlerinin ulaşımında kolaylık, yeni tedavi yaklaşımları kanser olgularının daha uzun takip edilmelerine ve Acil servis başvurularının artmasına neden olmaktadır. Çalışmamızda, Acil Servisimize başvuran kanser hastalarının demografik ve klinik özelliklerinin tanımlanması ve sonuçlarının değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Prospektif nitelikli çalışmamıza, Adıyaman Üniversitesi Tıp Fakültesi Acil Servisimize 01.09.2015 ile 01.09.2016 tarihleri arasında başvuran 18 yaş üstü, travma dışı kanser hastaları dahil edilmiştir. Bu hastaların klinik ve demografik özellikleri değerlendirilmiştir. Değerlendirmede hastanın yaşı, cinsiyeti, başvuru şikayeti, mesleği, sigara ve alkol kullanımları, radyoterapi ve kemoterapi alımları, İkamet yerleri(il merkezi, ilçeler, il dışı), Adıyaman da mı yoksa Adıyaman dışında mı takip edilip edilmedikleri gösterilmiştir. Elde edilen veriler Excel çalışma dosyasında derlenmiş olup Statistical Package for the Social Sciences (SPSS) 22 paket programı kullanılarak istatistiksel analizler yapılmıştır. Yapılan analizler neticesinde elde edilen veriler bulgular kısmında verilmiştir. Tanımlayıcı sayısal değişkenler ortalama±standart sapma, kategorik değişkenler ise sayı ve yüzde şeklinde tablolarda verilmiştir. Acil Servisimizde nöbetlerimizde karşilaştığımız Erişkin Kanserli hastalarımızın sayısı 155 idi. Bu hastalarımızın 76' sı (%49) erkek, 79'u (%51) bayan idi. Hastalarımızın yaş ortalaması 58,55±15,21 olupçoğunluğunu 66-75 yaş grubu oluşturuyordu. Kanser tiplerinden ilk dört sırayı sırayla meme 34(%21,9), kolorektal 31(%20,0), lösemi 25(%16,1), akciğer 21(%13,5) kanseri idi. Acil Servisler, kanserli hastalar için her an başvurabilecek yerlerdir. Dolayısıyla, Acil Hekimleri kanser hastalarının acil tedavi ve bakımları için yeterli beceri, bilgi ve tecrübeye sahip olmalıdırlar. Onkolojik hastalara yönelik acil servisimizdeki tespit edilen klinik ve demografik özellikler ile yapılan çalışmaların azlığı dolayısıyla yeni çalışmalara katkı sağlayacağı görüşündeyiz Anahtar Kelime: Kanser, klinik-demografik özellik, acil

Acil servis-hastaneAcil tıpAcil tıp servisleri+4
Murat Çelik
Adıyaman University
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

50 yaş üzeri tip 2 diyabetes mellitus tanısı olmayanlar, tip 2 diyabetes mellitus tanısı olup komplikasyon gelişmeyenler ve tip 2 diyabetes mellitus tanısı olup nefropati komplikasyonu gelişen hastalarda sarkopeni karşılaştırılması

Giriş Yaşlı popülasyonun artış göstermesi ve diyabet prevalansının artışıyla birlikte yaşlı diyabet hastalarının sayısı hızlı bir şekilde artış göstermektedir. Uluslararası Diyabet Fedarasyonu diyabet teşhisi bulunan 415 milyon erişkin olduğunu bildirmiştir. 2030 yılında bu sayının 439 milyon olacağı tahmin edilmektedir. Fonksiyonel yetersizlikte yaşlılık ve diyabetin her ikisi de risk faktörüdür. Diyabetli yaşlı hastaların kas kitlesi ve kas gücü daha düşük olma eğilimindedir. Ek olarak, periferik nöropati ve retinopati gibi diyabetik komplikasyonlar sarkopeni ile ilişkilendirilmiştir. Bu çalışmanın amacı diyabetik nefropati ve diyabet hastalarında sarkopeni sıklığının incelenmesi, sarkopeni sıklıklarının sağlıklı kontrollere karşılaştırılması amaçlanmıştır. Yöntem Çalışmaya komplikasyonu olmayan 56 diyabetik hasta (diyabet grubu), 50 diyabetik nefropatili hasta (diyabet + nefropati grubu), yaş ve cinsiyete göre eşleştirilmiş 53 sağlıklı kontrol grubu (kontrol grubu) dahil edilmiştir. Yaş, cinsiyet gibi demografik veriler, boy, kilo, vücut kitle indeksi (VKİ), kalça, bel, baldır ve üst kol çevresi gibi antropometrik ölçümler gerçekleştirildi. Biyoelektriksel empedans yöntemiyle kas kitlesi, yağ yüzdesi ve viseral yağ miktarı belirlendi. Kaliper yardımıyla cilt kalınlığı ölçüldü. Hastaların fiziksel performansı 6 metre yürüme testi ile, el kavrama gücü el dinamometresi yardımıyla değerlendirildi. Üre, kreatinin, albümin, alanin aminotransferaz (ALT), hemoglobin A1c (HbA1C), tiroid stimülan hormon (TSH), Beyaz küre sayısı (WBC), platelet (PLT) ve vitamin B12 düzeyi analizlere dahil edildi. Sarkopeni tanısında el kavrama gücü, 6 metre yürüme testi ve kas kitlesinden oluşan "European Working Group on Sarcopenia in Older People (EWSGOP)" kriterleri kullanıldı. Bulgular Hastaların yaş ortalaması 60.9 ± 6.9 yıldı (medyan 61 yıl, 50-81 yıl aralığında). Ortalama diyabet süresi 8.3 ± 6.9 yıldı (medyan 7, 0-30 yıl aralığında). Diyabet + nefropati grubunun diyabet süresi diyabet grubuna kıyasla daha yüksekti (p = 0.014). Gruplar kalça (p = 0.870), bel (p = 0.130), baldır (p = 0.852), üst kol (p = 0.630) çevresi ve cilt kalınlığı (p = 0.339) açısından benzerdi. Diyabet grubunda sarkopeni sıklığı % 21.4 (n = 12), diyabet + nefropati grubunda % 34 (n = 17), kontrol grubunda % 15.1'di (n = 8). Sarkopeni sıklığı diyabet ve diyabet + nefropati grubunda benzerdi, ancak diyabet + nefropati grubunda kontrol grubundan daha yüksekti (p = 0.025). Sarkopeni sıklığı erkeklerde % 25, kadınlarda % 22,3'tü (p = 0.382). Sarkopenik hastalarda yaş, diyabet süresi, HbA1C düzeyleri daha yüksekti, tam tersine sarkopenik olmayan hastalarda VKİ ve deri kalınlığı daha yüksekti. Yağ yüzdesi, kreatinin, albümin ve TSH düzeyleri sarkopeni varlığından etkilenmiyordu. Sonuç Bu çalışmada nefropatili diyabet hastalarında ilk defa sarkopeni sıklığı değerlendirilmiştir, çalışmamızda sarkopeni sıklığının diyabetik nefropatili hastalarda sağlıklı kontrol grubundan daha yüksek olduğu görülmüştür. Anahtar kelimeler: Sarkopeni, diyabet, diyabetik nefropati, EWSGOP

Diabetes mellitusDiabetes mellitus-tip 2Diabetik nefropatiler+2
Meral Çeliker
Adıyaman University
2017
00