Erzincan Binali Yıldırım University
Departman

Department of Nursing

Erzincan Binali Yıldırım University

10

Archived Theses

2

DOIs Assigned

20%

DOI Rate

Departman Tezleri

10 Tez
Master'sCrossrefindexedOpen AccessTR

Hemşirelik öğrencilerinin basınç ülserlerini önlemeye yönelik bilgi, tutum ve vicdan algıları arasındaki ilişkinin incelenmesi

Amaç: Bu araştırma, hemşirelik öğrencilerinin basınç ülserlerini önlemeye yönelik bilgi düzeyi, tutumları ve mesleki vicdan algıları arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Materyal ve Metot: Tanımlayıcı, kesitsel ve ilişki arayıcı tipteki bu araştırmanın evrenini Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik Bölümü 2., 3. ve 4. sınıfta öğrenim gören 420 öğrenci oluşturmuştur. Örneklem seçimine gidilmemiş; araştırmaya dahil edilme ölçütlerini karşılayan ve gönüllü 302 öğrenci (evrenin %71.9’u) ile yürütülmüştür. Veriler Kişisel Bilgi Formu, Basınç Ülseri Önlemede Bilgi Değerlendirme Ölçeği (PUPKAI-T), Basınç Ülserlerini Önlemeye Yönelik Tutum Ölçeği (BÜÖYTÖ) ve Vicdan Algısı Ölçeği (VAÖ) kullanılarak toplanmıştır. Veriler SPSS 22 programında tanımlayıcı istatistikler, t testi, tek yönlü varyans analizi, Kruskal-Wallis analizi ile Pearson ve Spearman korelasyon analizleri kullanılarak değerlendirilmiştir. Bulgular: Öğrencilerin %91.4’ü 17-24 yaş grubunda, %72.5’i kadındır. Bilgi ölçeği toplam puan ortalaması 11.14±3.56 (~%42.8) ile yeterlilik için kabul edilen %60 eşiğinin altında; tutum ölçeği toplam puan ortalaması 40.48±4.82 (~%77.8) ile olumlu düzeyde; vicdan algısı ölçeği toplam puan ortalaması ise 62.29±11.95 ile orta düzeyin üzerinde bulunmuştur. Öğrencilerin bilgi düzeyi ile tutumları (r=0.035; p>0.05) ve bilgi düzeyi ile vicdan algıları (r=0.075; p>0.05) arasında anlamlı bir ilişki saptanmazken; tutum ile vicdan algısı arasında pozitif yönde düşük düzeyde anlamlı bir ilişki belirlenmiştir (r=0.189; p<0.01). Sonuç: Hemşirelik öğrencilerinin basınç ülseri önlemeye yönelik bilgi düzeyleri yetersiz, tutumları olumlu ve mesleki vicdan algıları orta düzeyin üzerindedir. Bilgi ile tutum ve vicdan birbirinden bağımsız gelişirken, tutum ile vicdan algısı arasında anlamlı bir ilişki bulunmaktadır. Bu doğrultuda lisans eğitiminde basınç ülseri önleme içeriğinin güçlendirilmesi ve etik duyarlılığı geliştiren yöntemlerin müfredata eklenmesi önerilmektedir.

Anahtar Kelimeler: Basınç ülseriBilgiHemşirelik öğrencileri+2
Asude Nur Biçer
Erzincan Binali Yıldırım University · Institute of Health Sciences
2026
21
doi.org/10.71008/ebyu.thesis.2026.249
Master'sCrossrefindexedOpen AccessTR

Hemşirelik öğrencilerinin basınç ülserlerini önlemeye yönelik bilgi, tutum ve vicdan algıları arasındaki ilişkinin incelenmesi

Amaç: Bu araştırma, hemşirelik öğrencilerinin basınç ülserlerini önlemeye yönelik bilgi düzeyi, tutumları ve mesleki vicdan algıları arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Materyal ve Metot: Tanımlayıcı, kesitsel ve ilişki arayıcı tipteki bu araştırmanın evrenini bir üniversitenin Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik Bölümü 2., 3. ve 4. sınıfta öğrenim gören 420 öğrenci oluşturmuştur. Araştırmada örneklem seçimine gidilmemiş; 302 öğrenci (evrenin %71.9’u) ile yürütülmüştür. Veriler Kişisel Bilgi Formu, Basınç Ülseri Önlemede Bilgi Değerlendirme Ölçeği (PUPKAI-T), Basınç Ülserlerini Önlemeye Yönelik Tutum Ölçeği (BÜÖYTÖ) ve Vicdan Algısı Ölçeği (VAÖ) kullanılarak toplanmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler, t testi, tek yönlü varyans analizi, Kruskal-Wallis analizi ile Pearson ve Spearman korelasyon analizleri kullanılmıştır. Bulgular: Öğrencilerin %91.4’ü 17-24 yaş grubunda, %72.5’i kadındır. Bilgi ölçeği toplam puan ortalaması 11.14±3.56 (~%42.8) ile yeterlilik için kabul edilen %60 eşiğinin altında; tutum ölçeği toplam puan ortalaması 40.48±4.82 (~%77.8) ile olumlu düzeyde; vicdan algısı ölçeği toplam puan ortalaması ise 62.29±11.95 ile orta düzeyin üzerinde bulunmuştur. Öğrencilerin bilgi düzeyi ile tutumları (r=0.035; p>0.05) ve bilgi düzeyi ile vicdan algıları (r=0.075; p>0.05) arasında anlamlı bir ilişki saptanmazken; tutum ile vicdan algısı arasında pozitif yönde düşük düzeyde anlamlı bir ilişki belirlenmiştir (r=0.189; p<0.01). Sonuç: Hemşirelik öğrencilerinin basınç ülseri önlemeye yönelik bilgi düzeyleri yetersiz, tutumları olumlu ve mesleki vicdan algıları orta düzeyin üzerindedir. Bilgi ile tutum ve vicdan birbirinden bağımsız gelişirken, tutum ile vicdan algısı arasında anlamlı bir ilişki bulunmaktadır. Bu doğrultuda lisans eğitiminde basınç ülseri önleme içeriğinin güçlendirilmesi ve etik duyarlılığı geliştiren yöntemlerin müfredata eklenmesi önerilmektedir.

Basınç ÜlseriBilgiHemşirelik Öğrencileri+2
Sevınc Tuncer
Erzincan Binali Yıldırım University · Institute of Health Sciences
2026
50
doi.org/10.71008/ebyu.thesis.2026.237
Master'sOpen AccessTR

Bolu il merkezindeki aile sağlığı merkezlerine başvuran 40 yaş üstü kadınlarda ve bu merkezlerde çalışan hemşirelerde kendi kendine meme muayenesi bilgi ve uygulamalarının karşılaştırılması

Bu araştırma, 40 yaş ve üzeri kadınların ve hemşirelerin kendi kendine meme muayenesi (KKMM) bilgi ve uygulamalarını belirlemek amacıyla yapılmış, tanımlayıcı tipte bir araştırmadır.Araştırmanın örneklemini, Bolu il merkezinde 7 Aile Sağlığı Merkezine kayıtlı 40 yaş ve üzeri kadınlar (n=252) ve bu Aile Sağlığı Merkezlerinde çalışan hemşireler (n=29) oluşturmuştur. Veriler Ekim 2007-Ocak 2008 tarihleri arasında yüz yüze görüşme tekniği kullanılarak elde edilmiş, yüzdelik ve standart sapma gibi tanımlayıcı istatistik testler kullanılarak analiz edilmiştir.Kadınların yaş ortalaması 54.7±11.2 yıl (40-85 yaş) olarak hesaplanmış, çoğunluğunun (%39.6) 40-49 yaş grubunda ve okur-yazar/ilkokul mezunu (%64.3) düzeyinde eğitim gördükleri, çoğunlukla evli (%75.4) ve herhangi bir işte çalışmadıkları ve ev hanımı olarak yaşamını sürdürdükleri (% 88.9), orta ve üst gelir düzeyine (%82.5) ve SSK sosyal güvencesine (%44.5) sahip oldukları saptanmıştır.Kadınların çoğunlukla KKMM ifadesini daha önce duydukları (%65.1), çoğunlukla sağlık ocağından (%56.7) bu ifadeyi duydukları ve doktora meme muayenesi yaptırma gerekliliğini ifade ettiği (%78.6) ancak çoğunlukla doktora meme muayenesi yaptırma sıklığı hakkında (%40.1) ve kontrol amaçlı mamografi konusunda da fikrinin olmadığı (%45.2), KKMM'ni yapmayı bilmediklerini ifade ettikleri (%56.7) belirlenmiştir.Kadınların çoğunluğunun KKMM yapmadığı (%57.9), KKMM yapanların (%54) 36?45 yaş arası grupta yer aldığı, çoğunun KKMM uygulama basamaklarını doğru şekilde yapmadığı belirlenmiştirHemşirelerin yaş ortalaması 30.3±3.2 yıl (26?38 yaş) olarak hesaplanmış, çoğunluğunun (%48.3) 26-30 yaş grubunda ve sağlık meslek lisesi mezunu olduğu, 3-9 yıl arası görev yaptığı (%58.6) ve evli olduğu (%82.8) saptanmıştır. Hemşirelerin tamamına yakınının (%93.1) KKMM yaptığı, 1-4 yıl arası KKMM yaptığı (%66.5), hemşirelerin çoğunluğunun KKMM uygulama basamaklarını doğru şekilde ve (%70.3) menarştan bir hafta sonra yaptığı saptanmıştır.Hemşirelerin kendi kendine meme muayenesi konusunda hem toplumsal bilincin oluşturulması hem de kendi koruyucu sağlık davranışlarını kazanması amacı ile hizmet içi eğitimlere katılması, bu doğrultuda da kadınlara yönelik bilgilendirici toplantı ve eğitimler vermesi önerilmektedir.

MemeMeme muayenesi-kendi kendine
Ayşen Taşçı
Bolu Abant Izzet Baysal University · Institute of Health Sciences
2008
00
Master'sOpen AccessTR

Nöroşirurji servisinde yatan hastaların uyku kalitesi

Nöroşirurji Servisinde Yatan Hastaların Uyku Kalitesi Bu araştırma nöroşirurji kliniğinde yatan hastaların uyku kalitesini belirlemek amacıyla gerçekleştirildi. Araştırma tanımlayıcı olarak, Nisan 2013-Mart 2014 tarihleri arasında İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp Merkezi nöroşirurji kliniğinde yürütüldü. Araştırmanın evrenini Nisan 2013-Haziran 2013 tarihleri arasında nöroşirurji kliniğinde yatan tüm hastalar oluşturdu. Araştırmanın örneklemini ise, nöroşirurji kliniğinde en az bir haftadır yatıyor olan, araştırmaya katılmayı kabul eden, 18 yaş ve üzerinde olan, iletişim kurulabilen ve olasılıksız rastlantısal örnekleme yöntemi ile seçilen 140 hasta oluşturdu. Araştırmaya başlamadan önce Malatya Klinik Araştırmalar Etik Kurulu'ndan ve Turgut Özal Tıp Merkezi Başhekimliğinden yazılı izin alındı. Veriler hasta tanıtım formu ve Pittsburg Uyku Kalitesi İndeksi kullanılarak yüz yüze görüşme yöntemiyle toplandı. Verilerin istatistiksel değerlendirilmesinde sayı, yüzde, ortalama ve standart sapma, bağımsız gruplarda t testi, Kruskal Wallis ve Mann-Whitney U testleri kullanıldı. Araştırma kapsamına alınan hastaların % 43.6'sı kadın olup %33.6' sı intra kranial kitle tanısıyla hastanede yatmaktaydı. Pittsburg Uyku Kalitesi İndeksi toplam puan ortalaması 7.63±4.04 olan hastaların alt bileşenlerden öznel uyku kalitesi puan ortalaması 1.38±1.01, uyku latensi puan ortalaması 1.52±1.07, puan ortalaması uyku süresi 1.57±1.07, alışılmış uyku etkinliği puan ortalaması 0.61±0.94, uyku bozukluğu puan ortalaması 1.29±0.53, uyku ilacı kullanımı puan ortalaması 0.41±0.90, gündüz işlev bozukluğu puan ortalaması 0.82±0.97 olarak bulundu. Kadın hastaların erkek hastalara göre uyku kalitelerinin daha kötü olduğu bunun dışında hastaların diğer tanıtıcı ve tıbbi özelliklerinin uyku kalitesini önemli düzeyde etkilemediği belirlendi. Sonuç olarak nöroşirurji hastalarının uyku kalitesinin önemli düzeyde kötü olduğu saptandı. Anahtar Kelimeler: Uyku, Uyku Kalitesi, Nöroşirurji, Hemşirelik, Hasta

HastalarHastaneye yatırmaKalite+3
Remziye Cici
İnönü University · Institute of Health Sciences
2014
00
Master'sOpen AccessEN

The anxıety level of chemotherapy receıvıng patıents and theır caregıvers and affectıng factors

THE ANXIETY LEVEL OF CHEMOTHERAPY RECEIVING PATIENTS AND THEIR CAREGIVERS AND AFFECTING FACTORS This study was performed to examine the anxiety level of chemotherapy receiving patients and their caregivers together with the affecting factors. The study was conducted as correlational and descriptive in Dicle University Faculty of Medicine (DUTF) Medical Oncology Hospital between June 2013 and July 2014. Chemotherapy patients over the age of 18 and caregivers in DUTF Medical Oncology Hospital constituted the population of the study. The sample was constituted by 250 chemotherapy receiving patients and 250 caregivers performed power analysis. Patient and caregiver identification form, State and Trait Anxiety Inventory, Edmonton Symptom Scale Diagnostics (Estonian) were used in the data collection. Descriptive statistics, paired t test, independent samples t test, Kruskal-Wallis Variance, Mann-Whitney U, Analysis of Variance (ANOVA) and Pearson Correlation test were used in the evaluation of data. Among the patients who were included to the study, 97.6% were determined to be willing to continue to the treatment and 57.2% were determined to be women. It was found that average anxiety scores of women patients and the people who support the patient in coping with the disease were high and the difference was statistically significant (p<0.05). It was determined that 81.6% of caregivers did not have a disease and 54.4% were men. The average anxiety score of caregivers; women, unemployed, people with no social security, with a disease, who support the patient psychologically/emotionally, whose health condition is not affected, whose other responsibilities are affected and who have problems with the treatment were high and the difference was statistically significant (p<0.05). As a result, it was determined that patients and caregivers were negatively affected in many aspects during the chemotherapy treatment. Key words: Cancer, Chemotherapy, Anxiety Level, Patient, Caregiver

AnxietyAntineoplastic agentsPatient care+2
Zeliha Büyükbayram
İnönü University · Institute of Health Sciences
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Subkutan heparin kullanan hastalarda abdominal ve deltoid bölgelerin ağrı, hematom ve ekimoz gelişimi açısından karşılaştırılması

ÖZET Araştırma, subkutan heparin kullanan hastalarda abdominal ve deltoid bölgelerin ağrı, hematom ve ekimoz gelişimi açısından karşılaştırılması amacıyla yarı deneysel olarak yapıldı. Araştırma Haziran 2013-Temmuz 2014 tarihleri arasında yapıldı. Evreni İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp Merkezi Ortopedi-Travmatoloji ve Göğüs-Kalp Damar Cerrahisi kliniklerinde yatan, subkutan heparin tedavisi alan tüm yetişkin hastalar oluşturdu. Örneklemi ise bu hastalar arasından araştırmaya alınma kriterlerine uyan ve olasılıksız rastlantısal örnekleme yöntemi ile seçilen 54 hasta oluşturdu. Veri toplama aracı olarak, hastaların tanıtıcı ve tıbbi özellikleri ile ağrı, hematom ve ekimoz gelişimi ile ilgili bilgileri kayıt etmek için "Hasta Tanıtım ve İzlem Formu", ağrının değerlendirilmesi için "Görsel Kıyaslama Ölçeği", ekimoz ve hematom ölçümü için "Opsite-Flexigrid Ölçüm Aracı" ve ağrı süresi ölçümü için "Kronometre" kullanıldı. Veriler araştırmacının kendisi tarafından yüz yüze görüşme, gözle muayene, elle muayene ve ölçme yöntemleriyle toplandı. Enjeksiyonlar 24 saat ara ile ilki sağ deltoid bölgeye ikincisi sağ abdominal bölgeye yapıldı. Ekimoz ve hematom değerlendirmesi her bir enjeksiyondan sonraki 48. saatte, ağrı şiddeti enjeksiyondan hemen sonra, süresi ise enjeksiyon sırasında değerlendirildi. Verilerin analizinde sayı, yüzde, ortalama, standart sapma, Ki-Kare, bağımlı gruplarda t-testi, Kruskall Wallis Varyans ve Mann Withney U testleri kullanıldı. Araştırmada deltoid bölgede ağrı gelişme oranının istatistiksel olarak önemli düzeyde daha fazla olduğu belirlendi. Ağrı şiddeti ve ağrı süresi ortalamaları ile ekimoz gelişimi ve ekimoz büyüklüğü açısından abdominal ve deltoid bölgeler arasında görülen farklılıklar önemli bulunmadı. Heparin enjeksiyonu nedeniyle sadece bir hastada (deltoid bölgede) hematom gelişti. Enoksaparin sodyum kullanan ve kadın hastalarda deltoid bölgede daha fazla ekimoz gelişmesi istatistiksel açıdan da önemli bulundu. Anahtar Kelimeler:

AbdomenAğrıHematoma+3
Zeliha Cengiz
İnönü University · Institute of Health Sciences
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Müziğin non stres testi üzerine etkisi

Bu araştırma gebelere non stres testi sırasında dinletilen müziğin test sonucuna etkisini belirlemek amacıyla, son test kontrol gruplu yarı deneysel olarak yapılmıştır. Araştırmanın evrenini NST polikliniğine başvuran en az bir canlı doğum yapmış olan, daha önce NST çektirmiş olan ve 33. gebelik haftasından büyük olan gebeler oluşturmuştur. Örneklemini ise; araştırmaya alım ölçütlerine uyan, yapılan güç analizine göre 0.5 etki büyüklüğünde ve %5 yanılgı düzeyi ile belirlenen %95 güven aralığında, % 98 oranla evreni temsil gücüne sahip 48 deney grubu, 48 kontrol grubu olmak üzere toplam 96 gebe oluşturmuştur. Araştırma, Adıyaman Üniversitesi Eğitim Araştırma Hastanesi NST polikliniğinde Haziran 2012- Temmuz 2014 tarihleri arasında yürütülmüş olup, veriler 3 Mart- 25 Haziran 2013 tarihleri arasında NST polikliniğinde araştırmacı tarafından toplanmıştır. Verilerin toplanmasında, Katılımcı Tanıtım Formu ve NST Bulguları Kayıt Formu kullanılmıştır. Veriler, tanımlayıcı istatistik, bağımsız gruplarda t-testi, ki-kare testi, fisher's exact testi kullanılarak değerlendirilmiştir. Araştırmada, deney grubundaki gebelerin, kontrol grubundaki gebelere göre NST sırasında daha fazla olumlu duygu yaşadığı saptanmıştır (p<0.05). Ayrıca araştırmada deney grubundaki gebelerin NST sonucunda fetal hareket sayısı ortalaması ve akserelasyon sayısı ortalaması, kontrol grubu gebelerin test sonucuna göre daha yüksek bulunmuştur (p<0.001). Deney grubu gebelerde reaktif NST sonucu, kontrol grubu gebelere göre daha yüksek idi (p<0.05). Araştırmada deney ve kontrol grubu gebeler arasında fetal kalp atım hızı ortalaması açısından önemli farklılık saptanmamıştır (p>0.05). Araştırmamızda NST sırasında gebelere dinletilen müziğin, fetal hareket ve akserelasyon sayısını artırdığı ve gebelerin test sırasında daha fazla olumlu duygu yaşamasını sağladığı saptanmıştır. Anahtar kelimeler: NST, Müzik, Fetal kalp hızı, Fetal hareketler, Hemşirelik

Fetal gelişimFetal kalpHemşirelik+4
Didem Şimşek Küçükkelepçe
İnönü University · Institute of Health Sciences
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Gebelere verilen beslenme eğitiminin anemi üzerine etkisi

Gebelik döneminde görülen anemi hem anne sağlığını hem de bebeğin sağlığını etkilemekte ve demir eksikliği anemisinin (DEA) en sık sebebi nütrisyonel eksikliktir. Araştırma demir eksikliği anemisinin önlenmesinde beslenme eğitiminin etkisini belirlemek amacıyla yapıldı.Araştırmaya toplam 60 gebe alındı, bunlar randomize olarak 30'u eğitim grubu (EG) 30'u da kontrol grubu (KG) olarak belirlendi. Tüm gebelere 3. ve 9. aylarında katılımcıların sosyo-demografik özellikleri ve bilgi düzeylerini içeren anket formu uygulandı ve Hemoglobin (Hb) değerleri kaydedildi. EG gebelerine 3. aylarında beslenme eğitimi verildi ve bu gebelere ayda bir beslenmelerine dikkat etmesi gereken konular hatırlatıldı. Verilerin analizinde Ki-kare, Mann-Whitney U ve Wilcoxon testleri kullanıldı.Gebeliğin 3. ayında EG'nun Hb değeri ortalama 12,5±1g/dL, KG'nun 12,6±1,0g/dL idi (P=0,893). Gebeliklerinin başlangıçlarından itibaren EG'nun ortalama 12,4±3,8, KG'nun ise ortalama 12,7±3,1 kilo aldıkları (P=0,797) ve her iki gruptaki gebelerin yaklaşık yarısının alması gerekenden az/çok kilo aldıkları görüldü (P=0,795). Öğün aralarında EG gebelerinin 3. ayda %33,3 oranında çay içtikleri, 9. ay'da çay tüketiminin %13,3'lere düştüğü ve farkın anlamlı olduğu (P=0,034), KG'nda ise fark olmadığı görüldü (P=0,257). Kahvaltıda KG gebeleri %86,7 oranında çay içerken, EG gebelerinin %60,0 oranında çay içtikleri ve aralarında ki farkın anlamlı olduğu saptandı (P=0,021). EG'ndaki gebelerin beslenme ile ilgili bilgi düzeylerinde artış olurken (P<0,001) KG'nda fark saptanmadı (P=0,850). Gebeliğin 9. ayında gebelerin Hb'lerindeki azalmalarına bakıldığında EG'nda ortalama 0,6±1,1g/dL, KG'nda 0,8±1,5g/dL'lik düşme olduğu ancak gruplar arasında Hb'deki azalma açısından fark bulunmadığı görüldü (P=0,387).Gebelikte verilen eğitimin gebelerin bilgi düzeyi üzerine önemli derecede etkisi olduğu ancak anemi gelişimini engelleme de yetersiz kaldığı görüldü.

Nurhan Aytuğ Kanber
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2008
00
Master'sOpen AccessTR

Total diz protezi uygulanan hastalarda ameliyat öncesi ve sonrası diz fonksiyonel skorları ile ameliyat öncesi ve sonrası psikiyatrik fonksiyonların kolerasyonu

Bu çalışma AKÜ Ortopedi Kliniğinde total diz protezi yapılan hastaların ameliyat öncesi ve sonrası diz fonksiyon skorları ve bu skorların ameliyat öncesi ve sonrası bireylerin anksiyete ve depresyon değişimleriyle paralellik gösterip göstermediğini araştırmak amacıyla yapılmıştır. Araştırmamız, Ekim 2006-Mayıs 2008 tarihleri arasında Afyon Kocatepe Üniversitesi Ortopedi Kliniğinde araştırmayı kabul eden 30 hasta üzerinde uygulanmıştır.Araştırmada veri toplama aracı olarak üç bölümden oluşan anket formu kullanılmıştır. Birinci bölüm demografik bilgileri içermektedir. İkinci bölümde hastaların depresyon düzeylerini ölçmek amacıyla, Beck ve arkadaşları tarafından geliştirilmiş ?Beck Depresyon Ölçeği? kullanılmıştır. Üçüncü bölümde ise bireylerin anksiyetesini ölçmek için, Beck ve arkadaşları tarafından hazırlanmış olan ?Beck Anksiyete Ölçeği? kullanılmıştır. Hastaların preop ve postop diz skorları ise Amerikan Diz Cemiyeti skoru kullanılarak hasta dosyalarından bakılarak kaydedilmiştir.Araştırmada verilerin değerlendirilmesinde; SPSS 11.0 proğramı kullanıldı. Deskriptif istatistik yapıldı. Preoperatif postoperatif ölçülen ve skorlanan parametreler Paired samples T test kullanılarak karşılaştırıldı. Preop ve postop depresyon ve anksiyete skorlarını etkileyen devamlılık gösteren değişken faktörleri belirlemek için lineer regresyon analiz yapıldı. Ölçülen parametrelerin cinsiyetler arası farklılığı one-way anova testi kullanılarak belirlendi.Araştırmada hastaların preop ve postop diz skorları arasında olumlu yönde belirgin farklılık gözlendi. Aynı şekilde preop ve post op Beck ve Bae skorları da anlamlı derecede farklı idi. Ancak; preop Beck ve Bae skorları ile preop diz skorları arasında bir paralellik bulunamadı. Aynı şekilde post op Beck ve Bae skorları ile post op diz skorları arasında bir paralellik bulunamadı. Yani ameliyat sonrası hastaların anksiyete ve depresyon düzeylerinde belirgin iyileşmeler olmakla birlikte bu iyileşme ameliyat öncesi kliniğin kötülüğü veya ameliyat sonrası elde edilen iyileşmenin derecesi ile ilgili görünmemektedir.Anahtar Sözcükler: Beck Anksiyete Ölçeği, Beck Depresyon Ölçeği, Diz Fonksiyon Skorları, Total Diz Protezi, Psikiyatrik Fonksiyonlar.

Diz proteziPsikiyatrik değerlendirmeÖlçekler+1
Sevinç Dinler
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2008
00
Master'sOpen AccessTR

Romatoid artritli hastalarda uyku kalitesinin değerlendirilmesi

Günümüzde tıp ve teknolojideki gelişmelere paralel olarak, kronik hastalık insidansı artmış olup, Türkiye'deki ölüm nedenleri arasındaki ilk üç nedenin ise kronik hastalıklar nedeniyle olduğu görülmektedir. Kronik inflamatuvar eklem hastalıklarından biri olan Romatoid Artrit, etiyolojisi tam olarak bilinmeyen ve başlıca sinoviyal eklemleri tutan, tüm ırk ve etnik gruplarda görülebilen, ciddi deformite ve sakatlıklara yol açabilen sistemik bir hastalıktır.Bu çalışma, Romatoid Artrit(RA) hastalarında uyku kalitesini değerlendirmek amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırma, Ağustos 2007- Aralık 2007 tarihleri arasında Konya Meram Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde Romatoloji polikliniğine gelen RA tanısı almış 150 hasta ve sağlıklı 150 kontrol grubu üzerinde uygulanmıştır. Veri toplama aracı olarak, Pittsburg Uyku Kalitesi Ölçeği ve araştırmacı tarafından hazırlanan hasta tanıtım formu kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde sayı, yüzde, ortalama, standart sapma, Ki-kare testi, Student t testi, One-way Anova ve Tukey- post hoc analiz yöntemleri uygulanmıştır.Araştırmadan elde edilen sonuçlara göre, uyku sorunu yaşayan RA'li hastaların toplam PUKİ puanı 10.42 + 3.65, kontrol grubunun ise toplam PUKİ puanı 5.28 + 3.43'tür. Buna göre RA hastalarının kontrol grubuna göre uyku kalitelerinin kötü olduğu saptanmıştır.Çalışma kapsamındaki RA'li bireylerin cinsiyet, medeni durum, eğitim düzeyi, meslek, aylık gelir, egzersiz yapma, sigara içme ve eşlik eden hastalık değişkenleri ile uyku kalitesi bileşenleri arasında anlamlı bir ilişki bulunurken(p<0.05); yaş, alkol kullanma, hastalık yılı, ilaç kullanma, kontrollere gelme ve destek kişilerin varlığı değişkenleriyle uyku kalitesi bileşenleri arasındaki ilişki ise anlamsız bulunmuştur(p>0.05).Sonuç olarak ; Romatoid artritli hastaların uyku kalitesinin kötü olduğu ve uyku kalitesini olumsuz etkileyen bazı faktörlerin bulunduğu saptanmış olup, hemşirelerin hastaların uyku düzeni alışkanlıklarını ve uyku sorununa neden olabilecek fiziksel ve psiko sosyal sorunları değerlendirmeleri ve buna yönelik girişimlerde bulunmaları önerilmiştir.Anahtar Kelimeler: Romatoid Artrit, uyku sorunu, uyku kalitesi, hemşirelik.

Artrit-romatoidHemşirelikUyku+1
Sibel Kiper
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2008
00