
5
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Archived Theses
Di̇yali̇z hastalarinda occult hepati̇t c'ni̇n araştirilmasi
7. ÖZET DİYALİZ HASTALARINDA OCCULT HEPATİT C'NİN ARAŞTIRILMASI Occult C Hepatit (OCH) karaciğer enzimleri yüksek veya normal olan, serumda anti-HCV ve serumda HCV RNA negatif saptanan hastalarda Periferik Kan Mononükleer Hücrelerde (PKMNH) HCV RNA'nın pozitif bulunması olarak tanımlanmaktadır. Bu çalışmada hemodiyaliz hastalarında OCH sıklığının araştırılması amaçlanmıştır. Çalışmaya rutin olarak hemodiyalize giren 18 yaşın üzerindeki kronik böbrek yetmezliği olan 60 hasta alınmıştır. Hastaların demografik verileri, HCV için olası bulaş yolları, hemodiyaliz süresi, karaciğer fonksiyon testleri, hepatit göstergeleri ile serumda ve PKMNH'de HCV RNA araştırılmıştır. Hepatit göstergeleri Enzyme İmmunoassay (EIA) (VITROS) yöntemi ile serum ve PKMNH'de HCV RNA ise Real Time PCR yöntemi (TaqMan 48, Roche) ile araştırılmıştır. PCR testinin ölçüm aralığı 15-1.7x108 IU/mL, hassasiyeti ise 15 IU/mL'dir. Hastaların yaş ortalaması 62.75±12.36 yıl, %60'ı erkek olup ortalama diyaliz süresi 8.41±3.99 (1-19) yıl olarak hesaplanmıştır. Çalşmaya alınan ALT değeri yüksek ya da normal, anti HCV'si negatif olgularda serumlarında ve PKMNH'de PCR yöntemi ile HCV RNA araştırılmış ve occult Hepatit C olgusuna rastlanmamıştır. Hemodiyaliz hastalarında HCV enfeksiyonunun sessiz seyretmesi hastalığın ilerlemesi ve virusun bulaşı açısından önemli bir risk oluşturur. PKMNH'de HCV RNA araştırılması occult enfeksiyonu saptamaya yardımcı olacak noninvaziv bir yöntemdir. Anahtar kelimeler: Diyaliz, Occult HCV , periferik kan mononükleer hücreleri.
Karaciğer iskemi-reperfüzyonun neden olduğu akut böbrek hasarına karşı IL-18BP(İnterleukin-18 binding protein)'in koruyucu etkisi
ÖZET Karaciğer İskemi-reperfüzyonun Neden Olduğu Akut Böbrek Hasarına Karşı IL-18BP(interleukin-18 binding protein)'in Koruyucu Etkisi Karaciğer iskemi/reperfüzyon (IR) hasarı; özellikle major karaciğer rezeksiyonunda, cerrahisinde ve karaciğer transplantasyonlarında, uzun süren portal ven oklüzyonlarında ortaya çıkmaktadır. Karaciğer IR hasarında sadece karaciğer değil kalp, akciğer ve böbrek gibi uzak organlar da hasar görür. Deneysel modellerde karaciğer IR hasarına bağlı böbrek hasarını önleyen çeşitli ajanlar bildirilmiş olmasına karşın, interleukin-18 binding protein (IL-18 BP)'nin koruyucu etkisi araştırılmamıştır. Çalışmamızda 3 grup (n=8)'tan oluşan 24 adet Wistar Albino cinsi erkek rat kullanıldı. Gruplar; 1)Sham 2) IR (1 saat iskemi, 4 saat reperfüzyon) 3) IR + IL-18BP (50 µg/kg) olarak oluşturuldu. IL-18BP intraperitoneal olarak cerrahi işlemden 30 dk önce uygulandı. Histopatolojik olarak Karaciğer ve böbrek dokuları H&E ile boyandı. Biyokimyasal olarak serumda AST, ALT, LDH, creatin ve üre değerleri ölçüldü. Oksidatif stres parametreleri olarak serum ve böbrek dokusunda GSH, MDA, NO, TAS, TOS, OSI düzeyleri ölçüldü. Böbrek dokusunda proinflamatuar sitokinlerden IL-1β, IL-6, TNF-α düzeyleri incelendi. Çalışmamızda IL-18BP'in, karaciğer IR'nin indüklediği akut böbrek hasarında biyokimyasal olarak karaciğer ve böbrek fonksiyonlarını düzelttiği, histolopatolojik olarak hasarı azalttığı, proenflamatuar sitokinleri azaltarak antienflamatuar, oksidatif stres indeksini azaltarak antioksidan etki gösterdiği bulundu. Sonuç olarak, IL-18BP ile ilk kez yapılan bu modelin değişik IR sürelerinde ileri araştırmalarla desteklenmesi durumunda karaciğer IR'de klinikte meydana gelebilecek komplikasyonlar, hastaların post-operatif hastanede kalma süresi, tedavi maliyeti ve iyileşme süresi azaltılabilecektir. Anahtar kelimeler: Karaciğer iskemi reperfüzyon, IL-18BP,Akut böbrek hasarı
Akut gastroenteritli çocuklarda rotavirus ve adenovirusun sıklığı ve rotavirusun moleküler epidemiyolojisi
Enterik viruslar (özellikle rotavirus, adenovirus ve nörovirus) bakteriyel olmayan akut gastroenteritlerin en sık nedenidir. Bu çalışmanın amacı, 0-6 yaş akut gastroenteriti olan çocuklarda viral etyolojinin sıklığını araştırmak ve rotavirusların baskın genotiplerini belirlemektir. Yaygın ishal virüsleri ile ilgili epidemiyolojik çalışma, Eylül 2012-Kasım 2013 döneminde Afyonkarahisar ilinde gerçekleştirilmiştir. Afyon Kocatepe Üniversitesi Hastanesi Çocuk Hastalıkları Polikliniği başvuran 6 yaşın altındaki 492 aşılanmamış ve ishali olan çocuklardan alınan dışkı örnekleri çalışma kapsamına alınmıştır. Dışkı örneklerinin tümü bakteriyel etkenlerin varlığını belirlemek amacıyla kültür yöntemleri ile değerlendirilmiş ve herhangi bir bakteriyel üreme gözlenmemiştir. Rotavirus ve adenovirus antijenleri immunokromatografik yöntem (ICT) ile araştırılmıştır (VIKIA Rota-Adeno Kaset Testi, biyo-Merieux, Marcy l'Etoile, Fransa). ICT ile rotavirus pozitif bulunan dışkı örnekleri, reverse transkripsiyon-polimeraz zincir reaksiyonu tabanlı genotipleme Akut gastroenteritli 492 çocukta rotavirus ve adenovirus pozitifliği sırasıyla %20.3 ve %3.3 olarak bulunmuştur. Viral gastroenteritli çocukların %0.6'sında ise rotavirus–adenovirus birlikteliği saptanmıştır. Kış ve ilkbahar aylarında rotavirus antijeni pozitif olguların sayısında artış gözlenmiştir. Rotavirus epizotlarının %73'ü yaşamın ilk iki yılında gözlenmiştir. G ve P genotiplerinin G1, G2, G4, G9 ve P[4], P[8] genotiplerini içeren toplamda altı farklı kombinasyonu bulunmuştur. En yaygın rotavirus genotipleri; G9P[8] (% 48.7) ardından G9P[4] (% 17.5) olarak bulunmuştur. G1P [8] (% 16.2), G2P [8] (% 11.2), G1P [4] (% 3.7), G4P [8] (% 2.5) diğer genotipleri oluşturmuştur. Bölgemizdeki rotavirus genotiplerinin %66'sının G9P[8] ve G9P[4] olduğu gözlenmiştir. Adenovirus pozitifliğinin sıklığı rotavirustan daha düşüktür. Rotavirus enfeksiyonunun yüksek oranlarıyla ile ilgili olarak, gastroenterit önleme programları hakkında bilgilendirmenin yanı sıra yeni rotavirus suşların ortaya çıkması hakkında bilgi sağlamak amacıyla sürekli izlem gereklidir. Bu durum aynı zamanda, rotavirus aşısı yapımında karar verme politikalarına da yardımcı olacaktır.
İn vivo akut nefrotoksisitede böbrek vasküler endotelyal büyüme faktör (VEGF) geni ifadesi ve kafeik asit fenetil ester (CAPE)'nin etkisi
Bu tezde; gentamisin ile deneysel böbrek nefrotoksisitesi oluşturulmuş sıçanların böbrek dokusunda vasküler endotelyal büyüme faktör (VEGF-A) geni ifadesi ve kafeik asit fenetil esterin (CAPE) nefrotoksisitenin önlenmesindeki rolünün araştırılması amacıyla 32 adet Wistar cinsi dişi sıçan kullanıldı. Hayvanlar her grupta 8'er adet sıçan olmak üzere 4 gruba ayrıldı; Kontrol grubu (K; %10'luk dimetil sülfoksit (DMSO) intraperitonal yoldan verildi), Gentamisin grubu (G; 8 gün boyunca intraperitonal yolla 100 mg/kg/gün vücut ağırlığı dozunda gentamisin verildi), CAPE grubu (C; 30 mg/kg/gün vücut ağırlığı dozunda CAPE intraperitonal yolla 10 gün boyunca verildi), CAPE+Gentamisin grubu (C+G; 30 mg/kg/gün vücut ağırlığı dozunda CAPE ve 100 mg/kg/gün vücut ağırlığı dozunda gentamisin intaperitonal olarak beraber uygulandı). Deney sonunda gruplardan alınan böbrek dokularından VEGF-A gen ifadesi ve histopatalojik analizlerin yanısıra, serumdan BUN ve kreatinin analizleri yapıldı. Kontrol grubuna göre gentamisin uygulamasının böbrek VEGF-A gen ifadesini düşürdüğü (p<0,05), CAPE uygulamasının ise VEGF-A gen ifadesinde herhangi bir yükseltici etki yapmadığı gözlendi (p>0,05). Histopatolojik olarak kontrol grubuyla karşılaştırıldığında gentamisin uygulamasının böbrek dokusunda ciddi hasarlanmalara yol açtığı, CAPE uygulamasının ise bu hasarları kısmen iyileştirdiği tespit edildi. Kontrol grubuyla karşılaştırıldığında gentamisin uygulanan hayvanların serum kreatinin ve BUN değerlerinin anlamlı derece yükseldiği (p<0,05), CAPE uygulamasının yükselen serum ve BUN değerlerini düşürmede anlamlı bir etki yapmadığı bulundu (p>0,05). Sonuç olarak gentamisin uygulamasının böbrek VEGF-A gen ifadesini ciddi bir şekilde azalttığı, gentamisin kaynaklı böbrek hasarında VEGF-A'nın bozulan ifadesinin önemli bir rol oynayabileceği, CAPE uygulamasının ise gentamisin kaynaklı toksisitenin önlenmesinde önemli bir etkisi olmadığı kanaatine varıldı.
Ankilozan spondilitli hastalarda preobezitenin yaşam kalitesine etkileri
Amaç; Ankilozan spondilit (AS), kronik, inflamasyonla karakterize spondilartropatilerin prototipi olan bir hastalıktır. Pek çok kronik hastalık gibi AS de hastaların yaşam kalite-lerini etkilemektedir. Vücut Kitle İndeksi (VKİ) toplam vücut yağı ile korelasyon göste-ren ağırlığın, boyun karesine bölünmesiyle (ağırlık (kg) / boy (m²)) bulunur. Bu ölçüm günümüzde en sık kullanılan yöntemdir. Biz bu çalışmayı preobezitenin AS'li hastaların yaşam kalitesi üzerine etkisini incelemek amacıyla planladık. Yöntem; Çalışmaya İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon (FTR) Anabilim Dalı kliniğine başvuran, Modifiye New York Kriterleri'ne göre AS tanısı almış 28 hasta alındı ve kontrol grubu da 30 sağlıklı erişkinden seçildi. Hastalar kontrol grubuyla yaş, cinsiyet, vücut kitle indeksi, öğrenim durumu, mesleki durum açısından eşleştirildi. AS hastalarının hastalık aktivitesi Bath AS Hastalık Aktivite İndeksi (BASDAI) ile, fonksiyonel durumu da Bath AS Fonksiyonel İndeksi (BASFI) ile değer-lendirildi. AS hastalarında yaşam kalitesini değerlendirmek için Ankilozan Spondilit Yaşam Kalite Anketi (ASQoL), sağlıklı erişkinlerle AS'li erişkinlerin yaşam kalitesini karşılaştırmak için ise Kısa Form - 36 (SF - 36) kullanıldı. Sonuç; AS'li hastalarda yüksek VKİ'nin yaşam kalitesini etkileyen faktörlerden biridir. Yaşamın hangi alanlarında etkilenme olduğunun tespit edilmesinin, tedavi stratejilerinin belirlenmesi açısından yol gösterici olacağına inanıyoruz. Tartışma; VKİ'nin yüksek olması ve düşük öğrenim durumunun AS hastalarında yaşam kalitesini etkileyen faktörler olduğu tespit edildi. Ayrıca AS'li kadın hastalarda BASDAI değerlerinin daha yüksek olduğunu gözlemledik. AS'li hastalar kontrol grubuyla karşılaştırıldığında yaşam kalitelerinin düşük olduğunu tespit ettik. AS'li hastalarda artmış BASFI skorları ile yüksek VKİ arasında anlamlı bir korelasyon olduğunu gözlemledik. Anahtar kelimeler: Ankilozan Spondilit, vücut kitle indeksi, preobezite, yaşam kalitesi