Afyon Kocatepe University
Discipline

Doğum ve Jinekoloji Anabilim Dalı

Afyon Kocatepe University

5

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

5 Theses
Master'sOpen AccessTR

Köpeklerde doğum zamanının belirlenmesinde vaginal sitoloji ve ultrasonografinin etkinliğinin ortaya konulması

Köpeklerde doğum zamanı tahmini vaginal sitolojiyle diöstrüsün birinci günü belirlenerek, ultrasonografiyle yapılan fetal ve ekstra fetal ölçümler ve rektal sıcaklıktaki düşüşle saptanabilmektedir. Sunulan çalışmanın amacı küçük ırk köpeklerde doğum zamanı tahmininde güvenilir öngörü yöntemlerini kullanarak bir değerlendirme yapmaktır. Bu amaçla çalışmada 4 farklı küçük ırktan 9 adet dişi köpek kullanıldı. Köpeklerin diöstrüs başlangıç zamanı vaginal sitolojiden yararlanılarak belirlendi. Son çiftleşme ve diöstrüsün başlama zaman aralığının 2-4 gün olduğu görüldü. Çalışmada kullanılan küçük ırk köpeklerin 2-6 arasında değişen sayıda yavru doğurdukları görüldü. Hayvanların gebelik sürelerinin 57-65 gün arasında değiştiği tespit edildi. Ultrasonografik ölçümlerle ICC, CRL, BP çap bulguları değerlendirildi. Ultrason muayenesinde ICC uzunluklarının 1.75-3,66 cm, genişliklerinin ise 1,25-2,5 cm arasında değiştiği tespit edildi. Fetüslerin CRL çapları ortalama 1,57 cm olarak ölçüldü. Aynı fetüslere ait BP çapının ortalamasının 0,63 cm olduğu saptandı. Çalışmada kullanılan hayvanların doğum zamanını öngörmek amacıyla ICC, CRL, BP çaplarına matematiksel modeller uygulandı. Diöstrüsün ilk günü üzerine 57 gün eklenerek bir doğum zamanı tahmini yapıldı. Gerçek gebelik süresi ve elde edilen tahmini gebelik süreleri arasında korelasyonlar değerlendirildi. Ultrasonografik ölçümler arası korelasyonlar önemsiz bulundu. Sonuca göre en güvenilir ölçüm gösteren modelin diöstrüsün ilk gününden yararlanarak doğum zamanı tahmini olduğu belirlendi.

Rabia Yalçın
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Köpeklerde ovaryumların farklı östrüs siklusu dönemlerinde doppler ultrasonografi ile değerlendirilmesi

Bu çalışmada, Doppler ultrasonografinin desteği ile ovaryum dokusunda mevcut vaskülarizasyonların belirlenmesi ve Doppler ultrasonografinin, köpeklerde östrüs siklus dönemlerinin tespit edilmesindeki etkinliğinin araştırılması amaçlandı. Çalışmanın hayvan materyalini 2-8 yaş aralığında ve 10-40 kg canlı ağırlığa sahip 73 adet farklı ırklardan köpek oluşturdu. Ovaryumlarda mevcut vaskülarizasyonların değerlendirilmesi amacıyla önce Doppler ultrasonografi muayenesi yapıldı. Daha sonra vajinal sitoloji bulguları ve serum progesteron konsantrasyonlarına bakılarak köpekler siklus dönemlerine göre gruplandırıldı. Muayeneler sonrasında köpekler gaz anestezisi altında ovariohisterektomi operasyonuna alındı. Postoperatif olarak ovaryumlar incelendi. Vajinal sitolojik yoklamada anöstrüs döneminde olan sekiz adet köpek ile tüm muayeneler sonrası teratomadan şüphelenilen bir adet köpek çalışmaya dahil edilmedi. Muayenelerden elde edilen verilere göre, hayvanlar erken proöstrüs (n = 21), orta proöstrüs (n = 6), geç proöstrüs (n = 10), östrüs (n = 10), erken diöstrüs (n = 10) ve diöstrüs (n = 8) olacak şekilde sınıflandırıldı. Progesteron konsantrasyonlarının ölçülmesinde ELISA ve FIA yöntemleri kullanıldı. ELISA yöntemine göre ölçülen progesteron değerlerinde en düşük konsantrasyonun erken proöstrüs döneminde olduğu gözlenirken, en yüksek konsantrasyonun erken diöstrüs döneminde olduğu görüldü. Erken, orta ve geç proöstrüs dönemlerindeki serum progesteron düzeylerinin sırasıyla 1,42 ± 0,12 ng/mL, 1,60 ± 0,23 ng/mL ve 2,36 ± 0,12 ng/mL olduğu izlenirken, bu dönemler arasında istatistiksel olarak fark izlenmedi. Bununla birlikte, östrüs döneminde tespit edilen progesteron düzeyinin (4,58 ± 0,15 ng/mL) proöstrüsün tüm dönemlerine göre istatistiksel olarak farklılık oluşturucak şekilde yüksek olduğu belirlendi (p < 0,001). Erken diöstrüs (8,29 ± 0,96 ng/mL) ve diöstrüs (7,73 ± 0,71 ng/mL) dönemlerindeki serum progesteron düzeylerinin birbirleri arasında farklılık oluşturmadığı gözlenirken, diğer dönemlere göre istatistiksel olarak farklılık oluşturacak şekilde yüksek seyrettikleri belirlendi (p < 0,001). Benzer şekilde, FIA yöntemine göre ng/mL ve nmol/l düzeylerinde tespit edilen serum progesteron düzeylerinin proöstrüsün tüm dönemlerinde istatistiksel olarak farklılık oluşturmadığı izlendi. Diğer taraftan, istatistiksel olarak östrüs, erken diöstrüs ve diöstrüs dönemlerinde farklılık göstermeyen progesteron düzeylerinin, proöstrüs dönemlerinden yüksek olduğu tespit edildi (p < 0,001). Doppler ultrasonografi muayeneleri sonucunda yapılan skorlamalarda erken diöstrüs evresinde (1,75 ± 0,31) elde edilen bulguların diğer dönemlere göre düşük olarak skorlandırıldığı izlendi. Erken diöstrüs dönemine benzer şekilde diöstrüs döneminde (1,90 ± 0,23) izlenen skorlamanın istatistiksel olarak fark oluşturmadığı gözlendi. Proöstrüsün erken (2,14 ± 0,17), orta (2,16 ± 0,40) ve geç (2,40 ± 0,26) dönemlerinde diöstrüs dönemlerine göre yüksek skorlamalara ulaşılırken, dönemler arasındaki farklılıkların istatistiksel olarak önemli olmadığı gözlendi. Bununla birlikte, östrüs döneminde elde edilen (3,60 ± 0,16) skorun ise en yüksek değer olduğu ve diğer dönemlerin tümüne göre istatistiksel olarak farklılık oluşturduğu tespit edildi (p < 0,001). Östrüs döneminde izlenen yüksek düzeydeki vaskülarizasyonun siklusun tespitini sağlayabileceği ancak, ovulasyonun şekillenmiş olabileceğinin göz önünde bulundurulması gerektiği düşünülmektedir. Köpeklerde Doppler ultrasonografi ile seksüel siklus tespitinde tek bir muayene yapılacaksa, kan progesteron değerleriyle birlikte vajinal sitolojik muayene sonuçlarının değerlendirilmesi gerektiği, daha doğru sonuçlar almak için muayenelerin teşhis netleşinceye kadar günlük olarak devam ettirilmesinin önemli olduğu düşünülmektedir.

Aslıhan Özdil
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

İneklerde fitojenik yem katkı maddelerinin üreme performansı üzerine etkileri

Bu çalışmada natural microplant immunmodulasyon teknolojisi kullanarak çeşitli bitkilerden üretilen ve postpartum dönemde bulunan ineklere fitojenik destek sağlaması amacı ile hazırlanan ticari yem premiksinin reprodüktif açıdan olası etkileri araştırılmıştır. Özel bir hayvancılık işletmesinde laktasyon sayıları 1-5 aralığında olan Holştayn ırkı ineklerin postpartum dönemde görülen bazı hastalıkları ile reprodüktif parametre verileri kullanıldı. İşletmeye ait veriler, sürü yönetim programı ve veteriner hekim tarafından tutulan klinik kayıtların incelenmesi ile elde edilmiştir. Çalışma kapsamında iki farklı veri (Veri A ve Veri B) kayıtları analiz edilmiştir. Veri A'da kontrol grubu olarak 61 inek belirlenmiş, deneme grubu olarak YD COW fitobiyotik premiks verilen 93 inek seçilmiştir. İki grup arasında bitkisel yem katkı maddesinin kullanıldığı deneme grubu ile kontrol grubu arasında retensiyo secundinarium, metritis, hipokalsemi ve tohumlama sayısı karşılaştırılmıştır. Kontrol grubunda retensiyo sekundinarium oranı %25 (15/61), deneme grubunda ise %13 (12/93) olarak anlamlı bir şekilde kontrol grubuna göre daha düşük çıkmıştır. Uterus enfeksiyonu (UE) oranı Kontrol grubunda % 20 (12/61), Deneme grubunda % 14 (13/93) olarak belirlendi. Tohumla sayısı (Kontrol: 2,25±1,52; Deneme: 2,11±1,26), ilk tohumlamada gebelik oranı (Kontrol: %42,6; Deneme: %39,8), pik süt verimi (Kontrol: 45,59±8,00; Deneme: 46,51±8,02) ve 305 günlük süt verimi (Kontrol: 10454,38±1704,66; Deneme: 10364,28±1899,00) açısından iki grup arasında anlamlı fark bulunmamıştır (p>0,05). Veri B'de sadece fitobiyotik premiks verilen 128 Holştayn ırkı ineğin 7. ve 14. günlerde ki Beta-Hidroksibütirik Asit (BHBA) düzeyleri, ketozis, hipokalsemi, retensiyo sekundinarium, metritis, tohumlama sayılarına ve gebe kalma oranları değerlendirilmiştir. Retensiyo sekundinarium %11(14/128), uterus enfeksiyonları %13(16/128), subklinik ketosiz %15 (19/128), korpus luteum varlığı postpartum 25. günde %28(36/128), 40. günde %45 (58/128) ve her iki günün en az birinde %55(71/128) olarak tespit edilmiştir. Birinci tohumlamada gebe kalan ineklerde ortalama servis periyodu 81,82 ± 10,5 gün iken, birden fazla tohumlananlarda 132,85±26,4 gün, ilk tohumlamada gebelik oranı %52,3(67/128), gebelik başına düşen tohumlama sayısı ise 1,67±0.81olarak belirlendi. Bu parametrelerin mevsime bağlı olarak değişmediği tespit edildi. Sonuç olarak kullanılan fitojenik yem katkı maddelerinin ineklerde negatif bir etkiye yol açmadığı, retensiyo sekundinarium ve ketosiz olgularından korunmak için kullanılabileceği, kontrol ve deneme grupları oluşturularak daha sağlıklı veriler ile bu premiksin, doz ve uygulama sürelerini, ovaryum üzerine etkilerini ve reprodüktif parametrelere olan etkilerine yönelik araştırılmaların yapılması önerilmektedir.

Ali Sarı
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Repeat breeder gözlenen ineklerde farklı intrauterin tedavi yöntemlerinin etkinliklerinin karşılaştırılması

Sunulan çalışmanın amacı, ineklerde önemli bir sorun olan ve ciddi ekonomik kayıplara yol açan repeat breeder olgularında, nedenlerden biri olarak tanımlanan subklinik genital kanal enfeksiyonlarının tedavisinde farklı intrauterin tedavi seçeneklerinin etkinliklerinin karşılaştırılmasıdır. Çalışma materyalini en az bir kez doğum yapmış, yaşları 2-8 arasında değişen 75 adet Holstein-Fleckvieh ırkı inek oluşturmaktadır. Çalışmaya dahil edilen repeat breeder tanısı konulmuş inekler üç gruba ayrıldı: Grup 1 (n=25): Bu grupta bulunan hayvanlara 1 gün ara ile 3 kez intrauterin 10 ml sefkuinom sülfat + 5 ml deksametazon sodyum fosfat + 10 ml %30 dekstroz içeriği; Grup 2 (n=25): Bu grupta yer alan hayvanlara bir gün ara ile üç kez intrauterin 100 mg rifaksimin ihtiva eden (13,4 gram) sprey uygulandı; Grup 3 (n=25): Bu grupta bulunan hayvanlara herhangi bir tedavi uygulanmadan kontrol grubu olarak çalışmaya alındı. Çalışmaya alınan hayvanlara tedavi süreçleri bittikten sonra senkronizasyon programı uygulanarak uygun zamanda suni tohumlama işlemi yapıldı ve 35. günde gebelik muayeneleri gerçekleştirildi. Çalışma sonrasında yapılan ilk suni tohumlamaların gebelik oranları sırasıyla Grup I'de %32 (8/25), Grup II'de %20 (5/25) ve Grup III'de %20 (5/25) olarak belirlendi (P>0,05). Sunulan tez çalışmasından elde edilen bulgular değerlendirildiğinde, repeat breeder sorunu bulunan ineklerde 10 ml sefkuinom sülfat + 5 ml deksametazon sodyum fosfat + 10 ml %30 dekstroz kombinasyonunun intrauterin olarak uygulanmasının gebelik oranlarını sayısal olarak artırabileceği ve bu uygulamanın fertilite üzerine olumlu etkisi olacağı kanısına varıldı. Uterus enfeksiyonu bulunan ineklerde sıklıkla tercih edilen 100 mg rifaksimin ihtiva eden spreyin intaruterin uygulaması göreli etkinlik incelemesi ile karşılaştırıldığında, Grup I'e ait ineklerde kullanılan intrauterin ilaç kombinasyonunun daha etkili olduğu gözlendi. Sunulan çalışmada kullanılan intrauterin ilaç kombinasyonunun daha fazla sayıda hayvan materyali kullanılarak ve repeat breeder olgusuna etki eden farklı faktörler dikkate alınarak gerçekleştirilmesinin uygun olacağı kanısına varıldı.

Hayvan hastalıklarıRepeat breederTedavi+1
Muhammet Hikmet Ak
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Veteriner Fakültesi Doğum ve Jinekoloji Anabilim Dalına 2022-2023 yılları arasında getirilen olguların retrospektif analizi

Bu çalışmada, Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Veteriner Fakültesi Doğum ve Jinekoloji Kliniği'ne 2022-2023 yılları arasında getirilen vakaların detaylı bir analizi yapılmıştır. Çalışmada, klinikte muayene ve tedavi için toplam 242 hayvan değerlendirilmiştir. Bu hayvanlar arasında 125 sığır, 22 koyun, 18 keçi, 12 köpek, 63 kedi, 1 kısrak ve 1 egzotik hayvan bulunmaktadır. Yapılan analizler sonucunda, getirilen hayvanların %51,7'sinin sığır, %9,1'inin koyun, %26'sının kedi, %5'inin köpek, %7,4'ünün keçi, %0,8'inin ise diğer hayvanlar (kısrak, egzotik) olduğu belirlenmiştir. Çalışmada, hayvanların kliniklere getiriliş nedenleri incelendiğinde sığır vakalarında gebelik muayenesinin (%81,4; 68), keçilerde gebelik muayenesinin (%52,9; 9), koyunlarda güç doğumun (%63,2; 12), köpeklerde gebelik muayenesi ve prolapsus vajina vakalarının (%33,3; 4 ve %25; 3), kedilerde ise ovaryohisterektomi işleminin (%64,4; 38) en sık görülen durumlar olduğu görülmüştür. Ayrıca, kliniğe getirilen hayvan türleri arasında yıllara göre farkın istatistiksel olarak anlamlı bulunduğu (p˂0,05), ancak aylara göre getirilen hayvan sayısı açısından farkın istatistiksel olarak önemsiz olduğu tespit edilmiştir (p>0,05). Sonuç olarak, 2022-2023 yılları arasında kliniğimize başvuran hayvanlar arasında öncelikli olarak sığırların ve ardından kedilerin yoğunluğunun dikkat çektiği gözlemlenmiştir. Kliniğe yansıyan başvurularda ise en sık karşılaşılan durumlar sırasıyla ineklerde gebelik muayenesi, kedilerde ovaryohisterektomi, keçilerde gebelik muayenesi, koyunlarda güç doğum, köpeklerde gebelik muayenesi ve prolapsus vajina olmuştur. Geçmiş yıllara kıyasla kliniğimize getirilen hayvan sayısında belirgin bir azalma olduğu gözlenmiştir.

Meryem Gezer
Bolu Abant Izzet Baysal University · Institute of Health Sciences
2024
11