
405
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Archived Theses
Bir fen öğretmeninin diyalojik öğretimde iyileşme arayışı: Öz-inceleme çalışması
Bu araştırmada, fen bilimleri öğretmeni olarak diyalojik öğretimimi iyileştirmeyi amaçladım. Bu bağlamda, kendi öğretim sürecimi değerlendirerek, öğrencilerle anlam merkezli, çok sesli ve etkileşim temelli bir öğrenme ortamı oluşturma çabam araştırmanın özünü oluşturmaktadır. Diyalojik öğretim göstergeleri çerçevesinde, sınıf içi otorite paylaşımımı, soru sorma ve geri bildirim stratejilerimi, ayrıca sahip olduğum kişisel değer ve inançların bu sürece nasıl yansıdığını ortaya koymayı hedefledim. Öz-inceleme yöntemi ile gerçekleştirilen araştırma yedi haftalık 7. sınıf fen derslerini kapsamaktadır. Araştırmanın katılımcısı, bir fen bilimleri öğretmeni olarak benim. Kendi sınıfımda gerçekleştirdiğim öğretim sürecini, diyalojik öğretim bağlamında derinlemesine inceledim. Araştırma sürecinde yürüttüğüm derslerin video kayıtları, yansıtıcı günlüklerim ve yaşam öyküm veri toplama araçlarımdır. Bu araştırmada elde ettiğim verileri bütüncül yaklaşımla analiz ettim. Video kayıtlarının analizinde Diyalogsal Etkileşim Ölçeğinde yer alan üç göstergeden (otorite, sorular, geribildirim) faydalandım. Yansıtıcı günlüklerim ve yaşam öykümden elde ettiğim bulguları video kayıtlarından elde ettiğim bulgularla karşılaştırarak yorumladım. Sınıf içi söylemlerimde zamanla yaşadığım dönüşüm, öğretim sürecinde otoritenin kademeli paylaşımına, açık uçlu ve düşünmeye teşvik eden soruların kullanımına, geri bildirimlerin niteliğinin değişmesine katkı sağlayarak, diyalojik öğretimin kuramsal ilkelerinin sınıf pratiğine yansıtılmasına yönelik önemli bulgular ortaya koymuştur. Ayrıca, sahip olduğum değer ve inançların diyalojik öğretim yaklaşımıyla bütünleştiğini fark ettim. Pedagojik uygulamalarımda yalnızca teknik ya da yöntemsel tercihler yapmadığımı; aynı zamanda değer ve inançlarım doğrultusunda öğretim anlayışı geliştirdiğimi söyleyebilirim. Öğrenciyi merkeze alan, sorgulamalarına fırsat sağlayan, düşüncelerine değer veren, çok sesliliği önemseyen ve otoriteyi paylaşmayı benimseyen anlayışı; sadece öğretim teknikleriyle değil, sınıf içi etkileşim biçimime de yansıttım. Bu yönüyle çalışmanın bulguları diyalojik öğretimin sadece bir yöntem değil; aynı zamanda öğretmenin düşünsel ve değer temelli duruşunu da şekillendiren bir yaklaşım olduğunu ortaya koymaktadır. Çalışmamın sonuçları, öğretim anlayışımda anlamlı dönüşüm yaşadığımı ortaya koymaktadır ancak bu dönüşüm süreci, doğrudan ve kolay şekilde gerçekleşmemiştir. Süreç içerisinde, yerleşik öğretmen merkezli alışkanlıklarım ve sınıf içi otoriter iletişim biçimimin etkisini sürdürdüğü durumlarla karşılaştım. Bu da gösteriyor ki, sürdürülebilir bir diyalojik öğretim anlayışına ulaşmak için yalnızca öğretim stratejilerini değiştirmek değil, aynı zamanda sınıf kültürünü ve öğretmen kimliğini de dönüştürmek gerekmektedir. Özellikle, geleneksel öğretim alışkanlıklarımızın sınıf içinde yeniden üretilmesinden uzaklaşarak, iletişim becerilerimizin çeşitlenmesi ve öğretim süreçlerimizin esnek, etkileşimli yapılarla zenginleştirilmesi gerekmektedir. Bu bağlamda, mesleki pratiklerimizi sorgulamaya imkân tanıyan mesleki gelişim fırsatlarının diyalojik anlayışı destekleyecek şekilde yapılandırılması önerilmektedir.
Sağlık turizmi ve ekonomisi üzerine denemeler
Bu tez, sağlık turizmi ve ekonomisi arasındaki ilişkinin anlaşılmasına katkı sunmaktadır. Sağlık turizmi ve ekonomisi üzerine denemeler başlıklı tez çalışmamız üç bağımsız aslî araştırmanın bir arada değerlendirildiği üç bölümden meydana gelmektedir. Bölüm 1 ve bölüm 2 bibliyometrik analiz ile sağlık turizmi ve sağlık turizminin alt başlığı olan medikal turizm konularında bilimsel bir haritalama ile tez çalışmasına ışık tutarken, bölüm 3 medikal turizm şirketlerinin pazardaki stratejik davranışlarını incelemek ve oynaklık transferi mekanizmalarını niceliksel bir çerçevede analiz etmektedir. İlk bölüm, çalışmada bibliyometrik verilerde sınırlılığı ortadan kaldırmak adına Web of Science Core Collection (WoS), Scopus ve PubMed veri tabanlarından bibliyografik veriler alınmıştır. Böylelikle yapılan çalışmanın alan yazındaki boşluklar hakkında önemli bilgiler sunacağı ve gelecekteki eğilimlerin daha iyi anlaşılmasına katkı sağlayacağı düşünülmektedir. Yüksek kaliteli ve etkili bilimsel makaleleri barındıran Web of Science Core Collection (WoS) (2243), Scopus (830) ve Pubmed (360) veri tabanlarına ait 1990'dan 2023'e kadar ki zaman aralığında sağlık turizmi alanındaki yayınların bibliyometrik analizi yapılmıştır. 1990-2019 yılları arasında WOS'ta sağlık turizmi çalışmalarında 'health', 'tourism', 'health care' ve 'economic growth' öne çıkarken, 2020-2023 döneminde 'health' ve 'impact' kavramları öne çıkmıştır. Scopus verilerine göre ise 1991-2015'te 'tourism' ve 'human', 2016-2023'te 'human', 'adult' ve 'Coronavirus disease 2019' ön plandadır. PubMed verilerine göre 2013-2016 yıllarında 'humans', 'stem cell transplantation', 'communication' gibi kavramlar öne çıkarken, 2017-2022 döneminde 'medical tourism-economics/ethics', 'global health', 'travel', 'transients and migrants' gibi kavramlar öne çıkmıştır. İkinci bölüm, Web of Science Core Collection (WoS) (39) ve Scopus (63) veri tabanlarına ait 2008'den 2024'e kadar ki zaman aralığında medikal turizm şirketleri ve turizm hisseleri alanındaki yayınların bibliyometrik analizi yapılmıştır. Özellikle finansal etkiler, turizm ekonomisi ve sağlık hizmetlerine erişim gibi konular, bu çalışmanın temel odak noktaları arasında yer almıştır. COVID-19 pandemisi gibi küresel krizlerin medikal turizm üzerindeki yansımaları da araştırmalarda dikkate değer bir ağırlık taşıdığı sonucu elde edilmiştir. Son bölüm, medikal turizmde aktif rol oynayan, en büyük ve en likit 8 medikal turizm şirketinin (BDMS, AH, IHH, BH, FH, MMS, RHC, FMC), 02.01.2018 ile 12.12.2024 tarihleri arasındaki oynaklık yayılımı Diebold-Yılmaz bağlantılılık çerçevesi kullanılarak analiz edilmiştir. Böylelikle bu çalışmayla küresel sağlık turizminde aktif rol oynayan ve ülke borsalarında işlem gören ilk sekiz büyük şirketin hisse senedi volatilitesi arasındaki ilişkileri incelenerek dinamik piyasa ilişkilerinin tespiti sağlanmıştır. Medikal turizm endüstrisindeki uzun vadeli oynaklık, şirketleri uzun süre etkileyen sistemik, yapısal ve makroekonomik unsurlar tarafından şekillendiği tespit edilmiştir. İlgili dinamikler, dalgalanmalardan farklı olarak sürdürülebilir eğilimleri, stratejik değişiklikleri ve güçlü karşılıklı bağlılıkları yansıtır. Küresel sağlık krizleri, COVID-19 pandemisinde olduğu gibi, yalnızca kriz anında acil müdahale gereklilikleriyle sınırlı kalmamakta, aynı zamanda krizin etkilerinin uzun vadede hissedilmeye devam ettiği yapısal şoklar meydana getirmektedir. Bu tür krizlerin ekonomi üzerindeki etkileri, Ersan ve çalışma arkadaşlarının 2018 yılında yayımlamış oldukları araştırmayla da ortaya konmuştur. Bu çalışmada, 2007-2008 finansal krizinin turizm sektöründeki hisse senedi fiyatları üzerinde olumsuz etkiler yarattığı ifade edilmiştir (Ersan vd., 2018). Bu çalışma ile sağlık turizmi ve onun bir alt dalı olan medikal turizmin bibliyometrik analizi ile detaylı bir bilimsel haritasını oluşturmak, beraberinde çeşitli krizlere rağmen ayakta kalmayı sürdüren medikal turizm şirketlerinin pazardaki stratejik yaklaşımlarını incelemek ve oynaklık transferi mekanizmalarını niceliksel bir çerçevede analiz ederek alanın geleceğine yönelik araştırmacılara ve politika yapıcılara yol gösterecek öngörüler sunmayı amaçladık. Anahtar Sözcükler: Sağlık Turizmi, Medikal Turizm, Bibliyometrik Analiz, Diebold-Yılmaz Bağlantılılık, TVP-VAR,
Sınırda karbon düzenlemesi mekanizmasının Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne olan ihracatına etkileri
Bu çalışma, Avrupa Birliği'nin (AB) Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması'nın (SKDM) Türkiye'nin ihracat yapısı üzerindeki potansiyel etkilerini kapsamlı bir şekilde incelemektedir. Küresel iklim politikalarının evrimi ve AB'nin Yeşil Mutabakat düzenlemeleri çerçevesinde, SKDM'nin Türkiye açısından yarattığı riskler ve fırsatlar değerlendirilmiştir. Literatür taraması ve kamu kurumları ile meslek örgütleri temsilcileriyle yapılan yarı yapılandırılmış görüşmeler sonucunda, SKDM'nin özellikle karbon yoğun sektörlerde faaliyet gösteren ihracatçılar için maliyet artışlarına yol açabileceği, ancak yeşil dönüşüme uyum sağlayan firmalar açısından uzun vadeli rekabet avantajı yaratabileceği belirlenmiştir. Araştırma bulguları, SKDM'nin ticaret dengesi üzerindeki olası etkilerini, firmaların pazar çeşitlendirme stratejilerini ve karbon fiyatlandırma mekanizmalarının önemini ortaya koymaktadır. Türkiye'nin AB pazarındaki konumunu koruyabilmesi için düşük karbonlu üretime uyum sağlaması gerektiği vurgulanmış, bu sürecin başarılı olması için finansman, altyapı geliştirme ve devlet desteklerinin kritik olduğu belirtilmiştir. Ayrıca, Türkiye'nin AB dışındaki pazarlara yönelerek ticaret dengesini koruyabileceği ancak bunun için etkin ticaret anlaşmaları ve ihracat teşviklerine ihtiyaç duyduğu tespit edilmiştir. SKDM'nin uygulanmasıyla birlikte Türkiye'de emisyon ticaret sistemi ve karbon fiyatlandırma politikalarının hayata geçirilmesi gerekliliği ön plana çıkmıştır. Görüşmeler, sanayi sektörünün düşük karbonlu üretime geçişini hızlandırmak için teşvik mekanizmalarının geliştirilmesi, teknoloji transferinin desteklenmesi ve karbon ayak izinin izlenmesine yönelik altyapının güçlendirilmesi gerektiğini göstermektedir. Türkiye'nin 2025 yılında yürürlüğe sokmayı planladığı İklim Kanunu'nun, yeşil dönüşüm sürecine ivme kazandırarak AB ile entegrasyonu güçlendireceği öngörülmektedir. Sonuç olarak, SKDM Türkiye'nin sanayi politikaları, ihracat stratejileri ve uluslararası ticaret ilişkileri açısından önemli bir dönüşüm sürecini beraberinde getirmektedir. SKDM'ye uyum sağlamak için kurumsal kapasitenin artırılması, karbon düzenlemelerinin etkin şekilde uygulanması ve yeşil finansman araçlarının devreye sokulması gerekmektedir. Türkiye'nin yeşil dönüşüm sürecini başarıyla yönetmesi, uzun vadede küresel ticarette rekabet avantajı elde etmesine olanak tanıyacaktır.
Açık kalp ameliyatları sonrası klinikte izlenen hastalarda gelişen uyku bozuklukları ve nedenlerinin belirlenmesi
Araştırma bir devlet hastanesinin kalp damar cerrahisi kliniğinde yatan ve açık kalp ameliyatı geçiren hastaların ameliyat sonrası uyku bozukluklarını ve nedenlerinin belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı türde yapılmıştır. Araştırma verilerinin toplanmasında Hasta Tanıtım Formu, Uyku Düzenini Etkileyen Etmenler Formu (UDEEF) ve Richards Campbell Uyku Ölçeği (RCUÖ) kullanılmıştır. Veri toplama araçları hastalar ile yüz yüze görüşülerek soru cevap şeklinde doldurulmuştur. Veriler Şubat- Eylül 2024 tarihleri arasında, Alanya Eğitim Araştırma Hastanesi Kalp Damar Cerrahisi Kliniği'nde toplanmış olup, araştırma kapsamına 63 hasta alınmıştır. Veriler yüzdelik, standart sapma, varyans analizi (ANOVA) kullanılarak hesaplanmıştır. p<0,05 düzeyi istatistik olarak anlamlı kabul edilmiştir. Araştırmada hastaların yaş ortalaması 62,83 ± 8,65 yıl olup, çoğunluğunun (%76,2) erkek olduğu, %71,4'nün koroner arter bypass greft ameliyatı geçirdiği belirlendi. Bu çalışmada hastaların %84,1'inin açık kalp ameliyatı sonrası uyku bozukluğu yaşadığı ve %61,9'unun uyku kalitesinin kötü olduğu belirlenmiştir. Hastaların uyku durumlarını etkileyen etmenlerden; hastalıkla ilgili kaygılar, yapılacak girişimler ve hastalıkla ilgi yeterli bilgi verilmemesi, çevredeki gürültü, gündüzleri yapacak faaliyet olmaması ve sürekli yatmak, uyku öncesi alışkanlıkları uygulayamama, hastanenin uyuma ve uyanma saatleri hastaların uyku kalitesini kötü olarak etkilemiştir. Araştırmada UDEEF puan ortalaması 63,89 ± 10,36, RCUÖ puan ortalaması 52,16 ± 22,36 olarak belirlenmiştir. RCUÖ puan ortalaması hastaların iyi bir uyku kalitesine sahip olmadığını göstermektedir. UDEEF ve RCUÖ arasında negatif yönlü istatistiksel olarak anlamlı ilişki olduğu saptanmıştır (p<0,05). UDEEF'ndan alınan puan arttıkça uyku kalitesi düşmüştür. Çalışmada hasta ile 24 saat birlikte olan ve bütüncül bakım veren hemşirelerin açık kalp ameliyatı sonrası hastaların uykusunu etkileyebilecek etmenleri saptamaları ve gerekli hemşirelik girişimlerini uygulayarak uyku kalitesini arttırmaları önerilmiştir.
Geleneksel türk tatlısı aşure'nin raf ömrünü uzatmak için 3D baskılı aktif gıda ambalajının geliştirilmesi
In this study a prototype food packaging tray was developed by using a 3D printer. This thesis aimed at determining the stability of a traditional Turkish dessert, aşure under cold storage conditions for 14 days by using the 3D printed active food packaging tray. Cinnamaldehyde (CNMA), a GRAS-listed food additive, was injected into the 3D-printed packages at 2% and 5% (v/w) concentrations through the package channels. Aşure samples were then placed in the packages and stored at 4°C for 14 days. Physicochemical (pH, dry matter, CNMA release, color), microbiological (Salmonella spp., staphylococcal enterotoxins, total bacterial count), and sensory analyses were conducted at periodic intervals. For characterization of packages, oxygen permeability, oxygen transmission rate and mechanical properties (Young's modulus, tensile and flexural strength) were measured. No viable microorganisms were detected at either CNMA concentrations, and physicochemical results showed that there were no significant (p>0.05) changes. Sensory analysis indicated that CNMA's aroma scent correlated positively along with the concentration, without exhibiting negative perception on panelists. The findings demonstrated that 3D-printed packaging ensures controlled CNMA release, high oxygen barrier properties, and resistance to physical impact. This study highlights the potential of essential oils like CNMA in food preservation and suggests further research into innovative packaging solutions for extended shelf-life and microbial safety.
Duygusal emek davranışının tükenmişlik üzerindeki etkisinde merhamet yorgunluğunun aracı rolü sağlık çalışanları örneği
Bu araştırmada duygusal emek davranışının tükenmişlik üzerindeki etkisinde merhamet yorgunluğunun aracılık etkisinin ortaya konması amaçlanmıştır.
Sağlık turizminde uluslararası araştırma gündeminin bibliyometrik analiz yöntemi ile incelenmesi
Sağlık turizmi, son yıllarda hem kuramsal hem de uygulamalı düzeyde gelişim gösteren önemli bir araştırma alanı olarak öne çıkmaktadır. Farklı disiplinlerden birçok araştırmacının alana yönelik artan akademik ilgisi, literatürde kapsamlı ancak dağınık bir bilgi birikimi oluşmasına neden olmuştur. Bu bilgi birikiminin bütüncül bir çerçevede değerlendirilmesi, alanın mevcut durumunun anlaşılması ve gelecekteki araştırma yönelimlerinin belirlenmesi açısından kritik öneme sahiptir. Bu çalışmanın amacı, sağlık turizmi alanında yayımlanan bilimsel literatürü bibliyometrik analiz yöntemiyle inceleyerek, alanın yapısal özelliklerini, entelektüel eğilimlerini ve tematik gelişim sürecini sistematik bir şekilde ortaya koymaktır. Bu kapsamda, Web of Science veri tabanında "health tourism" ve ilişkili toplam 15 anahtar kelime ile kapsamlı bir tarama yapılmış ve dahil etme kriterlerini taşıyan 1812 makale analiz kapsamına alınmıştır. Verilerin analizi, R programlama dili ile geliştirilmiş Biblioshiny yazılımı aracılığıyla gerçekleştirilmiştir. Çalışmada öncelikle yayınlara yönelik tanımlayıcı analizler sunulmuş, ardından alana en fazla katkı sunan yazarlar, kurumlar, ülkeler ve eserler belirlenmiştir. Alanın kavramsal yapısı; anahtar kelime frekansları, trend konular, tematik haritalar ve ortak oluşum ağı analizleri (ortak kelime ağı ve ortak atıf ağı) aracılığıyla keşfedilmiştir. Ayrıca, ülke iş birliği analizleriyle literatürdeki coğrafi üretim merkezleri ve uluslararası etkileşimler görselleştirilmiştir. Çalışmada elde edilen bulgular, sağlık turizmi literatürünün yıllar içinde istikrarlı bir büyüme gösterdiğini, çok uluslu iş birliklerine dayalı bir yapıya sahip olduğunu göstermektedir. Sağlık turizmi alanında en çok bilimsel makale yayımlayan dergi v Sustainability, en üretken yazarlar Jeremy Snyder ve Valorie A. Crooks olarak ön plana çıkmaktadır. Simon Fraser Üniversitesi ise en yüksek üretkenliğe sahip akademik kurumdur. Ayrıca, Connel'in 2006 yılında Tourism Management dergisinde yayımlanan makalesi atıf sayısı verilerine göre alana en fazla katkı sağlayan eserdir. ABD, Çin ve Kanada literatüre en fazla katkı sağlayan ülkelerdir. Makalelerdeki küresel iş birliktelik ağları da bu ülkeler ekseninde yoğunlaşmaktadır. Türkiye ise en etkili ilk on ülke arasında yer almakta ve yükselen bir akademik üretim eğilimi göstermektedir. Medikal turizm, makalelerde en yüksek frekans değerine sahip anahtar kavramdır. Ayrıca, alanda sık kullanılan kavramlar arasında sağlık turizmi türlerini temsil eden (wellness ve spa turizm), hizmet sunumunu ve müşteri deneyimini yansıtan (hizmet kalitesi, tatmin, pazarlama), coğrafi odaklı (Hindistan, İran, Malezya ve Kanada) ve pandeminin etkilerini esas alan (covid-19) kavramlar dikkat çekmektedir. Sağlık turizmi literatüründe son yıllarda sürdürülebilirlik konulu çalışmalar trend hale gelmiştir. Tematik haritalama analizine göre; sınır ötesi üreme bakımı ve taşıyıcı annelik niş alanlar olarak öne çıkarken, bariatrik cerrahi ve hasta güvenliği alanda gelişmekte olan temalardır. Ortak atıf ağı analizi literatürde; (1) kuramsal ve kavramsal odaklı, (2) etik ve sosyo-kültürel boyutları ele alan ve (3) hasta davranışı, hizmet kalitesi ve destinasyon pazarlaması üzerine yoğunlaşan üç ana bilimsel kümelenme yapısı olduğunu göstermektedir. Sonuç olarak bu çalışma, sağlık turizmi literatürünü analitik bir yaklaşımla özetleyerek, araştırmacılara ve uygulayıcılara alanın mevcut durumu ve gelişim potansiyeli hakkında bilgi sağlamaktadır.
Yabancı dil olarak Türkçe öğretiminde Hasan Kallimci'nin "Kayadaki Kurt" adlı destan romanının B1 seviyesine uyarlanması
Yabancı dil olarak Türkçe öğretiminde kullanılan yardımcı okuma kitapları, dilin yalnızca dil bilgisi kurallarını değil aynı zamanda kültürünü, tarihini ve toplumsal yapısını öğrenmelerine olanak sağlayan önemli kaynaklardandır. Öğrencilere okuma kültürü kazandıran bu materyaller, dili kendi hızlarında öğretmekle birlikte özgüvenlerini de geliştirmektedir. Bu çalışmada Hasan Kallimci'nin Ergenekon Destanı'nı anlattığı epik romanından hareketle Türk dilini öğrenmeye çalışan B1 seviyesindeki okurların serbest okuma etkinliğinde yararlanabilecekleri bir materyal oluşturmak hedeflenmiştir. Hazırlanan çalışma ile öğrencilere hedef dilin kültürüne, mitolojisine ilişkin değerlerler sözlükler vasıtasıyla aktarılırken okuma-anlama etkinlikleriyle de öğrencilere verimli bir okuma deneyimi yaşatmak amaçlanmıştır. Alanyazında seviyelere göre okuma materyalleri oluşturulsa da çocuk edebiyatına ait eserlerden yararlanılmadığı ve özellikle roman türünde uyarlamaların oldukça az olduğu dikkat çekmektedir. Bu eksikliğin giderilebilmesi için çocuk edebiyatının önemli isimlerinden Hasan Kallimci'nin "Kayadaki Kurt" adlı romanı B1 seviyesine uyarlanmıştır. Çalışmanın amacına hizmet edecek kitap seçilirken derin ve sanatlı söyleşileri barındırmaması, dilinin sade, anlaşılabilir olması, sözcüklerin hedef kitleye uyarlanabilecek düzeyde olması ve öğrencilerin hedef dilin kültürüne, tarihine yönelik yapıları ilgi çekici bir olay örgüsü üzerinden sunacak nitelikte olmasına dikkat edilmiştir. Betimsel bir araştırma olarak belgesel tarama yönteminin kullanıldığı çalışmada roman, yapısal yaklaşıma uygun olacak şekilde uyarlanmıştır. Uyarlama esnasında Yunus Emre Enstitüsü Yedi İklim Türkçe Öğretim Seti'nin B1 seviyesine kadar kullanılan sözcükleri ve dil bilgisi yapıları kontrol edilmiş, okuma-anlama becerisine yönelik hazırlanan etkinliklerde ise Türkiye Maarif Vakfı tarafından oluşturulan Türkçenin Yabancı Dil Olarak Öğretimi Programı'nda yer alan B1 seviyesi kazanımları ölçüt olarak kabul edilmiştir. Seçilen metin, Bölükbaş'ın (2015) çalışmasında ortaya koyduğu metin uyarlama tekniklerine göre uyarlanmış, sözcüksel değiştirmeler ve kelime seçimi sürecinde ise Aydın'ın (2015) oluşturduğu öğrencilerin bilmesi gereken muhtemel kelime listesi, Ölker'in (2011) hazırladığı Yazılı Türkçenin Kelime Sıklığı Sözlüğüyle birlikte TDK'nin güncel sözlüğü esas alınmıştır. Uyarlama sonunda metinde geçen mitolojik kavramlar ve kültürel öğelere yönelik resimli bir sözlük, kelimeler için ise Türkçe-Türkçe bir sözlük oluşturulmuştur.
Tropikal meyve üretiminin bölgesel kalkınmadaki rolü: Alanya ölçeğinde bir model önerisi
Bu çalışma, Türkiye'nin Alanya ilçesinde yetiştirilen tropikal meyvelerin tedarik zincirini oluşturan üretim ve pazarlama yapısını incelemeyi amaçlamaktadır. Araştırma, tropikal meyve üretimi, kullanılan tarım yöntemleri, ürün çeşitliliği, yetiştiricilik koşulları ve pazarlama ağları üzerinde yoğunlaşmaktadır. Ayrıca, Alanya'da tropikal meyve üretiminin geliştirilmesi ve bu alandaki fırsatların değerlendirilmesi, iç pazarın genişletilmesi ve dış pazar imkanlarının tespitine yönelik öneriler sunulmuş ve bölgesel kalkınmaya katkı sağlamak hedeflenmektedir. Tropikal meyve üretimi ve pazarlamasına yönelik sınırlı sayıda çalışma bulunmaktadır. Bu çalışma, sektördeki eksiklikleri gidermeyi ve tropikal meyve üretimi ve pazarlamasına katkı sağlamayı amaçlamaktadır. Nitel araştırma yöntemleriyle yürütülen bu çalışmada, Alanya'daki tropikal meyve üreticileri ve pazarlamacılarıyla yarı yapılandırılmış görüşmeler yapılmış ve veriler MAXQDA 2020 yazılımı ile analiz edilmiştir. Ayrıca, araştırma bulguları ışığında tropikal meyve üretimi ve pazarlamasına yönelik bir SWOT analizi gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın evrenini, Antalya ilinin Alanya ilçesindeki tropikal meyve üreticileri ve pazarlamacıları oluşturmuştur. Katılımcılar, amaçlı örneklem yöntemiyle seçilmiş olup üreticileri temsilen 8 kişi, pazarlamacıları temsilen ise 12 kişi belirlenmiştir. Çalışma, bölge iklimi ve toprak koşullarının üretim açısından elverişli olduğu tropikal meyvelerin, yüksek besin değeriyle yurt içi ve yurt dışı taleplerinin arttığını ve yüksek katma değerli ürün olmaları nedeniyle yatırımların yükseldiğini göstermektedir. Ayrıca, bu yatırımların uluslararası standartlara uygun planlanmasının sürdürülebilirlik açısından önemli olduğu vurgulanmaktadır. Çalışma, Türkiye'de tropikal meyve üretimine yapılan yatırımların belirlenemediğini ve ürün takip sistemlerinin etkin bir şekilde uygulanmasının gerektiğini ortaya koymuştur. Teşvik ve desteklerin tropikal meyve yatırımında yeterli olmadığı tespit edilmiştir. Tropikal meyve üretim potansiyelinin kullanılmadığı, yatırımların yeni yatırımlarla desteklenmesi gerektiği vurgulanmıştır. Ayrıca hedef pazar standartlarına uygun ambalajlama ve lojistik sistemleri oluşturulmalıdır. Birlik ve kooperatif kurulması, ürün tanıtım hizmetlerinin artırılması, üreticilerin bilgilendirilmesi ve pazarda üreticilerin güçlendirilmesi gerektiğini vurgulamaktadır. Ayrıca, sektörün kümelenme yoluyla sivil toplum kuruluşları, kamu kuruluşları, üreticiler ve pazarlamacılarla iş birliği yapmasının önemine dikkat çekilmiştir.
DSİ 18. bölge sulama şebekeleri performansının değerlendirilmesi
Bu çalışmada, DSİ 18. Bölge Müdürlüğü sorumluluk alanında yer alan 21 sulama şebekesinin 2017–2023 yıllarındaki performansları göstergeler üzerinden değerlendirilmiştir. Araştırmada DSİ'nin yıllık işletme–izleme raporlarından elde edilen sulama alanı, sulanan alan ve su temin oranı verileri kullanılmıştır. Performans değerlendirmesinde birim alana verilen su miktarı, sulanan alana düşen su miktarı, su temin oranı ve yıllar arası değişkenlik göstergeleri analiz edilmiştir. Yapılan istatistiksel analizler sonucunda, DSİ 18. Bölge sulama şebekelerinin performansının homojen olmadığı; Boğazova, Çavdır, Seyitler, Selevir ve Yılanlı şebekelerinde su dağıtımının yüksek seviyelerde seyrederken, Karaçal, Köprüköy ve Şehit Hüseyin sulamalarında düşük kaldığı belirlenmiştir. Yıllara göre gözlenen önemli dalgalanmalar, bölgedeki su arzının hem yağış ve sıcaklık koşullarından hem de sulama birliklerinin işletme–yönetim kapasitelerinden etkilendiğini göstermektedir. Ayrıca bazı yıllarda belirli sulama şebekelerinde aşırı su kullanımının görülmesi, verimlilik ve sürdürülebilirlik açısından risk oluşturmaktadır. Bu çalışma, DSİ 18. Bölge sulama şebekelerinin performansını çok yıllı verilerle kapsamlı biçimde ortaya koyarak, bölgesel su yönetimi açısından güçlü ve zayıf yönleri belirlemiştir. Bulgular, modern sulama yöntemlerinin yaygınlaştırılması, bakım-onarım faaliyetlerinin düzenli yürütülmesi ve ürün deseninin su arzıyla uyumlu planlanmasının sulama verimliliğini artırmada kritik öneme sahip olduğunu göstermektedir. Bu yönüyle çalışma, DSİ 18. Bölge sulama şebekelerinin performansının değerlendirilmesine yönelik karar destek süreçlerine katkı sağlamaktadır.