
10
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Archived Theses
Trombosit profilinin gestasyonel diyabet öngörüsündeki rolü
Amaç: Çalışmamızda GDM olan ve olmayan gebelerin oral glukoz tolerans testi (OGTT) ve diğer hemogram parametrelerinin sonuçları karşılaştırılmıştır. Çalışmamızın amacı bu parametrelerin GDM riskini öngörmedeki yararının araştırılmasıdır. Gereç ve Yöntem: Çalışma tanımlayıcı, retrospektif ve kesitsel bir araştırma olarak planlanmıştır. Çalışmamıza 01 Ocak 2019- 31 Ocak 2020 tarihleri arasında Amasya Sabuncuoğlu Şerefeddin Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniği'ne başvuran 218 gebe dahil edilmiştir. Çalışmaya dahil edilen hastalarda tam kan sayımı parametreleri, ultrason bulguları, tam idrar tetkiki, birinci trimester kan glukozu, vücut kitle indeksi, yaş, gravide parametreleri incelenmiştir. Sonuçlar retrospektif olarak incelenmiş ve gestasyonel diyabet hastalığı ile istatistiksel anlamlılık ilişkisi değerlendirilmiştir. Bulgular: İncelenen gebelerden GDM tespit edilen ve edilmeyenler arasında yaş, beden kütle indkesi (BKİ), obezite durumu ve gravida sayısı açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmadı (p>0.05). HbA1c, hematokrit ve birinci trimesterdeki kan glukozu açısından istatistiksel olarak anlamlı fark saptandı (sırasıyla; p=0.048; p=0.024; p=0.038). Hemoglobin, platelet sayısı, MPV, MCV, MCH ve MCHC değerleri ile nötrofil, lenfosit, monosit ve bazofil sayıları, idrar dansitesi ve femur uzunluğu açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmadı (p>0.05). NLO, NMO, PLO, MEO, PMPVO ve PNO değerleri açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmadı (p>0.05). Sonuç: HbA1c, hematokrit ve birinci trimesterdeki kan glukozu GDM ön tanısı için bir belirteç olabilir. İlaveten diğer parametreler açısından prospektif dizayn edilmiş daha fazla sayıda hastada yapılmış çalışmalara ihtiyaç olduğunu düşünüyoruz. Anahtar kelimeler: OGTT, Glukoz, MPV, NLO, PLO, Birinci trimester kan glukozu
Polikistik over sendromlu hastalarda serum visfatin seviyelerinin obezite ile ilişkisi
Amaç: Visfatin adlı yeni adipositokinin; santral obezitesi olan, insulin rezistansı olan ve hiperandrojenik hastalarda yüksek düzeylerde seyrettiği düşünülmektedir. Visfatin'inle ilgili çalışmaların yetersizliğinden dolayı biz bu çalışmamızda; normal kilolu polikistik over sendromlu (PKOS) hastalarla fazla kilolu polikistik over sendromlu hastaların serum visfatin seviyeleri arasındaki farkı değerlendirmeyi, Polikistik over sendromu olmayan kontrol grubuyla visfatin seviyelerini karşılaştırmayı ve polikistik over sendromu olan ve olmayan hasta gruplarında visfatinin insulin direnciyle ilişkisini değerlendirmeyi amaçladık. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya 01.07.2020 ve 31.12.2020 tarihleri arasında Amasya Üniversitesi Sabuncuoğlu Şerefeddin Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum polikliniklerine başvuran PKOS tanısı alıp normal kilolu olan 30 ve normal kilolu olmayan 30 hasta ve kontrol grubu olarak vajinal akıntı,dismenore gibi şikayetlerle ve mestruel düzensizlik,aknelenme veya tüylenme gibi şikayetler dışı başvuran 30 hasta dahil edilmiştir. Çalışma için Rotterdam kriterleri kullanılmış olup, 3 kriterden 2 sinin sağlanması durumunda PKOS tanısı konulmuştur. Hastaların tamamından araştırma izni ve aydınlantılmış onam alınmıştır. Çalışma için gruplardan alınan bilgiler, olgu raporu formlarına kaydedilerek hastaların aç rutin tetkikler için verdiği kan örnekleri rutin zaten alınmış olan örneklerin analizi yapıldıktan sonra uygun saklama ortamlarında (-20°C) serum visfatin düzeylerinin toplu analizi için analiz gününe kadar muhafaza edilmiştir. PKOS hastası olan BKİ < 25kg/ m2 olan, PKOS hastası olan BKİ ≥ 25kg/ m2 olan ve sağlıklı gönüllüler serum visfatin değerleri açısından karşılaştırılmIştır. Tüm bireylerin serum glukoz, insülin, total testosteron, Dehidroepiandrosteron sülfat(DHEA-S), Luteinleştirici hormon(LH), Folikül stimülan hormon(FSH), östrojen, progesteron, 17OH-progesteron ve hemogram düzeyleri belirlenmiştir. İnsülin direncini belirlemek için Homeostatic Model of Assessment-Insulin Resistance(HOMA-IR) hesaplanmıştır. Bulgular: Araştırmaya dahil edilen çalışma grupları arasında kiloya bakılmaksızın sağlıklı gönüllülerin serum visfatin düzeyi normal kilolu PKOS'lu hastalardan anlamlı olarak yüksekti(P<0,05). İncelenen PKOS tanılı kadınlardan fazla kilolu olan ve olmayanlar arasında istatiksel olarak anlamlı fark saptanmadı(p>0,05). Fazla kilolu PKOS tanılı kadınlarla fazla kilolu sağlıklı kadınlar arasında serum visfatin düzeyi açısından anlamlı bir fark saptanmadı(p>0,05).Normal kilolu PKOS tanılı kadınların serum visfatin düzeyi, normal kilolu sağlıklı kadınlardan anlamlı olarak düşüktü(p<0,05). Sağlıklı kontrollerden fazla kilolu olan ve olmayanlar arasında serum visfatin düzeyi açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmadı(p>0,05).Araştırmaya dahil edilenlerden PKOS tanılı kadınlar içinde insülin direnci olan ve olmayanlar arasında serum visfatin düzeyi açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmadı(P>0,05).Sağlıklı kadınlar içinde insülin direnci olan ve olmayanlar arasında serum visfatin düzeyi açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmadı(P>0,05). Sonuç: PKOS'lu hastalarda visfatin düzeylerinin düştüğü bulundu. Hastaların fazla kilolu olma ve veya olmama durumuna göre visfatin düzeyleri açısından anlamlı bir fark izlenmedi. PKOS'lu hastalarda ve sağlıklı gönüllülerde insülin direnciyle visfatin arasında anlamlı bir farklılık yoktu. Serum visfatin düzeyinde; obezite ve karbonhidrat metabolizması dışında çalışmamızda araştırılmayan başka faktörlerin de etkili olabileceğinden visfatinle PKOS ilişkisini daha iyi açıklayabilmek için büyük popülasyonlu çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır.
Abortus imminens olan gebelerde serum prokalsitonin, nötrofil-lenfosit ve trombosit-lenfosit oranlarının değerlendirilmesi
Amaç: Abortus imminens patofizyolojisinde rol aldığı düşünülen kronik inflamatuar reaksiyondan dolayı, abortus imminens ile inflamasyon belirteçleri olan prokalsitonin, nötrofil-lenfosit ve trombosit-lenfosit oranları arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi amaçlandı. Gereç ve Yöntem: 15 Haziran 2020-30 Kasım 2020 tarihleri arasında Amasya Sabuncuoğlu Şerefeddin Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum kliniğinde abortus imminens tanısı alan 55 hastanın demografik özellikleri (yaş, boy, kilo, vücut kitle indeksi, eğitim durumu, parite, geçirilmiş ameliyat, mevcut kronik hastalık), serum prokalsitonin, nötrofil, lenfosit, trombosit seviyeleri, nötrofil-lenfosit oranları (NLO) ve trombosit-lenfosit oranları (PLO) sağlıklı 55 gebenin sonuçlarıyla karşılaştırıldı. Abortus imminens için prokalsitonin, NLO ve PLO açısından ROC analizleri yapıldı. Ayrıca abortus imminens grubu ultrasonografide kanama alanı olup olmamasına göre iki gruba ayrılarak; serum prokalsitonin seviyeleri, NLO ve PLO değerleri tekrar değerlendirildi. Bulgular: Gruplar demografik özellikleri açısından homojendi (p>0,05). Prokalsitonin seviyesi ve NLO değeri abortus imminens grubunda kontrol grubuna göre anlamlı yüksekti (p<0,05). ROC analizinde eğri altında kalan alan (AUC), prokalsitonin için 0,615 %95 güven aralıkları (0,509-0,721) şeklinde, NLO için ise 0,662 %95 güven aralıkları (0,560-0,765) şeklindeydi ve her ikisi de istatistiksel olarak anlamlıydı (p<0,05). Prokalsitonin ve NLO, abortus imminensi öngörmede tanısal karar verdirici olarak uygun parametreler şeklinde sonuçlandı. Ultrasonografide kanama olup olmamasına göre iki gruba ayrılan abortus imminenslerden kanama alanı olanlarda; prokalsitonin, NLO ve PLO olmayanlara göre yüksekti, fakat anlamlılığı yoktu (p>0,05). Sonuç: Abortus imminens tanısını prokalsitonin ve NLO laboratuvar olarak destekleyebilir. Gebelerde artan serum prokalsitonin seviyesi ve NLO değeri abortus imminens için artan riski gösterebilir. Anahtar Kelimeler: Abortus imminens, Abort, Nötrofil-lenfosit oranı, Platelet-lenfosit oranı, Prokalsitonin, Trombosit-lenfosit oranı.
Burun aksı ile kulak morfolojisi arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi
Güzellik algısı kişiden kişiye ve geçmişten günümüze göre değişmekle beraber evrensel olarak kabul edilmiş bazı güzellik standartları mevcuttur. Yüz simetrisinin geleneksel olarak güzellik ile ilişkili olduğu düşünülmüştür ve bu düşünce, değişen güzellik standartlarına rağmen günümüzde de devam etmektedir. Yüzün simetrisini belirgin şekilde bozabilen eğri burun, hastaların estetik düzeltme arayışına girmesi için yaygın bir nedendir ve bu da burnun yüz estetiğindeki önemini gösterir. Eğri burun ve yüz asimetrisi arasındaki ilişkiyi tanımak ve tartışmak cerrahi planlamada önemli bir husustur. Diğer yüz bileşenleri gibi kulak da yüz estetiğine önemli katkısı olan bir organdır. Literatüre baktığımızda nazal aks deviasyonu ile diğer yüz bileşenlerinin aralarındaki ilişkinin incelendiği birçok çalışma mevcuttur. Fakat kulak morfolojisi ile ilişkisinin incelendiği bir çalışmaya rastlayamadık. Bu sebeple burun aksındaki değişimlerin kulak konum ve boyutlarına olası etkilerinin incelendiği bir çalışma planladık. Çalışmamızı hasta fotoğrafları üzerinde fotogrametrik ölçümler yaparak oluşturduk. Ölçümlerin istatistiksel analizi sonuçlarına göre özellikle I şekilli nazal aks deviasyonu olan hastalarda kulak konum, boyut ve aks açısında anlamlı farklılıklar olduğunu tespit ettik. Bu çalışmadan elde edilen verilerin antropometri alanında literatüre katkı sağlayacağını ve bu konuda ileride yapılacak olan çalışmalara yol gösterebileceğini düşünüyoruz.
Adölesan polikistik over sendromlu hastalarda obezite ile oksidatif stres ilişkisinin değerlendirilmesi
Amaç: Polikistik over sendromu(PKOS), adölesan yaşlarda başlayıp üreme çağındaki kadınlarda çok görülen hastalıklardan biridir. PKOS hastaları; menstrüel disfonksiyona, hiperandrojenizim bulgularına(hirşutizm, akne gibi), metabolik sorunlara, artmış kardiyovasküler riske, insülin rezistansına, tip 2 diyabetus mellitus gelişim riskine, depresyon-anksiyete gibi ruhsal bozukluklara sahiptirler. Oksidatif stres; santral obezitesi olan, insülin rezistansı olan ve hiperandrojenik hastalarda yüksek düzeylerde seyreder. İnsülin rezistansında oksidatif stresle ilgili Türkiye'de ve dünyada insan ve hayvan çalışmalan yetersizdir. Bu bilgilere dayanarak biz bu çalışmamızda adölesan yaştaki PKOS hastalarinda, oksidatif stres parametreleri olan total antioksidan seviyesi (TAS), total oksidan seviyesi (TOS) ve oksidatif stres indeksi (OSI) düzeylerinin obeziteyle olan ilişkisine dair yeni veriler elde etmeyi amaçladik. Bu verilerden yola çıkarak adölesanlardaki polikistik over sendromunda zayif ve kilolu hastalar arasindaki farklılıkları gözlemleyerek TAS, TOS ve OSI düzeylerinin obezite ile koorelasyonu belirleyecegiz.. Gereç ve Yöntem alışmaya . 2.2 2 ve . 2.2 22 tar hler arasında Amasya Üniversitesi Sabuncuoğlu Şerefeddin Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum polikliniklerine başvuran PKOS tanısı almayan normal kilolu 3 ve fazla kilolu/obez(BKI >24,8 kg/m2 ) 32 ve PKOS tanısı alıp normal kilolu olan 3 ve fazla kilolu/obez(BKI >24,8 kg/m2 ) 32 hasta olmak üzere dört grup oluşturuldu. alışma ç n Rotterdam kriterleri kullanılmış olup, 3 kr terden 2 s n n sağlanması durumunda PKOS tanısı konulmuştur. Hastaların tamamından araştırma zn ve aydınlantılmış onam alınmıştır. alışma ç n gruplardan alınan b lg ler, olgu raporu formlarına kayded lerek hastaların aç rutin tetkikler için verdiği kan örnekleri rutin zaten alınmış olan örneklerin analizi yapıldıktan sonra uygun saklama ortamlarında (-7 °C) TAS, TOS kitleriyle toplu analizi için analiz gününe kadar saklanmıştır. Tüm bireylerin serum glukoz, total testosteron, dehidroepiandrosteron sülfat(DHEA-S), luteinleştirici hormon(LH), folikül stimülan hormon(FSH), östrojen, progesteron, 7OH-progesteron,crp,alt,ast,üre,kreatinin ve hemogram düzeyleri belirlenmiştir. TAS ve TOS kitleri ile TAS, TOS ve OSI hesaplanmış olup gruplar arası farklılıklar incelendi. Bulgular alışma grupları arasında obez ve PKOS gruplarında total testesteron, 7-OH progesteron,DHEASO4,WBC, CRP, ALT değerleri, TAS, TOS ve OSI PKOS'lu bireylerden anlamlı olarak yüksekti. TOS ile OSI arasında kuvvetli bir korelasyon bulunurken; TAS ile OSI arasında orta derece bir korelasyon bulunmaktadır. Araştırma kapsamında özellikle Obez/PKOS grubu hastalarda diğer gruplara göre WBC değeri arttıkça TOS'un arttığı; CRP değeri arttıkça TAS'ın arttığı; TTESTOSTERON arttıkça TOS'un arttığı; ALT değeri arttıkça hem TAS'ın hem TOS'un arttığı bulunmuştur. Normal v Kilo/Normal Hasta ile Obez/PCOS gruplarında TOS ve TAS değerlerinde istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulundu. Normal Kilo/PCOS ile Obez/PCOS ikili grup karşılaştırmasında TAS değerlerinde istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulundu . Sonuç: alışmamızda PKOS'lu hastalarda ve PKOS olmayan hastalarda BKİ'ne göre fazla kilolu/obez olan ve fazla kilolu/obez olmayan olarak 4 gruba ayırarak özellikle PKOS ve obez grupta diğer gruplara oranla TAS, TOS ve OSI deki değişiklikleri gözlemledik. alışmamızda literatürde de saptanan bulgulara benzer olarak obezite ve PKOS ta influmatuvar bir sürecin de patoloji de etkili olduğu bulunmuştur. Bu çalışmanın sonuçları ileri çalışmalar için temel bilgi sağlama açısından önemli olabilir ve verilerimizin kanıt düzeyini artırmak amacıyla daha büyük popülasyonlu çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır. Anahtar kelimeler: Polikistik Over Sendromu (PKOS), BKİ, Obezite, Oksidatif stres, TAS, TOS, OSI
Enflamatuar markerların Hiperemezis gravidarum ile ilişkisinin değerlendirilmesi
tartışmalıdır. Fakat son zamanlarda yapılan çalışmalarda patogenezinde inflamasyonun nasıl bir rol oynadığı açıklanamamasına rağmen HG ile inflamasyon belirteçleri arasında önemli bir ilişki olduğu gösterilmiştir. Bu nedenle biz bu çalışmamızda HG'nin inflamasyon markerlarından olan prokalsitonin (PRK), nötrofil-lenfosit oranı (NLO) ve platelet-lenfosit oranı (PLO) ile olan ilişkisini değerlendirmeyi amaçladık. Materyal-metod: Bu çalışma prospektif kontrollü bir çalışmadır. 1 Haziran 2020-22 Ocak 2023 tarihleri arasında HG tanısı alan 82 hastanın demografik özellikleri (yaş, boy, kilo, vücut kitle indeksi, eğitim durumu, parite, geçirilmiş cerrahi, akut/kronik hastalık), serum PRK, nötrofil, lenfosit, platelet seviyeleri, NLO, PLO, obstetrik ve neonatal sonuçları sağlıklı 82 gebenin sonuçlarıyla karşılaştırıldı. HG'li gebeler idrarlarındaki keton seviyelerine göre sınıflandırılarak çalışma grubu kendi içerisinde tekrar karşılaştırıldı. Bulgular: Gruplar demografik özellikleri açısından homojendi (p>0,05). PRK ve PLO değerleri kontrol grubuna göre HG'li grupta anlamlı olarak yüksekti (p<0,001 ve p=0,013; sırasıyla). Obstetrik ve neonatal sonuçlardan yenidoğan ağırlığı ve 1. dk Apgar skoru kontrol grubuna göre HG'li grupta anlamlı olarak düşüktü (p=0,013 ve p=0,043; sırasıyla). HG'li grubun idrar keton seviyesine göre sınıflandırılarak yapılan karşılaştırmada idrarında +3 ketonu olan grupta PRK ve PLO seviyeleri anlamlı olarak yüksekti (p<0,001, p=0,041; sırasıyla). Lenfosit seviyeleri +3 keton olan grupta anlamlı olarak düşüktü (p=0,048). Obstetrik ve neonatal sonuçların karşılaştırılmasında anlamlılık yoktu (p>0,05). Sonuç: HG'li grupta enflamasyon belirteçlerinden PRK ve PLO'nun yüksek çıkması HG'nin patogenezinde enflamasyonun rol alabileceğini göstermektedir. HG, düşük yenidoğan ağırlığı ve düşük 1. dk Apgar skoru için risk artışına neden olabilir. Anahtar Kelimeler: Hiperemezis gravidarum, prokalsitonin, nötrofil-lenfosit oranı, platelet-lenfosit oranı
Konservatif takip edilen pediatrik ön kol çift kırıklarında açılanma ve aşırı büyüme ulnar varyansı etkiler mi?
Ön kol çift kırıkları pediatrik kırıkların %13,4'ünü oluşturmaktadır. Uzun kemik kırıklarında çok sayıda uzunluk farkı olduğuna dair çalışmalar mevcutken ön kol çift kırıklarındaki çalışmalar nadirdir. Ulnar varyansın el bilekteki distal radiusun ve distal ulnanın karpal kemikler üzerine fonksiyonel etkisi bilinmektedir. Kırık sonrası ön kol kemikteki gelişebilecek uzamanın ve açılanmanın ulnar varyansa ve el bilek fonksiyonuna olan etkisi bilinmediğinden konservatif takip edilen hastalarda en az bir yıl sonrası iyileşme sağlamış çocuk ön kol çift kırıklarında açılanma ve aşırı büyümenin ulnar varyans üzerindeki ilişkisini değerlendirmeyi amaçladık. Çalışma Amasya Üniversitesi Sabuncuoğlu Şerefeddin Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne 1 Ocak 2018 - 31 Ekim 2023 tarihleri arasında ön kol çift kırığı ile başvuran 5-14 yaş arasındaki çocuklarda retrospektif olarak incelenerek yapılmıştır. Hastaların klinik olarak eklem hareketleri değerlendirildi. Hastalar VAS, QuickDASH, MAYO el bilek skoru ve el kavrama kabiliyeti açısından el dinamometre ile değerlendirildi. Radius ve ulna kırıklarının beraber eşlik ettiği şaft bölgesinden metafize kadar olan hastalar için nizami bilateral ön kol anterior-posterior (AP) ve lateral, bilateral el bilek posterior-anterior (PA) ve lateral çekilen radyografiler üzerinden değerlendirildi. Radius ve ulna arasındaki açılar arasındaki farkı radius-ulna açıları olarak hesaplandı. Radius uzunluk, ulna uzunluk, radial inklinasyon, ulnar varyans ölçülerek not edildi. Tanımlayıcı istatistikler ortalama±standart hata ile belirlendi. El dinamometre skoru kırık tarafta ile normal tarafta istatistiksel olarak aralarında fark vardır (p<0,000). VAS skoru 1,34±0,25, MAYO el bilek skoru 77,95±0,83, QuickDASH skoru 3,46±0,61 şeklindedir. Fizik muayenesinde karşılaştırmalı olarak kırık taraf ile normal taraf değerlendirildiğinde el bilek eklem hareket açıklıkları anlamlı fark saptandı (p<0,000). Redüksiyon anındaki radius-ulna açıları ile kırık sonrası en az bir yıldaki kırık taraf ulnar varyans arasında istatistiksel olarak korelasyon mevcut değildir (p=0,352). Bağımsız t testi ile redüksiyon anındaki radius-ulna arasındaki açı farkı -7 derece ve üzerinde olduğunda kırık taraftaki takip grafilerindeki ulnar varyansın istatistiksel olarak etkilendiği ortaya çıktı (p=0,049). Radius uzunluğunda normal tarafla kıyaslandığında yaklaşık olarak 1,8 mm, ulna uzunluğunda yaklaşık olarak 1,6 mm kadar uzama, radial inklinasyonda yaklaşık olarak 2,66 derecelik artış ve ulnar varyansta ise normal tarafa kıyasla 0,7-1,1 mm'lik negatifleşme söz konusudur. Radius uzunluk ve ulna uzunluk ile radial inklinasyon arasında doğrusal bir ilişki söz konusudur (p<0,000). Radial inklinasyon ile ulnar varyans arasında ters bir ilişki mevcuttur (p=0,021). Radyolojik değişiklikler el bilek skorlama üzerinde etki yaratmazken klinik olarak el bilek fonksiyonlarında değişiklik meydana getirmektedir. Radius ve ulna uzunluğunda artma, radial inklinasyonda artış olurken ulnar varyansı da negatif yönde etkilemektedir. Radius ve ulna uzunluğunun artması dolaylı olarak ulnar varyansı negatifleştirmektedir.
Progesteronun gebelikteki rolünün değerlendirilmesi
Amaç: Progesteron gebeliğin oluşmasında ve idamesinde kritik rol oynar. Term doğumun gerçekleşmesi için gerekli uterin kasılmaları düzenleyen hormonal mekanizmaların zamansız tetiklenmesi preterm eyleme neden olur. Bu nedenle preterm eylem tehdidinde progesteron hormon tedavisi önerilmektedir. Yine de bu hormonal mekanizmalar hakkında yeterli bilgi bulunmamaktadır. Bu çalışmada doğumu başlamış term ve preterm gebelerin serum progesteron düzeylerini doğumu başlamamış term ve preterm gebelerin serum progesteron düzeyleri ile karşılaştırılması amaçlandı. Materyal-Metod: Bu çalışma prospektif kontrollü bir çalışmadır. 69 term (grup 1) ve 65 preterm (grup 4) doğumu başlamış gebenin demografik özellikleri, obstetrik-neonatal sonuçları ve serum progesteron sonuçları sırasıyla doğumu başlamamış 69 term (grup 3) ve 65 preterm (grup 2) gebenin sonuçlarıyla ve dört grup kendi içinde olacak şekilde karşılaştırıldı. Serum pregesteron düzeyleri grupların yaşları dekatlara ve vücut kitle indekslerine (VKI) göre ayrılarak ayrıca değerlendirildi. Bulgular: Gruplar arasında ve ikili karşılaştırılmasında obstetrik ve neonatal sonuçlar açısından anlamlı fark yoktu. Serum progesteron düzeyi en düşük grup 2(b) de sonra sırasıyla grup 3(c)'de sonra grup 1(a)'deydi. (p<,001; a>b; a>c; a
Ratlarda deneysel spinal kord hasarında Metilprednisolon ve Bardoxolone methyl'in akut dönemde nöroprotektif olarak karşılaştırmalı araştırılması
ÖZET Amaç: Çalışmamızda spinal kord hasar mekanizmasının sekonder fazında Bardoxolone Methyl bileşiğinin nöroprotektif etkinliğini Metilprednisolon ile fonksiyonel, biyokimyasal ve histopatolojik parametreler ile kıyaslanması amaçlanmıştır. Gereç Ve Yöntem: 4 farklı grupta, her grupta 7'şer rat olacak şekilde ayrıldı. Anevrizma klipsi ile spinal kord iskemi modeli çalışıldı. Gruplarda; 1.gruba sadece travma oluşturuldu. 2. Grupta iskemi sonrası Bardoxolone Methyl 30 mg/kg intraperitonal uygulandı. 3. Grupta iskemi sonrası 30 mg/kg Metilprednisolon intraperitonal uygulandı. 4. Grupta ise her iki bileşik 30 mg/kg iskemi sonrası intraperitonal uygulandı. Fonksiyonel motor muayenede Modifiye Tarlov skorlaması kullanıldı. Kan ve dokularda Total Antioksidan Kapasite, Total Oksidan Kapasite, Oksidatif Stres indeksi ve dokularda histopatolojik inceleme çalışıldı. Histopatolojik incelemede histopatolojik skor oluşturuldu. Patolojik skor oluşturulurken Nekroz, Ödem, Nöron Kaybı, Hemoraji, Konjesyon parametreleri ele alındı. Oluşturulan skorların grup başına medyan değerleri alındı. (0=yok, 1= Çok az, 2=Az, 3=Orta, 4=Ciddi) Bulgular: Histopatolojik incelenen dokularda; 1.grupta patolojik skor en yüksekti. 4. Grupta patolojik skor en düşük idi. 2. Ve 3.grupta patolojik skor açısından istatistiksel fark yoktu. 1. Ve 4. Grupta patolojik skor farkı istatistiksel olarak anlamlıydı. Serumda TAS/TOS/OSI çalışıldı. Yapılan çalışma sonrası TAS ve OSI değerlerinde gruplar arasında istatistiksel fark görülmedi. TOS değerinde ise Bonferroni düzeltmesi sonrası 1. Ve 3. Grup farkı istatistiksel olarak anlamlıydı. Dokuda çalışılan TAS/TOS/OSI değerlerinde ise gönderilen materyallerin bir kısmının çalışma için yeterli büyüklükte ve içerikte olmaması sebebiyle BCA protokolü ile havuzlama yapıldı. Havuzlama yapıldığı için istatistiksel çalışma yapılamadı. Çalışma sonrası en yüksek TAS değeri 4.grupta (0,78), en düşük TAS değeri 1. Grupta (0,01) ölçüldü. TOS değeri en yüksek 2. Grupta (9,08) en düşük 1.grupta (4,06) ölçüldü. OSI ise en yüksek 1.grupta (35,352) en düşük 4. Grupta (1,067) ölçüldü. Motor muayenede Modifiye Tarlov Skorlaması kullanıldı. Modifiye Tarlov Kriterleri; 0: Extremitede hareket yok, 1: Minimal extremite hareketi mevcut, 2: Aktif hareket var ancak desteksiz oturamıyor, 3: Desteksiz oturabiliyor ancak zıplayamıyor, 4: Zıplama var ancak zayıf, 5: Tam motor fonksiyon olarak değerlendirildi. Ortalama skor 1.grupta en düşük (0), 4.grupta en yüksek (3,33) ölçüldü. Sonuç: Çalışmamızda Bardoxolone Methyl ve Metilprednisolon'un tek başına uygulandığında nöroprotektif olarak benzer koruyucu olduğu, ikisi kombine uygulandığında anlamlı derecede nöroprotektif etkinliğinin arttığı gösterilmiştir. Anahtar Kelimeler: Bardoxolone Methyl, Metilprednisolon, İskemi, Oksidatif Stres
Septorinoplasti ameliyatında flap diseksiyon planına uygulanan I-PRF (enjekte edilebilir trombositten zengin fibrin)'in postoperatif ödem, ekimoz ve ağrı üzerine etkisi
ÖZET SEPTORİNOPLASTİ AMELİYATINDA FLEP DİSEKSİYON PLANINA UYGULANAN I-PRF (ENJEKTE EDİLEBİLİR TROMBOSİTTEN ZENGİN FİBRİN)'İN POSTOPERATİF ÖDEM, EKİMOZ VE AĞRI ÜZERİNE ETKİSİ Amaç: Trombositten zengin fibrin (PRF), ikinci jenerasyon trombosit konsantresidir. 2000'lilerin başında keşfedilen bu otolog materyal; yara iyileşmesine olan olumlu katkıları, hemostatik etkileri ve antienflamatuar özelliklerinden dolayı gün geçtikçe daha da popüler olmaktadır. Çalışmamızda enjekte edilebilir trombositten zengin fibrin (I-PRF)'in septorinoplasti operasyonu sonrası postoperatif periorbital ödem, ekimoz ve ağrı üzerindeki etkisinin değerlendirilmesi amaçlandı. Metod: Çalışmamızda enjekte edilebilir trombositten zengin fibrinin etkilerini incelemek için 45'i çalışma ve 45'i kontrol hastası olmak üzere toplamda 90 hasta değerlendirildi. Hastadan 20 cc venöz kan alındı. Alınan kandan 700 rpm'de 3 dakika boyunca gerçekleştirilen santrifüj işlemi sonrası I-PRF elde edildi. I-PRF tüm diseksiyon planına enjektör aracılığı ile topikal olarak uygulandı. Çalışma ve kontrol gruplarının postoperatif takiplerinde 0. saat (bantlama ve atel öncesi), 1.saat, 4.saat, 1. gün, 2. gün, 5. gün, 7. gün, 10. gün ve 15. günlerde değerlendirilerek ödem, ekimoz ve ağrı skorlamasına göre puanlamaları gerçekleştirildi. Bulgular: I- PRF kullanılan çalışma grubunda, I-PRF kullanılmayan kontrol grubuna göre postoperatif birinci ve ikinci günlerde anlamlı olarak daha az ekimoz meydana geldiği görüldü. Aynı şekilde çalışma grubunda kontrol grubuna kıyasla postoperatif birinci ve ikinci günlerde anlamlı olarak daha az ödem izlendiği görüldü. Tüm zaman dilimlerinde ise her iki grup arasında ağrı açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark olmadığı görüldü. Sonuç: Septorinoplasti hastalarında I-PRF postoperatif birinci ve ikinci günlerde ödem ve ekimoz genişliğinde anlamlı bir azalma sağlamaktadır. Ancak I-PRF'nin postoperatif ağrı üzerinde anlamlı bir etkisinin olmadığı görüldü. Anahtar Kelimeler: septorinoplasti, rinoplasti, ödem, ekimoz, ağrı, trombositten zengin fibrin