Ankara Social Science University
Discipline

Kültür Politikaları ve Yönetimi Anabilim Dalı

Ankara Social Science University

3

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

3 Theses
Master'sOpen AccessTR

Edebi İstanbul: Zülfü Livaneli'nin Mutluluk, Leyla'nın Evi ve Son Ada romanlarında kentsel ekoeleştiri

Edebiyat, dünya üzerinde yaşanan ekolojik sorunlardan etkilenen bir yazın alanı olarak karşımıza çıkmaktadır. Ekolojinin geçmişten günümüze süregelen değişim ve gelişimi doğrultusunda insanın doğayı ele alacak bir hikâyesi oluşmuştur. Doğanın ise bu anlamda kendine edebi metinlerde yer bulması ekoeleştiri kuramıyla ortaya konmaya başlanmıştır. Ekoeleştiride önemli olan çevre ve ona dair unsurların edebi metinlerde yazarlar aracılığıyla ele alınarak okuyucunun insan ve doğa arasındaki bağlantıyı yazınsal ortamda görmesini sağlamaktır. Zülfü Livaneli de çağdaş Türk Edebiyatı yazarlarından biri olarak doğa ve insan arasında zayıflayan bağlardan hareketle bu durumu, toplum odaklı eserlerinde kaleme almıştır. Bu çalışmada Zülfü Livaneli'nin Leyla'nın Evi, Mutluluk ve Son Ada adlı romanları ekoeleştiri kuramı doğrultusunda incelenmeye çalışılmıştır. Livaneli, bahsi geçen bu romanlarda gecekondulaşma, çarpık kentleşme, iklim değişikliği, ormanlık alanların yok edilmesi, hayvan katliamları ve siyanür zehirlenmesi vs. gibi ekolojik sorunlarla birlikte kadın hakları, kuşaklar arası kültür farklılıkları gibi toplumsal konulara da değinmiştir. Konuların evrensel nitelik taşımasının yanı sıra onları fazla uzağa gitmeden İstanbul kenti üzerinden ele alması da bu çalışmanın mekânsal bağlamını oluşturmuştur. Eserlerinde yazarın hem geçmişinde hem de günümüze gelene kadar uğradığı kentsel değişimlerle ele aldığı İstanbul, çalışmada ortaya konan biyobölgeselcilik kavramının da incelenmesini mümkün kılmıştır. Doğa ve insanın zaman içinde oluşturduğu sosyokültürel birlikteliği karakterler üzerinden aktaran yazar, insanmerkezci bir anlayışın ekolojik düzene zarar verdiğini belirtmektedir. Eserlerinde doğa-insan ve mekân odaklı bir anlatımla ekosistemin bozulmasına sebep olan olayları ortaya koymaktan da çekinmemiştir. Doğanın zarar görmesinde en büyük sebebin insanın ona hakim olma dürtüsünün olduğunu belirten yazar, ekolojik düzenin bu güç istencinden zarar gördüğünü aşamalarıyla birlikte gözler önüne sermektedir. Araştırma sonucunda eserlerin ekoeleştiri ve onun kentsel ekoeleştiri, ekofeminizm, derin ekoloji, ekofobi, yoldaş türler, mavi beşeri bilimler, ekolojik yas, biyobölgeselcilik gibi alt kavramlarınca ortaya konması, toplumun ve bireyin çevre ile bağının kopması sonucu ortaya çıkan ekolojik dengesizliği gözler önüne sermesi bakımından önemli görülmüştür.

Rana Feyza Yıldırım
Ankara Social Science University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de kültürel miras politikaları ve yönetimi: Bir politika transferi olarak alan yönetimi ve alan başkanlıkları

Alan yönetimi, kültürel miras alanlarının yönetiminde katılımcı yöntemlerle hazırlanan bir yönetim planı dahilinde yönetilmesini öngören ve çok paydaşlı bir yönetim modelini ifade etmektedir. Çalışma, kültürel miras alanlarının korunması ve yönetiminde uygulanan çok aktörlü ve çok disiplinli bir özellik gösteren bahse konu "alan yönetimi" yaklaşımının Türkiye'de bir politika transferi olarak benimsenme sürecini incelemektedir. Çalışmada, UNESCO'nun Dünya Miras Listesi'ne dahil olan yerlerde uygulanmasını önerdiği bir yaklaşım olan bu model, Türkiye'deki koruma politikaları açısından bir politika transferi olarak ele alınmakta ve Türkiye tarafından benimsenme süreci politika transferinin aktörleri, nedenleri, kaynakları, transferin derecesi ve başarısı ile transferi kolaylaştıran ve zorlaştıran koşullar bağlamında ve çok düzeyli yapı ve aktör temelli transfer çerçevelerine göre analize tabi tutulmaktadır. Ek olarak çalışma kapsamında, alan yönetiminin uygulamadaki genel görünümü ve Alan Başkanlıkları aracılığıyla kurumsallaşma süreçleri de araştırılmaktadır. Alan yönetiminin Türkiye'deki özgün örgütleniş biçimleri Post-Fordizm ve yerel yönetişim çerçevesinde ele alınmakta olup alan başkanlıkları üzerinden alan yönetiminin örgütlenmesine dair yeni bir tipoloji geliştirilmekte ve bu bağlamda belirlenen üç farklı tipteki Alan Başkanlığı ile yapılan mülakatlar üzerinden kuruluş ve işleyiş farklılıkları karşılaştırmalı olarak ortaya konulmaktadır.

Bütünleşik korumaKültür politikasıKültürel miras
Gülten İmre Çetin
Ankara Social Science University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'deki yahudilerin diaspora kimliği

Bu çalışma, Türkiye'de güçlü bir şekilde "azınlık" kimliğini benimseyen Yahudilerin aynı zamanda bir diaspora kimliğini de harekete geçirip geçirmediklerini; eğer geçirdilerse, Türkiye'deki Yahudilerin diaspora kimliklerinin nasıl oluştuğunu ve bunun önceki azınlık kimlikleriyle nasıl bir ilişki kurduğunu incelemektedir. Bu soruyu cevaplayabilmek için şu temel noktaların ele alınması gerekmektedir: Türkiye'deki Yahudiler nereyi anavatan olarak görmektedir? Türkiye'deki Yahudiler kültürlerini hangi mekanizmalarla sürdürmektedirler? Türkiye'deki Yahudiler Türkiye'yi bir anavatan olarak mı görmekte, yoksa yalnızca vatandaşlık, ikamet ve günlük yaşam üzerinden hukuken bağlı oldukları bir ülke olarak mı değerlendirmektedirler? Bu soruyu incelemek amacıyla İzmir ve İstanbul'daki Yahudi toplumu arasında katılımcı gözlem, toplumun üyeleriyle mülakatlar ve Yahudi gazetesi Şalom ve bağımsız çevrimiçi platform Avlaremoz üzerine içerik analizi gerçekleştirdik. Türkiye'deki Yahudiler, özellikle genç kuşaklar arasında, giderek artan ölçüde bir diaspora kimliğine sahiptir ve bu kimliği harekete geçirmek için çeşitli modern araçlardan yararlanmaktadırlar. Bunun bir tezahürü Türk–Yahudi melez kimliğinin ortaya çıkması, dünya Yahudi diasporasıyla artan bağlantılar, İsrail ve diğer ülkelere göçler ve ulusötesi bir millet olma bilincidir. Yahudiler, İsrail'in kuruluşundan bu yana var olma hakkını desteklemiş olmakla birlikte, İsrail'le güçlü bir özdeşleşme göstermemekte ve Siyonist ideolojiyi büyük ölçüde desteklememektedirler. Daha ziyade İsrail'i sosyal ve kültürel açıdan bir anavatan olarak görme eğilimindedirler. Türkiye'deki Yahudilerin azınlık kimliklerini vurgulamalarının sebebi, Türkiye'nin otokton bir halkı olduklarını ileri sürmek ve Türkiye'yi de anavatanlarından biri olarak görmeleridir. Özellikle Cumhuriyet döneminde Yahudilerin yaşadığı siyasi ve ekonomik zorluklar, onların Türkiye devletini ve ülkesini tarihsel, kültürel ve sosyal açıdan (cemaatlerinin köklü olarak yerleştiği bir mekân olarak) bir anavatan olarak görmelerini engellememektedir. Anahtar kelimeler: Anavatan, Diaspora, Kimlik, Türkiye'deki Yahudiler, Yahudiler

Politik kimlik
Emre Sakık
Ankara Social Science University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00