
21
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Tiyokolşikosid grubu kas gevşetici kullanan hastalarda, stapes kasının akustik refleks testi ile değerlendirilmesi
Tuba DEMİR, Tiyokolşikosid Grubu Kas Gevşetici Kullanan Hastalarda, Stapes Kasının Akustik Refleks Testi ile Değerlendirilmesi, Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Odyoloji, Konuşma ve Ses Bozuklukları Yüksek Lisans Programı 2015 Amaç: Tiyokolşikosid grubu kas gevşetici kullanımının akustik refleks üzerindeki etkilerini araştırmak, kas gevşeticinin akustik travmayı artıran bir faktör olduğunu vurgulamak ve kulak sağlığı açısından gerekli önlemlerin alınması hakkında öneriler geliştirmektir. Gereç ve Yöntemler: 20-40 yaş arası 38 erkek, 38 kadın toplam 76 sağlıklı bireylerde her iki kulak için tiyokolşikosid grubu kas gevşetici öncesi tespit edilen ipsilateral ve kontralateral 500 Hz, 1000Hz, 2000Hz ve 4000Hz'deki akustik refleks eşik değerleri ile; ilaç kullanımının 5.günü ve ilaç bitiminin 2.günü akustik refleks eşik değerleri ve parametreleri karşılaştırılmış ve akustik refleks eşik değişikliklerinin ilişkisi istatistiksel olarak değerlendirilmiştir. Bulgular: Tiyokolşikosid grubu kas gevşetici kullanım sonrası ölçülen akustik refleks eşiklerinin tamamında ilaç kullanmadan önceki döneme ve ilaç kullanım bitiminin 2.gününe göre yükselme olmuştur. Elde edilen sonuçlara göre ilacın verildiği gün her iki kulakta da özellikle 500 Hz frekansta daha belirgin olacak şekilde kontralateral ve ipsilateral eşik değerleri artmıştır.. Sonuç: Tiyokolşikosid grubu kas gevşetici kullanımı gürültünün akustik travma yapıcı etkisini potansiyelize eden bir faktördür. Bu durum koruyucu mekanizmanın ortaya çıkmasını engelleme anlamını taşımaktadır.
Adenoid hipertrofisinin orta kulak rezonans frekansına etkisi
Timpanometri orta kulak rahatsızlıklarının ayırıcı tanılarında kullanılan hassas, maliyeti düşük, non-invaziv ve basit bir yöntem olarak bilinir. Düşük frekanslı probe tone'ler sıklıkla kullanılmasına rağmen, kemikçik zincir ile ilgii rahatsızlıkların tansındaki hassaslığı sebebiyle daha yüksek frekanslı probe tone'lerin kullanılması klinik bağlamda kabul görmeye başlamıştır. Multifrekans timpanometri bilhassa admitansın bileşenlerinin (Kondüktans, kitle reaktansı ve rijitlik) prob frekansına göre değişimleri nasıl gösterdiği hakkında bilgi sağlar. Bu tür değişimlerin oluştuğu frekanslar patolojik ve normal durumlarda farklılıklar gösterebilirler. Adenoid hipertrofisi, östaki tüpünde tıkanıklığa neden olarak tekrarlayan akut otitis media veya effüzyonlu otitis mediaya neden olabilmektedir. Adenoidit ile birlikte nazal, postnazal akıntı, öksürük, uvula arkasında ve üzerinde kurutlar görülebilir. Bilindiği üzere adenoiditler genellikle tonsillit ile birlikte seyretmektedirler. Çocukta ağızdan nefes alma ve nazal konuşma görülmektedir. Çalışmamızın amacı adenoid hipertrofisinin orta kulak rezonans frekansına etkisini araştırmaktır. Çalışmaya 28 kişi (56 kulak) dahil edilmiş olup kontrol ve deney gruplarının her ikisine de otoskopik muayene, timpanometri ve multifrekans timpanometri uygulaması yapılmıştır. Multifrekans timpanometri değerlendirmesinde, prob tone'lere göre farklı sonuçlar elde edilmiştir. Sonuç olarak, multifrekans timpanometri uygulamasının orta kulak rezonans frekansına etki edebileceği düşüncesine ulaşılmıştır. Ayrıca multifrekans timpanometri kullanımının orta kulak patolojilerinin tespitinde yarar sağladığı ve klinikte rutin uygulamalar arasında yer almasının faydalı olacağını düşünülmektedir
Vokal kord nodülü olan hastalarda ses kalitesi ve stres düzeylerinin incelenmesi
Vokal kord nodülleri, ses problemlerinin içinde en sık karşılaşılan iyi huylu lezyonlardır. Çoğunlukla kadınlarda ve çocuklarda görülmekle birlikte, sesini profesyonel olarak kullananlarda ve vokal hijyenin korunması için yapılması gerekenlere dikkat etmeyenlerde de görülme ihtimali yüksektir. Ayrıca kişilerin karakter özellikleri, psikolojik durumları ve stres gibi aşırı kas gerilimine sebep olabilecek faktörler de vokal kord nodülü oluşumunda etkili olabilmektedir. Bu çalışmada, stres ile vokal kord nodülü arasındaki ilişkinin ortaya konması amaçlanmıştır. Araştırmaya, ses kısıklığı şikayeti ile Adana Seyhan Başkent Üniversitesi Hastanesi Kulak Burun Boğaz Anabilim Dalı'na Haziran 2017-Ekim 2017 tarihleri arasında başvuran 31 hasta ile ses şikayeti olmayan ve larengeal muayenesi normal 31 gönüllü dahil edilmiştir. Katılan tüm bireylere larengeal muayene yapılmıştır. Daha sonra aerodinamik değerlendirme yapılarak Maksimum Fonasyon Zamanı ve s/z oranları hesaplanmış, tarafımızca hazırlanan kişisel bilgi formu doldurtulmuştur. Bireylerin ses problemlerini kendilerinin değerlendirmesi için Ses Handikap İndeksi (SHİ), stres düzeylerini belirleyebilmek içinse Algılanan Stres Ölçeği (ASÖ) ve Stresle Başa Çıkma Tarzları Ölçeği (SBÇTÖ) uygulanmıştır. Son olarak da Computerized Speech Labratory (CSL) programında yer alan Multi Dimensional Voice Parameters (MDVP) akustik analiz programı ile ses analizi yapılmıştır. Çalışma sonucunda, SHİ'nin tüm bölümlerinde, s/z oranlarında, SBÇTÖ'nün alt bölümlerinden biri olan Etkisiz Başa Çıkma Yöntemleri'nde ve MDVP'nin Mutlak Jitter (Jita), Yüzde Jitter (Jitt), Gürültü - Harmonik Oranı (NHR), Yüzde Shimmer (Shim), Mutlak Shimmer (ShdB), Frekans-Tremor Şiddet İndeksi (FTRI), Amplitüd Tremor Şiddet İndeksi (ATRI), Amplitüd Maksimum Varyasyonu (vAm), Ses Türbülans İndeksi (VTI) parametrelerinde vokal kord nodülü olanlarda olmayanlara göre anlamlı farklılık gözlenmiştir (p<0,05). Bu çalışmanın sonucunda ve benzer literatür çalışmaları göz önüne alındığında, vokal kord nodüllerinin fizyolojik ve psikolojik birçok sebebi olabileceği görülmüştür. Vokal kord nodülü olan hastalar değerlendirilirken objektif değerlendirmelerin yanında sübjektif değerlendirmelerin yapılmasının ve tedavi sürecinde bu kişilerin kişilik ve stres gibi psikolojik özelliklerinin de dikkate alınmasının yararlı olacağı sonucuna varılmıştır.
Meniere Hastalığında progresyonun odyolojik parametreler üzerine etkilerinin analizi
Amaç: Meniere Hastalığı dalgalı işitme kaybı, vertigo atakları, tinnitus ve kulakta dolgunluk ile karakterli bir hastalıktır. Remisyon ve ataklarla seyreder. Ataklar arasında hasta normaldir. İşitme kaybı zaman ile artar ve vertigo atakları azalır.Bu çalışmanın amacı Meniere Hastalarının zaman ilerledikçe işitme düzeyindeki azalmayı ve buna etki eden faktörleri incelemek, aynı zamanda hastaya gelecekte karşılaşabileceği sorunlar hakkında önceden bilgi verebilmektir.Yöntem: Tanımlanmış Meniere Hastalığı tanısı almış, en az 3 yıldır kontrol altında olan ve en az 3 odyometrik tetkiki olan 25 Hasta çalışma grubuna alındı. Hastaların olgu sorgulama formu ile ek patolojileri incelendi.Bulgular: Meniere Hastalığında işitme kaybının ilerlemesine etki edebilecek, hastalık süresi, vertigo atakları sayısı, stres, yaş, cinsiyet, sistemik hastalıklar, bilateral tutulum olması, tedavi gibi faktörler incelendi. İncelenen faktörlerin işitme eşikleri üzerine direkt bir etkisi bulunamadı. Ancak hastalık süresinin uzamasının yüksek frekanslardaki işitme kaybına etkisi istatistiksel olarak anlamlı bulundu.Sonuç: Meniere Hastalığı, patolojinin dalgalı karakterde olması ve olgular arasındaki bireysel farklılıklar nedeniyle öngörülemeyecek klinik seyir izlemektedir. İncelenen faktörlerin Meniere Hastalığının progresyonunda istatistiksel anlamı bulunmamıştır. Tinnitus ve kulak dolgunluğu hastalık boyunca devam etmektedir. Stres, vertigo ataklarının başlamasında önemli bir etkendir. Hastaların uzun süreli ve yakın takibi gereklidir.Anahtar Sözcükler: Meniere Hastalığı, işitme kaybı, vertigo, progresyon, endolenfatik hidrops.
Konuşma sesi uyaranına işitsel beyinsapı cevabı: Normatif veri çalışması
Konuşma sesi zengin harmonik bileşenler, dinamik amplitüd modülasyonları ve hızlı spektro-temporal değişimlerin olduğu kompleks bir yapıdır. Bu karmaşık yapıyı değerlendirmek için tone-burst, klik gibi basit uyaranlar yetersiz kalır. Beyinsapı seviyesinde, konuşmanın temporal ve spektral kodlamasının bütünlüğünü değerlendirmek için konuşma sesi uyaranı kullanılarak işitsel beyinsapı cevaplarının elde edilmesi gerekmektedir. S-ABR, konuşma hecesinin, işitsel beyinsapı tarafından nasıl kodlandığı hakkında doğrudan bilgi sağlayan, geçerli ve güvenilir bir araçtır. Çalışmamızda 18-35 yaş arası, ana dili Türkçe olan 30 sağlıklı bireyden (15 kadın, 15 erkek) 40 ms durasyona sahip yapay /da/ uyaranı ile S-ABR kaydı yapılarak, cevabın 7 majör (V, A, C, D, E, F, O) dalga pik latans ve amplitüd bilgisini içeren time domain gösterimi ile spektral piklerin (F0, F1, F2_HF) amplitüd bilgisini içeren frequency domain gösterime ait, cinsiyete özgü normatif değerlerin belirlenmesi planlanmıştır. EEG verileri, 32 kanallı headbox kullanılarak her bireyden 5 oturumda toplanmış, veri analizleri kayıt sonrası MATLAB programında yapılmıştır. Çalışmaya katılan her birey için, dalga piklerinin amplitüd büyüklüğü ve latans değerleri belirlenmiştir. Time domain ve frequency domain dalga formları tüm katılımcılardan elde edilmiş, kadınlarda konuşma seslerinin, beyinsapında zamansal olarak daha erken kodlandığı, konuşma uyaranına ait fundamental frekans ve harmoniklerinin enerji kodlamasında ise cinsiyetin etkili olmadığı belirlenmiştir. Elde edilen bu verilerin, farklı gruplarla yapılacak çalışmalar için temel oluşturacağı düşünülmüştür.
Ventilasyon tüpü uygulanan seröz otitis media'lı çocuklarda absorbans değerlerinin karşılaştırılması
Otitis media çocukluk çağı hastalıkları arasında üst solunum yolu enfeksiyonlarından sonra en sık görülen ikinci hastalıktır. Otitis mediası olan çocukların problemlerini önleme veya azaltmada kullanılan yöntemlerden biri de ventilasyon tüpleridir. Orta kulağın ses transfer fonksiyonlarını değerlendiren immitansmetrik bir yöntem olan geniş bant timpanometri ile perforasyon varlığı ve ventilasyon tüpü uygulaması gibi klasik immitansmetrik ölçümlerin yapılamadığı durumlarda basınçsız absorbans ölçümü yapılabilmektedir. Bu çalışmanın amacı ventilasyon tüpü uygulaması yapılan çocukların ameliyat öncesi, ameliyattan bir hafta, bir ay ve üç ay sonra ölçülen geniş bant absorbans değerlerini karşılaştırmak ve ventilasyon tüpünün tedavi süreci için etkili bir kontrol mekanizması olup olmadığını değerlendirmektir. Çalışmaya, kontrol grubu olarak 1-8 yaş arası normal işitme ve orta kulak fonksiyonuna sahip 30 bireyin 60 kulağı, çalışma grubu olarak ise klinik endikasyonu ventilasyon tüpü uygulaması olan 1-8 yaş arası 30 bireyin 49 kulağı dahil edilmiştir. Gruplara saf ses odyometrisi, klasik timpanometrik ölçümler ve geniş bant timpanometrik ölçümler yapılmıştır. Çalışma grubuna ameliyat sonrası birinci hafta, birinci ay ve üçüncü ay olmak üzere üç kez daha geniş bant basınçsız absorbans ölçümü yapılmıştır. Çalışma grubunun ameliyat öncesi ölçülen basınçsız absorbans değerleri kontrol grubundan ve ameliyat sonrası ölçülen değerlerden tüm frekanslarda daha düşük çıkmıştır (p<0.05). Çalışma grubunun basınçsız absorbans değerlerinde ameliyattan sonra belirgin bir yükselme gözlenmiştir; üçüncü aya kadar bu yükselmenin devam ettiği ve üçüncü ayda absorbans değerlerinin kontol grubu absorbans değerleriyle eşit düzeye geldiği görülmüştür. Sadece 2000 Hz ile 4000 Hz arası frekansların absorbans değerlerinin kontrol grubuna göre farklı olduğu ve bu farkın istatistikel olarak anlamlı olduğu bulunmuştur (p<0,05). Bu farkın sebebinin ventilasyon tüpü uygulaması ile oluşan perforasyon etkisinden kaynaklandığı düşünülmüştür.
İlkokul bir, iki ve üçüncü sınıfa devam eden koklear implant kullanıcısı çocukların akademik ve sosyal becerilerinin değerlendirilmesi
Çalışmamızda, ilkokul bir, iki ve üçüncü sınıfa devam eden koklear implant kullanıcısı çocukların sosyal beceri, akademik yeterlilik ve problem davranışları normal akranlarıyla karşılaştırılmış, ayrıca dil becerileriyle aralarındaki ilişkiyi araştırılmıştır. Bu amaçla çalışmaya 32 koklear implant kullanıcısı çocuk (çalışma grubu) ile bu çocukların 160 sağlıklı sınıf arkadaşı (kontrol grubu) dahil edilmiştir. Çalışmaya katılan her bir çocuk için, 2005 yılında Sucuoğlu ve Özokçu tarafından Türkçeleştirilip geçerlik güvenirliği yapılan ve sosyal beceri, akademik yeterlilik, problem davranış alt ölçeklerinden oluşan Sosyal Beceri Derecelendirme Sistemi (SBDS) öğretmeni tarafından uygulanmıştır (1). Koklear implant kullanan çocuklara ayrıca TİFALDİ ölçeği ile alıcı ve ifade edici dil değerlendirmesi yapılmıştır. Yapılan istatistiksel analizler sonucunda; çalışma grubu ile kontrol grubunun SBDS alt ölçekleri arasında kontrol grubunun lehine anlamlı fark bulunmuştur. Çalışma grubu, erken dönem (2 yaş öncesi) ve geç dönem (2 yaş sonrası) implant olanlar olacak şekilde 2'ye ayrılarak kontrol grubuyla beraber SBDS alt ölçekleri puanları arasında 3'lü istatistiksel karşılaştırma yapıldığında çalışma grubu ile kontrol grubu arasındaki farkı geç dönemde koklear implant olan grubun oluşturduğu görülmüştür. Çalışma grubunda yapılan, TİFALDİ Alıcı Dil ve İfade Edici Alt Testleri ile SBDS alt ölçekleri arasındaki korelasyon analizlerinde; Alıcı Dil Alt Testi puanları ile akademik yeterlilik alt ölçeği arasında pozitif yönde anlamlı korelasyon elde edilirken, İfade Edici Dil Alt Testi puanları ile sosyal beceri ve akademik yeterlilik alt ölçekleri arasında pozitif yönde anlamlı korelasyon elde edilmiştir. Ayrıca SBDS alt ölçekleri puanlarının kendi aralarında da anlamlı korelasyonlar gösterdiği elde edilmiştir.
İşitme cihazı kalıbında çift ventin hasta memnuniyeti üzerine etkisi
İşitme cihazı özellikle iç kulağın etkilendiği işitme kayıpları için en uygun amplifikasyon yöntemidir. Uygun bir işitme cihazı, bireyin işitme kaybının olduğu frekanslarda ihtiyacı olan kazancı sağlayarak kulağa kaliteli ses iletebilmelidir. İşitme kaybının tipi, derecesi ve konfigürasyonu açısından en ideal işitme cihazı ve uygun kalıp seçimi önemlidir. Kulak kalıbına ventilasyon açma işlemi işitme kaybına göre belirlendiği gibi hasta konforuna göre seçimi de önemlidir. Çalışmamız, işitme cihazı kullanan bireylerin kulak kalıbına uygun tek ve çift açılan ventilasyonun akustik etkilerini ve hasta memnuniyeti üzerine etkisini göstermeyi amaçlamıştır. Bu amaç doğrultusunda bilateral orta derecede sensörinöral işitme kaybına sahip işitme cihazı kullanan 30 hastanın (50 kulak) odyolojik ölçümleri ve REM değerlendirmeleri yapılıp, APHAB anketi ve VAS ölçeği uygulanılarak sonuçlar tek ventli kullanım ile çift ventli kullanımları karşılaştırılmıştır. Çalışmanın sonucunda serbest alan eşiklerinde ve konuşmayı ayırt etme skorlarında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır (p>0,05), REM uygulamasında cihaz kazancının değişmediği gözlenmiştir, REAR ölçümlerinde istatistiksel olarak anlamlı fark gözlenmemiştir (p>0,05). Yapılan APHAB memnuniyet anketinde tek vent ile cihazsız, çift vent ile cihazsız karşılaştırmalarında istatistiksel olarak anlamlı fark gözlenmiştir (p<0,01), ancak tek vent ve çift vent uygulaması arasında anlamlı fark gözlenmemiştir (p>0,01). APHAB alt ölçeklerinin tek vent ve çift vent arasında pozitif yönde güçlü bir korelasyon bulunmuştur (p<0,01). Bununla birlikte öznel bir değerlendirme olan VAS ölçeğinde sonuçların istatistiksel olarak anlamlı çıktığı gözlenmiştir (p<0,05). Elde ettiğimiz bulgular hastaların çift ventli kulak kalıplarının tek vente göre cihazlı serbest alan işitme eşiklerini, konuşma skorlarını, REM değerlerini ve APHAB memnuniyet anketi ile memnuniyeti etkilemediği, ancak VAS değerlendirme ölçeği ile hastalarda memnuniyetin arttığı görülmektedir. Anahtar Kelimeler: İşitme Cihazı, Kulak Kalıbı, Çift Vent, APHAB, VAS
İşitme kayıplı bireylerde eşiküstü işitsel işlemleme becerilerinin değerlendirilmesi
Günlük hayattaki iletişim becerilerimizi büyük ölçüde etkileyen işitsel performansımız; periferal işitme, işitsel işlemleme ve bilişsel işlemleme sistemlerinin bütünlüğüne bağlıdır. İşitme kayıplı bireylerin, azalan işitme hassasiyetlerinin yanında; eşik üstü ses kaynaklarındaki temporal ipuçlarını da işlemleyemedikleri, bu nedenle gürültülü ya da birden fazla ses kaynağı olan ortamlarda iletişim problemleri yaşadıkları belirlenmiştir. Yaşlanma ile beraber işitsel ve bilişsel birçok fonksiyonun etkilendiği ve azalan fonksiyonel becerilerin, iletişim becerilerini olumsuz yönde etkilediği bildirilmiştir. Bu çalışmada; yaş ile sensörinöral işitme kaybının, gürültüde konuşmayı anlama, eşiküstü işitsel işlemleme ve bilişsel işlemleme becerileri üzerine etkilerinin değerlendirilmesi ve gürültüde konuşmayı anlama, eşiküstü işitsel işlemleme ve bilişsel işlemleme becerileri arasındaki ilişkinin incelenmesi hedeflenmiştir. Bu amaç doğrultusunda; çalışma grubunda sensörinöral işitme kaybına sahip 18-39 yaş ve 40-60 yaş aralığında 10'ar birey; kontrol grubunda ise normal işiten 18-39 yaş ve 40-60 yaş aralığında 10'ar birey çalışmaya dahil edilmiştir. Tüm katılımcılara; gürültüde konuşmayı anlama becerisini değerlendiren Türkçe Matris Test ve Ünsüz Ses Tanımlama Testi, eşiküstü işitsel işlemleme becerisini değerlendiren Temporal Fine Structure (TFS) Hassasiyet Testi ile bilişsel becerileri değerlendiren Görsel-İşitsel Sayı Dizileri Testi-B Formu ve İşitsel Sözel Öğrenme Testi uygulanılarak sonuçlar karşılaştırılmıştır. Çalışma sonucunda gürültüde konuşmayı anlama testlerinde ve TFS Hassasiyet Testinde işitme kayıplı bireyler ile normal işiten bireyler arasında, işitme kayıplı genç bireyler ile işitme kayıplı orta yaşlı bireyler arasında ve normal işiten genç bireyler ile normal işiten orta yaşlı bireyler arasında anlamlı farklılık bulunmuştur (p<0,05). Bilişsel testlerin tamamında, normal işiten genç ve orta yaşlı bireyler arasında anlamlı farklılık bulunurken (p<0,05), bazı alt testlerde diğer gruplar arasında anlamlı farklılık bulunamamıştır. Gürültüde konuşmayı anlama testleri ile eşiküstü işitsel işlemleme ve bilişsel işlemleme testleri arasında korelasyon bulunmuştur. Ayrıca eşiküstü işitsel işlemleme ve bilişsel işlemleme testleri arasında da korelasyon mevcuttur. Çalışma sonucunda; sadece işitme kaybının değil yaşın da işitsel performansı önemli derecede etkilediği gözlemlenmiş, bu nedenle hem işitme kaybına sahip hem de normal işiten bireylerde, dinleme becerilerinin ya da işitme fonksiyonların tam olarak değerlendirilmesi ve problemlerin ortaya çıkartılabilmesi için daha bütüncül bir yaklaşımın gerekliliği vurgulanmıştır. Anahtar Kelimeler: Eşiküstü işitsel işlemleme, gürültüde konuşmayı anlama, bilişsel beceriler, temporal fine structure, sensörinöral işitme kaybı.
Türkçe konuşan çocuklarda fonatuar aerodinamik özelliklerin belirlenmesi
Ses üretimi aerodinamik bir olaydır ve bu nedenle hava akışı ve hava basıncının değerlendirilmesi bireyin fonasyon sistemi hakkında anlamlı bilgiler vermektedir. Çalışmamızda, Türkçe konuşan 4.00-17.11 yaş arasındaki çocuklarda normatif veri oluşturulması ile yaş ve/veya cinsiyete bağlı değişkenlik gösteren aerodinamik verilerin belirlemesi amaçlanmıştır. Çalışmamıza 4.00-17.11 yaş arasında 120 çocuk katılımcı olarak alınmıştır. Grup I; 4.00-5.11 yaş, Grup II; 6.00-9.11 yaş, Grup III; 10.00-13.11 yaş ve Grup IV; 14.00-17.11 yaş olmak üzere dört grup oluşturulmuştur. Bu yaş gruplarının her birine 30'ar çocuk (15K,15E) yer almıştır. Çalışmamıza işitme kaybı, ses ve konuşma bozukluğu olmayan çocuklar dahil edilmiştir. Aerodinamik değerlendirme için KAY-PENTAX PAS Model 6600 cihazı kullanılmıştır ve 6 protokolde 56 parametrede değerlendirme yapılmıştır. Elli altı parametrenin 49' unda yaş ve/veya cinsiyete göre istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar bulunmuştur. Bu farklılıklar kız ve erkek çocukların respiratuvar ve laringeal sistemindeki değişimlerle açıklanabilir. Expiratory airflow duration, expiratory volume, mean pitch, phonation time, peak expiratory airflow, mean expiratory airflow, SPL range, pitch range, target airflow, mean airflow during voicing, aerodinamik power, aerodinamik resistance ve acoustic ohms parametrelerinde running speech protokolü hariç diğer beş protokolde istatistiksel olarak 4 grup arasında anlamlı farklılık bulunmuştur (p<0,05). Running speech protokolünde yedi parametrede istatistiksel olarak Grup II, Grup III ve Grup IV arasında anlamlı farklılık bulunmuştur (p<0,05). Yedi parametrede running speech protokolü hariç diğer beş protokolde cinsiyete göre (erkek>kız) istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmuştur (p<0,05). Dört parametrede running speech protokolü hariç diğer beş protokolde cinsiyete göre (kız>erkek) istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmuştur (p<0,05). Aerodinamik değerlendirmenin hem tanı koyulurken hem de uygulanan tedavilerinin etkinliğinin belirlenmesinde uygun yöntem olarak kullanılabileceği düşünülmektedir. Anahtar kelimeler: Ses, aerodinamik analiz, pediatrik ses, pediatrik ses profili, fonatuar aerodinamik sistem
Sisplatin kullanan hastalarda statik posturografi bulgularının ve işitmenin değerlendirilmesi
Objective; the purpose of this study was to examine the cochleotoxic effects of cisplatin with high-frequency audiometry, to investigate the effects of posturography and cisplatin on balance, and to compare the static posturography results of patients who developed cochleotoxicity according to ASHA criteria and those who did not. Methods; thirty cancer patients were included in the study. Before starting cisplatin and one day after the end of the treatment; Pure tone audiometry, speech audiometry, high-frequency audiometry, acoustic immitansmetry, and posturography tests were performed. Findings; according to ASHA criteria, ototoxicity developed in 17 (56.6%) of 30 patients. Tetrax IBSTM stability index showed statistical differences after treatment in all eight sensory conditions in Group 2, and in NC, PO and PC in Group 1 (p<0.05). A statistically significant difference was found in the weight distribution index values after treatment in PC, HB and HF in Group 1, and in NC, PC, HL, HB, HF in Group 2 (p<0.05). In Fourier index analysis, the postural control performance in Group 2 (F2- 4), (F5-6), (F7-8) frequencies, in Group 1, (F5-6) and (F7-8) frequencies compared with pre-treatment significant deterioration was detected after treatment (p<0.05). When comparing the post-treatment Fourier index values between the groups with and without hearing loss (F2-4), a significant difference was found in the frequency range of NC, PO, PC and HL, HB, HF (p<0.05). Results; deviations in these frequencies indicate that the somatosensory and central nervous systems are affected. These results may indicate the coexistence of cochlear toxicity and vestibular toxicity. The deterioration of balance performance in the patient group who did not develop hearing loss compared top re-treatment shows that the patient who received cisplatin without hearing loss were also at risk in terms of balance. As a result, it is recommended to evaluate balance functions along with hearing in the routine follow-up of patients taking cisplatin.
Konuşma bozukluğu olan preterm ve term doğmuş çocukların alıcı dil, ifade edici dil ve artikülasyon becerilerinin karşılaştırılması
Bu çalışmanın amacı konuşma bozukluğu olan çocukların alıcı dil, ifade edici dil ve artikülasyon becerileri üzerinde prematüre doğumun etkisinin araştırılmasıdır. Yaş ortalaması 6.5 olan, 4.5-9 yaş arasındaki, 19' u kız, 41' i erkek, 30 preterm ve 30 term doğmuş, dil ve konuşma bozukluğu olan çocuklar çalışmaya dahil edilmiştir. Tüm bireylere DENVER II gelişim tarama testi, TİFALDİ ve AAT, ebeveynlerine STAI ve PARI uygulanmıştır. Preterm ve term grup arasında DENVER II gelişim tarama testi sonuçları (p= 0.179) açısından farklılık saptanmamıştır. TİFALDİ alıcı dil ham puanları, (p= 0.048) ve TİFALDİ alıcı dil standart puanları açısından anlamlı fark olduğu bulunmuştur (p= 0. 007). Preterm ve term grubun TİFALDİ ifade edici dil ham puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmuştur (p= 0.038). TİFALDİ ifade edici dil standart puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmıştır (p= 0.005). AAT testi sonuçlarına göre preterm ve term doğmuş konuşma bozukluğu olan çocukların, yaşlarına göre geri kaldıkları ve AAT ham puanları (p= 0.988) ile standart puanlar arasında anlamlı fark olmadığı (p= 0.284) saptanmıştır. Sonuç olarak çalışmamızda konuşma bozukluğu olan preterm çocukların alıcı dil ve ifade edici dil gelişimlerinde term grup ile karşılaştırıldığında gerilik saptanmıştır. İki grubun farklı gelişim gösterdiği ancak, konuşma bozukluğu olan çocuklarda artikülasyon gelişiminin erken doğumdan etkilenmediği saptanmıştır. Aile Hayatı ve Çocuk Yetiştirme Tutum Ölçeği' nin alt parametreleri olan aşırı kontrol (p=0.711), baskı- disiplin (0.932), ev kadınlığı rolünü reddetme (p=0.734), karı- koca geçimsizliği (p= 0.734) boyutlarında, konuşma bozukluğu olan preterm ve term grup arasında farklılık olmadığı, demokratik tutum ve eşitlik tanıma boyutunda (p=0.042) farklılık olduğu saptanmıştır. Preterm ve term gruplar arasında STAI alt boyutları olan Durumluk Kaygı Ölçeği puanları (p=0.853) ve Sürekli Kaygı Ölçeği puanları (p=0.641) açısından istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmadı. Anahtar Kelimeler: Alıcı dil, artikülasyon bozukluğu, ifade edici dil, preterm doğum, term doğum
Kekemeliği olan okul öncesi çocuklarda Denver II Gelişimsel Tarama Testi, TİFALDİ Testi bulgularının ve ebeveyn tutumunun değerlendirilmesi
Bu çalışmada kekemeliği olan okul öncesi çocukların Denver II gelişimsel tarama testi, TİFALDİ testi performanslarının ve ebeveynlerinin çocuk yetiştirme tutumlarının değerlendirilmesi amaçlandı. Çalışmaya yaşları 4;00-4;11 arasında olan 20 kekeme çocuk; yaşları 5;00-5;11 arasında olan 20 kekeme çocuk ve yaşları 4;00-5,11 arasında olan 20 kekeme olmayan çocuk dâhil edildi. Tüm katılımcılara Denver II gelişimsel tarama testi, TİFALDİ ve ETÖ uygulandı. Denver II gelişimsel tarama testinde, yaşları 4;00-4;11 arasında olan kekeme çocukların % 30'u normal, %40'ı şüpheli, %30'u anormal sonuç alırken; yaşları 5;00-5;11 arasında olan kekeme çocukların % 50'si normal, %30'u şüpheli, %10'u anormal sonuç aldı. TİFALDİ testinde, her iki yaş grubunda da kekeme çocukların akranlarının gerisinde alıcı ve ifade edici dil test puanları aldıkları tespit edildi (p<0.05). İki yaş grubu arasında Denver II gelişimsel tarama testi (p=0.430), TİFALDİ alıcı dil (p=0.774) ve ifade edici dil (p=0.638) standart puanları arasında fark saptanmadı. Kekeme çocukların ve kekeme olmayan çocukların ebeveynlerinin ETÖ sonuçlarında, demokrat (p=0.012), otoriter (p=0.050) ve koruyucu (p=0.015) tutum alt boyutunda fark bulunurken, izin verici tutum alt boyutunda fark bulunmadı (p=0.112). Kekeme çocukların ebeveynlerinin ETÖ koruyucu tutum alt boyut puanları yükseldikçe, çocukların TİFALDİ alıcı dil ham puanı ve ifade edici dil standart puanının düştüğü gözlendi (p<0.05). Sonuç olarak kekeme çocukların Denver II gelişimsel tarama testi ve TİFALDİ testi bulgularına göre farklılıklar gösterdiği ancak bu farklılıkların iki yaş grubu arasında anlamlı olmadığı saptandı. Kekeme çocukların ebeveynlerinin ETÖ sonuçlarında farklılıklara sahip olduğu ve bu sonuçlar ile çocukların alıcı ve ifade edici kelime bilgisi performansları arasında anlamlı ilişkiler olduğu bulundu. Anahtar Kelimeler: Dil, ebeveyn tutumu, gelişimsel tarama, kekemelik, kelime bilgisi, okul öncesi Anahtar Kelimeler: Dil, ebeveyn tutumu, gelişimsel tarama, kekemelik, kelime bilgisi, okul öncesi
Bir tirozin kinaz inhibitörü olan imatinib'e bağlı ototoksisitenin araştırılması: Deneysel çalışma
Çalışmamızda imatinib'in ratlar üzerinde ototoksik etkisinin olup olmadığının işitsel beyin sapı yanıtları (ABR) yanıtları ile araştırılması amaçlanmıştır. Grup C (0.25 mL/kg/gün; n=8) distile su, distile suda çözdürülmüş Imatinib mesylate uygulanan grup I-30 (30 mg/kg/gün; n=8) ve grup I-50 (50 mg/kg/gün; n=8) olmak üzere 24 Wistar albino rat üç gruba ayrıldı. ABR kaydında 0, 7, 14 ve 21 günlerde işitme eşik değerleri, latans, amplitüd ve interpik latans değerleri kaydedildi. Ratların tümünde 0, 7, 14 ve 21 gün ABR değerlendirmesinde; 4, 6 ve 8 kHz frekanslarda, 10 dB uyarı şiddetinde V. dalga gözlenmiştir. V. dalga latans ortalamaları açısından grup içi değerlendirmede Grup I-50'de 8 kHz 'de tüm uyarı şiddeti seviyelerinde dört günde de farklılık tespit edildi (p<0.05). III. dalga latans ortalamaları açısından grup içi yapılan değerlendirmede grup I-30 (4kHz-50, 70 dB ve 6kHz-50 dB) ve I-50 (4kHz-50, 70 dB ve 8kHz-50, 70 dB) de farklılıklar mevcuttu (p<0,05). I-III interpik latans ortalama değerleri açısından grup içi yapılan değerlendirmede Grup I-30'da 4kHz ve 70 dB'de farklılık mevcut idi (p<0.05). III-V interpik latans ortalama değerleri açısından gruplar arası değerlendirmede ise 6 kHZ de 50 dB'de 7 günde (p= 0,044) ve 8 kHz'de 70 dB'de 14 günde (p=0,036) gruplar arasında ki farklılık anlamlı bulundu. I dalga amplitüd ortalama değerleri açısından grup içinde yapılan değerlendirmede grup I-50 de 4kHz (p=0,003) ve 6 kHz'de (p=0,018) amplitüd değerlerinde ki değişim anlamlı bulundu. Sonuçlarımız latans ve interpik latans değerlerinde uzama, amplitüd değerlerinde değişmelerin izlendiğini göstermekle birlikte gruplar arası ve grup içi değerlendirmelerde elde edilen bu farklılıklar imatinib ototoksik yan etkiye sahiptir demek için yeterli değildir. Bu nedenle tirozin kinaz inhibitörlerinin ototoksik etkisi konusunda kesin bir sonuca varabilmek için çalışmalara ihtiyaç olduğu kanısındayız.
Tek taraflı ve çok hafif ile hafif derecede bilateral sensörinöral işitme kayıplı yetişkinlerde gürültüde konuşmayı tanımanın değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı, tek taraflı ve çok hafif ile hafif derecede bilateral sensorinöral işitme kayıplı yetişkinlerin gürültüde konuşmayı tanımasını ve mevcut işitme kayıplarının yaşam kalitesi üzerindeki etkisini değerlendirmektir. Çalışmamıza 19-55 yaş aralığında toplam 60 birey (28 kadın, 32 erkek) dahil edildi. 20 ( 9 kadın, 11 erkek) tek taraflı sensörinöral işitme kaybı olan, 20 (8 kadın, 12 erkek) bilateral çok hafif ile hafif derecede sensörinöral işitme (10 bilateral çok hafif, 10 bilateral hafif) kaybı olan, 20 (11 kadın, 9 erkek) normal işitmeye (kontrol grubu) sahip olan birey çalışmamızda katılımcı olarak yer aldı. Çalışmamıza katılan ve otoskopik muayenesi yapılan yetişkinlere, işitme testleri, timponemetrik ölçümler, Türkçe Matris Test ve Amsterdam İşitsel Engellilik ve Yetersizlik Anketi uygulandı. Çalışmamız sonucunda; Türkçe Matris Testi adaptif ölçümleri, işitmesi normal olan bireylerde -7,06±1,47 dB SNR (ort±SS), tek taraflı sensörinöral işitme kaybı olan bireylerde -5,37±1,16 dB SNR (ort±SS), bilateral çok hafif ile hafif derecede sensörinöral işitme kaybı olan bireylerde -5,99±0,89 16 dB SNR (ort±SS) olarak bulundu. İşitme kayıplı bireylerin gürültüde konuşmayı tanımak için, normal işiten bireylere göre daha yüksek SNR' ye ihtiyaç duydukları tespit edildi. Amsterdam İşitsel Engellilik ve Yetersizlik Anketi ile işitme kaybından dolayı yetersizliklerinin günlük yaşantılarının hangi alanlarında etkilendiği tespit edilebilebileceği gözlemlenmiştir. Matris Testi ile işitme kayıplı yetişkinlerin gürültüde konuşmayı tanıma için ihtiyaç duyduğu SNR oranı arttıkça Amsterdam İşitsel Engellilik ve Yetersizlik Anketi sonucuna göre işitmedeki yetersizliğin arttığı saptandı. Anahtar Kelimeler: Gürültüde tanıma, sensorinöral işitme kaybı, türkçe matris test
Gürültü maruziyeti sonrası çıkan Tinnitusta terapatik maskeleme yöntemlerinin karşılaştırılması
Tinnitus, Gürültüye Bağlı İşitme Kaybı (GBİK) hastalarında yüksek frekanslardaki işitme kaybına eşlik eden bir semptomdur. Bu çalışmanın amacı; GBİK sonucu Tinnitus şikâyeti yaşayan hasta grubu ile GBİK kaynaklı olmayan Tinnitus şikâyeti yaşayan hasta grubuna, uygun maskeleme yönteminin (kısmi ya da total beyaz gürültü maskeleme) uygulanarak, Tinnitus şiddetindeki değişikliğin değerlendirilmesidir. Gürültü bağlı oluşan Tinnitus şikâyeti olan bireylerden kısmi maskeleme uygulanan 10 birey, 1. gruba; tamamen maskeleme uygulanan 10 birey, 2. gruba dâhil edildi. GBİK kaynaklı olmayan Tinnitus şikâyeti olan bireylerden kısmi maskeleme uygulanan 10 birey, 3. gruba; total maskeleme uygulanan 10 birey 4. gruba dâhil edildi. Tüm bireylere Saf Ses Odyometrisi, Yüksek Frekans Odyometri, İmmitansmetrik Değerlendirme ve Distortion Product Ototoacoustic Emission (DPOAE) testleri uygulanmış, Tinnitus şiddeti ve frekansı belirlenmiştir. Çalışmaya alınan Grup 1 ve Grup 2'nin havayolu işitme eşik değerleri, Grup 3 ve Grup 4 hastalarına göre istatiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek elde edilmiştir (p=0,001; p<0,01). GBİK sonucu Tinnitus gelişen hastaların terapi öncesi ve sonrası Tinnitus şiddet değerleri, GBİK olmayan hastaların Tinnitus şiddet değerlerinden anlamlı düzeyde yüksek çıkmıştır (p=0,001; p<0,01). Grup 2 olguların terapi öncesine göre terapi sonrası tinnitus şiddet değerindeki değişim yüzdesi, Grup 1 olgularına göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde düşük saptanmıştır (p=0,009; p<0,01). Grup 4 olguların terapi öncesine göre terapi sonrası tinnitus şiddet değerindeki değişim yüzdesi, Grup 3 olgularına göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde düşük saptanmıştır (p=0,007; p<0,01). Çalışmanın sonucunda; gürültü bağlı oluşan Tinnitus şikâyeti gelişen hastalarda farklı maskeleme yöntemleri kıyaslandığında, kısmi maskeleme yöntemi, total maskeleme yöntemine göre daha etkin bulunmuştur
Posterior kanal benign paroksismal pozisyonel vertigo tedavisinde hızlı düz yan yatış manevrasının etkinliğinin araştırılması
Posterior Kanal Benign Paroksismal Pozisyonel Vertigo Tedavisinde Hızlı Düz Yan Yatış Manevrasının Etkinliğinin Araştırılması Benign paroksismal pozisyonel vertigo tedavisinde kullanılan Epley manevrası pasif boyun hareketlerini içerdiğinden serviko-torakal problemi olan hastalara uygulanamamaktadır. Bu çalışmanın amacı serviko-torakal problemi olan hastalar için geliştirilen HDYM'nin etkinliğinin değerlendirilmesidir. Posterior SSK-BPPV tanısı konulan 100 yetişkin (60 kadın, 40 erkek) gönüllü birey çalışmaya dahil edildi. Rastgele iki gruba ayrılan bireyler HDYM grubuna 50 birey, Epley manevrası grubuna 50 birey olmak üzere iki grup olarak değerlendirildi. Tüm bireyler iyileşene kadar haftalık olarak kontrole çağırıldı. Tanı ve takipte; VNG ve DH testleri kullanıldı. Ayrıca bireyler tedaviden önce ve sonra DHI, VADL ve VAS ile değerlendirildi. Manevra uygulanmasını takiben bir haftanın sonunda HDYM grubunda 17 (%34), Epley manevrası grubunda 33 (%66) hastada iyileşme görüldü. İkinci haftanın sonunda ise HDYM grubunda 13 (%39.4), Epley manevrası grubunda 12 (%70.6) hastanın iyileştiği görüldü. Toplamda HDYM grubunda 30 (%60), Epley manevrası grubunda 45 (%90) hasta iyileşti. Üçüncü haftada HDYM grubunda iyileşmeyen 20 hastaya ve Epley manevrası grubunda iyileşmeyen 5 hastaya Epley manevrası uygulandı. Dördüncü hafta kontrolünde toplam 5 hastanın tam iyileşmediği görüldü. Manevraların karşılaştırıldığı birinci ve ikinci hafta değerlendirmesinde gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık vardı (p<0.00). Tedavi öncesi ve sonrasında uygulanan DHI, VADL ve VAS değerlerinde tedavinin etkinliğini ortaya koyacak şekilde bir azalma görüldü (p<0.05). Postüral kısıtlılığa sahip; serviko-torakal, sistemik, obezite, kardiak problemleri olan, Epley manevrası uygulanamayan hastalara uygulama kolaylığı nedeniyle, BPPV tedavisinde HDYM rahatlıkla tercih edilebilir. Anahtar Kelimeler: Epley manevrası, serviko-torakal problem, sham manevrası, vertigo
Otizm spektrum bozukluğu olan çocuklarda alıcı ve ifade edici kelime bilgisinin ve artikülasyon becerilerinin değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı; Otizm Spektrum Bozukluğu (OSB) olan çocuklarda alıcı dil, ifade edici dil kelime bilgisi ve artikülasyon becerileri ile gelişim durumlarının incelenmesi ve yaşa göre farklılık gösterip göstermediğinin belirlenmesidir. Çalışma, özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerine eğitim için başvuran, 4 yaş -6 yaş 11 ay arası, OSB'li 60 çocuk üzerinde yürütülmüştür. Çocuklar yaşlarına göre; 1.Grup: 4 yaş 0 ay ile 4 yaş 11 ay aralığında, 2.Grup: 5 yaş 0 ay ile 5 yaş 11 ay aralığında, 3.Grup: 6 yaş 0 ay ile 6 yaş 11 ay aralığında olmak üzere üç alt grupta değerlendirilmiştir. Çocukların gelişimsel değerlendirmeleri DENVER II gelişimsel tarama testi ile, alıcı ve ifade edici dil kelime bilgisi değerlendirmeleri Türkçe İfade Edici ve Alıcı Dil Kelime Testi (TİFALDİ) ile, artikülasyon değerlendirmeleri ise Ankara Artikülasyon Testi (AAT) kullanılarak yapılmıştır.Araştırmadan elde edilen bulgular; OSB'li her üç yaş grubunun tümünde çocukların TİFALDİ Alıcı Dil Kelime Bilgisi Testi, İfade Edici Dil Kelime Bilgisi Testi yaşlarının ve AAT eşdeğer yaşlarının, kronolojik yaşlarına göre geciktiğini göstermektedir. Araştırmaya katılan çocukların TİFALDİ Alıcı ve İfade Edici Dil Kelime Bilgisi Testi standart puanlarına ilişkin tüm yaş grupları arasındaki farklar anlamlıdır. Farkların kaynağı incelendiğinde, tüm yaş grupları arasında anlamlı fark olduğu belirlenmiştir. Üç farklı yaş grubunun ifade edici dil açısından kronolojik yaş ve eşdeğer yaş farkını ifade eden fark puanlarının karşılaştırılması sonucunda yaş grupları arasında fark puanları farkının anlamlı olduğu belirlenmiştir. Farkın kaynağı araştırıldığında, tüm yaş grupları arasındaki farkların anlamlı olduğu saptanmıştır. Araştırmaya katılan OSB'li 60 çocuğun Denver II Testi sonuçlarına göre %12'sinin "şüpheli", %88'i ise "anormal" kategorisinde bulunduğu belirlenmiştir. Sonuç olarak, OSB olan çocukların alıcı ve ifade edici dil becerileri ile artikülasyon becerilerinde kronolojik yaşlarına uygun gelişim gözlenmediği saptanmıştır. Denver II Gelişimsel Tarama Testi sonucunda, OSB olan çocuklarda anlamlı gelişim geriliği tespit edilmiştir.
Diyabetik retinopatisi olan ve olmayan diabetes mellitus'lu hastalarda işitmenin değerlendirilmesi
Diabetes mellitusun mikrovasküler kronik komplikasyonlarından biri olan diabetik retinopatide etkilediği vasküler yapılar ile iç kulaktaki vasküler yapılar gelişimsel ve anatomik olarak benzerlik göstermektedir. Çalışmamızın amacı; proliferatif diabetik retinopatisi olan (PDR), non-proliferatif diabetik retinopatisi olan (NPDR) ve retinopatisi olmayan hastaların işitsel fonksiyonlarının değerlendirilmesidir. Çalışmaya diabetes mellitus (DM) tanısı konmuş 25-45 yaş arası bireyler alındı. Göz muayenesi sonucunda PDR tanısı olan 30 hasta, NPDR tanısı alan 30 hasta, diabetik retinopatisi olmayan 30 DM'li hasta ve 30 normal işiten birey olmak üzere toplam 120 birey değerlendirildi. Çalışmaya dahil edilen tüm bireylere akustik immitansmetri, konvansiyonel odyometri, konuşma odyometrisi ve yüksek frekans odyometrisi yapıldı. Tüm bireylere günlük yaşamında işitme kaybına bağlı yetersizliğin değerlendirilmesi için Amsterdam İşitsel Yetersizlik ve Engellilik anketi (AİEYA) uygulandı. PDR, NPDR, DM gruplarında 125-16000 Hz aralığında tüm frekanslarda işitme eşikleri, kontrol grubuna göre anlamlı yüksek bulundu (p<0.05). 10000 Hz'e kadar DM grubunun işitme eşikleri PDR ve NPDR grubundan anlamlı düşük bulundu (p<0.05). Tüm gruplar arasında AİEYA'nın tüm alt skorları açısından anlamlı fark bulundu (p<0.05). AİEYA'nın tüm alt birimleri için kontrol grubunda işitsel yetersizliğin en az olduğu, bunu sırasıyla DM, NPDR ve PDR grubunun takip ettiği saptandı. PDR'li, NPDR'li ve retinopatisi olmayan DM'li hastalarda konvansiyonel odyometri ve yüksek frekans odyometri sonuçlarına göre DM'nin işitme kaybına neden olduğu, DM'nin göz komplikasyonlarıyla beraber işitme kaybında artış olduğu ve AİEYA'nın tüm alt birimleri (seslerin ayrımı/tanımlanması, seslerin lokalizasyonu, gürültülü ortamda konuşmanın anlaşılırlığı, sessiz ortamda konuşmanın anlaşılırlığı, seslerin algılanması) açısından işitsel yetersizlikte anlamlı artış olduğu saptandı.
Üst gastrointestinal sistem endoskopisinin sese olan etkisinin değerlendirilmesi
Üst gastrointestinal sistemi endoskopi işlemi, birçok hastalığın belirlenmesinde kullanılan etkili bir yöntemdir. Üst gastrointestinal sistemi endoskopi işleminin ses üzerinde meydana getirdiği değişikliklerin belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışmada 18-65 yaş arası toplam 50 birey üzerinde üst gastrointestinal sistem endoskopi işlemi öncesinde ve sonrasında PRAAT programı kullanılarak akustik ses analizi yapılmış ve bu değerler karşılaştırılarak sonuçlar belirlenmiştir. Çalışmada bulunan yaş, kilo, boy, vücut kitle indeksi (VKİ) ve frekansların dağılımı Shapiro-Wilk testi ile incelenmiştir. Endoskopi öncesi ve sonrası frekans değerleri eşleştirilmiş t testi veya Wilcoxon testi ile karşılaştırılmıştır. Bu değerlerin cinsiyet, eğitim düzeyi vb. özelliklere göre karşılaştırılmasında varsayımların sağlanması durumunda iki yönlü karma ANOVA, aksi durumda uzunlamasına veriler için geliştirilmiş parametrik olmayan F1-LD-F1 tasarımı kullanılmıştır. İstatistiksel düzeyianlamlılık olarak p<0.05 olduğu belirlenmiştir. Genel olarak veriler incelendiğinde, endoskopi sonrasında düz seslilere ait toplam frekans düzeyinde anlamlı bir azalma gözlenmiştir (Z=3.630, p<0.001). Diğer düz sesli harflerin frekans düzeyleri için benzer sonuçlar elde edilmiştir (p<0.05). Yuvarlak seslilere ait frekanslarda anlamlı bir değişim gözlenmemiştir (p>0.05).Endoskopi öncesi düz toplam frekansının sedasyonlu endoskopi yapılan hastalarda sedasyonsuz yapılanlara göre daha düşük olduğu belirlenmiştir (p=0.034). Elde edilen veriler ışığındaüst gastrointestinal sistem endoskopi işlemi; bireylerde oluşturduğu travmatik etkiye, bireylerin sahip oldukları alışkanlıklara ve sistemik hastalıklara bağlı olarak ses sistemi üzerinde farklı etkiler meydana getirmiştir.
Kıkırdak greft ile onarılmış timpan zarın absorbans özelliklerinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı, kıkırdak greft ile onarılmış TM'nın preop, postop 1. ve 3. ayda absorbans bulgularını GBT ile değerlendirmek ve elde edilen absorbans değerlerini kendi aralarında ve kontrol grubu ile karşılaştırmaktır. Prospektif olarak tasarlanan bu çalışmaya inaktif KOM tanısı almış Tip 1 timpanoplasti yapılması planlanan 20 birey ve herhangi bir kulak patolojisi olmayan 20 sağlıklı birey olmak üzere 40 birey dahil edilmiştir. Kontrol grubuna 1 kez, çalışma grubuna preop, postop 1. ve 3. aylarda olacak şekilde 3 kez saf ses odyometri ve GBT yapılmıştır. Saf ses odyometri sonuçları incelendiğinde, hastaların postop işitme eşiklerinde kayda değer iyileşme olduğu fakat normal değerlere ulaşamadığı görülmüştür. Geniş bant timpanometri sonuçlarına göre postop 3. ayda düşük frekanslarda (226 ile 500 Hz arası) benzer absorbans elde edilirken, orta ve yüksek frekanslarda (2000 ve 8000 Hz hariç) düşük absorbans elde edilmiştir. Hava kemik aralığı ile absorbans değerleri arasındaki ilişkiye bakıldığında, 1000 ve 4000 Hz'de preop ve postop dönemlerde absorbans değerlerinde negatif korelasyon bulunmuştur (p<0.05). Sonuçta, çalışma grubu ile kontrol grubu absorbans değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmuştur (p<0.05). Çalışma grubu kıkırdak greft materyali yönünden karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı farklılık gözlenmemiştir. Geniş bant timpanometri, ameliyat sonrası grefte zarar vermeden absorbans bulgularının değerlendirilebilmesinde ve onarılmış TM'nın orta kulak dinamikleri üzerindeki etkilerinin araştırılmasında hızlı ve pratik bir ölçüm aracı olarak yararlı bilgiler sunmaktadır. Anahtar Kelimeler: Absorbans, Geniş Bant Timpanometri, Kıkırdak Greft, Kronik Otitis Media, Timpanoplasti,