
249
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Archived Theses
Şavşat Nüfus Defteri (1835) transkripsiyon ve değerlendirme
Osmanlı Devleti'nde modern anlamda yapılan ilk nüfus sayımı II. Mahmut tarafından başlatılmıştır. Yeniçeri Ocağı kaldırıldıktan sonra kurulan Asâkir-i Mansûre-i Muhammediyye Ordusunun asker ihtiyacını karşılamak amacıyla Osmanlı genelinde yapılan sayım H.1247/ M.1831 tarihinde başlamıştır. Bu nüfus defterlerinden bölgelerin demografik yapısı, meslekleri, kişilerin fiziksel özellikleri, doğum-ölüm tarihleri, nüfus hareketleri vb. gibi konuları hakkında bilgi edinmekteyiz. Tezin konusu olan Şavşat'ın nüfus sayımı H.1251/ M.1835 tarihinde gerçekleşmiştir. Araştırmamıza konu olan nüfus defterinde Müslim, Gayrimüslim ve Kıptî nüfus için ayrı defterler tutulmuştur. Sadece erkeklerin kaydedildiği deftere öncelikle hâne reisi, ardından hânedeki erkek nüfusun yaşı dikkate alınarak bir sıra takip edilmiştir. Bu defterdeki Müslim, Gayrimüslim ve Kıptî nüfusla ilgili belgelerin transkripsiyonu yapılarak bölge tarihini öğrenmek ve bundan sonra nüfus defterleri üzerinde yapılacak olan çalışmalara katkı sağlamak amaçlanmıştır.
Tatar Türkçesi yazı diliyle Trabzon ağzının morfolojik bağlantısı
Teknolojik gelişmelerin hız kazanmasıyla erimeye yüz tutmuş dil özelliklerinin çeşitli dil çalışmalarıyla muhafaza edilmesi amaçlanmıştır. Bu minvalde oluşturulan çalışmaların çoğunluğunun yazı diline yönelik olduğu görülmektedir. Lehçeler, bir dilin çok eski dönemlerinde coğrafi ve kültürel etmenler sebebi ile o dilden ayrılmış olan kollarıdır. Lehçeler, zamanla ses, söz dizimi ve söz varlığı bakımından değişikliğe maruz kalabilirler. Ağızlar ise mensup oldukları dilden, lehçelere oranla daha yeni zamanda ayrılmış olan dilin bölge kollarıdır. Ağızlar, bir lehçenin edebi diline oranla farklı söyleyiş biçimlerinde ortaya çıkarlar. 11. yy. itibariyle Anadolu'ya yerleşen Oğuz boylarının çeşitli ağız özelliklerine sahip olması, Anadolu'da ağız özelliklerinin çeşitlenmesine sebep olmuştur. Bununla birlikte diğer unsurların da etkisi göz önünde bulundurulduğunda çeşitliliğin arttığı görülebilir. Bu ağızlar gösterdikleri benzerlikler, tarihi unsurlar, etnik yapılanma bakımından gruplaşmalar oluşturmuştur. Çağdaş Türk Lehçelerinin en kalabalık grubu olan Kıpçaklar ise çok geniş bir coğrafyaya yayılmışlardır. Bu grubun üyesi olan Tatar Türkçesi, büyük çoğunlukla Tataristan'da olmak üzere; Başkurdistan, Bulgaristan, Kazakistan, Romanya, Çin, Finlandiya, Ukrayna, Kırgızistan, Azerbaycan, Tacikistan ile Türkiye'de konuşulmaktadır. Özellikle Anadolu'nun Kuzeydoğu Bölgesi'nde yer alan Trabzon bölgesinin çeşitli etnik unsurlara sahiplik etmesi Trabzon ağzını diğer ağızlardan ve yazı dilinden ayırır. Bu çalışmada, Türk dilinin Kıpçak Grubu içerisinde yer alan Tatar Türkçesi, yazı dili yönünden ele alınırken; diğer taraftan ise Oğuz Grb.içerisinde yer alan Türkiye Türkçesinin kuzey doğu ağzı olan Trabzon yöresi ağzı özelliklerinin benzer – farklı yönleri morfolojik mukayese temelinde ele alınmıştır. Çalışmaya konu olan Tatar Türkçesinin karşılaştırma temelli olarak Trabzon yöresindeki yakınlığı tespit edilip, bölge ağzındaki morfolojik özelliklerde gün yüzüne çıkarılmaktadır.
Godrahav havzasında toprak bozulma katsayısındaki değişimin belirlenmesi
GODRAHAV HAVZASINDA TOPRAK BOZULMA KATSAYISINDAKİ DEĞİŞİMİN BELİRLENMESİ Toprak bozulma katsayısı, toprakların ekosistem içerisindeki görevini doğal ya da doğal olmayan nedenlerden dolayı yerine getiremeyecek kadar değişime uğraması olarak tanımlanan toprak bozulmasının kantitatif bir ifade şeklidir. Bu çalışma, Godrahav havzasındaki toprakların bozulma katsayısı değerlerinin belirlenmesi, yersel değişkenlik analizlerinin yapılması ve tahmin haritalarının oluşturulması amacıyla yürütülmüştür. Çalışmanın ilk aşamasında literatür taramasının ardından çalışma alanı ArcGIS yazılımı yardımıyla 500x500m'lik transektlere bölünmüş ve bu transektlerin çakışma noktalarında 0-10cm derinlikten 137 adet bozulmuş ve bozulmamış toprak örnekleri alınmıştır. Gerekli ön işlemlerin tamamlanmasının ardından analizler yardımıyla toprakların tekstürü, agregat stabilitesi, agregatlaşma oranı, ortalama ağırlık çap değerleri, dispersiyon oranı, hacim ağırlığı, porozite, tarla kapasitesi, solma noktası, organik madde içeriği, pH, elektriksel iletkenlik (EC) değerleri belirlenmiştir. Çalışmanın ikinci aşamasında havzaya ait topoğrafik özellikler (eğim, yükselti, bakı, alan kullanımı, kapalılık oranı) ile alan kullanımına ait özelliklerin haritalandırılması ArcGIS yazılımı kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Özelliklerin yersel bağımlığının belirlenmesinde semivariogramlar hesaplanmış ve ilişkileri en uygun şekilde tanımlayan modeller oluşturulmuştur. Her bir örnekleme noktası için iki farklı ağırlıklandırma yöntemi kullanılarak bozulma indeks değerleri hesaplanmıştır. Varyans analizi sonucu yöntemler bakımından bozulma indeks değerleri arasında istatistiki anlamda bir farklılık olmadığı belirlenmiştir. Dağılım haritaları incelendiğinde toprak özelliklerinin ve bozulma indeks değerinin alan kullanımı, kapalılık oranı ve arazinin bakı durumuna göre farklılık gösterdiği, ancak eğimle bir ilişki göstermediği belirlenmiştir. Çalışma sonuçlarının entegre havza yönetimi çalışmalarında uygulayıcılara yararlı bilgiler sunacağı düşünülmektedir
111 numaralı Mühimme Defteri'nin 508.-709. sayfalarının transkripsiyonu ve değerlendirilmesi
Başbakanlık Osmanlı Arşivi bünyesinde birçok defter serisi vardır. Bunlardan biri de mühimme defterleridir. Mühimme defterleri divan-ı hümayunda alınan kararların kaydedildiği defterlerdir. Bu çalışmada 111 Numaralı Mühimme Defteri'nin 508.-709. sayfaları arasının transkripsiyonu ve değerlendirmesi yapıldı. İncelenen kısımlardaki hükümler II. Mustafa dönemine ait olup tarih aralığı 1700-1702'dir. Osmanlı'nın ilk defa büyük oranda toprak kaybettiği Karlofça antlaşmasının imzalanmasından hemen sonraki döneme ait hükümleri içerir. Batıdaki uzun süren savaşları durduran bu anlaşmayla Osmanlı içe döndü. Belgelerde bu ateşkes süresince iç işlerle ilgilenilmesi gerektiği vurgulanmıştır. Bu sebeple hükümlerin muhtevası daha çok askeri, idari düzenlemelerle, cisr, palanka, kale ve limanların tahkim ve tanzimi, timar ve zeamet düzenlemeleri, askeri sınıfının kontrolü ile alakalıdır. Bunun dışında, Türkmenlerin ve Nogayların iskanı, Bağdat, Basra seferi, Tunus-Cezayir-Trablusgarp ocakları arasında anlaşmazlık, eşkıya faaliyetleri ve Osmanlı'nın eşkıyalar ile mücadelesi, Osmanlı- Venedik sınır anlaşmazlığı gibi meseleler hükümlerde geçer.
Hurufat Defterlerine göre Biretü'l-Fırat (Birecik) kazası vakıfları
Tarih boyunca insanların temel ihtiyaçlarının başında su geldiğinden insanoğlu yerleşim yeri belirlerken her zaman sulak alanların bulunduğu yerleri tercih etmiştir. Birecik de bu tanıma uygun yapı ve coğrafyaya sahip olduğundan tarih boyunca birçok medeniyete ev sahipliği yapmıştır. Şehir, Osmanlı Devleti'nin idaresine katılıncaya kadar, Hitit, Asur, Hurri, Mittani, Roma, Emevi, Bizans, Selçuklu, Urfa Haçlı Kontluğu, Zengi, Artuklu, Timurlu, Akkoyunlu ve Memluklü hâkimiyetinde kalmıştır. Osmanlı Devleti bölgeye hâkim olduktan sonra şehirde tersane inşa etmesi, Birecik'i mühim bir merkez haline getirmiştir. Uzun süre bu önemini koruduktan sonra İstanbul-Bağdat demir yolunun Birecik'in güneyinden geçmesi, kervan ticaretinin önemini kaybetmesi ve Birinci Dünya Savaşı sırasında ve sonrasında meydana gelen sebepler yüzünden şehir önemini kaybetmiştir. Osmanlı Devleti vakıflar aracılığıyla hâkim olduğu yerlerde cami, mescit, medrese, han, hamam, zaviye gibi yapı ve kurumlarla donatmıştır. Bu yapılara dair birtakım bilgilere hurufat defterlerinde ulaşılmaktadır. Vakıflar Genel Müdürlüğünde tutulan bu defterlerden 25 tanesi Birecik ile alakalıdır. Osmanlı Devleti döneminde şehir, Biretü'l-Fırat olarak anıldığından kayıtları da bu isimle yazılmıştır. Bu kayıtlar, 1691-1835 yıllarını kapsayan 144 yıllık bir zaman dilimine ait olmakla beraber, belgeler ağırlıklı olarak XVIII. yüzyıla aittir. İncelenen bu defterlerde kaza statüsünde olan şehrin kapıları, mahalleleri, nahiyeleri, köyleri, kazada bulunan vakıfları, görev yapan personelleri ve aldıkları ücretler tespit edilmeye çalışılmıştır. Elde edilen bu veriler, arşiv belgeleri ve daha önce ilçe üzerine yazılmış eserlerle desteklenmiştir. Ayrıca bahsedilen bu vakıfların günümüzde var olup olmadığı belirtilmiştir.
Ghewond'un tarihi (Transkripsiyon ve notlandırma)
Bu çalışma Klasik Ermenice'den, İngilizce'ye Robert Bedrosian tarafından çevrilmiş olan, Ghewond'un Tarihi Metinlerinin Türkçe'ye çevrilmesini kapsar. Yaşamına dair neredeyse hiçbir bilgiye tesadüf etmediğimiz Ermeni müellifi Ghewond'un, kilise doktoru derecesine yükseldiği ve yüzyılın ikinci yarısında öldüğü bilgisi Robert Bedrosian'ın araştırmalarıyla teyit edilmiştir. Eseri İngilizceye çeviren Robert Bedrosian, Ghewond'un kayıtlarının pek güvenilmeyen, niteliksiz ve yanlı olduğunu ileri sürmektedir. Ghewond'un tarih kitabını Ermenileri Müslüman idareye karşı isyana örgütleyen Smbat Sparepet'in oğlu Shapuh Bagrutini himayesinde yazmış olması sözü geçen Ermeni kaynağını İslâm tarihi açısından izaha muhtaç bırakmıştır. Çalışmamızın ana gayesi de bu ihtiyacı gidermek ve Ermeni kaynağını İslâm tarihi açısından daha kullanılır hale getirmektir. Ghewond'un Ermeni milliyetçiliği ve dini inanışın gölgesinde oluşturduğu bu kaynağın objektiflikten uzak olduğu Robert Bedrosian'ın; "Düşmanlarını cesaretlendiren rahipler gördüğünü ileri sürüyor. Bu bir kaynak değil, yazınsal bir araçtır. Diğer din adamları ve Ermeni soyluları ve yazarın kendi gözlemleri, 8. Yüzyılın çoğu için ana kaynak gibi görünmektedir." şeklindeki ifadesiyle daha iyi anlaşılmaktadır. Bizim tespitlerimize göre; Ghewond'un tarih yazım metodunda Hz. Muhammed'e (s.a.v.) ve Hulefâ-yi Râşidîn'e yönelik söylemlerinde hakaret içeren bir üslup kullanması onun tarafsızlığına gölge düşürmüştür. Ermeni tarihi kaynakları her ne kadar yanlı kaynaklar olsa da onların detaylı bir analizden geçirilerek kullanılması tarihçiliğin olmazsa olmazlarındandır. Bu sebeple bu çalışma oluşturulurken başta İslâm kaynakları olmak üzere diğer çağdaş eserler incelenmiş ve Ghewond'un kayıtları elde edilen bulgularla kıyaslanmak suretiyle açıklığa kavuşturulmaya çalışılmıştır. Ghewond'un eserinin Türkçe'ye Transkripsiyonunda, Robert Bedrosian'ın 42 bölüm olarak başlıklandırıp bölüm özetleri ilave ettiği İngilizce metinler esas alınmıştır.
Artvin ili şimşir alanlarında zarar yapan Cydalima perspectalis (Walker, 1859) (şimşir kelebeği)'in morfolojisi, biyolojisi, zararı ve mücadele olanaklarının araştırılması
Artvin İli Şimşir alanlarında zarar yapan Cydalima perspectalis (Walker, 1859) (Şimşir Kelebeği)'in morfolojisi, biyolojisi, zararı ve mücadele olanaklarının araştırılması amacıyla yürütülen bu çalışma 2018-2020 yılları arasında gerçekleştirilmiştir. Çalışma alanı olarak Şimşir bitkisinin doğal yayılış gösterdiği Hatila Vadisi Milli Parkı ve süs bitkisi olarak kullanıldığı Artvin Çoruh Üniversitesi Kampüsü seçilmiştir. Yapılan çalışmada zararlının 4 biyolojik döneme sahip olduğu, yumurtalarını 10-20 adet gruplar halinde yaprağın alt tarafına bıraktığı, larvaların 5 larva dönemine sahip olduğu ve erginlerinin beyaz ve kahverengi olmak üzere 2 formunun bulunduğu görülmüştür. Artvin ilinde 2 generasyon veren zararlı 1. generasyonu haziranın ayının ortasında tamamladığı, 2. generasyonu ise ağustos ayının sonunda tamamladığı gözlemlenmiştir. Cydalima perspectalis zararını tırtıl formundayken Şimşir bitkisinin yapraklarına yaptığı gözlemlenmiştir. Zararlının Şimşir alanlarına verdiği zararın oldukça yoğun olduğu ve Şimşirleri kuruttuğu görülmüştür. Asılan feromonlarda toplam 2144 adet ergin yakalanmıştır. Yapılan entomopatojen uygulamalarında %60-%90 arasında değişen başarı oranı tespit edilmiştir. Bentar® için ortalama %77,5; FD-63 için ortalama %72,5; FD-70 için ortalama 82,5; FDP-8 için ortalama %65; FD-1 için ortalama %72,5; Neemazal® için ortalama %87,5 oranında etkili olduğu tespit edilmiştir.
Orman ürünleri endüstrisinde iş sağlığı ve güvenliği risk analizi: Artvin ili örneği
İş sağlığı ve güvenliğinin önemi alınan tedbirlerle birlikte çalışma ortamını daha güvenli ve verimli hale getirmesi sebebiyle her geçen yıl daha iyi anlaşılmaktadır. Ülkemizde, mobilya ve ahşap endüstrisinde faaliyet gösteren işletmeler kaza riski yüksek işletmeler kategorisinde bulunması nedeniyle iş sağlığı ve güvenliği bakımından önemli bir yerdedir. Bu tür işletmelerde tehlike oluşturabilecek durumlar karşısında önlem alınmadığı takdirde ciddi yaralanma hatta ölüme sebebiyet verebilecek durumlarla karşılaşma olasılığı yüksektir. Bu çalışma ile Artvin ili merkezinde bulunan orta ölçekli mobilya ve ahşap endüstrisinde faaliyet gösteren 4 farklı işletmede L Tipi (5X5) matris yöntemi uygulanarak analiz çalışması ve işletmelerdeki personele anket uygulaması yapılarak işletmelerin faaliyetleri sırasında ortaya çıkabilecek tehlikeli durumların tespiti yapılarak, tehlikelerin en aza indirilmesi için hangi önlemlerin alınması gerektiği tespit edilmiştir.
Dîvânu Lugâti't-Türk ile Özbek Türkçesinin karşılaştırmalı söz varlığı üzerine inceleme
Bu çalışma, Dîvânu Lugâti't-Türk ile Özbek Türkçesinin karşılaştırmalı söz varlığının ses ve anlam bakımından tasnif ve değerlendirilmesini içermektedir. Çalışmada amaç, Dîvânu Lugâti't-Türk ile Özbek Türkçesini karşılaştırarak geçmişten günümüze tespit edilen kelimelerin ne kadarının değişip geliştiğini belirlemektir. Çalışmada öncelikle Kaşgarlı Mahmud ve DLT'ye değinilerek, bu eserin yazıldığı dönem ve içeriği ile ilgili bilgiler verilmiştir. Daha sonra Özbek Türklerinin tarihi, yaşamış oldukları bölge, iletişime geçtiği topluluklar ve dil özelliklerinden bahsedildikten sonra çalışmamızın temelini oluşturan söz varlığının içeriği hakkında genel bilgilere yer verilmiştir. Çalışmanın inceleme kısmında DLT ile Özbek Türkçesinin söz varlığı karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Karşılaştırma yedi gruptan oluşmaktadır. Bunlar ses değişimi ve ses değişimine uğrayan kelimeler; ses ve anlamca aynı olan kelimeler; anlam genişlemesine uğrayan kelimeler; başka anlama geçmiş kelimeler, anlam iyileşmesi, anlam kötüleşmesi ve anlam daralması olan kelimeler incelenmiştir. Ses ve anlam incelemesi yapılan kelimelerin sonuç bölümünde sayısal verileri ortaya konulmuştur.
908 numaralı Düvel-i Ecnebiye Defteri çerçevesinde Osmanlı-Fransız ilişkileri
Osmanlıların Avrupa topraklarına yayılmaya başladığı XIV. yüzyılda haçlı ordularıyla birlikte Fransızların Osmanlıların karşısına çıktığını görmekteyiz. Burgonya Dükü Jan Nevers komutasındaki Fransız kuvvetleri 1396 yılıında Niğbolu savaşında bulunmuştur. Osmanlı Devleti ile Fransa arasındaki dostluk mahiyetindeki ilk ilişkiler Kanuni Sultan Süleyman döneminde başlamıştır. Bu dönemki Osmanlı-Fransız ilişkileri Osmanlı Devleti‛nin üstün bir siyaset diplomasisiyle şekillenmiştir. XVII. yüzyılda ise Osmanlı Devleti‛nin Girid‛i kuşatmasında, II. Viyana kuşatmasından sonra başlayan uzun savaş yıllarında Osmanlı-Fransız ilişkileri daha karmaşık bir hale geldi. Fransa bir yandan Osmanlı Devleti ile dostluk temeline dayanan ilişkilerini devam ettirmek ve Akdeniz‛deki ticari imtiyazlarını kaybetmemek için çaba sarfederken diğer yandan Girid adasını bırakmak istemeyen Venedikler‛e gizlice yardım ediyordu. Akdeniz‛de Fransızların karşısına XVII. yüzyılın sonlarında İngiltere ve Hollanda gibi rakipleri de çıkmıştır. Fransızların Akdeniz‛deki rakipleri Hollandalı ve İngiliz tüccarlar iken, kara Avrupası‛ndaki rakipleri ise Habsburglardı. Bu nedenle Fransızlar öteden beri Osmanlı Devleti‛ni Habsburglar aleyhine desteklemiştir. Osmanlı-Habsburg savaşları devam ederken Fransızlar çıkarları geregi savaşın uzamasını isterken rakipleri Hollanda ve İngiltere ise bir an önce barış yapılması için arabuluculuk yapıyorlardı. Bu çerçevede Osmanlı arşivinde bulunan, değerlendirme ve transkripsiyonunu yaptığımız 908 Numaralı Düvel-i Ecnebiye Defteri H.1150-1158 /M. 1738-1746 yıllarında Osmanlı Devleti ile Fransa arasında başta ticaret olmak üzere, diplomatik ve siyasi sorunların anlaşmalar çerçevesinde çözülmesine dair hükümleri ihtiva etmektedir.