
8
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Osmanlı Dönemi'nde Şeyh Abdüsselam Barzani ve isyanları (1908-1914)
Bu çalışmada, Şeyh Abdüsselam Barzani'nin 1908-1914 yılları arasında Musul Vilayeti'ndeki siyasi faaliyetleri ele alınmıştır. Çalışmanın merkezinde Şeyh Abdüsselam Barzani ve faaliyetleri olmasına rağmen ilgili bölgenin sosyo-ekonomik yapısı ile Barzan bölgesi ve Barzan Aşireti hakkında da bazı bilgiler verilmiştir. Bununla birlikte, II. Abdülhamit ile İttihat ve Terakki'nin yönetim anlayışları ve bunun Musul'daki yansımaları da irdelenmiştir. Abdüsselam Barzani, 20. yüzyıl başlarında Barzan Aşireti'nin şeyhi konumundadır. II. Meşrutiyet'in ilanından (1908) sonra, bölgesel nüfuzunu genişletmek amacıyla İngiltere'nin de desteğiyle 1909 yılında önemli bir isyan başlatmıştır. Şeyh Abdüsselam, Osmanlı yönetiminin askeri harekatından sonra af dilemek zorunda kalmış ve bölgedeki asayişsizlik birkaç yıllığına da olsa ortadan kaldırılmıştır. Ancak, Osmanlı Devleti'nde yaşanan iç ve dış gelişmeler ve özellikle de Rusya'nın bölgede uyguladığı politikalar, Şeyh Abdüsselam'ın 1913 yılından itibaren tekrar nüfuzunu genişletmesine imkan vermiştir. Şeyhin gittikçe yoğunlaşan faaliyetleri, 1914 yılında silahlı isyan hareketine dönüşmüştür. İttihat ve Terakki'nin, özellikle de dönemin Musul valisi Süleyman Nazif'in girişimleri neticesinde, 1914 yılında Şeyh Abdüsselam yakalanarak Musul'a getirildi. Burada kurulan olağanüstü mahkemede yargılanması sonucu idam edildi ve onunla birlikte hareket edenler de çeşitli cezalara çarptırıldı. Böylece Osmanlı Devleti'ni uzun süredir uğraştıran mesele sona ermiştir. Bununla birlikte, Şeyh Abdüsselam'ın bu faaliyetleri, Osmanlı sonrasındaki Barzan ailesi ve aşiret reisleri üzerinde önemli bir etki bırakmıştır.
Selçuklu Anadolusu'nda kullanılan Türkçe şahıs adlarının tespiti, tahlili ve değerlendirilmesi (1075-1318)
İnsanoğlunun var olmasıyla ortaya çıkmış bir olgu ve kavram olan ad, bir kimseyi, bir şeyi anlatmaya, tanımlamaya, açıklamaya ve bildirmeye yarayan söz anlamına gelmektedir. Dünyadaki tüm varlıkları diğer türdeşlerinden ayırmak, varlıkları sınıflandırıp, onları somutlaştırmak ve kendilerine yabancı gelen varlıkları işaretlemek için, insanlar tarafından ad verilmeye başlandığı genel kabuldür. Canlıların, nesnelerin ve kavramların, kısaca çevremizde gördüğümüz ve algıladığımız her şeyin adıyla ilgilenen bilime ise, ad bilimi (onomastique) denir. Kişilere verilen adlar ve ad verme sırasındaki bir takım törenler, bir milletin dinî, siyasî, sosyal ve kültürel yapısını yansıtan en önemli ögelerden birisi olarak kabul edilir. Onun için her milletin kendine has ad ve ad verme törenlerinin araştırılması sadece tarih çalışmaları için değil, aynı zamanda dil bilimi, sosyoloji, folklor, etnografi gibi bilim dalları açısından da çok önemlidir. Bu sebeple tarihî ve edebî metinlerde geçen şahıs adlarının doğru bir şekilde tespit ve tahlil edilmesi büyük önem taşımaktadır. Bu çalışmada, Selçuklu Anadolusu'nda kullanılan Türkçe şahıs adlarının tespiti, tahlili ve değerlendirilmesi ele alınmaktadır. Çalışmanın ana hedefi, Selçuklu Anadolusu'nda kullanılan Türkçe isimlerin kökenini, yapısını, anlamını, ad verme gelenekleri ile ilişkisini, Türkçe adları kullanan insanların toplumsal konumunu, Türkçe adları kullanan insanların yaşadıkları yüzyıllara göre dağılımını, tespit edildikleri kaynak türlerine göre sınıflandırılmasını, Türkçe adları kullananan insanların cinsiyetini ve kullanım saylılarını tespit etmektir. Yani, Selçuklu Anadolusu'nda kullanılan Türkçe şahıs adlarının hem etimolojik izahını yapmak hem de ismi kullanan insanların tarihî şahsiyetini ortaya koymaktır. Anahtar Kelimeler: Ad Bilimi, Kişi Ad Bilimi, Selçuklular, Anadolu, Türkçe Şahıs Adları, Ad Verme Gelenekleri
PKK terörünün Türk basınına yansımaları (1984-2002)
PKK, ilk yapılanmasını 1973 senesinde Ankara Çubuk'ta başlatan ve 27 Kasım 1978 tarihinde Partiye Karkeren Kürdistan ismiyle Diyarbakır Lice'de faaliyete geçen etnik bir terör örgütüdür. PKK, 1978 senesinden isim değişikliği yaptığı 2002 senesine kadar güvenlik güçlerini ve sivil halkı hedef almıştır. Bu doğrultuda Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerinde faaliyetler yürütmüştür. PKK terör örgütü, 1984 senesinde Siirt'in Eruh İlçesi'nde sistematik ilk saldırısını gerçekleştirmiştir. Örgüt, 1985 senesinde köy katliamları yapmaya başlamış ve 1987 senesinde bu katliamlarını hızlandırmıştır. 1989 senesinde ise kitle hareketlerine başlamıştır. 1990 senesinde örgüt, silahlı eylemlerini daha geniş alanlara yaymıştır. 1992 senesinde ise üç defa ayaklanma girişimlerinde bulunmuş, bu girişimler Türk Devleti tarafından önlenmiştir. 1993 senesinde örgütün katliamları artmış ve aynı senenin sonunda Türk Ordusu'nun da mücadelesiyle örgüt ateşkes talebinde bulunmuştur. Bu sözde ateşkes uzun ömürlü olmamış ve örgüt aynı yılın Nisan ayında tekrar saldırılarına başlamıştır. 1993 senesinin sonundan 1994 senesinin sonuna kadar Türk Ordusu PKK'yı büyük ölçüde imha etmiş ve 1995 senesindeki Çelik Harekâtı ve 1997 senesindeki Çekiç Harekâtı ile PKK terör örgütünün askeri kanadı çökertilmiştir. 1998 senesinde ise örgütün başındaki Abdullah Öcalan'ın yakalanma süreci başlatılmış, 15 Şubat 1999'da Abdullah Öcalan'ın yakalanmasıyla beraber örgüt etkisizleştirilmiştir. 2002 senesinde ise PKK, ismini KADEK olarak değiştirmiştir.
Sultan Ahmed Celayir Dönemi ve Celayirli - Timurlu İlişkileri
1382 yılında Celayirli Devleti tahtına oturan Sultan Ahmed Celayir, hakimiyetini güçlendirmek için 1384 yılına kadar kardeşi Sultan Bayezid ve onun emiri Adil Ağa ile mücadele etmek zorunda kaldı. Yaptığı mücadeleler sonucunda iktidarı tek başına ele geçiren Sultan Ahmed Celayir, bu kez Emir Timur ile mücadele etmeye başladı. 1384 yılında başlayan Celayirli-Timurlu ilişkileri, Emir Timur'un ölümüne kadar devam etti. 1384 yılında Azerbaycan ve İran'a yönelen Emir Timur, Sultan Ahmed Celayir'i Tebriz ve Bağdat'tan kovarak onun önce Mısır'a daha sonra da Anadolu'ya kaçmasına sebep oldu. Bu durum 1402 yılında Ankara Savaşı'na sebebiyet verdi. Ankara Savaşı'ndan sonra yeniden Bağdat'a gelen Sultan Ahmed Celayir, Timurlu ordusu önünden kaçarak yeniden Mısır'a gitse de Kara Yusuf ile birlikte burada hapsedildi. Emir Timur'un ölümünden sonra serbest bırakılınca tekrar Bağdat'a ve ardından da Tebriz'e hâkim oldu. Bu defa da Kara Yusuf ile girdiği mücadele sonunda 1410 yılında yapılan savaşta öldürüldü. Celayirli-Timurlu mücadelesi daha çok Azerbaycan hakimiyeti için olup bu mücadelenin kazananı Emir Timur olmuştur.
Demokrat Parti Dönemi Türk-Balkan ilişkileri (1950-1960)
Demokrat Parti‟nin 1946 yılında kurulmasıyla çok partili hayata bir kez daha başlayan Türkiye Siyaseti 1950 yılında iktidar değiştirerek farklı bir boyuta gelmiştir. İktidar ile ilk kez tanışan DP iç ve dış siyasette farklı uygulamaları ile Cumhuriyet Halk Partisi‟nden farklı bir konuma gelmiştir. DP‟yi geçmiş dönem iktidarlarından ayıran önemli unsur ise dış siyasette son derece aktif olması ve bölgesel iş birliği çabalarından asla çekinmemesidir. NATO‟ya üye olmak Türkiye için adeta bir milat tarihi olmuş ve bu üyelik ile tüm siyasi yol haritası hazırlanmıştır. 1950-1953 arasında NATO için uğraşan bir Türkiye varken, ilerleyen dönemde bölgesel ittifaklara yönelmeye çalışan bir Türk Dış Politikası karşımıza çıkmaktadır. Bölgesel ittifaklara çok fazla önem veren, ikili ilişkileri samimi derece de kurmak isteyen DP, Atatürk‟ün çok büyük uğraş verdiği "bağımsızlık" ilkesine ne kadar uyacaktı? Hem Orta Doğu‟da hem de Balkanlarda çok önemli olaylar meydana geliyordu ve Türkiye‟nin bunları durup izlemesi pek tabi mümkün değildi. Bu dönemde Türkiye‟nin yeni iktidarı daha görev başına gelir gelmez Balkanlar ve Orta Doğu yeni yönetimler ile şekillenirken sessiz kalmamış, bu şekillenme aşamasında aktör olmak istemiştir. Anahtar Kelimeler: Demokrat Parti, NATO, Balkanlar, Ortadoğu, Dış Politika
Millî Mücadele Dönemi'nde asker firarileri sorunu
Bu çalışma, Millî Mücadele Dönemi'nde Türk ordusunda en önemli problemlerden biri sayılan "Asker Firarileri Sorunu"nu tüm yönleriyle ele alıp problemin büyük oranda nasıl ortadan kaldırıldığını konu almaktadır. Osmanlı Devleti'nin son dönemlerinden beri firar, orduda çok ciddi bir hastalık olarak kendisini hissettirmiştir. Ordudaki firar olayları, I. Dünya Savaşı'nda çok daha yoğun bir hâl almış ve sorumlu makamları, ciddi şekilde düşündürmüştür. Bıkkınlık, yorgunluk ve yenilgilerle birlikte sosyal, ekonomik ve psikolojik olumsuzlukların ağır etkisi firar problemini çok daha ileri boyutlara taşımıştır. Bu olumsuzlukların en yoğun noktaya ulaştığı bir atmosferde, 30 Ekim 1918'de Mondros Mütarekesi imzalanmıştır. Mondros Mütarekesi, her yönüyle Osmanlı ordusunu; zayıf, aciz ve hareketsiz bırakmak mantığına göre hazırlanmıştı. Nitekim bu mantık, firar olaylarına da yeni bir hız vermişti. Artık Mütareke Dönemi'nde Anadolu'da firar hastalığını daha güçlü yaşatacak tüm koşullar oluşmuştu. Dahası İtilaf Devletleri, Halifelik makamını kullanarak halkı askerlikten soğutacak her türlü propagandayı devreye sokmuşlardı. Ordudaki firar olayları, önü alınamaz noktalara ulaşmıştı. Sabit birliklerden yapılan firar olayları, kaygı vericiydi. Bundan daha kaygı verici olanı ise bir yerden başka bir yere asker sevkiyatı yapıldığı sırada, yani hareket hâlinde dahi firarların yaşanmasıydı. Ülke, işgal altındaydı ve ülkenin işgalden kurtarılması hedefleniyordu. Bunun yolu da orduyu kemiren firar sorununun ortadan kaldırılmasından geçiyordu. O sebeple Millî Mücadele Hareketi, firar sorununa eğilmiş ve 11 Eylül 1920'de Firariler Kanunu çıkarılmıştır. Söz konusu kanunu yürütmek için de Millî Mücadele'nin İstiklâl Mahkemeleri kurulmuştur. Böylece firar problemi, büyük oranda çözülmüş ve artık orduyu zafiyete düşüremeyecek noktaya gelinmişti. Bu sayede, ülkenin işgalden kurtarılmasında büyük katkı sağlanmıştı.
Timurlular zamanında Azerbaycan
Azerbaycan, doğal kaynakları ve coğrafî konumu ile birçok medeniyete ev sahipliği yapmış ve birçok medeniyetin de mücadele sahası olmuştur. Timur, tarihte üç yıllık sefer, beş yıllık sefer ve yedi yıllık sefer olarak adlandırılan seferleri neticesinde Tebriz merkezli Azerbaycan ilhakını tamamladı. Bu ilhaklar neticesinde Celâyirli hâkimiyeti ortadan kaldırıldı. Altın Orda Devleti'nin Azerbaycan'a saldırıları, 1391 ve 1395 yıllarında yapılan savaşlarla durduruldu. Şirvanşahlar itaat altına alınıp, Gürcüler üzerine 6 sefer düzenlenerek Azerbaycan için tehdit unsuru oluşturmalarının önüne geçildiği gibi birçok Gürcü'nün de İslâmiyeti kabulü sağlandı. Ancak Timur'un bölgede kalıcı olmaması, onun her ayrılışında coğrafyanın yeniden siyasî istikrarsızlıklar yaşamasına neden oldu. Tahrip siyasetinden uzak duran Timur, bölgenin îmârına büyük önem verdi. Ziraî faaliyetlerin yanı sıra îmâr ve iskân konularında da bölgenin mamur hale gelmesi için uğraşlarda bulundu. Timur'un ölümünden sonra mirzaların bölge üzerindeki iç mücadeleleri sonucu siyasî istikrar yok oldu. Mirza Ebubekir, kardeşi Mirza Ömer'i bertaraf ettikten sonra tahtı ele geçirdi ve Azerbaycan'a yönelen Kara Yusuf ile 1406 ve 1408 yıllarında yaptığı iki savaşta yenildi. Böylece Azerbaycan, Timur'un ölümünden henüz üç yıl geçmiş olmasına rağmen elden çıktı. Sultan Ahmed Celâyir'i 1410 yılında ortadan kaldıran Kara Yusuf, tüm Azerbaycan'a hâkim oldu. Azerbaycan'ı yeniden Timurlu topraklarına katmak adına Şahruh, 1420, 1429 ve 1439 yıllarında olmak üzere üç sefer düzenledi ve bölgeyi ele geçirdi. Ancak Şahruh'un birinci seferde bölgeyi Ak-Koyunlu Ali Bey'e; ikinci seferde Kara-Koyunlu Ebu Said'e ve son olarak üçüncü seferde ise Kara-Koyunlu Cihanşah'a bırakması, Timurlu hâkimiyetinin kalıcılığına set vurdu. Şahruh'tan sonra tüm Kara-Koyunlu topraklarını ele geçiren Cihanşah zamanında bölge yeniden istikrar bulsa da Ak-Koyunlu yenilgisi ile Azerbaycan yeni bir kriz dönemine girdi. Bundan hareketle Mirza Ebu Said, 1468 yılında Azerbaycan'ı ele geçirmek istese de Uzun Hasan ile yaptığı savaşı kaybetti ve Timurlu Devleti mahallî hanedanlığa dönüştüğü gibi Azerbaycan da Ak-Koyunlu hâkimiyetine girmiş oldu.
Arap fetihlerinden Büyük Selçuklu hâkimiyetinin sonuna kadar Tohâristan
Bu tezin amacı, kadim bir ülke Tohâristan'ın Arap fetihlerinden Büyük Selçuklu hâkimiyetinin sonuna kadar geçen süredeki siyasi olayları hakkında detaylı bilgi vermektir. Çalışmada, önemli bir konuma sahip olan Tohâristan coğrafyası, temel eserlerden faydalanılarak ele alınmaya çalışılmıştır. Dönemin ana kaynaklarına başvurularak elde edilen bilgiler konu ile ilgili olan araştırma eserlerinin de yardımıyla kronolojik süreç takip edilerek düzenli bir şekilde aktarılmıştır. Bu dönem içerisinde meydana gelen siyasi olaylar, aynı dönem ile çağdaş olarak yazılmış olan eserlerden alıntılar yaparak önceki dönemler ile benzerliklerini ve farklılıklarını ortaya çıkarmaya çalıştık. Temel amacımız, Türk tarihi için önemli bir bölge olan Tohâristan'ı; siyasi, coğrafi ve sosyo-ekonomik özelliklerini göz önünde tutarak değerlendirmeye çalışmaktır. Anahtar Kelimeler: Araplar, Gazneliler, Selçuklular, Tohâristan, Türk Tarihi.