Atatürk University
Institute

Institute of Graduate Studies in Science

Atatürk University

328

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Archived Theses

10 Tez
Master'sOpen AccessTR

Gradient içeren p(x) Laplacian denklemi için Dirichlet probleminin Mountain Pass ve iterasyon teknikleri ile çözümü

Bu tezin ilk bölümünde değişken üslü Lebesgue ve Sobolev uzayların tarihsel gelişimi ve standart olmayan büyüme koşullu diferansiyel denklemlerin fiziksel uygulamaları hakkında genel bilgi verilmiştir. Ayrıca bu bölümde standart olmayan büyüme koşullu diferansiyel denklemlerle ilgili yapılmış olan çalışmalar ele alınmıştır. İkinci bölümde, tez çalışmamız ile ilgili temel tanımlar ve teoremlerin yanı sıra değişken üslü Lebesgue ve Sobolev uzaylar tanıtılmıştır. Üçüncü bölümde Varyasyonel yaklaşım ve bu yaklaşımla ilgili temel tanımlar ve teoremler ile varyasyonel yaklaşımda kullanılan yöntemler tanıtılmıştır. Dördüncü bölümde Mountain Pass ve Iterasyon Teknikleri kullanılarak Gradient içeren p(x) Laplacian denklemi için Dirichlet probleminin çözümü verilmiştir. Beşinci bölümde çalışmamızla ilgili sonuçlar sunulmuştur.

Ebubekir Akkoyunlu
Atatürk University · Institute of Graduate Studies in Science
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Karbon nanotüp/metilen mavisi kompozit kâğıt elektrotların hazırlanması, karakterizasyonu ve nitritin amperometrik tayininde kullanılması

Tez kapsamında, çok duvarlı karbon nanotüplerin (CNTs) yüzeyi kimyasal oksidasyon yöntemi kullanılarak fonksiyonel hale getirilmiştir (CNTs-Ox). CNTs-Ox sulu dispersiyonu içerisine farklı miktarlarda metilen mavisi (MB) boyar maddesinin ilave edilmesiyle CNTs-Ox/MB kompozit karışımı hazırlanmıştır. CNTs-Ox ve CNTs-Ox/MB karışımlar vakum filtrasyon yöntemi kullanılarak membran üzerinden filtrelenerek CNTs-Ox ve CNTs-Ox/MB kağıt elektrotlar elde edilmiştir. Hazırlanan kompozit kağıtların iletkenliğini artırmak için elektrokimyasal indirgenme prosedürü uygulanmıştır. Hazırlanan elektrot materyallerinin karakterizasyonu için UV-görünür bölge absorpsiyon spektroskopisi, taramalı elektron mikroskopisi, enerji dağılımlı spektroskopi, taramalı tünelleme mikroskopisi, X-ışınları difraksiyonu, Raman spektroskopisi, dönüşümlü voltametri, kronoamperometri ve dört nokta iletkenlik ölçüm teknikleri kullanılmıştır. Hazırlanan elektrotlar kullanılarak NO2-'nin elektrokatalitik dedeksiyonu gerçekleştirilmiştir. CNTs-Ox/MB kompozit kağıt elektrotun NO2-'nin amperometrik belirlenmesinde geniş lineer çalışma aralığı, düşük dedeksiyon limiti ve yüksek duyarlılığa sahip olduğu belirlenmiştir.

Tuğba Ömür
Atatürk University · Institute of Graduate Studies in Science
2017
00
Master'sOpen AccessTR

ZnO, CuO ve γ-Fe3O4 nanopartiküllerin yeşil sentezi ve buğday genotipleri üzerindeki etkilerinin doku kültüründe araştırılması

Yapılan bu tez çalışmasında; ZnO, CuO ve γ-Fe3O4 nanopartikül yapılarının yeşil sentez yoluyla sentezlenmesi, karakterize edilmesi, iki farklı buğday genotipi üzerine olgun embriyo kültür tekniği kullanılarak etkilerinin araştırılması amaç edinilmiştir. Nanopartikül yapılarını sentezlemek için Euphorbia (Euphorbia amygdaloides) bitkisi ekstraktından elde edilen peroksidaz enziminden faydalanılmıştır. Kısmi olarak saflaştırılan peroksidaz enziminin %60-80 amonyum sülfat çöktürme yöntemiyle Euphorbia (Euphorbia amygdaloides) bitkisinden 149.5 kat saflaştırıldığı belirlenmiştir. Peroksidaz enzimi kullanılarak ZnO, CuO ve γ-Fe3O4 nanopartikül (NP)'lerin yeşil sentezi gerçekleştirilmiştir. Bu amaçla; NP'lerin sentezi için pH, sıcaklık, zaman, metal iyonu konsantrasyonu gibi çeşitli biyokimyasal verilerin optimizasyon işlemleri yapılmıştır. Elde edilen bulgulara göre ZnO, CuO ve γ-Fe3O4 nanopartiküllerin sentezlenme süreleri sırasıyla 30 dk, 30 dk ve 15 dk olmuştur. Optimum sentezlenme pH'larının 7.5, 8.0 ve 11.0 olduğu saptanırken, 30°C, 25°C ve 20°C'ler optimum sentez sıcaklıkları olarak belirlenmiştir. Elde edilen nanopartikül yapılarının karakterizasyonu için FT-IR, XRD ve SEM spektrum analizleri yapılmıştır. ZnO NP yapıları 60-80 nm arasında boyutlara sahipken, CuO NP yapıları 50-120 nm arasında, γ-Fe3O4 NP yapılarının ise 30-80 nm arasında boyutları arasında olduğu belirlenmiştir. Çalışmanın devamında ZnO, CuO ve γ-Fe3O4 nanopartiküllerinin, Kırik ve ES-26 olmak üzere iki ayrı buğday (Triticum aestivum L.) genotipinin olgun embriyo kültüründe, mikro element olarak etkileri araştırılmıştır. Bu kapsamda NP yapılarının hem Murashige and Skoog besi ortamında var olan normal miktarıyla(1x), hem de bu miktarın iki(2x) ve üç(3x) katları şeklinde test edilmiştir. Çalışma negatif ve pozitif kontrollerle desteklenmiştir. Elde edilen bulgularda, nanopartikül içeren uygulamalarda gelişmeye bırakılan buğday embriyolarının nanopartikül yapılarından aktif bir biçimde yararlanamadığı düşünülmektedir. Sonuç olarak kontrole kıyasla nanopartikül içeren uygulamaların gelişimleri daha az olmuştur. Tüm uygulamalar arasında kallus oluşum oranı bakımından 3x CuO NP içeren ortamlar ile 3x ZnO NP içeren ortamların kontrollere kıyasla daha başarılı sonuç verdiği belirlenmiştir. Bitki oluşturma kabiliyeti bakımından en başarılı grup kontrol grubu olmuştur. Bu doğrultuda kontrole kıyasla bitki rejenerasyonunun nanopartikül uygulamalarıyla artış göstermediği görülmektedir. Ancak bu durumun temelde nanopartiküllerin bitki tarafından yararlanım süreciyle ilgili olduğu düşünülmektedir. Toksik bir etki oluşturup oluşturmadığı ise gelecek çalışmaların konusu olmaya adaydır. Bu çalışma, olgun embriyo kültüründe yeşil sentez yoluyla elde edilen NP yapılarının test edilmesi noktasında bir ilk olma özelliği taşımaktadır. Bu durum embriyoların doku kültürü gelişim aşamalarına NP'lerin oluşturacağı etkilerin belirlenmesi noktasında literatürde bir eksikliği giderecektir.

Özge Balpınar Nalcı
Atatürk University · Institute of Graduate Studies in Science
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Bazı flor sübstitüe kalkon/dihidrokalkon türevlerinin sentezleri ile bu bileşiklerin anti-kanser ve anti-tüberküloz aktivitelerinin incelenmesi

Bir seri yeni flor sübstitüe kalkon türevleri sentezlendi. Bu bileşiklerin anti-proliferatif aktiviteleri MTT metodu kullanılarak beş kanser hücre hattına karşı değerlendirildi. Bileşiklerin çoğunun 0.029-0.729 1M aralığında IC50 değerlerinde orta veya yüksek dereceli aktivite gösterdiği belirlendi. Sentezlenen bileşiklerden 56 ve 60 kanser hücre hatlarına karşı en güçlü anti-proliferatif aktiviteye sahip bileşikler olduğu belirlendi ve 56 en umut vadeden bileşik olarak tanımlandı. Diğer taraftan sentezlenen bileşiklerin Mycobacterium tuberculosis H37Rv türüne karşı anti-tüberküloz etkileri ve beş yaygın patojenik bakteriye karşı ve üç yaygın fungal türüne karşı anti-mikrobiyal aktiviteleri değerlendirildi. Bileşikler (50, 52 ve 54), IC50 değerleri ≤16,760 ile çok önemli antitüberküloz aktivite göstermişlerdir. Bileşikler 50, 52, 55-56 ve 61'in bakteri türlerine karşı orta dereceli aktivite göstermiş ve 50, 53, 57, 58 ve 60 bileşiklerinin anti-fungal aktiviteleri ampicilline ve fluconazole ilaçları ile karşılaştırılabilir düzeyde olduğu tespit edilmiştir.

Arzu Göbek
Atatürk University · Institute of Graduate Studies in Science
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Koyun yünü hidrolizatından mikrobiyal pepton üretimi

Peptonlar veya protein hidrolizatları esas olarak mikrobiyal kültür ortamında organik azot kaynakları olarak kullanılırlar. Bunlar, en pahalı besiyeri bileşenlerinden biri olarak kabul edilir. Son çalışmaların amacı yeni tasarlanmış bir kimyasal yöntem vasıtasıyla koyun yünden mikrobiyal pepton üretmek ve elde edilen peptonun endüstriyel ve / veya biyoteknolojik açıdan ciddi öneme sahip bazı mantar ve bakteriler için bir büyüme substratı olarak kullanılabilirlik testi yapmaktı. BULGULAR: Yün peptonun (YP) hazırlanması alkalin hidroliz ve nötralizasyon adımları ile gerçekleştirildi. KOH (2,5 N) ve H3PO4 (%85 çözelti) hidroliz ve nötralizasyon aşamaları için sırasıyla kullanıldı. Kül analizi, YP'nin yüksek protein (67,8 g/100 g) ve kül (29,2 g/100 g) seviyelerine sahip olduğunu gösterdi. YP'deki en fazla bulunan aminoasit glutamik asittir (8175 mg/100 g). YP'nin nispeten yüksek miktarda sistine sahip olduğu da gösterildi. Sırasıyla mantarlar ve bakteriler için YP konsantrasyonları 5 ve 6 g / L olarak belirlendi. Test edilen bakterilerin, Staphylococcus aureus YP ortamında çok düşük bir büyüme gösterdi. YP'nin, üç test mikroorganizması (Saccharomyces cerevisiae, Bacillus subtilis ve Penicillium chrysogenum) için orta düzeyde bir büyüme performansı sağladığı bulundu. Aspergillus niger için en yüksek biyo kütle üretimi (8,17 g/L) YP ile elde edildi. Diğer ticari test peptonlarına kıyasla, test bakterisi Escherichia coli için YP içeren kültür ortamında ikinci en yüksek biyokütle üretimine ulaşıldı. Bu çalışmanın sonuçlarına dayanarak, YP'nin, özellikle A. niger ve E. coli gibi test edilen organizmaların bazıları için umut verici bir besiyeri bileşeni olduğu sonucuna varılabilir. Bu çalışmada yünlerin funguslar ve bakteriler için pepton kaynağı ya da besleyici bileşen olarak kullanılması ilk defa gösterildi. Bu çalışmada hem ülkemize ekonomik getiri sağlayan yeni bir ürünün ve yöntemin geliştirilmesi hem de dünya literatürü için orijinal değere sahip yeni bulguların elde edilmesi amaçlandı.

Abdulhadi Fırat
Atatürk University · Institute of Graduate Studies in Science
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Reyhan (Ocimum basilicum L.) genotiplerinde farklı sıra aralıklarının verim ve verim unsurları üzerine etkisi

Bu çalışma, Erzurum koşullarında bazı reyhan genotiplerinin verim, verim özellikleri ve uçucu yağ oranı üzerine farklı sıra aralıklarının etkilerini belirlemek amacıyla 2015 yılında yürütülmüştür. Araştırmada 4 reyhan genotipi (Kayseri-1, Kayseri-2, Yusufeli ve İran) ve dört farklı ekim mesafesi (20, 30, 40 ve 50 cm) yer almıştır. Deneme "Tesadüf Blokları" deneme deseninde 3 tekerrürlü olarak kurulmuştur. Araştırmada, bitki boyu, dal sayısı, yeşil herba verimi, kuru herba verimi, kuru yaprak oranı, kuru yaprak verimi, yapraktaki uçucu yağ oranı ve yapraktaki uçucu yağ verimine ait değerler incelenmiştir. İncelenen karakterlerden, yapraktaki uçucu yağ oranı hariç diğer karakterler üzerine genotiplerin etkisi önemli bulunmuştur. Elde edilen sonuçlara göre bitki boyu, dal sayısı, yeşil herba verimi ve kuru herba verimlerinde en yüksek değerler İran genotipinden, en yüksek kuru yaprak oranı ve yapraktaki uçucu yağ oranı Yusufeli genotipinde, en fazla kuru yaprak verimi ve yapraktaki uçucu yağ verimi ise Kayseri-2 genotipinden elde edilmiştir. Sıra aralığı incelenen karakterlerden kuru yaprak oranı hariç diğer bütün karakterleri önemli ölçüde etkilemiştir. Sıra aralıklarına göre; en fazla bitki boyu (38,5 cm) ve dal sayısı (6,6 adet) 50 cm, en fazla yeşil herba verimi (2193,1 kg/da), kuru herba verimi (398,9 kg/da), kuru yaprak verimi (246,4 kg/da), yapraktaki uçucu yağ oranı (%0,35) ve yapraktaki uçucu yağ verimi (0,87 l/da) 20 cm sıra arası uygulamalarından elde edilmiştir. Erzurum koşullarında reyhan bitkisinde en uygun ekim mesafesinin belirlenmesinde daha kesin sonuçlara ulaşmak için araştırmanın birkaç yıl daha devam ettirilmesinin uygun olacağı sonucuna varılmıştır

Zehra Toktay
Atatürk University · Institute of Graduate Studies in Science
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Buğday (Triticum aestivum L.) olgun embriyo kültüründe tuz stresine karşı α-tokoferolün etkisinin belirlenmesi

Serin iklim tahıllarından biri olan buğday insanların temel besin kaynağını oluşturması ve ekstrem koşullarda yetişmesinden dolayı hem ülkemiz hem de dünya için vazgeçilmez bir bitkidir. Birçok biyotik ve abiyotik stres şartlarında yetişebilmesine karşın ürün verimi ciddi oranda azalış göstermekte ve hatta ürün alınamamaktadır. Tuzluluk, buğdayın verimini ciddi oranda azaltan abiyotik stres şartlarından biridir. Bu araştırmada tuzluluğa hassas Kırik buğday çeşidinin olgun embriyoları kullanılarak in vitro şartlarda NaCl (0, 50, 100, 150 ve 200 mM) ile oluşturulan tuz stresine karşı α-tokoferol uygulamasının (0, 50 ve 100 mg/l) etkisi incelenmiştir. Araştırmada kallus nispi su içeriği (%), kallus nispi gelişim oranı (%), embriyogenik kallus oranı (%), cevap veren embriyogenik kallus oranı (%) ve eksplant başına bitki sayısı (adet) ile ilgili veriler elde edilmiştir. Araştırmanın sonucunda NaCl konsantrasyonundaki artışa bağlı olarak kallus nispi su içeriği, kallus nispi gelişim oranı, embriyogenik kallus oranı, cevap veren embriyogenik kallus oranı ve eksplant başına bitki sayısında önemli derecede azalmış ve 200 mM NaCl konsantrasyonunda ise bitki elde edilememiştir. Ancak α-tokoferol uygulaması ile birlikte tüm bu parametrelerde iyileşmeler meydana gelmiş ve tuz stresinde en iyi sonuçlar 100 mg/l α-tokoferol uygulamasında gözlenmiştir. Bununla birlikte tokoferol uygulanmış 200 mM tuz konsantrasyonlarındaki kalluslarda bitkiler elde edilmiştir.

İsmail Hakkı Ardıç
Atatürk University · Institute of Graduate Studies in Science
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Tuzluluk stresinin buğdayda (Triticum aestivum L.) meydana getirmiş olduğu retrotranspozon polimorfizmi üzerine salisilik asitin etkisinin belirlenmesi

Tüm dünya nüfusunun beslenmesinde kullanılan en önemli tahıl bitkilerinden biri buğdaydır. Bu önemli tahılın verimini sınırlandıran en önemli etkenlerden biri ise tuzluluktur. Buğday genomunda çeşitli çevresel etmenlerden etkilenerek genomun yeniden düzenlenmesinde önemli bir role sahip olan LTR retrotranspozonlarının yüzdesi oldukça fazladır. Bu araştırmada tuzluluğa hassas Kırik ekmeklik buğday (Triticum aestivum L.) çeşiti kullanılarak NaCl ile oluşturulan tuzluluk stresinde (0 mM, 100 mM, 200 mM ve 300 mM) salisilik asit uygulamasının (0 mM, 0,5 mM ve 1mM) buğdayda genomik stabilite ve LTR retrotranspozon polimorfizmi üzerine olan etkisi incelenmiştir. Uygulamada 5 IRAP primeri [N-57 (Nikita), Stowaway, Sukkula, BARE-1 (0) ve E 2647 (Nikita)] ve retrotranspozona dayalı yöntem olan REMAP tekniğinde ISSR (UBC 811, UBC 826, 8081, 8082) primerleri kullanılmıştır. Araştırma sonucunda tuzluluğun retrotranspozon polimorfizminde artışa ve GTS oranında azalışa neden olduğu, tuzluluk stresinde uygulanan salisilik asit uygulamasının ise retrotranspozon polimorfizminde azalışa ve aynı zamanda GTS oranında artışa neden olduğu belirlenmiştir.

Özlem Dilmen
Atatürk University · Institute of Graduate Studies in Science
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Partikül katkılı kompozit kirişlerin dinamik özelliklerinin incelenmesi

Bu çalışmada, partikül katkılı sandviç kompozit kirişlerin titreşim analizi deneysel ve nümerik olarak yapılmıştır. Çalışmada sandviç yapıyı oluşturan çekirdek malzeme olarak alüminyum bal peteği, alt ve üst yüzey levha olarak ise farklı partikül (B4C, SiC, Al2O3) katkılı karbon elyaf kompozitler kullanılmıştır. Çalışmada, partikül türü, partikül katkı oranı ve çekirdek malzeme yüksekliği gibi parametrelerin doğal frekans ve sönüm oranı üzerindeki etkileri araştırılmıştır. Nümerik analizler ANSYS paket programı yardımıyla yapılmıştır. Paket programda kullanılan sandviç kiriş modeli parametrik modelleme yapılarak oluşturulmuştur. Deneysel numuneler Taguchi deney tasarım yöntemi kullanılarak belirlenmiştir. Farklı konfigürasyonlarda üretilen sandviç kirişlerin ankastre serbest sınır şartındaki doğal frekansları belirlenmiştir. Deneysel olarak elde edilen sonuçlarda, sandviç yapılarda kullanılan her partikülün, katkı kullanılmayan sandviç kompozit kirişlere göre doğal frekansı arttırdığı gözlemlenmiştir. Ayrıca, aynı partikül katkılı, aynı çekirdek yüksekliğine ve aynı alt-üst levha kalınlığına sahip kompozit kirişlerde, partikül katkı oranı arttıkça doğal frekans artmıştır.

Kompozit kirişlerNanopartiküllerTabakalı kompozit levhalar+1
Emrah Emin Özbaldan
Atatürk University · Institute of Graduate Studies in Science
2017
00
DoctorateOpen AccessTR

Türkiye'de yayılış gösteren bazı Helophoridae, Hydrochidae ve Hydrophilidae türlerinin mitokondriyal sitokrom oksidaz C genine dayanarak, moleküler karakterizasyonu

Moleküler belirteçler, farklı taksonlara ait organizmalar arasındaki filogenetik ilişkileri belirlemek amacıyla kullanılmaktadır. Bu çalışmada mitokondriyal DNA'daki, sitokrom oksidaz c alt ünite Ι dizilerinin kullanımıyla Helophoridae, Hydrochidae ve Hydrophilidae familyalarının moleküler karakterizasyonu araştırılmıştır. Çalışılan bu familyalardan 33 türe ait 99 bireyin sekansları elde edilmiş ve UPGMA yöntemi kullanarak türlerin soy ağacı analizi yapılmıştır. UPGMA soy ağacına göre, daha önce morfolojik tür tayin yöntemiyle Helophorus griseus, Helophorus daedalus ve Helophorus abeillei olarak tanımlanan türlerin aynı tür olduğu belirlenmiştir. Elde edilen filogenetik analiz sonuçlarına göre birbirine en yakın cinslerin Helophorus, Helochares ve Chaetarthria (%0.002), en uzak cinslerin ise Chasmogenus ve Berosus (%3.97) olduğu tespit edilmiştir.

Somayeh Gholam Zadeh
Atatürk University · Institute of Graduate Studies in Science
2017
00