
16
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Archived Theses
Handânî Dîvânı (İnceleme-Tenkitli metin-Sizin)
16. y.y. şairlerinden olan Handanî‟nin gerçek adı Halil‟dir. 946 (1539-40) tarihinde doğan şairin ölüm tarihi bilinmemektedir. 1001 (1592-93) yılında hayatta olduğu anlaşılan şair, Kanunî Sultan Süleyman, II. Selim ve III. Murat dönemlerine şahitlik etmiştir. Handanî hakkında, tezkirelerde ve edebiyat tarihlerinde herhangi bir bilgi bulunmamaktadır. Şairle ilgili veriler, bilinen tek eseri divanından yola çıkılarak elde edilmiştir. Handanî Divanı‟nın tespit edilebilen dört nüshası olup bu çalışmada tüm nüshalar, metin tenkidine dâhil edilmiştir. Ağırlıklı olarak dinî ve tasavvufî konuların işlendiği metinde 49 kaside, 15 mesnevi, 44 musammat, 105 gazel, 58 nazm ve 44 tuyuğ bulunmaktadır. Bu çalışmada Handanî Divanı, ana hatlarıyla üç bölümde incelenmiştir. İlk bölümde şairin hayatı ve sanatı hakkında bilgi verilmiş; ikinci bölümde metin, şekil ve muhteva özellikleri açısından değerlendirilmiştir. Özellikle Handanî‟nin, Hurufilikten etkilenen bir şair olduğu düşünüldüğünden eser, bu cihetten de ele alınmıştır. Üçüncü bölümde ise divanın tenkitli metni oluşturulmuştur. Anahtar Kelimeler: Handanî, Handanî Divanı, 16. y.y
Türk romanında Doğu Anadolu
Tanzimat sanatçılarıyla baĢlayan roman serüvenimizin Ġstanbul‟a ilgisi zamanla geliĢerek Anadolu‟ya yönelmiĢ, bu sayede Doğu Anadolu‟nun edebiyattaki varlığı hissedilmeye baĢlanmıĢtır. Ġlk romanlarımıza nadiren de olsa giren Doğu Anadolu‟nun romandaki ağırlığı, Cumhuriyet‟in ilanına kadar hayli gecikmiĢtir. Bu çalıĢmada roman tarihimiz boyunca Doğu Anadolu‟yu konu edinen tüm romanlar taranmıĢ, Doğu‟nun bu romanlara yansıyan gerçekliği, üç temel baĢlıkta toplanmıĢtır. Romanlardaki Doğu algısı ilk bölümde mekân ve insan üzerinden tespit edildikten sonra, Doğu romanlarının tematik düzlemi belirlenmeye çalıĢılmıĢtır. Bu bölümde bireysel, sosyal ve siyasal içeriklerine göre belirlediğimiz baĢlıklarla Doğu insanının sosyal manzarası betimlenmeye, son bölümünde ise roman kahramanlarının Doğu Anadolu‟yla iliĢkisi üzerinden Doğu‟ya yönelik farklı bakıĢ açıları yakalanmaya çalıĢılmıĢtır. Bu çalıĢmanın temel ekseni, insan-mekân diyalektiğinin kurmaca eserdeki izdüĢümünü yakalamaktır. Anahtar Kelimeler: Türk Romanı, Doğu Anadolu, Doğu Ġnsanı, Mekân
Rusuhu'l-Lisân fî Hurûfi'l-Kur'ân
Bu yüksek lisans tez çalıĢması, XVI. yüzyılda (Klasik Osmanlıcanın ilk devrelerinde) yazılmıĢ; Eski Anadolu Türkçesinden Osmanlı Türkçesine geçiĢ dönemi eseri olan ve büyük ölçüde "Eski Anadolu Türkçesi"nin özelliklerini taĢıyan, Hamdullâh bin Hayreddin‟in "Rusûhu'l-Lisân fî Hurûfi'l-Kur'ân"adlı eserini ihtiva etmektedir. Bu çalıĢmanın amacı eserin ve dolayısıyla dönemin dil özelliklerini ortaya çıkarmak olduğu için eser; "Dil Ġncelemesi", "Metin" ve "Gramatikal Dizin" olmak üzere üç baĢlık altında ele alınmıĢtır. "Ġnceleme" bölümünde metnin ses bilgisi ve Ģekil bilgisi özellikleri incelenerek dönemin dil özellikleri ortaya konulmaya çalıĢılmıĢtır. "Metin" bölümünde eserin transkripsiyonu yapılarak Latin alfabesine aktarımı gerçekleĢtirilmiĢtir. "Gramatikal Dizin" bölümünde ise metinde geçen tüm kelimeler alfabetik sıraya göre dizilmiĢ, karĢılarına anlamları yazılmıĢtır. Ayrıca her kelimenin hangi dil içerisinde yer aldığı belirtilerek eksiz ve iĢletimli Ģekilleri ilgili kelimenin altında alt madde biçiminde sıralanmıĢtır. ÇalıĢmanın sonunda, yararlanılan kaynakları gösteren bir kaynakça bulunmaktadır. Anahtar Kelimeler: Türk Dili, Eski Anadolu Türkçesi, Dil İncelemesi
Sultan Ahmed Celayir Dönemi ve Celayirli - Timurlu İlişkileri
1382 yılında Celayirli Devleti tahtına oturan Sultan Ahmed Celayir, hakimiyetini güçlendirmek için 1384 yılına kadar kardeşi Sultan Bayezid ve onun emiri Adil Ağa ile mücadele etmek zorunda kaldı. Yaptığı mücadeleler sonucunda iktidarı tek başına ele geçiren Sultan Ahmed Celayir, bu kez Emir Timur ile mücadele etmeye başladı. 1384 yılında başlayan Celayirli-Timurlu ilişkileri, Emir Timur'un ölümüne kadar devam etti. 1384 yılında Azerbaycan ve İran'a yönelen Emir Timur, Sultan Ahmed Celayir'i Tebriz ve Bağdat'tan kovarak onun önce Mısır'a daha sonra da Anadolu'ya kaçmasına sebep oldu. Bu durum 1402 yılında Ankara Savaşı'na sebebiyet verdi. Ankara Savaşı'ndan sonra yeniden Bağdat'a gelen Sultan Ahmed Celayir, Timurlu ordusu önünden kaçarak yeniden Mısır'a gitse de Kara Yusuf ile birlikte burada hapsedildi. Emir Timur'un ölümünden sonra serbest bırakılınca tekrar Bağdat'a ve ardından da Tebriz'e hâkim oldu. Bu defa da Kara Yusuf ile girdiği mücadele sonunda 1410 yılında yapılan savaşta öldürüldü. Celayirli-Timurlu mücadelesi daha çok Azerbaycan hakimiyeti için olup bu mücadelenin kazananı Emir Timur olmuştur.
Demokrat Parti Dönemi Türk-Balkan ilişkileri (1950-1960)
Demokrat Parti‟nin 1946 yılında kurulmasıyla çok partili hayata bir kez daha başlayan Türkiye Siyaseti 1950 yılında iktidar değiştirerek farklı bir boyuta gelmiştir. İktidar ile ilk kez tanışan DP iç ve dış siyasette farklı uygulamaları ile Cumhuriyet Halk Partisi‟nden farklı bir konuma gelmiştir. DP‟yi geçmiş dönem iktidarlarından ayıran önemli unsur ise dış siyasette son derece aktif olması ve bölgesel iş birliği çabalarından asla çekinmemesidir. NATO‟ya üye olmak Türkiye için adeta bir milat tarihi olmuş ve bu üyelik ile tüm siyasi yol haritası hazırlanmıştır. 1950-1953 arasında NATO için uğraşan bir Türkiye varken, ilerleyen dönemde bölgesel ittifaklara yönelmeye çalışan bir Türk Dış Politikası karşımıza çıkmaktadır. Bölgesel ittifaklara çok fazla önem veren, ikili ilişkileri samimi derece de kurmak isteyen DP, Atatürk‟ün çok büyük uğraş verdiği "bağımsızlık" ilkesine ne kadar uyacaktı? Hem Orta Doğu‟da hem de Balkanlarda çok önemli olaylar meydana geliyordu ve Türkiye‟nin bunları durup izlemesi pek tabi mümkün değildi. Bu dönemde Türkiye‟nin yeni iktidarı daha görev başına gelir gelmez Balkanlar ve Orta Doğu yeni yönetimler ile şekillenirken sessiz kalmamış, bu şekillenme aşamasında aktör olmak istemiştir. Anahtar Kelimeler: Demokrat Parti, NATO, Balkanlar, Ortadoğu, Dış Politika
Hâmit Zübeyr Koşay'ın hayatı ve halk bilimi ile ilgili çalışmaları
Hâmit Zübeyr Koşay Cumhuriyet'in ilk yıllarında başta halk bilimi olmak üzere farklı birçok disiplinde araştırmalar yapmış, ortaya koyduğu eserlerle tüm bu alanlarda kaynak niteliğinde önemli çalışmalara imza atmıştır. Bu çalışmada, çok yönlü bir yazar olan ve yapmış olduğu hizmetler dolayısıyla Kültür Bakanlığı tarafından En İyi Halk Bilimci Ödülü'ne layık görülen Hâmit Zübeyr Koşay'ın halk bilimi ile ilgili eserleri, folklor hakkında görüş ve önerileri irdelenmiştir. Bu çalışma dört bölümden müteşekkil olup ilk bölümünde Hâmit Zübeyr'in hayatı, edebî kişiliği, akademik yönü tüm detaylarıyla sıralanmıştır. İkinci bölümde Koşay'ın yazmış olduğu kitap, makale, inceleme, araştırma, tanıtım, tercüme eserleri ve Koşay hakkında yazılmış olan çeşitli eserler aktarılmıştır. Üçüncü bölümde onun halk bilimi etrafında şekillenen düşünceleri, görüş ve önerileri belirtilmiştir. Son bölümde ise Hâmit Zübeyr Koşay'ın kaleme aldığı kitaplar tanıtılmış ve bu eserler folklor bağlamında değerlendirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Hâmit Zübeyr Koşay, halk bilimi, folklor, kültür
Manavgatlı Ali Zelîlî'nin Niyâzü'l-Müznibîn'in
XVI. yüzyıl sonu XVII. yüzyıl baĢında yaĢayan Ali Zelîlî mutasavvıf bir Ģairdir. ġairin hayatı hakkında kaynaklarda yeterli bilgi bulunmamaktadır. Bu çalıĢmada onun tek eseri olan Niyâzü‟l-Müznibîn adlı mesnevisinin çeviriyazılı metni ve incelemesi yer almaktadır. Eserin tespit edilen 22 nüshasından özelliklerine göre seçilen 6 nüsha karĢılaĢtırılarak transkripsiyonlu metin ortaya çıkarılmıĢtır. 5667 beyit, 1379 dörtlükten oluĢan metinde 120 ilahi, 108 fasıl ve 8 adet de gazel bulunmaktadır. ÇalıĢmanın "GiriĢ" kısmında baĢlangıçtan XVII. yüzyıla kadar Türk edebiyatında dinî-tasavvufi-ahlaki mesneviler hakkında bilgi verilmiĢtir. "Birinci Bölümde", Ali Zelîlî ve eseri hakkında bilgiler ile bu mesnevinin yazılıĢ tarihi ve sebebine değinilmiĢtir. "Ġkinci Bölümde" eser, iç ve dıĢ özellikleri bakımından incelenmiĢ vezin, kafiye ve iktibaslar açısından değerlendirilmiĢtir. "Üçüncü Bölümde" ise nüshaların tavsifleri yapılmıĢ, yazmaların soy ağacı çıkarılmıĢ ve tenkitli metin verilmiĢtir. Klasik Türk edebiyatının hemen her döneminde yazılan dinî-tasavvufi-ahlaki mesnevilere, XVII. yüzyılda Niyâzü‟l-Müznibîn‟i nazmederek bir yenisini daha ekleyen Ali Zelîlî, eserinde kendi üslubu ile özdeĢleĢen örnekler vermiĢtir. Anahtar Kelimeler: Ali Zelîlî, Niyâzü‟l-Müznibîn, Mesnevi, Klasik Türk Edebiyatı, 17. yüzyıl
Tanzimat devri edebiyatında şiir ve felsefe ilişkisi (Birinci dönem)
Tanzimat Edebiyatı, Divan Edebiyatı'nın sınırlarını, kalıplarını zorlamış ve bunun dışına çıkmıştır. Bu durumun oluşmasında Osmanlı Devleti'nin o dönemki siyasal ve sosyal konumu etkili olmuştur. Ayrıca Batı'da yaşanan gelişmelerin toplum üzerindeki etkisi bu döneme yön vermiştir. Bu çalışma ile Tanzimat döneminin, edebiyat, sanat, aydın dünyasına bilhassa da şiir konusunun etkisinin ne olduğu üzerinde durulmaya çalışılmıştır. Dönemin felsefî yönelimleri ve Tanzimat aydınının düşünceleri etrafında yeni düzenlemelerin şiire etkisi incelenmiştir. Divan edebiyatını takip eden dönemde oluşan yeni şiiri oluşturan etkenler açıklanmaya çalışılmıştır.
Hakkânî'nin Manzume-i Nasaih Ala Meşrebi't-Tasavvuf adlı mesnevisi (İnceleme-tenkitli metin-sadeleştirme)
Bu tezin konusu Hakkânî'nin Manzume-i Nasaih Ala Meşrebi't-Tasavvuf adlı mesnevisidir. Hakkânî, 15. y.y. ya da 16. y.y.'da yaşadığını düşündüğümüz bir şairdir. Edebiyat tarihlerinde ve tezkirelerde ismine rastlanmamıştır. Manzume-i Nasaih Ala Meşrebi't-Tasavvuf olarak isimlendirilen dinî tasavvufi bu mesneviyi üç bölümde inceledik.Çalışmanın birinci bölümünde Hakkânî, eseri, şairin edebî ve tasavvufi kişiliği hakkında bilgi verildi. İkinci bölümünde mesneviyi oluşturan muhteva özelliklerinden dinî-tasavvufi unsurlar başlıklar halinde tanıtıldıktan sonra, eserin dil, imla ve üslup özelliklerine yer verildi. Çalışmanın üçüncü bölümünde nüshaların tavsifi yapıldı, iki ayrı nüshanın okunması neticesinde hazırlanan 5129 beyitlik çeviri yazı metni, metin tenkidi yöntemi ile oluşturulup, günümüz Türkçesine aktarıldı.
Bursalı İbrahim Râzî Divanı
Bu çalışma, XVIII. yüzyılın sonu ile XIX. yüzyılın başında Bursa'da doğmuş ve yaşamış Bursalı İbâhîm Râzî'nin Divan'ının Konya Mevlana Müzesi'nde kayıtlı mevcut tek nüshası üzerine yapılmış bir doktora çalışmasıdır. Çalışmada Mevlevî bir şair olan ve Destârizâde adıyla tanınan Bursalı İbrâhîm Râzî ile Divan'ının klâsik Türk edebiyatı sahasına tanıtılması amaçlanmıştır. Eserin baş tarafında kendi Divan'ından derlenen bilgilerle Bursalı İbrâhîm Râzî hakkında bilgiler verilmiş, sonrasında ise Bursalı İbrâhîm Râzî Divanı'nın biçim ve muhteva bakımından ayrıntılı bir incelemesi yapılmıştır.