415

Archived Theses

7

DOIs Assigned

2%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
Master'sOpen AccessTR

Multiple skleroz hastalarında kortikal ve subkortikal yapıların incelenmesi

Multiple Skleroz (MS), merkezi sinir sistemini etkileyen ve ataklarla kendini gösteren kronik bir hastalıktır. MS için tam olarak teşhis koyabilen bir laboratuvar değerlendirmesi bulunmamaktadır ancak nörolojik görüntüleme teknikleri bu hastalığın tanı ve tedavisinde yaygın olarak kullanılmaktadır. MS'te görülmesi muhtemel lezyonlar çoğunlukla optik sinir, beyin sapı, gri madde, cerebellum ve spinal kord'da yerleşim gösterdiği manyetik rezonans görüntüleme ile belirlenebilmektedir. Yapılan çalışmalarda MS hastalarında nörolojik yapıların etkilendiği tespit edilmiştir. Bu bağlamda voksel tabanlı morfometri (VBM) ile beyin parselasyonları yaparak sağlıklı bireylerin ve MS hastalarının manyetik rezonans görüntüleme (MRG) kullanılarak kortikal ve subkortikal yapılarda aktivasyon ve inaktivasyon gösteren bölgeler tespit edilerek her iki grubun sonuçlarını karşılaştırmalı olarak incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmamız 18-60 yaş aralığındaki Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Nöroloji Anabilim Dalı'nda MS tanısı alan 60 hastanın (44 kadın, 16 erkek) ve aynı yaş aralığındaki 60 sağlıklı bireyin (44 kadın, 16 erkek) MRG üzerinden gerçekleştirilmiştir. Elde edilen MRG üzerinden VBM analizi yapılmıştır. Yapılan VBM analizi sonucuna göre MS hastalarında cerebellum (sol lobulus semilunaris inferior), tonsilla cerebelli, gyrus frontalis (gyrus frontalis superior/medius/inferior, gyrus orbitalis), Brodmann 6-8-9-11. alanlar ve lobus frontalis (gyrus rectus)'da gri madde (GM) yoğunluğunda artış tespit edilirken; thalamus, nuc. caudatus, putamen, gyrus cinguli, hippocampus, gyrus parahippocampalis, uncus, amigdala, enthorinal cortex, cerebellum/vermis (culmen, declive, uvula), lobus temporalis (gyrus temporalis medialis/inferior), gyrus occipitotemporalis lateralis, insula, Brodmann 20-21-37-41. alanlar, lobus occipitalis/gyrus lingualis, Brodmann 18-19. alanlar, gyrus postcentralis, gyrus supramarjinalis'te ise GM yoğunluğunda azalma tespit edildi. Ayrıca hasta ve kontrol grup arasında total intrakranial hacim, gri madde ve beyaz madde hacimlerinde istatistiksel olarak anlamlı fark tespit edildi (p<0.05). MS'nin hem beyin (kortikal ve subkortikal) hem de beyincikteki birçok nöroanatomik yapılara olumsuz yönde etkileri saptanmıştır. Çalışmamızdaki beyin ve beyincik yapılarındaki değişikliklerin MS hastalarında görülen semptomların açığa çıkmasında etkisi olduğunu düşünmekteyiz.

Nöroanatomi
Sinem Eroğlu
Kırşehir Ahi Evran University · Institute of Health Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Gonartroz tanılı kadın hastalarda antropometrik ölçümler ve Q açısı ile denge ve düşme riski arasındaki ilişkinin incelenmesi

Genellikle kadınlarda 40 yaşından sonra yaygın olarak görülen eklem hastalıklarından biri olan osteoartrit; yük taşıyan eklemlerde (kalça, diz gibi) progresif kıkırdak dejenerasyonu, subkondral skleroz, osteofit oluşumu, capsula articularis' te değişimlerle karakterize kronik bir hastalıktır. Günümüzde yaşlı nüfusun artmasıyla görülme sıklığı artan osteoartrit, en çok diz ekleminde tutulum göstermektedir. Diz osteoartritini konu alan bu prospektif çalışmanın amacı, obez olmayan diz osteoartriti tanılı hastalarda antropometrik ölçümler ve Q açısı ile denge ve düşme riski arasındaki ilişkiyi incelemektir. Kırşehir Eğitim ve Araştırma Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Kliniğinde polikliniklere diz ağrısı şikâyeti ile başvuran obez olmayan 40 - 65 yaş arasındaki ACR kriterlerine göre diz osteoartriti tanısı alan kadın hastalardan KL radyoloji sınıflamasına göre evre 2 ve 3 olanlar çalışmaya dâhil edilmiştir. Çalışmanın dahil edilme kriterlerine uyan ve tüm değerlendirme parametrelerine katılan 86 kadın hasta çalışmaya gönüllü olarak katılmıştır. Çalışmada dominant el kavrama kuvveti ölçümü, el dinamometresi (electronic hand dynamometer) kullanılarak; bilateral Q açısı ölçümü ise plastik gonyometre kullanılarak ölçülmüştür. Bilateral alt extremite uzunluğu, uyluk, bacak, ayak uzunluğu ölçümü medikal esnemeyen mezura ile ölçülmüştür. Bel ve kalça çevre ölçümü, bilateral uyluk, bacak, ayak bileği çevre ölçümü medikal esnemeyen mezura ile; bilateral triceps, uyluk, bacak deri kıvrım kalınlığı ölçümü Holtain marka skinfold adı verilen özel kaliper ile ölçülmüştür. Biiliak, femur bikondüler, bimalleolar, ayak genişlikleri Harpenden Antropometrik Set ile ölçülmüştür. Statik denge, dinamik denge, düşme riski Biodex Denge Sistemi cihazı ile ölçülmüştür. Araştırmanın istatistiksel sonuçlarının elde edilmesinde SPSS 29.0 paket programı kullanılmıştır. Değişkenler arasındaki ilişkiler normallik varsayımı testi sonucunda Spearman korelasyon analizi ile incelenmiştir. Çalışma sonuçlarına göre alt ekstremiteye ait ölçülen antropometrik faktörlerden ayak uzunluğu, bel ve kalça çevresi, bel / kalça çevresi oranı, bacak ve ayak bileği çevresi, biiliak, femur bikondüler ve ayak genişliğindeki artışın daha iyi statik denge ve azalmış düşme riski ile ilişkili olduğu belirlenmiştir. Klinikte obez olmayan diz osteoartriti tanısı olan kadın hastaların dengesinin ve düşme riskinin değerlendirilmesinde, bu antropometrik özelliklerin dikkate alınması gerektiğini düşünmekteyiz.

Nurseli Ekici Özdemir
Kırşehir Ahi Evran University · Institute of Health Sciences
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Burun antropometrik ölçümleri ve burun tipleri

Bu çalışmada; burun ile ilgili normal antropometrik verilerin elde edilmesi, yaş ve cinsiyet ile ilgili değişikliklerin belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda 5-64 yaş arası 874 sağlıklı bireyde kaliper ile burun antropometrik ölçümleri yapılmıştır ve yetişkinlerde burun tipleri belirlenmiştir. Bireyler yaşlarına göre 5-7, 8-9, 10-11, 12-13, 14-15, 16-17, 18-40, 41-64 yaş olmak üzere 8 gruba ayrılmıştır. Bireylerde nazal uzunluk, nazal yükseklik, morfolojik nazal genişlik, anatomik nazal genişlik, nazal kök genişliği, nazal derinlik, nostril uzunlukları ve genişlikleri, bizigomatik genişlik ve yüz yüksekliği ölçülmüş; eksternal burun yüzey alanı, nazal hacim, nazal indeks, nazofasiyal indeks ve burun-yüz genişlik indeksi hesaplanmıştır. Yetişkinlerde Martin ve Sallar'a göre burun tipleri sınıflandırılmıştır, en çok görülen burun tipi mesorrhine olarak belirlenmiştir. Nazal derinlik hariç tüm ölçümlerde cinsiyetler arasında istatistiksel olarak anlamlı derecede farklılık görülmüştür. Tüm uzunluk ve yükseklik ölçümleri ile morfolojik ve anatomik nazal genişlik değerleri, eksternal burun yüzey alanı, nazal hacim ve indekslerin hepsinde tüm gruplarda istatistiksel olarak anlamlı derecede farklılık görülmüştür. ROC Analizi ile erkek ve kadınları ayırmak için kestirim değerleri saptanmış, nazal hacmin iyi birer kestirim değeri olduğu görülmüştür. Nazal uzunluk, nazal yükseklik, yüz yüksekliği, eksternal burun yüzey alanı ve nazal hacim ile boy uzunluğu arasında pozitif yönlü güçlü bir ilişki vardır. Boy uzunluğu tahmini için regresyon denklemi oluşturulmuştur. Verilerin istatistiksel analizi için SPSS 20.0 programı kullanılmıştır. Burun ile ilgili yaşa ve cinsiyete bağlı olarak elde edilen bu verilerin literatüre katkı sağlayacağı, burun ve yüz bölgesi ile ilgili cerrahi işlemlerde, adli tıp ve antropoloji çalışmalarında yol gösterici olacağı düşünülmektedir. Anahtar Sözcükler: Antropometri, Burun, Burun morfometrisi, Burun tipleri, Kestirim (cutoff) değeri

AntropometriBurunCinsiyet+2
Nazire Kılıç Şafak
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Proksimal humerus kırıklarının postoperatif kollodiafizer açısının değerlendirilmesi

Proksimal Humerus Kırıklarının Postoperatif Kollodiafizer Açısının Değerlendirilmesi Opere humerusta birtakım anatomik değişiklikler olabileceğini düşünmekteyiz. Bizim bu projedeki amacımız; opere humerus radyografileri üzerinden humerusun proksimal parçasında kollodiafizer açı ölçümü yaparak, cerrahi sonrası anatomik ölçü farkını ortaya çıkarmak ve proksimal humerus kırık operasyonlarının anatomik kollodiafizer açıya etkisini değerlendirmektir. Çalışmamızda Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi, Ortopedi ve Travmatoloji Kliniğnde Aralık 2011 - Ocak 2019 tarihleri arasında cerrahi tedavi görmüş unilateral proximal humerus kırıklı 51 uygun hasta ameliyat defterinden retrospektif olarak taranıp belirlenmiştir. Hastaların anteroposterior radyografileri üzerinden ENLİL HBYS programı aracılığıyla frontal planda humerus diafizi ortasından ve collum anatomicum hattını 90 derece kesecek şekilde caput humeri merkezinden çizgiler çekilmiştir. Bu çizgiler arasındaki açı yine programdaki açı ölçer yardımıyla ölçülerek kollodiafizer açılar saptanmıştır. Hastaların yaş dağılımı 19 – 83 arası olup ortalaması 53,56 ± 16,34'tür. Çalışmaya dahil ettiğimiz 51 hastanın 27'si erkek, 24'ü kadındır. Cinsiyete bağlı travma mekanizmasına bakacak olursak; AİTK (6E,1K), ADTK (3E, 4K), BD (7E, 15K), YD (10E, 4K), MK (1E). Cerrahi tespit olarak; 46 hastaya plak vida, 2 hastaya vida, 2 hastaya intrameduller çivileme, 1 hastaya K teli uygulanmıştır. Bizim çalışmamızdaki hasta taraf kollodiafizer açı ortalaması 132,81 ± 13,83'tür. Çalışmamızda yer alan proksimal humerus kırıklı hastaların cerrahi tedavisi sırasında humerus kollodiafizer açı morfolojisine uygun ve normale yakın değerler arasında anatomik humerus bütünlüğünün sağlandığı tespit edilmiştir. Anahtar Sözcükler: Humerus Proksimal Kırığı, Humerus Cerrahisi, Humerus Anatomisi, Humerus Ölçümü, İntramedüller Çivileme

CerrahiHumeral kırıklarHumerus+3
Gökhan Coşkun
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Metotreksatla indüklenen karaciğer toksisitesi üzerine linoleik asidin koruyucu etkisi

1950'li yıllarda Metotreksat (MTX), antifolat terapinin temeli olarak birçok kanser türünün tedavisinde aminopterinin yerini almıştır. MTX, folik asit antagonistidir ve yüksek dozlarda timidilat sentetazı inhibe ederek DNA oluşumunu engelleyen bir antineoplastik ilaçtır. Temelde antimetabolit özelliğinden başka antiinflamatuvar, antiproliferatif, immünosupresif, antipsöriatik etkinlikleri de bulunmakta ve klinikte halen bu endikasyonlarda kullanılmaktadır. Ne yazık ki ilaç kullanımını takiben başta hepatotoksisite ve nefrotoksisite olmak üzere meydana gelen yan etkiler, ilacın kullanımını sınırlandırmaya veya ilacın kesilmesine neden olmaktadır. Yapılan çalısmalar, ilacın basta hepatotoksisite olmak üzere gelişen yan etkilerinde, çoğunlukla reaktif oksijen radikallerinin(ROS ) meydana getirdiği oksidatif hasari sorumlu tutmuştur. Yapılan çalısmalarda oksidatif hasarın sorumlu olduğu gösterilen bu yan etkileri önleme konusunda, antikanserojen olan linoleik asitin alternatif bir profilaktik seçenek olabileğini düşünmekteyiz. Çalışmamızın amacı, MTX kaynaklı karaciğer hasarında linoleik asitin koruyucu etkisini karaciğer hücre hatlarında biokimyasal analizler yaparak araştırmaktır.

AnatomiApoptozisFarmakoloji+6
Ayşe Gül Uygur
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Lumbal lordoz derecesini belirlemede kullanılan morfometrik ölçüm yöntemlerinin karşılaştırmalı olarak incelenmesi; radyolojik değerlendirme

Bu çalışma, lumbal lordoz'un değerlendirilmesinde kullanılan morfometrik ölçüm yöntemlerini karşılaştırmalı olarak incelemek ve ölçüm yöntemlerinin güvenilirliklerini test etmek amacıyla yapıldı. Çalışmaya Mart 2020-Mart 2021 tarihleri arasında, Niğde Ömer Halisdemir Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde lateral lumbal grafileri çekilmiş 175 (100 kadın, 75 erkek) yetişkin bireyin radyografileri dahil edildi. Yapılan istatiksel analizler sonucunda; cinsiyet ve yaş ile elde edilen ölçüm değerleri ve lumbal lordoz düzeyi arasında anlamlı bir ilişki gözlenmedi (p>0,05). Risser Ferguson açısı ile Cobb L1-S1 açısı, Cobb L1-L5 açısı, Posterior Tanjant açısı ve LCL açısı arasında pozitif yönlü çok güçlü bir ilişki tespit edildi (p<0,01); Risser Ferguson açısı ile TRALL açısı arasında ise pozitif yönlü orta derecede bir ilişki gözlendi (p<0,05). Segmental Mesafe Ölçümü ve Oranlaması değeri (mm) ile Risser Ferguson açısı, Cobb L1-S1 açısı, Cobb L1-L5 açısı, Posterior Tanjant açısı, TRALL açısı ve LCL açısı arasında pozitif yönlü zayıf bir ilişki gözlendi (p<0,05). Lordoz düzeyi ile ölçüm değerleri arasında yapılan ikili fark testleri anlamlılık göstermektedir (p<0,05). Risser Ferguson yönteminin lumbal lordoz ölçümünde güvenle kullanılabilirliği testler sonucunda ortaya konuldu. Vertebranın merkezini referans alan LCL ve Risser Ferguson tekniklerini, vertebral uç plak mimarisinden etkilenmediği için ve ölçüm süresinin az olmasından dolayı daha güvenilir bulmaktayız ve önermekteyiz. Sonuçlarımızın anatomi, radyoloji ve lumbal lordoz'un anlaşılması konularında literatüre katkı ve fayda sağlayacağı düşüncesindeyiz.

AnatomiLomber vertebraLordoz+1
Mustafa Tekeli
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Erişkin popülasyonda bilgisayarlı tomografi ile sefalometrik analiz

Craniofacial bölge vücudun en karmaşık ve analiz edilmesi güç bölümlerinden biridir. Dahası farklı etnik grup ve yaşlar farklı morfoloji ve özelliklere sahiptir. Bu çalışmanın amacı erişkin popülasyonda Bilgisayarlı Tomografi ile normal craniofacial sefalometrik ölçümlerin elde edilmesidir. Bu çalışma cranial Bilgisayarlı Tomografi aksiyel görüntülerinde yapılan retrospektif kesitsel bir çalışmadır. Yaşları 18-90 arasında değişen iskelet yapısı normal 159 erkek ve 156 kadına ait 315 Bilgisayarlı Tomografi görüntüsü üzerinde 21 ölçüm alınmıştır. Her iki cinsten katılımcıların farklı yaş gruplarına dağılımında anlamlı bir fark yoktu. Sol medial orbital duvar uzunluğu, sağ ve sol medial orbital duvar çıkıntısı, sağ ve sol lateral orbital duvar açısı haricindeki tüm ölçümler tüm yaş gruplarında erkeklerde kadınlardan istatistiksel olarak anlamlı ölçüde büyüktü. Bilateral ölçümler katılımcıların yarısından çoğunda yüzün sağ tarafında daha yüksek değere sahipti. Her iki cinste ve farklı yaş gruplarında benzer asimetri eğilimi gözlendi. Sefalik indeks ortalama değeri 84,24±5,17 bulunmuştur. Çalışma grubunun sefalik indekse göre cranium dağılımı %34,6 brakisefalik, %28,2 hiperbrakisefalik, %19,7 mezosefalik, %14,3 ultrabrakisefalik ve %3,2 dolikosefaliktir. Sefalik indeks için cinsiyetler ve yaş grupları arası anlamlı farklılık görülmemiştir. Ölçümler arasında çok sayıda korelasyon saptandı. Bir ülkenin farklı bölgelerinden sefalometrik çalışmalar o ülke popülasyonu için vücut standartlarının belirlenmesi için gereken bilgiyi sağlar. Çeşitli yaş gruplarındaki farklılıkların saptanması ise kişide yaşla meydana gelebilecek değişimlerin kestirilmesine olanak sağlar. Dahası bu bilgi craniofacial hastalıkların tanı ve tedavisinde ve prognozunun kestirilmesinde yardımcı olabilir.

AnatomiAsimetriKafatası+4
Kübra Erdoğan Öztürk
Manisa Celal Bayar University
2013
00
DoctorateOpen AccessTR

Kadınlarda meme antropometrisinin estetik ve klinik açıdan önemi

Kadın bedeninin antropometrik ölçümleri ve oranları estetik ve rekonstrüktif plastik cerrahide önemli bir rol oynamaktadır. Bu çalışmada, memenin hacmi ve antropometrik ölçümlerinin hesaplanması ve bu ölçümlerin demografik verilerle ilişkisinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda, 20-60 yaş arası 200 premenopozal yetişkin kadından meme areola çapı, papilla uzunluğu, papilla çapı, meme lateral yarıçapı, meme medial yarıçapı, meme projeksiyonu, meme genişliği, omuz genişliği, göğüs çevresi, iki papilla arası ve iki meme arası mesafe, papilla-inframammarial sulcus, papilla-sternal çizgi, midklavikular nokta-papilla, suprasternal nokta-papilla, gnathion-umblicus, gnathion-papilla, papilla-umblicus, suprasternel nokta-acromion, papilla- acromion, acromion-olecranon, suprasternal nokta-processus xiphoideus ölçümleri gerçekleşitirlmiştir. Antropometrik ölçümlerde dijital kaliper ve mezura, meme hacminin hesaplanmasında Grossman-Roudner-Disk kullanılmıştır. Yapılan ölçümler neticesinde, meme hacmi ortalaması sağ meme ve sol meme için sırasıyla; 362,64 ve 362,02 cc olarak tespit edilmiştir. Sağ ve sol meme hacmi arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark görülmemiştir. Meme hacmiyle antropometrik ölçümlerin ilişkisi Pearson Korelasyon yöntemi ile analiz edilmiştir. Papilla uzunluğu ve iki meme arasındaki mesafe arasında negatif yönde bir ilişki bulunurken, papilla ile umbilicus arası mesafe dışındaki bütün ölçümlerde pozitif yönde anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Çalışmada aynı zamanda meme pitoz oranları ve makromasti varlığı hesaplanmıştır. Makromasti ile yaş ve beden kitle indeksi arasında, pitoz ile hacim ve doğum yapmış olma arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Bu çalışmadan elde edilen sonuçların, literatüre katkı sağlayacağı, estetik ve rekonstrüktif plastik cerrahide ameliyat öncesi ve sonrası değerlendirmede kılavuz niteliğinde olabileceği düşünülmektedir.

AntropometriAntropometrik parametrelerCerrahi-plastik+5
Raciha Sinem Balcı
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Erişkin bireylerde koşu bandı ile yapılan ılımlı egzersizin denge üzerine etkisi

Amaç ve kapsam: Günümüz toplumlarında giderek artan sedanter yaşam, fiziksel aktivitenin azalmasına, buna bağlı olarak kardiyovasküler ve hareket sisteminin kapasitesinin giderek düşmesine neden olmaktadır. Bu durum dengenin sağlanması ve sürdürülmesi bakımından önemli rol oynayan nöromuskuler kontrol mekanizmalarında yetersizliğe neden olmaktadır. Sedanter yetişkinlerin submaksimal egzersiz düzeyinde fiziksel faaliyete maruz kaldıklarında ortaya çıkacak algılanan zorlanma düzeyi ve fizyolojik parametrelere göre statik denge durumlarının nasıl etkilendiğini ve bu duruma cinsiyet faktörünün nasıl etki ettiğini araştırmayı amaçladık. Gereç ve Yöntem: Çalışmada 20 kadın ve 14 erkek gönüllü yer aldı. Gönüllülerin egzersiz öncesi kardiyolojik muayeneleri yaptırılarak, ılımlı egzersiz yapmalarına engel bir durum olmadığı belirlendi. Gönüllülere egzersiz öncesi pedobarografi cihazı ile statik denge ve laktat ölçümü yapıldı. Daha sonra modifiye Bruce koşubandı protokolü ile submaksimal egzersiz sınırlarını oluşturan kriterlere ulaşılana kadar egzersiz yaptırıldı. Her aşamada algılanan zorluk derecesini belirlemek için gönüllülere modifiye Borg skalası ile sorgu yapıldı. Test bitiminde hemen, 5 dakika sonra ve 10 dakika sonra statik denge ölçümü ve kan laktat ölçümleri tekrarlandı. Elde edilen veriler istatistiksel olarak ve cinsiyete göre SPSS 15.0 programı yardımıyla değerlendirildi. Bulgular:Deneklerin tümü değerlendirildiğinde denge statik parametrelerinde anlamlı fark saptanmadı. Ancak cinsiyete göre bakıldığında kadınlarda AREA 0. ve 10. dakikalar arasında (p=0.021) ve APexc parametresi 0. ve 10. dakikalar arasında (p=0.018) anlamlı farklılık gösterdi. Erkeklerde tüm parametrelerde farklılık saptanmadı. Sonuç ve Öneriler:Aerobik egzersiz sınırları içinde yapılan ılımlı egzersizin 18-45 yaş arası erişkin sedanter bireylerde metabolik parametreleri önemli oranda etkilediğini ve hem solunumsal hem de laktik asit gibi metabolit birikiminin bireysel ve cinsiyete bağlı önemli değişkenlik gösterdiği anlaşılmaktadır. Kadınların aynı algılanan zorluk derecesinde erkeklere göre fizyolojik kapasitelerinin düşük olduğu gözlendi. Buna karşılık denge parametrelerine bakıldığında kadınların biraz daha hızlı toparlandığı söylenebilir. Gündelik ve iş yaşamında algılanan zorlanma derecesinin bir yorgunluk kriteri olarak değerlendirilmesi, özellikle dikkat ve denge gerektiren fiziksel faaliyetlerde istenmeyen kazalardan kaçınmak için göz önünde bulundurulması gerekir. Anahtar kelimeler: Statik denge; postural kontrol; cinsiyet; ılımlı egzersiz; Borg skalası.

CinsiyetDengeDuruş+3
Emine Karakaya
Manisa Celal Bayar University · Institute of Health Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

İdiyopatik skolyoz olgularında eğriliğin yönü ve cobb açısı değerleri ile ayak tabanı basınç dağılımı ve salınım analizi arasındaki ilişkinin pedobarografi cihazı ile değerlendirilmesi

Amaç: Skolyozda, statik ve dinamik denge parametrelerinin, eğriliğin yönü, derecesi ve tipi ile ilişkisi yönünden, pedobarografik yöntemle incelenmesi. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya 23 bayan gönüllü katıldı. Gönüllülerin AP radyografileri üzerinde Cobb açısı ölçümleri yapıldı, eğrilik tip ve yönü belirlendi. Eğrilik tipine göre tek eğrilik gösterenler "C tipi" (n=14), iki eğrilik gösterenler ise "S tipi" (n=9) olarak ayrıldı. Gönüllülere pedobarografi cihazı ile gözü açık olarak statik denge ölçümü yapıldı. Mid-gait protokolü ile pedobarografik verileri alındı ve 7 bölgeli maskeleme yapıldı. Veriler sağ ve sol ayak yönünden, eğrilik tipine, yönüne ve eğrilik açısı ile ilişkisine göre değerlendirildi. Bulgular: Statik denge parametreleri eğrilik tipine göre karşılaştırıldığında; C tipi eğriliği olanlar ile S tipi eğriliği olanlar arasında Dist parametresinde fark saptandı. Dinamik denge parametreleri eğrilik yönü bakımından farklılık göstermezken, C tipi eğriliği olanlarda iki ayak arasında sadece TopukCA'da; S tipi eğriliği olanlarda topuk bölgesinde PF ve PCP değerleri sol tarafta, 3-5. metatarsal maskeleme bölgeleri arasında PF ve PCP sol tarafta, başparmak CA parametresi sağ tarafta yüksek bulundu. S tipi eğrilikte Cobb açısı ile korelasyon saptanmadı. C tipi eğrilikte sağ ayağın total ve mediyal maskeleme alanlarında (FrstMTT, Basprmk) PF ve PCP parametreleri anlamlı korelasyon gösterdi; sol ayağın topuk bölgesinde Force, CP, PF ve PCP parametreleri ile lateral maskeleme alanlarında (ScndMTT, DigerMTT) PF ve PCP parametreleri anlamlı korelasyon gösterdi. Sonuç: Skolyoz olgularında statik dengenin eğrilik tipine göre farklılık göstermediği; C tipi eğrilikte dinamik verilerde basınç değerlerinin sağ ayak tabanında daha çok medialde, sol ayak tabanında ise lateralde yüksek olduğu ve sağ-sol farklılığı gösterdiği gözlendi. Anahtar Kelimeler: Statik denge; dinamik denge; pedobarografi; scoliosis

AnatomiAyakDenge+2
Serap Bilir Karaoğlan
Manisa Celal Bayar University · Institute of Health Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Türk gençlerinde dinamik ayak tabanı basınç dağılımı ve postürel stabilite değerlendirilmesinde pedobarografi cihazının güvenilirlik çalışması

Amaç: Mid-gait protokolü kullanarak, sağlıklı genç popülasyonda, dinamik plantar basınç ölçümünde kullanılan HR Mat (Tekscan) pedobarografi cihazının tutarlılık ve güvenilirlik çalışması. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya 20-23 yaş aralığında, normal vücut kitle indeksine sahip 40 erkek, 46 bayan (toplam 86) gönüllü katıldı. HR Mat (Tekscan Inc, Boston, MA, USA ) pedobarografi cihazının ortasında yer aldığı, yaklaşık 8 metrelik bir platform oluşturuldu. Katılımcılara mid-gait protokolüne uygun olarak normal yürüme temposunda pedobarografi cihazına basarak geçmeleri istendi. Bir hafta sonra tüm katılımcılara aynı işlem tekrar uygulandı. Başarılı üç sağ ayak verisi üzerinde 7 bölgeli maskeleme yapılarak, ayak tabanındaki farklı bölgelere ait kuvvet (Force), temas alanı (CA), temas basıncı (CP) ve basınç tepe noktası (PCP) ölçümlerinin aynı oturumdaki ve iki oturum arasındaki tutarlılıklarına bakıldı. Veriler SPSS 15.0 istatistik programına girildi. Oturum içi ICC2,1 (absolute agreement) ve oturumlar arası ICC2,3 (absolute agreement) korelasyona bakıldı. Munro klasifikasyonuna göre 0.26-0.49 düşük korelasyon; 0.5-0.69 ılımlı korelasyon; 0.7-0.89 yüksek korelasyon; 0.9-1.0 çok yüksek korelasyon olarak değerlendirildi. Bulgular: Çalışmaya katılan gönüllülerin başarılı 3 sağ ayak pedobarografik verileri değerlendirildiğinde; oturum içi ICC değerleri 0,709 ile 0,983 arasında değişmekteydi. En düşük değer 1. metatars bölgesi ilk oturumunda (FrstMTTCP1) gözlendi. Tüm parametreler yüksek ve çok yüksek korelasyon gösterdi. Oturumlar arası sonuçlara bakıldığında iki oturum arasında hem total hem de maskelenmiş alanlar birlikte değerlendirildiğinde ICC değerleri 0,810-0,985 arasında değişmekteydi. En düşük değer topuk temas basıncında (HeelCP) elde edildi. Sonuç: Kullandığımız HR Mat (Tekscan) pedobarografi cihazı ile, sağlıklı ve normal vücut kitle indeksine sahip kız ve erkek gönüllülerde, mid-gait protokolü uygulayarak yapılan dinamik pedobarografik ölçümlerde elde edilen sonuçlar, oturum içi ve oturumlar arası güvenilirlik açısından yüksek ve çok yüksek korelasyon göstermektedir. Bu cihazın ister araştırma, ister klinik çalışmalarda güvenli bir şekilde kullanımının uygun olduğu kanısındayız. Anahtar Kelimeler: Pedobarografi, HR Mat, mid-gait, güvenilirlik

AyakBasınçBasınç dağılımı+5
Esma Yılmaz
Manisa Celal Bayar University · Institute of Health Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Adolesan yaş grubunda sporun ve farklı spor branşlarının postür ve denge üzerine etkisinin karşılaştırılması

Amaç: Üç farklı spor branşıyla ilgilenen sporcularla, hiç spor yapmayan kontrol grubu arasındaki denge ve postür performanslarını karşılaştırmaktır. Gereç ve yöntem: Çalışma Manisa Güzel Sanatlar ve Spor Lisesinde öğrenim gören ve gönüllü olarak çalışmaya katılmayı kabul eden toplam 87 erkek gönüllü ile gerçekleştirildi. Bu gönüllülerin 40'ı sporla ilgilenmeyen kontrol grubunu, 20 kişi basketbol grubunu, 20 kişi futbol grubunu, 7 kişi de jimnastik grubunu oluşturmaktadır. Araştırma için seçilen gönüllülerin son bir yıl içerisinde nörolojik hastalık, vestibüler-vizüel rahatsızlık, ciddi bir alt ekstremite sakatlığı geçirmemiş ve ilaç kullanmayan bireylerden seçildi. Gönüllülerin öncelikle boy ve vücut ağırlığı ölçümleri yapıldı. Daha sonra, pedobarografi cihazı ile (Tekscan HRMat, Boston USA) denge analizleri gerçekleştirildi. Gönüllüler çift ayak gözü açık, çift ayak gözü kapalı ve tek ayak gözü açık salınım (sway) test ölçümü yapıldı ve bilgisayar ortamına aktarıldı. Bulgular: Spor yapan grup ile kontrol grubu arasında gözü açık halde çift ayak üzerinde yapılan salınım testinde, çift ayak üzerinde salınım izi toplam mesafesi (P<0,05), gözü kapalı halde çift ayak üzerinde yapılan sway testte salınım izi toplam mesafesi (P<0,05), göz kapalı halde çift ayak üzerinde her frame arası standart sapma (P<0,05), tek ayak üzerinde her frame arası standart sapma (P<0,05) değerleri anlamlı bulundu. Sonuçlar: Sporun denge gelişiminde olumlu rol oynadığı gösterildi. Spor branşlarına bakıldığında, futbol antrenman yöntemlerinin, basketbol ve jimnastiğe göre denge gelişiminde daha etkili olabileceği düşünüldü. Anahtar sözcük: denge, postural kontrol, spor

DengeDuruşErgenler+5
Hediye Saraçoğlu
Manisa Celal Bayar University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Klinik semptom gösteren ve göstermeyen kişilerde bilgisayarlı tomografi görüntülüme yöntemiyle canalis vertebralis'in L3-S1 seviyelerinde radyoanatomik incelenmesi

IV ÖZET BT görüntüleri üzerinde L3-L4, L4-L5 ve L5-S1 intervertebral disk aralığında canalis vertebralis'in çap ölçümlerini yaptığımız 100 klinik semptomlu olguda; disk hernilerinin L3-L4 seviyesinde % 5.79, L4-L5 seviyesinde % 52.17 ve L5-S1 seviyesinde % 42.02 oranında bulunduğunu ve radikülopati olgularının orta yaşlarda daha fazla görüldüğünü saptadık. Olguların canalis vertebralis ölçümlerini kontrol grubu olarak aldığımız 40 normal kişi ile karşılaştırdığımızda; semptomlu kişilerde canalis vertebralis değerlerinin anlamlı derecede küçük olduğunu ve buna bağlı olarak spinal sinir kökü irritasyonunun daha sık görüldüğünü tespit ettik. Ayrıca 5 olgumuzda sagittal çap değerlerini 11 mm.nin altında bulduk. Bu olguları literatür değerlerini kriter alarak mutlak spinal stenoz olarak kabul ettik. Klinik semptomlu grupta cinsler arasında canalis vertebralis'in çap ölçümlerini karşılaştırdığımızda, bazı seviyeler hariç, anlamlı bir fark bulunamadı. Semptomlu olgularla kontrol grubu arasında saptanan farkın görülme sıklığının patolojiyi artırıcı etken olabileceği kanısına vardık. ANAHTAR KELİMELER : Çap, canalis vertebralis, klinik semptom, hemiasyon, spinal stenoz, BT.

Cihan İyem
Manisa Celal Bayar University · Institute of Health Sciences
2003
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kafatası kortikal kalınlık değişimlerinin bilgisayarlı tomografi yöntemiyle yaş ve cinsiyet açısından sağlıklı kişilerde ve şizofreni hastalarında değerlendirilmesi

Bu çalışmada kafatası kortikal kalınlık değişimlerinin şizofreni hastalarında tespit edilerek kontrol grubu ile karşılaştırılması ve yaş ve cinsiyet açısından değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda 2018-2022 yılları arasında çeşitli nedenlerle Kozan Devlet Hastanesi Radyoloji Bölümüne başvuran şizofreni tanısı almış 18-69 yaş arası 12 kadın ve 18 erkek olmak üzere 30 bireyin beyin bölgesine ait axial Bilgisayarlı Tomografi (BT) görüntüleri ile herhangi bir nedenden başvuran 18-75 yaş arası 69 erkek 63 kadın olmak üzere 132 sağlıklı bireyin beyin bölgesine ait axial BT görüntüleri retrospektif olarak incelenmiştir. Çalışmaya katılan bireylerin yaş, cinsiyet, kafatası uzunluğu, kafatası genişliği, anterior kalınlık, sağ anterior kortikal kalınlık, sol anterior kortikal kalınlık, sağ lateral kortikal kalınlık, sol lateral kortikal kalınlık, sağ posterior lateral kalınlık, sol posterior lateral kalınlık ve posterior kortikal kalınlık ölçüm değerleri axial BT görüntüleri üzerinden elektronik kaliper kullanılarak alındı. Çalışmaya dahil edilen katılımcılara ait ölçüm sonuçları IBM SPSS Statistics 22.0 programı kullanılarak ortalama ±standart sapma, maksimum (max.) ve minimum (min.) değerler elde edilmiştir. Anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak kabul edilmiştir. Ölçümler ayrıca cinsiyete göre değerlendirilmiştir. Çalışmamızda kafatası genişliği, kafatası uzunluğu, anterior kortikal kalınlık, sağ anterior kortikal kalınlık, sol anterior kortikal kalınlık, sağ lateral kortikal kalınlık ve sol lateral kortikal kalınlık ölçümlerinde hasta grubu ile kontrol grubu arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık görülmezken (p>0,05), sağ posterior lateral kalınlık, sol posterior lateral kalınlık ve posterior kortikal kalınlık ölçümlerinde iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık görülmüştür (p<0,05). Çalışmamızda cinsiyetler karşılaştırılmış olup hasta grubunda kafatası genişliği, anterior kalınlık, sol anterior kalınlık, sağ posterior kalınlık ve sol posterior kalınlık ölçümleri kontrol grubundan istatistiksel olarak anlamlı farklılık göstermiştir (p<0,05). Yapılan bu çalışma şizofreni hastalarının kortikal kemik kalınlığını ölçen ilk çalışma olması nedeniyle literatüre önemli katkı sağlayacağını düşünmekteyiz. Ayrıca çalışmamızın popülasyonumuza ait referans değerlerin oluşturulması açısından önemli bir kaynak olacağını düşünmekteyiz.

Esra Bolat
Çukurova University
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Manuel terapinin endometriozis'teki ağrı yönetimine etkileri

Endometriozis, rahmin iç kısmını oluşturan endometrium tabakasının, rahmin dışında başka bir bölgede büyümesi sonucu ortaya çıkan ve genellikle ağrılı seyreden bir hastalıktır. Endometriozis en fazla alt karın bölgesinde görülür. Bu hastalık, kadınların yaklaşık olarak %5-10'unda görülür ve infertiliteye sebep olan en önemli faktörlerden biri olarak kabul edilir. Endometriozis hastalığının ilerleyen sürecinde, ağrılı endometriyal dokunun gelişmesi, mikroskobik iç kanama, iltihaplanma, adezyonlar ve fibrotik skarlaşma gibi durumlar ortaya çıkabilir. Endometriozis, uterus boşluğunda inflamasyona, yumurtalıklara ve tüplere yapışarak iltihaplanmalara ve rahim iç duvarının bozulmasına neden olarak hamileliğe uygunluğu azaltır ve yumurtalık rezervini azaltarak kısırlığa yol açabilir. Manuel terapi, endometriozis hastalığının ağrıyı azaltma yöntemlerinden biridir. Manuel terapi, cihaz ya da makineye gerek olmadan pratik bir şekilde uygulanabilir ve endometriozis hastalarında ağrının kontrolünün sağlanmasında etkilidir. Bu yöntem aynı zamanda işlevini tam olarak yerine getiremeyen eklemler ve kas kayması disfonksiyonlarını belirleyerek düzeltmeyi de amaçlar. Bu tezde, endometriozis hastalığında ağrının yönetimine dair genellikle bilinen yöntemlerden farklı olarak etkili ve uzun süreç gerektirmeyen manuel terapiye dair tespitler ve değerlendirmeler yer almaktadır. Endometrozis'te manuel terapi uygulamasında diğer yöntemlere göre farklı teknikler kullanılır ve pelvik kaslara germe, itme ve bükme hareketleri doğru bir şekilde uygulanarak ağrının yönetiminde daha etkili sonuçlar elde edilmesi beklenir.

Ecem Hamarat
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Prodromal parkinson ile parkinson hastalarında nucleus caudatus, putamen ve globus pallidus'un volümetrik değerlendirilmesi

Parkinson Hastalığı (PH), ikinci sıklıkta görülen nörodejeneratif hastalıktır. Parkinson Hastalığında nörodejenerasyona bağlı erken semptom ve bulguların görüldüğü ancak tanının henüz kesinleşmediği evre Prodromal Parkinson Hastalığı (PPH) olarak değerlendirilir. Bu latent faz 5 yıldan 20 yıla kadar değişmektedir ve mevcut tanı kriterlerine göre, PH tanısı konulduğunda hastalık zaten ilerlemiş durumdadır. PH subkortikal yapılar olan bazal gangliyonların bozulmalarıyla ortaya çıkmaktadır. Nörogörüntüleme ve nörofizyolojik yöntemler Parkinson hastalarında, hastalık patofizyolojisinin anlaşılması için çok değerli bilgiler sağlar. Bu çalışmanın amacı Prodromal Parkinson ile Parkinson hastalarında Nucleus Caudatus, Putamen ve Globus Pallidus'un manyetik rezonans görüntüleri kullanılarak ölçülen volümlerinin değerlendirilmesi, bu yapıların PPH ve PH hastalarında nasıl etkilendiğinin karşılaştırmalı olarak ortaya konulmasıdır. Bu amaçla Parkinson's Progression Markers Initiative (PPMI) veri tabanından PH tanısı almış 73 hastanın başlangıç, 1., 2. ve 4. yıldaki MR görüntüleri ile PPH tanısı almış 93 hastanın MR görüntüleri değerlendirmeye alınmıştır. Günümüzde otomatik, güvenilir ve niceliksel olarak hacim değerlendiren MRG yazılımları birçok nörolojik hastalığın görüntülemesinde ve tanı koyulmasında önemli rollere sahiptir. Bu çalışmada, web tabanlı yazılımlardan biri olan VolBrain kullanılmış ve Nucleus Caudatus, Putamen ve Globus Pallidus'un hacimleri cm3 cinsinden ölçülmüştür. Bulguların analizi için SPSS V21 paket programı kullanılmıştır. Literatürde benzer bir çalışmaya rastlanmamıştır. Bu nedenle çalışmadan elde edilecek verilerle beyin yapılarındaki olası hacim değişikliklerini saptamanın; hastalığın tanısı, ilerleyişi ve seviyesi hakkında bilgi vereceği düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Globus Pallidus, Nucleus Caudatus, Parkinson Hastalığı, Prodromal Parkinson Hastalığı, Putamen

Globus pallidusKaudat nükleusParkinson hastalığı+1
Muazzez Begüm Burhan
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Epilepsi modeli ile indüklenen deneysel beyin hasarının subventriküler alan, bulbus olfactorius ve olfaktör mukozadaki bazal hücre davranışına etkisi

Erişkin memeli beyninin spesifik 2 bölgesi olan Subventriküler alan ile Gyrusdentatus'ta nörogenezin devamlı olarak meydana geldiğini ve erişkin memeli beyninindiğer bazı bölümlerinde de önemli sayıda multipotent nöral prekürsörlerin bulunduğubilinmektedir. Çalışmamızın amacı, lityum-pilokarpin kullanılarak oluşturulan deneyselbeyin hasarı sonrası; subventriküler alandaki kök hücre karakterindeki progenitörhücrelerin ve olfaktör epiteldeki bazal hücrelerin davranışını ortaya çıkarmaktır. Statusepileptikus'un oluşturduğu hasarın nörogenezi arttırdığı ve apoptozisin bu olayda roloynadığı belirlenmiştir. Çinko sülfatın intranasal uygulaması sonucu olfaktör epiteldekireseptör nöronlarda meydana gelen hücre ölümü ve ardından bazal hücrelerin çoğalıpfarklılaşarak yeni olfaktör reseptör nöronların oluşturduğu bilinmektedir. Hemsubventriküler alan hem de olfaktör epiteldeki progenitör hücrelerin aynı andauyarılmasının bu hücrelerin ayrı ayrı uyarılmalarına göre, bir değişikliğe yol açıpaçmadıklarını araştırmayı amaçladık. Epilepsi modeli ile oluşturulan beyin hasarınınSVZ'daki nörogenezi arttırdığı ve çinko sülfatın intranasal uygulaması ile olfaktörepitelde meydana gelen değişikliklerin geri dönüşümlü olduğu sonucuna varıldı. Erişkindönemdeki nörogenezin hasar sonrası durumlarda artması ve bu konudakimekanizmaların anlaşılması gelecekte bazı nörodejeneratif hastalıkların tedavisindekullanılabilecek yeni yöntemlerin geliştirilmesine katkıda bulunabilir.Anahtar Kelimeler; Status epileptikus, Subventriküler alan, Bulbus olfactorius,erişkin nörogenezi, çinko sülfat, olfaktör epitel.

Meltem Ruken Yetişmiş
Manisa Celal Bayar University · Institute of Health Sciences
2008
00
Master'sOpen AccessTR

Genç erişkin bir grupta baş ve yüzün antropometrik ölçümleri

Beslenme bozukluklarının, craniofacial anomalilerin ve malformasyonların saptanmasında, plastik cerrahi, diş hekimliği, spor alanlarında, gözlük ve işitme cihazı gibi bazı ortezlerin dizaynında antropometrik verilere ihtiyaç duyulur. Ülkemizde bugüne değin sınırlı sayıda antropometrik çalışma yapılmıştır. Bölgemiz ile ilgili bir çalışma ise tarafımızdan bilinmemektedir. Bu çalışmanın amacı Manisa yöresinde genç erişkin bir grupta baş ve yüzün antropometrik ölçümlerinin belirlenmesi ve bazı ölçümler arasındaki korelasyonların saptanmasıdır. Ayrıca her iki cins arasındaki bazı oranların karşılaştırılıp farklılıkların ortaya konması amaçlanmıştır. Çalışmamıza 130 erkek ve 130 kadın olmak üzere toplam 260 gönüllü üniversite öğrencisi katıldı. Baş ve yüzde travma veya operasyon geçirmiş kişiler çalışmaya dahil edilmedi. Bu çalışmada 11 tek doğrusal baş ölçümü, 15 tek ve 9 çift doğrusal yüz ölçümü, 2 tek ve 9 çift doğrusal orbita ölçümü, 8 tek ve 6 çift doğrusal burun ölçümü, 10 tek ve 4 çift doğrusal ağız ve dudak ölçümü, 15 çift doğrusal kulak ölçümü olmak üzere toplam 46 tek ve 43 çift doğrusal ölçüm kullanılmıştır. Bu ölçümler için toplam 40 noktadan yararlanılmıştır. Erkeklerde ve kadınlarda burun yüksekliği ile bazı baş yükseklikleri arasında ve burun genişliği ile yüz genişliği arasında anlamlı pozitif korelasyonlar saptanmıştır. Genel olarak erkeklerdeki ölçüm ortalama değerleri kadınlardan yüksek bulunmuştur. Sadece orbita yüksekliği, ve alt ve üst vermilion yüksekliği kadınlarda erkeklerden daha büyük ortalamaya sahiptir.

AnatomiAntropoloji-fizikselAntropometrik parametreler+5
Halil İbrahim Kabacan
Manisa Celal Bayar University · Institute of Health Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Epilepsi hastalarında beynin farklı bölgelerinin anatomik ve radyolojik olarak değerlendirilmesi

Epilepsi dünya çapında her yaştan ve cinsiyetten milyonlarca insanı etkileyen, çeşitli motor ve bilişsel kayıplarla karakterize, kronik, heterojen, nörolojik bir hastalıktır. Çalışmamızın amacı, epilepsi tanısı konulmuş çocuklarla aynı yaşta bilinen herhangi bir sağlık problemi olmayan sağlıklı çocuklar arasında beynin farklı bölgelerinin anatomik ve radyolojik olarak değerlendirmesini hem istatistiksel yöntemlerle hem de Makine Öğrenimi yöntemiyle analiz etmektir. Çalışmamıza yaşları 1-15 yıl arasında değişen 179 çocuk dahil edildi. Çalışmaya alınan 101 epilepsili çocuktan 35'i (%34,65) kız, 66'sı (%65,35) erkekti. 78 sağlıklı çocuktan 34'ü (%43,59) kız ve 44'ü (%56,41) erkekti. Epilepsili ve sağlıklı çocukların yaş ortalaması sırasıyla 6,91±4,34 yıl ve 7,25±4,25 yıl olarak bulundu. Epilepsi ve sağlıklı kontrol grupları hem kız ve erkek dağılımları açısından (p=0,278) hem de yaş açısından benzer olarak bulundu (p=0,600). Corpus amygdaloideum, hippocampus, insula, thalamus, nucleus caudatus, corpus callosum ve beynin en geniş alanı parametreleri sağlıklı çocuklarda epilepsili çocuklara göre daha yüksek olarak ölçülürken, corpus amygdaloideum, insula ve corpus callosum ölçümlerinde epilepsi ve sağlıklı gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulundu. Ayrıca, elde edilen sonuçlar açısından bakıldığında, modelimizin konuşlandırılması halinde 100 çocuğun yüzde 77'sinin epilepsi olup olmadığı konusunda doğru etiketleyeceğini söyleyebiliriz. Çocuklar arasında epilepsi vakalarının otomatik tahmini üzerinde çalışılmış olup elde edilen sonuçlara dayanarak, Makine Öğrenimi'nin özellik seçimiyle birlikte kullanıldığında epilepsi vakalarının otomatik tespitinde oldukça tatmin edici sonuçlar üretebileceği sonucuna varılmıştır. Ayrıca, bu çalışmadan elde edilen anatomik ve radyolojik referans değerleri hem epilepsili hem de sağlıklı çocuklara ait yapıların boyutlarının klinik ve patolojik süreçler açısından değerlendirilmesi için önemlidir.

Corpus amygdaloideum
Kübra Kulaz
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Nazopalatin kanal anatomik yapısının bilgisayarlı tomografi yöntemiyle değerlendirilmesi

Canalis nasopalatinus (CNP) morfolojik yapısının ve varyasyonlarının doğru şekilde bilinmesi, implant yerleştirme ve diğer cerrahi girişimlerde komplikasyon riskini azaltmaya katkıda bulunduğu için CNP morfolojik özelliklerinin bilgisayarlı tomografi (BT) yöntemi kullanılarak detaylı şekilde incelenmesi amaçlanmıştır. Bu çalışma, Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Radyoloji Anabilim Dalı'na 2024 yılında herhangi bir sebeple başvurmuş, 25-55 yaş aralığında bulunan 100 sağlıklı yetişkin bireyin (50 kadın, 50 erkek) baş-boyun bölgesine ait BT görüntüleri üzerinden gerçekleştirilmiştir. Ölçümler aynı araştırmacı tarafından üç kez tekrarlanmış ve bir uzman radyolog eşliğinde değerlendirilmiştir. Çalışma kapsamına alınan bireylerde kemik hastalığı, travma öyküsü, konjenital anomali veya gömülü diş bulunmaması şartı aranmıştır. Verilerin istatistiksel analizi SPSS paket programı kullanılarak yapılmıştır. İstatistiksel anlamlılık düzeyi p<0,005 olarak kabul edilmiştir. İstatistiksel analiz sonuçlarına göre, CNP uzunluğu erkek bireylerde kadınlara kıyasla istatistiksel olarak anlamlı şekilde daha uzun bulunmuştur (p<0,005). Diğer ölçüm parametrelerinde ise kadınlar ve erkekler arasında anlamlı bir farklılık gözlenmemiştir. Çalışmada ayrıca, yaş ve cinsiyet gibi demografik faktörlerin CNP'nin anatomik yapısında farklılıklar oluşturabileceği gözlemlenmiştir. Elde edilen bulgular, implant planlaması sırasında CNP'nin doğru şekilde değerlendirilmesinin cerrahi başarıyı artırabileceğini ve komplikasyon riskini azaltabileceğini göstermektedir. İleri görüntüleme tekniklerinin kullanılması, bireysel varyasyonların doğru şekilde tespit edilmesini sağlayarak cerrahi planlamanın daha güvenli yapılmasına imkan tanımaktadır. Bu çalışma, yaş ve cinsiyet faktörlerinin canalis nasopalatinus'un morfolojik yapısında önemli bir etkisi olduğunu ortaya koymuştur. Özellikle erkek bireylerde CNP uzunluğunun daha fazla olduğu belirlenmiştir. Dental implantasyon ve maksiller cerrahilerde CNP anatomik yapısının detaylı değerlendirilmesinin, komplikasyonların önlenmesi ve cerrahi başarının artırılması açısından kritik öneme sahip olduğunu düşünüyoruz.

İdil Yürekli
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Acetabulum ve proksimal femur morfometrisinin bilgisayarlı tomografi görüntüleme yöntemi ile değerlendirilmesi

Articulatio coxae, acetabulum facies lunata'sı ve caput femoris arasında yer alan çok güçlü bir spheroid eklemdir. Bu eklemin çevresi kuvvetli kaslarla ve fibröz bir yapı ile kaplıdır. Articulatio coxae, kas iskelet sisteminin statik ve dinamik fizyolojisinde önemli bir yere sahiptir, yük taşıma ve mobilizasyondan sorumludur. Bölgenin anatomik ve radyolojik değerlendirilmesi cerrahi operasyonların planlamasının yapılmasında son derece önemlidir. Bu çalışmanın amacı, sağlıklı bireylerde proksimal femur ve acetabulum yapılarına ait morfometrinin değerlendirilmesidir. Bu çalışmada, Adana Yüreğir Devlet Hastanesi'ne 2022 yılında çeşitli nedenlerle başvuran 18-50 yaş arasındaki sağlıklı bireylerin abdominal ve pelvik bölge bilgisayarlı tomografi (BT) görüntüleri retrospektif olarak incelenmiştir. Bu inceleme sonucunda kendi toplumumuzdan elde edilen acetabulum ve caput femoris ile ilgili morfometrik ölçümlerin articulatio coxae'yı içeren ortopedik cerrahi işlemlere yol göstermesi amaçlanmaktadır. Bu değerlendirmelerin sonuçlarının kalça artroplastisi, kalça displazi, kalça kırıkları gibi os femoris ve acetabulum'u içeren cerrahi işlemlerde oluşabilecek komplikasyonların önlenmesinde faydalı olacağını ve elde edilen verilerin ülkemiz kaynaklı çalışmalara fayda sağlayacağını düşünüyoruz. Anahtar Kelimeler: Acetabulum, Articulatio coxae, Bilgisayarlı Tomografi, Morfometri, Proksimal Femur

Bilgisayarlı tomografi
Elif Baykara
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Sakrokoksigeal bölgenin morfolojik ve morfometrik özelliklerinin MRG yöntemiyle değerlendirilmesi

Bu çalışma, sakrokoksigeal bölgenin hem morfolojik değerlendirmesini hem de morfometrik ölçümlerini birlikte yaparak, literatüre daha kapsamlı bir kaynak sunulması ve sakrokoksigeal bölgenin klinik açıdan daha iyi bir şekilde değerlendirilmesi amacıyla yapıldı. Çalışmada, Adana Yüreğir Devlet Hastanesi'ne 2022 yılında başvuran ve Manyetik Rezonans Görüntülemesi (MRG) yapılan 100 yetişkin bireyin (60 kadın, 40 erkek) görüntüleri retrospektif olarak incelendi. Otuz üç (33) farklı morfometrik ve morfolojik parametre ile bölgedeki antropometrik ve açısal ölçümler cinsiyet farkı da dikkate alınarak değerlendirildi. Ölçümler uzman bir radyolog eşliğinde yapıldı ve sakrokoksigeal bölge ile ilgili ölçümleri etkileyecek herhangi bir konjenital anomalisi, patolojisi, cerrahi öyküsü veya travması olan bireyler çalışma dışı bırakıldı. Ölçümler aynı kişi tarafından yapıldı ve 3 defa tekrarlandı. Verilerin istatistiksel analizi SPSS paket programında gerçekleştirildi. Basis ossis sacri transvers çapı, S2 ve S3 corpus vertebra çapı erkeklerde kadınlara göre istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulundu (p<0,005). Diğer tüm ölçümlerde erkekler ve kadınlar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık görülmedi. Bu çalışma sonucunda elde edilen bulgular, cinsiyet faktörünün sakrokoksigeal bölge üzerinde morfolojik ve morfometrik açıdan önemli bir etkisi olduğunu, tekaloskopi gibi işlemlerde veya koksidini'de yapılacak cerrahi müdahalelerde ve güvenli anestezik alanların belirlenmesinde klinisyenlere önemli ipuçları verebileceği düşüncesindeyiz.

Sabiha Arğana
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Articulatio temporomandibularis disfonksiyonu olan ve olmayan sağlıklı bireylerde articulatio temporomandibularis'in anatomik ve radyolojik olarak değerlendirilmesi

Articulatio temporomandibularis (çene eklemi), konuşma, yutkunma, çiğneme ve solunum gibi temel fonksiyonlarda görev alan, insan vücudunun en önemli eklemlerinden biridir. Bu eklemde ortaya çıkan disfonksiyonlar ağrı, eklem sesleri, çene hareketlerinde kısıtlılık ve çene kaslarında ağrıya yol açarak bireyin yaşam kalitesini olumsuz etkilemektedir. Çene ekleminin morfolojisi yaş, cinsiyet ve kraniyofasiyal yapılarla ilişkili değişikliklerden etkilenmekte olup, doğru tanı ve tedavi süreçlerinde önem arz etmektedir. Bu çalışmada, 2010–2023 yılları arasında Çukurova Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi, Ağız, Diş ve Çene Radyolojisi Anabilim Dalı'na başvuran 18–69 yaş aralığında bulunan toplam 72 bireye ait Konik ışınlı bilgisayarlı tomografi (KIBT) görüntüleri retrospektif olarak incelenmiştir. Articulatio temporomandibularis disfonksiyonu (TMD) ile palatum durum, choanae nasi ve foramina cranii morfometrisi arasındaki olası ilişkiler incelenmiştir. Ayrıca musculi masticatorii'nin (çiğneme kasları) morfometrik ölçümleri gerçekleştirilmiş ve (TMD) ile ilişkisi değerlendirilmiştir. Bu çalışma, articulatio temporomandibularis'i doğrudan veya dolaylı olarak etkileyen yapıların morfometrik özelliklerini ortaya koymuştur. Elde edilen veriler, TMD olan bireylerde yaş ile musculus masseter (MK), musculus temporalis (TK) ve musculus pterygoideus medialis (PMK) kalınlıkları arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişkiler olduğunu göstermektedir (p<0.05). Ayrıca TMD olan bireylerde cinsiyete göre palatum durum transvers genişliği (PDTG) ölçümünde istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulundu (p<0.05). Sağlıklı bireylerde ise cinsiyete göre PMK her iki tarafında ve PDTG değerlerinde anlamlı ilişki bulunmuştur (p<0.05). TMD grubuyla sağlıklı grup karşılaştırıldığında, foramen rotundum genişliği (FRG) ölçümlerinde belirgin farklılıklar gözlenmiştir (p<0.05). Sonuç olarak, TMD ile kraniyofasiyal yapıların morfometrik özellikleri arasında anlamlı ilişkiler bulunduğu gösterilmiştir. Bu verilerin, TMD'nin anatomik temellerinin anlaşılmasına katkı sağlayacağı ve ileride yapılacak tanısal ve tedaviye yönelik çalışmalara referans oluşturacağı düşünülmektedir. Bununla birlikte, örneklem büyüklüğünün sınırlı olması, cinsiyet dağılımındaki dengesizlik ve çalışmanın yalnızca Adana bölgesiyle sınırlı kalması, bulguların genellenebilirliğini kısıtlamaktadır. Daha geniş ve farklı popülasyonlarda yapılacak çalışmalarla sonuçların desteklenmesi gerekmektedir.

Serdil Sayılkan
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Caput humeri ve cavitas glenoidalis'in sağlıklı bireylerde anatomik ve radyolojik olarak morfometrisinin değerlendirilmesi

Skapula, kendine özgü düzensiz şekli nedeniyle karmaşık bir anatomiye sahiptir. İkinci ve yedinci kostalar arasında bulunan scapula, omuz fonksiyonunun kuvveti, hızı ve enerjisi oluşturmasında, proksimal distal sıralamada bir bağlantı noktası olarak rol oynar. Bu çalışmanın amacı, sağlıklı Türk bireylerde caput humeri ve cavitas glenoidalis'in anatomik ve radyolojik olarak morfometrik açıdan değerlendirilmesi; bu yapılar arasındaki olası ilişkilerin ve demografik değişkenlerin etkilerinin analiz edilerek, Türk toplumuna özgü referans değerlerin belirlenmesidir. Çalışmaya 2020-2025 tarihleri arasında Adana Medline Hastanesi ve İzmir Bozyaka Eğitim ve Araştırma Hastanesine çeşitli nedenlerle başvuran ve Bilgisayarlı Tomografi Görüntüleri olan yaşları 20 ile 60 arasında değişen 190 sağlıklı birey dahil edilmiştir. Çalışmaya katılan 190 katılımcının 80 kişisi erkek ve 110 kişisi kadından oluşmaktadır. Çalışmada yer alan 80 sağlıklı erkek katılımcının yaş ortalaması 36,98±10.01 yıl iken kadın katılımcıların yaş ortalaması 37,42±8,39 yıl olarak hesaplandı. Yaş parametresinde cinsiyetler arasında anlamlı farklılık bulunmadı (p>0,05). Scapula ve ilişkili yapilarin yaş grupları açısından değerlendirildiğinde caput humeri eğimi, aksiyel düzlemde caput humeri çapı, cavitas glenoidalis eğimi, cavitas glenoidalis eğriliğinin yarıçapı ve kritik omuz açısı parametrelerinin yaşa bağlı olarak anlamlı bir şekilde değiştiği görülmektedir (p < 0,05). Frontal düzlemde caput humeri çapı, caput humeri boyu, caput humeri yarıçapı, sagital düzlemde caput humeri çapı, aksiyel düzlemde caput humeri çapı, cavitas glenoidalis yüksekliği, cavitas glenoidalis orta genişliği, cavitas glenoidalis üst genişliği, cavitas glenoidalis alt genişliği, cavitas glenoidalis eğriliğinin yarıçapı ile cavitas glenoidalis versiyonu kadın ve erkeklerde anlamlı farklılık göstermiş olup, caput humeri eğimi, kritik omuz açısı ve cavitas glenoidalis versiyonu hariç bütün değerler erkeklerde kadınlara göre daha yüksek bulunmuştur. Scapula'nın anatomik yapıları ile morfometrik ölçümler arasındaki ilişkinin anlaşılması, klinik uygulamalar açısından büyük önem taşımaktadır. Bu çalışmada elde edilen bulgular, scapula'ya ait ölçümlerin spor yaralanmaları, protez tasarımı ve cerrahi girişimler gibi alanlarda önemli bir belirleyici olduğunu göstermektedir. Ayrıca scapula anatomisi ve morfometrisinin bilinmesinin; ortopedi, fizik tedavi ve rehabilitasyon, adli tıp gibi hem klinik hem de temel bilim alanlarında, özellikle kemiksel patolojilerin değerlendirilmesi ve etnik farklılıkların belirlenmesi açısından değerli katkılar sağlayacağı düşünülmektedir. Çalışma kapsamında, sağlıklı bireyler üzerinden elde edilen verilerle scapula ve ilişkili anatomik oluşumlara ait referans değerler ortaya konmuştur.

Beyza Otlu
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Temporomandibular eklem iç düzensizliği olan hastalar ile olmayan bireylerin morfometrik yapılarının karşılaştırmalı olarak incelenmesi: Konik ışınlı bilgisayarlı tomografi yöntemi ile değerlendirme

Bu çalışmanın amacı, temporomandibular eklem (TME) iç düzensizliği olan bireyler ile herhangi bir TME patolojisi olmayan bireylerin konik ışınlı bilgisayarlı tomografi (KIBT) görüntüleri üzerinden elde edilen morfometrik ölçümlerini karşılaştırarak, eklem morfolojisindeki farklılıkları ortaya koymaktır. Bu çalışma, Çukurova Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ağız, Diş ve Çene Cerrahisi Anabilim Dalı'na 2021-2025 yılları arasında, TME bölgesinde ağrı gibi şikâyetlerle başvuran ve artrosentez uygulanan 144 birey (82 kadın, 62 erkek) ile TME bölgesinde herhangi bir problemi bulunmayan ve artrosentez uygulanmayan 127 bireyin (69 kadın, 58 erkek) KIBT görüntüleri üzerinde gerçekleştirilmiştir. KIBT görüntüleri üzerinden 13 farklı morfometrik parametre ölçülmüş ve processus condylaris yüzey morfolojisi sınıflandırılmıştır. Verilerin istatistiksel analizleri IBM SPSS 20.00 programı ile yapılmış ve p<0,05 değeri anlamlı kabul edilmiştir. Elde etiğimiz bulgularda; processus condylaris mediolaeral çapı (MLÇ), glenoid fossa çatı kalınlığı (GFÇK), processus condylaris yüksekliği (PCY), glenoid fossa derinliği (GFD) ve tüm eklem boşlukları erkeklerde kadınlara göre daha yüksek bulunmuştur. Processus condylaris anteroposterior çapı (APÇ) ve processus condylaris uzunluğu (PCU) TME iç düzensizliği olan bireylerde olmayan gruba göre daha düşük olarak, GFÇK, TME'nin ön eklem boşluğu ve glenoid fossa genişliği (GFG) ise aynı grupta daha yüksek olarak hesaplanmıştır (p<0,05). Processus condylaris morfolojisi değerlendirmesinde, TME iç düzensizliği olan bireylerde düz, sivri ve düzensiz processus condylaris tiplerinin görülme oranı TME iç düzensizliği olmayan bireylere göre daha fazla olmasına rağmen bu fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır (p>0,05). Ayrıca, kontrol grubunda konveks processus condylaris tipi %83,5 oranında görülürken, bu oran çalışma grubunda %63,9'dur. Bu çalışma, temporomandibular eklem iç düzensizliğinin eklem yapılarında sadece fonksiyonel değil, aynı zamanda morfolojik değişikliklere de yol açtığını ortaya koymaktadır. Çalışmamızdan elde edilen sonuçlar, hem tanı sürecinde hem de tedavi planlamasında TME bozukluklarının erken dönemde tespiti açısından morfometrik analizlerin değerini ön plana çıkarmaktadır.

Konik ışınlı bilgisayarlı tomografiTemporomandibular eklemTemporomandibular eklem disfonksiyon sendromu+1
Serhan Zorman
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Epilepsili çocuklarda beyin hacim gelişiminin MR görüntüleri üzerinde stereolojik yöntemle değerlendirilmesi

Beyin hacmi birçok hastalıkta hem çocuklarda hem de yetişkinlerde önemlidir. Bu çalışmada idiopatik epilepsi tanılı jeneralize ve parsiyel nöbetleri olan çocuklarda cortex cerebri, hemisferik substantia alba, cerebrum, cerebellum, toplam beyin ve cavitas cranii hacminin incelenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla 3-16 yaş aralığındaki 100 (kız:50, erkek:50) epilepsi hastası çocuğun Philips Ingenia 1.5-T MR cihazı ile çekilmiş kranial manyetik rezonans görüntüleri retrospektif olarak incelendi. Bu görüntüler üzerinde belirtilen yapıların hacmi stereolojik yöntemle ölçüldü. Veriler cinsiyet ve nöbet tipine göre karşılaştırıldı. Özellikle toplam beyin ve cavitas cranii hacimleri olmak üzere, cortex cerebri, hemisferik substantia alba, cerebrum ve cerebellum hacimleri erkeklerde kızlara göre anlamlı derecede daha büyük saptandı (sırasıyla; p:0.002, p:0.001, p:0.017, p:0.012, p:0.008, p:0.008). Parsiyel ve jeneralize epilepsi grupları arasında ölçümü yapılan yapılarda anlamlı farklılık saptanmadı (p>0.05). Elde edilen bulguların epilepsi hastalığının beyin hacmine olan etkisinin anlaşılmasında önemli olduğu düşünülmektedir

AnatomiBeyinEpilepsi+5
Saliha Seda Adanır
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

İntrakranial anevrizmalarda damar duvarının farklı hematokrit düzeylerindeki hemodinamik değişimlere yanıtının hesaplamalı akışkanlar dinamiği ile incelenmesi

İntrakraniyal anevrizma, arteriyel damar duvarında anormal dilatasyon olarak gözlemlenen serebrovasküler bir hastalıktır. İntrakranial anevrizmaların rüptüre olmasından kaynaklı subaraknoid kanama (SAK) insidansı dünya genelinde yıllık 6.67/100.000'dir. Buna göre her yıl neredeyse 500.000 kişi anevrizmaya bağlı SAK sebebiyle hayatını kaybetmektedir. İntrakranial anevrizmaların oluşum mekanizmasında etkili olan hemodinamik faktörlerin anevrizma rüptürüyle ilişkisinin değerlendirilmesi ve anevrizma tedavisi sırasında kullanılacak etkili ve doğru yöntemlerin belirlenmesi ise büyük önem arz etmektedir. Bu amaçla son yıllarda hesaplamalı akışkanlar dinamiği (HAD) kullanılarak damar içi hemodinamik değişimler incelenmeye başlanmıştır. Bu çalışmada %20, %40, %60 değerlerindeki farklı hematokrit (Hct) seviyelerinin hemodinamik kuvvetler üzerinde yarattığı değişimlerin ana arter ve anevrizma içindeki etkilerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmada Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Beyin ve Sinir Cerrahisi bölümüne başvuran intrakranial anevrizmalı hastalara ait bilgisayarlı tomografi anjiografi (BTA) görüntüleri kullanılmıştır. HOROS v 3.0.1 (https://horosproject.org/) yazılımı kullanılarak 3 boyutlu (3B) hâle getirilen damar modelleri, daha sonra ANSYS® FLUENT programı içerisine aktarılarak HAD çalışılmıştır. Kan, Newtonyen olmayan bir akışkan ve damar dış duvarı rijit olarak kabul edilmiştir. Damarlarda pulsatil akış öngörülmüştür. Giriş ve çıkış noktalarına ise bu pulsatil akıştan elde edilen basınç uygulanmıştır. Bu çalışma sonucunda; anevrizma içerisinde türbülans akım oluştuğu ve Hct değeri yükseldikçe türbülansın arttığı gözlemlenmiştir. Bununla birlikte anevrizma kubbesinde düşük duvar kayma gerilimi (DKG) alanları izlenirken, arter içerisindeki ortalama DKG ise Hct 3 katına çıktığında yaklaşık 3 kat artmaktadır. HAD yöntemi sayesinde hemodinamik faktörlerle, rüptüre sebep olan etkilerin ilişkisi non-invaziv bir şekilde kolayca incelenebilmekte ve bu sayede gelecekte doktorların hastalar için en etkili tedavi yöntemini belirlemesi açısından faydalı olacağı umut edilmektedir. Anahtar Sözcükler: İntrakranial anevrizma, Hesaplamalı akışkanlar dinamiği, Pulsatil akış, Hemodinami, Subaraknoid kanama

Akışkanlar dinamiğiAnevrizmaHematokrit+6
Büşra Zencirci
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Circulus arteriosus cerebri oluşumu ve morfometrik özelliklerinin radyolojik yöntemlerle araştırılması

Circulus arteriosus cerebri, arteria carotis interna'nın tıkanıklığı/darlığı durumunda yeterli serebral kan akışını sağlayan önemli bir arteriyel halkadır. Willis poligonunun yapısının ve varyasyonlarının bilinmesi, cerrahi girişimler ve vasküler hastalıkların anlaşılması için önemlidir. Çalışmamız patolojik öyküsü olmayan 46 erkek ve 65 kadın toplam 111 hastanın, 3D-TOF-MRA yöntemi ile oluşturulan görüntüleri üzerinde gerçekleştirildi. Willis poligonları incelenerek varyasyon modelleri belirlendi. Willis poligonunu oluşturan arterlerin çapları ölçüldü. Ayrıca arteria carotis interna'nın canalis caroticus'ta yaptığı kavisin çapı ile arterin çapı ölçülerek birbirine oranlandı. Willis poligonunun ön bölümünde en sık rastladığımız model, %27 ile arteria communicans anterior yokluğu idi. Poligonun arka bölümünde ise en sık rastladığımız model, % 65 ile arteria communicans posterior yokluğu idi. Willis poligonunun tam olduğu hasta sayısı ise 4 idi. Çalışmamızda tespit edilen varyasyon tiplerinin kadın/erkek ve sağ/sol arasında farklı olmadığını belirledik (p>0.05). Poligonu oluşturan arterlerin çaplarının da kadın/erkek ve sağ/sol arasında farklı olmadığını belirledik (p>0.05). Arteria carotis interna'nın ile arterin çapı arasındaki oranın, cinsiyet ve taraflar arasında farklı olmadığını belirledik (p>0.05). Sağ arteria carotis interna çaplarının erkek ve kadınlarda istatistiksel olarak farklı olduğunu belirledik (p<0.05). Yine sol arteria communicans posterior çapları bakımından kadın ve erkeklerde istatistik olarak anlamlı fark olduğunu belirledik (p<0.05). Bu durum beyin hemisferlerinin kan dolaşımında, bir asimetri olduğunu göstermektedir. Bunun ayrıca lateralizasyona işaret edip etmediğini belirlemeye yönelik farklı çalışmalar yapılması gerektiğini düşünüyoruz. Ayrıca tespit ettiğimiz varyasyon tipleri ile sıklığının, bu bölgede yapılacak başka çalışma ve girişimlere faydalı bilgiler sağladığını ve Willis poligonu varyasyonlarının, diğer radyolojik görüntüleme yöntemleri ile de belirlendiği farklı çalışmalar yapılması gerektiğini düşünüyoruz.

Arteria communicans anteriorArteria communicans posteriorBeyin lateralizasyonu+3
Zahide Türk
Düzce University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

COVID-19 enfeksiyonu geçirmiş bireylerin denge, reaksiyon zamanı ve konsantrasyon parametrelerinin incelenmesi

Bu çalışmanın amacı; COVID-19 enfeksiyonu geçirmiş bireylerin denge, reaksiyon zamanı ve konsantrasyon parametrelerini incelemek ve bu bireyleri kontrol grubu ile karşılaştırmaktı. Çalışmaya 18-26 yaş aralığında, daha önce PCR testi ile COVID-19 tanısı almış 56 birey (28 Erkek, 28 Kadın) ile sağlıklı 56 birey (28 Erkek, 28 Kadın) olmak üzere toplam 112 birey katıldı. Her iki gruptaki bireylerin sosyodemografik özellikleri ve COVID-19 ile ilişkili bilgileri kaydedildi. Reaksiyon zamanı Light Trainer Exercises System ile Dikkat ve konsantrasyon performansı d2 dikkat testi ile statik ve dinamik denge ise sırasıyla flamingo denge testi ve y denge testi ile değerlendirildi. COVID-19 geçirmiş bireylerin dikkat ve konsantrasyon parametrelerinden psikomotor hız değeri (p=0,016), psikomotor hız yüzdesi (p=0,029), başarı puanı yüzdesi (p=0,032) kontrol grubundan istatistiksel olarak anlamlı seviyede düşük olduğu belirlendi. Reaksiyon zamanı performansında üst ekstremite ortalama reaksiyon zamanı (p=0,00), üst ekstremite en hızlı reaksiyon zamanı (p=0,00), üst ekstremite son reaksiyon zamanı (p=0,04), üst ekstremite söndürülen modül sayısı (p=0,00), alt ekstremite ortalama reaksiyon zamanı (p=0,00), alt ekstremite en hızlı reaksiyon zamanı (p=0,00), alt ekstremite son reaksiyon zamanı (p=0,00), alt ekstremite söndürülen modül sayısı (p=0,00) değerleri COVID-19 grubunda kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı seviyede düşük olduğu belirlendi. Denge performansı bakımından ise y denge testi anterior, posterolateral, posteromedial, total uzanma değerinde ve Flamingo denge testi değerlerinde COVID-19 grubunda kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı seviyede düşük olduğu belirlendi. Çalışma sonucunda 18-26 yaş aralığındaki genç yetişkin bireylerden COVID-19 enfeksiyonu geçiren bireylerin aynı yaştaki sağlıklı bireylere göre denge, reaksiyon zamanı ve dikkat ve konsantrasyon parametrelerinden psikomotor hız ve başarı puanının olumsuz etkilendiği tespit edildi. Anahtar sözcükler: COVID-19, Denge, Dikkat ve konsantrasyon, Reaksiyon zamanı.

COVID 19DengeKonsantrasyon+4
Furkan Bodur
Düzce University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Pilonidal sinüslü hastaların somatotip ve vücut kompozisyonlarının belirlenmesi

Bu çalışmanın amacı pilonidal sinüs (PS)'lü hastaların somatotip ve vücut kompozisyonları belirlemek ve hangi vücut yapısına sahip bireylerde daha sık görüldüğünü saptamaktır. Çalışmaya PS tanısı alan 80 erkek hasta dahil edildi. Heath-Carter yöntemi kullanılarak somatotipleri hesaplamak için PS'li hastalardan 10 antropometrik ölçüm alındı. PS'li hastaların orifis sayısı, günlük oturma süresi, yağ oranı, kas oranı, kemik kütlesi, hastanede kalış süre (HKS)'si ve hastalık süresi kaydedildi. Bu çalışmada santral somatotipinden 9 hasta (medyan: 28 yaş), endomorfik mezomorf 47 hasta (medyan: 35 yaş), mezomorf endomorf 13 hasta (medyan: 27 yaş), mezomorfik endomorf 11 hasta (medyan: 32 yaş) tespit edildi. Yapılan Kruskall Wallis H testi sonucuna göre kilo, vücut kitle indeksi (vki), somatotip hesaplamak için yapılan antropometrik ölçümlerin, somatotip bileşenlerinin ve kas oranı'nın somatotipler arasında istatistiksel olarak anlamlı farka sahip olduğu (p<0,05), yaş ve boy açısından somatotipler arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olmadığı (p>0,05) belirlendi. İstatistiksel olarak anlamlı çıkan kilo, VKİ ve kas oranı değerlerinin hangi somatotipten kaynaklı olduğu belirlemek için verilere uygulanan Post hoc testi sonucunda santral tipteki somatotiplerin istatistiksel olarak anlamlı değişimlere neden olduğu belirlendi (p<0,05). Santral tipteki hastalarda diğer somatotiplere oranla daha fazla apse görüldüğü belirlendi (%88,9). Yapılan Spearman's Rho korelasyon analizi sonucuna göre orifis sayısı'nın VKİ, oturma süresi, yağ oranı, kas oranı, kemik kütlesi ve hastalık süresi'nden etkilenmediği sonucuna varıldı. Anahtar sözcükler: Antropometri, Endormorfik mezomorf, Pilonidal sinüs, Somatotip, Vücut kompozisyonu.

AntropometriKemik dansitesiPilonidal sinüs+3
Demet Şencan
Düzce University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Kraniyovertebral kavşaktaki kemik yapıların konik ışınlı bilgisayarlı tomografi ile incelenmesi

Kraniyovertebral kavşak (KVK) kafatası ile servikal omurga arasında anatomik bir geçiş bölgesidir. Baziler invaginasyon, atlantoaksiyal dislokasyon ve platibazi gibi KVK patolojilerinin değerlendirilmesinde kullanılan birçok kraniyometrik ölçüm tanımlanmıştır. Bu nedenle kraniyometrik ölçümlerin normal sınırlarının saptanması önemlidir. Bu çalışmanın amacı, Anadolu'da yaşayan 18-65 yaş aralığındaki sağlıklı bireylerin Konik Işınlı Bilgisayarlı Tomografi (KIBT) görüntülerinde KVK'ya ait kemik yapılarının morfometrik referans değerlerini belirleyerek literatüre katkı sağlamaktır. Bu amaçla 300 sağlıklı bireyin KIBT görüntüleri retrospektif olarak değerlendirildi. Bu görüntüler üzerinde midsagittal kesitte 16, koronal kesitte 2 parametre incelendi. Veriler cinsiyet ve yaşa göre karşılaştırıldı. Apex dentis'in, McGregor, Chamberlain, McRae, Fischgold digastrik, Fischgold bimastoid ve McRae hatlarına uzaklığı sırasıyla 0.31±3.22, 1.06±3.22, 5.30±1.59, 8.70±4.12, -5.15±4.86 ve 35.58±2.52 mm, clivus-kanal açısı 157.62±11.85°, atlantodental aralık 1.28±0.48 mm, posterior atlantodental aralık 19.54±2.24 mm, Welcher bazal açısı 130.83±6.29°, basion-aksiyal mesafe 4.01±1.83 mm, basion-dental mesafe 4.92±1.77 mm, Powers oranı 0.72±0.06, modifiye Ranawat metoduyla ölçülen mesafe 28.66±2.38 mm, Redlund-Johnell metoduyla ölçülen mesafe 35.11±4.09 mm kraniyoservikal tilt açısı 126.98±12.24° saptandı. Apex dentis McGregor ve Chamberlain hatlarına göre sırasıyla 102 (%36)'sinde ve 86 (%26)'sında üstünde, 129 (%46)'unda ve 170 (%57)'inde altında, 52 (%18)'sinde ve 42 (%14)'sindeyse aynı seviyede saptandı. Apex dentis olguların tamamında McRae hattının altında gözlendi. Olguların 284 (%98)'ünde Fischgold digastrik çizgisinin altında, 7 (%2)'sinde bu çizgiyle aynı seviyede, olguların 35 (%12)'inde Fischgold bimastoid çizgisinin altında, 233 (%82)'ünde üstünde, 17 (%6)'sinde bu çizgiyle aynı seviyede saptandı. Literatürde KVK'ya ait patolojilerin kraniyometrik değerleriyle ilgili fikir birliğinin olmadığı görülmektedir. Bu çalışmadaki sonuçların literatüre katkı sağlayacağı düşünülmektedir. Normal değer aralığının belirlenmesi için farklı populasyonlar üzerinde daha fazla çalışma yapılması önerilmektedir.

AnatomiKonik ışınlı bilgisayarlı tomografiOmurga+1
Sefkan Tanrisever
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Abdominal aort anevrizmalarında damar duvarının farklı hematokrit düzeylerindeki hemodinamik değişimlere yanıtının hesaplamalı akışkanlar dinamiği ile incelenmesi

Abdominal aort'un duvarında oluşan fokal, kalıcı ve anormal dilatasyon abdominal aort anevrizması (AAA) olarak adlandırılır. Yaşlı nüfusta prevelansı artış gösterirken dünya çapında her yıl yaklaşık 150.000 yeni vaka teşhis edilmektedir. AAA rüptürü korkulan ve hayati tehdit eden bir komplikasyon olmakla birlikte, rüptür olması durumunda mortalite oranı %60-90'lara kadar çıkabilmektedir. AAA oluşmasında etkili olan hemodinamik nedenlerin anevrizmanın rüptür riskiyle ilişkisi ve anevrizma onarımı esnasında kullanılacak en doğru yöntemin belirlenmesi hayati önem arz etmektedir. Bu nedenle, hesaplamalı akışkanlar dinamiği (HAD) aracığı ile damar içerisinde oluşan hemodinamik değişimler son yıllarda bilimsel çalışmaların ilgi odağı haline gelmiştir. Bu çalışma ile her bir hasta için üç farklı hematokrit (Hct) değerinin (%20, %40 ve %60) akışkan hemodinamiğinde oluşturduğu değişimlerin arter ve anevrizma kesesi içindeki etkilerinin araştırılması amaçlanmıştır. Gaziantep Üniversitesi Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi polikliniğinde AAA tanısı alan 6 hasta ve 2 sağlıklı birey çalışmaya dahil edilmiştir. Hastaların bilgisayarlı tomografik anjiografi (BTA) görüntülerinden model oluşturmak için HOROS v3.3.5 (https://horosproject.org/) yazılımı ve Meshlab (http://www.meshlab.org) programı kullanılmıştır. Üç boyutlu (3B) modeller ANSYS® FLUENT programına transfer edilerek HAD çalışılmıştır. Kan, pulsatil ve Newtonyen olmayan akışkan kabul edilirken, damar dış duvarı rijit varsayılmıştır. Bu çalışma ile anevrizma kesesi içinde türbülans akım meydana geldiği ve Hct seviyesinin belirli bir seviyeye kadar artmasıyla bu türbülansın arttığı görülmüştür. Bununla birlikte, anevrizma kesesinde düşük damar kayma gerilmesi (DKG) alanları görülürken, Hct değeri arttıkça düşük DKG alanlarında genişleme görülmüştür. HAD aracılığıyla hemodinamik etmenlerle rüptüre neden olabilecek etkilerin bağlantısı non-invaziv olarak araştırılacak ve bununla birlikte hekimlere hastaya özgü etkili ve doğru tedavi için yol gösterici olmaktadır.

Akışkanlar dinamiğiAkışkanlar dinamiğiAnevrizma+6
Aysun Büyükkanlı
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Articulatio temporomandibularis'in konik ışınlı bilgisayarlı tomografi görüntüleri üzerinde morfometrik değerlendirmesi

Articulatio temporomandibularis'in (ATM) morfometrik ölçümleri; patolojilerin tanı ve tedavisinde, ortodontik tedavi aşamalarının değerlendirilmesinde ve yaşa bağlı eklem değişikliklerinin anlaşılmasında önemlidir. Bu çalışmanın amacı, Güneydoğu Anadolu'da yaşayan 18-65 yaş aralığındaki ATM patalojisi bulunmayan bireylerin Konik Işınlı Bilgisayarlı Tomografi (KIBT) görüntülerinde ATM'ye ait kemik yapıların morfometrik referans değerlerini belirleyerek literatüre katkı sağlamaktır. 171 bireyin KIBT görüntüleri retrospektif olarak değerlendirildi. Sagittal kesitte 18, koronal kesitte 12 ve transvers kesitte 5 olmak üzere toplam 35 parametre incelendi. Otuz dört parametrede processus condylaris, tuberculum articulare, fossa mandibularis, ramus mandibulae, arcus zygomaticus ve eklem aralığıyla ilgili ölçüm ve bir parametrede tiplendirme yapıldı. 22 parametrede cinsiyetler arasında, 6 parametrede eklem tarafları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptandı. Parametrelerin yaş ile korelasyonu incelendiğinde; 9 parametrede pozitif yönde çok zayıf bir ilişki, 1 parametrede pozitif yönde zayıf bir ilişki ve 2 parametrede negatif yönde çok zayıf bir ilişki olduğu saptandı. ATM patolojilerinin tanısında; tedavi öncesi ve sonrası ölçümlerin karşılaştırılmasında; ortognatik cerrahi işlemlerinin planlamasında; prostetik cihazların tasarımı ve geliştirilmesinde ATM'nin morfometrik değerlerinin bilinmesi önemlidir. Bu çalışmayla ATM morfometrisi ile ilgili referans değer aralıkları saptanarak literatüre katkı sağlanacağı düşünülmektedir.

AnatomiDiş hekimliğiKonik ışınlı bilgisayarlı tomografi+3
Elif Ayyıldız
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Sağlıklı insanlarda ve disk hernisi olan hastalarda medulla spinalis'in sonlanma seviyesinin manyetik rezonans görüntüleme yöntemi ile karşılaştırılması

Medulla spinalis canalis vertebralis içerisinde önde ve arkada hafifçe yassılaşır ve koni şeklinde sonlanır. Santral sinir sistemi hastalıkları, meninges enfeksiyonları ve beyin omurilik sıvısının (BOS) incelenmesi gibi durumlarda lumbal ponksiyon yapılırken, bu bölgeye iğne ile girilmesi sırasında medulla spinalis sonlanma seviyesinin bilinmesi oldukça önemlidir. Medulla spinalis sonlanma seviyesinin (MSSS) yaş, cinsiyet, boy, ağırlık, vücut kitle indeksi ve çeşitli hastalıklarda farklı seviyelerde sonlanabileceği bildirilmiştir. Bu çalışmada lumbal bölgeye yapılacak anestezi, cerrahi, lumbal ponksiyon gibi işlemlerde komplikasyonların önlenebilmesi için MSSS'yi tespit etmek ve bu seviyenin cinsiyet, yaş, vücut kitle indeksi parametreleri ile ilişkisinin araştırılması planlanmıştır. Disk hernisinin MSSS'ye etkisi araştırılarak disk hernisi olan hastalarda MSSS'nin belirlenmesi ve sağlıklı insanlarla karşılaştırması amaçlanmıştır. Yapılan literatür taramasında bununla ilgili yeterli bilgiye tespit rastlanılamamıştır. Bu amaçla 191 sağlıklı ve 150 lumbal protrüze disk hernisi bulunan hasta bireyin lumbal MR görüntüleri retrospektif olarak değerlendirildi. Bu görüntülerde hem corpus vertebrae ve discus intervertebralis'e göre hem de processus spinosus'a göre bakılarak MSSS belirlenmiştir. Corpus vertebrae ve Dİ'ye göre MSSS sağlıklı insanlarda ve disk hernisi olan hastalarda en sık L1 corpus vertebrae'nın üst üçte biri seviyesinde saptanmıştır. Processus spinosus'a göre MSSS sağlıklı insanlarda ve disk hernisi olan hastalarda en sık L1 processus spinosus'ta saptanmıştır. Sağlıklı insanlar ile disk hernisi olan hastalarda MSSS'leri arasında anlamlı istatistiksel fark saptanmamıştır. Corpus vertebrae'ya göre ölçülen MSSS ile processus spinosus'a göre ölçülen MSSS arasında yüksek derecede anlamlı korelasyon saptanmıştır (p=0.001, r=0.853). Sağlıklı insanlarda yaş ve boy ile, disk hernisi olan hastalarda yaş ile MSSS arasında pozitif yönde zayıf anlamlı ilişki bulunmuştur. Bulgularımıza göre bu bölgede yapılacak olan lumbal ponksiyon, anestezi ve cerrahi gibi işlemlerde referans seviyenin L3 processus spinosus'un altındaki seviyeler alınması gerekir.

HernilerManyetik rezonans görüntülemeSpinal kord+2
Merve Kalındemirtaş
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Dominant ve nondominant omuzda etkilenim gösteren adheziv kapsülitli vakalarda günlük yaşam aktivitelerinin incelenmesi

Adheziv kapsülit (AK), omuz eklem kapsülünün iltihaplanması ve sertleşmesi sonucu ortaya çıkan bir durumdur. Bu durum, omuzun hareket kabiliyetini ciddi şekilde kısıtlayabilir ve günlük yaşam aktivitelerini olumsuz etkileyebilir. Özellikle dominant (hakim) ve nondominant (hakim olmayan) omuzlarda AK gelişimi, hastaların yaşam kalitesi üzerinde farklı etkiler yaratabilir. Bu tez, AK'li hastaların günlük yaşam aktivitelerini, özellikle dominant ve nondominant omuzlardaki etkilerini incelemektedir. AK, omuz eklem kapsülünün sertleşmesi ve hareket kabiliyetinin azalmasıyla karakterize edilen bir durumdur. Sonuç olarak, çizelge, hastaların vücut kitle indeksi (VKİ) ile günlük yaşam aktivitelerindeki işlevsellik kaybı veya ağrı arasında doğrudan bir ilişki olmadığını ancak Kol, Omuz ve El Sorunları Anketi (DASH) ile vizüel analog skalası (VAS) arasındaki güçlü ve anlamlı korelasyon, günlük yaşam aktivitelerindeki kısıtlamalar ile ağrı şiddeti arasında yakın bir ilişki olduğunu göstermektedir. Bu, tedavi stratejilerinin belirlenmesinde hastaların ağrı düzeylerinin ve işlevsellik kaybının birbiri ile ilişkili olduğu sebeple daha fazla vurgulanması gerektiğini gösterir. Anahtar Sözcükler: Adheziv Kapsülit, Dizabilite, Dominant, Nondominant.

Akromiyoklaviküler eklemHasta eğitimi
İrem Murtezaoğlu
Düzce University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Sella Turcıca'nın konik ışınlı bilgisayarlı tomografi görüntüleri üzerinde morfometrik değerlendirilmesi

Sella turcica corpus ossis sphenoidale'de bulunan içerisinde glandula pituitaria'yı barındıran önemli bir anatomik oluşumdur. Sella turcica'ya Türklerin icat etmiş olduğu eyere benzemesinden dolayı 'Türk eyeri' anlamına gelen bu isim verilmiştir. Çevresinde birçok hayati yapı bulundurması bu yapılarla yakın komşuluğu ve bu bölgeye yapılacak cerrahi girişimler sırasında geçiş noktası olması sebebiyle sella turcica'nın morfometrisinin ve morfolojisinin bilinmesi önemlidir. Bu çalışmanın amacı Anadolu'da yaşayan 18-65 yaş aralığındaki bu bölgede patalojisi bulunmayan bireylerin Konik Işınlı Bilgisayarlı Tomografi (KIBT) görüntülerinde sella turcica'ya ait kemik yapıların morfometrik referans değerlerini belirleyerek literatüre katkı sağlamaktır. Bu amaçla 200 kadın 200 erkek olmak üzere 400 bireyin KIBT görüntüleri retrospektif olarak değerlendirildi. Sagittal kesitte 6, transvers kesitte 2 olmak üzere toplam 8 parametre incelendi ve iki farklı kategoride sella turcica morfolojisi değerlendirildi. Sagittal düzlemde sella turcica'nın uzunluğu 10.19±1.77 mm, sella turcica'nın çapı 11.6±1.69 mm, sella turcica'nın anterior yüksekliği 7.88±1.56 mm, sella turcica'nın median yüksekliği 8.18±1.42 mm, sella turcica'nın posterior yüksekliği 6.98±1.31 mm, sella turcica'nın genişliği 11.10±1.6 mm olarak saptandı. Transvers düzlemde processus clinoideus anterior'lar arası mesafe 24.93±2.57 mm, processus clinoideus posterior'lar arası mesafe 14.92±2.46 mm olarak saptandı. Sagittal düzlemde sella turcica morfolojilerinde en sık görülen şekil 'normal sella turcica' (%59) ve bir diğer kategoride ise 'dairesel' (%48.75) olmuştur. Elde edilen bulguların sella turcica ve çevre yapıların incelenmesinde literatüre katkı sağlayacağı düşünülmektedir.

Konik ışınlı bilgisayarlı tomografiMorfolojiMorfometri+1
Rümeysa İnce
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Ramus mandibulae osteotomilerinde güvenli bölgenin saptanması

Bazı mandibular ve oklüzal patolojiler ortodontik tedavi ile düzeltilebilse bile daha iyi fonksiyonel ve kozmetik sonuçlar için dentofasiyal osteotomilere başvurulur. Ramus mandibulae'ye uygulanacak cerrahi girişimlerde, foramen mandibulae'den geçen damar-sinir yapılarının korunmasına, komplikasyonların azalmasına ve cerrahi işlemin başarı oranının artmasına yardımcı olacak güvenli bölgenin lokalizasyonunun bilinmesi önemlidir. Güvenli bölge, a. /v. /n. alveolaris inferior'a zarar vermeden osteotomi işlemi yapılabilen ramus mandibulae osteotomi alanıdır. Bu çalışmada, Anadolu'da yaşayan 18-65 yaş aralığındaki bireylerin konik ışınlı bilgisayarlı tomografi (KIBT) görüntülerinde ramus mandibulae'de güvenli bölgeyi saptamak, antilingula ve aksesuar foramen mandibulae varlığını araştırmak amaçlanmıştır. 300 bireyin KIBT görüntülerinde sagittal kesitte 5, transvers kesitte 4 parametre retrospektif olarak incelendi. Bu çalışmada toplam 9 parametre ölçülmüş olup, istatiksel analiz yapılmıştır. Ölçümler sonucu ramus mandibulae'de güvenli bölgenin üst bölümünü saptamak için foramen mandibulae ile incisura mandibulae arasındaki mesafenin incisura mandibulae ile mandibula alt sınırı arasındaki mesafeye oranı, arka bölümünü saptamak için foramen mandibulae ile ramus mandibulae arka kenarları arasındaki mesafenin ramus mandibulae ön ve arka kenarı arasındaki mesafeye oranı hesaplandı. Güvenli bölge, ramus mandibulae'nin %55 üst bölümü ile %49 arka bölümü olarak saptandı. Güvenli bölge sınırlarına dikkat edilerek yapılan ramus mandibulae osteotomilerinde damar-sinir hasarı en aza indirgenecektir. Ramus mandibulae osteotomilerinde her zaman bulunmayan antilingulanın kılavuz nokta olarak kullanımı güvenilir değildir. Elde edilen bulguların ramus mandibulae osteotomilerinde yol gösterici olacağı ve literatüre katkı sağlayacağı düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Foramen mandibulae, Konik Işınlı Bilgisayarlı Tomografi, Ramus mandibulae osteotomisi

Foramen mandibulaeKonik ışınlı bilgisayarlı tomografiMandibula+1
Fatma Sevmez
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Farklı somatotipe sahip sağlıklı genç kadınlarda dudaktan alınan morfometrik ölçümlerin incelenmesi

Günümüzde dudak şekilleri; plastik, estetik ve rekonstrüktif cerrahi, yüz ve boyna bağlı gelişen yaralanmalar ve travmalar sonucu birçok kişi için değişime uğramaktadır. Bizim bu çalışmadaki amacımız yüz bölgesinde herhangi bir travma veya cerrahi girişimi olmayan 18-25 yaş arası sağlıklı kadın bireylerin dudak morfometrilerinin vücut tipleriyle arasında nasıl bir ilişki olduğunu saptamaktır. Somatotipin belirlenmesinde 10 antropometrik ölçüm yapıldı. Boy ve kilo ölçümü, 4 farklı bölgenin (triceps, subscapular, suprailiac, baldır) deri kıvrım kalınlığı (DKK) ölçümleri, iki bölgenin kemik çapı ölçümleri (diz ve dirsek genişliği) ve iki farklı bölgenin (kasılı kol ve baldır) çevre ölçümleri alındı. Dudak morfometrisi ölçümleri için çalışmaya katılacak olan gönüllülerin burun ve ağız bölgesi net görünecek şekilde fotoğrafları çekildi ve belirli ölçüm noktaları referans alınarak dijital ortamda ölçümler yapıldı. Çalışmamızın sonucunda dudak-dudak, dudak-burun ve dudak-çene arası ölçümlerde p değeri anlamlı bulunmuştur. Somatotipleri; dengeli ektomorfi ve endomorfik mezomorf olan bireyler arasında dudak-dudak ve dudak-çene arasındaki parametreler, merkezi ve endomorf-ektomorf olan bireylerde dudak-dudak ve dudak-çene arasındaki parametreler, endomorf ektomorf ve endomorfik mezomorf olan bireylerde dudak-dudak ve dudak-çene arasındaki parametreler istatistiksel olarak anlamlı fark göstermiştir. Dudak bölgesiyle ilgili görünümden memnun olmayan kadınlar için estetik cerrahiye başvurma seçeneği ilk yol olmayabilir. Cerrahiye alternatif olarak belirli vücut ölçülerine sahip olmak yeterli olabilir. Böylece günümüzde giderek yaygınlaşan estetik cerrahi operasyonlarında azalma ve kadınların doğal görünümlerini kaybetmemeleri sağlanabilir. Buna ek olarak daha uygun fiyatlı olduğu için tercih edilen profesyonel olmayan merkezlerde yapılacak uygulamaların risklerine karşı önlem alınabilir.

AntropometriMorfometriSomatotipler
Cansel Özbek
Düzce University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Menisküs boyutlarının manyetik rezonans görüntüleme yöntemi ile incelenmesi ve diskoid menisküs

Hülya Erbağcı
Gaziantep University
1999
00
Master'sOpen AccessTR

CT görüntüleri kullanılarak septum nası deviasyonlu hastalarda concha bullosa varlığının araştırılması

Nasal septum, burnun önemli anatomik yapısı ve desteğidir. Kulak Burun Boğaz polikliniğine başvurulan en sık sebeplerden biri de burun tıkanıklığıdır. Septum nasi deviasyonu burun tıkanıklığına zemin hazırlayan etkenlerden arasında yer almaktadır. Septum nasi'de meydana gelen deviasyon sonucunda paranasal sinüslerde çeşitli anatomik varyasyonlar meydana gelir. Oluşan anatomik varyasyonlar arasında concha bullosa da yer almaktadır. Septum nasi deviasyonu ile concha bullosa varlığı nasal pasajı tıkayarak nefes alma sürecinde sorun yaratmaktadır. Çalışmamız septum nasi deviasyonuna sahip bireylerde radyolojik görüntüleri mevcut 278 hastanın 3D-MPR yöntemi ile concha bullosa varlığı incelendi. Septum nasi ölçümleri yapılan hastalarda concha bullosa varlığı irdelendi. Yapılan ölçümler ile septum nasi uzunluğu, septal deviasyon açısı, septal deviasyon miktarı ölçülerek birbirine oranlandı. Çalışmamızda tespit edilen septum nasi uzunluğu arasında fark olmadığı belirlendi (p>0,05). Septal deviasyon açısı ile septal deviasyon miktarı arasında anlamlı fark olduğunu belirlendi (p<0,05). Çalışmamızda tespit edilen septum deviasyon tipleri ile septal deviasyon açısı arasındaki farkın anlamlı olduğunu görüldü (p<0,05). Septum deviasyon tiplendirmesinde kullanılan sınıflandırmalar arasında anlamlı farkılık bulundu (p<0,05). Septum nasi deviasyonuna sahip olgularda erkeklerde %54,8 kadınlarda ise %58,3 oranında concha bullosa varlığı tespit edildi. Bu durum septum nasi deviasyonuna sahip bireylerde concha bullosa varlığının anlamlı olduğunu göstermektedir. Concha bullosa tarafının cinsiyet üzerinde etkisinin olmadığı görüldü (p>0,05). Sol septal açı gruplarında concha bullosa varlığının anlamlı olduğu görüldü (p<0,05). Sağ septal açı gruplarında ise concha bullosa varlığı açısından anlamlı farkın olmadığı tespit edildi (p>0,05). Concha bullosa tipleri ile cinsiyet arasında anlamlı farklılık belirlenmedi (p>0,05). Sağ taraf concha bullosa tipleri ile sol taraf concha bullosa tipleri arasında anlamlı farklılık bulundu (p<0,05). Septum nasi deviasyonunun concha bullosa'ya sebep olabileceğine dair daha geniş vaka grubunda çalışmalar yapılması gerektiği düşünüldü. Sinonasal bölgede yapılması planlanan cerrahi opreasyonlar öncesinde anatomik varyasyonların teşhisinin olası komplikasyonları önlemede kilit nokta olabileceği kanısına varıldı.

Nazal konkaRadyoanatomi
Hilal Akkara
Düzce University · Institute of Health Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

CT görüntülerinde lamina papyracea'nın yapısı ve varyasyonlarının araştırılması

Lamina papyracea(LP), os ethmoidale'nin orbitaya bakan yüzünde yer alan ve orbitanın medial duvarının oluşmasına katkı sağlayan ince bir kemik yapıdır. Endoskopik sinus cerrahisi(ESC)'nde LP iyatrojenik olarak kırılıp orbitaya girilebilir ve ciddi komplikasyonlar oluşabilir. Muhtemel komplikasyonları önlemek için LP'nin yapısını ve varyasyonlarını bilmek önemlidir. Bu nedenle çalışmamızda BT görüntüleri kullanılarak LP'nin yapısı ve varyasyonları incelenmiştir. Çalışmaya, Düzce Üniversite'si Araştırma ve Uygulama Hastanesi'nde eylül 2021- haziran 2022 tarihleri arasında yüz, cranium, sinus paranasales BT çekilen hastalar dahil edilmiştir. Rastgele seçilen 101 kadın ve 102 erkek hastada LP'nin sağ ve sol taraf olmak üzere tiplerinin tanımlaması ve ölçümü yapıldı. Veriler SPSS programı (version 23.0) ile analiz edildi. Çalışmaya dahil ettiğimiz 203 hasta içerisinde 3 kişide LP dehissansı olduğu görüldü. Dehissans olan hastalar ölçüme dahil edilmedi. 200 hastada sağ ve sol taraf olmak üzere toplam 400 LP'de ölçüm yapıldı. LP'de en fazla Tip I'in, daha sonra sırasıyla Tip IIa, Tip IIb, Tip IIIa ve Tip IIIb'nin olduğu görüldü. Sol LP tiplerinin görülme oranının cinsiyete bağlı olarak değiştiği (p<0,05) ancak sağ LP tiplerinin görülme oranının cinsiyete bağlı olarak değişmediği görüldü (p>0,05). Sol LP tipleri ile sağ LP tipleri karşılaştırıldı ve LP tiplerinin görülme oranının sağ veya sol tarafta bulunma durumuna göre değişmediği görüldü (p>0,05). LP tiplerinin tamamına bakıldığında yaşa bağlı olarak tipin değiştiği görüldü (p<0,05). Sağ LP tipinde yaşa bağlı değişme görülmezken (p>0,05), sol LP tipinde yaşa bağlı değişme görülmektedir (p<0,05). Çalışmamızda bulduğumuz LP tiplerinin görülme oranının literatürde bildirilen oranlarla uyumlu olduğu görüldü. Çalışmamızdaki LP dehissans oranının literatürde bildirilen dehissans oranlarıyla uyumlu olduğu görüldü. LP dehissansının cinsiyet, yaş ve taraf seçip seçmediğine dair istatistiksel değerlendirme veriler yetersiz olduğu için yapılamamıştır. Çalışmamız, LP'nin yapısının daha iyi bilinmesiyle ESC'de oluşabilecek ciddi komplikasyonların önüne geçmeye yardımcı olacaktır.

Bilgisayarlı tomografiEtmoid sinüsNeurocranium+1
Selen Akdoğan
Düzce University · Institute of Health Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Manyetik rezonans görüntülerinde beyin sapı hacminin stereolojik olarak değerlendirilmesi

Nörodejeneratif hastalıklarda meydana gelen nöron kaybı, beyin sapında atrofi oluşturarak hacimsel değişikliklere sebep olabilmektedir. Bu çalışmanın amacı, yetişkin bireylerde, toplam beyin hacmi, beyin sapı hacmi ve beyin sapı hacminin toplam beyin hacmine oranını, stereolojide hacim hesaplama yöntemlerinden biri olan Cavalieri prensibine dayanarak hesaplamaktır. Bu amaçla, MRG görüntülerinde herhangi bir patolojik bulgu saptanmayan, 72 bireyin görüntüleri değerlendirildi. Buna göre, kadınlarda toplam beyin hacmi 966.81 ± 77.44 cm3, erkeklerde 1074.06 ± 111.75 cm3, beyin sapı hacmi, kadınlarda 18.99 ± 2.36 cm3, erkeklerde 22.05 ± 4.01 cm3 olarak tesbit edildi. Beyin sapı hacminin toplam beyin hacmine oranı, kadınlarda 1.96 ± 0.17 ve erkeklerde 2.05 ± 0.29 olarak belirlendi. Kadınlarda toplam beyin ve beyin sapı hacimlerinin daha küçük bulunması, istatistiksel açıdan anlamlıydı (p?0.05). Yaşları 20-40 arasında değişen bu bireylerde, yaşlanmayla birlikte toplam beyin ve beyin sapı hacim değerlerinde istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık tesbit edilmedi (p?0.05). Sonuç olarak, beyin hacim ölçümlerinin tarafsız ve etkin bir hesaplama yöntemiyle sayısal verilere dayandırılmasının, nörodejeneratif hastalıkların erken tanısının yanında, hastalıkların ilerleme hızının belirlenmesi ve tedavi sonuçlarının gözlenmesine katkı sağlayacağı inancındayız.

BeyinBeyin sapıHacim+2
Münevver Keser
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2011
00
DoctorateOpen AccessTR

Acı tadı algılama duyusunun papilla sircumvallatae sayısı ile ilişkisi

Doktora Tezi ACÎ TADÎ ALGILAMA DUYUSUNUN PAPİLLA CİRCUMVALLATAE SAYİSİ İLE İLİŞKİSİ Ayfer MAVİ Gaziantep Üniversitesi-Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Anatomi Anabilim Dalı Danışman : Doç. Dr. Orhan CEYHAN ÖZET Bu çalışma acı biberi çok seven ve yiyen Gazianteplilerin acı tadı algılama ve tanmlama eşikleri ile acı tadı alan papillae circumvailaîae'ın sayılan arasındaki ilişkiyi saptamak amacı ile yapılmıştır. Yaşlan 17-85 arasında olan 87 gönüllü denek araştırmamıza katılmıştır. Bu deneklerden 33 tanesi Gaziantep'ti değildi ve bunlar en fazla 1 yıldır Gaziantep'de yaşıyordu. Papillae circumvailatae abeslank ve ışık kaynağı yardımı ile doğrudan gözlenerek sayılmıştır. Acı tadı algılama ve tanımlama eşikleri Henkin'in Üç Damla Baskın Seçim Metodu ( Henkin Three Drop Forced-Choice Method) ile quinine sülfat kullanılarak tespit edilmiştir. Papilla sayısında yaşa, sekse ve bölgeye bağlı olarak anlamlı bir fark saptanamamıştır. Acı tadı algılama ve tanımlama eşiklerinin ise yaş ile anlamlı olarak yükseldiği istatistiksel olarak hesaplanmıştır. Acı tadı algılama ve tanımlama eşiklerinin bölgesel olarakda değişme eğiliminde olabileceği gözlemlenmiştir. Acı îaî eşiklerinin cinsiyete göre farklılığı küçük gruplarda araştırıldığında anlamlı farklılıklar bulunamamıştır. Fakat denekler genç kadınlar ve genç erkekler olarak gruplandınldığında kadınların erkeklerden anlamlı olarak acı tada karşı daha duyarlı oldukları gözlenmiştir. Acı tadı algılayan papilla circumvailatae sayısı ile acı tat eşikleri arasında önemli bir ilişki olmadığı saptanmıştır. Anahtar Kelimeler : Papilla circumvailatae sayısı, acı tat eşikleri

Dil (Tıp)Tat eşiği
Ayfer Mavi
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
1996
00
DoctorateOpen AccessTR

Sakroiliak eklemin anatomik varyasyonlarının bilgisayarlı tomografi ile incelenmesi

ÖZET Doktora Tezi SAKROİLİAK EKLEMİN ANATOMİK VARYASYONLARININ BİLGİSAYARLI TOMOGRAFİ İLE İNCELENMESİ Mehmet Demir Gaziantep Üniversitesi-Sağlık Bilimleri Enstitüsü Anatomi Anabilim Dalı Danışman: Prof. Dr. Erdem GÜMÜŞBURUN Haziran 2004-62 Sayfa Bu çalışmada art. sacroiliaca'da görülen varyasyon tiplerinin belirlenmesi ve görülme sıklığının saptanması amaçlandı. Ocak 2002-Mart 2003 tarihleri arasında Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Radyoloji Anabilim Dalı'na pelvis bilgisayarlı tomografi istemiyle başvuran 15 yaş ve üstündeki toplam 400 olgu (204 erkek ve 196 kadın) incelendi. Olguların sakroiliak eklem ile ilgili herhangi bir şikayeti ve teşhisi konmuş bir hastalığı yoktu. Sakroiliak eklem'de 6 tip anatomik varyasyon saptandı; 1. Aksesuar eklem (70 olgu, %17,5), 2. İliosakral kompleks (38 olgu, %9,5), 3. İki parçalı iliak kemik (22 olgu, %5,5), 4. İliak veya sakral kemiklerde semisirküler defekt (19 olgu, %4,8), 5. Yarım ay şekilli iliak kemik (14 olgu, %3,5) ve 6. Ossifikasyon merkezi (4 olgu, %1,0). Erkeklerin eklemlerinde iki parçalı iliak kemik (p<0,05), kadınlarda ise semisirküler defekt, yarım ay şekilli iliak kemik ve ossifikasyon merkezi daha fazla tespit edildi (p<0,05). Olgularda yaşın artması ile birlikte aksesuar eklem, iki parçalı iliak kemik, semisirküler defekt ve yarım ay şekilli iliak kemik varyasyonları daha çok saptandı (p<0,05). Obez kadınların eklemlerinde ise aksesuar eklem, iliosakral kompleks, semisirküler defekt daha fazla gözlendi (p<0,05). Ayrıca, kadınlarda doğum sayısının artması ile birlikte aksesuar eklem daha fazla görüldü (p<0,05). Varyasyon saptanan eklemlerin periartiküler dokularında en fazla subkondral skleroz, osteofit, ankiloz ve vakum fenomeni tespit edildi. Eklem aralığının boyutu ise ortalama 1.92±0.57 mm olarak saptandı. Sakroiliak eklem'de görülen dejeneratif değişikliklerin ve anatomik varyasyonların bilinmesi, Bilgisayarlı Tomografi görüntülerinin incelenmesinde ve yorumlanmasına katkı sağlayacağı inancındayız. Anahtar kelimeler: Anatomik varyasyon, sakroiliak eklem, bilgisayarlı tomografi.

Mehmet Demir
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2004
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'deki anatomi anabilim dalı öğretim elemanlarının kadavra bağışına yönelik tutumlarının incelenmesi

Bu çalışmanın amacı; Anatomi Anabilim Dalı'nda görevli öğretim elemanlarının kadavra bağışına yönelik tutumlarını incelemek, aynı zamanda tıp eğitiminde oldukça önemli bir yere sahip olan kadavranın temin edilmesindeki var olan sorunlara değinmektir. Nitel araştırma yöntemleri kullanılarak hazırlanan çalışmamızın anket soruları Google Forms ile oluşturuldu ve Türkiye'de aktif olarak görev yapan anatomistlere WhatsApp ve mail üzerinden ulaştırıldı. Çalışmamıza %48,3'ü kadın, %51,7'si erkek olarak toplamda 176 Anatomist katıldı. İstatistiksel analizde Fisher's Exact Chi-Square Testi kullanıldı. Katılımcıların %34'nün bedenlerini kadavra olarak bağışlamadığı, %30,1'inin de bağışlamayı düşünmediği görüldü. Katılımcıların %63,1'ine göre beden bağışına düşüncelerinin oluşmasında dini bağlamda bir etkinin olmadığı görüldü. Katılımcıların kadavra bağışı ile organ bağışı arasındaki seçimlerinde %65,3'ünün organ bağışını %1,7'sinin kadavra bağışını seçtiği tespit edildi. Çalışmaya katılan öğretim elemanlarının büyük çoğunluğu kadavranın tıp eğitimi için öneminin bilincinde olarak kadavrasız eğitimin devam edemeyeceğini ve kadavra yerine kullanılan yöntemlerin kadavranın yerini alamayacağını düşündükleri görüldü. Ancak kadavranın yerinin doldurulamayacağı görüşünde olmalarına karşın beden bağışı yapmayı düşünmedikleri belirlendi. Katılımcılarımıza göre kadavra yetersizliğinin en önemli nedeni bağış için insanların yeteri kadar bilinçlenmemesinden kaynaklıdır. Kadavra bağışını artırabilecek en uygun yöntemlerden birinin medya üzerinden farkındalığı artırmak olduğu belirlendi. Önemli olan bir diğer yaklaşım ise eğitimde kullandıkları kadavraların ölmeden önce onamının alınmasıyla vicdanen daha rahat hissedeceklerini belirtmeleri oldu. Kadavranın temin edilmesinde var olan sorunların giderilmesi için Anatomistlere büyük bir sorumluluk düşmektedir. Kadavranın öneminin bilincinde olarak bedenlerini bağışlamaları hem farkındalığı artıracak hem de tıp eğitimi için atacakları büyük bir adım olacaktır.

İrem Özadam
Düzce University · Institute of Health Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Aksesuar foramen transversarıum'un batı karadeniz popülasyonunda radyolojik değerlendirilmesi

Cervical bölgede 7 tane vertebra bulunmaktadır. Bu vertebraları diğer vertebra'lardan ayıran en belirgin özellik processus (proc.) transversus'larında foramen (for.) transversarium bulunmasıdır. For. transversarium'un içerisinden arteria (a.) vertebralis, vena (v.) vertebralis ve etrafındaki plexus sympaticus geçmektedir. A. vertebralis altıncı cervical vertebra'nın for. transversarium'undan girerek yukarıya doğru yükselir. For. transversarium a. vertebralis'in durumundan etkilenerek şekil, boyut bakımından farklılıklar gösterebildiği gibi for. transverarium'daki değişiklikler de a. vertebralis'in çeşitli varyasyonlar göstermesine neden olabilmektedir. Literatürde pek çok araştırmacı for. transversarium varyasyonları konusunda hemfikirdir. Çalışmamızdaki amaç aksesuar foramen transversarium (AFT) olarak adlandırılan birden fazla for. transversarium görülme durumunu radyolojik olarak incelemektir. Çalışmada yaş ortalaması 51,52 olan 100 kadın ve 100 erkek toplam 200 bireyin BT görüntüleri retrospektif olarak incelendi. AFT gözlemlenen kişiler kaydedildi ve her AFT'nin enine çapları ölçüldü. Elde edilen veriler SPSS 26.0 programı ile analiz edildi. Analiz sonuçlarına göre 49 erkek 46 kadın toplam 95 kişide AFT gözlendi. Cinsiyet ile AFT arasında ve cinsiyet ile AFT enine çap değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmadı (p>0,05). İki cinsiyette de en sık AFT görülen vertebra C6 olarak belirlendi. Çalışmamızın amacı röntgen ve BT taramalarının yorumlanması yoluyla boyun bölgesinde yapılacak cerrahi müdahalelerde yapıların daha iyi belirlenmesi ve uygun girişimin seçilmesinde yol göstermektir. Anahtar Sözcükler: Cervical vertebra, Foramen transversarium, Aksesuar foramen transversarium, Bilgisayarlı tomografi

Ceyda Kahveci
Düzce University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Arcus aortae'nın dallanma varyasyonlarının incelenmesi

Aorta sistemik dolaşımın ana damarıdır. Sol ventrikülden çıkan ostium aortae ile başlayan aorta, karın boşluğunda lumbal 4. vertebra alt kenarı hizasında sonlanır. Arcus aortae'den ayrılan dallar farklı noktalardan ve farklı şekillerde olabilir. Arcus aortae ve dallarının gelişimi fetal yaşamın ilk haftalarından başlayarak 8. haftada şeklini almış olur. Bu embriyolojik gelişimi sırasında farklılıklar oluşabilir. Aort anevrizmaları ve Marfan sendromu gibi bağ dokusu hastalıkları aort diseksiyonuna sebep olabilir. Aort diseksiyonu, aortun intima ve adventisya tabakasının spontan longitudinal ayrışması sonucu oluşan klinik tablodur. Arcus aortae'nın anevrizması ve diseksiyonları kompleks cerrahi operasyon ile tedaviyi gerektirir. Arcus aortae'nin anevrizmaları ve diseksiyonları kompleks cerrahi yöntemleriyle tedavi edilmektedir. Girişimciler, endovasküler stent gibi daha az invaziv teknikleri tercih etmektedir. Geliştirilen cerrahi yöntemler serebral iskemi oluşma riskini engellemeyi hedefler. Bu çalışmadaki amacımız varyasyonları inceleyerek görülme sıklıklarını ortaya çıkarmak. Çalışmamızda 310 hastanın BT anjiografi görüntüsü retrospektif olarak 3D ve MIP olarak incelenmiştir. Yaş ortalaması 64.52 olan 310 kişinin 151 erkek ve 159 kadından oluşmaktadır. Elde edilen veriler SPSS 24.0 programıyla analiz edildi. Yaptığımız analiz sonucunda cinsiyetler arası istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmadı. Klasik tip %75, tip 2 %20.32, tip 3 %2.58, tip 4 %0.96 ve tip 5 %0.96 oranda bulundu. Arterlere ait anatomik yapıların konumlarının belirlenmesi, özellikle erken müdahalenin şart olduğu olgularda, doğru, sağlıklı, hızlı ve başarılı girişimlerin yapılabilmesi için önemlidir. Aynı şekilde damar dallanma varyasyonlarının bilinmesi özellikle baş-boyun ve göğüs bölgesinde yapılması planlanan radyolojik veya cerrahi operasyonlarda gelişebilecek komplikasyonların önüne geçilmesi için hayati önem taşımaktadır. Bu sebeple çalışmamızın kalp-damar cerrahları, girişimsel radyologlar, kardiyologlar, baş-boyun cerrahları ve göğüs cerrahları için önemli bilgiler sağlayacağını düşünmekteyiz.

Özge Nur Çebi
Düzce University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Lumbal intervertebral disklerin ve lumbal vertebraların yaşa ve cinsiyete bağlı değişiminin incelenmesi

Pelin Dilmen
Gaziantep University
2006
00
Master'sOpen AccessTR

İnsan fetüslerinde nervus medıanus'un ön koldaki motor dallanması

Ön kolun ön kompartmanında bulunan kasların çoğunu n. medianus inerve eder. N. medianus hasarına bağlı patolojilerin tedavisinde cerrahi, elektrik stimülasyonu, botulinum toksini enjeksiyonu gibi yöntemler uygulanmaktadır. Bu işlemlerin özellikle kasın motor sinir giriş noktalarına yapılması, tedavinin başarısını artırmaktadır. Bu çalışma, n. medianus'un ön kol kaslarına inervasyon paterninin belirlenmesi ve motor sinir giriş noktalarının ön koldaki lokalizasyonlarının saptanması amacıyla yapıldı. 6 insan fetüsüne ait (4 kız, 2 erkek) 12 ön kol diseke edildi. Ön kollar horizontal çizgilerle eşit bir şekilde proksimal, intermedial ve distal bölümlere, median bir çizgi ile medial ve lateral bölümlere ayrıldı. Ön kolda n. medianus'un inerve ettiği kaslar morfolojik olarak tanımlandı. N. medianus ile kaslar arasındaki ilişkiler incelendi. Kaslara giden sinir dallarının dallanma paternleri saptandı. N. medianus'un MPT, MFCR, MFDS, MFPoL, MFDP ve MPQ'ya verdiği dallanma paternleri sırasıyla 7, 3, 4, 3, 2 ve 1 olarak belirlendi. N. medianus'un, ön kolun ön kompartman kaslarına giden dallarının motor sinir giriş noktalarının %41.1'i proksimal-medial bölümde, % 30.1'i intermedial-lateral bölümde, %18.3'ü intermedial-medial bölümde, % 8.0'i distal-lateral bölümde, % 1.4'ü distal-medial bölümde, % 0.7'si proksimal-lateral bölümde saptandı. Sonuç olarak, ön kolda bulunan kasların sinir dağılımlarının ayrıntılı bir şekilde bilinmesi, bu bölgede uygulanan cerrahi işlemlerin ya da elektroterapi uygulamaları, botulinum toksin enjeksiyonu gibi tedavi yöntemlerinin başarısını artıracaktır.

AnatomiFetüsKol+3
Begümhan Aliosmanoğlu
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Femur kollodiafizer açısının yaş ve cinsiyete bağlı gösterdiği değişikliklerin radyografik yöntemle yapılan ölçümlerin karşılaştırılması

Bu çalışmada femur kollodiafizer açısının (CDA) farklı yaş grupları ve cinsiyete bağlı olarak gösterdiği değişikliklerin radyografik yöntemle incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmamızdaki örneklem grubu eşit sayıda erkek ve kadından oluşan 21-60 yaşları arasındaki 4 gruptan oluşmuştur. Çalışmaya kemiklerin morfometresini etkileyecek bir sendroma sahip olan, kalça protez ameliyatı geçiren, femur başı kırığı olan hastalar dahil edilmemiştir. Kullanılan radyografik ölçümlerde, proximal femur eksenine göre değerlendirme yapılmıştır. Cinsiyete göre sağ ve sol bacak CDA değerlerinde anlamlı düzeyde fark olduğu, ayrıca kadınlarda ölçülen değerler anlamlı düzeyde daha düşük olduğu görüldü (p<0,001). Kadınlarda ölçülen sağ ve sol bacakta CDA değerleri arasında anlamlı düzeyde bir fark vardı (p<0,001). Benzer bulgular erkek bireylerde de saptandı (p=0,014). Yaş grubuna göre sağ (p=0,374) ve sol bacak (p=0,295) CDA değerlerinde anlamlı düzeyde fark yoktu. Yapılan değerlendirmeler sonucunda CDA'nın erkeklerde kadınlara kıyasla daha fazla olduğu belirlendi. Sağ ve sol CDA'nın ölçülmesi neticesinde hem erkek hemde kadınlarda sol CDA'nın sağ CDA'ya kıyasla daha fazla olduğu belirlenmiştir.

Mehrdad Khakzad
Düzce University · Institute of Graduate Studies
2025
00