Aydın Adnan Menderes University
Discipline

Doğum, Kadın Sağlığı ve Hastalıkları Hemşireliği Anabilim Dalı

Aydın Adnan Menderes University

14

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

14 Theses
Master'sOpen AccessTR

Postmenopozal dönemdeki kadınlarda cinsel mitlere inanma durumunun, menopoz tutum ve semptomları ile ilişkisi

Her kadının, menopoz semptomları ve menopoza yönelik tutumu, birçok farklı etmenden etkilenmektedir. Bu araştırmanın amacı, postmenopozal dönemdeki kadınlarda cinsel mitlere inanma durumunun, menopoz tutum ve semptomları ile ilişkisini incelemektir. Tanımlayıcı ve analitik tipteki araştırmanın evrenini, Zonguldak ili Çaycuma ilçesinde yaşayan 40-64 yaşları arasındaki 4361 kadın oluşturdu. Örneklemde, araştırmaya dâhil etme kriterlerine uyan 424 kadın yer aldı. Veriler kişisel bilgi formu, cinsel mitler ölçeği (CMÖ), menopoz tutum değerlendirme ölçeği (MTDÖ) ve menopoz semptomlarını değerlendirme ölçeği (MSDÖ)'ni içeren bir soru formu kullanılarak, öz-bildirim yöntemi ile toplandı. Bağımlı değişkenin CMÖ, bağımsız değişkenlerin MTDÖ ve MSDÖ olduğu araştırmada, verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler ve Spearman korelasyon analizi kullanıldı. Bulgular p<0,05 anlamlılık düzeyi ile yorumlandı. Araştırmada yer alan postmenopozal dönemdeki kadınların yaş ortalaması 57,12±5,60 olup, son adet yaşlarının ortalama 46,54±5,35 ve menopozda geçirdikleri sürenin ortalama 10,58±7,02 yıl olduğu, %84,0'ünün doğal yolla menopoza girdiği belirlendi. Kadınların CMÖ toplam puan ortalaması 92,28±17,80, MTDÖ toplam puan ortalaması 27,86±8,06 ve MSDÖ toplam puan ortalaması ise 17,11±9,43 olarak bulundu. Postmenopozal dönemdeki kadınların CMÖ, MTDÖ ve MSDÖ toplam puanları karşılaştırıldığında, CMÖ ile MTDÖ arasında bir ilişkinin olmadığı (r=-0,067, p=0,168), CMÖ ile MSDÖ arasında ise pozitif yönlü, anlamlı ve çok zayıf ilişki (r=0,125, p=0,01) bulunduğu saptandı. Sonuçlar, kadınların cinsel mitlere inanma düzeyinin orta seviyeden yüksek olduğunu, cinsel mitlere inanma durumunun menopoz tutumlarını etkilemediğini ancak menopoz semptomlarını ve şiddetini etkilediğini göstermektedir. Bu durum kadınların menopoz sonrası yaşadıkları semptomların ve şiddetinin azaltılabilmesi için cinsellikle ilgili yanlış bilgi ve inanışlarının düzeltilmesi gerektiğini göstermektedir. Cinsel sağlık/üreme sağlığının iyileştirilmesi için kadınlara her fırsatta cinsellikle ilgili doğru bilgiler verilmelidir.

Belirti ve semptomlarCinsel ilişkiCinsel mit+5
Ebru Cirban
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Gebelikte emzirmenin sürdürülmesine ilişkin annelerin düşünce ve davranışları

Dünyada ve ülkemizde, emzirirken gebe kalmanın sütten kesmede önemli bir rolü bulunmaktadır. Bu araştırma, emzirirken gebe kalan kadının emzirmeyi sürdürmesine yönelik annelerin düşünce ve davranışlarını belirlemek amacıyla soru formu kullanılarak, İstanbul'da devlete ait bir doğum hastanesinde dâhil etme kriterlerine uygun 358 anne ile yapılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistikler ve ki kare testi kullanılmıştır. Annelerin %74,6'sı, emzirirken gebe kalan bir kadının emzirdiği çocuğunu sütten kesmesi gerektiği düşüncesine sahipti. Ayrıca annelerden %82,6'sında da, gebelikte emzirmenin anne, fetüs veya çocuktan herhangi birine mutlaka zararı olacağı inancı bulunmaktaydı. Annelerden %21,4'ünün, gebelik olması/gebelik isteme/ gebe kaldığı düşüncesi ile bir önceki çocuğunu sütten kestiği saptanmıştır. Birden fazla gebelik öyküsü olan annelerden %32'si, şimdiki ya da önceki gebeliklerinden birinde emzirirken gebe kalma deneyimi yaşamıştır. Bu annelerin %51,1'inin de gebeliğini öğrendiğinde, bir süre daha bebeğini emzirmeye devam etme davranışı gösterdiği saptanmıştır. Annelerin; gebelikte emzirmeyi sürdürmeye yönelik düşünce ve davranışlarının olumsuz olduğu ve gebelikte emzirmenin anne, fetüs, çocuğun sağlığına etkisine yönelik endişeleri sonucunda, çocuğun sütten kesilmesi gerektiği inancının olduğu belirlenmiştir. Sağlık personelleri; topluma ve aileye eğitim vermeli, emzirirken gebe kalan kadının, fetüsün ve çocuğun sağlık takibini sağlamalı ve yeni araştırmalar yapmalıdır. Anahtar kelimeler: Anne sağlığı; çocuk sağlığı; emzirme; gebelik; tandem emzirme.

Ana-çocuk sağlığıAnnelerDüşünce+2
Pınar Doğancı
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Anneanne ve babaannelerin emzirme davranışı üzerindeki etkilerine yönelik annelerin düşünceleri

Dünyada farklı kültürlerde anneanne ve babaannelerin belli konularda söz sahibi olması ve daha genç kadınları yönlendirme özelliği birçok konuda olduğu gibi emzirme konusunda da dikkati çekmektedir. Bu araştırma anneanne ve babaannelerin emzirme davranışı üzerindeki etkileri hakkında annelerin düşüncelerini incelemek amacıyla planlanmıştır. Tanımlayıcı tipteki araştırma Bursa ilinin üç ilçesinde bulunan altı aile sağlığı merkezine başvuran, 7-12 aylık bebeklere sahip 404 anne ile 15 Ocak-15 Haziran 2019 tarihleri arasında yürütülmüştür. Veriler araştırmacı tarafından literatür doğrultusunda hazırlanan anket formu kullanılarak yüzyüze görüşme yöntemiyle toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistikler ve ki-kare testi kullanılmıştır. Ortalama 29,31±5,18 yaşında olan annelerin %37,9'unun lise/dengi okul mezunu olduğu, %60,6'sının çalışmadığı, %67,8'inin gelirinin giderine eşit olduğu, %74'ünün annesi ya da kayınvalidesiyle birlikte yaşamadığı belirlenmiştir. Ortalama 54,0±7,75 yaşında olan anneannelerin %54,3'ünün ilkokul mezunu olduğu, %89,7'sinin çalışmadığı; ortalama 57,3±7,44 yaşında olan babaannelerin %50,3'ünün ilkokul mezunu olduğu, %94,4'ünün çalışmadığı saptanmıştır. Annelere göre, anneannelerin %85,5'inin, babaannelerin %65,6'sının erken emzirme konusunda annelere destek oldukları; anneannelerin %89,1'inin, babaannelerin %78,9'unun ilk sütü verme durumuna; anneannelerin %83,7'sinin, babaannelerin %71,2'sinin emzirme sıklık ve süresine olumlu tepki verdikleri; anneannelerin %52,4'ünün, babaannelerin %57,8'inin ilk altı ayda ek gıda; anneannelerin %32,1'inin, babaannelerin %36,4'ünün mama önerdikleri belirlenmiştir. Annelere göre, anneanne/babaannelerin %96'sının herhangi bir zamanda emzirmeyi bırakmayı önermedikleri; anneannelerin %75,4'ünün, babaannelerin %54,2'sinin emzirmeyi olumlu etkiledikleri; anneannelerin %77,2'sinin ve babaannelerin %56,2'sinin emzirmeye yardımcı oldukları saptanmıştır. Babaannelerin emzirmeyi olumsuz etkilediğini düşünen, anneanne ve babaannelerin emzirmeye engel olduklarını ya da yardımlarının yetersiz olduğunu düşünen annelerin ilk altı ay içinde ek gıdaya geçtikleri belirlenmiştir. Araştırmadan elde edilen bulgular doğrultusuda; annelerin ilk sütü verme, emzirme sıklığı ve süresi, ek gıdaya geçme, emzirmeyi bıraktırma, emzirme döneminde beslenme, emzirmeyi olumlu/olumsuz etkileme, emzirmeye yardımcı olma/engel olma konularında anneanne/babaannelerden etkilendiklerini düşündükleri saptanmıştır. Gebelik ve doğum sonu dönemde anne ile en yakın temasta olan hemşireler emzirmenin başlatılması ve devam ettirilmesi açısından kilit noktada bulunmaktadırlar. Anne ile iletişime geçerek, yakın sosyal çevresinde yer alan anneanne ve babaannelerin emzirme sürecine olan etkilerini dikkatlice gözlemlemeli ve sorgulamalıdırlar. Hemşireler tarafından, anne ve anneanne/babaannenin bir arada olduğu ortamlarda görsel eğitim materyalleri de kullanılarak emzirmeye yönelik bilgilendirme eğitimleri yapılması önerilmektedir.

AnneanneAnnelerDavranış+2
Beyzanur İşbay
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Prenatal tarama test sonucuna göre riski düşük ve yüksek düzeyde olan gebelerin psikososyal sağlık durumunun karşılaştırılması

Çalışma, prenatal tarama test sonucuna göre riski düşük ve yüksek olan gebelerin psikososyal sağlığını karşılaştırmak amacıyla tanımlayıcı tipte yapılmıştır. Araştırma Ocak 2021-Şubat 2022 tarihleri arasında Karadeniz Teknik Üniversitesi Farabi Hastanesi Obstetri Polikliniğine başvuran gebelik haftası 11-22 arası olan gebelerle yapılmıştır. Çalışmanın örneklem büyüklüğünü openepi programında ortalamalar arası farkın karşılaştırılmasına göre %90 güçte belirlenen gebeliği yüksek riskli 165, düşük riskli 165 olmak üzere toplam 330 gebe oluşturmaktadır. Prenatal tarama testlerinden (ikili, üçlü, dörtlü, nifty vb.) herhangi birinde risk saptanan (kesin veya şüpheli) gebeler "yüksek riskli", risk saptanmayanlar "düşük riskli" olarak değerlendirilmiştir. Araştırmanın verileri; gebe tanıtıcı bilgi formu ve Gebelikte Psikososyal Sağlığı Değerlendirme ölçeği (GPSDÖ) formlarıyla yüz yüze toplanmıştır. Veriler SPSS programında Student t, Mann Whitney U, Varyans ve Kruskall Wallis analiziyle değerlendirilmiştir. Çalışmada gebelerin prenatal tarama testlerinin sonucu; yüksek riskli gebelerin %64.2'sininde "şüpheli risk", %35.8'inde "yüksek risk", düşük riskli gebelerin ise tamamında "düşük risk" şeklindedir. Yüksek riskli gebelerde GPSDÖ toplam puan ortalaması, düşük riskli gebelere göre "daha düşük" saptanmış ancak puan ortalaması farkı istatistiksel açıdan anlamlı olmadığı bulunmuştur (p>0.05). GPSDÖ'nin üç alt boyutu olan "kaygı ve strese, gebelik ve eş ilişkisine ve psikososyal destek gereksinimine ait özellikler" puan ortalaması; yüksek riskli gebelerde, düşük riskli gebelere göre "daha düşük" bulunmuş, fark istatistiksel olarak anlamlı saptanmıştır (p<0.05). Düşük ve yüksek riskli gebelerde GPSDÖ'nin "aile içi şiddet, ailesel özellikler, gebeliğe ilişkin fiziksel-psikososyal değişiklikler" e ait özellikler alt boyutlarının puan ortalaması karşılaştırması, anlamlı bulunmamıştır (p>0.05). Sonuç olarak prenatal tarama testi sonucuna göre yüksek riskli gebelerin; "gebelik ve eş ilişkisine", "kaygı ve strese" ve "psikososyal destek gereksinimine" ait özellikler açısından psikososyal sağlığının bozulma (negatif etkilenme) riski, düşük riskli gebelerden daha fazla saptanmıştır.

GebelikPrenatal bakımPrenatal teşhis+2
Selma Nur Eskihellaç
Karadeniz Technical University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Gebelerin ilaç kullanım nedenleri ve etkileyen faktörler

Bu çalışma Trabzon Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Farabi Hastanesi'nde 20 Ekim 2020 ile 15 Nisan 2021 tarihleri arasında kadın doğum polikliniğine başvuran 750 gebe ile ilaç kullanım nedenleri ve etkileyen faktörleri tespit etmek amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Veriler "Tanıtıcı Bilgi Formu", "Gebelikte Kullanılan İlaçlar ve Nedenleri Tespit Formu" ve "Akılcı İlaç Kullanım Ölçeği" kullanılarak toplanmıştır. Verilerin istatistiksel analizinde; sayı, yüzde, medyan, minimum, maksimum değerleri ve Lojistik Regresyon Analizi yapılmıştır. Gebelerin %93.7'sinin gebelik süresince ilaç kullandığı ve kullanılan ilaçların %91.6'sının reçeteli, %2.1'inin reçetesiz olduğu ayrıca %63.1'inin birden fazla ilaç (28.3'ü bir ilaç, %30.5'i iki ilaç, %26'sı üç ilaç, %6.8'i dört ilaç) kullandığı saptanmıştır. Gebelerin en çok kullandığı ilaçların sırasıyla %86 oranında vitamin (folik asit, D vitamini, multivitamin), %33 oranında antikoagülan (ecopirin, oksapar), %30.2 oranında demir ilaçları (vegaferon, maltofer, ferrosanol) olduğu belirlenmiştir. Gebelerin %76.4'ünün vitamin / vitamin eksikliği, %30.4'ünün antikoagülan, %23.3'ünün demir eksikliği / anemi nedeniyle ilaç kullandıkları tespit edilmiştir. Bununla birlikte gebelerin %68.4'ünün ilaçları akılcı şekilde kullandığı saptanmıştır. Gebelerin akılcı ilaç kullanımını etkileyen faktörlerin belirlenmesi için yapılan regresyon analizinde ise lise ve üstü eğitim seviyesinde olma, sağlık sigortasına sahip olma, sigara kullanmama, ev ile sağlık kuruluşu arasındaki mesafenin 1 km'den az olması, hastalık durumunda ilk aile sağlığı merkezine başvurma, gebelik takiplerine düzenli gitme, evde yedek ilaç bulundurmama, doktor tarafından ilaçlarla ilgili bilgilendirilme ve doktorların gebelere ayırdığı zamanın az olmasının reçete edilen ilaç sayısını etkilemediğini düşünme durumunun gebelerin akılcı ilaç kullanımını etkilediği tespit edilmiştir (p<0.05). Sonuç olarak gebelerin çoğunluğunun reçeteli ilaç kullandığı, ilaç kullanım nedenlerini bildiği, ilaç kullanımını birden fazla faktörün etkilediği ve ilaçları akılcı şekilde kullanıldığı tespit edilmiştir. Gebeler gebelik takiplerinde kullanması gereken temel ilaçlar hakkında, reçete edilen ilaçların etkileri, ilaç kullanırken dikkat edilmesi gereken noktalar ve ilaç kullanımı sonucu hastaneye başvurması gereken durumlar konusunda bilgilendirilmelidir.

FarmasötiklerGebelikTrabzon+2
Nazan Tayar
Karadeniz Technical University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Doğum ve kadın hastalıkları alanında çalışan hemşire, ebe ve hekimlerin anne-dostu doğum uygulamalarına ilişkin görüşleri

Amaç: Araştırma Aydın ve Muğla il merkezlerinde bulunan kamuya ait kadın-doğum hastaneleri ve kliniklerinde çalışan hemşire, ebe ve hekimlerin anne-dostu uygulamalarına ilişkin görüşlerinin incelenmesi amacıyla kesitsel ve tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Yöntem: Bu araştırma Eylül- Ekim 2014 tarihlerinde Aydın ve Muğla il merkezinde bulunan kamuya ait hastanelerin doğum ve kadın hastalıkları birimlerinde çalışan ve gelişigüzel örnekleme yöntemi ile belirlenen 105 hemşire, ebe ve hekim ile yapılmıtır. Verileri hemşire, ebe ve hekimlerin tanıtıcı özelliklerinin ve doğal doğum görüşlerinin sorgulandığı kişisel soru formu ve anne-dostu doğum uygulamaları görüş formu ile toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistikler, varyans analizi, t-testi, Mann Whitney U, Kruskal Wallis ve Bonferroni Düzeltmeli Mann-Whitney-U testi analizi kullanılmıştır. Bulgular: Araştırma kapsamındaki hemşire, ebe ve hekimlerin yaş ortalamasının 39,23±7,60 ve kadın doğum alanında çalışma süre ortalamalarının 11,29±8,48 yıl, %92,1'inin kadın ve %41,0'ının lisans lisans mezunu olduğu saptanmıştır. Katılımcıların %75,2'si doğal doğumun tanımını bildiklerini ve %79,0'ı doğal doğumun ülkemizde uygulanmadığını belirtmişlerdir. Katılımcılar doğal doğumun uygulanmamasının nedenlerini kadınların doğal doğum konusunda eğitimlerinin yetersiz olması, doğum ağrısından korkması ve fiziki şartların uygun olmaması olarak bildirmişlerdir. Katılımcıların anne-dostu doğum uygulamalarına ilişkin görüş puan ortalamalarının 54,00±7,15 (aralık: 38-66) olduğu, ADÜ'de çalışanların, lisans eğitimine sahip olanların ve ebe/hemşirelerin istatistksel olarak önemli bir şekilde olmayanlara göre daha yüksek görüş puanına sahip olduğu bulunmuştur. Sonuç: Bu araştırmada hemşire, ebe ve hekimlerin anne-dostu doğum uygulamaları ile ilgili olumlu görüşte oldukları sonucu elde edilmiştir. Bu durum doğal doğum uygulamalarınnın kabul görmesi, yaygınlaştırılması ve anne-dostu doğum uygulamaların geliştirilmesine ve dolayısı ile anne-bebek sağlığının gelişimine katkı sağalyabilir.

Doğal doğumEbelerHemşireler+4
Zeliha Olgaç
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Bilgi, motivasyon, davranış becerileri modeli'ne dayalı verilen eğitimin emzirme başarısına etkisi: Bir varsayımsal model

Bu çalışmanın amacı bilgi, motivasyon, davranış becerilerinin emzirme başarısı üzerine etkisini bir varsayımsal model üzerinde incelemektir. Bu kesitsel araştırma 1 Ocak – 31 Ekim 2018 tarihleri arasında Afyonkarahisar Devlet Hastanesi'nde doğum yapan 229 anne ile yürütülmüştür. Veriler Yapısal Eşitlik Modeli ile değerlendirilmiştir. Çalışmaya katılan kadınların yaş ortalaması 25.92±4.91'dir. Kadınların %22.7'si daha önce emzirme konusunda bilgi aldığını, %19.7'si bu bilgiyi sağlık personelinden edindiğini belirtmiştir. Bilginin davranış becerileri (β=-0.226; p<0,001) ve öz bakım davranışları (β=-0.214; p<0,001) üzerinde negatif bir etkisinin olduğu görülmektedir. Annenin (β=0.42) ve eşinin (β= 0.56) emzirme konusundaki olumlu tutumu, daha yüksek motivasyon ile ilişkili bulunmuştur (p<0,001). Davranış becerilerinin öz bakım davranışları üzerine (β=0.156, p<0.05); öz bakım davranışlarının da sağlık sonuçları (β=0.149, p<0.05) üzerinde olumlu bir etkisi vardır. Ayrıca bilgi ve motivasyon arasında negatif bir ilişki bulunmuştur (r=-0.571; p<0.001). Bilginin davranış becerileri üzerine direk (β=-0.226, p=0.021); öz bakım davranışları üzerine hem doğrudan (β=-0.215, p= 0.019) hem de dolaylı etkisi vardır (β=-0.035, p=0.011). Davranış becerileri, öz bakım davranışlarını doğrudan etkilemektedir (β=0.156, p=0.009). Sağlık sonuçları ise öz bakım davranışlarından doğrudan (β=0.149, p=0.093); davranış becerilerinden (β=0.023, p=0.036) dolaylı olarak etkilenmektedir. Çalışmanın ikinci aşamasında Bilgi, Motivasyon ve Davranış Becerileri (IMB) Modeline dayalı verilecek eğitiminin emzirme başarısına etkisi değerlendirmektir. Tek gruplu öntest-son-test deneysel araştırma tasarımı kullanılan ikinci aşama, 1 Mart – 1 Haziran 2018 tarihleri arasında Afyonkarahisar Devlet Hastanesi Lohusa ve Doğum Cerrahi Servisi'nde doğum yapan 50 emziren anne ile yürütülmüştür. Gruba IMB Modeline dayalı emzirme eğitim programı uygulanmıştır. Bu eğitimlerde laktasyon süreci, anne sütü, emzirmenin önemi, emzirme teknikleri, emzirmenin duygusal boyutu, yararları, emziren anneye desteğin önemi gibi konulara yer verilmiştir. Veriler anket formu yardımıyla görüşme yöntemi ve gözlem yoluyla toplanmıştır. Eğitim öncesinde ve eğitimden dört hafta sonra tekrar veri toplama araçları uygulanarak eğitimin etkisi değerlendirilmiştir. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistikler, Student t, Mann Whitney U testleri, Eşleştirilmiş t testi ve Willcoxon testi kullanılmıştır. Kadınların yaş ortalaması 26.7±5.4, ortalama gebelik sayısı 2.42±1.3, ortalama yaşayan çocuk sayısı 2.00±0.88'dir. Grubun sontest ölçümlerinde ölçek puanlarının tümünde anlamlı artış tespit edilmiştir (p<0.05). Bu sonuçlar IMB modeline dayalı eğitimin annelerin emzirme konusundaki bireysel ve sosyal motivasyonunu, davranış becerilerini, öz yönetim davranışlarını ve sağlık sonuçlarını iyileştirerek emzirme başarısına olumlu katkı sağladığını göstermektedir. Bu gerekçelerle emzirme konusunda annelerin bilgi düzeyini yükseltecek, motivasyon kaynaklarını arttıracak ve davranış becerilerini geliştirecek IMB modeline dayalı eğitim programlarının yürütülmesi yararlı olacağı düşünülmektedir. Anahtar Sözcükler : Anne sütü,Bilgi-Motivasyon-Davranış Becerileri Modeli,eğitim, emzirme başarısı,emzirme

BilgiBilgi yapısıDavranış+7
Pınar Akgün
Afyonkarahisar Health Sciences University · Institute of Graduate Studies
2019
00
Master'sOpen AccessTR

2015-2018 yılları arasında Afyon Kocatepe Üniversitesi Hastanesinde tespit edilen konjenital malformasyonların geriye dönük olarak değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışma, Afyon Kocatepe Üniversitesi Hastanesi'nde gebelik sırasında ve doğum sonrası dönemde tanı konulan doğumsal anomali tiplerini değerlendirmek ve doğumsal anomalilerle ilişkili etkenleri belirlemek amacıyla gerçekleştirildi. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmada, 1 Ocak 2015 ile 31 Aralık 2018 tarihleri arasında Afyon Kocatepe Üniversitesi Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı'nda abortusla sona erdirilen ya da doğum yapan ve gebelik sırasında veya doğum sonrası dönemde konjenital anomali tanısı konulan 214 olgu geriye dönük olarak incelendi. Verilerin toplanmasında 32 değişkenden oluşan anket formu kullanıldı. Bu formda, gebelerin sosyodemografik özellikleri, obstetrik özellikleri ve klinik özellikleri hakkında sorular sorularak gerekli veriler elde edildi. Bulgular: En sık tanı konulan konjenital malformasyonlar, sırasıyla konjenital kardiyovasküler anomaliler (%39,3), santral sinir sistemi anomalileri (%33,6), genitoüriner sistem anomalileri (%14,1), iskelet sistemi anomalileri (%9,3) ve yüz anomalileri (%3,7) olarak belirlendi. En sık görülen konjenital kardiyovasküler anomaliler ise atrial septal defekt (%17,8), ventriküler septal defekt (%14), atrioventriküler septal defekt (%5,1) ve Fallot tetralojisi (%2,3) olarak sıralandı. Kardiyovasküler anomalili 84 olgunun 14'ünde (%16,7) Down sendromu teşhis edildi. Down sendromu olgularında en sık görülen konjenital kardiyovasküler anomaliler; atrioventriküler septal defekt (%57,1), ventriküler septal defekt (%28,6) ve Fallot tetralojisi (%14,3) olarak saptandı. Konjenital anomali riskini anlamlı düzeyde arttıran etkenler; ileri anne yaşı, yüksek gebelik sayısı, yüksek abortus sayısı, kırsal kesimde ikamet, düşük eğitim düzeyi, herhangi bir işte çalışmama, anne ve baba kan grupları, folik asit kullanmama, ilaç kullanma, sigara alışkanlığı ve radyasyon maruziyeti olarak tanımlandı. Doğumsal anomali türleri; vücut ağırlığı, boy, vücut kitle indeksi, sosyal güvence, akraba evliliği, annenin kronik hastalığı ve cerrahi özgeçmişi, Rh/Rh uyumsuzluğu, annenin ve babanın ailelerindeki kalıtsal hastalık öyküsü bakımından istatistiksel olarak benzerdi. Konjenital anomali belirlenen gebeliklerde; sezaryenle doğum, preterm doğum ve düşük doğum ağırlığı oranı anlamlı olarak yüksek bulundu. Sonuç: Konjenital anomali riskini en aza indirmek için anne adaylarına akraba evliliğinden kaçınmaları, gebe kalma yaşlarını geciktirmemeleri, sigara içmemeleri, folik asit kullanmaları, gereksiz yere ve doktor kontrolü olmaksızın ilaç almamaları ve radyasyon maruziyetinden kaçınmaları önerilmelidir. Gebeliklerinde konjenital anomali tespit edilen ve gebeliklerine devam etme kararı veren kadınlar; sezaryenle doğum, preterm doğum ve düşük doğum ağırlığı riskinin arttığı konusunda bilgilendirilmelidir. Anahtar Sözcükler: Malformasyon, Konjenital Anomali, Genetik Faktörler, Çevresel Faktörler, Down Sendromu

Seval Emre Uğuz
Afyonkarahisar Health Sciences University · Institute of Graduate Studies
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Dil engeli olan ve olmayan kadınların doğum sonrası doğum memnuniyeti ve taburculuğa hazır oluşluk durumları

Amaç: Dil engeli olan (Türkçe bilmeyen) ve dil engeli olmayan (Türkçe bilen) kadınların doğum sonrası doğum memnuniyeti ve taburculuğa hazır oluşluk durumlarının değerlendirilmesi ve karşılaştırılması amaçlanmıştır. Yöntem: Tanımlayıcı ve kesitsel tipte olan araştırma bir üniversite hastanesinde doğum yapan 360 kadınla gerçekleştirilmiştir. Veriler "Birey Tanılama Formu", "Doğum Memnuniyeti Ölçeği (DMÖ)" ve "Hastane Taburculuğuna Hazır Oluşluk Ölçeği-Yeni Doğum Yapmış Anne Formu (HTHOÖ)" kullanılarak toplanmıştır. T testi, varyans, Mann Whitney U, Kruskal Wallis, ki-kare ve korelasyon analizi uygulanmıştır. Bulgular: Dil engeli olanların doğum sayısı olmayanlardan fazladır. Dil engeli olmayanların %47.4'ü sezaryen, olanların ise %46'sı normal doğum yapmıştır. Dil engeli olmayanların %28.9'u doğumhanenin soğuk ve ışıklı olmasından, olanların ise %36.8'i personel iletişiminden rahatsız olmuştur. Dil engeli olmayanların %72.7'si ve olanların tamamı ilk gün taburculuk eğitimi almıştır. Dil engeli olan ve olmayanların DMÖ ve boyutları ile HTHOÖ ve boyutları puanları arasında, yetenek alt boyutu hariç anlamlı bir fark saptanmamıştır. Dil engeli olmayan kadınların taburculuğa hazır oluşluk ölçeği toplam puan ortalaması 170.89 ±30, dil engeli olan kadınların ise 170.03±26 olarak bulunmuştur. Dil engeli olan kadınların taburculuk alt boyutlarından kişisel durum boyutu puan ortalaması 59.56±13, bilgi boyutu 52.65±15.33, yetenek boyutu 26.43±4, beklenen destek boyutu 32.23±11 bulunmuştur. Dil engeli olan kadınlarda ise bu alt boyutlar sırasıyla 59.65±11, 51.67±13, 25.11±4 ve 33.58±9 olarak bulunmuştur. Dil engeli olmayan kadınların doğum memnuniyeti ölçeği toplam puan ortalaması 81.16±14, dil engerli olan kadınların ise 81.03±12 olarak bulunmuştur. Sonuç: Göçmen kadınların Türk kadınları kadar doğum deneyimlerinden memnun kaldıkları ve hastaneden taburculuğa hazır oldukları bulunmuştur. Bu durum Suriye'li kadınların aldıkları sağlık bakım hizmetini yeterli bulduklarını göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Pospartum Dönem, Memnuniyet, Hastanın Taburcu Olması, Göçmenler, Anne Sağlığı

Ana sağlığı servisleriGöçmenlerHasta memnuniyeti+4
Aleyna Bülbül
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Kanser şüphesiyle histerektomi operasyonu yapılan kadınların patoloji sonucu bekleme sürecindeki kaygı düzeyleri ve etkileyen faktörler

Amaç: Bu çalışma kanser şüphesiyle histerektomi olan kadınların patoloji sonucu bekleme sürecindeki kaygı düzeyi ve etkileyen faktörleri belirlemek amacıyla kesitsel tipte planlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Kesitsel tipte planlanan araştırmanın örneklemini, Akdeniz Üniversitesi Hastanesi Kadın Doğum Kliniğinde Nisan 2019- Nisan 2020 tarihleri arasında histerektomi operasyonu geçirmiş ve sonrasında patoloji sonucunu beklemekte olan 109 kadın oluşturmaktadır. Veriler postoperatif 3. ve 4. günlerde yüz yüze görüşme tekniğiyle Kişisel Bilgi Formu, Durumluk Kaygı Ölçeği ve Kanser Kaygı Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Bulgular SPSS ile analiz edilerek Bağımsız gruplarda t testi, Mann Whitney U testi, Kruskall Wallis ve Spearman korelasyon testi kullanılmış ve sonuçlar p<0.05 anlamlılık düzeyinde değerlendirilmiştir. Bulgular: Çalışmada hastaların Durumluk Kaygı Ölçeği puanı ortalaması 46.99±9.12, Kanser Kaygı Ölçeği puanı ortalaması 15.10±4.94 olarak saptanmış ve normal kişilere göre kaygı puanları yüksek bulunmuştur. Yeterli sosyal desteği olmayanların olanlara göre durumluk kaygı puan ortalaması istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksektir (p=0.015). Cronbach's alfa değeri Durumluk Kaygı Ölçeği için 0.888, Kanser Kaygı Ölçeği için 0.909 bulunmuş ve yüksek güvenilir olarak yorumlanmıştır. İki ölçek arasında orta düzeyde pozitif yönde anlamlı bir korelasyon bulunmuştur. Sonuç: Kanser şüphesiyle histerektomi planlanan kadınların histerektomi sonrası durumluk ve kanser kaygı puanlarının yüksek olduğu saptanmıştır. Kadınların yaş, eğitim durumu, geçirilen cerrahinin tipi, ailede kanser olan bireyin varlığı gibi özellikleri ve kaygı düzeyi arasında istatiksel olarak anlamlı bir ilişki olmadığı ancak sosyal desteğin durumluk kaygıyı anlamlı derecede etkilediği sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Histerektomi, patoloji, kaygı, Kanser Kaygı Ölçeği, hemşirelik

AnksiyeteHemşirelik bakımıHisterektomi+7
Şerife Basır
Akdeniz University · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Menopoz dönemindeki kadınların sezgisel yeme ve depresyon düzeyi arasındaki ilişki

Amaç: Araştırma, menopoz dönemindeki kadınların sezgisel yeme ve depresyon düzeyi arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla yapılmıştır. Metaryal ve Metot: Tanımlayıcı ve ilişki arayıcı tipteki araştırma Malatya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Polikliniğinde yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini menopoz dönemindeki 382 kadın oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında Tanıtıcı Bilgi Formu, Sezgisel Yeme ve Beck Depresyon Ölçeği kullanılmıştır. Veriler sayı, yüzdelik dağılım, ortalama, minimum ve maksimum değerler, standart sapma, t testi, Tukey Post Hoc, Tamhane's T2 Testi, Levene Testi ile birlikte ANOVA Varyans, Pearson Korelasyon, Lineer ve Lojistik Regresyon analizleri kullanılarak değerlendirilmiştir. Bulgular: Kadınların yaş, eğitim ve gelir durumu, menopoza girme süresi, menopozu algılama biçimi ve olumlu algılama nedeni, atlanılan öğün, vücut tipini algılama ve kilosunu değerlendirme durumuna göre BDÖ toplam puanlarının anlamlı farklılık gösterdiği belirlenmiştir (p<0.05). Araştırmada yaş, gelir durumu, menopoza girme süresi, öğün sayısı, üzüntülü/yorgun olma durumunda yeme alışkanlığı, yeme şekli, vücut tipini algılama ve kilosunu değerlendirme durumuna göre SYÖ-2 toplam puanlarının anlamlı farklılık gösterdiği (p<0.05) tespit edilmiştir. Menopoz dönemi kadınların BDÖ toplam puan ortalaması ile SYÖ-2 toplam puan ortalaması arasındaki korelasyon değeri negatif yönde anlamlı bulunmuştur (p<0.05). Sonuç: Araştırmada menopoz dönemindeki kadınların depresyon düzeyinin artmasının, sezgisel yeme davranışlarını azalttığı bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Menopoz, Kadın, Sezgisel Yeme, Depresyon Düzeyi

BeslenmeBeslenme bozukluklarıDepresyon+5
Cansu Ağralı
İnönü University · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Dismenore sıklığı ve dismenorenin yaşam kalitesine etkisi

Amaç: Araştırma dismenore sıklığını ve dismenorenin yaşam kalitesine etkisini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Materyal ve metod: Bu araştırma Adıyaman il merkezindeki 4, 6 ve 7 nolu Aile Sağlığı Merkezinde kesitsel olarak yapılmıştır. Araştırmanın evrenini Adıyaman il merkezinde yaşayan, 20-34 yaş arası tüm kadınlar oluşturmuştur. Araştırmanın örneklemini ise küme örnekleme yöntemiyle seçilen 4, 6 ve 7 nolu Aile Sağlığı Merkezlerinde yaşayan 614 kadın oluşturmuştur. Araştırma verileri Anket Formu, Yaşam Kalitesi Ölçeği Kısa Form (SF-36) ve Vizuel Analog Skalası (VAS) kullanılarak toplanmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistiksel yöntemler, ANOVA ve bağımsız gruplarda t testi kullanılmıştır. İstatistik anlamlılık düzeyi olarak p<0.05 kabul edilmiştir. Bulgular: Araştırmaya katılan kadınlarda dismenore prevelensı %76.5 olarak belirlenmiştir. Kadınların %79.3'ünün düzenli adet gördüğü, %73.8'inin adetinin1-6 gün arasında devam ettiği, %45.6'sının adet sırasında ara sıra ağrı yaşadığı ve %36.2'sinin orta şiddette ağrı yaşadığı saptanmıştır. Dismenoresi olan kadınlarda fiziksel alan toplam puan ortalamasının 52.14±13.73 olduğu, zihinsel alan toplam puan ortalamasının ise 58.37±17.03 olduğu belirlenmiştir. Dismenoresi olmayan kadınlarda fiziksel alan toplam puan ortalamasının 61.07±15.21 olduğu, zihinsel alan toplam puan ortalamasının ise 71.41±18.21 olduğu belirlenmiştir. Kadınların adet süresi, dismenore sıklığı, ağrı şiddeti ve ağrının süresi ile fiziksel ve zihinsel yaşam kaliteleri arasında anlamlı fark olduğu saptanmıştır. Sonuç: Dismenoresi olan kadınların yaşam kalitesi, dismenoresi olmayan kadınlara göre daha düşük bulunmuştur. Daha uzun süre adet görenlerde, daha sık dismenore yaşayan ve daha şiddetli ağrı deneyimleyen kadınlarda yaşam kalitesi azalmıştır. Bu sonuçlar doğrultusunda dismenore, kadınlarda yaşam kalitesini olumsuz etkileyen yaygın bir sağlık problemidir. Anahtar Kelimeler: Ağrı, Dismenore, SF-36, Yaşam kalitesi

AğrıDismenoreSF-36 Sağlık Taraması+2
Necla Bozkurt
İnönü University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Peri ve postmenopoz kadınlarda menopoz semptomları ve vücut kitle indeksi ile ilişkisi

Amaç: Bu çalışmada, peri ve post menopoz dönemindeki kadınların yaşadıkları menopoz semptomları ile semptomların şiddetinin vücut kitle indeksi ve bel kalça oranı ile ilişkisinin araştırılması amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Çalışma İstanbul ilinde bir Aile Sağlığı Merkezinde yapıldı. Çalışmanın örneklemini 45-65 yaş arasında peri (n=50) ve postmenopoz (n=170) döneminde olan toplam 220 kadın oluşturdu. Verilerin toplanmasında "Vaka Tanılama Formu" "Menopoz Semptomları Değerlendirme Ölçeği" kullanıldı. Vücut kitle indeksi (VKİ) ve bel kalça oranına (BKO) ait veriler araştırmacı tarafından ölçülerek elde edildi. Veriler SPSS 20 versiyonunda analiz edildi. Bulgular: Kadınlarda yaş ortalaması perimenopoz grubunda 47,28±2,29, postmenopoz grubunda 54,40±5,14' dü ve her iki grupta kadınların eğitimi genelde ilkokul düzeyindeydi. Postmenopozdaki kadınların yarıdan fazlasının (%52,3) obez olduğu, perimenopozdakilerin ise çoğunluğunun (%44,0) şişman olup obeziteye aday oldukları görüldü. Her iki gruptaki kadınların tamama yakınında BKO 0,72 ↑ olarak belirlendi. Genel olarak postmenopoz dönemindeki kadınların menopoz şikayetlerini perimenopozdaki kadınlara göre daha fazla yaşadığı saptandı (p< 0,001) ve en fazla yaşanan semptom sıcak basmasıydı (p< 0,001). Obez olan kadınların genel menopoz şikayetlerini ve özellikle somatik şikayetleri daha fazla yaşadıkları (p<0,05- p< 0,001) belirlendi. BKO açısından ise özellikle BKO 0,72 altında olan kadınların genitoüriner şikayetleri biraz daha fazla yaşadıkları saptandı (p< 0,05). Sonuç: Postmenopoz dönemindeki kadınların tüm şikayetleri perimenopoz dönemindeki kadınlardan daha fazla yaşadıkları ve obezitenin menopoz şikayetlerini arttırdığı sonucuna varıldı. Anahtar kelimeler: Menopoz, perimenopoz, postmenopoz, menopoz semptomları, obezite

Belirti ve semptomlarKadınlarMenopoz+3
Abdurrahim Uyanık
Marmara University · Institute of Health Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Babaların toplumsal cinsiyet rollerine ilişkin tutumları ile baba bebek bağlanması arasındaki ilişki

Amaç: Bu araştırma babaların toplumsal cinsiyet rollerine ilişkin tutumları ile baba bebek bağlanması arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Tanımlayıcı ve ilişkisel desende yürütülen bu araştırmanın evrenini, Ordu Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk Polikliniği'ne bebeği ile birlikte başvuran babalar oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemini ise 01.06.2022-31.03.2023 tarihleri arasında polikliniğe başvuran ve araştırmaya dahil edilme kriterlerine uyan 150 baba oluşturmuştur. Araştırmanın verileri "Kişisel Bilgi Formu", "Toplumsal Cinsiyet Rolleri Tutum Ölçeği (TCRTÖ)", "Baba Bebek Bağlanması Ölçeği (BBBÖ)" kullanılarak yüz yüze anket yöntemi ile toplanmıştır. Verilerin istatistiksel analizinde SAS 9.4 paket programı kullanılmıştır. Veriler, tanımlayıcı istatistikler, bağımsız gruplar arası t-testi, varyans analizi (F testi), Pearson korelasyon analizi ve çok değişkenli adımsal regresyon analizi ile değerlendirilmiştir. Bulgular: Araştırmaya katılan babaların TCRTÖ toplam puan ortalamaları yüksek (135.71±26.74) yüksek, BBBÖ toplam puan ortalamaları (65.37±9.95) ise ortalamanın üzerinde bulunmuştur. TCRTÖ ve BBBÖ toplam puan ortalaması ile babaların eğitim durumu, yaşadığı yer, meslek, gelir durumu, sosyal güvence durumu, aile tipi, eş/anne ile ilişki durumu, eşin/annenin eğitim durumu, eşin/annenin mesleği, çocuk sayısı, gebeliğin planlı olma durumu, eş/anne ile gebelik kontrollerine katılma, bebeğin cinsiyetinden memnun olma, bebeğin yaş aralığı (ay), bebek bakımına yönelik danışmanlık alma, bebek bakımına katılma, bebekle günlük geçirilen süre arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olduğu saptanmıştır (p<0.05). Babaların BBBÖ toplam puan ortalaması ile TCRTÖ toplam puan ortalaması arasında istatistiksel olarak anlamlı, pozitif yönlü ve güçlü bir ilişki bulunmuştur (r=0.71841, p<0.0001). Çok değişkenli adımsal regresyon analizi sonuçlarına göre; BBBÖ toplam puanındaki varyasyonu açıklamada en fazla kısmi öneme sahip olan bağımsız değişken, %51.61'lik kısmi R² ile TCRTÖ toplam puanı değişkenidir. Sonuç: Araştırmada babaların toplumsal cinsiyet rollerine yönelik eşitlikçi tutuma sahip oldukları, baba bebek bağlanması düzeylerinin ise ortalamanın üzerinde olduğu saptanmıştır. Babaların toplumsal cinsiyet rollerine yönelik eşitlikçi tutumları arttıkça baba bebek bağlanması düzeylerinin de arrtığı belirlenmiştir. Sonuçlara göre baba bebek bağlanmasını desteklemeye yönelik ve babaların toplumsal cinsiyet rollerine yönelik eşitlikçi tutumlarını arttıracak hemşirelik girişimlerinin planlanması önerilmektedir.

Nurşah Işıtan
Ondokuz Mayıs University · Institute of Graduate Studies
2023
00