Aydın Adnan Menderes University
Discipline

Public Administration

Aydın Adnan Menderes University

1,064

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
Master'sOpen AccessTR

Küresel ısınma kaynaklı iklim mülteciliğinin Türkiye'ye yönelik muhtemel hareketlerinin risk değerlendirmesi

Birbirinin tetikleyicisi olan küresel ısınma ve iklim değişikliği son yıllarda sıkça gündeme gelmeye başlamıştır. Küresel ısınma ve iklim değişikliği nedeniyle aşırı hava olaylarının sıklığının artması, deniz seviyesinin yükselmesi, ormansızlaşma, kuraklık ve çölleşme, su ve gıda güvenliği sorunları, kıtlık, tarımda toprağın verimsizleşmesi gibi çevresel, ekonomik, sosyal ve siyasal alanlarda çeşitli olumsuz etkiler ortaya çıkmıştır. Özellikle iklim değişikliği ve doğal afetler başta olmak üzere çevre sorunlarının sebep olacağı toplu göçler ile iklim mülteciliği konusu uluslararası alanda çözülmesi gereken başlıca sorunlardan biri olacaktır. Dünyada 2050 yılına kadar yaklaşık 50 ile 200 milyon arasında insanın iklim mültecisi olarak göç edeceği tahmin edilmektedir. Türkiye'ye ise 30 milyon insanın iklim değişikliği nedeniyle göç edeceği düşünülmektedir. Çalışma çerçevesinde gerçekleştirilen görüşmelerde küresel ısınma ve iklim değişikliğinin neden olduğu çevresel sorunlar ve doğal afetler neticesinde coğrafi konumu itibariyle göç yolları üzerinde bulunan Türkiye'nin iklim mültecileri ve toplu göçten orantısız bir şekilde etkileneceği kanısına varılmıştır. Araştırma sonunda iklim mültecilerinin Türkiye'ye muhtemel göç riskine karşı etkili politika ve strateji önerileri sunulmuştur.

Ekolojik çevreGöçlerKüresel ısınma+7
Gökçe Nur Sayın
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Sürdürülebilir kent ve topluluklar: Karşılaştırmalı Bakü-İzmir örneği

Bu çalışma kapsamında sürdürülebilir kentler ve topluluklar konusu ele alınmıştır. Çalışmada İzmir ve Bakü örnek alınmış, bu şehirlerde sürdürülebilir kent olma yolunda konulan hedefler ve yapılan çalışmalar karşılaştırılmıştır. Bu kapsamda her iki kentin ilgili yetkili kişilerine ulaşılmış ve yüz yüze mülakat yöntemi kullanılarak görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Sorular, bir kentin ne kadar sürdürülebilir ve insan odaklı olduğunu belirlemeye yönelik olarak hazırlanmıştır. Bu sorular esasen trafik, hareketlilik, doğal yaşam ve halkın karar almaya katılımı gibi konuları içermektedir. Görüşmeler sonucu İzmir'in sürdürülebilir kalkınma hedeflerinin açık bir şekilde belirlendiği ve söz konusu hedefleri gerçekleştirmek için sürdürülebilirlik ofislerinin kurulduğu, aynı zamanda, kentin insan odaklı olması için birçok çalışmalarının gerçekleştirildiği tespit edilmiştir. Bakü'nün ise sürdürülebilir bir kent olma yolunda "sürdürülebilirlik" başlığı altında herhangi açıklanmış bir politikasının olmadığını fakat kent yönetiminin, insanların daha iyi koşullara sahip olması için önemli çalışmalar yaptığı anlaşılmıştır. Bir başka ifade ile, Bakü'nün sürdürülebilirlik politikalarının belirlenmesi ve bu konuda İzmir'i örnek kent olarak ele alması sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Bakü, İzmir, Sürdürülebilirlik, Sürdürülebilir Kent

Azerbaycan-BaküSürdürülebilir kentleşmeSürdürülebilirlik+3
Farid Mehdiyev
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de mahalle muhtarlığı yapan kadınların yerel siyasete katılımı ve 'mahalle muhtarlığı' görevinin önemi: Manisa örnegi

Türkiye'de kadınların siyasal alanda yeterince temsil edildiğini söylemek mümkün değildir.Siyasal alanında kadının eksikliğinin en çok hissedilen yer yerel yönetimlerdir çünkü ulusal siyasete oranla daha düşük temsil oranına sahiptir. Türkiye'deki erkek egemen siyaset yapma biçimi de kadınların siyasetten uzaklaşmasına ve tam entegre olamamasına neden olmaktadır. Kadınların aktif olarak bu alanda yer almak istemeleri kendilerini başka alternatiflere yönelmelerine neden olmuştur. Son seçimlerde en çok dikkat çeken ve ses getiren kurumlardan biri de muhtarlık kurumu olmuştur. Bu kurumun diğer yerel yönetim birimlerinden farkı aday olma konusunda bir üst belirleyicisinin olmaması ve kanunun getirdiği şartları taşıyan bireylerin rahatlıkla aday olabileceği bir kurum olmasıdır. Bu nedenle mahalle muhtarlığı kadınların katılımı için önemli bir olgu olarak değerlendirilebilir. Tez dört ana bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde kadının siyasal haklarının tarihsel sürecinden ve kadınların yerel siyasete katılımının arttırmaya yönelik projelerinden bahsedilmiştir. İkinci bölümünde ise, mahalle kavramından, muhtarlık teşkilatının kuruluşu ve yasal düzenlenmelerinden bahsedilmiş, yerel siyaset ve yerel demokrasi arasındaki bağ konu edilmiş ve son olarak katılım kavramına değinilerek katılım türlerinden bahsedilmiştir. Üçüncü bölümünde ise Manisa ile ilgili bilgiler verilmiştir. Dördüncü bölümde ise, Manisa ilinin merkez ilçelerindeki 9 kadın mahalle muhtarlarıyla yarı yapılandırılmış görüşme gerçekleştirilmiştir ve elde edilen bulgular incelenmiştir. Bulgulara göre, kadın muhtarların adaylıklarında istekli olmaları, daha çok zihniyetle mücadele etmeleri ve kalıplaşmış yargıyı yıkmaya çalışmalarıyla kendilerini bir rol model olarak görmeleri bağlamında kadınların yerel düzeyde aktif rol almaları konusunda katkısı olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

KadınlarManisaMuhtarlar+2
Müge Bozkurt
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Siyasal kimlik oluşumunda çevreleme tekniklerinin etkisi: Manisa siyasal parti il teşkilatları gençlik kollarının karşılaştırmalı analizi

Bireyler siyasal kimliklerini diğer bireylerle kurdukları sosyal etkileşimler ile aktarılan anlamlı semboller vasıtasıyla, zihinlerinde oluşturduğu anlam çerçeveleriyle meydana getirmektedir. Siyasal iktidarlar otoritelerini ve meşruiyetlerini korumak amacıyla çeşitli yöntemlerle kendi değerleri, inançları ve ideolojisi doğrultusunda bireylerin zihinlerinde oluşturduğu siyasal kimliklerine yön verebilmektedir. Çevreleme teknikleri hem demokratik rejimlerde hem de totaliter rejimlerde iktidarların uyguladığı bir yöntem olarak karşımıza çıkmaktadır. Fakat çalışmada demokratik rejimlerde iktidarların meşruiyetleri ve otoritesi bireylerin iknasına dayandığından dolayı, iktidarların kendi değerlerini, inançlarını ve ideolojisini yönetilenlere kabul ettirmesinin görünenden daha önemli bir hale geldiği hipotezi ortaya atılmıştır. Bu çalışma iktidarların siyasal kültürlerini aşılamak amacıyla uyguladığı propaganda yöntemlerden bir tanesi olan çevreleme tekniklerini inceleme bakımından Türkiye'de ilk olma özelliği taşıdığından dolayı değerlidir. Aynı zamanda bu çalışma, ağırlıklı olarak totaliter yapıya sahip toplumlarda uygulandığı düşünülen çevreleme tekniklerinin demokratik toplumlardaki değerini irdelediğinden dolayı önem arz etmektedir. Bununla birlikte çalışmada çevreleme tekniklerini anlamlandırabilmek adına Türk siyasal hayatından örnekler verilerek iktidarların uyguladığı çevreleme teknikleri incelenmiştir. Çalışma esnasında detaylı bir alanyazın taraması yapılmış ve çevreleme tekniklerini Türk siyasal hayatı üzerinden inceleyen herhangi bir çalışmaya rastlanmamıştır. Dolayısıyla bu çalışma Türk siyasal hayatını çevreleme teknikleri üzerinden inceleme bakımından değerli görülmektedir. Bu çalışmanın amacı, demokratik toplumlarda çevreleme tekniklerinin siyasal kimlik üzerindeki etkisini ve çevreleme tekniklerinin uygulanış biçimlerini ortaya koymaktır. Çalışmada iktidarların çevreleme tekniklerini uygulama biçimleri Erving Goffman'ın çerçeve analizi yöntemi ile incelenmiş, Goffman'ın ortaya koyduğu anahtarlama ve fabrikasyon kavramları da iktidarın çevreleme tekniklerini uygulayış biçimlerinin arasına dahil edilmiştir. Çalışmanın örneklemi Manisa ili Adalet ve Kalkınma Partisi, Milliyetçi Hareket Partisi, Cumhuriyet Halk Partisi ve İyi Parti il teşkilatlarının gençlik kollarıdır. Çalışmada yarı-yapılandırılmış görüşmeler sonucunda veriler elde edilmiş, elde edilen veriler ise nitel içerik analizi yöntemiyle çözümlenmiştir. Çalışmanın sonucunda demokratik rejimlerde çevreleme tekniklerinin önemli olduğu hipotezi doğrulanmış ve siyasal iktidarların çevreleme tekniklerini uygulayış biçimleri görünür kılınmıştır.

Gençlik kollarıSiyasal propagandaSiyasi kimlik+2
Başak Kart
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Kamu güvenlik politikası tercihinde toplum-destekli polislik

Güvenlik politikalarında yaşanan değişim sonucunda günümüzde kamusal güvenlik, sadece devlet güvenliğini karşılayan bir kavram olmaktan uzaklaşmıştır. Kamu güvenliği denilince artık zihinlerimizde devlet güvenliği yerine insan güvenliği algısı oluşmaktadır. Yeni güvenlik anlayışı olarak açıklanan bu insan boyutlu güvenlik idealindeki dönüşüm, fikirsel boyutta kalmayıp; politika karar alımında ve politikaların uygulanmasında kendini göstermiştir. Günümüz demokratik devletleri ve seçilmiş hükümetleri, birer temsilci ve yürütücü olduklarının bilincinde güvenlik yönetiminde liberal güvenlik anlayışını hâkim görüş kılmak istemek veya bunun zorunluluğunu idrak etmektedirler. Liberal güvenlik anlayışının bir boyutu olarak kamusal alanda meşru kolluğun yerine demokratik kolluk fikri gelişmiştir. Kolluk gücünün artık kamu güvenlik kavramı algısı devletin güvenliği görevi olarak değil; birey odaklı bir anlayışla vatandaşların güvenliğine hizmet verme işi olarak şekillenmiştir. İnsanı önceleyen, vatandaş odaklı güvenlik algısı sonucunda polis teşkilâtında yaşanan dönüşüm suç önleme ve suçla mücadelede katılımcı-uzlaşmacı ve iletişime önem veren bir polisliğin oluşumuna imkân vermiştir. Polis teşkilâtında bu ideal üzerinde Toplum Destekli Polislik birimi inşa edilmiştir. Kamu güvenliği, kamusal alana uygun güvenlik politikalarıyla inşa edilebilir. Kamusal güvenliği sağlamada önemli görevler yüklenen kolluk; etkin, verimli ve modern bir örgüt hâline gelebilmesi çağın güvenlik ihtiyaçları ile zaruretlerine cevap verebilmesini sağlayabilecektir. Katılım, uzlaşma ve iletişim prensiplerini kurum kültürü hâline getirmeyi temel dayanak noktası alan polis teşkilâtı, bunu demokratik polislik felsefesi ile olacaktır. Bu nedenle polis teşkilâtındaki Toplum Destekli Polislik yapısı, çağın güvenlik ihtiyaçlarına cevap veren modern bir polislik felsefesi olarak gözükmektedir. Vatandaş ile polis arasında ortaklık sağlamaya yönelik Toplum Destekli Polislik uygulaması, güvenlik politikalarının ana konusunu oluşturan toplumsal meselelere yapısal çözümler getirmeye imkân veren bir polislik hizmetidir. Anahtar kelimeler: Güvenlik Politikası, Kamu Güvenliği, Kamu Güvenlik Politikası, Toplum ve Polis, Toplum Destekli Polis.

Devlet politikalarıGüvenlik politikalarıHükümet politikaları+5
Berkay Kırdar
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de planlı dönem öncesi kırdan kente göç olgusu ve kentleşme

Tarihsel süreçte uzunca bir dönem insanlığın temel yaşam alanlarını oluşturan kırsal alanlar, geleneksel toplumdan sanayi toplumuna geçişle birlikte kentlerin sahip olmaya başladığı avantajlı konumlarının bir getirisi olarak kentlere göç vermeye başlamışlardır. Dünyada kır ve kent dengesinin değişmeye başladığı bu gelişmeyle birlikte sanayinin filizlenmeye başladığı kentler, her geçen gün kırlardan daha fazla işgücü talep etmeye başlamış ve böylece kırsal dünyadan kentsel dünyaya giden yolun kapıları aralanmıştır. Bununla birlikte, göçün kırlardan kentlere doğru olan şekilsel yapısı tüm ülkelerde benzer olarak gerçekleşmişse de içerik bakımından gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde kentleşmenin farklılaştığı kabul edilmiştir. Bu iki kategoride ortaya çıkan farklılaşma ise kırdan kente göç sürecine tarımsal üretim ilişkilerinde yaşanan dönüşümün mü, yoksa sanayinin gelişiminin mi yön verdiğinin belirlenmesiyle açığa kavuşmaktadır. Türkiye bağlamında bu soruya cevap aramak için yola çıkan çalışma, planlı dönem öncesinde kırdan kente göç hareketlerinin ve kentleşme olgusunun ortaya çıkmasında rolü olan temel dinamiklerin neler olduğunu ortaya koymaya çalışmaktadır. Bu yapılırken, Osmanlı'dan Cumhuriyet'in ilanına ve oradan da 1950'lere kadar olan süreçte ağırlıklı olarak kırda yaşayan nüfusun, hangi gelişmelerle birlikte kente göç etmeye başladığının anlaşılmasına odaklanılmıştır. Bu amaçla tarihsel süreklilik içerisinde dönemsel olarak kentsel gelişme dinamikleri ele alınmış, özellikle 1950 öncesi son on yılda yaşanan gelişmelerin kırsal alanlarda göçü hazırlayıcı yönleri ortaya koyulmaya çalışılmış ve hızlı kentleşmenin başladığı 1950'li yıllarda tarımsal yapı, ulaşım ve sanayi politikalarının kentleşme sürecine olan etkileri analiz edilmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Kırdan Kente Göç, Kentleşme, Planlı Dönem Öncesi, Sanayi Devrimi, Kentleşme ve Sanayileşme Sürekliliği.

EndüstrileşmeGöçlerKentlileşme+4
Musa Söztutar
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Çok etnik yapılı toplumlarda yönetim ve güç paylaşımı

Çoğul toplumlarda çağdaş demokrasi standartlarına ulaşmak için toplumu oluşturan tüm dini, kültürel ve etnik farklılıkları bulunan alt grupların devletin tüm kurumlarında eşit oranda bulunmaları ve karar mekanizmalarında söz sahibi olmaları kaçınılmazdır. İşte bu ihtiyaç ve gereklilik çok etnik yapılı toplumlarda geleneksel demokrasi uygulamalarından farklı olarak ihtiyaca daha iyi cevap verebilecek yeni uygulamaların ortaya çıkmasını sağlamıştır. İşte bu çalışmanın amacı Türkiye gibi birçok farklı etnik ve dini grubu bünyesinde barındıran bir ülkede bu uygulamaların karar alıcılar ve politikacılar için daha görünür olmasını sağlamak ve daha demokratik çıktıların oluşmasına katkıda bulunmaktır. Ayrıca ülkede ki bu yönde yaşanan akademik eksikliğe değinerek bu konuda ki bilimsel çalışmaların artmasını sağlamak da tezin amacıdır. Çalışmada, 1970'li yıllarda ortaya atılan oydaşmacı ve birleştirici demokrasi yaklaşımları incelenmiş ve bu yaklaşımların çok etnik yapılı toplumlar için öne sürdüğü iktidar paylaşımı reçetesi ortaya konmuştur. Buna ek olarak çalışma dünyada ki en önemli iktidar paylaşımı örneklerinden biri olan Lübnan'ı inceleyerek karar alıcılar ve politikacıların yapma(ma)sı gerekenleri ortaya koymaya çalışmıştır.

Etnik demokrasiEtnik gruplarEtnik ulusçuluk+7
Fatih Çiçek
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Avrupa Birliği'ne uyum süreci ve Türkiye'deki kırsal kalkınma etkileşimi: 3 ekim 2005 sonrası Manisa bölgesinin kırsal kalkınma analizi

Ankara Anlaşması'nın 12 Eylül 1963'de imzalanması ve 1 Aralık 1964'de yürürlüğe girmesiyle birlikte Türkiye'nin Avrupa Birliği ile ortaklık ilişkisi başlamıştır. 17 Aralık 2004 tarihinde alınan kararın sonrasında, 3 Ekim 2005'de Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne katılım müzakerelerinin başlaması ile yeni bir sayfa açılmıştır. Bu çerçevede, kırsal kalkınma ile ilgili olarak dünyada değişen yeni yaklaşımları ön plana alan, Avrupa Birliği'ne uyum sürecini sürdüren, buna ilave olarak ülkenin gereksinimlerinin, önceliklerinin ve mevcut şartlarının farkındalığına sahip olan bir kırsal kalkınma planının ortaya konması kararlaştırılmıştır. Türkiye'nin Avrupa Birliği ile ekonomik ve sosyal alanda uyumun oluşturulması sebebi ile kırsal anlamda gerekli görülen ve ihtiyaç duyulan adımların atılması ve bu çalışmaların sonuca ulaştırılması uyum sürecinin iyi bir şekilde sürdürülebilmesi yönünden kırsal kalkınma planı oldukça önemlidir. Bu çalışmada, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne uyum sürecinin Türkiye'nin kırsal kalkınmasına olan etkileri ve bu bağlamda süreç içerisinde Manisa İline olan etkileri ve görülen değişiklikler ele alınmıştır. Bu çalışma üç bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde, kalkınma ve kırsal kalkınma kavramları, Türkiye'deki kırsal kalkınma faaliyetleri ve kırsal kalkınma politikaları ele alınmıştır. İkinci bölümde, Avrupa Birliği'nde kırsal kalkınma faaliyetleri, kırsal kalkınma politikaları ve Türkiye'nin kırsal kalkınma bağlamında Avrupa Birliği'ne uyum süreci irdelenmiştir. Son olarak üçüncü bölümde ise, Avrupa Birliği'ne uyum süreci bağlamında Manisa ilinin kırsal kalkınma analizi yapılmıştır.

Avrupa BirliğiEtkileşimKalkınma+6
Eren Tozak
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Nâmık Kemâl'de ideal devlet görüşü: İbret ve Hürriyet gazetelerindeki yazıların değerlendirilmesi

Mehmed Nâmık Kemâl, hem Türk edebiyatı tarihi hem de Türk siyasal tarihinde kendine yer edinmeyi başarmış önemli bir şahsiyettir. Her ne kadar "vatan şairi" ve "Vatan yâhud Silistre'nin yazarı" olarak bilinse de, esasında bu vasıfların çok ötesinde bir konuma sahiptir. O, elbette bir vatan şairidir, ünlü Vatan yâhud Silistre piyesinin müellifidir ve vatan kavramına yeni bir boyut kazandırmıştır; ama o, aynı zamanda, anayasa ile parlamentoyu da savunan bir gazetecidir. Bu çalışmanın amacı ise, Nâmık Kemâl'in bu gazeteci yönü üzerinden, onun, vatan, hürriyet ve Osmanlı'da inşa edilmesi gereken ideal yönetim şekli konusundaki fikirlerini ele almaktır. Ne de olsa Nâmık Kemâl, gazeteciliği süresince, nüfustan ekonomiye, idareden eğitime kadar pek çok konuda doygun gazete yazıları kaleme almıştır. Daha net bir tablo ortaya koyulması için, bu çalışmada, yazarın bahsi geçen konulardaki düşüncelerine odaklanılacaktır. Osmanlı'ya uygulanmak istenen meşrutî monarşi, tabiî olarak, salt Nâmık Kemâl'in fikrî faaliyetiyle gerçekleşmemiştir. Kâh Yeni Osmanlılar Cemiyeti'yle bir araya gelen pek çok isim, kâh bürokraside yer alan başka isimler, anayasal parlamentoyu savunmuştur. Bizim odak ismimizse Nâmık Kemâl olduğundan, bu çalışmada, Nâmık Kemâl ile diğer Tanzimat düşünürleri veya bürokratlar arasında herhangi bir mukayeseye gidilmemiş, salt Nâmık Kemâl'e değinilmiş ve onun da sadece ideal devlet yönetimiyle ilgili düşünceleri değerlendirilmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Nâmık Kemâl, İttifak-ı Hamiyyet, Yeni Osmanlılar Cemiyeti, Tanzimat, anayasal monarşi, anayasalcılık, parlamentarizm, kuvvetler ayrılığı, usûl-i meşveret, hürriyet, vatan, Rüya, İbret, Hürriyet, Kanun-ı Esasî, 113. madde.

Devlet idaresiGazetelerHürriyet gazetesi+6
Orhan Davut Kavkas
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Sürdürülebilir çevre vizyonu açısından Türkiye'nin enerji politikalarında güneş enerjisinin geleceği

Enerji, kalkınmanın en temel sürükleyicilerinden biridir. Sürdürülebilir kalkınma için enerjinin ve diğer girdilerin sürdürülebilir özellikte olması gerekmektedir. Enerji tarafı iyi yönetilemeyen bir kalkınma, çevresel sürdürülebilirlik için risk oluşturmaktadır. Fosil yakıtlar tükenmektedir ve yerine yenisinin oluşması çok uzun zaman gerektirmektedir. Bu nedenle sürdürülebilir kalkınma için bol, ucuz, temiz ve erişilebilir özellikte alternatif enerji kaynaklarına ihtiyaç vardır. Güneş enerjisi maliyetleri giderek düşen, bol, temiz ve erişilebilir bir kaynaktır. Türkiye coğrafi konumu itibariyle güneş enerjisi bakımından avantajlı bir durumdadır. Ülkenin her tarafına yayılmış, evsel ve endüstriyel uygulamalar için yeterli olan güneş enerjisi, Türkiye için önemli bir kaynaktır. Enerjide dışa bağımlı olan ve bu bağımlılığın risklerine karşı Türkiye'nin, güneş enerjisi potansiyelini değerlendirmeye ve enerji arzındaki payını artırmaya yönelik politika ve stratejiler geliştirmesi daha kapsayıcı, daha çeşitlendirilmiş, daha güvenli ve daha temiz bir enerji arzı için gerekli görülmektedir. Bu tez çalışması, sürdürülebilir kalkınma yaklaşımı ile Türkiye'nin enerji ihtiyacını karşılamada ve dışa bağımlılığını azaltmada, güneş enerjisi ile ilgili karşılaşılan sorunları ortaya koyarak güneş enerjisine dayalı ve çevre eksenli temiz enerji arzı için yol gösterici öneriler sunmak amacıyla hazırlanmıştır. Çalışma üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde çevre, çevre sorunları ve nedenleri ele alınmıştır. İkinci bölümde, konvansiyonel ve yenilenebilir enerji kaynaklarının avantaj ve dezavantajları incelenmiştir. Üçüncü bölümde, Türkiye'nin güneş enerjisi potansiyelini değerlendirmesinin önündeki sorunlar irdelenmiş ve çözüm önerileri getirilmiştir. Anahtar kelimeler: Çevre sorunları, fosil yakıtlar, güneş enerjisi, sürdürülebilir kalkınma, yenilenebilir enerji

Enerji politikalarıFosil yakıtlarGüneş enerjisi+7
Murat Çeçen
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Avrupa Birliği bölgesel politikası ve Türkiye'nin uyumu

AB'nin kuruluş esası içinde de yer alan bölgesel farklılıkların giderilmesiyle ulaşılacak refah seviyesi 1957 tarihli Roma Antlaşması'ndan bu yana önemini korumaktadır. Birliğe üye ülkeler ve aday ülkeler arasında, ülkelerin bölgeleri arasındaki ve bölgelerin kendi içindeki farklılıkların azaltılması için uygulanan bölgesel politikalara çeşitli finansman kaynakları ile destek verilmektedir. Birlik üyelerinin ve aday ülkelerin ekonomik ve sosyal uyumu sağlanmaya çalışılmaktadır. Avrupa bütünleşmesinin önemli bir parçası olan ortak politikalar ve AB Bölgesel Politikası bölgelerarası farklılıklardan kaynaklanan sorunları azaltmanın yanında günümüzde bölgelerin rekabet edebilirliğinin artırılması konusu üzerine yoğunlaşmıştır. Türkiye ile Avrupa Birliği ilişkilerinin başladığı tarihten bu yana uyumlaştırma çabaları Türkiye açısından çok önemlidir. Bölgesel Politika kapsamındaki uygulamalar ve AB'ye uyum kapsamında yapılan kurumsal düzenlemeler, Türkiye'de yerel dinamiklerin ortaya çıkarılmasında ve Türkiye'nin çoğu alanda gelişmesine hız kazandırmıştır. Türkiye'nin uyguladığı bölgesel politikalar, AB stratejilerine uyumlu hale getirilmeye çalışılmaktadır. Bugüne kadar yapılan çalışmalar sonucunda yerel katılımın, bölgelerin özelliklerine göre programlamanın önemi gibi birçok etkenin planlardan sağlıklı sonuçlar alınabilmesi açısından ne kadar önemli olduğu ortaya çıkmıştır. Ancak günümüze kadar uygulanan Bölgesel Politika kapsamındaki çalışmalarla istenilen seviyeye henüz gelinememiştir. Türkiye'nin bu konudaki ilerlemeleri çeşitli nedenlerden dolayı kısıtlı kalmıştır.

Avrupa BirliğiBölgesel politikalarFonlar+4
Çılga Altunbaş
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
DoctorateOpen AccessTR

Etnisite ve demokrasi ilişkisi: İspanya'nın demokratikleşme süreci ve Bask örneği

Bu tez şiddet içerikli olsun veya olmasın, 20. yüzyıl sonlarında yaygınlaşan etnik sorunların çözümünde demokratikleşmenin yeterliliğini analiz etmektedir. Bu maksatla ilk olarak milliyetçilik teorilerinin ilkçi, modern ve etno-sembolcü yaklaşımları etüd edilerek, etnik sorunları besleyen dinamikler belirlenmiş, daha sonra da Etnik Demokrasi, Liberal (klasik ve çokkültürlü) Demokrasi ve Ortaklıkçı Demokrasilerin uzlaşı stratejileri incelenmiştir. Ayrıca, bir örnek olayın, teorilerin uygulamadaki muhtemel sınırlılıklarını aşmamıza yardımcı olacağı ve bu bağlamda seçilen İspanyaBask sorununun, İspanya?nın Franco?nun ölümünden sonraki demokrasiye geçişi ve kabaca yüzyıl önce hasıl olan Bask milliyetçiliğiyle iyi bir örnek olacağı düşünülmüştür. Neticede, etnik sorunların dinamikleri ve demokratikleşme teorilerinden elde edilen analitik çerçeve rehberliğinde, İspanya demokratik uygulamaları ve Bask sorununa etkileri ilişkisel olarak değerlendirilmiş ve demokratikleşmenin tamamını olmamakla birlikte, bazı etnik sorun dinamiklerini işlevsizleştirebildiği ve bazı etnik talepleri karşılayabildiğisonucuna varılmıştır. Ancak her durumda demokratikleşmenin gerekli olduğu, çünkü ?Zeitgeist? ile uyumlu demokratik düzenlemelerin etnik sorunların yönetilmesinde meşruiyet kaynağı oldukları değerlendirilmektedir.Anahtar Kelimeler:1. Milliyetçilik2. Etnisite3. Etnik Sorun4. Demokratikleşme5. Bask Sorunu

BaskBask kimliğiDemokrasi+3
Yavuz Çilliler
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Avrupa Birliği sürecinde spor federasyonlarının yapısal bakımdan değerlendirilmesi

Bu araştırma ile AB sürecinde, Türk ulusal spor federasyonlarının yönetimsel yapıları ve bazı AB ülke spor federasyonlarının yönetimsel yapıları mukayeseli bir biçimde incelenmiş; bununla birlikte spor yöneticilerinin bu yapılanmaya ilişkin görüşleri alınarak değerlendirilmeye çalışılmıştır.Bu amaçla tesadüfi örnekleme yöntemi ile spor federasyonu yöneticilerine, spor uzmanları ve Beden Eğitimi ve Spor Yüksekokulları öğretim elemanlarına yönelik betimsel tarama yöntemi ile birlikte, yüz yüze görüşme ve e-mail yoluyla nitel bir araştırma da uygulanmıştır. Öncelikli olarak mevcut durum tespit edilerek, bazı Avrupa ülke spor federasyonları ile mukayese edilmiştir. Yapılan tespitler ve alınan uzman görüşleri değerlendirilerek öneriler sunulmuştur.Nitekim bu araştırma ile elde edilen bilgilere göre spor federasyonlarının; genel kurullarının ilgili spor dalı ile ilgilenen geniş bir kesim içerisinden seçilen üyelerden oluşmadığı, dolayısı ile genel kurul üyelerinin belirlenmesinde doğru bir yol izlenmediği, genel kurul üye sayısının da kesinlikle yetersiz kaldığı ve genel kurul yapısının bu hal ile sağlıklı olmadığı, beklenilen düzeyde gelir elde edemedikleri, neredeyse tüm gelirlerinin devletçe karşılandığı, verilen bütçe ödeneğinin objektif bir değerlendirme sonucu da verilmediği, bütçelerinin etkin ve verimli bir biçimde kullanıldığı, harcamalarını şeffaf bir biçimde yapılmadığı, harcamalarının ihale mevzuatı haricinde tutulduğu, Avrupa Birliği uyum sürecinde gerekli yapısal düzenlemelerin yapılmadığı, bağımsız spor federasyonları yapılanması ve uygulamalarının Türk sporuna beklenilen ivmeyi kazandıramadığı, devlet eli kurulmasının doğru olmadığı, bir spor dalının belirli seviyede yaygınlaştıktan sonra aşağıdan yukarıya yapılanması sonucunda federatif yapı yani federasyon oluşması gerektiği, idari, teknik, eğitim, halkla ilişkiler, reklam pazarlama ve sponsorluk gibi departmanlarını oluşturamadıkları, federasyon kurullarının istenilen düzeyde çalışamadıkları, harcamalarının devlet adına bağımsız denetim kuruluşlarınca denetlenmesinin daha doğru olacağı, federasyonun kelime anlamı itibariyle özerk bir yapıyı tanımladığı düşünüldüğünden bağımsız spor federasyonları tanımlamasının doğru olmadığı, gerçek anlamda da bağımsız bir yapı ve uygulama içerisinde olmadıkları, yönetim kurulu üyelerinin genel kurulca çarşaf listeden seçilmesi gerektiği, yönetim kurulu üyelerinin görevleriyle uyumlu liyakatli kişilerden oluşmadığı, genel sekreterlerin ilgili spor dalı içinden veya başka bir spor dalında geçmişi olan liyakatli kişilerden atanmadığı, denetim kurulu üyelerinin yarısından fazlasının Gençlik ve Spor Bakanlığınca atanması yanlış bir uygulama olduğu, her yaştaki vatandaşın spor yapmasından ziyade performans sporcusuna dönük faaliyetler yapıldığı, mevcut yönetim yapılanması ile istenilen düzeyde hizmet verilemeyeceği, eğitim ve bilimsel araştırma faaliyetlerine yeterli önemi verilmediği, yetenek seçimi ve spora yönlendirme konusunda yeterli araştırmayı yapmadıkları tespit edilmiştir.Sonuç olarak, toplumsal gereksinimleri karşılayabilmek için insan merkezli, demokratik, katılımcı, dinamik, etkinliği ve verimliliği gözeten, özerk, yönetim ve hizmette kaliteyi temel alan bir federasyon yönetim modeli için köklü yapısal değişiklik ve yeniden yapılanmanın zorunlu olduğu düşüncesindeyiz.Anahtar Sözcükler1. Spor Yönetimi2. Spor Federasyonları3. Özerklik4. Avrupa Spor Federasyonları5. Spor Genel Müdürlüğü

Avrupa BirliğiFutbol federasyonuSpor organizasyonları+2
Ahmet Bal
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Yerel yönetimler reformu bağlamında Türkiye ve Bulgaristan yerel yönetimlerinin karşılaştırmalı analizi

Yerel yönetimler, ülkelerin hem yönetim yapısı içinde önemli bir role sahip olup hem de demokratikleşmenin ve halkın yönetime katılımının en iyi şekilde temsil edilebileceği birimlerdir.Günümüzde yerel yönetimler, ülkelerin çoğunda, anayasa ile düzenlenmiş, demokratik ve özerk kuruluşlar olma özelliği ile ülkelerin yönetim sistemleri içerisinde her geçen gün ağırlıklarını arttırmaktadırlar.Çalışmamızın amacı Türkiye ve Bulgaristan yerel yönetim sistemlerini karşılaştırmaktır. Bu bağlamda her iki ülkenin yerel yönetim sistemlerinin tarihi süreci, yerel yönetimlerin yasal mevzuatı ve yapısı, yerel yönetim alanında yapılan reform çalışmaları incelenmiştir. Çalışmamızın en son kısmı ise, bu iki ülkenin yerel yönetim sistemlerinin karşılaştırılıp değerlendirilmesini içermektedir.Çalışma sonucunda iki ülkenin yerel yönetim yapıları arasında bazı benzerlik ve farklılıklar ortaya konulmuştur. Bununla birlikte her iki ülkede de yapılan yerel yönetim reformları sonucunda elde edilen olumlu sonuçlara rağmen, hem Türkiye'de hem Bulgaristan'da merkeziyetçi yapının hala devam ettiği sonucuna ulaşılmıştır.Anahtar Sözcükler1. Yerel Yönetim2. Yerel Demokrasi3. Türkiye'de Yerel Yönetimler4. Bulgaristan'da Yerel Yönetimler5. Yerel Yönetimler Reformu

BelediyelerBulgaristanTürkiye+2
Ayshe Mehmedova Dryanova
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

İstihdamın kayıp yüzü: Alt işverende çalışan işçiler ve örgütsel bağlılık; iki kamu kurumu örneğinde

Küresel rekabet, bilgi teknolojilerinde yaşanan hızlı dönüşüm ve değişen piyasa koşulları nedeniyle örgütlerin yeni araçlar geliştirmeleri gerekmektedir. Yönetim bilimi bu araçların kuramsal yapısının güçlendirilmesine ve kuramsal yapılardan türetilmiş yeni araçlar oluşturmaya çalışmaktadır.Dış kaynak kullanımı örgütlerin son zamanlarda sıkça kullandığı araçlardan bir tanesidir. İşlem maliyeti yaklaşımından kaynak bağımlılığı yaklaşımına çeşitli kuramlar ile incelenen bu yaklaşım literatürde daha ziyade örgütün maliyetlerine olan etkisi açısından değerlendirilmiştir.Dış kaynak kullanımı örgütlerde yeni çalışma ilişkileri oluşturmuş, bu çalışma ilişkilerinin incelenmesi gerekmiştir. Örgüte bağlı çalışanların örgütsel performansa önemli katkı sağlıyor olması bu noktada önemli olmuştur.Bu çalışma ile alt işveren çalışanlarının sorunları ve örgüte bakışları örgütsel bağlılıkları açısından incelemektedir. Çalışma ile kamu kurumları örneğinde yapılan incelemede genel olarak alt işveren çalışanlarının hayatlarını sürdürmek için çalışmak zorunda olmalarından ötürü örgütsel bağlılıklarının demografik unsurlar ile değişmediği ve alt işveren çalışanlarının asıl işveren örgütlere güven duydukları tespit edilmiştir.Anahtar Kelimeler:1.Dış kaynak kullanımı2.Örgütsel bağlılık3.Çift örgütlülük4.Örgüt kuramları

Alt işverenDış kaynaklardan yararlanmaKamu kuruluşları+3
Harun Türker Kara
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Kentsel yoksullukla mücadelede kamu kurumları ve sivil toplum kuruluşları'nın rolü: Adıyaman kent yoksulları üzerinde bir alan araştırması

Bu çalışmanın amacı, kentsel yoksullukla mücadelede kamu kurumları ve sivil toplum kuruluşları tarafından yapılmakta olan sosyal yardımların etkinliğini, Adıyaman kent yoksullarına uygulanan araştırma neticesinde, onların diliyle ortaya koymaktır. Sosyal yardımların etkili bir şekilde ihtiyaç sahiplerine ulaştırılması bir yandan milli kaynakların daha verimli kullanılmasını sağlayacak diğer yandan kamu kurumları ve sivil toplum kuruluşlarının yoksullukla mücadele çabalarını kolaylaştıracaktır. Bu düşünceden hareketle çalışmada, önce durum tespiti yapılmakta ardından konuyla ilgili eksikliklere değinilmekte ve yoksulluk sorununun çözümüne ilişkin öneriler sunulmaktadır.Bu çalışma, literatür taramasının ardından dört bölümden oluşacak şekilde planlanmıştır. Birinci bölümde yoksulluk çalışmalarına değinilmiş, yoksulluğun 'mutlak, göreli ve insani' olmak üzere çeşitli tanımları verilmiştir. Ardından kentsel yoksulluk konusuna geçilerek, yoksullukla sosyal dışlanma arasındaki ilişki açıklanmış ve yoksulluk sınırının hesaplanmasına değinilmiştir. İkinci bölümde, Türkiye'deki kentsel yoksulluk sorunu, kent yoksulluğunun gelişimi, toplumsal yapı, kentleşme süreci ve gecekondu kavramları etrafında ele alınmıştır. Yoksulluk oranları ve milli gelirin paylaşımı ise çeşitli sayısal verilerle ortaya konulmuştur. Bu bölümde ayrıca Adıyaman'ın tarihçesi, coğrafi konumu, nüfus yapısı, ekonomik özellikleri gibi Adıyaman'a dair tanıtıcı bilgilerin yer aldığı 'Adıyaman Kent Rehberi'ne yer verilmiştir. 'Yoksulluğun Azaltılmasında Kamu Kurumları ve Sivil Toplum Kuruluşları' başlıklı üçüncü bölümde, yoksulluk konusunun başta 1982 Anayasası olmak üzere mevzuatta ne şekilde ele alındığına değinilmiştir. Çalışmanın devamında Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı'nın, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı'nın, belediyelerin ve sivil toplum kuruluşlarının yoksullukla mücadelesi ele alınmıştır. Çalışmanın son bölümünde ise, kentsel yoksullukla mücadele Adıyaman özelinde ele alınmıştır. Adıyaman Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı, Adıyaman Aile ve Sosyal Politikalar İl Müdürlüğü, Adıyaman Belediyesi Toplumsal Gelişim Merkezi olmak üzere kamu kurumlarının; Adıyaman Deniz Feneri Derneği, Adıyaman İnsani Yardım Derneği, Adıyaman Rahmet Eli Derneği ve Adıyaman Umut Işığı Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği olmak üzere de sivil toplum kuruluşlarının sosyal yardım faaliyetleri ele alınmıştır.513 yoksul hane reisine uygulanan anket çalışması neticesinde kadınların yoksulluğa düşme riskinin daha yüksek olduğu, başta konut olmak üzere yoksul hanelerin yaşam alanlarının yetersiz olduğu, yapılan sosyal yardımların yetmediği ve eğitimsizliğin yoksulluğun en başat sebepleri arasında yer aldığı sonuçlarına ulaşılmıştır. Ayrıca yoksulluğun çözümünde bireysel çabaların devam ettiği, kamuya güvenin ön planda olduğu, sivil toplum kuruluşlarının eskiye nazaran öneminin arttığı, kamu kurumu ve sivil toplum kuruluşu arasında tesis edilecek işbirliğinin çözüme daha fazla katkı sağlayacağı ortaya konulmuştur.Anahtar Sözcükler1. Yoksulluk2. Kentsel Yoksulluk3. Kamu Kurumları4. Sivil Toplum Kuruluşları5. Adıyaman6. Sosyal Yardım

AdıyamanKamu kuruluşlarıKentler+2
Adem Ceren
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
DoctorateOpen AccessTR

Klasik liberalizm geleneğinde kendiliğinden doğan düzen kavramının gelişimi

İnsanlığın kültürel evrimi neticesinde, insan eyliminin sonucu olan ama özel olarak tasarımlanmamış pek çok sosyal kurum, toplumsal düzeyde beşeri işbirliğini ve etkileşimi mümkün kılmaktadır. Örneğin, lisan, fiyat mekanizması, hukuk bu tür sosyal kurumlardır. Bu tür sosyal kurumlara Friedrich von Hayek, kendiliğinden doğan düzenler adını vermektedir. Kendliğinden doğan düzenler hakkındaki temel iddia, bu sosyal kurumların herhangi bir merkezi planlama olmadan kendi kendilerini düzenleyebilmeleridir. Kendiliğinden doğan düzen anlayışı ilk olarak İskoç Aydınlanma geleneği içinde David Hume, Adam Smith, Adam Ferguson gibi filozoflar tarafından geliştirilmiştir. 19. ve 20. yüzyıllarda, liberal gelenek içinde bu fikri tekrar gündeme getiren yazarlar ise Carl Menger, Hayek, Ludwig von Mises gibi yazarlar olmuştur. Kendiliğinden düzen anlayışı barışçıl, medeni ve özgür siyasi sistemlerde kendi kendini düzenleyen kurumsal yapıların incelenmesinde önemli bir araçtır.

Kendiliğinden doğan düzenKültürel evrimLiberal demokrasi+4
Buğra Kalkan
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de 2004 sonrası yerel yönetim reformu: Eleştirel bir değerlendirme

Türkiye Cumhuriyeti; merkezi ve bürokratik bir devlet olan çok uluslu Osmanlı İmparatorluğu? nun çöküşü üzerine, Kurtuluş Savaşı sonrasında kurulmuştur. Türkiye Cumhuriyeti yönetim şekli açısından demokrasiyi benimsemiş olmasına rağmen, yönetim kültürünü Osmanlıdan miras kalan bir anlayışla yürütmüştür. Osmanlının bürokratik karakterini günümüze kadar taşıyan bu yönetim anlayışı içerisinde, merkezi idare halen güçlü konumda bulunmakta ve yerel yönetimler merkezi idarenin sıkı denetimi altında kalmaya devam etmektedir. Son yıllarda yerel yönetimler alanında yapılan gelişmeler yerel yönetim yapısını biraz daha esnekleştirse de, merkezi idare yerel yönetimler üzerinde ağırlığını halen korumaktadır. Yerel yönetimler; demokrasinin gelişimi, yerel siyaset, katılım, özerklik gibi ilkelerin hayata geçirilmesi bakımından önem teşkil etmektedir. Kamu yönetimi sisteminin bel kemiğini oluşturan yerel yönetimlerin yeniden yapılandırılması, ülkemiz için önemli bir adımdır. Ülkemizde 2004 yılına kadar yapılan reform çalışmaları, kayda değer bir ilerleme sağlayamamıştır. Bu bağlamda yerel yönetimleri yeniden yapılandıran kanunlar çıkarılmıştır. 2004 yerel yönetim reformu ve sonrasında yapılan düzenlemeler; yerel yönetimler konusunda ne kadar yol kat edildiği, eski yönetim anlayışından ne kadar farklılaştığı ve yönetimin işleyişini ne ölçüde değiştirdiği sorularına kaynaklık etmektedir. Aşırı merkeziyetçi yapının günümüzde hala geçerliliğini koruyup korumadığı, reform çalışmaları ve uygulamaları ışığında anlaşılacaktır. Küreselleşmenin ve Avrupa Birliği?ne giriş sürecinin etkisiyle hazırlanan kanunların ülke koşullarına uygunluğu çalışma kapsamında değerlendirilmektedir. İngiltere yerel yönetim reformuna tez içerisinde yer verilmesi, yerel yönetimlerde yaşanan değişimin boyutlarını görmemiz açısından örnek teşkil etmektedir. Anahtar Kelimeler: 1. Türkiye?de Yerel Yönetim Reformu, 2. Küreselleşme, 3. İngiltere?de Yerel Yönetim Reformu, 4. Kamu Yönetimi, 5. Yerel Yönetimler

Avrupa BirliğiKüreselleşmeReform+3
Elif Ekinci
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'nin nükleer enerji politikaları ve Mersin Akkuyu Nükleer Güç Santrali

Artan nüfus ve gelişen teknoloji ile birlikte enerjinin kullanımı ve enerjiye olan bağımlılık her ülkede artış göstermiştir. Bunun sonucu olarak fosil yakıtların rezervleri azalmış, dönem dönem enerji krizleri yaşanmış ve alternatif enerji kaynaklarına yönelinmiştir. Bu alternatif enerji kaynaklarından biri de nükleer enerji olmuştur. Nükleer enerji elde edebilmek amacıyla kurulan nükleer santraller yüksek maliyet ve radyasyon yayma riski gibi olumsuzluklarının yanısıra, enerji elde edilmesi esnasında çevreye zararlı gazlar yaymaması ile dikkat çekmiştir. Pek çok ülke tarafından yapılan veya yapımı planlanan nükleer santraller; yaşanan santral kazaları ile tartışmalı hale gelmiştir. Bazı ülkeler bu kazalar sonucu nükleer güç santrallerinden vazgeçerken; bazı ülkeler ise artan enerji talebini karşılama zorunluluğunu öne sürerek nükleer santrallerini işletmeye devam etmişlerdir. Türkiye?nin de gelişen ekonomisi ve artan nüfusuyla birlikte enerjiye olan talebi yıllar itibariyle sürekli olarak artmıştır. Yenilenemeyen enerji kaynakları bakımından zengin rezervlere sahip olmayan Türkiye; yenilenebilir enerji kaynaklarından da ekonomik nedenlerle yeterli ölçüde yararlanamamış ve enerji dışa bağımlı hale gelmiştir. Özellikle doğal gaza ve doğal gazda Rusya?ya bağımlılık Türkiye?yi alternatif enerji kaynaklarına yöneltmiştir. Bu kaynaklar içerisinde nükleer enerji gerek elektrik enerjisinde sağladığı yüksek verim, gerekse nükleer teknolojiye açılan kapı olması nedeniyle Türkiye?nin uzun süre enerji politiklarında yer edinmiştir. İlk olarak 1960?li yıllarda gündeme gelen nükleer güç santrali kurma girişimi günümüze kadar zaman zaman gündemden düşmekle birlikte pek çok kalkınma planında ve hükümet programında yer almıştır. Son olarak Rusya ile yapılan anlaşma ile Mersin Akkuyu?da nükleer güç santrali kurulması için çalışmalar başlamıştır. İnşaatına 2013 yılı Aralık ayında başlanması planlanan Mersin Akkuyu nükleer güç santrali; Türkiye?nin ilk nükleer güç santrali olmasının yanı sıra taşıdığı özelliklerle dünyada da bir ilk konumundadır. Anahtar Kelimeler: 1. Enerji, 2. Nükleer enerji, 3. Nükleer enerji politikaları, 4. Mersin Akkuyu Nükleer Güç Santrali

Akkuyu Nükleer Güç SantraliEnerjiEnerji politikaları+1
Gülçin Bakır
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Kadın ve kent ilişkisinde yerel yönetimler: Nevşehir ili örneğinde kadın dostu kentler

Toplumsal cinsiyete dayalı işbölümü ve ataerkil toplum yapısı, kamusal alanın ve kent hayatının erkek-egemen bir görünüme sahip olmasına ve kadınların ?ev?in ve ev merkezli bir hayatın sınırları içinde kalarak kentsel alanda varlık gösterememelerine yol açmıştır. Kentin temel dezavantajlı gruplarından olan ve pek çok kentsel haktan insan haklarına uygun biçimde yararlanamayan kadınların kentsel alanda var olması için özel önlemlere ihtiyaç duyulmaktadır. Alınacak özel önlemler, yerel yönetimlerin demokratikleşmesinde de önemli role sahip olacaktır. Bu çalışmada kadınların kent hayatında karşılaştıkları güçlükler ele alınmış; yerel yönetimlerin kadınların pratik ve stratejik ihtiyaçlarına yönelik olarak yürüteceği uygulamaların ve sunacağı hizmetlerin kadınların özel alanda kendilerine yüklenen rollerle birlikte zorlaşan gündelik hayatlarına nasıl etki edebileceği araştırılmıştır. Çalışmada, BMOP kapsamında kadın dostu kent olmayı taahhüt etmiş illerden Nevşehir örneklem alanı olarak seçilmiş, Nevşehir?de Kadın Dostu Kentler Projesi bünyesinde yürütülen faaliyetler ele alınmıştır. Çalışma, BMOP?nin ilk aşaması bittikten sonra gerçekleştirilmiş ve Nevşehir?de yaşayan 15 kadınla yarı yapılandırılmış derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Yapılan görüşmelerin sonucunda, Nevşehirli kadınların kentsel sorunlarına ilişkin bir fotoğrafa ulaşılmıştır. Çalışmanın bitiminde, Projenin ilk safhasının bitmiş olmasına rağmen, Nevşehir?de görüşülen kadınların büyük çoğunluğunun temel asgari kentsel hizmetlerle ilgili sorunlarının olduğu ve konuşmacıların çoğunun Nevşehir?le yani kent hayatıyla ilişkisinin ve kentsel alandaki faaliyetlerinin asgari seviyede seyrettiği görülmüştür. Bunun nedeninin BMOP kapsamında yürütülen faaliyetlerin, daha ziyade yerel paydaşların yapısal niteliklerine yönelik olduğu ve bunun toplumun yapısı nedeniyle bir zorunluluk olduğu çıkarımına ulaşılmıştır.

DemokratikleşmeGünlük yaşamKadın dostu+7
Gökçe Nur Şafak
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Mısır'da Müslüman Kardeşler örgütü: Dünü, bugünü ve ideolojisi

11 Eylül hadisesi sonrasında değişen A.B.D. politikaları, uzun yıllar boyunca otokrasiyle yönetilmekten muzdarip olan Orta Doğu ülkelerinde halk hareketlerini tetiklemiştir. İcra edilen kitlesel eylemler, köklü sosyal gruplar ve gelişen iletişim ağları sayesinde bu ülkelerde demokratik dönüşümün yaşanmasına zemin hazırlamıştır. 'Arap Baharı' adı verilen bu sürecin kazananları arasında yer alan ve Mısır'da iktidar olmayı başaran sosyal gruplardan 'Müslüman Kardeşler Cemiyeti' tezin ana öğesidir. Tezin amacı; Mısır'da İslam tandanslı bir hayır derneği olarak kurulan Müslüman Kardeşler Cemiyeti'nin ideolojik ve politik gelişimini, Mısır siyasi tarihi paralelinde ele alarak analiz etmektir. Tezde, Cemiyet'in neden ve nasıl ortaya çıktığı ve günümüze kadar hangi siyasi ve ideolojik kimlikleri benimsediği incelenmiştir. Kadim Mısır'dan günümüze kadar yaşanan siyasi gelişmeler ışığında 'Mısır politik kültürü' betimlenmiş ve 'İslami düşünce' nin çeşitlenmesi ekseninde Cemiyet'in kuruluşu, gelişimi ve mevcut durumu ele alınmıştır. Bu amaçla Türkçe, Arapça ve İngilizce literatür taranmış, güncel gelişmelere yer verilmiştir. Tezde, 'İslam modernizmi' akımından beslenen ve 'kökenci İslam' anlayışını müteakiben 'radikal İslam' düşüncesine kayan Cemiyet'in, ideolojik açıdan son olarak 'ılımlı İslam' biçiminde nitelenen pozisyonda durduğu; İslami yönetim taleplerinin yerini demokratik yönetim söylemlerinin aldığı sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca başlangıçta siyasetten uzak kalma stratejisi izleyen Cemiyet'in, yerel ve uluslararası politik gelişmeler sonrasında siyasileştiği anlaşılmıştır. Mısır'ın sosyo-ekonomik durumunun ve halkın 2011 Devrimi sonrasında istediğini alabilecek potansiyele sahip olmasının, halen iktidar olan Cemiyet'in elini zayıflattığı gözlemlenmiştir. Ancak Orta Doğu'nun genelinde var olan yapılanması sayesinde Müslüman Kardeşler Cemiyeti'nin önemli bir siyasal aktör olarak kalacağı düşünülmektedir.

Arap BaharıDemokrasiMüslüman Kardeşler+5
Halil İbrahim Canbegi
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de benimsenen çevre etiği yaklaşımları: Gönüllü çevre kuruluşları örneği

Bu çalışmanın temel amacı; Türkiye?de toplumsal taban bulan çevre etiği yaklaşımlarını ortaya çıkarmaktır. Dolayısıyla çalışmada öncelikle çevre etiği, içerdiği yaklaşımlar olabildiğince geniş kapsamlı ve detaylı bir biçimde sınıflandırılarak ele alınmıştır. Çevre etiğinin, büyük oranda çevre hareketi ve özellikle gönüllü çevre kuruluşları tarafından temsil edilip yaygınlaştırıldığı, dolayısıyla gönüllü çevre kuruluşlarının bugün temelde ?çevre ahlakı toplulukları? olduğu gösterilmeye çalışılmıştır. Ve bunu doğrulayarak Türkiye?de toplumsal taban bulan çevre etiği yaklaşımlarını ortaya çıkarmak amacıyla bir alan araştırması yapılmıştır. Alan araştırmasının örneklemi amaca dönük olarak üç aşamada oluşturulmuştur: Önce çevre hareketi içinden gönüllü çevre kuruluşları, sonra bu kuruluşlar içinden internet ortamında öztanıtımı bulunanlar seçilmiştir. Üçüncü aşamada örneklemin çeşitliliğini artırmak üzere bu kuruluşlar, korumayı ve/veya geliştirmeyi amaçladıkları çevresel öğelere göre altı gruba ayrılmış ve her gruptan daha etkin olduğu düşünülen birer kuruluş seçilmiştir. Hazırlanan 12 soru ile yarı yapılandırılmış derinlemesine görüşme yöntemiyle gerçekleştirilen araştırma değerlendirilerek şu sonuçlara ulaşılmıştır: Türkiye?deki gönüllü çevre kuruluşlarını, ?çevre ahlakı toplulukları? olarak ele almak mümkündür. Çünkü örnekleme giren kuruluşlar, zamansal ve/veya mekânsal anlamda ilgi alanı geleneksel etikten geniş olan etik yaklaşımları, yani çevre etiği yaklaşımlarını benimsemişlerdir. Bu kuruluşların benimsedikleri yaklaşımlardan Türkiye?de; ?insanlardan oluşan gelecek kuşaklar?a karşı ahlaki sorumlulukları içeren zayıf insanmerkezli, temelde ?doğaya saygı etiği? ile örtüşen canlımerkezli ve daha büyük oranda ?bütün doğal varlık ve bütünleri içeren gelecek kuşaklar?a karşı ahlaki sorumlulukları kapsayan insanmerkezli olmayan bütüncü çevre etiği yaklaşımlarının, toplumsal taban bulduğu anlaşılmaktadır. Bu araştırma sonuçlarına Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi?nin benimsediği, temelde ?toplumsal ekoloji? ile örtüşen insanmerkezli olmayan bütüncü yaklaşım ve Hayvan Partisi?nin benimsediği İslam dini kaynaklı, acı temelli hayvanmerkezli yaklaşım da eklendiğinde; Türkiye?de toplumsal taban bulan çevre etiği yaklaşımlarının, genellikle kendilerine has özellikler taşıdıkları ve oldukça çeşitlilik gösterdiği anlaşılmaktadır. Ayrıca bu yaklaşımların, kendilerine has özellikleri dolayısıyla ekofaşist somut sonuçlar doğurma riski taşımadıkları söylenebilir. Anahtar Sözcükler 1. Etik 2. Çevre Etiği 3. Çevre Etiği Yaklaşımları 4. Çevre Hareketi 5. Gönüllü Çevre Kuruluşları

Gönüllü kuruluşlarÇevreÇevre etiği+1
Duygu İlhan
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Türk yönetim sistemi içerisinde bağımsız idari otoriteler ve Radyo Televizyon Üst Kurulu örneği

Devletin, ekonomik ve toplumsal yaşamdaki değişen rolünün kamu yönetimine yansıması olarak değerlendirilen ve yaşamın hassas sektörleri olarak kabul edilen rekabet, bankacılık, enerji, iletişim finans gibi sektör ve alanlarda düzenleme ve denetim yetkisine sahip bağımsız idari otoriteler yönetim sistemini geçtikçe daha da etkilemektedir. Siyasetten ve ilgili oldukları sektörlerden gelebilecek etki ve baskılara karşı korunmak amacıyla bağımsızlık ve özerklikle donatılan bu kurumlar sahip oldukları yetkileri, özellikleri, örgütlenmeleri, personel yapıları ve bütçeleri gibi konularda farklılaşmaya giderek bunu başarmayı amaçlamışlardır. Bu tezin amacı Türk yönetim sistemi içerisinde bağımsız idari otoritelerin yeri ve bunlar içerisinde yayıncılık alanının otoritesi olan Radyo ve Televizyon Üst Kurulu?nu, kurum personeline yapılan anket verileri eşliğinde incelemektir. Bu çalışmada öncelikle Türk yönetim sistemi incelenmiş daha sonra bağımsız idari otoritelerin özellikleri, ortaya çıkış nedenleri, Türk yönetim sistemi içerisindeki özellikleri irdelenmiş, ülkemizde bulunan dokuz adet bağımsız idari otoritenin teşkilat sistemi incelenmiş son bölümde de RTÜK? ayrıntılı incelenmiş ve kurumda yapılan anket çalışması verilerine yer verilmiştir. Anahtar Sözcükler: 1- Türk Yönetim Sistemi, 2- Bağımsız İdari Otoriteler, 3- RTÜK, 4- Bağımsızlık, 5- Özerklik.

Bağımsız idari otoritelerBağımsızlıkRTÜK+3
İbrahim Uslu
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Kamu hizmetlerinin sunumunda kamu özel işbirlikleri: Sağlık Bakanlığı örneği

Enerji, ulaştırma, eğitim gibi birçok alanda karşılığı olan kamu özel işbirliği mekanizmaları sağlık sektöründe de hayata geçirilmektedir. Ancak sağlık sektöründeki KÖİ uygulamalarının birtakım faklı yönleri vardır. Uzun süreli sözleşmelere dayalı olan ve sağlık hizmetinin sunumu, yönetimi, finansmanı, denetimi gibi birçok alt boyutu olan kamu özel işbirlikleri bütünleşmiş şehir hastanelerinde uygulanmaktadır. Bu çalışma kapsamında bütünleşmiş sağlık kampüsü olarak adlandırılan şehir hastanelerinde Kamu Özel İşbirliği geliştirilmesinin ne gibi sonuçlar doğuracağı, Türk Kamu Yönetiminde yeni bir hizmet sunum yöntemi olan işbirliği olgusunun kamu hizmetini nasıl etkileyeceği incelenmiştir. Çalışma kapsamında şehir hastaneleri politikasının geliştirilmesi, uygulanması ve sürdürülmesi sürecinde söz sahibi olan aktörlerle yarı yapılandırılmış mülakatlar gerçekleştirilmiş ve bu mülakatlar nitel analiz yöntemiyle değerlendirilmiştir.

HastanelerKamu hizmetleriKamu-özel sektör ortaklığı+4
Selman Salim Kesgin
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Kamu personelinin maruz kaldığı psikolojik tacizin önlenmesine yönelik mevzuat analizi

Özünde psikolojik taciz kötü, insanların mutsuz olmasına yol açan bir olgudur. Çalışma ilişkilerini zayıflatarak çalışma barışını bozar. Bireyler üzerinde duygusal, fiziksel, psikolojik ve mesleki birçok rahatsızlığa, stres ve hastalıklara, Aileler üzerinde çatışma ve ayrılık durumlarına; Kuruluşlar üzerinde anlaşmazlıklara ve moral düşüklüklerine; gereksiz maliyet ve israfa neden olur. Toplum huzuru olumsuz etkiler. Psikolojik taciz tüm çalışanların maruz kalabildiği bir olgudur. Psikolojik tacizle özel veya kamu her işyerinde karşılaşılabilir. Bu çalışmanın konusu, kamu sektöründe psikolojik tacizin oluşturduğu olumsuz etkilerin nasıl önlenebileceğidir. Çalışmanın amacı, mevzuatın ve uygulanmasının incelenmesi yoluyla kamuda psikolojik taciz sorununa çözümü üzerine öneriler geliştirmektir. Çalışmanın birinci bölümünde psikolojik tacizin kavramsal çerçevesine değinilmiş; İkinci bölümde, psikolojik taciz ile ilişkilendirilebilir Türk Mevzuatı incelenmiş; Üçüncü bölümde, psikolojik tacizle mücadelede mevcut model ile, diğer ülkelerdeki psikolojik tacizle mücadele mevzuatı değerlendirilmiştir. Çalışmanın sonuç ve değerlendirme kısmında, psikolojik tacizin etkin şekilde önlenmesi için çözüm önerileri geliştirilmiştir.

Kamu personeliMevzuatMobbing
Muhammed Tolga Gedikkaya
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Avrupa Birliği Su Çerçeve Direktifi kapsamında Türkiye'de entegre havza yönetimi

Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de suyun miktar ve kalitesinin her geçen gün azalması, bu alana yönelik ilgi düzeyini artırmakta ve konuyla ilgili daha fazla çabanın sarf edilmesini sağlamaktadır. Bu kapsamda ülkemizdeki su yönetimi anlayışı, bir taraftan kullanılabilir su potansiyelinin arttırılması diğer taraftan nehir havzası bazında örgütlenme ve suyun kirliliğinin engellenmesi gibi iki ciddi uğraşı alanına sahiptir. İlk uğraşı alanı, Türkiye'nin uzun yıllardır benimsediği bir politikanın, ikincisi ise özellikle AB sürecinin etkisinin izlerini taşımaktadır. Çalışma,

Avrupa BirliğiHavzalarSu+6
Mehmet Çıvgın
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Yönetim kuramlarının liderlik konusuna yaklaşımları

Liderlik bugün hem özel kesimde hem de kamu kesiminde üzerinde çokça tartışmaların sürdüğü bir alan olarak görülmektedir. Bununla beraber liderlik kavramı, en eski çağlardan bu yana yönetimin söz konusu olduğu her alanda çok farklı anlamlar yüklenerek gelişmiştir. Farklı anlamların yüklenmesinde ise yönetim kuramlarının evriminin etkisi olduğu söylenebilir. Yönetim biliminin önemli çalışma alanlarından biri olan liderliğin yönetim kuramları üzerinden değerlendirilmesi bu çalışmanın konusunu oluşturmaktadır. Yönetim kuramlarının değişimine göre liderlik konusuna yaklaşımın farklılaştığı bu çalışmanın savunusudur. Bu kapsamda çalışmanın amacı da tarihin her döneminde değişik şekilde karşımıza çıkan liderlik olgusunu yönetim bilimi için bir veri alanı olan yönetim kuramları açısından karşılaştırarak değerlendirmektir. Çalışmada yönetim kuramları insan unsurunun yöneltilmesi ile ilgili çeşitli görüşler ortaya koydukları varsayılmıştır. Sonuçta ise her yönetim kuramının bir önceki kuramın liderliğe yaklaşımlarını yeterli görmeyip, örgüt içerisinde liderliği farklı açılardan yaklaştıkları kaydedilmiştir.

LiderlikYönetimYönetim teorileri
Fatma Gül Haliloğlu
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Türk solunda ayrışma: 1920-1971

1920?den 1960 yılına kadar ?TKP Dönemi? olarak anabileceğimiz sol çizginin, 1960 ve sonrasında kurulan sol partiler, gelişen akımlar ve örgütlerle yaşadığı değişimi ve bu değişimin teorik alt yapısını incelemek. Tez konusu sol ideolojiyle Türkiye ile sınırlı olduğundan yalnızca Türk solunu içermektedir. Ancak Türk solunu etkilediği ölçüde başka ülkelerde sol ideolojide yaşanan gelişmelere de değinilmiştir. Belirtilen ?Türk Solu? ibaresi ırk ya da köken ifade etmemekle birlikte Türkiye içindeki sol ideolojileri/hareketleri ifade etmektedir. Ayrıca çalışma 1920 ve 1971 yılları arasındaki Türkiye sol tarihini incelemekte ancak sol geleneğin anlaşılması açısından Osmanlı İmparatorluğu?ndaki sol akımlar ve işçi hareketlerine de değinmektedir. Çalışmada veri toplama tekniği olarak dokümantasyon (kaynak taraması) tekniği kullanılmıştır. Osmanlı İmparatorluğu?nda 19. yüzyılın sonunda gelişmeye başlayan işçi hareketleri ekonomik kaynaklı olup bilinçsiz ve örgütsüz işçiler tarafından gerçekleştirildiğinden oldukça zayıf kalmıştır. 20.yüzyılın başlarında artan işçi hareketlerinin yanında sol akımlar da ilk kez oluşmaya başlamıştır. Ancak sol akımlar işçi sınıfıyla bağlantı kurmayı başaramamıştır. Cumhuriyet?le birlikte Anadolu?da dağınık halde bulunan sol partileri çatısı altında toplamayı başaran TKP, işçiler arasında örgütlenmeye çalıştıysa da uzun yıllar engellenmiş, faaliyetleri yasaklanmış ve tutuklamalara maruz kalmıştır. Bu nedenle TKP işçi sınıfından kopuk, Sovyetler Birliği Komünist Partisi?ne bağımlı gelişen küçük bir ?aydın hareketi?, illegal bir ?örgüt? olarak var olmuştur. Ancak Türk solu 1960 Darbesi?nden sonra TİP?le birlikte yasal faaliyet gösterme imkanı bulmuştur. Sol gelenek ilk kez bağımsız ve kitlelerle dayanan bir yapı kazanmıştır. Yıllarca ?yeraltında? faaliyet göstermeye mahkum edilen Türk solu, 1965?te Meclis?te temsil hakkı kazanarak meşruluk sorunu aşmış, siyasete dahil olmuştur. 1960?lar itibariyle Uluslararası alanda gerçekleşen devrimlerin sol ideolojide yarattığı değişimler Türkiye?de de ideolojik tartışmalar yaşanmasına neden olmuştur. İktidar stratejisine yönelik tartışmalar Türk solunda geri dönüşü olmayan bölünmelere yol açmıştır. 1960?ların başında yaşanan iktidar tartışmaları ve teorik ayrışma 1970?lerin başında pratik ayrışmalara da neden olmuştur. ANAHTAR SÖZCÜKLER 1. Osmanlı İmparatorluğu?nda İşçi Hareketleri 2. Osmanlı İmparatorluğu?nda Sol Partiler 3. Türkiye Komünist Partisi 4. Türkiye İşçi Partisi 5. Milli Demokratik Devrim

Türkiye Komünist PartisiTürkiye İşçi Partisi
Burcu Ünalan Altaş
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Partilerin seçmen kitlesi karşılaştırması: Ankara örneği

Bu çalışmada partilerin üzerinde siyaset yaptıkları alanı bulmanın ve bu alanın sayısal ifadesinin mümkün olup olmadığı sorgulanmıştır. Bu amaçla partilerin seçmen kitlelerini oluşturduğu düşünülen; ideoloji, sadakat, siyasetçi ve politika unsurları üzerinde durulmuş ve amaca bu dört kitlenin toplamı aracılığı ile ulaşılacağı varsayılmıştır. Hipotezlerin sınanması için 19 sorudan oluşan bir anket formu hazırlanmış ve seçmenlerin oy verme gerekçeleri ölçülmeye çalışılmıştır. Hazırlanan anket, Ankara?nın 7 ilçesinde 423 seçmen üzerinde uygulanmıştır. Coğrafi olarak Ankara ile sınırlanan araştırma, konu bakımından da AKP, CHP ve MHP'ye odaklanmıştır. Ankete yanıt veren seçmenlerin tamamı, adı geçen dört kategoriden birine dâhil edilmiş ardından ideoloji seçmenleri, sadık seçmenler, siyasetçi seçmenleri ve politika seçmenleri sayısal ve niteliksel olarak irdelenmiştir. Ele alınamayan ve mezkûr kategorilerin haricinde kalan hiçbir seçmenin olmaması seçmenleri dört sınıfta kategorize edebileceğimiz hipotezimizi doğrulamış, ancak siyasi aktör seçmenlerinin ayrı bir kitle halinde değerlendirilmesine gerek olmadığı sonucuna varılmıştır. Partilerin seçmen kitleleri toplamı; AKP için %47, CHP için %32, MHP için ise %28 düzeyinde kendini göstermiş, bu sonuca göre AKP'nin seçmen kitlesinin üzerine çıkabildiği, CHP'nin üzerinde hareket ettiği toplumsal karşılığını önemli oranda oya dönüştürebildiği, MHP'nin ise seçmen kitlesi ile aldığı oy oranı arasında diğer iki partiye göre daha yüksek bir fark olduğu görülmüştür.

Seçme ve seçilme hakkıSiyasi partilerSiyasi seçimler+1
Akay Yılmaz
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Kentsel katılım aracı olarak Kent Konseyleri

Dünya genelinde, artan nüfus ve yaşanan gelişmeler sonucunda temsili demokrasinin yetersizlikleri ve katılımı tam anlamıyla karşılayamaması, katılım ve temsil anlamında dünya ölçeğinde hızlı gelişmelere neden olmuş, bu yaşanan gelişmeler yeni arayışlara yol açmıştır. Bu sorunlara çözüm olması açısından yerel yönetimler düzeyinde hemşehrilerin karar alma sürecinde hak sahibi olmaları, daha fazla katılımın sağlanması ve farklılıkların ortaya konması hedeflenmiştir. Böylelikle sürdürülebilir kentleşmeyi savunan müzakereci demokrasi ve yeni kamu yönetimi anlayışıyla birlikte ortaya çıkan yönetişimle birlikte, yerel yönetimlerde halk katılımını sağlamak amaçlı kent konseyleri oluşumu ortaya çıkmıştır. Türkiye?de yeni bir uygulama sayılabilecek Kent Konseyleri yerel yönetimlerde katılımcı yönetişim anlayışına örnek oluşturmaktadır. Türkiye?de Yerel Gündem 21 ile birlikte 1997 sonlarında sivil toplum hareketi olarak oluşmaya başlayan Kent Konseyleri 5393 sayılı Belediye Kanunu ile birlikte 2005 yılında yasal statüye kavuşmuştur. Bu çalışmada henüz yeni yeni yapılanmaya başlayan kent konseylerinin oluşumu, organları, kentsel katılım aracı olarak yüklendiği misyonlar Ankara ve Eskişehir Kent Konseyleri örnekleriyle birlikte incelenecektir. Anahtar Kelimeler: 1. Kent Konseyleri, 2. Yerel Yönetimler, 3. Belediyecilik, 4. Müzakereci Demokrasi, 5. Yerel Gündem 21

Melek Hüner
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Marksizmde kent sorunsalı: David Harvey ve manuel Castells örnekleri

Kent, toplum yaşamının çok önemli bir parçasını oluşturmasına rağmen, düşünürler toplumsal çalışmalar içinde kente yeterli önemi vermemişlerdir. Ütopyacı sosyalistler sanayi kentinin yarattığı problemleri ortaya koymuş ve çözümlemelerini yeni bir dünya özlemiyle ütopya kentler üzerinden yapmışlardır. Klasik kent teorileri içinde ise kent, kapitalist üretim tarzını çözümlemede faydalı olduğu ölçüde ele alınmıştır. İlk kez Chicago Okulu ile başlayan sistematik kent çalışmaları içinde kent, ekolojik çevreye benzer bir fiziksel çevre ve bir yaşam tarzı bağlamında ele alınmıştır. II. Dünya savaşı sonrasında kentlerde yaşanan büyük çaptaki dönüşümle birlikte çağdaş kent teorileri ortaya çıkmaya başlamıştır. Az sayıda çalışma ile de olsa Karl Marx ve Friedrich Engels ile başlayan kapitalizm ve kent mekânı arasındaki ilişkiyi ortaya koyan incelemeler, 1960?lı yıllarda Henri Lefebvre ile yeni bir boyut kazanmış ve Marksizmde kent sorunsalı çağdaş kent teorileri içinde daha önce hiç olmadığı kadar önemli bir konuma yükselmiştir. Bu çalışmanın amacı, Marksizmde kent sorunsalının görünümünü incelemektir. Lefebvre?nin ardından pek çok Marksist düşünür çalışmalarında kent ve kapitalist üretim süreçleri arasındaki ilişkiye yer vermiştir. Bu düşünürler arasında öne çıkan iki isim David Harvey ve Manuel Castells?tir. Çalışmada, Marksizmde kent sorunsalı konusu, Harvey ve Castells?in kent çalışmaları üzerinden incelenecektir. Anahtar Sözcükler: 1. Kent 2. Kapitalizm 3. Marksizm 4. David Harvey ve Manuel Castells 5. Kentsel Toplumsal Hareketler

Hazal Ilgın Bahçeci
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Performans yönetimi ve başarıya etkisi: ankara PTT Başmüdürlüğü örneği

Bu çalışmanın amacı Ankara PTT Başmüdürlüğü?nde çalışan personelin performansını etkileyen unsurları görmek, çalışanların Performans Yönetim Sistemi hakkındaki algılarını ölçmek ve görüşlerini almaktır. Bu bağlamda 21 soruluk bir anket çalışması hazırlanmış ve Ankara PTT Başmüdürlüğü?ne bağlı altı dağıtım merkezinde uygulanmıştır. Çalışma üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde performans, performans geliştirme, performansı etkileyen faktörler ve performans yönetim sisteminin kullanım alanları üzerinde durulmuştur. İkinci bölümde performans yönetim sistemi süreci, performans değerlendirme yöntemleri, performans yönetim sisteminin yararları ve performans yönetimi ile başarı arasındaki ilişki incelenmiştir. Üçüncü ve son bölümde ise performans yönetim sisteminin başarı ile ilişkisini incelemek üzere anket çalışması yer almıştır. Bu bölümde öncelikle araştırmanın konusu, amacı, önemi, yöntemi, kapsamı, sınırlılıkları ve hipotezleri açıklanmıştır. Sonrasında anket çalışması sonucu elde edilen veriler tablo ve grafikler ile değerlendirilmiştir. Çalışmanın amacına uygun olarak, performansı etkileyen unsurları görmek, çalışanların performans yönetim sistemi hakkındaki algılarını ölçmek ve görüşlerini almak amacıyla 21 soruluk bir anket hazırlanmıştır. Verilerin analizi için anket sorularına verilen cevapların yüzde frekans dağılımları çıkarılmış olup, hipotezlerin testinde tek örneklem için parametrik olmayan Wilcoxon işaret testi (Wilcoxon Signed Rank Test) kullanılmıştır. Değerlendirme aşamasında anket sorularına verilen yanıtlar kodlanmış ve veriler SPSS 20.0 paket programında analiz edilmiş olup, anlamlılık düzeyi 0.05 olarak ele alınmıştır. Araştırmanın sonucuna göre, oluşturulan hipotezler test edildiğinde yapılacak işin açık, net ve anlaşılır olmasının çalışan performansını artırdığı görülmüştür. Çalışanların performanslarını objektif kriterlerle değerlendirecek bir birimin gerekli olmadığı görülmüştür. Performans yönetim sisteminin, bireysel performansı artıran ve başarıyı da beraberinde getiren bir yönetim anlayışı olmadığı görülmüştür. Adil olarak yapılan performans değerlendirmelerinin performansı olumlu etkileyerek başarıyı artırdığı görülmüştür. Örgütlerde performans yönetim sisteminin etkin bir şekilde uygulanmasının bireysel ve kurumsal başarıyı artırmadığı görülmüştür. Çalışanlar, çalıştıkları birimin ve Ankara PTT Başmüdürlüğü?nün performansını normal bulmuşlardır. Eğitim faaliyetleri sonucunda kazanılan bilgilerin personel performansı üzerindeki etki derecesi normal görülmüştür. Anahtar Sözcükler 1. Performans 2. Performans Yönetimi 3. Performans Değerlendirme 4. Başarı 5. Başarılı Yönetim

Saltuk Aziz Gökalp
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Kadınların kent siyasetindeki yeri: Ankara örneği

Kadınların yerel siyasete katılımlarının önündeki engeller ve çözüm önerileri üzerinde durulmuştur. Çalışma kapsamında alan araştırması yapılmış, Ankara'da yaşayan kadınlara anket çalışması uygulanmış, anket çalışmasında elde edilen bulgular değerlendirilmiştir. Anahtar Kelimeler: 1. Yerel Siyaset 2. Yerel Yönetimler 3. Siyasal Katılım 4. Kadın ve Yerel Siyaset 5. Türkiye'de Yerel Siyaset

Ceren Görmez
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
DoctorateOpen AccessTR

Ütopya ve gerçeklik arasında adalet problemi: John Rawls ve Robert Nozick'in adalet teorilerinin karşılaştırılması

Adaleti, farklı unsurların olduğu bir matris içinde yorumlayan adalet teorilerinden bir tanesi liberal adalet teorisidir. Bu noktada tezin iki temel amacı olduğu söylenebilir. Bunlardan ilki, liberal adalet teorisinin bazı unsurları içermesi ve bu unsurları tutarlı bir metodolojik çabayla ilişkilendirmesi gerekliliğine işaret etmektir. Liberal adalet teorisi, özgürlük, eşitlik, hak ediş, yetkilenme, birlikte yaşama unsurlarına dayanarak adaleti ve adil toplumu tanımlamaktadır. Ancak liberal adalet teorisi içinde çalışan her filozof bu unsurlar arasında farklı bir bileşime dayanarak kendi adalet teorisini inşa etmektedir. Bu nedenle liberal adalet teorisinin sınırlarına ilişkin bir uzlaşı eksikliğinden söz edilebilir. Tezin ikinci temel amacı, John Rawls ve Robert Nozick?in adalet teorilerini karşılaştırarak ve bu teorilere yöneltilen eleştirileri dikkate alarak liberal adalet teorisinin sınırlarını yeniden yorumlamaktır. Rawls?ın ve Nozick?in adalet teorilerinde yer verdikleri unsurlar ile bu unsurlara ilişkin farklı ve benzer yorumları, her iki düşünüre yöneltilen eleştiriler liberal adalet teorisinin içermesi gereken unsurların neler olduğuna ve bu unsurların tutarlı bir şekilde nasıl ilişkilendirileceğine dair yeterli ipuçları vermektedir. Rawls?ın ve Nozick?in adalet teorileri arasındaki farklılıklar ve benzerlikler, liberal adalet teorisinin bireyin önceliğine, negatif özgürlüklere, yetkilenmeye dayanan yorumunun dışında başka bir yorumun mümkün olduğunu ve bu yorumun yine liberal adalet teorisinin kendi içinden çıkmasının mümkün olduğunu göstermektedir. Anahtar Sözcükler: 1. Adalet 2. Ütopya 3. Norm 4. John Rawls 5. Robert Nozick

AdaletNormNozick, Robert+2
Mehmet Kocaoğlu
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
DoctorateOpen AccessTR

John Stuart Mill'de ifade özgürlüğü ve siyasi sistem tartışması

John Stuart Mill klasik liberal düşüncenin ve faydacı felsefenin temel ilkeleri çerçevesinde yetişmiş olmasına rağmen, on sekizinci ve on dokuzuncu yüzyıllarda yaşanan gelişmelerden etkilenerek çok farklı bir felsefi düşünceye ulaşmıştır. Çeşitli düşünce eğilimlerinden beslenerek kendine özgü bir sentez oluşturmaya çalışmışsa da, bıraktığı felsefi miras son derece çelişkili ve bütünlükten uzak olarak görülmektedir. Mill?in kalıcı ününü sağlayan Hürriyet Üstüne eseridir. Gelişmenin ve ilerlemenin özgürlüğe, bireyselliğe ve çeşitliliğe bağlı olduğunu düşünür. Farklılığa ve çoğulculuğa beslediği güçlü inançla, tercih özgürlüğünün ahlâki eylemde bulunma açısından değerine vurgu yapar. Özgürlüğü bir yandan faydacı temelde, kendini gerçekleştirme ve en büyük mutluluk ilkesine ulaşmadaki araçsal rolüyle ele alırken, diğer yandan ahlâki temelde kendinde bir değer olarak kabul etmektedir. Özgürlüğün sınırlarını da kendisiyle özdeşleştirilen zarar ilkesine göre belirlemektedir. Mill, esas itibariyle klasik liberal geleneğin ve negatif özgürlük anlayışının bir temsilcisi olarak görülmekle beraber, hem bireye hem de topluma ahlâki sorumluluk yükleyerek pozitif özgürlük anlayışına doğru kaymıştır. Esas itibariyle bireyci olarak görülen Mill, devletin pozitif müdahalelerine kapı açarak bir tür kolektiviste dönüşmekte, bu nedenle de sosyal demokrasi anlayışının öncüsü ve sosyal liberal olarak tanımlanmaktadır. Mill, kendini radikal bir demokrat olarak tanımlamaktadır. Ancak var olan yanlış demokrasi anlayışının çoğulculuğa dayandığını ve toplumun birey üzerindeki tahakkümüne neden olduğunu söyler. Hazlar arasında niteliksel farklılıkların bulunduğunu düşünen Mill, kendi doğru demokrasi anlayışında şekli siyasi eşitliği kabul etmeyerek eğitime dayalı çoğul oy fikrini benimsemekte, bu nedenle de liberal elitist olarak görülmektedir. Anahtar Kelimeler 1. John Stuart Mill 2. İfade Özgürlüğü 3. Bireysel Özerklik ve Çeşitlilik 4. Zarar İlkesi 5. Faydacılık 6. Sosyal Liberalizm 7. Entelektüel Elitizm

Yılmaz Bayram
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
DoctorateOpen AccessTR

Değişen yerel yönetim anlayışında insan kaynakları stratejilerinin geliştirilmesi: Konya Büyükşehir Belediyesi örneği

Özellikle 1980?lerde tüm dünyada başlayan değişimin etkisiyle yerel yönetimler; yapı, işleyiş ve fonksiyonlar açısından önemli değişikliklere maruz kalmıştır. Bürokratik geleneksel yönetim anlayışının izlerini silmeye başlayan değişim, yerel yönetimlerde etkinlik, verimlilik, katılımcılık, esneklik, hesap verebilirlik gibi değerleri ön plana çıkartarak; bu yönetim birimlerini vatandaş taleplerine daha duyarlı olmaya zorlamıştır. Değişimin en önemli ayaklarından birisi de, insan kaynağının yönetimine bakış açısında meydana gelen farklılıklardır. Yerel yönetimlerdeki insan kaynakları yönetimi, özel sektördeki değişimi takip ederek, personel yönetiminden insan kaynakları yönetimine kaymıştır. Çalışanların işe alınması ve maaş, bordro, izin gibi özlük işlerini takip eden personel yönetimi anlayışı değişim süreciyle geçerliliğini yitirmiş; çalışanları bir değer olarak gören ve onların memnun edilmesiyle vatandaş memnuniyetinin sağlanabileceğine inanan insan kaynakları yönetimi geçerlilik kazanmıştır. Çalışanların stratejik birer kaynak olarak görülmesiyle birlikte, onların geliştirilmesine yönelik yaklaşımlar da önem kazanmıştır. Motivasyonla birlikte de değerlendirilen ve çalışanın yaptığı işten memnuniyet düzeyini ifade eden iş tatmini; çalışanları yaptıkları işin sahibi haline getirmeyi amaçlayan personel güçlendirme; çalışanın başarı derecesinin ölçülüp, geliştirilmesini sağlayan performans değerlendirme; çalışanın kuruma bağlılık derecesi olarak ifade edilen örgütsel bağlılık ve çağımızın en önemli sorunlarından birisi olan örgütsel stres yönetimi; yerel yönetimlerdeki insan kaynaklarının geliştirilmesi kapsamında değerlendirilerek, çalışmanın anket kısmının da temelini oluşturmuştur. Çalışmada insan kaynakları stratejilerinin Konya Büyükşehir Belediyesi özelinde yerel yönetimlerde ne ölçüde uygulandığını ölçmeye yönelik iki farklı alan araştırması yapılmıştır. İlk araştırma insan kaynakları stratejilerine yönelik mevcut algıyı, ikinci araştırma ise 6360 Sayılı Kanun sonrasındaki beklentileri ölçmektedir. Araştırma sonucunda Konya Büyükşehir Belediyesi?nde örgütsel bağlılık ve iş tatminin yüksek olduğu, ancak diğer stratejilerin uygulanmasına yönelik belirgin bir çabanın olmadığı görülmüştür. Anahtar Kelimeler 1. Yerel Yönetimlerde İnsan Kaynakları Yönetimi 2. İş Tatmini 3. Personel Güçlendirme 4. Performans Değerlendirme 5. Örgütsel Bağlılık

Şerife Pekküçükşen
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
DoctorateOpen AccessTR

Avrupa Birliği'ne uyum çerçevesinde performans yönetiminin Türk kamu yönetiminde uygulanabilirliği

Özel sektörle kamu yönetiminin birbirinden farklı olmadığı, özel sektörde uygulanan başarılı uygulamaların kamu yönetiminde de uygulanarak etkinliğin, etkililiğin ve verimliliğin sağlanabileceği düşüncesi, performans yönetimi tekniğinin önem kazanmasını sağlamıştır. Performans yönetimi tekniğini kamu yönetiminde uygulama çalışmaları, bazı ülkelerde uzun süredir devam ederken, Türk kamu yönetiminde stratejik yönetime paralel olarak kısa bir süredir yürütülmektedir. Ancak bu tekniğin teoride belirtildiği şekliyle kamu yönetiminde uygulanabilmesinde zorluklar yaşanmakta, performans ölçütleri belirleme, ölçümleme ve değerlendirme aşamaları uzun ve zorlu bir sürece ihtiyaç duymaktadır. Bu zorlukların üstesinden gelebilmek için de diğer ülkelerdeki uygulamalarda da görüldüğü üzere bu tekniğin alt yapısının kurulması, uygulanabilirliğinin görülmesi gerekmektedir. Türk kamu yönetiminde etkinliği sağlama konusunda Avrupa Birliği (AB)'ne üyelik süreci itici bir güç olmuştur. Hem kendi örgütsel yapısında hem de üye ve aday ülkelerin yönetim sistemlerinde etkin olmaları adına ilkeler belirleyen ve bunun sadece kabul edilmesini değil aynı zamanda uygulanmasını da isteyen AB, aday ülke statüsünde olan Türkiye'den de müktesebat başlıkları içinde bu ilkeleri uygulanabilir kılmasını istemiştir. AB'nin uygulanmasını istediği düzenlemeler yasalaşırken, istenenlerin Türk kamu yönetimi sistemine uygunluğuna çok dikkat edilmediği düşünülmektedir. Bu çalışmada etkinliği sağlama araçlarından biri olarak değerlendirilen performans yönetimi tekniğinin kamu yönetiminde özellikle Tük kamu yönetiminde uygulanabilirliği incelenmeye çalışılmıştır. Uygulanabilirliği sürecine Avrupa Birliği'nin etkisinin olup olmadığının da değerlendirilmeye çalışıldığı bu çalışmada, performans yönetimi tekniğinin kamu yönetiminde uygulanmasında sıkıntılar yaşanacağı ve Türk kamu yönetiminde bu tekniğin uygulanabilirliği hakkında yeterli bilgiye sahip olunmadığı görülmüştür. Zira bu tekniğin uygulanabilirliğine ilişkin yapılan mülakatlarda da bu tekniğin uygulanması için gerekli olan alt yapının şu an için hazır olmadığı dile getirilmiştir. Ayrıca performans yönetim tekniğinin uygulanmasını sağlamak için ilk olarak yönetim kültüründe ve zihniyette bir değişim yaşanmasının gerekliliği konusu üzerinde önemle durulmuştur. Sonuç olarak, bu tekniğin Türk kamu yönetiminde uygulanabilmesi için gerekli altyapıya ve zamana ihtiyaç duyulmaktadır. Anahtar Kelimeler: 1. Performans Yönetimi 2. Yeni Kamu İşletmeciliği 3. Avrupa Birliği 4. Türk Kamu Yönetimi 5. Stratejik Yönetim

Vasfiye Çelik
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Gecekondu sorununun çözümünde kentsel dönüşüm projeleri Ankara Dikmen Vadisi Projesi örneği

Kentsel dönüşüm projeleri, Türkiye'de son yıllarda ilgi duyulan bir konu olmuştur. Plansız ve programsız kentleşmenin getirmiş olduğu sorunların çözümünde bir kurtuluş yolu olarak görülmüştür. Tezimde kentsel dönüşüm kavramı üzerinde durulmuş, kentsel dönüşüm mevzuatı ele alınmıştır. Ankara Dikmen Vadisi Projesi üzerinden gecekondu sorunu ve kentsel dönüşüm projeleri irdelenmiştir. Gecekondu sorununu genellikle İstanbul, Ankara, İzmir ve Bursa gibi Büyükşehirlerde yoğun olarak görülmektedir. Büyükşehirlerdeki toprak rantının yüksek olması bu şehirlerde kentsel dönüşüm projelerinin uygulanmasını kolaylaştırmakta ve başarılı kılmaktadır.Kentsel Dönüşüm Projeleri Kamu idaresi eliyle gerçekleştirilmeli ve sosyal dengeyi bozmayacak şekilde yapılmalıdır. Gecekondu sahiplerini mağdur edilmemelidir. Diğer taraftan da haksız yüksek rant sağlayacak uygulamalardan da kaçınılmalıdır. Oluşan rant kamuya ve kentlerin iyileştirilmesinde kullanılmalıdır. Anahtar Sözcükler: 1. Kentlere Göç 2. Gecekondu Sorunu 3. Kentsel Yenileme 4. Kentsel Toprak Rantı 5. Kentsel Dönüşüm

Engin Avcı
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Yenilenebilir enerji kaynakları ve Türkiye

rtan nüfus ve mevcut kaynakların yetersizliği sonucu ihtiyaçlar da aynı yönde artış göstermiş, "daha iyi"yi isteyen insan, yeni enerji kaynakları arayışına girmiştir. Yakılmasıyla daha fazla enerjiyi açığa çıkaran fosil yakıtlar doğaya ve canlıların sağlığına zarar vermiş ve sağladığı faydayı gölgelemiştir. Fosil yakıtlar tüketildikçe, atıklarıyla doğal çevre de tükenmeye başlamıştır. Çalışmamda, yenilenebilir enerji kaynakları hakkında genel bilgi verilmiş, ardından yenilenebilir enerji kaynakları olumlu ve olumsuz yönleri ile birlikte açıklanmıştır. Söz konusu enerji kaynakları ile ilgili dünya ülkelerinin ve Türkiye'nin izlediği politikalar tartışılmıştır. Bunu yanı sıra Türkiye'nin enerji politikaları incelenerek yenilenebilir enerji kaynaklarının Türkiye'deki potansiyelleri ve bu potansiyellerin ne ölçüde kullanıldığı, yenilenebilir enerji kaynakları hakkındaki mevzuat ile birlikte genel olarak anlatılmıştır. Çalışmada; Avrupa Birliği ve Türkiye'nin yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelik yaklaşımları karşılaştırmalı olarak incelenmekte olup, bu eksende, Türkiye'nin geçmiş ve günümüzdeki çalışmalarının geleceğe yansıması ve çeşitli politika önerileri üzerinde durulmaktadır Anahtar kelimeler: 1.Yenilenebilir Enerji, 2.Fosil Yakıtlar, 3.Türkiye'nin Enerji Politikaları, 4.Avrupa Birliği

Alternatif enerjiBiyokütle enerjisiElektrik enerjisi+7
Emrah Hüseyin Gezer
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

İbn Haldun devlet teorisinin tarihselliği

Düşünürler bulunduğu coğrafyalardaki fikirlerden, toplumsal şartlardan ve dönemdeki siyasi olaylardan ister istemez etkilenirler. İnsanlar ise bulundukları zamandan baktıklarında büyük düşünürlerin fikirlerini zaman zaman saf soyut halde ele alarak kendi zamanına göre değerlendirme hatasına düşerler. Düşünürler ise fikirlerini oluştururken ilk başta bulunduğu yüzyılı ve coğrafyayı esas alarak dönemin sorunları etrafında teorilerini oluştururlar. Bu bağlamda bir tarihçi, sosyolog ve siyaset adamı olan İbn Haldun'un devlet teorisi bulunduğu coğrafya ve yüzyıl ekseninde incelemek doğru olacaktır. XIV. yüzyılda yaşamış olan İbn Haldun hayatını Kuzey Afrika, Endülüs, Mısır bölgelerinde geçirmiştir. Bu bölgelerde bulunan devletlerde yaşanan siyasi olaylar, İbn Haldun'un devlet adamlarıyla ve bölgedeki insanlarla olan ilişkisi devlet teorisinin oluşmasında ne denli etkili olduğu bu çalışmada irdelenmiştir. Ayrıca devlet teorisine yapısal olarak bakılmış olup İbn Haldun'un devlet teorisinde kullandığı asabiyet, bedeviyet, refah, taklit gibi kavramların tarihsel bağlamı ele alınmıştır. Bu anlamda ilk bölümde İbn Haldun'un hayatı ve Kuzey Afrika, Endülüs ve Mısır bölgelerindeki siyasi durum ve o dönemdeki devletlerde öne çıkan olaylar anlatılmıştır. Bunun yanında devlet teorisinin kısımları İbn Haldun'un kavramsallaştırmaları üzerinden değerlendirilmiştir. İkinci bölümde ise İbn Haldun'un bulunduğu coğrafyalarda karşılaştıkları olayların devlet teorisinin şekillenmesinde ne gibi etkileri olduğu ve devlet teorisinin yapısal kısmı tarihsel bağlamda incelenmeye çalışılmıştır.

14. yüzyılAsabiyetBedeviler+4
Mehmet Alperen Ertaş
Ankara Social Science University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

TRIPS Anlaşması özelinde DTÖ'nün küresel iktisadi hegemonyanın korunmasındaki rolü ve konunun sosyoekonomik ve siyasal bağlamda değerlendirilmesi

Bu çalışmada, II. Dünya Savaşından sonra ABD öncülüğünde temelleri atılan ve küresel iktisadi hegemonyanın korunmasında en önemli uluslararası örgütlerden olan Dünya Ticaret Örgütü ve onun en önemli anlaşmalarından olan TRIPS Anlaşması ele alınmıştır. DTÖ'nün kuruluşundaki maksadın ve işlevlerinin daha iyi anlaşılabilmesi için hem yakın tarihsel süreçte ticaret kavramının uğradığı dönüşüm ele alınmış hem de örgütün faaliyetlerinin uluslararası konjonktürde farklı gelişmişlik seviyelerindeki ülkeler açısından ne gibi sonuçlar yarattığı irdelenmiştir. Ticaretle İlişkili Fikri Mülkiyet Hakları alanında düzenlemeler getiren ve örgüte üye tüm ülkeler açısından bağlayıcı olan TRIPS Anlaşmasının ilkelerinin ve ne gibi sonuçlara yol açtığının daha iyi anlaşılabilmesi için ise fikri mülkiyet kavramının doğuşu ve tarihsel süreç içerisinde uğradığı dönüşüm kapsamlı olarak incelenmiştir. Bu kapsamlı inceleme ve değerlendirmeler sonucunda ise uluslararası ölçekte dünya ticaretinin önündeki engelleri kaldırmak suretiyle ticareti serbestleştirmek isteyen ve bu sayede tüm ülkelerin refah seviyesini arttırma misyonuna sahip olduğunu iddia eden DTÖ'nün getirdiği düzenlemelerin, adil bir kaynak paylaşımından ziyade gelişmiş ülkeler lehine menfaatler yaratan bir sistem oluşturduğu görülmüştür. Bunun ise bir kaza olmadığı bilinçli ve sistematik bir yaklaşımın sonucu olduğu yıllar içinde yaşanan gelişmeler ortaya konarak ispatlanmaya çalışılmıştır. Çalışmanın sonucunda gelişmekte olan ve az gelişmiş ülkelerin serbestleşme ve bu yolla refah seviyesini arttırma politikasının kendileri aleyhine ne gibi sonuçlar doğurduğu birtakım istatistiklerle ortaya konulmuştur. ABD hegemonyasındaki DTÖ'nün bu eskimiş vaadine bilhassa gelişmekte olan ülkeler tarafından itibar edilmemesi gerektiği savunulmuştur. Nitekim, kontrolsüz bir serbest piyasa ekonomisini koşulsuz olarak benimsemek yerine akılcı politikalarla daha seçici bir dış ticaret politikası izleyen ülkelerin daha iyi bir iktisadi görünüm yakaladıkları örneğiyle de ülkelerin kendi ekonomi-politik statülerini göz önünde bulundurmak kaydıyla uluslararası ticarette izleyebilecekleri makul yeni yollar geliştirebilmelerinin mümkün olduğu ortaya konulmaya çalışılmıştır.

Dünya Ticaret ÖrgütüFikri ve sınai mülkiyet haklarıKüreselleşme+2
Burak Akdere
Ankara Social Science University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Hegemonya krizi ve Türk sağı: Birinci Milliyetçi Cephe Hükümeti örneği

Siyasi rejimler ile devlet arasındaki kopmaz bir ilişkinin olduğunu savunulan bu tezde siyasi rejimlerin sınırlarını, rejimlerin değişim dinamiklerinin hangi toplumsal ve tarihsel temeller üzerinde oturduğunu Birinci Milliyetçi Cephe Hükümeti üzerinden çözümlenmeye çalışılmıştır. Soğuk Savaşın yoğun olduğu bir dönemde kurulun bu hükümet, yükselen popülist sol dalga ile mücadele etmiş, hegemonyanın konsolidasyonunu amaçlamış, ancak bunu istediği ölçüde başaramamıştır. Bununla birlikte özellikle devlet personel politikası, sağ siyasi rejimlerin karakteristik yapısını ortaya koymuştur. Birinci Milliyetçi Cephe Hükümeti soğuk savaşın en yoğun olduğu dönemlerde kurulmuştur. Bu hükümetler, islamcı ve milliyetçi sağın muhafazakar-liberal sağ öncülüğünde yükselen emekçi ve popülist sol hareketlere karşı oldular. Daha sonraki sağ hükümetlerin de ideolojik öncüsüydüler..Hem hakim sınıfların yapısının değişmesi hem de sermaye birikim biçiminin bir bunalıma doğru gitmesinin önlenemez habercisiydi. Ama esas olarak sınıf mücadelesi ile siyasi rejimin ve devlet ilişkisinin önemli bir göstergesiydi.

Fuat Özdinç
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Soru: Bakanlar Kurulunun TBMM tarafından denetim yollarından biri olarak soru önergesi

Bu çalışma, parlamenter denetimin ve parlamenter denetim yollarından en önemli ve en etkin olanlarından birisi olan soru önergesinin önemini ve demokrasi açısından değerini ortaya koymayı amaçlamaktadır. Çalışmada, parlamenter denetimin gelişimine ve kavramsal çerçevesine değinilmiş, soru önergesi özelinde ise soru müessesesinin tarihi, Türkiye ve dünya parlamentolarındaki rolü ve önemi, Türkiye'de soru müessesesinin karşılaştığı sorunlar ve etkinleştirilmesi için sunulan çözüm önerileri, yerli ve yabancı literatür özenle taranarak bütüncül bir yaklaşımla ele alınmıştır. Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde soru önergesi, salt teorik bilgilere bağlı kalınmaksızın içerden bir bakışla değerlendirilmiş, bunun yanı sıra dünya üzerindeki on farklı parlamento ele alınarak etkinlik sorununun karşılaştırmalı olarak değerlendirilmesi sağlanmıştır. Soru önergesi, tek imzayla işletilen yegane denetim yolu olması sebebiyle parlamenter denetimi ve saydam/hesap verebilir yönetim anlayışını sağlayan en etkin yöntemlerden biri olması gerekirken uygulamada yaşanan aksaklıklar bu etkinliği azaltmaktadır. Çalışmamız, bu etkinliğe ket vuran noktaların belirlenmesi, giderilmesi ve etkinliğin arttırılması için uygulanacak reçetenin ortaya konulması şeklinde sonuca bağlanmıştır. Anahtar Sözcükler: 1. Parlamento 2. Saydamlık ve Hesap Verebilirlik 3. Parlamenter Denetim 4. Soru Önergesi 5. Etkinlik

Batıkan Aksoy
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Ekolojik kent teorisi-Ankara örneği

Cumhuriyet'in kurulması ve Ankara'nın başkent olarak seçilmesi ile birlikte Türkiye'de kentleşme süreci bağlamında adımlar atılmıştır. 1923-1930 yılları arasında Lörcher ve Jansen kent planları ile Ankara kenti planlı bir kent haline getirilmeye çalışılmıştır. 1950'li yılların ardından köyden kente yaşanan yoğun göç kent planlarında tahmin edilen nüfus sayısının çok üzerinde bir rakama ulaşmış ve kent planları işlerliğini kaybetmiştir. Köyden kente yaşanan yoğun göç gecekondulaşma, çarpık kentleşme, trafik, alt yapı sorunları gibi soruların gündeme gelmesine neden olmuştur. Park, Burgess, McKenzie Şikago kentinde yoğunlaşan siyahi göçü incelemiştir1920'li yıllarda yaşanan siyahi göç Şikago'da fiziksel, mimari, sosyal, ekonomik ve kültürel değişimlerin yaşanmasına neden olmuştur. Şikago kentinde yaşanan bu değişimler Park, Burgess, Mckenzie tarafından incelenmiştir. Yapılan incelemeler ve tespitler sonucunda Ekolojik Kent Teorisi ortaya çıkmıştır. Akademik çalışmada ilk olarak Ekolojik Kent Teorisi ve Ankara'nın özellikle 1923'den sonraki tarihsel, mekansal ve sosyolojik değişimi incelenmiştir. Bu incelemeler neticesinde Şikago'da yaşanan siyahi göç ile 1950'li yıllardan sonra Ankara'ya kırdan kente olan göç karşılaştırılmıştır. İki göç hareketinde hem Şikago'da hem de Ankara'da mekansal, sosyal, ekonomik, fiziksel, kültürel benzer sonuçlara neden olduğu görülmüştür. Bu saptamalar sonucunda Ekolojik Kent Teorisi bağlamında Ankara'nın kentsel gelişimi incelenmiştir. Tezin amacı; Ekolojik Kent Teorisi öğretisiyle Ankara'nın kentleşme sürecinin açıklanmasıdır. 1920'li yıllarda Şikago'ya yaşanan siyahi göç Şikago'da mekânsal, mimari, ekonomik, toplumsal ve kültürel değişimler meydana gelmiştir. 1950'lerden sonra Ankara'da yaşanan yoğun göç dalgası ile Şikago kentinde yaşanan değişim süreçleri incelenerek benzerlikler ve farklılıklar ortaya konulmuştur.

AnkaraEkolojiEkolojik kuram+7
Sevil Duvan
Ankara Hacı Bayram Veli University · Institute of Graduate Studies
2021
00
Master'sOpen AccessTR

TBMM Hükümeti'nin Bolşevizm algısı, Anadolu Hareketi ve Bolşevikler (1920-1922)

Bu çalışmada 1917 Bolşevik İhtilali'nden sonra Rusya'da iktidara gelen Bolşevikler ile Türkiye Cumhuriyeti'nin varlığının temelini oluşturan Anadolu Hareketi'ni yöneten TBMM Hükümeti arasında gerçekleşen ilişkilerin hangi boyutlarda olduğu, her iki tarafın birbirinden nasıl ve ne düzeyde etkilendiği, TBMM Hükümeti için Bolşevizm ne ifade ettiği incelenmiştir. Türk Milli Mücadelesini zafere ulaştıran Mustafa Kemal Paşa, Anadolu Hareketi'nin başına geçtiği andan itibaren İtilaf Devletlerine karşı Sovyet Rusya ile ilişki kurmuştur. Anadolu Hareketi'nin Sovyetler ile başlattığı temasları TBMM Hükümeti sürdürmüş, bu süreç içerisinde Anadolu'da ve yurtdışında bulunan Bolşeviklerde faaliyetlerini artırmıştır. Çalışmamızda Sovyet Rusya ile kurulan ilişkilerin sonucunda Anadolu Hareketi ve Mustafa Kemal Paşa'nın karşısına siyasal bir güç olarak ortaya çıkan Bolşevikler ve Bolşevizm'in nasıl algılandığı incelenmiş, buna karşı TBMM Hükümeti'nin tavrı ele alınmıştır.

Anadolu HareketiAtatürkBolşevikler+5
Göksel Ekmen
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Devlet, totem, totalitarizm, utopya ve distopya

Devletin araştırıldığı bu tezde; devletin tanımları değil, kendisi araştırma konusu edilmiştir. Meşruiyet atfedilmesi, devleti yaratan temel olması, araştırmayı, insan zihnine yönlendirmiştir. İnsan zihni üzerinde yapılan araştırmada; insanın mevcut donanımı ile bilgi diye tanımladığı şeye sahip olmasının mümkün olmadığı, fakat inanmasının mümkün olduğu, insanın bilgi sandığı inançlara sahip olduğu, bunun hem sebebi, hem de bir sonucu olarak; kendisini düşünen özne olarak tanımlayan insanın, kendisi ile özdeş bir özne olamadığı (zaten bunun mümkün de olmadığı), doğada bir nesne veya bir etki ile özdeş bir özne olabildiği, bunun sonucu olarak totemizm içinde varlığını sürdürdüğü, devletin totemizmin bir sonucu olduğu, totemizmin doğası gereği totalitarizm devlet için bir zorunluluk olduğu, tarihsel süreçte değişimin, totemin biçimsel değişiminden ibaret olduğu tespit edilmiştir.

ArayüzlerDevletDistopya+4
Arif Suat Güllü
Ankara Hacı Bayram Veli University · Institute of Graduate Studies
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Cumhuriyet'ten günümüze Türkiye'de uluslararası göç yazın çözümlemesi

Bu çalışmada, Türkiye'deki uluslararası göç yazın çalışmalarının durum saptayıcı, metin analiz ve içerik analiz çözümlemesi ele alınmıştır. Çalışmada yer alan yazın çalışmaları; tarih, konu, içerik, yayın türü ve yöntemine göre on farklı kategoride çözümlenmiştir. Bu kapsamda, 1925-2020 tarihleri arasında kaleme alınan yüksek lisans ve doktora tezleri, bilim uzmanlık tezleri, makaleler ve kitaplar; tarih, sosyal, kültürel, ekonomik, hukuki, sağlık, politik ve küreselleşme, yönetimsel, kuramsal ve ülkesel olmak üzere toplamda on alt kategoride sınıflandırılarak uluslararası göç sorunsalıyla ilişkilendirilerek çözümlenmiştir. Bu çalışma çerçevesinde, 200 yüksek lisans tezi, 124 doktora tezi, 21 bilim uzmanlık tezi ve 100 makale ve 63 kitap olmak üzere toplam 508 yazın çalışması incelenmiştir. Çalışmada yer alan yazın çalışmaları, "tarih, sosyal, kültür, ekonomi, hukuk, yönetim, küreselleşme ve politik, sağlık, ülke ve kuramsal boyut" olmak üzere toplamda on kategoride çözümlenmiştir. Söz konusu yazın çalışmaları; konu, yöntem, amaç, sonuç ve anahtar kelimeler düzeyinde incelemiştir. İncelenen çalışmalar sonucu, Türkiye'deki uluslararası göç sorunsalı üzerindeki önemli konu başlık ve içerikleri, ortaya konularak Türkiye'nin göç üzerinde yoğunlaştığı alan, sorunlar ve bu sorunlara yönelik çözüm arayışları saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Uluslararası Göç, Suriyeli Göçü, Uluslararası Göç Yazını, Uluslararası Göç Sorunsalı, Mülteci, Sığınmacı, Göçmen, Türkiye

Edebi eserlerGöçlerGöçmenler+6
Zeynep Turğa
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Yükseköğrenimdeki Suriyeli öğrencilerin sosyo-kültürel uyumu: Fırat Üniversitesi örneği

Araştırmada göç kavramı ve göçe neden olan unsurlar ile göç çeşitleri irdelenmiştir. Uluslararası göçün toplumsal ve ekonomik boyuttaki etkileri incelenerek bu etkilerin insanların sosyal hayatına kattığı değişimler anlamlandırılmaya çalışılmıştır. Bu değişimin etkilerini tam olarak anlayabilmek ve yorumlayabilmek için kültürleşme ve uyum kavramları da ele alınmıştır. Araştırma da bu iki kavramın kavramsal tanımları yapılmış, oluşum süreci ve bu süreci etkileyen etmenler açıklanarak uluslararası göçle ilişkilendirilmiştir. Daha sonra uluslararası göçün Türkiye'de izlenen göç politikası çerçevesinde kültürleşme ve uyuma sağladığı etkiler incelenmiştir. Araştırmanın amacı Fırat Üniversitesi'nde yükseköğrenim gören Suriye uyruklu öğrencilerin yaşadıkları uyum sürecini ve sorunlarını, sosyal ve kültürel açıdan uyumlarını etkilediği düşünülen etmenlerden eğitim düzeyi, dil, cinsiyet, yaş, din, sosyal kimlik, arkadaşlık ilişkileri, sosyal-kültürel etkinliklere katılım kriterlerinin öğrencilerin uyum süreçlerine etkilerini incelemektir.

Göç politikalarıKültürel uyumKültürleşme+7
Ömer Koçak
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Uluslararası göç bağlamında suç sorunsalı: Türkiye'de Suriyeli göçmenler ve suça eklemlenmeleri (Kilis örneği)

Araştırma uluslararası göç ve suç ilişkisini üç boyutlu olarak ele alarak yapılmıştır. İlk olarak göçün tarihsel arka planından yola çıkılarak kavramsal tanımlamalar yapılmıştır. Konuyla ilgili daha önce yapılan çalışmalar ve istatistiklerden yararlanılarak uluslararası göçün suç olgusuyla ilişkisi ele alınmıştır. İkinci boyutta ise Suriyeli sığınmacılarla ilgili olarak medya araştırması yapılmış ve Suriyeli sığınmacıların suça eklemlenmeleri üzerine algı etkisi analiz edilmiştir. Damgalama ve ayrımcılık kavramları üzerinden söylem analizi yapılarak algı çözümlemesi yapılmıştır. Üçüncü boyutta ise, Türkiye'nin oransal olarak en çok Suriyeli sığınmacı nüfusuna sahip ili olan Kilis'te alanda uzman kamu personelleriyle yapılan saha çalışmasıyla olgusal gerçekliğe ulaşılmaya çalışılmıştır. Araştırmada, nitel araştırma yöntemi kullanılmıştır. Medya algısı ölçümü için iki yerel haber sitesi değerlendirilmeye alınmıştır. Objektif bir örneklem oluşturulması amacıyla en eski 'kilispostasi.com', ve 'kentgazetesi.biz' siteleri kullanılmıştır. Saha araştırması için ise Kilis ilinde yaşayan Suriyeli sığınmacıların suça eklemlenmelerini ortaya koymak amacıyla Suriyeli sığınmacılarla en çok ilişki kurabilecek kamu kurumlarından uzman personel ile görüşme yapılmıştır. Elde edilen verilerle Suriyeli sığınmacıların medyada sunuş biçimi ve Kilis ilinde suça eklenmeleri hakkında analizler elde edilmiştir.

Göç politikalarıGöçlerGöçmenler+6
Mehmet Şerif Çiçek
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Kamu iktisadi teşebbüsleri ve özelleştirme uygulamarı: Şeker fabrikaları örneği

Cumhuriyetin kuruluş yıllarında liberal ekonomik sistem modeli benimsense de çeşitli nedenlerle bunu gerçekleştirmek mümkün olamamıştır. 1930'lu yıllarda hem ulusal hem de uluslararası alanda gerçekleşen tablo Türkiye'de devlet işletmeciliğinin oluşmasını ve hızlı bir şekilde ülke içerisinde yaygınlaşmasını zorunlu hale getirmiştir. Türkiye'de 1930'lu yıllardan 1980'li yılların başlarına kadar olan dönemde zaman zaman liberal politikalar uygulanmaya çalışılsa da genel olarak kamu işletmeciliği ile özel sektörün birlikte yer aldığı karma ekonomik modele uygun politikalar oluşturulmuş ve uygulanmıştır. 1980 yılı ve sonraki yıllar neoliberal politikalara uygun olarak özelleştirme uygulamalarının gündeme geldiği ve serbest piyasanın ön plana çıktığı yıllardır. Yeni Sağ düşünce ve bunun yansıması olan Yeni Kamu İşletmeciliği özelleştirme fikrinin gelişip yayılmasında yol gösterici olmuştur. Şeker, yan ürünleriyle birlikte Türkiye'de tarıma dayalı sanayinin gelişmesinde ve özellikle kırsal kesimin kalkınmasında önemli rol üstlenmiştir. Dünya'da pancardan şeker üretiminde 5. olan Türkiye ülkeler arasında önemli bir konuma sahiptir. Bu çalışmada literatür taraması sonucu elde edilen verilerle birlikte özelleştirme uygulamalarının nedenleri, etki ve sonuçları genel teorik bir çerçevede değerlendirilmiştir. Şeker sektöründeki özelleştirmelerde öncelikle Türkiye gibi pancardan şeker üreten bazı Avrupa Birliği ülkelerindeki reform uygulamaları incelenmiş olup daha sonra Türkiye'deki şeker sektörünün mevcut durumu ve özelleştirilmesi analiz edilmiştir.

KİTNeo-liberalizmTürkiye Şeker Fabrikaları+3
Mehmet Duman
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00