Aydın Adnan Menderes University
Faculty

Faculty of Dentistry

Aydın Adnan Menderes University

34

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Archived Theses

10 Theses
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Ağrılı temporomandibular eklem bozukluklarında sıvı trombositten zengin fibrin uygulamasının klinik etkinliğinin değerlendirilmesi

Amaç: Wilke's sınıflandırmasına göre 3,4 ve 5 gruplarında ağrılı temporomandibular rahatsızlığı yaşayan ve artrosentez endikasyonu olan hastalarda yapılan artrosentez işlemine ilave olarak sıvı trombositten zengin fibrin uygulamasının klinik semptomlarda iyileşmeye etkinliğinin değerlendirilmesidir. Gereç ve Yöntem: Yaşları 18 ile 64 arasında değişen ve Wilke's sınıflandırmasına göre 3,4 veya 5. sınıfta değerlendirilen 17'si kadın, 19'u erkek 36 hasta çalışmaya dahil edilmiştir. 18 hastaya sadece artrosentez işlemi uygulanmış (kontrol grubu), 18 hastaya ise artrosentez işlemine ilave olarak sıvı trombositten zengin fibrin enjeksiyonu (deney grubu) uygulanmıştır. Gruplarda tabakalı randomizasyon yapılmıştır. Bu nedenle her grupta üçü yaşlı, üçü genç olmak üzere 6 hastadan oluşan Wilke's 3, Wilke's 4 ve Wilke's 5 alt grupları oluşturuldu. Hastaların görsel analog skala (VAS), Maksimum Ağız Açıklığı (MAA), lateral hareket kapasitesi ve Helkimo Klinik Disfonksiyon İndeksi ölçümleri başlangıç, 10. gün, 30. gün ve 3. ay sonu itibariyle yapıldı. Bulgular: Her iki grupta da VAS, MAA, lateral hareket ve Helkimo Klinik Disfonksiyon İndeksi ölçümlerinde iyileşme olduğu gözlendi. Gruplar arası kıyaslamada, deney grubundaki hastalardaki iyileşmenin kontrol grubundaki hastalardaki iyileşmeye göre anlamlı derecede yüksek olduğu saptanmıştır. Ayrıca, sıvı trombositten zengin fibrin uygulamasının VAS ve Helkimo Klinik Disfonksiyon skorları üzerindeki etkisinin, Wilke's 3 grubunda, Wilke's 4 ve Wilke's 5 grubuna göre anlamlı derecede yüksek olduğu saptanmıştır. Sonuç: Ağrılı temporomandibular eklem bozukluğu olan hastaların tedavisinde, artrosentez işlemine ilave olarak sıvı trombositten zengin fibrin enjeksiyonun, klinik semptomlarda iyileşmeyi arttırdığı gözlenmiştir. Ayrıca, bu elde edilen iyileşme Wilke's 3 sınıfındaki hastalarda diğer hastalara göre daha yüksektir.

AğrıTemporomandibular eklemTemporomandibular eklem hastalıkları+1
Uğur Karadayı
Aydın Adnan Menderes University
2020
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Meziale eğimli mandibular ikinci molar dişin farklı yöntemlerle dikleştirilmesinin sonlu elemanlar analizi ile incelenmesi

Çalışmamızda birinci molar boşluğuna doğru eğilmiş mandibular ikinci moların farklı ankraj yapılarıyla dikleştirilmesi sırasında ikinci molar ve ankraj ünitelerinde ve kemikte meydana gelen stres dağılımı sonlu elemanlar analizi ile incelenmiştir. Ayrıca sonlu elemanlar analizi sayesinde hesaplanabilen kuvvet uygulandığı anda dişlerde meydana anlık yer değiştirmeler çalışmamızda değerlendirilmiştir. Araştırmamızda ikinci molar dikleştirilmesi için kullanılan üç farklı ankraj yapısı üç çalışma modeli oluşturularak değerlendirilmiştir. Birinci çalışma modelinde, arktaki tüm dişler; ikinci modelde, birinci molar boşluğundaki alveoler krete mandibular düzleme dik yerleştirilen braket abutmentlı mini vida; üçüncü modelde, dişsiz boşluğa dik yerleştirilen osteointegre olmadığı varsayılan dental implant ankraj olarak kullanılmıştır. Tüm modellerde dikleştirme amacıyla, paslanmaz çelik tel üzerine yerleştirilen ve 150 gr kuvvet uygulayan Ni-Ti open coil kullanılmıştır. Yapılan değerlendirmeler sonucunda tüm çalışma modellerindeki ikinci molar köklerinde benzer stres yoğunluğu oluşmuştur. İkinci moların kronunda oluşan stresler, en fazla mini vida ankrajı kullanıldığında, daha sonra implant ankrajı kullanıldığında, en az dişlerin ankrajı kullanıldığında izlenmiştir. Tüm çalışma modellerinde, dikleşme kuvveti uygulandığında yan etki olarak kronlarda ekstrüzyon, distolingual rotasyon ve linguale eğilme görülmüştür. Ekstrüzyon mini vida ve implant ankrajı kullanıldığında daha az görülürken, rotasyon ve linguale eğilme ise dişlerin ankrajı kullanıldığında daha az oluşmuştur. Birinci modelde dikleştirme sırasında ankraj olarak kullanılan dişlerde bazı yan etkiler oluşmuştur. Mini vida ve implant ankrajı kullanıldığında, her iki yapı üzerinde de stres en fazla boyun bölgesinde yoğunlaşmıştır. Mini vidada implanta göre stresin daha fazla olduğu izlenmiştir. Mini vida üzerindeki braket slotunun, implanttaki braket slotuna göre daha ince olması, ikinci modeldeki ikinci molarda ve kortikal kemikte daha fazla stres oluşmasına yol açmıştır. Sonuç olarak araştırmamızda mandibular molar dikleştirilmesi amacıyla yapılan tedavi yöntemlerinin hepsinin klinik olarak uygulanabilir görülmüştür.

Azı dişleriDental stres analiziMandibula+4
Hazal Saygı
Aydın Adnan Menderes University
2020
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

İki farklı adeziv siman ile simante edilmiş implant destekli CAD/CAM monolitik kron restorasyonların dinamik yükleme sonrası kırılma dayanımlarının değerlendirilmesi

Günümüzde materyal çeşitliliğinin ve dayanıklılığının artmasıyla polimer infiltre seramikler ve zirkonya ile güçlendirilmiş cam seramikler, CAD/CAM sistemi kullanılarak monolitik yapıda üretilip molar bölgede çiğneme kuvvetlerine karşı koyabilmektedirler. Bu çalışmanın amacı farklı simantasyon işlemleri uygulanan, termomekanik yaşlandırılan implant destekli monolitik CAD/CAM restorasyonların kırılma dayanımını değerlendirmektir. Kırk adet implant analogu (T44020 Tpure, NucleOSS, İzmir, Türkiye) dik bir şekilde akrilik rezin içerisine gömülmüş ve bu analoglara standart titanyum dayanaklar (T44802 Tpure, NucleOSS) bağlanmıştır. Ağıziçi tarayıcı Trios3 (3Shape A/S, Kopenhag, Danimarka) ile dijital ölçü alınıp maksiller ikinci premolar diş tasarımı yapıldıktan sonra polimer infiltre seramik VITA Enamic (VITA Zahnfabrik, Bad Säckingen, Almanya) ve zirkonya ile güçlendirilmiş cam seramik VITA Suprinity (VITA Zahnfabrik) CAM ünitesi S1 (vhf camfacture AG, Ammerbuch, Almanya) ile kazınmıştır. Restorasyonlar, 3M RelyX Ultimate + Singlebond Universal Adhesive (3M Dental Products Division, St. Paul, MN, ABD) ile Panavia SA Cement Plus + Clearfil Ceramic Primer Plus (Kuraray Co., Osaka, Japonya) kombinasyonları ile simante edilmiştir. Örnekler EP, ER, SP ve SR olarak isimlendirilen 4 grupta incelenmiştir (n=10). Termomekanik yaşlandırma sağlamak amacıyla çiğneme simülatöründe (SD Mechatronik Chewing Simulator CS-4, Willytech, Münih, Almanya) 480.000 döngü dinamik yükleme uygulanmıştır. Daha sonra kırılma dayanımı testi bir üniversal test cihazı (Instron 3345 Tester, Instron, Norwood, MA, ABD) ile Newton (N) cinsinden hesaplanmıştır. Normal dağılım gösteren verilerin gruplar arası karşılaştırılmasında tek yönlü ANOVA analizi kullanılmıştır (p ˂ 0,05). Çalışmanın bulgularına göre ortalama kırılma dayanımı değerleri EP grubu için 892,3 ± 46,95 N, ER grubu için 867,5 ± 84,85 N, SP grubu için 944,5 ± 77,8 ve SR grubu için ise 949,5 ± 62,14 N şeklindedir. Çalışmada değerlendirilen kron materyalleri ve simanlar arasında kırılma dayanımı açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark izlenmemiştir. Anahtar Kelimeler: CAD/CAM restorasyon, implant destekli sabit protez, zirkonya ile güçlendirilmiş cam seramik, polimer infiltre seramik, adeziv siman, kırılma dayanımı

Dental implantasyonDental implantlarDental porselen+7
Kaan Cevat Şalvarlı
Aydın Adnan Menderes University
2020
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Paranazal sinüs patolojilerinin konik ışınlı bilgisayarlı tomografi ile değerlendirilmesi

Nazal kavite etrafında yer alan sinüs frontalis, sinüs etmoidalis, sinüs sfenoidalis ve sinüs maksillaris olarak adlandırılan hava boşluğu içeren ve kemikle çevrili yapılar paranazal sinüsler olarak tanımlanır ve fasiyal yapıların, çenelerin ve hava yollarının gelişiminde etkilidirler. Bu yapılar ince kemik laminalarla birbirinden ayrılmakla beraber ostiumlar aracığıyla da birbirilerine bağlıdırlar. Ayrıca paranazal sinüsler internal karotid arter, orbita, kavernöz sinüs, optik sinir gibi birçok önemli anatomik yapıyla ilişkilidir. Paranazal sinüslerin anatomisinin ve varyasyonlarının iyi bilinmesi fonksiyonel endoskopik sinüs cerrahisi, maksilla posterior bölgeyi içeren implant cerrahisi gibi uygulamalar ve oluşabilecek komplikasyonlar açısından oldukça önemlidir. Çalışmamızda paranazal sinüslerin tamamını içeren 180 adet konik ışınlı bilgisayarlı tomografi görüntüsü kullanılarak anatomik varyasyon ve patoloji varlığı açısından retrospektif olarak değerlendirilmiştir. Çalışmamızda en çok rastlanan anatomik varyasyonlar agger nazi hücresi (%80,6), konka bülloza (%65,6) ve septum pnömatizasyonu (%60.3) olurken en az izlenen varyasyonlar sfenomaksiller plate (%2.1), ikinci orta konka (%1.8) ve alt konka bülloza (%1.7) olmuştur. Çalışmamızda en sık rastlanan patolojik bulgu maksiller sinüs mukozal kalınlaşması (%25) olmuştur. Paranazal sinüslerin radyolojik olarak 3 boyutlu incelenmesinde altın standart olan bilgisayarlı tomografiye oranla daha düşük radyasyon dozu ve maliyeti nedeniyle konik ışınlı bilgisayarlı tomografi daha iyi bir seçenek olarak öne çıkmaktadır.

AnatomiAnatomik özelliklerKonik ışınlı bilgisayarlı tomografi+2
Özge Dönmez Tarakçı
Aydın Adnan Menderes University
2020
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Büyüme ve gelişimin farklı evrelerindeki bireylerin serum ve diş eti oluğu sıvısındaki hormonal değişimlerinin incelenmesi

Bu çalışmanın amacı; lateral sefalometrik radyografiler üzerinde belirlenen servikal vertebraların maturasyonel safhaları ile büyüme hormonu (GH), insülin benzeri büyüme faktörü-1 (IGF-1), insülin benzeri büyüme faktörü bağlayıcı protein-3 (IGFBP-3) büyüme belirteçlerinin serum ve diş eti oluğu sıvısındaki miktarları arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Çalışmamıza 7-17 yaş arası henüz ortodontik tedavisi başlamamış 45 kadın, 40 erkek toplam 85 sağlıklı birey dahil edilmiştir. Tedavisine başlanacak olan hastalardan ilk materyal randevusunda rutin olarak toplanan lateral sefalometrik ve panoramik röntgenlerin alındığı gün içerisinde, kan ve diş eti oluğu sıvısı örnekleri alınmıştır. Dijital olarak elde edilen radyografilerde "Modifiye Baccetti Yöntemi" kullanılarak servikal vertebralar üzerinde hastaların kemik yaşları aynı araştırmacı tarafından belirlenmiştir. Hastalardan elde edilen kan ve Ddiş eti oluğu sıvısı numunlerinde GH, IGF-1 ve IGFBP-3 belirteçleri rutin biyokimyasal yöntemlerle ölçülmüştür. Verilerin istatistiksel analizleri Kolmogorov-Smirnov testi, Kruskall-Wallis testi ve Mann Whitney U testi kullanılarak yapılmıştır. Analizler sonucunda her iki cinsiyet için pubertenin farklı evrelerinde serum ve diş eti oluğu sıvısı GH, IGF-1 ve IGFBP-3 düzeyleri arasında istatistiksel olarak önemli bir farklılık bulunmamıştır. Ortalama hormon seviyeleri pubertal atılım döneminde puberte öncesi ve puberte sonrası dönemlerden daha yüksek değerlere ulaşmıştır. Erkek bireylerde DOS GH değerleri serum GH değerlerini desteklemiştir. Her iki cinsiyet için elde edilen DOS IGF-1 ve IGFBP-3 değerleri serum IGF-1 ve IGFBP-3 değerlerini destekler nitelikte bulunmuştur. Serum IGF-1 ve IGFBP-3 değerleri; büyüme ve gelişimin düzeyinin, pubertal büyüme atılımının tespiti ve evrelerin değerlendirilmesinde değerli bir indikatör olarak kullanılabilir. Çalışma verilerimize göre kadın ve erkek bireylerde pubertenin farklı evrelerinde ölçülen DOS IGF-1 ve IGFBP-3 değerleri serum IGF-1 ve IGFBP-3 değerlerini desteklemektedir. Bulgularımızın bir sonucu olarak büyüme mediatörlerinin tespitinde kan almaya göre daha pratik ve non-invaziv bir yöntem olan DOS kullanımı seruma alternatif bir yöntem olarak büyüme gelişim tespiti amacıyla kullanılabilir. Anahtar Kelimeler: Büyüme hormonu, insülin benzeri büyüme faktörü-1, insülin benzeri büyüme faktörü bağlayıcı protein-3, puberte, servikal vertebra.

Büyüme hormonuErgenlikGingival oluk sıvı+4
Sultan Aslıhan Ulusoy
Aydın Adnan Menderes University
2020
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Üç farklı kanal içi medikamentin retreatment vakalarında, postoperatif ağrı ve ve flare-up insidansı üzerine etkisinin değerlendirilmesi

Bu araştırmanın amacı, üç farklı kanal içi medikamentin asemptomatik retreatment vakalarında, postoperatif ağrı ve flare-up insidansı üzerine etkilerinin incelenmesi ve karşılaştırılmasıdır. Önceki endodontik tedavisinin üzerinden en az 2 yıl geçmiş olmasına rağmen radyolojik olarak endodontik problemleri hala devam eden, spontan ağrısı veya şişliği olmayan, asemptomatik tek köklü ve tek kanallı 108 diş, rastgele ve eşit olacak şekilde üç gruba ayrıldı. Her grup için cinsiyet ve yaşa göre tabakalı randomizasyon yapıldı. Araştırmamızda, standart retreatment işlemleri uygulanarak kök kanal boşluğu tekrar kazanıldıktan sonra kanal içi medikamentler kök kanalına uygulandı. Kullanılan kanal içi medikamentler sırası ile kalsiyum hidroksit (Ca(OH)2), klorheksidin (CHX) jel ve kalsiyum hidroksit+klorheksidin jel kombinasyonudur. Medikament uygulaması sonrası ağrı değerleri 6. - 12. saatlerde ve 1-2-3-4-5-6-7. günlerde görsel analog skala (VAS) kullanılarak kaydedildi. Ayrıca hastaların; 48. saat ve 7. günde klinik muayeneleri yapılarak perküsyonda hassasiyet, spontan ağrı, şişlik varlığı ve antibiyotik gereksinimlerinin olup olmadığı değerlendirildi. Tedavi sonrasında, gruplar arasında tüm zamanlarda VAS skorları açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark yoktur (p>0,05). Ancak CHX jel grubu ağrı değerleri 7 gün boyunca diğer gruplara göre istatistiksel olarak anlamlı olmasa da daha yüksek seyretmiştir. CHX jel grubunda yalnızca 1 hastada flare-up gözlenmiş olup diğer gruplarda flare-up gözlenmemiştir. Bunun yanında 48. saat ve sonrasında en düşük VAS skorları, Ca(OH)2 + CHX jel grubunda gözlenmiş olup bu grupta 7. günde postoperatif ağrı gözlenmemiştir. Yaş ve postoperatif ağrı arasındaki ilişki değerlendirildiğinde; 12. saat, 3. gün, 4. gün ve 7. günde 35- 49 yaş aralığındaki hastalarda anlamlı derecede daha fazla ağrı görülmüştür (p<0,05). Fistül varlığı ve postoperatif ağrı arasındaki ilişki değerlendirildiğinde; fistülü olmayan hastaların 24.saatte ağrı değerleri anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu bulunmuştur (p<0,05). Koroner restorasyon varlığı ve ağrı arasındaki ilişki değerlendirildiğinde ise yalnızca 6. saatte koroner restorasyonu olan hastalarda daha fazla ağrı olduğu görülmüştür (p<0,05). Primer kök kanal dolgu seviyesi ve postoperatif ağrı arasındaki ilişki değerlendirildiğinde ise; 24. saat ve 48. saatlerde kısa ve taşkın gruplarda kabul edilebilir kök kanal dolgu seviyesine sahip gruba göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha fazla ağrı olduğu görülmüştür (p<0,05). Ancak cinsiyet, periapikal lezyon varlığı ve postoperatif ağrı arasında anlamlı bir ilişki bulunmamıştır (p>0,05). Sonuç olarak, araştırmamızın verileri postoperatif ağrı ve flare-up insidansı açısından üç farklı kanal içi medikament arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olmadığını ortaya koymuştur. Hastalarda benzer ağrı insidansının görülmüş olması, her üç medikamentin de postendodontik ağrı değerleri açısından retreatment vakalarında klinik olarak tercih edilebilir olduğunu göstermektedir. Literatürde kanal içi medikamentlerin retreatment vakalarında postendodontik ağrı üzerine etkisini araştıran az sayıda klinik araştırma olması sebebiyle, bulgularımızın yeni araştırmalar ile desteklenmesinin klinik açıdan faydalı olacağını düşünmekteyiz.

Ağrı ölçümüAğrı-postoperatifEndodonti+4
Adile Esen
Aydın Adnan Menderes University
2020
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Atrofik maksillada farklı dizaynlı implantlar üzerine yerleştirilen farklı anterior kantilever uzunluklu hibrit protezlerin sonlu eleman stres analizi ile değerlendirilmesi

Amaç: Tam dişsiz atrofik maksillalı hastalarda All-on-Four konseptiyle tedavinin biyomekanik etkileri hala net değildir. Mevcut çalışmanın amacı, bu konseptle tedavi edilecek olan hastalarda protezin anterior kantilever uzunluğunun sınırlarının belirlenmesi ve açı düzeltici implantların All-on-Four konseptinde kullanımının biyomekanik etkisinin sonlu eleman stres analizi (SESA) yöntemi ile incelenmesidir. Gereç ve Yöntem: 3D modelleme programında 2 farkı implant tasarımı ve 3 farklı kantilever mesafesi için 6 model oluşturuldu. 1. grupta 30° açıyla 2 posterior standart implant (Sİ) ile 30° çok üniteli abutment ve 17° açıyla 2 anterior Sİ ile 17° çok üniteli abutment atrofik maksilla modeline yerleştirildi. 2. çalışma grubunda aynı çene modeline posterior bölgeye 2 adet 24° açı düzeltici implant (ADİ) ve anterior bölgeye 12° ADİ ile 4 adet düz çok üniteli abutment implant açılarına uygun şekilde yerleştirildi. Bu grupların alt gruplarında anterior kantilever (AK)/antero-posterior mesafe (AP) oranı 1/4, 1/2 ve 3/4 olacak şekilde 3 farklı protez modellendi, anterior dişlerin singulumu çevresinden maksimum ön ısırma kuvveti interinsizal açıyla uygulanarak oluşan stresler SESA ile incelendi. Bulgular: AK mesafesinin artmasıyla implantlar, çevreleyen kemik ve protetik altyapıdaki stresler arttı. AK/AP oranı 3/4 olduğunda Sİ grubunda posterior bölgede trabeküler kemikte görülen gerilme stres değerleri kemiğin dayanım sınırını aştı. ADİ gruplarında, Sİ gruplarına göre daha düşük stres değerleri gözlendi. Ayrıca ön-arka implantlarda, çevreleyen kemikte ve protez vidalarındaki streslerin ADİ grubunda daha homojen dağıldığı gözlendi. Sonuçlar: Bu çalışmanın sınırları dahilinde standart implantlar kullanılarak All-on-Four konseptiyle tedavi edilecek hastalarda AK/AP oranının 3/4'ten daha küçük olmasına veya AK mesafesinin 12 mm'den az olmasına dikkat edilmelidir. All-on-Four konseptiyle tedavi edilecek hastalarda açı düzeltici implant kullanımı biyomekanik açıdan daha olumlu sonuçları olan, umut verici bir seçenek olarak görünmeke olup, in-vitro testler ve uzun dönem klinik çalışmalarla araştırılması gerekmektedir.

Dental implantasyonDental implantlarDental protez-implant destekli+3
Beste Işıl Gürsel
Aydın Adnan Menderes University
2020
10
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Maksiller gömülü 3. molar dişlerin maksiller sinüs ve maksiller 2. molar diş ile ilişkisinin, panoramik radyografi ve KIBT ile karşılaştırılmalı olarak incelenmesi

Amaç: Çalışmamızın amacı, maksiller gömülü üçüncü molar dişlerin gömülülük tipi, pozisyonu, kök gelişim aşaması, folikül genişliği, sinüsle vertikal ilişkisi gibi parametrelerin ve maksiller ikinci molar dişlerin distal yüzeyindeki değişiklerin (marjinal kemik kaybı, çürük varlığı, kök yüzeyinde rezorpsiyon) panoramik radyografi ve KIBT yöntemleri ile karşılaştırmalı olarak incelenerek, panoramik radyografların (PR) maksiller gömülü üçüncü molar dişlerin değerlendirilmesindeki etkinliğinin belirlenmesidir. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda, 121 hastaya ait 188 adet maksiller gömülü üçüncü molar dişin gömülülük tipi, angulasyon tipi, kök gelişimi, folikül genişliği, maksiller sinüsle ilişkisi ile komşuluğundaki maksiller ikinci molar dişin distalindeki marjinal kemik kaybı, çürük varlığı, distal kökündeki rezorpsiyon seviyesi hem PR hem de KIBT görüntüleri üzerinde değerlendirildi. Bulgular: "Maksiller ikinci molar dişin distal yüzeyindeki çürük varlığı" nın tespit edilmesi, görüntüleme yöntemleri arasında en yüksek uyum gösteren parametre (genel uyum oranı %92,6) olarak bulundu. İki görüntüleme yöntemi arasındaki en az uyum (genel uyum oranı %61,2) ise "maksiller ikinci molar dişin distal kök yüzeyindeki rezorpsiyon seviyesi" parametresinde görüldü. Ayrıca; PR'nin maksiller ikinci molar dişin distalindeki marjinal kemik defektini belirlemede genel doğruluk oranı %71,3, gömülü dişin maksiller sinüsle vertikal ilişkisinin tipini belirlemede genel doğruluk oranı %70,2, örten dokuya göre gömülülük tipini belirlemede genel doğruluk oranı %84,5 olarak bulundu. Sonuç: PR maksiller ikinci molar dişin distal yüzey çürüklerini saptamada güvenilir bir görüntüleme yöntemi iken maksiller ikinci molar dişin distal kök yüzeyindeki rezorpsiyon seviyesini saptamada yeterince güvenilir bir yöntem değildir. Anahtar Kelimeler: Gömülü diş, konik ışınlı bilgisayarlı tomografi, panoramik radyograf

Azı dişi-üçüncüAzı dişleriDiş-gömülü+4
Gülçin Kılcı
Aydın Adnan Menderes University
2021
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

CAD/CAM materyalleri ile üretilen endokron restorasyonların farklı kron boyu ve marjin dizaynına sahip dişlerde oluşturduğu stres dağılımının 3 boyutlu sonlu elemanlar analizi ile değerlendirilmesi

Amaç: Bu araştırmanın amacı, farklı CAD/CAM (bilgisayar destekli tasarım / üretim) materyalleri ile üretilen endokron restorasyonların farklı kron boyu ve marjin dizaynına sahip mandibular molar dişlerde dikey ve oblik yükleme durumlarında oluşan stres dağılımlarına etkisinin 3 boyutlu (3D) sonlu elemanlar analizi ile incelenmesidir. Gereç ve Yöntem: Öncelikle, Wheeler Diş Anatomisi Atlası rehber alınarak kök kanal tedavili alt 1.azı dişi, ayrıca spongiöz ve kortikal kemik modelleri bir 3D modelleme yazılımı kullanılarak oluşturuldu. Ardından, kalan diş boyu 1.5 ve 3 mm olacak şekilde ve 2 farklı marjin tasarımı ile (shoulder ve butt marjin) prepare diş modelleri hazırlandı. 3 farklı CAD/CAM materyalinden (lityum disilikat cam seramik [IPS e.max CAD; EC], zirkonya ile güçlendirilmiş lityum silikat cam seramik [Vita Suprinity; VS] ve hibrit seramik [Vita Enamic; VE] üretilmiş endokron restorasyonları uygulanarak toplam 12 model elde edildi. Dişlerin okluzal yüzeylerinden 4 farklı bölgeden toplam 300 N kuvvet dik veya açılı yönde uygulandı. Her bir modelin stres dağılımları 3D-FEA yöntemi ile analiz edildi. Endokron, dentin, mine ve rezin simana ait Von Mises stresleri (VMS) ve maksimum asal gerilimler (Pmax) renkli görüntüler kullanılarak değerlendirildi. Bulgular: Hem açılı hem de dik yükleme koşullarında endokronlarda meydana gelen stres kuvvet uygulama alanlarında yoğunlaşmıştır. Kullanılan CAD/CAM materyalleri arasında en yüksek Pmax değeri EC grubunda, en düşük değer ise VE materyalinde bulunmuştur. Minede ve rezin simanda maksimum asal gerilim değerleri genel olarak VE gruplarında VS ve EC gruplarına kıyasla daha yüksektir. Tüm modeller için dentinde en yüksek stres değerleri furkasyon bölgesinde saptanmıştır. Marjin tasarımından ve kuvvet yönünden bağımsız olarak kısa kron boyuna sahip gruplar dentinde daha düşük Pmax değerleri göstermiştir. Açılı yükleme altında dik yüklemeye göre streslerin daha geniş alana yayıldığı gözlenmiştir. Sonuç: Bu araştırmanın sınırları dahilinde, CAD/CAM materyalinin, marjin tasarımının ve kalan kron boyunun endokron restorasyonlarda ve diş yapılarında meydana gelen streslerin büyüklüğü ve dağılımı açısından önemli faktörler olduğu sonucuna varıldı. Bu araştırmadan elde edilen bulguların desteklenmesi için ilerleyen dönemlerde daha fazla sayıda ex vivo ve in vivo araştırmanın gerçekleştirilmesine ihtiyaç vardır.

CAD/CAMCAD/CAMCam seramikler+7
Pınar Açkurt Okutan
Aydın Adnan Menderes University
2021
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Ortognatik cerrahi sırasında intraoperatif analjezik olarak uygulanan tenoksikam ve parasetamolün postoperatif ağrı üzerine etkisinin retrospektif değerlendirilmesi

Amaç: Ortognatik cerrahi ile oluşan postoperatif ağrı hasta konforunu önemli ölçüde etkilemektedir. Postoperatif ağrının giderilmesi amacıyla non-steroid antiinflamatuar ilaçlar, kortikosteroidler ve opioid analjezikler kullanılabilmektedir. Bu çalışmanın amacı, ortognatik cerrahi sırasında intraoperatif olarak uygulanan tenoksikam ve parasetamolün ağrı üzerine etkisini retrospektif değerlendirmektir. Gereç ve yöntem: Belirlenen kriterlere uygun 63 dosya verisi ile çalışma gerçekleştirildi. Postoperatif ağrı kontrolü için, uygulanan analjezik türlerine göre hastalar iki gruba ayrıldı. Tenoksikam 20 mg (35 hasta) veya parasetamol 10 mg/kg (28 hasta) ekstübe edilmeden IV olarak uygulanan hastalar çalışmaya dahil edildi. Postoperatif dönemdeki saatlik takiplerde VAS verilerinden 0, 1, 3, 6, 12, 24, 36 ve 48. saatteki değerler ile bulantı kusma varlığı ve opioid analjezik ihtiyacı kaydedilen dosyalardaki veriler değerlendirildi. Bulgular: Tenoksikam grubu ve parasetamol grubu arasında postoperatif saatlik takiplerde VAS değerleri arasında istatiksel olarak anlamlı fark bulunmadı. Tenoksikam grubunda bulantı ve kusma parasetamol grubundan daha yüksek görülürken istatiksel olarak anlamlı bir fark gözlenmedi. Ek opioid gereksinimlerinde de tenoksikam grubu ile parasetamol grubu arasında anlamlı bir fark bulunamadı. Sonuç: Ortognatik cerrahi geçiren hastalarda intraoperatif tenoksikam uygulaması ile parasetamol uygulaması karşılaştırıldığında, tenoksikam grubu hastalarında daha düşük VAS skorlarının gözlendiği ve analjezik etkinliğin yeterli olduğu tespit edilmiş, ancak istatiksel olarak anlamlı bir fark bulunamamıştır. Benzer şekilde bulantı kusma varlığı ile ek opioid gereksinimi arasında da istatiksel olarak yakın sonuçlar edildi. Anahtar Kelimeler: Ağrı, Ortognatik Cerrahi, Analjezi

AnaljeziAnaljeziklerAsetaminofen+6
Zeynep Büşra Düzenli
Aydın Adnan Menderes University
2021
00