Aydın Adnan Menderes University
Faculty

Faculty of Dentistry

Aydın Adnan Menderes University

37

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Archived Theses

10 Theses
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Sağlıklı dişlerin ve semptomatik geri dönüşümsüz pulpitis tanılı dişlerin pulpa doku örneklerinde hipoksi ile indüklenen faktör-1 alfa, vasküler endotelyal büyüme faktörü, tümör nekroz faktör- alfa ve matriks metallaproteinaz-9 miktarlarının değerlendirilmesi

Amaç: Pulpada bulunan biyobelirteçlerin lokal olarak ölçülmesi, farklı enflamasyon aşamalarının ayırt edilmesine yardımcı olabilir ve pulpal teşhisin öngörülmesini sağlayabilir. Bu çalışmanın amacı; sağlıklı dişlerin ve semptomatik geri dönüşümsüz pulpitis tanılı dişlerin pulpa kan örneklerinde MMP-9, VEGF-α, TNF-α ve HIF-1α düzeylerini değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya, 18–50 yaş arası, toplam 50 hasta (25 kadın, 25 erkek) dahil edilmiştir. Bu hastalardan 25'i, semptomatik geri dönüşümsüz pulpitis tanısı almış dişlerden (pulpitis grubu), 25'i ise sağlıklı dişlerden (sağlıklı grup) oluşturulmuştur. Sağlıklı gruba dahil edilen dişler çekim endikasyonu bulunan yirmi yaş dişleri ile preprotetik kanal tedavisi gerektiren dişlerden seçilmiştir. Tüm tedavi prosedürleri ve pulpa kan örneklerinin toplanması, lastik örtü izolasyonu ve lokal anestezi altında gerçekleştirilmiştir. Her iki grupta pulpanın açılmasını takiben, kan örnekleri kağıt konlar ile toplanmış, ardından steril eppendorf tüplere yerleştirilerek –80 °C'de bir derin dondurucuda ELISA yöntemiyle analiz edilene kadar saklanmıştır. Bağımsız iki grubun karşılaştırılmasında Independent Samples t-testi kullanılmıştır. Bulgular: Sağlıklı gruba kıyasla, pulpitis grubunda TNF-α düzeylerinin arttığı gözlemlenmiştir (p < 0.05). Ancak VEGF-α, MMP-9 ve HIF-1α düzeyleri açısından anlamlı bir fark saptanmamıştır (p > 0.05). Sonuç: Sonuç olarak, TNF-α düzeylerinin semptomatik geri dönüşümsüz pulpitisli dişlerde anlamlı şekilde artmış olması, bu biyobelirtecin pulpal enflamasyonun teşhisinde potansiyel bir gösterge olabileceğini düşündürmektedir. Bu bağlamda, lokal biyobelirteç düzeylerinin değerlendirilmesi, pulpal enflamasyonun evrelenmesinde ve tanısal doğruluğun artırılmasında faydalı olabilir.

Dental pulpa
Nazmiye Kurt
Aydın Adnan Menderes University
2025
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Farklı kök kanal patlarının kullanıldığı endodontik tedavili dişlerde farklı eğe sistemlerinin kök kanal dolgu materyalini uzaklaştırma etkinliklerinin değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışma, kök kanal dolumunda epoksi rezin ve kalsiyum silikat esaslı kanal patları kullanılan dişlerde, kanal tedavisi tekrarı sonrasında kanal patlarının uzaklaştırılma miktarlarını karşılaştırmayı amaçlamaktadır. Ayrıca, farklı döner eğe sistemleri ile yapılan kanal tedavisi tekrarı işlemlerinin, dolgu materyali uzaklaştırma etkinliği üzerindeki etkisi değerlendirilmiştir. Gereç ve Yöntem: Toplam 40 adet mandibular molar diş kullanılmıştır. Tüm örnekler, ProTaper Gold sistemi ile şekillendirilmiştir. Birinci grupta kanal dolumu epoksi rezin esaslı kanal patı (AH Plus Jet) ve güta-perka ile, ikinci grupta ise kalsiyum silikat esaslı kanal patı (AH Plus Bioceramic) ve güta-perka ile gerçekleştirilmiştir. Kanal tedavisi tekrarı işlemi sırasında, A grubunda Protaper Universal Retreatment; B grubunda ise Xp Endo Rise Retreatment eğeleri kullanılmıştır. Kalan dolgu materyali miktarları, yüksek çözünürlüklü mikro bilgisayarlı tomografi (mikro-BT) ile ölçülmüştür. Verilerin analizinde bağımsız örneklem t-testi, tek yönlü varyans analizi ve çoklu karşılaştırmalar için Bonferroni testi kullanılmıştır. Bulgular: AH Plus Jet kullanılan grupta, AH Plus Bioceramic kullanılan gruba kıyasla daha fazla dolgu materyali kalıntısı tespit edilmiştir (p = 0,04). Ayrıca, XP-Endo Rise Retreatment eğeleri, ProTaper Universal Retreatment eğelerine kıyasla daha yüksek uzaklaştırma etkinliği göstermiştir (p = 0,01). Sonuç: Kanal patının kimyasal yapısı ve kullanılan döner eğe sistemi, kanal dolgu materyalinin uzaklaştırılabilirliği üzerinde etkilidir. Ancak, hiçbir yöntem dolgu materyalini tamamen uzaklaştıramamıştır.

Kök kanal tedavisi
Mehmet Kurt
Aydın Adnan Menderes University
2025
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Şeffaf plaklar ile konvansiyonel braketlerin alt keser dişlerin çapraşıklıklarının düzeltilmesindeki etkinliklerinin karşılaştırılması

Amaç: Bu çalışmanın amacı, anterior bölgede Little düzensizlik indeksi (LDI) ≥6 mm olan çapraşıklık vakalarında, şeffaf plak ve konvansiyonel sabit braket tedavilerinin klinik etkinliklerini karşılaştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya sistemik olarak sağlıklı 62 birey (31 şeffaf plak, 31 sabit sistem) dâhil edilmiştir. Katılımcıların tamamında tedavi öncesi ve tedavi bitiminde ağıziçi dijital taramalar (TRIOS, 3Shape) alınmıştır. Elde edilen dijital modeller üzerinde Ortho Analyzer yazılımı kullanılarak Little düzensizlik indeksi (LDI), interkanin mesafesi, birinci ve ikinci premolar ile birinci molar arası genişlikler ve ark uzunluğu ölçülmüştür. Tüm ölçümler aynı araştırmacı tarafından gerçekleştirilmiş, ölçüm tekrarlanabilirliği değerlendirilmiş ve yüksek güvenilirlik düzeyi sağlanmıştır (ICC ≈ 0,95–0,99). Elde edilen veriler parametrik olmayan istatistiksel yöntemlerle analiz edilmiştir. Çalışmada yaş ve cinsiyet değişkenleri gruplar arası olası etkileri değerlendirmek amacıyla bağımsız değişkenler olarak eklenmiştir. Bulgular: Başlangıçta gruplar cinsiyet dağılımı açısından benzerdi (erkek %61,3; kadın %38,7). Şeffaf plak grubunun yaş ortalaması sabit sistem grubuna göre anlamlı derecede daha yüksekti (25,45 ± 7,97'ye karşı 17,42 ± 2,55; p = 0,01). Başlangıç ölçümlerinde sabit sistem grubunun LDI değeri daha yüksek bulunmuştur (10,12 ± 2,52'ye karşı 8,70 ± 2,23; p = 0,01). Ayrıca birinci ve ikinci premolar palatinal tüberkülleri arası mesafeler başlangıçta şeffaf plak grubunda daha genişti (her ikisi için p = 0,01). Tedavi bitiminde her iki grupta da LDI anlamlı biçimde ≈ 0'a düşmüştür (şeffaf plak: 0,45 ± 0,69; sabit sistem: 0,03 ± 0,06; her ikisi için p = 0,01). Transversal ve sagittal ölçümler karşılaştırıldığında gruplar arasında anlamlı fark saptanmamıştır (bitiş LDI: p = 0,12; diğer genişlik/uzunluk ölçütleri: p > 0,05). Grup içi analizlerde LDI dışındaki genişlik ve ark uzunluğu değişimleri istatistiksel olarak anlamlı değildir (p > 0,05). Sonuç: Orta şiddette alt anterior çapraşıklığın düzeltilmesinde, şeffaf plaklar ile sabit ortodontik tedaviler benzer klinik etkinlik göstermiştir. Her iki tedavi yaklaşımı da LDI'yı tedavi sonunda minimal düzeye indirmiştir. Demografik değişkenler (yaş ve cinsiyet) belirleyici bir faktör olarak saptanmamış; postoperatif ölçümlerde gruplar arasında anlamlı fark izlenmemiştir. Anahtar Kelimeler: Şeffaf plak, sabit ortodontik tedavi, Little düzensizlik indeksi, dijital model analizleri, interkanin genişliği, ark uzunluğu.

Ahmet Akif Aldanmaz
Aydın Adnan Menderes University
2025
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Eklemeli üretim ile farklı açılarda üretilen rezin materyaller üzerine candida türlerinin adhezyon durumlarının incelenmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı cerrahi rehber plak üretiminde kullanılan reçineden Likit Kristal Ekran (LCD) eklemeli üretim teknolojisi ile 0°, 45° ve 90° üretim açılarıyla üretilen disk şeklindeki reçine materyallere Candida glabrata, Candida albicans, Candida krusei, Candida parapsilosis ve Candida tropicalis mayalarının adhezyon durumlarını değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Disk şeklinde materyaller LCD üretim tekniği kullanılarak 0°, 45° ve 90° açılarda, cerrahi rehber plak üretiminde kullanılan reçine ile üretildi. Üretilen materyallerin yüzey pürüzlülüğü ölçümleri yapıldı. Farklı açılarda üretilen materyallere C. glabrata, C. albicans, C. krusei, C. parapsilosis ve C. tropicalis tutunumunu değerlendirmek için petri sayımı ve gerçek zamanlı PCR analizi yapıldı. Ardından materyallerin taramalı elektron mikroskobu ile görüntüleri elde edildi. Materyallerin temas açısı ölçüm değerleri ölçüldü. Çalışmadan elde edilen veriler, Shapiro-Wilk, Kolmogorov-Smirnov, Levene testi, Varyans Analizi, Tamhane ve Bonferroni testi kullanılarak istatiksel olarak değerlendirildi. Bulgular: Gerçek zamanlı PCR analizi sonrası 0°, 45° ve 90° açılarda üretilen materyallere C. glabrata, C. albicans ve C. parapsilosis maya türleri için adhezyon miktarı bakımından istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmamış olup (P>0,05), C. krusei ve C. tropicalis maya türleri için en yüksek adhezyon 0° için saptanırken ve 45° ile 90° için istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmadı (P<0,05). Ayrıca, 0°, 45 ve 90° üretim açılarıyla elde edilen materyallere C. glabrata, C. albicans, C. krusei, C. parapsilosis ve C. tropicalis maya türleri için gerçek zamanlı PCR analiziyle elde edilen toplam adhezyon değerleri bakımından istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmadı (P>0,05). Sonuçlar: Eklemeli üretim ile üretilecek cerrahi rehber plaklar için 0°, 45° ve 90° açılarda üretilmesinin maya adhezyonunu etkilememektedir. Bu durumda tercih edilmesi gereken üretim açısını, açılı üretimler arasındaki boyutsal doğruluk belirlemektedir.

Candida albicansCandida glabrataCandida tropicalis+6
Ömer Faruk Turanoğlu
Aydın Adnan Menderes University
2023
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Tek taraflı gömülü kanin hastalarında dentoalveoler yapıların konik ışınlı bilgisayarlı tomografi ile incelenmesi

Bu çalışmanın amacı; tek taraflı gömülü kanin vakalarında konik ışınlı bilgisayarlı tomografi (KIBT) yöntemi kullanılarak eksternal kök rezorpsiyonu (EKR), dentoalveoler, iskeletsel yapıların incelenmesi ve gömülü kanin dişin konumunun bu yapılar üzerindeki etkisinin değerlendirilmesidir. Retrospektif ve split-mouth olarak tasarlanan çalışmamıza yaş ortalaması 15.58±4.25 olan 54 hastanın (35 kadın ve 19 erkek) tedavi öncesi KIBT görüntüleri dahil edilmiştir. Çalışmamızda gömülü kanin dişin olduğu taraf çalışma grubunu ve sürmüş kanin dişin olduğu taraf kontrol grubunu oluşturmaktadır. Gömülü kanin tarafı palatinal ve bukkal konumda gömülü olmak üzere 2 alt gruba ayrılmıştır. Maksiller dişler, dental ark ve iskeletsel bileşenlere ait nitel ve nicel değişkenler ile gömülü kanin dişlerle ilişkili kök rezorpsiyonları KIBT görüntüleri üzerinde değerlendirilmiştir. Çalışmamızda gömülü kanin tarafındaki santral ve lateral dişlerde EKR görülme oranı sürmüş kanin tarafına göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur (sırasıyla, p=0.002, p<0.001). Gömülü ve sürmüş kanin tarafları arasında santral ve lateral dişlerde EKR şiddeti bakımından istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur (sırasıyla, p=0.033, p<0.001). Gömülü kanin tarafındaki kanin diş folikül genişliği daha yüksek bulunurken, maksiller ark uzunluğu, maksiller transversal genişlik, maksiller iskelet genişlik ve nazal kavite genişliği değerleri sürmüş kanin tarafına göre daha düşük bulunmuştur (sırasıyla, p<0.001, p=0.002, p=0.006, p=0.005, p=0.001). Çalışmamızda elde ettiğimiz sonuçlara göre, maksiller kaninlerin gömülü olması komşu dişlerde kök rezorpsiyonu insidansını ve şiddetini arttırmaktadır. Gömülü kanin dişlerin erken teşhisi, ilerleyen yaşlarda kök rezorpsiyonu ve olası diş kayıplarının önlenmesinde etkili olabilir. Anahtar Kelimeler: Gömülü kanin, konik ışınlı bilgisayarlı tomografi, kök rezorpsiyonu.

Dentoalveolar yapıDiş rezorpsiyonuDiş-gömülü+5
Soukrıe Sekertzı
Aydın Adnan Menderes University
2022
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Farklı asitleme ve kumlama protokollerinin hibrit CAD/CAM materyalinin eğilme dayanımına ve rezin siman bağlantısına etkisi

Amaç: Bu çalışmanın amacı hidroflorik asit (HF), kendinden asitli seramik primeri (MEP) ve kumlama protokollerinin hibrit CAD/CAM materyalinin yüzey pürüzlülüğü (Ra), eğilme dayanımı ve rezin siman bağlantısına etkisini değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Toplamda 130 bar şekilli ve 130 dikdörtgen şekilli örnek düşük hızda elmas separe kullanılarak hibrit materyalden (Cerasmart 270) su soğutması altında kesilerek elde edildi. Örnekler yapılan yüzey işlemlerine göre 13 alt gruba ayrıldı: Kontrol (K), 60 sn HF (HF60), 90 sn HF (HF90), 120 sn HF (HF120), 60 sn MEP (MEP60), 90 sn MEP (MEP90), 120 sn MEP (MEP120), 10 sn kumlama (Kum10), 15 sn kumlama (Kum15), 20 sn kumlama (Kum20), kumlama sonrası HF (Kum+HF), kumlama sonrası MEP (Kum+MEP), HF sonrası MEP (HF+MEP). Ra değerleri bir profilometre kullanılarak ölçüldü. Her gruptan birer örnek atomik kuvvet mikroskobu ve taramalı elektron mikroskobu ile incelendi. Eğilme dayanımı ve rezin bağlanma dayanımı verileri üniversal test cihazı kullanılarak elde edildi. Başarısızlık tipleri stereomikroskop ile incelendi. İstatistiksel analizler için 1-yönlü ANOVA, Tukey HSD ve Tamhane T2 testleri uygulandı. Bulgular: En yüksek Ra değerleri ve en düşük eğilme dayanımı değerleri kumlama gruplarında bulunmuştur (P<0,05). HF ve MEP gruplarının eğilme dayanımı değerleri kontrol grubu ile istatistiksel olarak benzerdir (P>0,05). MEP gruplarının rezin bağlanma dayanımı değerleri aynı sürelerde HF asit uygulanan gruplara göre daha yüksektir. Farklı sürelerde uygulanan asitleme protokollerinden sonra rezin bağlanma dayanımı değerlerinde önemli farklılıklar görülmüştür (P<0,05). Sonuçlar: MEP uygulaması hibrit CAD/CAM materyali için tercih edilebilir bir yüzey işlemi olabilir. Kumlama işlemi hibrit materyalin mekanik özelliklerini olumsuz etkileyebilir.

CAD/CAMDental bondingDental materyaller+6
Hüseyin Şeker
Aydın Adnan Menderes University
2022
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Fasiyal arter dallarının ve doğrultusunun doppler ultrasonografi ile değerlendirilmesi

Amaç:Bu çalışmanın amacı fasiyal arter(FA) ve dallarını, angular arter'in (AA) varyasyonlarını, FA'nın nazolabial folddaki (NLF) seyrini Ultrasonografi (USG) ile incelemek; USG'de FA'nın rezistif indeks (RI) değeri ile yaş, cinsiyet, yüzün her iki yarımı arasındaki ilişkiyi değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem:Çalışmamıza Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ağız, Diş ve Çene Radyolojisi Anabilim Dalına çeşitli nedenlerle muayene için başvuran 18-60 yaş arası toplam 188 (94 kadın, 94 erkek) hasta dahil edildi. Sistemik olarak sağlıklı, sigara kullanmayan, yüz bölgesine herhangi bir cerrahi prosedür gerçekleştirilmemiş hastalarınher iki yüz yarımındaki toplam 376 FA'nın dalları, RI, AA varyasyonları, FA'nın NLF'deki seyri incelendi. Bulgular: USG ile yapılan değerlendirmelerde sol RI değeri ortalama 0.688±0.085, sağ RI değeri ortalama 0.703±0.092 bulundu. FA'nın RI değerleri ile yaş ve cinsiyet arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olmadığı belirlendi. FA dallanma tipleri incelendiğinde en sık Tip1, AAvaryasyonları incelendiğinde en sık Tip A, FA'nın NLF'deki seyri incelendiğinde en sık Tip A varyasyonları tespit edildi. Sonuç: FA'nın dallanma tipinin, RI'nın, AA varyasyonlarının ve FA'nın NLF'deki seyrinin yaşla, cinsiyetle ve yüzün her iki yarımıyla bir ilişkisi bulunmamıştır. Sonuç olarak USG; FA'nın seyrinin, vasküler yapılar arasındaki ilişkinin ve kan akımının değerlendirilmesinde etkili bir görüntüleme yöntemidir. Anahtar Kelimeler: Fasiyal Arter, Rezistif İndeks, Ultrasonografi

Angular arterFasiyal arterUltrasonografi+1
Ukte Boz
Aydın Adnan Menderes University
2023
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Peri-implantitisli bireylerin peri-implant oluğu sıvısında TREM-1, MMP-8 ve TIMP-1 seviyelerinin değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı, peri-implantitis hastalarında peri-implant oluğu sıvısında (PIOS) TREM-1, MMP-8 ve TIMP-1 düzeyleri arasındaki ilişkiyi değerlendirmektir. Çalışmanın ikinci amacı ise ilgili belirteçlerin klinik periodontal parametrelerle korelasyonunu değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya toplam 54 hasta (26 peri-implantitis, 28 peri-implant sağlıklı) dahil edildi. Çalışma kriterlerine uyan hastalardan PIOS alındı ve klinik periodontal parametrelerin ölçümü yapıldı. TREM-1, MMP-8 ve TIMP-1 düzeyleri ELISA yöntemi ile belirlendi. Klinik ve biyokimyasal parametreler nonparametrik yöntemlerle değerlendirildi. Bulgular: TREM-1 (p=0.568) ve MMP-8 (p=0.945) arasında peri-implant sağlıklı ve peri-implantitis hastalarda istatistiksel olarak benzer bulunmuştur. TIMP-1 (p=0.000) düzeyleri peri-implantitis hasta grubunda peri-implant sağlıklı hastalara göre istatistiksel olarak anlamlı derecede düşüktü. MMP-8/TIMP-1 oranı peri-implantitis hasta grubunda daha yüksek bulundu (p=0, 000). Biyobelirteçler arasında pozitif korelasyon vardı (MMP-8 ve TIMP-1 (p=0.040) ve MMP-8 ve MMP-8/TIMP-1 (p=0.024)). Ayrıca, TIMP-1 ile MMP-8/TIMP-1 arasında negatif korelasyon vardı (p=0.001). TIMP-1 plak indeksi arasındaki negatif korelasyon vardı. Sonuç: Peri-implant hastalığın enflamatuar patogenezinde, TREM-1, MMP-8 ve TIMP-1'in sınırlı etkiye sahip olabileceği söylenebilir. Peri-implantitisin patogenezinde ilgili biyobelirteçlerin rollerinin değerlendirilmesi için çalışmalara ihtiyaç vardır.

Ceren Özcan
Aydın Adnan Menderes University
2024
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Oktenidin dihidrokloridin sodyum hipokloritin doku çözücülüğü üzerine etkisinin değerlendirilmesi

Amaç: Çalışmanın ana amacı, oktenidin dihidroklorit ve sodyum hipoklorit karışımının sodyum hipokloritin doku çözücü özelliği üzerinde etkinliğini artırıcı veya azaltıcı herhangi bir etkisinin olup olmadığını farklı sıcaklık ve farklı konsantrasyon oranlarında belirlemektir. Gereç ve Yöntem: Organik doku örneği olarak ticari amaçlarla kesilmiş sığır kas dokusu kullanılmıştır. Tüm örnekler aynı saklama koşullarında tutulmuş, benzer kalınlık ve benzer ağırlıklarda standardize edilmiştir. Örneklerin başlangıç ağırlıkları hassas terazide ölçülmüştür. Örnekler rastgele 18 gruba (12 deney ve 6 kontrol grubu) ayrılmıştır. Solüsyonların sıcaklığı, 25°C (oda sıcaklığı) ve 37°C (ağız içi sıcaklık) olacak şekilde sabitlenmiştir. Hazırlanan solüsyonlar 10. dakika ve 20. dakikada yenilenmiş ve bu işlem her solüsyon için 30 dakikaya tamamlanacak şekilde tekrarlanmıştır. Her solüsyon değişimi esnasında ve 30 dakika sonunda solüsyon içinde bekletilen örnekler bir presel yardımıyla şişelerden alınarak doku artıkları distile su ile yıkanmış, kurulanmış ve hassas terazide yeniden ölçümleri yapılmıştır. Başlangıç ve son ağırlık ölçümlerinden yararlanılarak örneklerin ağırlık kaybı yüzde olarak hesaplanmıştır. Bulgular: Solüsyonlardaki NaOCl miktarı düştükçe doku çözünme miktarı birimsel olarak azalmış olsa da 90:10 NaOCl-OKT, 70:30 NaOCl-OKT, 50:50 NaOCl-OKT, 90:10 NaOCl-distile su, 70:30 NaOCl-distile su ve saf NaOCl (pozitif kontrol) grupları arasında doku çözünürlüğü açıdan istatistiksel olarak anlamlı bir fark olmadığı gözlemlenmiştir. 50:50 NaOCl-distile su, saf OKT (negatif kontrol), saf distile su (negatif kontrol) grupları için de kendi aralarında doku çözünürlüğü açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark olmadığı gözlemlenmese de NaOCl içeren 50:50 NaOCl-distile su grubunun negatif kontrol gruplarına göre daha fazla doku çözdüğü belirlenmiştir. OKT ve distile su grupları açısından fark sadece 50:50 NaOCl-OKT ve 50:50 NaOCl-distile su grupları arasında olmuştur. 50:50 NaOCl-OKT grubu, 50:50 NaOCl-distile su grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı bir fark olmamasına rağmen daha fazla doku çözmüştür. 90:10 NaOCl-OKT grubu için tüm zamanlarda, 50:50 NaOCl-OKT grubu ve 70:30 NaOCl-distile su grubu için T20 ve T30 zamanlarında, 50:50 NaOCl-distile su grubu için T20 zamanında 37°C'de 25°C'den istatistiksel olarak anlamlı derecede daha fazla doku çözündüğü gözlemlenmiştir. Diğer NaOCl içeren test grupları ve bu grupların ölçüm zamanlarında ise 37°C'de 25°C'ye göre daha fazla birim doku kaybı gözlense de istatistiksel olarak anlamlı bir fark gözlenmemiştir. Sonuç: Bu çalışmanın bulguları ışığında NaOCl çözeltisini seyreltmek için distile su veya serum fizyolojik yerine oktenidin dihidroklorür kullanılması önerilebilir. OCT'nin doku çözünürlüğü açısından NaOCl'nin etkilerini potansiyelize ettiği ve bu açıdan umut verici bir ajan olduğunu, ancak yeni çalışmalarla desteklenmesi gerektiğini düşünmekteyiz.

OktenidinSodyum hipoklorit
İlkim Pınar Saral
Aydın Adnan Menderes University
2024
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Mandibular açı ölçümlerinin güvenilirlik ve tekrarlanabilirliğinin panoramik ve sefalometrik radyograflar üzerinde değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı mandibular açı ve boyutsal ölçümler için panoramik radyografilerin lateral sefalometrik radyografiye alternatif olarak kullanılıp kullanılamayacağını değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi, Ağız, Diş ve Çene Radyolojisi Anabilim Dalı'nda çekilmiş sefalometrik ve panoramik radyografi görüntüleri incelendi. Bu çalışmaya 2022-2023 yılları arasında çekilmiş olan 10-18 yaş aralığında bulunan, 76'sı kadın, 65'i erkek olmak üzere toplam 141 hastaya ait çekilmiş olan panoramik ve sefalometrik radyograf dahil edildi. Bulgular: İki gözlemcinin, iki ölçümünde de iki farklı radyografi ile değerlendirdiği Co-Go, Co-Me ve goniyal açı ölçümleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark gözlenmedi (p>0,05). Gözlemcilerin kendi içinde birinci ve ikinci ölçümü arasında 0,945-0,996 aralığında mükemmel uyum gözlendi. Gözlemciler arası birinci ve ikinci mandibular açı ve boyutsal ölçümlerinin uyum katsayılarının 0,933-0,998 arasında (mükemmel uyum) olduğu belirlendi. Panoramik ve sefalometrik radyograflar arası mandibular açı ve ölçümlerin uyumu değerlendirildiğinde; birinci gözlemci ve ikinci gözlemcinin Co-Go ve Go-Me ölçümleri zayıf uyumlu, goniyal açı ölçümü ise iki gözlemci için de birinci ölçümde 0,929-0,937 aralığında, ikinci ölçümde 0,943-0,938 aralığında (mükemmel uyumlu) olduğu belirlendi. Gözlemcilerin panoramik ve sefalometrik radyograflar arası mandibular açı ve boyutsal ölçümlerinin karşılaştırılması değerlendirildiğinde ise birinci ve ikinci gözlemcinin, birinci ve ikinci ölçümünde Co-Go, Go-Me, Goniyal açı ölçümü karşılaştırıldığında anlamlı fark bulundu (p<0,001). Co-Go ortalamalarında cinsiyete göre anlamlı fark bulundu. Goniyal açı ve Go-Me ölçümünde ise cinsiyete göre anlamlı bir fark yoktu (p<0,059). Sonuç: Gözlemcilerin panoramik ve sefalometrik radyograflar arası birinci ve ikinci ölçümünde Co-Go, Go-Me, goniyal açı ölçümü karşılaştırıldığında anlamlı fark bulundu (p<0,001). Çalışmamızın sonucuna göre panoramik radyografilerin sefalometrik radyografilere alternatif olamayacağı söylenebilir, ancak panoramik radyografiler ile sınırlı da olsa açısal boyutta (goniyal açı) tahminler yapılabilir. Goniyal açı ölçümünde ise cinsiyete göre anlamlı bir fark bulunamaması, goniyal açıya bakılarak cinsiyet hakkında yorum yapılamayacağını gösterdi. Anahtar Kelimeler: Goniyal açı, Panoramik radyografi, Sefalometrik radyografi

Merve Koçak
Aydın Adnan Menderes University
2024
00