
7
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Archived Theses
Ratlarda deneysel periodontitis modelinde arjinin silikat inositol kompleksin periodontal dokulara etkisinin biyokimyasal, histopatolojik ve radyografik olarak incelenmesi
Giriş ve Amaç: Arjinin silikat inositol (ASİ) kompleksi oluşturan arjininin ve silikonun; kemik mineral yoğunluğunu, kıkırdak, bağ ve damar dokularının kollajen miktarını arttırabileceği yönündeki çalışmaların sonuçlarına dayanılarak periodontal hastalıklarda konak modülasyonu amacıyla alternatif olabileceği düşünülmektedir. Bu araştırmanın amacı önceden ASİ kompleks diyet ile beslenen ratlarda periodontitis oluşturarak bu kompleksin periodontal dokulara etkisini biyokimyasal, immünolojik, histopatolojik ve radyolojik değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Ağırlıkları ortalama 138 gr olan 8 haftalık dişi 52 sprague dawley rat 4 gruba ayrıldı. Gruplar; 1) Konrol Grubu (n=13): Standart rat diyetiyle deney süresince beslenen ve hiçbir işlemin uygulanmadığı grup. 2) Periodontitis Grubu (n=13): Standart rat diyetiyle 8 hafta süresince beslendikten sonra 11 günlük deneysel periodontitis oluşturulan grup. 3) ASİ I Grubu (n=13): Arjinin silikat inositol kompleksin 8 hafta boyunca 1,81 gr / kg-yem ölçeğinde standart yeme katılarak verildiği ve 8. haftanın sonunda 11 günlük deneysel periodontitis oluşturulan grup. 4) ASİ II Grubu (n=13): Arjinin silikat inositol kompleksin 8 hafta boyunca 3,62 gr/ kg-yem ölçeğinde standart yeme katılarak verildiği ve 8. haftanın sonunda 11 günlük deneysel periodontitis oluşturulan grup. On bir günlük deneysel periodontitis süresince tüm ratların beslenmesine standart yem ile devam edildi. On birinci günün sonunda tüm ratlar sakrifiye edilerek doku ve kan örnekleri alındı. Ratların sağ alt çenelerinden alınan dişeti dokularından western blot (WB) yöntemiyle interlökin 1 β (IL-1β), matriks metalloproteinaz-8 (MMP-8), reseptör aktivatör nükleer faktör kappa β (RANK), reseptör aktivatör nükleer faktör kappa β ligand (RANKL), osteoprotegerin (OPG), myeloperoksidaz (MPO) ve kan serumlarından alkalen fosfataz (ALP), kalsiyum (Ca), fosfor (P), C-reaktif protein (CRP) değerlendirilmeleri yapıldı. Mikro-komputerize tomografi verileri ile kemik yıkımı ölçümü ve kemik mineral dansitesi analizleri sağ alt çenelerden yapıldı. Histopatolojik incelemeler sol alt çenede yapıldı. Bulgular: C Reaktif protein, ASİ I ve II gruplarında periodontitis grubundan istatistiksel olarak anlamlı düzeyde düşük tespit edilmiştir (p<0.01). İnterlökin-1β ve MPO seviyeleri periodontitis grubunda ASİ'li gruplardan fazla, ASİ II grubunda ASİ I grubundan daha düşük tespit edilmiştir (p<0.05). Matriks metalloproteinaz-8, RANK, RANKL seviyeleri periodontitis grubunda ASİ'li gruplardan yüksek tespit edilmiştir (p<0.05). Osteoprotegerin seviyesi periodontitis grubunda ASİ'li gruplardan düşük, ASİ II grubunda ASİ I grubundan fazla tespit edilmiştir (p<0.05). Enflamatuvar hücre infiltrasyonu ASİ ile beslenen gruplarda periodontitis grubuna göre düşük tespit edilmiştir (p<0,01). ASİ'li grupların meziyal ve furkasyon bölgesindeki kemik yıkımı oranları periodontitis grubundan düşük tespit edilmiştir (p<0,01). Sonuç: Bu çalışmanın bulguları ASİ kompleks içeren diyet ile beslenen hayvanlarda deneysel periodontitis sonrası periodontal doku yıkımı ile ilişkili enzim/sitokin ve mediyatörlerin daha az olduğunu göstermiştir. Sonuçlar bu kompleksin konak modülasyonunda bir alternatif olabileceğini düşündürmektedir.
Sınıf ııı hastalarda erken ve geç dönemlerde uygulanan farklı yüz maskesi protokollerinin sert ve yumuşak dokulardaki etkilerinin sefalometrik ve 3 boyutlu yüz taraması kullanılarak değerlendirilmesi
Yüz maskesi (YM) maksiller retrüzyon ya da maksiller retrüzyon ile beraber mandibular protrüzyon olan sınıf III hastalarda kullanılmaktadır. Sıklıkla hızlı üst çene genişletmesi (HÜÇG) ile desteklenmektedir. Erken ya da geç büyüme dönemlerinde üst çene genişletmeli yada genişletmesiz YM uygulmasının başarısı hakkında fikirbirliği bulunmamaktadır. Bu çalışmanın amacı erken ve geç gelişim dönemlerindeki hızlı üst çene genişletmeli yada genişletmesiz YM tedavisinin yumuşak ve sert dokular üzerine olan etkilerini incelemektir. Çalışmamızda iskeletsel sınıf III maloklüzyona sahip 66 hasta iskeletsel gelişimlerine göre erken ve geç dönem olmak üzere iki gruba ayrılmış ve her grup da YM, HÜÇG+YM ve kontrol olmak üzere 3 alt gruba ayrılmıştır. Tedaviden önce (T1) ve YM tedavisinden sonra (T2) lateral sefalometrik radyografiler (Planmeca OY, Helsinki, Finland) ve 3 boyutlu yüz fotoğrafları (3dMD, Atlanta, Ga, USA) alınmıştır. T1 ve T2 değerleri karşılaştırıldığında sert dokularda sagittal ve vertikal yönde anlamlı değişim gözlenmiştir. Tüm tedavi gruplarında maksilla anterior yönde yer değiştirirken mandibula posterior rotasyon yapmıştır. Yumuşak ve sert doku konveksitesinde düzelme görülmüştür. Yumuşak dokularda sagittal, vertikal ve horizontal düzlemde değişimler görülmüştür. Erken ve geç dönem tedavi grupları değerlendirildiğinde yumuşak ve sert doku paremetreleri arasında anlamlı farklılık yoktur. Hem erken hem geç dönemlerde uygulanan YM ve HÜÇG+YM uygulaması yumuşak ve sert doku profili üzerine etkili tedavi seçenekleridir.
Diyod lazer ve florun mine erozyonunu önleyici etkisinin değerlendirilmesi
Bu in vitro çalışmanın amacı; sığır dişi üzerinde diyod lazer ve florun mine erozyonunu önleyici etkisini değerlendirmektir. Bu amaçla her biri 10 mine örneğinden oluşan 4 deney grubu [kontrol (K), flor (F), diyod (D) ve F+D] oluşturulmuştur. Bütün örnekler 10 günlük erozyon siklusuna tabi tutulmuştur. Başlangıç, tedavi sonrası, 1, 3, 5 ve 10 günlük erozyon siklusu sonrası mine yüzeyindeki F, kalsiyum (Ca), fosfor (P) miktarları ve Ca/P oranları enerji dağılımlı X-ışını spektroskopisi (EDX) ile hesaplanmıştır. Yüzeyde meydana gelen morfolojik değişiklikler taramalı elektron mikroskopu (SEM) ile incelenmiştir. İlaveten, hacimsel değişiklikler mikro bilgisayarlı tomografi (mikro-CT) ile görüntülenmiştir. Tüm veriler istatistiksel olarak analiz edilmiştir. F+D grubunda mine yüzeyine alınan F miktarı diğer gruplardan daha yüksek bulunmuştur (p<0.05). Diyod lazer uygulamasından sonra mine yüzeyindeki F değeri ve Ca/P oranında düşüş tespit edilmiş, fakat bu düşme oranı istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır (p>0.05). Erozyon siklusuna maruz bırakılan grupların F değeri ve Ca/P oranına bakıldığında en yüksek değerin F+D grubuna ait iken, en düşük değerin kontrol grubuna ait olduğu tespit edilmiştir. Diyod lazer tek başına uygulandığında mine yüzeyinde krater ve çukurcuklar şeklinde oyuklar izlenmiş fakat florla birlikte uygulandığında herhangi bir termal hasar gözlenmemiştir. SEM ve mikro-CT görüntüleri incelendiğinde erozyona karşı en dirençli grubun F+D grubu olduğu, en hassas grubun ise kontrol grubu olduğu bulunmuştur. Sonuç olarak, diyod lazer ve F'nin birlikte kullanımı mine yüzeyine F alımını artırarak mine erozyonunu önlemiştir. Bu nedenle mine erozyonunun önlenmesi için diyod lazer ve florun birlikte kullanımı anternatif bir tedavi yöntemi olabilir.
Kazein fosfopeptit amorf kalsiyum fosfat ve amelogeninin mine remineralizasyonuna etkisi
Bu in vitro çalışmanın amacı insan daimi dişleri üzerinde kazein fosfopeptit amorf kalsiyum fosfat (CPP-ACP), mine matriks türevleri (Emdogain) ve florun remineralizasyon etkinliğini değerlendirmektir. Bu amaçla her biri 10 mine örneğinden oluşan 5 deney grubu [kontrol (K), flor (F), CPP-ACP (C), Emdogain (E) ve C+E] oluşturulmuştur. Bütün örnekler yapay çürük lezyonu oluşturmak amacıyla 4 gün boyunca demineralizasyon solüsyonunda bekletilmiş, F, kalsiyum (Ca), fosfor (P) miktarları ve Ca/P oranları enerji dağılımlı X-ışını spektroskopisi (EDX) ile hesaplanmıştır. Deney gruplarına göre remineralizasyon ajanları 7 gün süresince uygulanmıştır. Remineralizasyon sonrası örneklerin mineral içeriği SEM-EDX kullanılarak tekrar ölçülmüştür. Yüzeyde meydana gelen morfolojik değişiklikler taramalı elektron mikroskopu (SEM) ile değerlendirilmiştir. Bütün veriler istatistiksel olarak analiz edilmiştir. Demineralizasyon sonrası örneklerin mineral içeriğinde gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmamıştır (p>0,05). Remineralizasyon sonrası; F değerlerindeki artış F, C ve C+E gruplarında, Ca değerlerindeki artış F, C, E ve C+E gruplarında, P değerlerindeki artış sadece C grubunda, Ca/P oranındaki artış F, C, E ve C+E gruplarında istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0,05). En yüksek F değeri F grubunda, Ca değeri C grubunda, P değeri C grubunda ve Ca/P oranı ise C+E grubunda tespit edilmiştir. SEM ile elde edilen görüntüler de EDX bulgularını desteklemiştir. Sonuç olarak, tüm deney gruplarında uygulanan remineralizasyon ajanları remineralizasyonu olumlu yönde etkilemiştir. CPP-ACP ve Emdogainin birlikte kullanımı bu ajanların remineralizasyon etkinliğini arttırmıştır. Bu nedenle, CPP-ACP ve Emdogainin birlikte kullanımı minede remineralizasyonun sağlanması için alternatif bir tedavi yöntemi olabilir.
Sagittal yöndeki iskeletsel sınıflandırma ile dentoalveoler morfoloji arasındaki ilişkinin konik ışınlı bilgisayarlı tomografi yöntemi ile incelenmesi
Bu retrospektif çalışmanın amacı; Sınıf I, II ve III iskeletsel patern ile dentoalveoler morfoloji arasındaki ilişkinin konik ışınlı bilgisayarlı tomografi (KIBT) ile incelenmesidir. Çalışmaya 60 hasta dahil edilmiş ve hastalar 3 gruba bölünmüştür. Sınıf I grubunda ANB açısı 0–4° olan 20 hasta (18 kız, 2 erkek; ortalama yaş 18,20±3,33); Sınıf II grubunda ANB açısı 4°'den büyük olan 20 hasta (11 kız, 9 erkek; ortalama yaş 18,25±4,92); Sınıf III grubunda ANB açısı 0°'den küçük olan 20 hasta (10 kız, 10 erkek; ortalama yaş 18,90±4,97) bulunmaktadır. KIBT görüntülerinde çenelerin sağ tarafında tüm dişlerin kök uzunluğu, kök genişliği, bukkolingual inklinasyonu, dehisens-fenestrasyon varlığı; interdental bölgelerindeki bukkal ve palatinal/lingual kortikal kemik ve spongioz kemik kalınlığı ölçümleri ve bu ölçümlerin istatistiksel analizleri yapılmıştır. Sınıf I, II ve III grupları arasında kök uzunluğu, kök genişliği, bukkal ve palatinal/lingual kortikal kemik kalınlıkları değerleri açısından anlamlı bir fark bulunamamıştır (p˃0,05). Spongioz kemik kalınlıkları Sınıf II grubunda anlamlı derecede yüksektir (p˂0,001). Üst santral ve laterallerin bukkolingual inklinasyonu Sınıf II grubunda diğer gruplara göre anlamlı derecede düşüktür; alt çenede 2. molarlar hariç tüm dişlerin bukkolingual inklinasyonları ise Sınıf III grubunda diğer gruplara göre anlamlı derecede düşüktür (p˂0,001). Dişlerin bukkalinde, Sınıf I grubunda diğer gruplara göre daha fazla dehisens, Sınıf II grubunda ise diğer gruplara göre daha fazla fenestrasyon bulunmuştur. Dişlerin bukkolingual inklinasyonu, dehisens/fenestrasyon varlığı ve spongioz kemik kalınlıkları sagittal yöndeki iskeletsel ilişkiden etkilenmektedir.
Farklı final irrigasyon rejimlerinin çeşitli kanal dolgu patlarının dentin tübül penetrasyonuna etkisinin konfokal lazer tarama mikroskobu ile in vitro incelenmesi
Bu çalışmanın amacı; %17'lik EDTA, %7'lik MA ve %2'lik CHX final irrigasyon solüsyonlarının, 3 farklı kök kanal dolgu patının (AH Plus, EndoRez, Tech BioSealer Endo) dentin tübül penetrasyonuna etkilerinin lazer taramalı konfokal mikroskop (LSCM) ile incelenmesidir. Çalışmada 160 adet tek köklü, kök gelişimini tamamlamış, insan alt çene premolar dişleri kullanıldı. Kemomekanik preparasyon, %5,25'lik NaOCl irrigasyonu kullanılarak Ni-Ti el aletleri ile yapıldı. Preparasyon işlemlerinden sonra dişler 5ml %5,25'lik NaOCl ile ardından 2,5ml distile su ile irrige edilip 5 farklı final irrigasyon grubuna ayrıldı (n=32). Grup 1: 5ml %17 EDTA + 2,5ml DS, Grup 2: 5ml %17 EDTA + 2,5ml DS + 2,5ml %2 CHX, Grup 3: 5ml %7 MA + 2,5ml DS, Grup 4: 5ml %7 MA + 2,5ml DS + 2,5ml %2 CHX, Grup 5: 5ml %5,25 NaOCl + 5ml DS. İrrigasyon işlemlerinin ardından her gruptan ikişer kök smear tabakanın durumunu görmek amacı ile SEM analizi için ayrıldı. Kalan kökler farklı kanal dolgu patları ve guta-perka konlarla doldurulmak üzere 3 alt gruba ayrıldı (n=10). Grup A: AH Plus Grup E: EndoRez Grup T: Tech BioSealer Endo Obturasyon işlemlerinden sonra apeksten 2, 6 ve 10 mm mesafeden transvers yönde kesitler alınıp lazer taramalı konfokal mikroskop ile incelendi. Elde edilen verilere göre AH Plus patı dentin tübüllerine en iyi penetrasyonu göstermiştir. Klorheksidin irrigasyonunun, MA + CHX grubunda (G4A) AH Plus patının penetrasyon derinliğini azaltması haricinde olumsuz etkisi olmamış, EndoRez ve Tech BioSealer Endo patlarının tübül penetrasyonunu artırmıştır.
Lokalize alveoler defektlerin intraoral otojen onley kemik greftleri ile onarımında tünel ve krestal insizyon tekniklerinin karşılaştırılması
Lokalize Alveoler Defektlerin İntraoral Otojen Onley Kemik Greftleri ile Onarımında Tünel ve Krestal İnsizyon Tekniklerinin Karşılaştırılması Bu çalışmanın amacı; krestal ve tünel olmak üzere iki farklı insizyon tekniği kullanılarak hazırlanan alıcı bölgelerde meydana gelen komplikasyon oranlarının karşılaştırılmasıdır. Bu amaçla 2013 şubat -2014 ocak tarihleri arasında Başkent Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ağız Diş ve Çene Cerrahisi kliniğine implant yaptırmak için başvuran ve alveoler kret atrofisi olan, 24-65 yaş aralığındaki gönüllü hastalar, cinsiyet ayırımı gözetilmeksizin çalışmaya dahil edilmiştir. Çalışmaya dahil edilecek hastalar, ardışık olarak krestal insizyon tekniği ve tünel insizyon tekniği kullanılarak opere edilmiştir. Verici saha olarak mandibuler ramus veya simfiz bölgeleri kullanılmıştır. Kemik greftinin alınacağı bölgenin seçiminde; alıcı bölgenin lokalizasyonu, ihtiyaç olunan kemiğin kalite-kantititesi ve oluşabilecek cerrahi komplikasyonlar göz önünde bulundurulmuştur. Krestal ve Tünel gruplarında gerçekleştirilen ogmentasyon prosedürlerinin tamamında verici saha olarak mandibular ramus veya simfiz tercih edilmiştir. Otojen blok kemik greftleri, piezoelektrik cerrahi cihazı ile elde edilmiş ve alıcı sahaya iki vida (Syntess) ile fikse edilmiştir. Blok kemik greftlerinin üzerinde trombositten zengin fibrin (TZF) membran olarak kullanılmıştır. 6 aylık bekleme süreci sonunda implant cerrahileri gerçekleştirilmiştir. Her iki grupta gerçekleştirilen operasyonlarda ve takip seanslarında minor komplikasyonlar (geçici parestezi, ılımlı enfeksiyon, greftte minor açılma), major komplikasyonlar (greftte major açılma, kalıcı parestezi, greft kaybına neden olan enfeksiyon), ameliyat süresi, Visual Analog Scala (VAS) parametreleri değerlendirilmiştir. Tünel grubunda; 33 hastada 5'i bilateral olmak üzere 27 horizontal ve 11 vertikal ogmentasyon yapılmıştır. 38 ogmentasyon prosedürünün 16'sında ramus, 22'sinde simfiz verici saha olarak kullanılmıştır. Ogmentasyon yapılan 37 bölgeye, çapları 3.3, 4.1 ve 4.8 mm, uzunlukları 10 ve 12 mm olan toplam 59 implant (Straumann) yerleştirilmiştir Krestal grubunda; 35 hastada 2'si bilateral olmak üzere 27 horizontal ve 10 vertikal ogmentasyon yapılmıştır. Ogmentasyon yapılan 34 bölgeye çapları 3.3, 4.1 ve 4.8 mm, uzunlukları 8, 10 ve 12 mm olan toplam 61 implant yerleştirilmiştir. Tünel grubunda; ogmente edilen 38 alıcı sahadan 4'ünde minor açıklık meydana gelmiştir. Alıcı sahalardan 1'inde meydana gelen major açıklık ve enfeksiyona bağlı olarak greft kaybedilmiştir. Krestal grubunda; ogmente edilen 37 alıcı sahadan 12'sinde minör, 3'ünde major açıklık meydana gelmiştir. 6 aylık izlem sonucunda, Tünel grubuna göre Krestal grubunda minör açılma sıklığı istatistiksel anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur (p<0,001). 6 aylık izlem sonucunda, Krestal ve Tunel grupları arasında; ılımlı enfeksiyon, major açılma, greft kaybına neden olan enfeksiyon, ciltte ve mukozada parestezi, komşu dişte dişeti çekilmesi görülme sıklıkları istatistiksel olarak benzer bulunmuştur. Sonuç olarak; tünel insizyon tekniği ile hazırlanan alıcı sahalarda, otojen kemik greftleri ile ogmentasyon prosedürlerinin en sık karşılaşılan komplikasyonu olarak bildirilen insizyon hattındaki açıklık oranının anlamlı olarak daha az meydana gelmiş olması, minimal invaziv tünel tekniğinin sık kullanılan krestal insizyon tekniğine alternatif olarak kullanılabileceği görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Subperioteal Tünel Tekniği, Minimal İnvaziv Cerrahi, Alveoler Kret Ogmentasyonu, Başarısızlık, Komplikasyonlar.