
10
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Teknoloji ediniminde kullanılan yöntemler: Türkiye, ABD, Almanya ve Çin karşılaştırması
Küreselleşen dünyada teknolojinin hızla ilerlemesiyle birlikte, firmaların rekabet koşullarına ayak uydurabilmesi git gide zorlaşmaktadır. Bu durum teknoloji yönetimini oldukça önemli bir hale getirmekte ve firmaların rekabet avantajını kaybetmemesi için uygulaması gereken yöntemler arasına sokmaktadır. Firmalar teknoloji yönetimini gerçekleştirmek için stratejilerine uygun kararları almak zorundadır. Bu nedenle yapılan çalışmada teknoloji yönetiminin alt dallarından biri olan teknoloji edinimi üzerinde durulmuştur. Kurum içi teknoloji edinim yöntemi firma dahilindeki AR-GE departmanlarının kurulması olarak belirtilmekte iken; kurum dışı edinim yöntemleri olarak ortak girişimler ile stratejik ittifaklar, AR-GE ortaklıkları, AR-GE sözleşmeleri, üniversite-sanayi iş birlikleri, konsorsiyumlar, birleşmeler ve şirket edinimi ve teknoloji lisanslamaları karşımıza çıkmaktadır. Teknoloji edinimi iç ve dış kanallar aracılığı ile gerçekleştirilmektedir. Türkiye ve seçili ülkelerde teknoloji ediniminin nasıl gerçekleştirildiği merak edilmektedir. Çalışmada Türkiye, ABD, Çin ve Almanya ile ilgili veriler tez içerisinde bahsedilmiş ortamlar aracılığıyla edinilmiştir. Elde edilen veriler yazın taramasının da desteği ile yorumlanmış ve grafikler ile desteklenmiştir. Elde edilen veriler sonucunda Türkiye'nin AR-GE harcamalarının GSYİH oranları, patent başvuruları ve birleşme ve devralmalar açısından ABD, Çin ve Almanya'nın oldukça gerisinde olduğuna ulaşılmıştır. ABD, Çin ve Almanya teknoloji edinim yöntemlerinin birçoğunu yoğun miktarda uygulayarak en çok teknoloji ihraç eden üç ülke olarak karşımıza çıkmaktadır. Yapılan değerlendirmeler sonucunda; Türkiye'deki teknoloji edinim yöntemlerinin geliştirilmesi ve arttırılması için neler yapılabileceği ile ilgili öneriler sunulmuştur.
2017-2021 yılları arasında Türkiye'de patent ve faydalı model başvurularının mevcut durum analizleri
Küreselleşen dünyamızda bilgiye dayalı ekonomik ve bilişsel faaliyetlerin önem kazanmasıyla fikri ve sınai haklardan olan patentin önemi giderek artmaktadır. Bu durum da patentin uluslararası alanda anlaşmalarla standart bir biçimde incelenmesini gerekli kılmaktadır. Bu nedenle 1883 yılına uzanan ve Paris Sözleşmesi ile başlayan çok sayıda uluslararası anlaşma imzalanmıştır. Türkiye patent alanındaki anlaşmaların çoğuna üyedir ve 1995 yılından itibaren inceleme standartlarını dünya standartlarına çıkarmaya başlamıştır. Çalışmamızda 2017 yılında incelemesiz patentin kaldırılması ve Türk Patent ve Marka Kurumu'nun kurulmasının ardından dünya standartlarına ulaşan mevcut durumumuz 2017, 2018, 2019, 2020, 2021 yıllarında Türkiye'de yapılan faydalı model ve patent başvuruları yıllara ve aylara göre incelenerek analiz edilmiştir. Araştırma evreni olarak Türk Patent'in internet sitesinden 10.01.2017'den 2021 yılı sonuna kadar elde edilen patent ve faydalı model başvuruları ve tescilleri verileri kullanılmıştır. Ayrıca 2019 yılının sonunda Çin'de başlayıp tüm dünyayı etkisi altına alan ve Türkiye'de 2020 yılının Mart ayında etkisini göstermeye başlayan Covid-19'un başvurulara olan etkisi grafikler çizilerek incelenmiş ve grafikler yorumlanmıştır. Elde edilen bulgular kuramsal ve uygulamalı olarak sonuç kısmında tartışılmış ve değerlendirilmiştir.
Döviz kuru tahmini için Türkçe tweetler ile twitter duygu analizi
In developing countries such as Turkey, foreign exchange rates are important in business and daily life decisions. It is important for decision-makers to predict exchange rates accurately and act within the scope of these predictions. Since exchange rates are complex and volatile, it is very difficult to accurately predict exchange rates, and many studies have been carried out in this context in the past. The newest trends in the literature are the research which are performed with machine learning methods. In this thesis study, it was aimed to determine whether more accurate predictions can be performed with the sentiment analysis method or not. Within the scope of the study, the value of Dollar, Sterling and Euro against Turkish Lira was predicted with sentiment analysis of more than 168,000 Tweets related to these exchange rates from Twitter. Sentiment analysis results and exchange rate values were analyzed by the support vector regression method. The time limits of the study were determined as 1 March 2022, starting from 1 November 2019, the beginning of the COVID-19 pandemic outbreak. In order to compare the results of the sentiment analysis method, the same data were predicted with support vector regression, naive forecasting and random walk models, and these data were compared with the values made by sentiment analysis. The results revealed that Twitter sentiment analysis increase the accuracy rate of exchange rate predictions and there is a positive and strong relationship between currency prices and negative Tweets, and there is a negative relationship between currency prices and positive tweets. Also, there is positive relation between number of Tweets posted and currency price.
Analysis of Turkish technology transfer offices' impact on local economic growth: A quantitative approach
As Schumpeter argues, societies are transitioning into a knowledge-based economic system where innovation is crucial for progress. The relation between innovation and economic development has become the focus of many scholars and policy-makers. With the growing number of studies and research on innovation and growth, the perspective on innovation which considered capital and high-skilled labor as only determinants of innovation, has faded. The innovation process includes commercialization of knowledge to create an economic value. Recent studies emphasize that innovation process relies on producing new knowledge as well as recombining existing knowledge. Therefore, it is essential to support knowledge sharing between actors within a knowledge-based economy to increase innovation creation. Literature identifies the main actors of a knowledge-based economy as university, industry, and government. To define the framework of our study, we follow the Triple Helix Model. The Triple Helix Model is a theoretical framework that models the interactions between these agents and the dynamics of a knowledge-based economy. The growing awareness on the transfer of technology in innovation ecosystems led universities to establish Technology Transfer Offices to mediate collaborations with industry. By bringing together academia and industry and acting as a knowledge broker, TTOs encourage technology transfer. Turkey started improving its innovation ecosystem to adapt to knowledge-based economy in late 1990s and started its technology transfer initiatives in early 2000s. As a part of these initiatives, many TTOs were established all around Turkey. This study focuses on the impact of Technology Transfer Offices on local economic growth at city-level. Since the conditions differ from city to city, we follow a two-way two-step Sys-GMM approach, a dynamic panel data analysis method, to identify the impact and to reach a generalizable result for Turkish innovation ecosystem. Our results indicate that there is a positive limited effect of TTOs.
Estimation of electric consumption of the firms operating in different sectors with machine learning algorithms
Firms or companies need to be able to draw a sustainable and effective roadmap and to estimate the electricity consumption amounts at the best level. The more successful the electricity consumption estimation is, the lower the cost of the companies. That's why it's so important in today's world. Accurate consumption estimating real-time imbalances will provide a competitive advantage with other retail sales companies. In this study, Machine Learning (ML) methods are proposed to make short-term consumption estimation and to test the accuracy of the methods, hourly consumption estimations of firms (companies) from various sectors in Turkey are made and the results are evaluated. Even if different methods perform well at different times, they cannot consistently perform the same. In this thesis study, we evaluate the results of mean absolute error (as performance measurement indicator) using Extreme Gradient Boosting Regression (XGBR) and Gradient Boosting Regression (GBR) methods and interpreted the results. The programming codes are written in Python programming language. It is observed that it is a suitable to use ML methods for the estimation of electricity consumption for future periods and similar studies.
Metaverse dünyasının üniversitelere entegrasyonu: Bir Delphi çalışması
Metaverse kavramı 1992 yılına dayansa da, son zamanlarda özellikle Facebook'un ismini Meta olarak değiştirmesi, Metaverse dünyasına dair tanımlamalar ve çalışmalar yapmasıyla bilinirliği artmış oldu. Günümüz ekonomik koşulları çerçevesinde, işletmeler fiziki alanlarla birlikte, sanal alanlarda da faaliyetlerini yürütmektedir. Dijitalleşmenin bir getirisi olarak birçok sektör kendi alanlarında bu değişime adapte olmaya başladı. Bunlardan biri de eğitim sektörüdür. Bu çalışmada Metaverse dünyasının üniversitelere entegrasyonu yakın çerçeveden incelenmiştir. Dünyada ne tür değişimler ve gelişimler olduğu, öncesindeki ve sonrasındaki süreç bir arada değerlendirilerek, üniversiteleri bu süreçte nelerin beklediği değerlendirilmiştir. Bu değerlendirmeler ve izlenimler sonucunda, Türkiye'de ne tür gelişimlerin olduğu ve bundan sonrasında da Türkiye'deki üniversitelerin Metaverse dünyasına katılımları hakkında eksiklikler, durum değerlendirmesi ve geleceği hakkında da önerilerde bulunulmuştur. Yapılan çalışmada araştırma modeli olarak Delphi tekniği kullanılmıştır. Alanlarında uzman 77 akademisyenle ilk turda yapılan Delphi analizi, SWOT analiziyle birlikte ayrıntılandırılmış olup, ilk turda elde edilen bulgulardan anahtar kodlar elde edilmiştir. İkinci turda bu anahtar kodların beşli Likert tipi ölçme aracıyla akademisyenlere tekrar yönlendirmesi yapılmıştır. Sonuç olarak oldukça farklı tehdit ve fırsat potansiyeli olan Metaverse kavramı, üniversiteler açısından farklı tecrübeler ve eğitimde yeni bir işleyiş olanağı yaratacaktır.
Yazılım sektörü kritik başarı faktörlerinin AHS yöntemi ile karşılaştırılması
Oldukça geniş bir pazar alanına sahip olan yazılım sektöründe gerçekleştirilen her proje başarılı şekilde tamamlanarak müşteriye ulaşamamaktadır. Standish'in "KAOS" raporuna göre 2020 yılı itibari ile yazılım projelerinin %31'i başarı ile sonuçlanmasına rağmen %19'u başarısızlık ile sonuçlanırken %50'lik bölümünde ise proje için planlanan bütçe ve(ya) teslim zamanında aşımlarla karşılaşılmaktadır. Yazılım projelerinin başarılı olmasında önemli birçok faktör vardır. Kritik Başarı faktörleri (KBF) olarak tanımlanan bu faktörler yazılım sektörü için "İnsanlarla İlgili Faktörler", "Süreçle İlgili Faktörler" ve "Teknikle İlgili Faktörler" olmak üzere 3 ana kriter altında toplanmaktadır. Bu çalışmada Türkiye'deki yazılım mühendislerinin bu 3 ana kriterin altında olan Kritik Başarı Faktörlerine yönelik önceliklendirmelerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Düzenlenen karşılaştırma çalışması sonucunda katılımcılardan elde edilen veriler Analitik Hiyerarşi Süreci (AHS) tekniği ile analiz edilmiştir. Çalışma sonucunda literatürün aksine Türkiye'deki yazılım mühendislerinin teknikle ilgili faktörlerin proje başarısında diğer faktörler kadar önemli olduğunu değerlendirdikleri gözlemlenmiştir. Çalışmanın sonunda, gelecekte yapılacak akademik çalışmalar için literatüre önerilerde bulunulmuş ve ayrıca yazılım sektörüne yönelik öneriler sunulmuştur.
Blok zincir teknolojisinin benimsenmesini etkileyen faktörler: güvenlik açısından ampirik bir çalışma
Bu tez çalışmasının amacı internet bankacılığı işlemlerinde blok zincir teknolojisinin kullanımına karşı kullanıcı niyetlerini etkileyen faktörleri belirlemektir. Çalışmada nicel araştırma yöntemleri takip edilmiş ve çevrimiçi uygulan anket ile veri toplanmıştır. Araştırma evrenini; Türkiye genelinde faaliyet gösteren bankaların müşterileri oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemini internet bankacılığı kullanan basit tesadüfi yöntemle seçilen 356 kişiden oluşmaktadır. Toplanan veriler doğrulayıcı faktör ve Yapısal Eşitlik Modellemesi ile analiz edilerek yorumlanmıştır. Veriler dokuz faktör altında toplanmıştır: 'Davranışsal Niyet', 'Sosyal Normlar', 'Algılanan Fayda', 'Algılanan Güven', 'Algılanan Yenilikçilik', 'Algılanan Kullanım Kolaylığı', 'Bilgi Seviyesi', 'Algılanan Gizlilik' ve 'Algılanan Tatmin'. Çalışmadan elde edilen sonuçlara göre algılanan kullanım kolaylığı ile algılanan fayda ve davranışsal niyet arasında pozitif ilişki olduğu, algılanan fayda ile davranışsal niyet arasında pozitif ilişki olduğu, yenilikçilik ve algılanan fayda arasında pozitif ilişki olduğu, gizlilik ve fayda arasında pozitif ilişki olduğu, güven ve algılanan fayda arasında pozitif ilişki olduğu, sosyal norm faktörü ile algılanan fayda ve davranışsal niyet arasında pozitif ilişki olduğu, tatmin faktörü ile davranışsal niyet arasında pozitif ilişki olduğu son olarak bilgi seviyesi ile davranışsal niyet arasında pozitif ilişki olduğu belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: İnternet, İnternet Bankacılığı, Blok Zincir, Teknoloji Kabul Modeli
Yıkıcı teknolojilerin pazarlama alanında örgütsel benimsenmesini etkileyen faktörlerin değerlendirilmesi
Günümüzde dijitalleşmenin hız kazanmasıyla birlikte, yıkıcı teknolojilerin işletmelerin pazarlama stratejileri üzerindeki etkisi giderek daha belirleyici hale gelmektedir. Bu bağlamda, bu tez çalışması pazarlama alanında yıkıcı teknolojilerin örgütsel düzeyde benimsenmesini etkileyen faktörleri Teknoloji–Örgüt–Çevre (TOE) kuramsal çerçevesi doğrultusunda incelemekte ve bu faktörlerin göreli önemini belirlemek amacıyla Analitik Hiyerarşi Süreci (AHP) yöntemini uygulamaktadır. Dijital dönüşümün derinleştiği günümüz iş dünyasında, yıkıcı teknolojiler geleneksel pazarlama yaklaşımlarını köklü biçimde dönüştürmekte; bu dönüşüm, örgütler açısından hem stratejik fırsatlar hem de yönetilmesi gereken riskler ortaya çıkarmaktadır. Bu kapsamda, TOE modelinin teknolojik, örgütsel ve çevresel boyutları altında toplam 17 alt faktör sistematik biçimde tanımlanmış ve değerlendirilmiştir. AHP yöntemiyle gerçekleştirilen çok kriterli karar analizi sonucunda, "algılanan fayda", "teknolojik kalite" ve "sosyal baskılar" en yüksek öncelik derecesine sahip değişkenler olarak öne çıkmıştır. Boyutlar düzeyinde ise, teknoloji boyutu 0.469 ağırlıkla en baskın faktör grubu olarak belirlenmiş, onu örgütsel ve çevresel boyutlar izlemiştir. Elde edilen bulgular, pazarlama profesyonellerinin yıkıcı teknolojilerin benimsenmesinde özellikle teknolojik fayda beklentilerine ve dış çevreden kaynaklanan sosyal baskılara öncelik verdiğini ortaya koymaktadır. Çalışma, TOE modelini AHP yöntemiyle entegre ederek mevcut literatürdeki teorik boşlukları sayısal analizle tamamlamakta; böylelikle hem kuramsal katkı sağlamakta hem de dijital dönüşüm sürecindeki işletmelere stratejik karar alma süreçlerinde yol gösterici bir çerçeve sunmaktadır.
Kültürel mirasın dijitalleştirilmesinde sanal gerçeklik teknolojilerinin rolü: pandemi döneminde farkındalık ve erişilebilirlik
Günümüzde teknolojinin kültürel mirasla kurduğu ilişki giderek derinleşmekte, sanal gerçeklik uygulamaları bu etkileşimin en yenilikçi örneklerinden biri olarak öne çıkmaktadır. Bu araştırma, özellikle pandemi süreciyle ivme kazanan dijital dönüşüm bağlamında, sanal gerçekliğin kültürel mirasa erişim ve bu alandaki farkındalık üzerindeki etkilerini incelemeyi amaçlamaktadır. Nitel araştırma deseniyle yürütülen çalışmada, Ankara'daki çeşitli müze ortamlarında, yaş ve meslek açısından çeşitlilik gösteren 30 katılımcıyla yapılandırılmış mülakatlar gerçekleştirilmiş; elde edilen veriler QDA Miner 2024 yazılımı aracılığıyla içerik analizi yöntemiyle incelenmiş ve temalar doğrultusunda sınıflandırılmıştır. Analiz sonuçları, sanal gerçeklik teknolojilerinin kültürel mirasa erişimi artırma, dijital koruma sağlama, farkındalık yaratma ve eğitim süreçlerini destekleme gibi alanlarda kayda değer imkânlar sunduğunu göstermiştir. Buna karşın, gerçek deneyim hissinin sınırlılığı, altyapı eksiklikleri, yüksek maliyetler ve görsel kaliteye dair yetersizlikler, teknolojinin kültürel alana tam anlamıyla entegre olmasını zorlaştıran başlıca engeller olarak öne çıkmaktadır. Katılımcıların aktardığı deneyimler, sanal gerçekliğin basit bir sunum aracından öte, kullanıcıyı içine çeken ve kültürel mirası yeniden hissettiren bir etkileşim ortamı sunduğunu ortaya koymaktadır. Bu bağlamda çalışma, sanal gerçeklik tabanlı uygulamaların teknik kadar içerik açısından da geliştirilmesinin, kültürel sürdürülebilirlik adına önemli bir adım olduğunu savunmaktadır.