Recently Added Theses
View AllKurumsal beslenme ve sağlıklı yaşam danışmanlığının çalışanların iş tatmini ve beslenme durumları üzerine etkisi
Bu çalışma, işyerinde sağlıklı beslenme eğitimleri ve diyet müdahelesinin çalışanların antropometrik ölçümleri, beslenme alışkanlıkları, fiziksel aktivite düzeyleri, kan basıncı düzeyleri ile iş stresi ve iş tatmini üzerine etkisinini incelemek amacı ile yapılmıştır. Çalışma özel bir şirkette çalışan 69 kişi (58 erkek, 11 kadın) üzerinde yapılmıştır. Katılımcıların kişisel özelliklerini belirlemek amacı ile bir anket formu, enerji ve besin ögesi alım ortalamalarını belirlemek için besin tüketim sıklık formu, fiziksel aktivite düzeylerini saptamak için 24 saatlik fiziksel aktivite kayıt formu, diyet kalitesini ölçmek için Sağlıklı Yeme İndeksi-2010 (SYİ-2010), iş doyum durumlarını belirlemek amacı ile Minnesota İş Tatmini Ölçeği, iş stresini ölçmek amacı ile İş Stresi Ölçeği ve beslenme bilgi düzeylerini saptamak amacı ile beslenme bilgisine yönelik soruların olduğu bir form çalışma başlangıcında ve 8 hafta sonunda uygulanmıştır. Çalışma başlangıcında ve 8 hafta sonunda Biyoelektrik İmpedans Analizi (BIA) ile vücut kompozisyonu ölçülmüştür. Kan basıncı ölçümleri çalışma başlangıcında ve 8 hafta sonunda koldan ölçülmüştür. Katılımcıların hepsine iş yerinde sağlıklı beslenme, etiket okuma alışkanlığı, ve fiziksel aktivitenin önemi konularında grup eğitimleri verilmiştir. Çalışma başlangıcında BKİ ≥ 25kg/m² olan ve bir beslenme programı ile ağırlık kaybetmek isteyen çalışanlara, bireysel bir beslenme programı düzenlenmiş ve 8 hafta boyunca tüketmeleri sağlanmıştır. Sadece beslenme eğitimi alan çalışanlar grup 1, beslenme eğitimi ile beraber bireysel bir beslenme programı uygulayan çalışanlar grup 2 olarak nitelendirilmiştir. Çalışanların yaş ortalamaları 34.8±6.42 yıldır. Çalışanların günlük çalışma süresi ortalaması 9.4±1.50 saat'tir. Grup 1'de yer alan hem kadın, hem de erkeklerin çalışma başlangıcı ve 8 hafta sonundaki antropometrik ölçüm ortalamaları, vücut kompozisyonuna ait ölçümlerin ortalamaları ve sistolik-diyastolik kan basıncı ortalamaları arasında istatistiksel olarak önemli bir fark bulunmamıştır (p>0.05). Grup 2'deki kadınların çalışma başlangıcı ve 8 hafta sonrasındaki vücut ağırlığı, BKI, bel çevresi ölçümleri sırası ile: 69.7±11.9 kg ve 65.1±11.6 kg, 26.2±3.4 kg/m² ve 24.5±3.5 kg/m², 80.3±10 cm ve 75.6±10.1 cm'dir ve ölçümlerdeki azalmalar istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur.(p<0.05). Grup 2'deki kadınların yağ kütlesi 23.7±6.3 kg'dan, 20.1±5.3 kg'a, yağ yüzdesi %33.5±3.7'den, %30.5±3.1'e düşmüştür (p<0.05). Grup 2'de yer alan erkeklerin 8 hafta sonunda vücut ağırlığı ortalaması 94.4±19.2 kg'dan, 89.8±17.7 kg'a, BKI 29.7±5 kg/m²'den, 28.3±4.5 kg/m²'ye, bel çevresi 98.6±13.4 cm'den, 94.7±13.3 cm'ye, düşmüştür (p<0.05). Grup 2'deki erkeklerin 8 hafta sonunda yağ kütlesi 24.2±10.1 kg'dan, 21±9.4 kg'a, yağ yüzdesi %24.6±6.3'den, %22.4±6.4'e, düşmüştür (p<0.05). Grup 1'deki çalışanların beslenme eğitimi öncesi beslenme bilgi düzeyi puanı ortalaması 11.4±2.72 ve eğitim sonrasında 13.8±2.21 ve grup 2'deki çalışanların eğitim öncesi 11.9±2.26 ve eğitim sonrasında 14.6±1.67'dir ve her 2 gruptaki değişimler istatistiksel olarak anlamlıdır(p<0.05). Grup 1'deki SYİ puanı ortalamasındaki değişim 10.1 (%95 GA 5.52- 14.66) ve grup 2'de 24.9 (%95 GA 19.84- 29.97) birim'dir ve değişimler istatistiksel olarak anlamlıdır(p<0.05). Grup 2'de meydana gelen SYİ-2010 puanı ortalamasındaki artış Grup 1'e göre anlamlı olarak fazladır(p<0.05). Her iki grupta da iş stresi ve iş tatminlerindeki değişimler istatistiksel olarak önemli bulunmamıştır(p>0.05). 8 hafta sonunda Grup 2'deki kadınların ve erkeklerin günlük enerji, yağ, doymuş yağ, karbonhidrat, glikoz, sakkaroz tüketim ortalamalarındaki düşüş istatistiksel olarak önemli bulunmuştur (p<0.05). ). Sonuç olarak, grup beslenme eğitimi ile beraber bireysel diyet programlarının uygulanması çalışanların ağırlık, BKI, bel çevresi, yağ kütlesi ve yağ yüzdesinde daha fazla azalma, beslenme bilgi düzeyi ve sağlıklı yeme indeksi puanlarında daha fazla artış sağlamıştır.
Evaluation of menus in food services provided with centralized and decentralized system in terms of food variety, cost and consumer satisfaction
This study was conducted in order to evaluate the menus in terms of food variety, cost and consumer satisfaction in centralized and decentralized system. The study was carried out with 202 workers (170 (84.2%) males and 32 (15.8%) females) who were between 19-82 years of age and also the average age of the workers was 36.2±10.41 years and receiving service from a catering company in Yenimahalle district in Ankara. The menus offered in the centralized and decentralized system catering services were evaluated in terms of food variety and cost, and satisfaction levels of the menus offered to the workers were determined by satisfaction survey. The frequency of green leafy vegetables and buttermilk, milk, sugar, honey, jams etc. in the menus of decentalized system was higher than the menus centralized system. The energy value of the menus is determined 2598.35 kcal for centralized system and 3465.65 kcal for decentralized system. While Carbohydrate amount was 228.05 g in the centralized and 316.45 g in the decentralized system, The ratios from energy were found %35.6 and %37.29, respectively. The protein amounts of the menus were 86.95 g (%13.83) for the centralized and 104.89 g (%12.43) for the decentralized system. The fat amounts was found 146.72 g (50.6% of the energy) in the centralized and 195.4 g (50.3% of the energy) in the decentralized system. Cholesterol levels of the menus; while it was 355.70 g in the centralized and 501.45 g in the decentralized system. The amount of pomace was 16.4 g in the centralized system and 32.14 g in the decentralized system. Vitamin A was 1003.65µg in the centralized, while it was 2018.16µg in the decentralized system. The amount of vitamin C was 117.31 g in the centralized and 281.29 g in the decentralized system (p<0.05). While the amount of calcium is 858.69 mg in the centralized and 1176.77 mg in the decentralized system, the amount of iron are 13.24 mg and 17.72 mg respectively. The difference between the two systems was significant for all macro and micro nutrients (p<0.05). When the costs of the menus are evaluated, the breakfast offered in the centralized is 2.12 TL and 3.75 TL in the decentralized system. 113 of the workers benefit from centralized system and 89 of them decentralized system. In the study, 65.5% of the beneficiaries of centralized system were bluecollars and 34.5% were whitecollars, while 49.4% of those using decentralized system were bluecollars and 50.6% were whitecollars. Accorging to 70.8% of the workers benefiting from centralized system considered that menus are good, while 31.5% of workers benefiting from decentralized system considered that menus are good, and 50.6% were considered that the menus are average quality. There was no significant difference between BKI (25.6±3.18) of workers using centralized system and BKI (26.0±4.02) of workers using decentralized system. In general, the ratio of satisfaction on menus were different between the two groups. Among the workers who benefit from centralized system, The ratio of satisfaction for the variety of food, soup taste, soup thickness, soup content, meat temperature, meat taste, meat fat ratio; presentation of rice pasta and pastries, the temperature of rice pasta and pastries, the taste of rice pasta and pastries, the oil and content of rice pasta and pastries; presentation, warmth, taste, fat, content of vegetable and legume dishes; presentation and content of cold and olive oil dishes; salads and desserts presentation, taste, freshness, satisfaction for service flow in the cafeteria, cleaning of service containers and cleaning of service trays is significantly higher (p<0.05). It should be applied to the companies considering the advantages and disadvantages of centralized and decentralized system catering services, menu planning should be made considering food variety, cost control and customer satisfaction. Keywords: catering, centralized system, decentralized system, satisfaction This study was approved by Başkent University Medicine and Health Sciences Research Committee and Non-Interventional Clinical Research Ethics Committe with the decision number KA18 / 383 and dated 27.11.2018 and numbered 42119 by Ethics Committee Approval.
Tip 2 diyabetli bireylerde kardiyometabolik risklerin azaltılmasında tıbbi beslenme tedavisinin etkisi
Bu çalışma, 20-65 yaşları arasında Nutrismart Beslenme ve Diyet Merkezi'ne 2014-2015 yılları arasında başvuran, beslenme danışmanlığı almış, doktor tarafından Tip 2 Diyabet tanısı konulmuş, Beden Kütle İndeksi (BKİ) ≥25 kg/m2 olan 18'i kadın 18'i erkek olmak üzere toplam 36 hasta üzerinde yürütülmüştür. Çalışmada hastalara başlangıç ağırlıklarının %5'ini kaybetmeye yönelik toplam enerji gereksinimi hesaplanmış, ADA'nın Tıbbi Beslenme Tedavi (TBT) ilkelerine uygun (%45-65 karbonhidrat, %15-20 protein, %25-30 yağ) beslenme planı hazırlanmış ve 12 hafta süreyle uygulanmıştır. Çalışmanın başlangıcında hastaların sosyo demografik bilgileri kaydedilmiş ve her hafta hastaların antropometrik ölçümleri; vücut ağırlığı (kg), bel çevresi, beden kütle indeksi (BKI), bazal metabolizma hızı (BMR), yağ yüzdesi, yağ (kg), yağsız doku kütlesi (FFM), toplam vücut suyu (TBW), gövde %, gövde yağ (kg) araştırmacı tarafından ölçülerek, beden kütle indeksi (BKİ) değerleri hesaplanmıştır. Çalışmanın başlangıcında ve sonunda bazı biyokimyasal parametreler (plazma açlık kan glukozu (AKG), insülin, HbA1c, toplam kolesterol, HDL-kolesterol, LDL-kolesterol, trigliserid, homosistein, HOMA-IR ve hs-CRP) özel bir laboratuvarda analiz edilmiştir. Hastaların metabolik sendrom bileşenleri Uluslararası Diyabet Federasyonu (IDF)'nun kriterlerine göre değerlendirilmiştir. Hastaların biyokimyasal bulguları değerlendirildiğinde, TBT öncesine göre TBT sonrası insülin (15.7±9.5 μIU/mL ve 11.7±6.2 μIU/mL), hemoglobinA1c (%5.8±0.9 ve %5.6±0.6), total kolesterol (234.2±38 mg/dL ve 202.7±32 mg/dL), LDL-kolesterol (153.3±36 mg/dL ve 127.2±32 mg/dL), homosistein (11.1±3.1 umol/L, ve 9.2±2.5 umol/L), HOMA-IR (4.2±3.6 ve 2.8±1.8) ve hs-CRP (5.4±8.9 mg/dL, ve 3.6±4.0 mg/dL) düzeyleri anlamlı derecede düşük bulunmuştur (p<0.05). Çalışmaya katılan bireylerin TBT öncesine göre TBT sonrası antropometrik ölçümleri değerlendirildiğinde, vücut ağırlıkları (93.2±17.62 kg ve 86.4±16.17kg), BKİ ortalamaları (32.1±5.65 kg/m2 ve 29.7±4.84 kg/m2), yağ oranları (%34.2±8.48 ve %30.8±8.95), vücut yağ yüzdeleri (%33.7±6.94 ve %30.2±7.88) ve bel çevresi (103.3±15.87 cm ve 95.1±15.29 cm) ortalamaları anlamlı derecede azalmıştır (p<0.05). Çalışmaya katılan ve International Diabetes Federation (IDF) metabolik sendrom kriterlerine sahip olan bireylerin TBT sonrası kardiyometabolik risk faktörlerindeki değişim açlık kan glukozu, bel çevresi ölçümleri, trigliserid, homosistein, HOMA-IR ve hs-CRP anlamlı derecede düşük bulunmuştur (p<0.05). Sonuç olarak Tip 2 diyabetli bireylerde TBT'nin kardiyometabolik riskleri azaltmada etkili olduğu bulunmuştur. TBT'nin içeriği bireysel bulgulara göre değişmekle beraber, Tip 2 diyabetli bireylerin diyabet diyetisyeni ile düzenli görüşmesi ve öz yönetimi çok önemlidir. Bu çalışmaya göre Tip 2 diyabetli bireylere yaşam tarzı değişimini sağlamak için beslenme konusunda eğitim ve danışmanlığın sağlanması tedavinin önemli bir parçasıdır ve kardiyometabolik risklerin azaltılmasında etkili olduğu anlaşılmıştır.
Türkiye'de radikal demokrasi pratiği üzerine: Kadın hareketi karşı-hegemonya kurabilir mi
Bu çalışma, Türkiye'de bir karşı hegemonyanın olabilirliği sorusundan hareket etmekte ve bu bağlamda Türkiye'de farklı toplumsal talepler arasında agonistik eklemlenmenin kurulmasıyla ilgilenmektedir. Daha özel olarak ise Türkiye'deki kadın hareketinin böyle bir (potansiyel) eklemlenmeye bakış açısını ve böyle bir eklemlenmede kendine biçtiği rolü anlamaya çalışmaktadır. Araştırma "bugün bulunduğu konumda güçlü bir tepki mekanizması oluşturabilen kadın hareketi karşı hegemonyanın kurucu aktörü olabilir mi?" sorusu temelinde tartışılmıştır. Chantal Mouffe ve Ernesto Laclau'nun radikal demokrasi perspektifinden Türkiye'de kadın hareketinin bugün bulunduğu noktaya ve gelişimine bakarak gelecekteki konumuna dair değerlendirmelerle birlikte, mevcut hegemonyayı oluşturan iktidar ilişkileri ve kadın hareketinin bu ilişkiler ağı içerisindeki konumu ve onları kavramsallaştırma biçimi/biçimleri incelenmiştir.
Türkiye'deki süt sığırlarında hayat tablosu oluşturulması
Bu çalışmanın amacı toplulukların, sahip oldukları çevresel koşullar içinde, bir kuşağın doğumda ve doğumu izleyen farklı yaş gruplarının her birinin başında, daha kaç yıl yaşama şansına sahip olduğunu ve yaşa özel ölüm hızlarını göstermektir. Bunun için çalışılan bölgenin nüfus ve ölüm istatistiklerinden faydalanılarak düzenlenen hayat tabloları, büyükbaş süt sığırcılığında sığırcılığına uygulanmıştır. Çalışmada Türkiye'de 2005 yılında çıkarılan Tarım Sigortaları kanunu ile birlikte hayata geçen ve başarılı uygulama ve çalışmaları ile Dünya'da örnek olarak gösterilen Tarım Sigortaları (TARSİM) tarafından sigortalanmış süt sığırları verileri kullanılmıştır. Ve 2015 yılında sigortalanmış süt sığırlarına ait nüfus ve ölüm kayıtları kullanılarak, ölüm nedenlerine göre hayat tabloları oluşturulmuştur. Süt sığırları ölüm ve yaşam verileriyle oluşturulan hayat tabloları yaklaşımıyla elde edilen bulguların, büyükbaş hayvan hayat sigortalarının prim hesaplamalarına ait aktüeryal çalışmalarda ve Türkiye'de Süt sığırcılığının geliştirilmesi, önündeki engellerin aşılması ve yaş kategorilerine göre değerlendirmeler için kullanılabilirliği ortaya koyulmaya çalışılmıştır.
Annelerin bebek beslenmesine yönelik bilgi, tutum ve davranışları ile postpartum depresyon durumlarının değerlendirilmesi
Bu çalışma, Başkent Üniversitesi Ankara Hastanesi'nde pediatri kliniğinde yatan ve pediatri polikliniğe başvuran yaşları 0-36 ay olan bebeklerin annelerinin bebek beslenmesine yönelik bilgi, tutum ve davranışları ile postpartum depresyon durumlarının değerlendirilmesi amacıyla yapılmıştır. Aralık 2018 – Mart 2019 tarihleri arasında Başkent Üniversitesi Ankara Hastanesi pediatri kliniğinde yatan ve pediatri polikliniğe başvuran yaşları 0-36 ay olan bebeklerin anneleri üzerinde yürütülmüştür. Annelerin demografik özellikleri, antropometrik ölçümleri, genel özellikleri , bebek beslenmesine ilişkin bilgi düzeylerini sorgulayan sorular anket formu ile sorgulanmıştır. Annelere Bebek Beslenmesi Tutum Ölçeği (IOWA) uygulanmıştır. Annelere postpartum depresyon durumlarını değerlendirmek amacıyla yaşam kalitesi soruları yine anket formu ile sorgulanmıştır. Annelerin yaş ortalaması 30.5±5.89 yıl olup yaşları 18-45 yaş arasındadır. Beden kütle indeksi (BKİ) gruplamasına göre annelerin %1.9'u zayıf (<18.5 kg/m2), %53.3'ü normal (18.5-24.9 kg/m2), %26.6'sı hafif şişman (25-29.9 kg/m2) ve %17.1'i şişman (≥30 kg/m2) olduğu saptanmıştır. Annelerin %25.7'si bebeklerini sadece anne sütü ile , %42.9'u anne sütü ve tamamlayıcı besinlerle ve %31.4'ü sadece tamamlayıcı besilerle besledikleri tespit edilmiştir. Annelerin %91.4'ü bebeklerine ilk 6 ay sadece anne sütü verilmesi gerektiğini düşünmektedir. Sadece anne sütü alan bebeklere ekstra su verilmesine gerek olmadığı düşünen %74.3 anne saptanmıştır. Annelerin IOWA puan ortalamaları, 57.8±8.43 olarak belirlenmiştir. Eğitim durumu yükseldikçe annelerin IOWA toplam puanı artmaktadır (ilköğretim 55.0±6.32, lise 56.1±8.74 ve üniversite 60.4±8.48) ve ilişki istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0.05). Evli olan annelerin IOWA toplam puanı dul/boşanmışlara göre daha yüksektir ( evli 58.4±8.62, dul/boşanmış 53.2±4.76) aralarındaki ilişki istatistiksel olarak anlamlıdır ( p<0.05). Çalışan annelerin IOWA toplam puanı çalışmayanlara annelere göre daha yüksektir ( çalışan 59.3±8.67 çalışmayan 55.7±7.63) ( p<0.05). Bebeklerin şu an ki ağırlıkları ile IOWA toplam puanı arasında negatif yönde anlamlı bir korelasyon bulunmuştur (p<0.05). Annelerin beslenme bilgi sorularını doğru yanıtlama yüzde ortalaması 53.2±13.19 olduğu tespit edilmiştir. Evli olan annelerin beslenme bilgi sorularını doğru yanıtlama yüzde ortalaması evli olmayan annelere göre daha yüksek bulunmuştur (evli 53.9±13.12, bekar 47.5±12.88) aralarındaki fark istatistiksel açıdan önemli bulunmamıştır (p>0.05). Annelerin daha önce geçirilmiş PPD (Postpartum depresyon) öyküsü bulunma sıklığı %21.9 olarak tespit edilmiştir. Eğitim durumlarına göre PPD öykülerine bakıldığında lise mezunu annelerde PPD öyküsü diğer gruplara göre daha fazla görülmüştür (ilköğretim %26.1, lise %26.5 ve üniversite %16.7) ve aralarındaki ilişki istatistiksel olarak anlamlı değildir (p>0.05). Vajinal doğum yapan annelerde PPD öyküsü sezaryen doğum yapan annelerden daha fazladır (vajinal doğum yapan %22.5, sezaryen doğum yapan %21.9) ve aralarındaki fark istatistiksel açıdan önemli bulunmamıştır (p>0.05). PPD öyküsü olan annelerin yaş ortalaması 31.1 ±5.94 yıl ve PPD öyküsü olmayan annelerin yaş ortalaması ise 30.3±5.90 yıl olarak saptanmıştır. Son gebeliği sırasında huzursuzluk yaşayan annelerin yaşamayanlara göre BKİ (Beden kütle indeksi)'leri daha yüksek bulunmuştur (huzursuzluk yaşayanlar 25.3±4.25, huzursuzluk yaşamayanlar 24.9±4.07) ve aralarındaki ilişki anlamlı bulunmamıştır (p>0.05). İstemli gebelik geçirmiş annelerin sadece anne sütü verme sıklığı en yüksektir (sadece anne sütü %88.9, anne sütü +tamamlayıcı beslenme %64.4 ve sadece tamamlayıcı besleyen annelerin sıklığının ise %66.7)ve aralarındaki bu fark istatistiksel açıdan önemli değildir (p>0.05). Anne sütünün önemine dair bilinç ve farkındalığın artması , emzirme için gerekli profesyonel ve toplumsal desteğin sağlanması, postpartum depresyon ile ilgili anne ve yakınlarının bilgilendirilmesi gerekmektedir. Anahtar kelimeler: Anne sütü, emzirme, beslenme bilgisi, IOWA ölçeği, postpartum depresyon, Bu araştırma için Başkent Üniversitesi Girişimsel Olmayan Klinik Araştırmalar Kurulu tarafından 29.12.2018 tarihli ve 18/419 sayılı 'Etik Kurul Onayı' alınmıştır.
