
14
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Türkiye'de aracı kurumların gelişimi: Yapısal dönüşüm, yatırımcı davranışı ve teknolojik uyum
Bu çalışma, Türkiye'de aracı kurumların 2015-2024 yılları arasındaki gelişim sürecini, sermaye piyasalarındaki yapısal dönüşümle birlikte ele alarak, yatırımcı davranışlarındaki değişim ve teknolojik uyum süreçlerini bütüncül bir bakış açısıyla incelemeyi amaçlamaktadır. Araştırma kapsamında, Türkiye sermaye piyasalarının söz konusu dönemdeki dinamik yapısı, makroekonomik kırılmalar ve düzenleyici çerçevede meydana gelen değişiklikler dikkate alınarak, aracı kurumların sektörel rolü ve penetrasyon düzeyi değerlendirilmiştir. Çalışmanın ilk bölümünde, Türkiye sermaye piyasalarının tarihsel arka planına kısaca değinildikten sonra, 2015-2024 döneminde düzenleyici kurumların sektöre etkisi analiz edilmiştir. İzleyen bölümlerde, aracı kurumların sayısal büyümesi, işlem hacimleri, gelir yapıları ve yatırımcı profillerindeki dönüşüm detaylı biçimde ele alınmıştır. Ayrıca finansal okuryazarlık düzeyinin aracı kurum müşteri tabanı üzerindeki etkisi, Borsa İstanbul ve Takasbank verileri aracılığıyla ortaya konmuştur. Araştırmada, özellikle 2015 sonrası dönemde yaşanan makroekonomik gelişmeler, negatif reel faiz ortamı, küresel belirsizlikler ve 2020 pandemi sürecinin sermaye piyasalarına etkileri analiz edilmiş; bireysel yatırımcı davranışlarında gözlenen değişimler vurgulanmıştır. Bunun yanı sıra, teknolojik altyapı yatırımları ve dijitalleşme süreçlerinin aracı kurum performansına katkısı da kapsamlı şekilde tartışılmıştır. Bu çalışmada, SPK, BIST ve TCMB verilerinden yararlanılmış; 2015-2024 döneminde sermaye piyasalarında kurumsal derinliğin arttığı, bireysel yatırımcı tabanının genişlediği ve aracı kurumların bu süreçte hem teknolojik hem de organizasyonel olarak yeniden yapılandığı sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca yatırımcı tabanının çeşitlenmesinin ve dijital kanalların etkin kullanımının sektördeki rekabeti güçlendirdiği ve işlem hacimlerine doğrudan yansıdığı tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Sermaye piyasası, aracı kurumlar, yatırımcı davranışı, teknolojik uyum, finansal okuryazarlık.
Yüksek enflasyona sahip G20 ülkelerinde döviz kuru geçişkenliğinin analizi
Döviz kuru değişikliklerinin fiyatlar genel düzeyi üzerinde yarattığı etkiye döviz kuru geçişkenliği adı verilmektedir. Ülkelerin dışa açıklık düzeylerinin artması ve finansal piyasaların derinleşmesi sonucunda döviz kurunun fiyatlara etkisinin tespit edilmesi önemli bir konu haline gelmiştir. Döviz kuru geçişkenliğinin enflasyon ortamı ile bağlantısı Taylor (2000) tarafından yapılan çalışma ile kurulmuştur. Enflasyonun başlıca nedenlerinin talep, arz ve döviz kurundan kaynaklanan değişiklikler olduğu kabul edilmektedir. Çalışmada aralarında Türkiye'nin de yer aldığı yüksek enflasyona sahip G20 ülkelerinde döviz kurlarından üretici ve tüketici fiyatlarına geçişe yönelik tespitlerde bulunulması; söz konusu ülkelerin bu tespitler çerçevesinde birlikte değerlendirilmesi; döviz kuru geçişkenliği açısından Türkiye'nin bu ülkeler arasındaki yerinin ortaya konulması amaçlanmıştır. VAR ve VECM modellerinin kullanıldığı bu çalışmada tedarik zinciri yaklaşımı ile yurtiçi fiyatlar üzerinde arz ve talep şokları ile para politikası unsurlarının etkisi de tespit edilmiştir. Çalışmanın bulguları, yüksek enflasyon ortamının yüksek döviz kuru geçişkenliğine neden olduğu konusunda Taylor'u desteklemiştir. Ayrıca, enflasyon hedeflemesi uygulamalarının başarısının ve merkez bankalarının fiili bağımsızlığının döviz kurundan fiyatlara geçişin azalmasında önemli olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Çalışmanın bulguları arasında, yüksek enflasyon ortamında döviz kuru şoklarının etkisinin kalıcı olduğu, kırılgan ekonomilerde döviz kuru geçişkenliğinin yüksek olduğu, arz şoklarının fiyatlara etkisinin enerji ithalatçısı ülkelerde yüksek olduğu, döviz kuru ve arz şoklarının fiyatlar üzerinde talep şoklarından daha yüksek düzeyde etkili olduğu da yer almaktadır. Türkiye açısından yurtiçi fiyatlardaki artışın başlıca kaynağının döviz kuru değişiklikleri olduğu ve para politikası uygulamalarının geçişkenliği azaltmada önemli bir rol üstlendiği tespit edilmiştir.
Finansal hizmetlerin dijitalleşmesi sürecinde rekabet hukuku sorunları
Finansal hizmetlerin sunulduğu pazarların dijitalleşmesiyle birlikte, geleneksel aktörler ve geleneksel rekabet dinamikleri tamamen değişmektedir. Geleneksel aktörler olarak bilinen bankalar ve sigorta kuruluşları, yalnızca birbirleriyle değil, dijitalleşmenin meydana getirdiği pek çok farklı sektörde pek çok farklı aktörle rekabet etmektedirler. Dolayısıyla, dijitalleşmenin meydana getirdiği olguların rekabet hukuku anlamında analiz edilmesi ve uygulamadaki problemlerin tespit edilmesi gerekmektedir. Tez kapsamında; dijital finansal hizmetler pazarlarında ortaya çıkan yapısal ve davranışsal rekabetçi endişeler, ağ etkileri, self-preferencing (kendini önceliklendirme) uygulamaları, dijital finans alanındaki yeni aktörler, çok taraflı pazarlar, büyük teknoloji teşebbüsleri (BigTech) ve büyük teknoloji teşebbüslerinin pazar gücünü finansal hizmetler pazarına aktarması, pazara giriş yönündeki engellerin rekabet hukukuna olası etkileri ve geleneksel rekabet hukuku araçlarının finansal hizmetlerin dijitalleşmesi sürecinde ortaya çıkan işbu sorunlarla mücadele etmedeki yetersizliği üzerinde durulacaktır. Tez çalışmasında, FinTech ve FinTech ekosistemindeki rekabetçi endişelerin giderilerek rekabet ortamının tesis edilmesi ve tüketici refahının korunmasının teşvik edilmesi için dinamik, yenilikçi, disiplinler arası ve iş birliğine dayalı bir rekabet hukuku politikasının geliştirilmesi gerekliliğini savunmaktadır. Nitekim; dijital finansal hizmetler pazarındaki dinamikler, serbest piyasanın inisiyatifine bırakılamayacak kadar değerli olup devletin proaktif müdahalesini gerektirmektedir. Anahtar kelimeler: Dijitalleşme, Finansal Hizmetler, FinTech, BigTech, Hâkim Durumun Kötüye Kullanılması, Açık Bankacılık
Dolarizasyon ve Kredi Temerrüt Takası ilişkisi (CDS): Türkiye örneği
Dolarizasyon, bir ülkenin yerel para birimi yerine yabancı bir para biriminin kullanılmasıdır ve genellikle ekonomik belirsizlikler, yüksek enflasyon ve yerel para birimine duyulan güvensizlik gibi faktörlerden kaynaklanır. Kredi Temerrüt Takası (CDS) ise bir borçlunun temerrüde düşme riskine karşı yatırımcıları koruyan finansal araçlardır. Bu tez, Türkiye'deki dolarizasyonun Kredi Temerrüt Takası (CDS) primleri üzerindeki etkisini araştırmaktadır. Çalışmada dolarizasyonun tanımı, türleri (tam dolarizasyon, kısmi dolarizasyon, para ikamesi, mevduat dolarizasyonu, borç dolarizasyonu, varlık dolarizasyonu, finansal dolarizasyon, ters dolarizasyon) ve nedenleri (enflasyon, dolarizasyon histerisi, temel günah, ekonomik belirsizlik ve ekonomi politikalarına olan güvensizlik) ayrıntılı olarak ele alınmış, dolarizasyonun olumlu ve olumsuz yönleri ile ölçüm yöntemleri tartışılmıştır. Türkiye'deki dolarizasyonun tarihsel süreci de kapsamlı bir şekilde ele alınmıştır. Ayrıca CDS'in tanımı, işleyişi, kullanım amaçları ve Türkiye'nin CDS primleri hakkında bilgi verilmiştir. Ampirik analizde, Türkiye'deki dolarizasyon ve CDS primleri arasındaki ilişkiyi belirlemek için çeşitli ekonometrik yöntemler kullanılmıştır. Araştırmanın veri seti, Türkiye'nin CDS primleri ve mevduat ve kredi dolarizasyon seviyelerini içermektedir. Öncelikle verilerin durağan olup olmadığını test etmek için Augmented Dickey-Fuller (ADF) Birim Kök Testi uygulanmıştır. Ardından veriler arasında uzun dönemli ilişkileri belirlemek için Johansen Eşbütünleşme Testi kullanılmıştır. Dolarizasyonun CDS primleri üzerindeki etkisini belirlemek için regresyon analizi yapılmıştır. Analiz sonuçları, dolarizasyonun Türkiye'deki CDS primleri üzerinde önemli bir etkiye sahip olduğunu göstermektedir. Bu bulgular, dolarizasyonun finansal istikrarı olumsuz etkilediğini ve ülke risk primlerinin artmasına neden olduğunu ortaya koymaktadır.
Bankacılık sektöründe rekabetin bankaların risk alma davranışı üzerine etkisi -OECD ülkeleri uygulaması-
Multidisipliner bir yapıya sahip olan rekabet ve risk konuları, insanın bulunduğu hemen hemen her alanda karşımıza çıkmaktadır. Teknolojinin de ilerlemesiyle birlikte bu kavramlara olan bakış açısı doğal olarak gün geçtikçe gelişmekte ve değişmektedir. Etkilediği en önemli sektörlerden biri olan bankacılık sektöründeki rekabet ve risk alma davranışıyla ilgili yapılan çalışmalar geçmişten günümüze popülaritesini korumuştur. Çalışmanın temel amacı, banka verilerini kullanarak bankalarda rekabet ve risk alma davranışı arasındaki ilişki hakkında yeni kanıtlar sunmaktır. Ayrıca çalışmada finansal gelişmişlik düzeyinin rekabetin risk üzerinde etkisinin olup olmadığı ele alınmıştır. Bu kapsamda çalışmanın yazın için ilk olma özelliği vardır. Çalışmaya OECD'ye üye ülkelerde faaliyet gösteren 6.478 banka dahil edilerek kapsamlı bir çalışma yapılmıştır ve kullanılan veri seti 2013-2021 dönemlerini kapsamaktadır. Panel veri analizi yapılan çalışmanın bulgularına göre hem CR5 değişkeniyle hem de HHI değişkeniyle ölçülen rekabet ile Z-SKOR değişkeniyle ölçülen risk alma davranışı arasında elde edilen bulgular Boyd ve De Nicolo (2005)'nun "Rekabet-istikrar" görüşüyle uyumludur. Yani rekabetin artması bankalarda risk alma davranışını azaltır ve dolayısıyla istikrarı artırır. Sonuçlar aynı zamanda Martinez- Miera ve Repullo (2010)'nun "Doğrusal olmayan" görüşüyle de uyumlu çıkmıştır. Bu görüşe göre rekabet ve risk alma davranışı arasında doğrusal olmayan bir ilişki vardır ve aslında bankalar sektörün durumuna göre almış oldukları pozisyona uygun hareket ederler. Rekabetin artması, başlangıçta risk alma davranışını artırabilirken, çok yüksek seviyelere ulaştığında risk alma davranışını azaltabilir veya dengeleyebilir.
Makroekonomik göstergelerin BİST-50 endeksi üzerindeki etkisinin GARCH-X modeli ile analizi
Bu çalışmada, makroekonomik göstergelerin Borsa İstanbul'da işlem gören BİST-50 endeksi üzerindeki etkisi GARCH-X modeli kullanılarak analiz edilmiştir. Araştırmanın temel amacı, BİST-50 endeks volatilitesini istatistiksel olarak incelemek ve dışsal değişkenlerin (CDS primi, USD/TRY döviz kuru, VIX endeksi ve işlem hacmi) BİST-50 volatilitesi üzerindeki etkisini ortaya koymaktır. Bu çerçevede piyasanın sunduğu fırsatlar ve barındırdığı riskler analiz edilerek yorumlanmaya çalışılmıştır. Risk unsurları, makroekonomik göstergelerle ilişkilendirilmiş ve piyasa volatilitesine (oynaklığına) yönelik istatistiksel yöntemlerle kullanılarak değerlendirme yapılmıştır. Çalışmada 01.01.2013–31.12.2024 tarihleri arasındaki günlük veriler kullanılmış ve veri seti iki ayrı döneme ayrılarak (2013–2018 ve 2019–2024) analiz gerçekleştirilmiştir. Bu sayede küresel ve yerel ekonomik gelişmelerin dönemsel etkileri karşılaştırmalı olarak değerlendirilmiştir. Ampirik analizlerde ARCH ve GARCH modellerinin yanı sıra dışsal değişkenlerin etkisini değerlendirmek amacıyla GARCH-X modeli tercih edilmiştir. EViews programı kullanılarak yapılan analizlerde, CDS primi, VIX ve döviz kuru değişkenlerinin volatilite üzerinde anlamlı ve pozitif etkiler oluşturduğu işlem hacminin ise piyasa istikrarı açısından önemli bir gösterge olduğu sonucuna ulaşılmıştır. BİST-50 endeksi sektörel dağılım dengesi, yüksek volatiliteye sahip şirket sayısı ve düşük işlem hacmine sahip şirket sayısı gibi konularda diğer endekslere kıyasla ön plana çıkmaktadır. Bu nedenle, çalışmanın amacı ve kapsamı doğrultusunda BİST-50 endeksi en uygun endeks olarak tercih edilmiştir. Sonuç olarak hem risk unsurlarının temel nedenleri hem de piyasa hareketliliğinden doğan potansiyel fırsatlar istatistiksel yöntemlerle ortaya konulmaya çalışılmıştır. Kavramsal çerçevenin yanı sıra ampirik bulgulara da yer verilen çalışmada, finansal okuryazarlığın geliştirilmesine katkı sağlanması amaçlanmaktadır.
Çok kriterli karar verme yaklaşımıyla Türk bankacılık sektöründe performans değerlendirmesi
Bankacılık sektörü, ekonomik büyüme, finansal istikrar ve güvenliğin sağlanmasında kilit bir role sahiptir. Bu nedenle bankaların finansal performanslarının doğru bir şekilde ölçülmesi önem taşımaktadır. Geleneksel yöntemlerin yanı sıra, Çok Kriterli Karar Verme (ÇKKV) yaklaşımları da son yıllarda performans değerlendirmelerinde sıkça kullanılmaktadır. Bu yöntemler, birden fazla kriterin aynı anda ele alınmasına olanak sağlayarak daha objektif sonuçlar sunmaktadır. Bu çalışmada, aktif büyüklüğü en yüksek 10 bankanın 2019–2023 yıllarına ait verileri kullanılarak finansal performansları analiz edilmiştir. Analiz sürecinde ÇKKV yöntemlerinden CRITIC ve COPRAS birlikte uygulanmıştır. Öncelikle CRITIC yöntemiyle kriter ağırlıkları belirlenmiş, ardından COPRAS yöntemiyle bankalar sıralanmıştır. Çalışmanın amacı, bankaların performans düzeylerini ortaya koymak ve karşılaştırmalı bir değerlendirme sunmaktır. Elde edilen bulgular doğrultusunda, sektörün genel durumu hakkında değerlendirmelerde bulunulmuş ve bazı öneriler geliştirilmiştir.
Bankacılık sektörünün etkinlik analizi: VZA ve TOBIT yöntemleri ile Türkiye uygulaması
mızda, performans, finansal performans, verimlilik ve etkinlik kavramları teorik olarak açıklanarak aralarındaki farklılıklar ortaya konmuştur. Etkinlik ölçümünde kullanılan parametrik yöntemler (Regresyon Analizi, Stokastik Sınır Analizi, Kalın Sınır Yaklaşımı, Serbest Dağılım Yaklaşımı) ve parametrik olmayan yöntemler, bu yöntemlerin özellikleri, avantajlı ve dezavantajlı yönleri ve bankacılık sektörüne uygunluğu detaylı olarak incelenmiştir. Veri Zarflama Analizinin (VZA) tarihçesi, tanımı, temel modelleri (CCR, BCC vb.) anlatılmış, çoklu girdi-çıktı yönetimi, önsel fonksiyonel form varsayımı gerektirmemesi ve göreceli etkinlik belirleme avantajları vurgulanmıştır. Türk bankacılık sektöründe faaliyet gösteren 22 mevduat bankasının 2009-2023 yılları arasındaki verileri kullanılarak VZA ile teknik, saf teknik ve ölçek etkinlik değerleri hesaplanmıştır. VZA sonuçlarına göre, genel olarak, Türk bankacılık sektöründeki bankalar yüksek etkinlik skorlarına sahiptir. Banka grupları bazında ise kamu sermayeli bankalar, ortalama olarak en yüksek etkinlik skorlarına ulaşmış ve özellikle kriz dönemlerinde tam etkinliğe daha yakın performans sergilemişlerdir. Özel sermayeli bankalar da yüksek etkinlik sergilemiş, ancak genellikle kamu sermayeli bankaların gerisinde kalmıştır. Yabancı sermayeli bankalar ise bazı dönemlerde iyi performans gösterse de dönemsel şoklarda daha değişken bir etkinlik performansı sergilemiştir. ANOVA ve Tukey's HSD testleri, etkinlik ortalamaları bakımından, kamu sermayeli bankalar ile özel ve yabancı sermayeli bankalar arasında anlamlı derecede farklılık olduğunu, özel ve yabancı sermayeli bankalar arasında ise bir farklılık olmadığını ortaya koymuştur. TOBIT analizi sonuçları, özkaynak/aktif oranının bankaların teknik ve saf teknik etkinlikleri üzerinde güçlü, pozitif ve anlamlı bir etkisi olduğunu, krediler/aktif oranının teknik ve ölçek etkinliği üzerinde pozitif ve anlamlı bir etkisinin olduğunu göstermiştir. Sektör payının teknik ve ölçek etkinliği üzerinde pozitif bir etkisinin olduğu, saf teknik etkinlik üzerinde bir etkisinin olmadığı, SYR'nin teknik etkinlik üzerinde anlamlı bir etkisinin bulunmadığı, saf teknik etkinlik üzerinde ise negatif bir etkisinin olduğu gözlenmiştir. GSYİH büyüme oranın ise banka etkinlik değerleri üzerinde genel olarak anlamlı bir etkisi bulunamamıştır.
FTSE ESG indeksinde yer alan OECD üyesi ülkelerin bankalarının ESG skorlarının banka performanslarına etkisi
Bu çalışmanın amacı OECD ülkelerinin FTSE Emerging ve Developing ESG Indeksi'nde yer alan bankaların ESG skorları ile banka performansları arasındaki ilişkiyi ortaya koymaktır. Zaman serisi olarak 2015 – 2022 yılları alınmış ve toplamda 65 bankanın verileri Bloomberg Terminal'den alınmıştır. Çalışmada, bağımsız değişken olarak bankaların ESG skorları; bağımlı değişken olarak ise bankaların aktif karlılık oranları, Tobin Q oranları ve net faiz marjları ile ülkelerin gayrisafi yurtiçi hasılaları belirlenmiştir. Çalışma kapsamında statik ve dinamik panel veri analizi ile Granger Nedensellik Testi yapılmıştır. Ampirik sonuçlardan çıkarılan bulgulara göre statik panel veri analizlerinde ESG skorları ile ROA, Tobin Q ve NIM arasındaki ilişkinin yönü negatifken; GDP ile pozitif yönlüdür. Dinamik panel veri analizi sonuçlarına bakıldığında ESG skorları ve ROA ile Tobin Q arasında ilk başka ilişki yönü negatifken, ESG'nin karesinde pozitife döndüğü gözlemlenmiştir. Bu durum, ESG skorlarının ROA ile Tobin Q arasında U şeklinde bir örüntünün varlığını göstermiştir. Çalışma kapsamında yapılan Granger nedensellik testi sonuçların ise değişkenlerin birbiri ile nedensellik ilişkisi bulunduğu sonucuna ulaşılmıştır. Ampirik analizler neticesinde, ESG için maliyet faktörüne katlanılması göz önünde bulundurulduğunda, ilk etapta negatif olan ilişki yönü ilerleyen süreçte pozitife dönmektedir. Literatürde yer alan çalışmalarda ülke çeşitliliğinin az olması ve statik bir panel veri analizi ile yapılan çalışmalar göz önünde bulundurulduğunda; bütüncül bir yaklaşım getirilerek literatüre özgün bir katkı sağlanmıştır.
2024 yılında halka arz edilen şirketlerin hisse senetlerinin anormal getirilerinin analizi
Bu çalışma, 2024 yılında Borsa İstanbul'da halka arz edilen şirketlerin hisse senetlerinde "anormal getiri" oluşup oluşmadığını incelemektedir. Çalışmada, ilgili yıl içerisinde borsaya yeni kote olan şirketlerin hisse senedi getirileri, piyasanın genel performansını yansıtan BİST Ulusal Tüm endeksinin getirileriyle karşılaştırılmış ve böylece elde edilen "anormal getiri" değerleri analiz edilmiştir. Analiz sonuçları, literatürde sıklıkla ele alınan düşük fiyatlama olgusunun Türkiye'deki 2024 halka arzlarında da görüldüğünü göstermiştir. Özellikle şirketlerin ilk işlem gününde ve ilk haftada sağladıkları getirilerde, piyasaya göre istatistiksel açıdan anlamlı düzeyde pozitif sapmalar kaydedilmiştir. Bu pozitif anormal getirilerin ortalama olarak 60. ve 90. işlem günlerine kadar uzayan bir etkisi olduğu ve kümülatif getirilerin de çoğunlukla pozitif bölgede kaldığı tespit edilmiştir. Bulgular ayrıca farklı değişkenlerin halka arz performansı üzerindeki etkisine işaret etmektedir. Sektörel değerlendirmede, teknoloji şirketlerinin halka arz sonrası kısa ve orta vadede daha yüksek anormal getirilere sahip olduğu ve diğer sektörlere göre belirgin şekilde pozitif ayrıştığı gözlemlenmiştir. Öte yandan gayrimenkul sektöründe ortalama getirilerin daha düşük olduğu, zaman zaman negatif anormalliklerin ortaya çıktığı görülmüştür. Şirket büyüklüğü bakımından, küçük ölçekli şirketlerin yatırımcı ilgisi ve düşük fiyatlama gibi nedenlerle ilk gün ve ilk haftada güçlü pozitif getiriler sundukları belirlenirken, büyük ölçekli şirketlerde bu etkinin sınırlı kaldığı dikkati çekmiştir. Zamanlama değişkeni incelendiğinde ise yılın ilk çeyreğinde gerçekleşen halka arzların, yatırımcıların risk alma iştahına bağlı olarak daha yoğun talep gördüğü ve ortalama getiri bakımından diğer çeyreklerden ayrıştığı gözlenmiştir. iii Elde edilen bulgular, halka arz sürecindeki fiyatlama dinamiklerini detaylı biçimde ortaya koymanın yanı sıra şirket yönetimlerine, yatırımcılara ve düzenleyicilere de uygulamaya dönük çeşitli öneriler geliştirme imkânı sunmaktadır. Özellikle anormal getirilerin varlığı, düşük fiyatlama etkisi, sektörel farklar ve halka arz zamanlaması gibi unsurların, hem halka açılma kararı alan şirketler hem de halka arzlara katılmayı düşünen yatırımcılar için kritik roller üstlendiği sonucuna varılmıştır.
Fıntech inovasyonu çerçevesinde Brezilya ve Türkiye karşılaştırması
Türkiye'de ve Brezilya'da dijital bankacılık ve Fintech sektörlerinin karşılaştırılması, her iki ülkede de finansal teknoloji inovasyonunun hızla geliştiğini göstermektedir. Her iki ülkede de fintech girişimleri, dijital bankacılık altyapısının yaygınlaşmasıyla birlikte önemli bir büyüme ve yaygınlık göstermektedir. Her iki ülkede de kullanıcı alışkanlıkları ve Pazar dinamikleri, dijital bankacılığın ve fintech çözümlerinin benimsenmesini desteklemektedir. Türkiye'de, fintech girişimleri dijital bankacılık altyapısının gelişimiyle paralel olarak çeşitlenmiş ve yaygınlaşmıştır. Dijital bankaların ve mobil ödeme sistemlerinin yaygınlaşması, Türkiye'deki fintech inovasyonunu desteklemiştir. Aynı şekilde, Brezilya'da da fintech sektörü hızla büyümekte ve dijital bankacılık çözümleri yaygınlaşmaktadır. Mobil ödemelerin ve diğer dijital finansal hizmetlerin kullanımı Brezilya'da da artmaktadır. Her iki ülkede de yasal düzenlemeler, fintech inovasyonunun ve uygulamalarının gelişimini desteklemektedir. Hem Türkiye hem de Brezilya, finansal düzenleyicilerin etkin bir şekilde çalışması ve uluslararası standartlara uyum sağlamasıyla sağlıklı ve sürdürülebilir bir fintech ekosistemi oluşturmayı hedeflemektedir. Türkiye ve Brezilya'da dijital bankacılık ve fintech sektörleri, benzer zeminlerde hızla gelişmekte ve büyümektedir. Her iki ülkenin de fintech inovasyonunu destekleyen bir düzenleyici çerçeveye sahip olması, bu sektörlerin gelecekteki büyümesini ve yaygınlığını destekleyecektir. Anahtar Kelimeler: Dijital Bankacılık, Fintech, İnovasyon, Türkiye-Brezilya Karşılaştırması.
Sermaye artırımı duyurularının Borsa İstanbul'da işlem gören şirketlerin hisse senedi getirisi üzerine etkisi
Şirketlerin finansman ihtiyaçlarını karşılamak için sıklıkla başvurduğu yöntemlerden biri de sermaye artırımıdır. Ancak sermaye artırımı yaparken, bu kararın piyasadaki yatırımcılar tarafından nasıl algılandığı ve hisse senedi fiyatlarının ve getirilerinin bu doğrultuda nasıl şekillendiği şirketler ve paydaşları açısından oldukça önem taşımaktadır. Bu nedenle araştırmada, Türkiye'de hisse senetleri piyasasının, yatırımcıların sermaye artırımı duyurusunda kamuya açık tüm bilgilerle piyasanın üstünde bir getiri sağlayabilecek kadar etkin olup olmadığını analiz etmeye çalışılmaktadır. Çalışmanın temel amacı, Borsa İstanbul'da bedelli ve bedelsiz sermaye artırımı duyurularında yarı güçlü etkinlik formunu test etmektir. Araştırmada 1996-2021 yılları arasında BIST-100 endeksinde bedelli veya bedelsiz sermaye artırımı açıklayan 337 farklı şirketin 1436 sermaye artırımı duyurusu incelenmiştir. Analiz yöntemi olarak olay etüdü yöntemi kullanılmış ve kısa vadede üç farklı çerçevede olay pencereleri oluşturulmuştur. Çalışmanın bulgularına göre BIST-100'de sermaye artırımı açıklayan şirketlerin kısa vadeli analizinde, sermaye artırımı duyuru öncesi ortalama ve kümülatif anormal getirileri pozitif iken, sonrası anormal getirileri negatif değerler olarak hesaplanmış ve firmaların sermaye artırımı duyurularının, ilgili firmaların kısa dönemde hisse senedi getirilerine etkisi olduğu belirlenmiştir. Sektörlere göre duyuru öncesi ve sonrası ortalama ve kümülatif anormal hisse senedi getirilerinin farklılık gösterdiği bulunmuştur. Bu bulgulara göre, BIST-100 endeksinin incelenen dönemde kamuoyuna yapılan sermaye artırım duyurularından etkilendiği ve Borsa İstanbul Piyasası'nın (BIST) yarı güçlü formda etkin olmadığı söylenebilir. Çalışmada ulaşılan sonuç, duyuru etkisini konu alan sinyal hipotezini ve sermaye artırımının duyurulması sırasında hisse senedi fiyatının önemli ölçüde değiştiğini belirten bilgi içeriği hipotezini desteklemektedir.
Konut fiyat endeksi ile makro ekonomik göstergeler arasındaki ilişkinin wavelet coherence (Dalgacık tutarlığı) analiziyle incelenmesi: Türkiye örneği
Gayrimenkul sektörü gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerdeki yatırımcılar için her zaman önemli bir yatırım aracıdır. Özellikle konut sektörüne ait dinamikler ülke ekonomileri ve finansal piyasalar hakkında genel bilgi vermektedir. Literatürde konut fiyatlarını etkileyen değişkenleri belirleyebilmek için farklı dönem aralıklarında yurtiçi ve yurtdışında klasik zaman serisi analiz yöntemleriyle yapılan birçok çalışma mevcuttur. Kullanılan bu modeller finansal ve ekonomik değişkenlerin zamansal boyutunu değerlendirirken değişkenlerin frekans boyutuyla ilgili bilgi sunmamaktadır. Finans alanında son yapılan çalışmalar değişkenler arasındaki frekansın önemini vurgularken, ampirik literatürdeki çalışmalardan farklı olarak bu çalışmada dalgacık tutarlılığı (wavelet coherance) yöntemi kullanılmıştır. Bu tez çalışmasında ampirik literatürden seçilmiş belirli makroekonomik göstergelerin konut fiyat endeksi üzerindeki etkileri incelenmiştir. Analizin ilk kısmında genel konut fiyat endeksinin makroekonomik göstergelerle ilişkisi, ikinci kısımda ise aynı bağımsız değişkenlerle beş adet bölgenin İstanbul (TR10), Ankara (TR51), Antalya (TR61), Hatay (TR63) ve Ağrı (TRA2) konut fiyatlarına etkileri tartışılmıştır. Analizin dönem aralığı 2013 Ocak-2023 Aralık olup Matlab programı kullanılarak sonuçlara ulaşılmıştır. Bulgular Türkiye'deki konut fiyatlarının makroekonomik değişkenlerden etkilendiği göstermektedir. Ampirik literatürle uyumlu olarak konut fiyatlarının enflasyon, para arzı ve konut kredisi hacmiyle güçlü bir ilişkisi olduğu kriz dönemlerinde ise mevcut değişkenlere ilave konut kredisi faiz oranı, konut satış adetleri, döviz kuru, SÜE ve S&P CoreLogic Case-Schiller 20-City Home Price Endeksinin eklendiği görülmektedir. Türkiye genel konut fiyat endeksi ve bölgesel bazlı konut fiyat endeksiyle makroekonomik değişkenler arasındaki ilişki genel görünümde paraleldir. Bölgesel konut fiyat endeksi incelendiğinde Antalya ve İstanbul gibi turistik göç alan bölgelerin konut fiyatlarının yabancı yatırımcılardan orta ve uzun vadede etkilendiği görülmüştür.
İlk halka arzlarda fiyatlama, likidite ve finansal borçlanma ilişkisi: 2020 ve 2021 dönemi halka arzlara ilişkin bir uygulama
İşletmeler gereksinim duydukları kaynakları sağlamak ve daha kurumsal yapılar haline gelmek üzere halka açılmaktadırlar. 2020 Mart ile başlayan pandemi döneminin sermaye piyasalarına olan etkisi finans literatürü açısından oldukça önemlidir. Bu çerçevede bu çalışmanın temel amacı 2020 ve 2021 yıllarında halka arz olan işletmelerin hisse senetlerinin nasıl fiyatlandığının ve elde edilen ihraç primlerinin kullanım yerlerinin incelenmesidir. Elde edilen sonuçlar işletmelerin genel olarak düşük fiyatlama yaptıklarını, 2020'de halka arz olan işletmelerin elde ettikleri ihraç primlerini pandemi başında borç kapatmak ve likiditte kalmak üzere kullandıklarını göstermektedir. 2021 yılında halka arz olan işletmeler de likidite ve borç oranlarını düşürmenin yanı sıra belirsizliğin azalması yeni yatırımlar yapmaya başlamışlardı.