
1,284
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Archived Theses
Stratejik karar alanlarının banka karlılığına etkisi
Bu doktora tezinde, bankacılık sektöründe stratejik kararların, karlılığa etkisi araştırılmıştır. Stratejik kararların ve bu kapsamda banka varlık, yükümlülük, getiri ve maliyet kalemleri konusunda alınabilecek kararların; aktif pasif yönetimi bakış açısıyla, risk yönetimi ve makroekonomik faktörleri de dikkate alarak banka karlılığına etkisi incelenmiştir. Araştırmanın önemi, banka karlılığı ile ilgili nicel faktörler incelenirken pratik kullanımlarının araştırmada dikkate alınmasından kaynaklanmaktadır. Seçilen bağımsız değişkenlerin, aktif pasif yönetimi kapsamında, faaliyet sonuçlarını etkileyen bankacılık sektörüne özgü değişkenler olması öngörülmüştür. Araştırma kapsamında 23 adet mevduat bankasının 2009 ve 2021 yılları arasında altışar aylık dönemlerden oluşan verileri analize dahil edilmiştir. Kurulan dört ayrı modelle; ilk iki aşamada bağımsız değişkenler, aktif getirisi, pasif maliyeti, personel maliyeti, operasyonel maliyet ve faiz dışı gelir gider yönetiminin bağımlı değişkenler aktif karlılığı ve öz kaynak karlılığı ile ilişkisi araştırılmıştır. Üçüncü aşamada oluşturulan modelde kaynak maliyeti (başabaş faiz oranı) bağımlı değişkeni ile bağımsız değişkenler; toplam mevduat oranı, mevduat dışı kaynak oranı, maliyetsiz kaynak oranı, ortalama aktif büyüklüğü, yabancı para pasif oranı, kur riski, faiz riski, kredi riski ve TCMB faiz oranı ile ilişkisi araştırılmıştır. Araştırma dönemi bir bütün olarak incelendikten sonra kontrol değişkeni enflasyon aracılığıyla ekonominin %10'dan fazla ve %10'dan düşük enflasyon seviyesine sahip faaliyet ortamında banka giderlerini oluşturan kaynak maliyetinin anılan bağımsız değişkenler ile ilişkisi analiz edilmeye çalışılmıştır. Dördüncü aşamada ilk iki modelin gelirler kısmını temsil eden aktif getirisi bağımlı değişken olarak araştırılmıştır. Bu modelin bağımsız değişkenleri nakdi krediler oranı, bireysel krediler oranı, ticari kredi çeşitlendirmesi, ortalama aktif büyüklüğü ve kredi riskidir. GSYH değişim oranı kontrol değişkeni olarak kullanılmış, araştırma dönemi bir bütün olarak incelendikten sonra, 2009-2021 yılları arası dönemde ekonomik büyümenin veri dönemi ortalaması olan %4,9'dan fazla gerçekleştiği dönemler ile %4,9'dan düşük gerçekleştiği dönemlerde değişkenlerin etkileri araştırılmıştır. Anahtar Kelimeler: stratejik karar, aktif karlılığı, özkaynak karlılığı, aktif getirisi, pasif maliyeti
Covıd-19 krizinin insan kaynakları yönetimi uygulamalarına etkisi: Ankara ilinde farklı sektörlerdeki insan kaynakları çalışanları üzerine inceleme
Çin'in Wuhan kentinde, Aralık 2019 tarihinde ortaya çıkan, COVID-19 kriz sürecinin etkisi küresel ölçekte ve birçok alanda görülmektedir. Bu yeni süreç, çalışma alanında yeni yönetim uygulamalarının geliştirilmesini zorunlu kılmakla birlikte bazı uygulamalarda değişikliklere yol açmaktadır. Bu yüzden, insan kaynakları uygulamalarına COVID-19 krizinin etkilerinin ortaya koyulması, bu sürecin nasıl yönetilmesi gerektiğini anlamak açısından önem arz etmektedir. Dolayısıyla pandemiden kaynaklanan krizin, kontrol altında tutulması ve insan kaynakları yönetimi uygulamalarında iyileştirmelerin gerçekleştirilebilmesi için önce etkilerinin incelenmesi ve bu doğrultuda gerekli düzenlemelerin yapılması gerekmektedir. Bu çalışmada; işletmenin insan kaynakları yönetimi (İKY) uygulamalarına COVID-19'un etkisinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu kapsamda, farklı sektörlerdeki İnsan Kaynakları çalışanlarının COVID-19 kriz deneyimleri incelenmiştir. Çalışmada, nitel araştırma yöntemi kullanılmış olup, yarı yapılandırılmış görüşmeler yapılarak veriler toplanmıştır. İlgili çalışma, COVID-19 krizinin işletmelerin İKY uygulamaları üzerindeki etkisini inceleyerek, bu alandaki düzenlemelerin iyileştirilmesine ışık tutmayı ve gelecekte meydana gelebilecek krizlere yol gösterici olmayı amaçlamaktadır. Araştırmada; kriz yönetimine, İKY uygulamalarına ve COVID-19 krizinin İKY uygulamalarına etkisine dair literatür taraması yer almaktadır. Araştırma sonuçları, konuya ilişkin insan kaynakları çalışanları ile görüşülerek elde edilen bulgulara göre oluşturulmuştur. İnsan kaynakları çalışanlarından elde edilen verilere göre, COVID-19 krizinden ağırlıklı olarak etkilenen insan kaynakları yönetimi uygulamaları; "İşgücü Planlaması ve İşe Alım Süreci", "Ücret Yönetimi ve Yan Haklar" ve "İş Güvenliği ve İş gören sağlığı" şeklindedir. Bu bilgilerden hareketle, COVID-19 krizinin belirtilen insan kaynakları yönetimi uygulamaları üzerinde ağırlıklı olarak etkisinin olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Yaşlılarda teknoloji kullanımının toplumsal hayata katılıma ve başarılı yaşlanmaya etkisinin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı yaşlıların teknoloji kullanımının toplumsal hayata katılıma ve başarılı yaşlanmaya etkisinin incelenmesidir. Araştırma nicel desende ilişkisel tarama modelinde gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın evrenini Türkiye'de yaşlı refahı alanında faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşlarına üye olan 65 yaş üstü bireyler oluşturmuş olup 191 katılımcı ile araştırma tamamlanmıştır. Veri toplamak amacıyla literatür taramasına dayanarak hazırlanan sosyodemografik soru formu, Başarılı Yaşlanma Ölçeği, Toplumsal Yaşama Katılım Envanteri ve Teknoloji Kullanım Ölçeği kullanılmıştır. Veriler SPSS 22.0 programında uygun istatistik yöntemleri kullanılarak analiz edilmiştir. Katılımcıların %55,5'i kadındır, %62.3'ü evlidir, %80,1'nin çocuğu vardır. Ortalama yaş 69.56±6.118'dir. %39.3'ü üniversite mezunudur ve %22.5'i tam zamanlı olarak çalışmaktadır. %82.7'si ailesiyle beraber yaşamakta olup %61.8'i en uzun süre kentte yaşamını sürdürmüştür. Katılımcıların %95.29'unun teknolojik cihazı, %90.1'inin internete erişimi ve %57.6'sının en az bir sosyal medya hesabı vardır. %40.8'i günde 1-3 saat arası internet kullandığını ifade etmiştir. Katılımcıların Toplumsal Yaşama Katılım Envanteri puan ortalaması 4.32 ± 3.26 olup ortalamanın altında skorlar elde ettikleri tespit edilmiştir. Başarılı Yaşlanma Ölçeği puan ortalaması 53.42 ± 11.10 olup, skorlar ortalamanın üzerindedir. Teknoloji Kullanım Ölçeği puan ortalaması 37.24 ± 9.08 olarak belirlenmiş ve bu puanların ortalamanın üzerinde olduğu tespit edilmiştir. Teknoloji kullanım ölçeği puanları ile başarılı yaşlanma ölçeği puanları arasında pozitif yönlü korelasyon bulunmaktadır. Teknoloji kullanım ölçeği puanları ile toplumsal yaşama katılım envanteri puanları arasında anlamlı istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmamaktadır. Sonuç olarak yaşlıların teknoloji kullanımının teşvik edilmesinin başarılı yaşlanma üzerinde olumlu etkiler yaratabileceği görülmektedir. Başarılı yaşlanma sürecinde yaşlılar ile teknoloji arasında uyum çalışmalarının sağlanmasında sosyal hizmet müdahalelerine ihtiyaç duyulmaktadır. Yaşlı dostu teknolojik donanım ve yazılımların geliştirilmesinde ve yaşlıların teknolojik gelişmelere adapte edilmesinde sosyal hizmet uzmanlarının danışman, eğitici ve kaynak geliştirici roller üstlenmesi önerilebilir.
Ebeveynlerin anne-babalarına bağlanma stillerinin ihmal istismar farkındalığına etkisinin sosyal hizmet bakış açısıyla incelenmesi
Çocuk ihmal ve istismarı gerek sosyal hizmet literatüründe gerekse toplumumuzda çok önemli bir yere sahip, sıkça karşılaşılan ve çocuklar üzerinde sosyal, psikolojik ve davranışsal birçok etkisi bulunan bir durumdur. Maruz kalınan ihmal veya istismarın etkileri kısa dönemde çocuklukta ortaya çıkabileceği gibi uzun dönemde yetişkinlikte de ortaya çıkabilir ve bu etkiler yaşam boyu kendisini gösterebilir. İhmal ve istismarın etkilerinin ciddiyeti göz önüne alındığında, çocukların sağlıklı ve topluma uyum sağlayabilen bireyler olarak yetişmesinde en önemli role sahip ebeveynlerin ihmal ve istismar konusundaki farkındalıkları önem taşımaktadır. Çocukluğunda anne ve babasına güvenli bağlanma kuramayan kişilerin ihmal veya istismara uğrama riskleri bulunmaktadır. Bireylerin ebeveynleriyle kurmuş oldukları bağlanma stillerinin, ileriki yaşlarında çocuk sahibi olduklarında ihmal istismar farkındalıklarına ne gibi etkisinin olabileceğinin araştırılması çalışmanın çıkış noktasını oluşturmuştur. Bu çalışmada, 0-6 yaş çocuğa sahip ebeveynlerin anne-babalarına bağlanma stillerinin ihmal istismar farkındalığına etkisi sosyal hizmet bakış açısıyla incelenmiştir. Nicel araştırma yöntemi ile gerçekleştirilmiş olan çalışmada amaçlı örnekleme yöntemlerinden kartopu tekniği kullanılmıştır. Veriler, sosyodemografik veri formu, Ana-Babaya Bağlanma Ölçeği (ABBÖ) ve Ebeveynlerin Çocuk İhmali ve İstismarı Farkındalık Ölçeği (EÇİFÖ) ile Google Forms üzerinde oluşturulan veri toplama formuna gönüllü olarak katılmayı kabul eden 281 ebeveyn sayesinde elde edilmiştir. Veriler Excel'de düzenlenip IBM SPSS 25.0 paket programı kullanılarak analiz edilmiştir. Katılımcıların çoğunluğunu; kadınlar (%67,3), evli bireyler (%95) ve üniversite mezunları (%66,5) oluşturmaktadır. Yaş ortalaması 34,25 olan katılımcıların yarısından fazlası 10.000₺ ve üstü gelire (%55,5) ve tek çocuğa sahip (%54,4) ebeveynlerdir. Ebeveynlerin çoğunluğu ihmal istismar konusunda eğitim almamış (%77,2), istismar (%82,6) ve ihmale (%77,6) uğramadığını belirtmiş kişilerdir. Elde edilen bulgular incelendiğinde kadınların farkındalığı daha yüksek bulunmuştur. Ebeveynlerin yaşları arttıkça farkındalıkları düşmektedir. Üniversite mezunu ebeveynlerin farkındalıklarını yüksek olduğu tespit edilmiştir. Katılımcılarının çocuklarının sayısı arttıkça farkındalıklarının azaldığı görülmüştür. İhmal istismar konularında eğitim almış olan ebeveynlerin farkındalıkları yüksek bulunmuştur. İstismar veya ihmale maruz kaldığını belirten ebeveynlerin farkındalıkları yükselmektedir. Ayrıca gelir düzeyi yüksek olan ebeveynlerin annelerine bağlanma düzeylerinin yüksek olduğu tespit edilmiştir. Üniversite mezunu ebeveynlerin anneleri ve babalarına yüksek düzeyde bağlanma gerçekleştirdiği belirlenmiştir. Çocukluğunda istismara veya ihmale maruz kaldığını belirten ebeveynlerin hem annelerine hem babalarına bağlanma düzeylerinin yüksek olduğu saptanmıştır. Araştırmanın probleminin çıkış noktasına geldiğimizde ise ebeveynlerin çocuk ihmal ve istismarı farkındalık ölçeği ile anne babaya bağlanma ölçeğinin anne ve baba formu arasında negatif yönlü ilişki saptanmıştır ancak anlamlı bir ilişki olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Anne babaya bağlanma ölçeğinin anne ve baba formu arasında ise pozitif yönlü anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Ebeveynlerin annelerine yönelik bağlanma düzeyleri arttıkça babalarına yönelik bağlanma düzeylerinin de arttığı belirlenmiştir. Çalışmanın bulguları, anne ve babaya bağlanmada ebeveynlerin birlikteliğinin önemini ve ihmal istismar farkındalığının oluşmasında ise eğitimin ne denli önemli olduğunu göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Çocuk ihmali, çocuk istismarı, bağlanma kuramı, farkındalık, sosyal hizmet.
Algılanan ebeveynlik biçimleri ve sınırda (Borderline) kişilik örüntüsü arasındaki ilişkide erken dönem uyum bozucu şemalar ve duygu düzenleme güçlüğünün aracı rolü
Bu çalışmada, algılanan ebeveynlik biçimleri ve sınırda kişilik örüntüsü arasındaki ilişkide erken dönem uyum bozucu şema alanları ve duygu düzenleme güçlüğünün aracı rolünün incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın örneklemini ebeveynlerinin her ikisini de çocukluk döneminde (0-6 yaş) kaybetmeyen ve herhangi bir psikolojik/psikiyatrik tanısı olmayan 20-40 yaş arası 292 katılımcı oluşturmaktadır. Araştırmada veri toplama aracı olarak Demografik Bilgi Formu, Young Ebeveynlik Ölçeği, Young Şema Ölçeği-Kısa Form-3, Duygu Düzenleme Güçlüğü Ölçeği Kısa Formu ve Borderline Kişilik Envanteri kullanılmıştır. Yapılan analiz sonuçlarına göre, koşullu/başarı odaklı ebeveynlik biçimindeki (anne ve baba) artışın kopukluk ve yüksek standartlar şema alanları ve duygu düzenleme güçlüğü aracılığıyla kişilerin sınırda kişilik belirti düzeylerini yordadığı görülmüştür. Ayrıca anneye ilişkin algılanan sömürücü/istismar edici ebeveynlik biçimindeki artışın hem doğrudan hem de kopukluk şema alanı aracılığıyla sınırda kişilik belirti düzeylerini yordadığı; babaya ilişkin algılanan sömürücü/istismar edici ebeveynlik biçimi için ise buna ek olarak duygu düzenleme güçlüğünün de aracı rol oynadığı görülmüştür. Anneye ilişkin algılanan aşırı koruyucu/evhamlı ebeveynlik biçiminin yüksek standartlar şema alanı ve duygu düzenleme güçlüğü aracılığıyla sınırda kişilik belirti düzeyi üzerinde yordayıcı bir rolü bulunduğu anlaşılmıştır. Bunun yanında babaya ilişkin algılanan değişime kapalı/duyguları bastıran ebeveynlik biçiminin hem doğrudan hem de kopukluk şema alanı ve duygu düzenleme güçlüğü aracılığıyla sınırda kişilik belirti düzeyi üzerinde yordayıcı bir rolü bulunduğu anlaşılmıştır. Son olarak babaya ilişkin algılanan aşırı izin veren/sınırsız ebeveynlik biçimindeki artışın kopukluk şema alanı ve duygu düzenleme güçlüğü aracılığıyla sınırda kişilik belirti düzeylerini yordadığı görülmüştür. Yapılan analizler sonucunda elde edilen bulgular ilgili alanyazın ışığında tartışılmıştır.
Küçük veya karmaşık olmayan işletmeler için denetim standartları önerisi
Küçük veya karmaşık olmayan işletmeler de dâhil olmak üzere KOBİ'ler, dünya ekonomisine büyük işletmelerden daha fazla katkıda bulunurlar. Küçük işletmeler büyümeye, istihdama ve yaratılan katma değere de ciddi oranda katkı sağlarlar. Küçük işletmeler aynı zamanda dünyada yürütülen denetim faaliyetlerinin çoğunluğunu da oluşturmaktadır. Muhasebe uygulamalarının gelişmesi, işlemlerin daha karmaşık hale gelmesi mevcut Uluslararası Denetim Standartlarını küçük işletmeler için daha karmaşık hale getirmiştir. Düzenleyici ve denetleyici otoriteler, 25'ten az çalışanı olan küçük bir şirketi ve binlerce çalışanı olan büyük bir şirketi aynı standartlar uygulayarak denetlemek makul mü sorusuna yanıt aramaya başlamıştır. Denetim, küçük veya karmaşık olmayan işletmeler için değerli ve vazgeçilmez bir hizmettir. Küçük işletmelerin performansına duyulan güven tüm paydaşlar için fayda sağlar. Küçük işletmelerin denetiminin verimli ve kaliteli olması da oldukça önemli bir husustur. Bu sebeple daha küçük işletmelerin, denetimlerinde karşılaşılabilecek sorunlarla başa çıkmanın farklı yollarını keşfetmek gerekmektedir. Bu yollardan birisi de küçük veya karmaşık olmayan işletmelerin denetimleri için yeni ve ayrı bir standart seti oluşturulması gerekliliğidir.
Topluluk duygusu ve kaygı ilişkisi: Topluluk duygusu tanımlayıcıları ölçeğinin Türkçe'ye uyarlanması ve sosyal medya kullanıcıları üzerine keşifsel bir araştırma
Mevcut araştırmada, Topluluk Duygusu ve Sosyal Medya ile Kaygının ilişkisi araştırılmıştır. Ayrıca topluluk duygusu, kaygı ve umutsuzluğun birbirleri üzerindeki yordayıcı rolleri incelenmiştir. Bu hedef doğrultusunda, ilk olarak Topluluk Duygusu Tanımlayıcıları Ölçeği (TDTÖ) Türkçeye uyarlanmış ve geçerlik güvenirlik çalışması yapılmıştır. Ölçek uyarlama aşamasında psikiyatrik tanı almamış toplam 335 katılımcıya ulaşılmıştır. Bu aşamada veri toplama araçları olarak Genel Aidiyet Ölçeği (GAÖ), Sosyal Güvende Hissetme ve Memnuniyet Ölçeği (SGHMÖ), UCLA Yalnızlık Ölçeği (UCLA YÖ) ve Pozitif Negatif Duygu Ölçeği (PNDÖ) verilmiştir. Ana çalışma kapsamında ise psikiyatrik tanı almamış ve sosyal medya kullanan 323 katılımcı çalışmaya dahil edilmiştir. Ana çalışmada veri toplama araçları olarak Durumluk-Sürekli Kaygı Ölçeği (DSKÖ), Topluluk Duygusu Tanımlayıcıları Ölçeği (TDTÖ) ve Beck Umutsuzluk Ölçeği (BUÖ) verilmiştir. Katılımcılardan toplanan veriler, veri setine uygun şekilde SPSS programı ile analize alınmıştır. Analiz sonuçlarına göre, TDTÖ'nün psikometrik özelliklerinin oldukça tatmin edici düzeyde olduğu görülmüştür. Ayrıca topluluk duygusu, kaygı ve umutsuzluk arasında ilişki olduğu da saptanmıştır. Çalışma, sosyal medyanın topluluk duygusu ve kaygıda önemli farklılıklar yarattığını göstermektedir. Ayrıca topluluk duygusu, kaygı ve umutsuzluğun birbirlerini yordayıcı gücü olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Çalışmadan elde edilen bulgular güncel alanyazın kapsamında tartışılmıştır.
Yıllara yaygın inşaat ve onarım işlerinin uluslararası standartlar ile Vergi Usul Kanunu karşısındaki durumu ve bir uygulama örneği
İnşaat sektörü her ülkede olduğu gibi özellikle de gelişmekte olan ülkemiz ekonomisinde lokomotif sektör olarak ön plana çıkmaktadır. Çünkü; sektör itibarıyla inşaat, ileri ve geri yüzlerce sektöre katkı sağlamaktadır. Özellikle ülkemiz ekonomisi içerisindeki oldukça önemli olan inşaat sektörü özellikle ekonomik kriz dönemlerinde devletlerin vazgeçilmez unsuru haline gelmektedir. Kriz dönemlerinde karar vericiler, ekonomik anlamda durgunluğu bertaraf edebilmek adına öncelik olarak inşaat alanında desteklerini arttırmakta bu alanda gelişmelere öncelik vermektedirler. Bu sayede, gerek istihdam gerekse de ileri ve geri sektörleri canlı tutarak olası bir durgunluğun önüne geçmeyi amaçlamaktadırlar. Tüm dünya ülkelerinde öneme sahip olan inşaat sektörünün ülkemizdeki önemi son yıllarda daha da artmaktadır. Özellikle devlet eliyle yapılması gereken kamu projelerinin ( otoyol, köprü vs.) taahhüt yöntemiyle yüklenici firmalara yaptırılması bu önemi açıkça ortaya koymaktadır. Son yıllarda, ülkemizde onlarca proje Kamu Özel İşbirliği (KOİ) yöntemiyle özel sektör aracılığıyla yapılmış veya yapılmaya devam etmektedir. Bu projeler de önemi ve büyüklüğü dolayısıyla yıllar süren bir inşaat süreci sonucunda tamamlanmaktadır. Yatırımcılar, hak sahipleri ve paydaşlar gibi faydalanıcılar da; doğru finansal bilgiye ulaşabilmek adına taahhüt işini yapan firmaların finansal tablolarından faydalanmaktadırlar. Finansal tabloların da amacı faydalanıcılara karar alabilmeleri için doğru bilgileri şeffaf ve anlaşılabilir bir şekilde sunmaktır. Söz konusu yıllara yaygın inşaat ve onarım işlerinde de, finansal tablolar vergi mevzuatı ve uluslararası standartlar kapsamında farklı yöntemlerle düzenlenmekte ve kullanıcılara sunulmaktadır. Bu tezin amacı ise vergi mevzuatı ve uluslararası standartlar açısından yıllara yaygın inşaat ve onarım işlerinden ortaya çıkan hasılat veya hakedişlerin muhasebeleştirilmesi ve raporlanması hususuna yönelik farklılıkları, yarar ve zararları ortaya koyarak bu farklılıkların giderilmesi adına önerilerde bulunmaktır.
Kamu disiplin hukukunun genel görünümü ve Milli Savunma Üniversitesinde görev yapan sivil akademik personelin durumu
Disiplin, Devlet ve diğer kamu tüzel kişilerinde çalışan kişilerin uymakla yükümlü oldukları ve uymamaları halinde çeşitli yaptırımlarla karşılaştığı bir düzen olarak tanımlanabilir. Ülkemizde, kamu personellerinin disiplin hukukuna ilişkin temel hukuki düzenlemelere bakıldığında karşımıza, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu, 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu, 6413 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Disiplin Kanunu, 7068 sayılı Genel Kolluk Disiplin Hükümleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Kabul Edilmesine Dair Kanun başta olmak üzere burada zikredilmeyen diğer düzenlemeler çıkmaktadır. Bu düzenlemelerin kurumlarda görevli hangi statüdeki personele uygulanacağı önemli bir husustur. Millî Savunma Üniversitesi (MSÜ) 2016 yılında Millî Savunma Bakanlığına bağlı olarak kurulan ve kendisine harp okulları ile diğer askerî kurumlarının bağlandığı, ordumuza askerî personel yetiştirme gibi yegane ve özel bir görev ve sorumluluğa sahip olan, ülkemizin önemli kurumlarından birisidir. MSÜ, üstlendiği görevleri en iyi şekilde yerine getirebilmek adına bünyesinde farklı statülerde kamu personelleri istihdam etmektedir. Bu statüler; Subay, astsubay ve diğer askerî personeller, Devlet memurları ve akademik faaliyetler de icra etmesi sebebiyle akademik personellerdir. Çalışmamızda, MSÜ bünyesinde görev yapan sivil akademik personelin disiplin soruşturması usulü açıklanmaya çalışılmıştır. Bu kapsamda, çalışmamızın birinci bölümünde disiplin kavramı incelenmiş, disiplin hukuku ilkeleri ortaya konulmuş, disiplin soruşturmasına benzer kavramlar açıklanmaya çalışılmıştır. İkinci bölümde, MSÜ'nün bünyesinde farklı statüde personeller istihdam etmesi sebebiyle MSÜ'de görev yapan personellerin statüsü izah edilmeye çalışılmıştır. Üçüncü bölümde, 2547 sayılı Kanun'a göre disiplin soruşturması usulü detaylı bir şekilde incelenmeye çalışılmıştır. Dördüncü bölümde ise 657 sayılı Kanun'a göre disiplin soruşturması usulü, üçüncü bölümde izah edilen ve Devlet memurlarının disiplin soruşturması için de geçerli olan konulara tekraren yer verilmeyerek açıklanmaya çalışılmıştır.
Restoranlarda kültürel kimlik ve iç mekan tasarım ilişkisi, Türk kültürünü yansıtan bir restoran modeli önerisi
Günümüzde insanların vakit tasarrufunda bulunmak veya sosyalleşerek keyifli zaman geçirmek amacıyla gittikçe artan oranda restoranlara gittiği görülmektedir. Bir yandan artan küreselleşme öte yandan gelir düzeyindeki artışlar gibi olgular dünya genelinde hem nicelik olarak restoran sayısını artırmış hem de nitelik olarak değişik zevklere hitap eden çok sayıda mutfak ve restoran türünü ortaya çıkarmıştır. Son dönemde, yabancı yemek kültürlerini tanımlamak için kullanılan "Dünya mutfakları" kategorisinde ülkemiz mutfağı da öne çıkmaktadır. Ne var ki, Türk restoranlarının Türk kültürünün özelliklerini ve zenginliğini yansıtmaktan uzak olduğu görülmektedir. Oysa ki, bir ülkede yabancı kültüre ait bir mutfağı müşterilerine sunan restoranlar, misafirlerine yalnızca yemek zevki sunmamalı, aynı zamanda o ülkenin kültürüne, tarihine, turizmine olan ilgiyi de artırarak ülkenin tanıtımına katkıda bulunabilmelidir. Binlerce yıllık Türk tarihi içerisinde Anadolu'ya özgü bir kültür etkisi geliştirmeyi başaran Anadolu Selçukluları, bugün Türk kültürünün ayırıcı öğesini meydana getirmektedir. Anadolu kültürü ve mimarisinden esinlenerek beş duyuya hitap edecek şekilde dizayn edilecek Türk restoranlarının kültürel birikimimizi yansıtarak ülkemiz ve kültürümüzün tanıtımına önemli katkı sağlaması mümkündür. Bu tez, Türk kültürünü yansıtmayı hedefleyen bir Türk restoranının mekânsal yapısının nasıl olması gerektiği, iç mekanda bulunması gereken ayırıcı özelliklerin, yüzeylerde kullanılacak malzemeler, aydınlatmalar, kullanılan renkler, hareketli ve sabit mobilyalar ile mekânı yaratan diğer kriterlerinin nasıl olması gerektiği konularında bir öneri olarak hazırlanmıştır. Çalışmanın sonuç kısmında, iç mimarlar tarafından bir Türk restoranının tasarımı aşamasında mekân ve kullanıcı ilişkisi açısından ne gibi unsurların öne çıkarılması gerektiğine ilişkin tespitler yer almaktadır.