Batman University
Discipline

Cinema and Television

Batman University

24

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

24 Theses
Master'sOpen AccessTR

Antonia Negrinin çokluk kavramı bağlamında Ken Loach filmleri

Bu çalışma, Antonio Negri’nin Çokluk kavramı bağlamında Ken Loach’un filmlerini incelemeyi amaçlamaktadır. Çalışmanın amacı, klasik Marksist analizlerin ötesine geçerek Negri’nin Çokluk kavramı üzerinden Loach’un filmlerindeki toplumsal sınıf temsillerini değerlendirmektir. Özellikle neoliberal politikaların toplumsal yapılar üzerindeki etkilerini ve bu etkilere karşı ortaya çıkan kolektif mücadele biçimlerini analiz etmek hedeflenmiştir. Çalışmanın birinci giriş bölümünde araştırmanın konusu, amacı ve yöntemi açıklanmış, Negri’nin Çokluk kavramı ile Ken Loach sineması arasındaki ilişkisel bağ açıklanmış ve analizde kullanılacak yöntem ve film seçiminin gerekçesi belirtilmiştir. Bu kapsamda çalışma, içerik analizi ve kuramsal temellendirme yöntemleri kullanılarak yürütülmüştür. İkinci bölümde, Antonio Negri’nin Çokluk kavramı detaylı olarak incelenmiştir. Bu kavramın temel bileşenleri olan Küresel Sınıf, Radikal Demokrasi, Dayanışma Ağları, Yeni İttifaklar, Yatay Örgütlenme, Gayri Maddi Emek ve Ortak Payda kavramları açıklanmıştır. Bu bağlamda Negri’nin Çokluk kavramı, küreselleşme süreci ile birlikte ortaya çıkan heterojen toplumsal grupların birleşik bir mücadele oluşturma potansiyeli tartışılmıştır. Üçüncü bölümde, Ken Loach’un sineması politik sinema bağlamında değerlendirilmiştir. Loach’un toplumsal gerçekçilikten beslenen anlatım dili, neoliberal politikaların toplumsal yapılar üzerindeki etkilerini gözler önüne sermektedir. Yönetmenin sineması, kapitalizmin yarattığı eşitsizlikleri dramatik bir gerçekçilikle aktarmakta ve klasik Marksist analizlerin sınırlarını aşarak, Çokluk kavramının nasıl sinematik bir temsil aracı olabileceğini göstermektedir. Dördüncü bölümde, Ken Loach’un çalışma için seçilen filmleri analiz edilmiştir. Ekmek ve Güller (2000), Demiryolcular (2001), İşte Özgür Dünya (2007), Ben Daniel Blake (2016) ve Üzgünüm, Size Ulaşılamadık (2019) adlı filmler üzerinde yapılan analizlerde, neoliberal politikaların toplumsal adaletsizlikleri nasıl derinleştirdiği ve kolektif mücadelenin sınırlarının nasıl ortaya çıktığı incelenmiştir. Özellikle göçmen işçilerin sömürülmesi, özelleştirme politikalarının işçi sınıfı üzerindeki etkisi ve bireyselleşmenin toplumsal mücadeleleri nasıl zayıflattığı filmler aracılığıyla tartışılmıştır. Sonuç olarak, bu çalışma, Ken Loach’un filmlerinin klasik Marksist analizlerle değil, Negri’nin Çokluk kavramı çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini göstermektedir. Böylece çalışma, politik sinema tartışmalarına yeni bir perspektif kazandırmayı amaçlamakta ve Loach’un sinemasının küreselleşme ve toplumsal dönüşüm süreçlerini nasıl temsil ettiğini ortaya koymaktadır.

Hikmet Asutay
Batman University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Reha Erdem sinemasında iktidar olgusuna bir bakış

Reha Erdem, son dönem Türk sinemasının en yenilikçi ve farklı yönetmenlerinden biridir. Erdem, ilk filmleriyle gerek ulusal gerekse uluslararası platformlarda adından söz ettiren ve kendine özgü bir sinema dili oluşturan önemli bir yönetmendir. Bu çalışmada, Reha Erdem sinemasında iktidar olgusunun ele alınış biçiminin göstergebilimsel analizi yapılacaktır. Bu bağlamda, öncelikle iktidarın tanımı yapılacak ve ardından Antonio Gramsci, Louis Althusser, Michel Foucault ve Giorgio Agamben’in iktidara dair düşünceleri tartışılacaktır. Örnekle olarak alınan Kosmos ve Jîn filmlerinin analizinde ise, Erdem’in iktidar olgusuna karşı geliştirdiği eleştirel duruş çerçevesinde Agamben’in biyopolitika, istisna hali, homo sacer ve kamp kavramları temel dayanak noktası olarak kullanılacaktır. Bu nedenle, Agamben’in düşüncelerine çalışmada daha fazla yer verilecektir.

İktidar
Harun Yel
Batman University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Türk bilim kurgu sinemasında milliyetçi ideoloji

“Türk Bilim Kurgu Sinemasında Milliyetçi İdeoloji” adlı tez çalışması, Türk bilim kurgu sinemasında milliyetçiliğin yerini ele almaktadır. Türk sinemasında bilim kurgu türünün ortaya çıkışı, ilerleyişi, içerdiği ideolojik ögeler ve günümüz durumu irdelenmiştir. Türk sinemasındaki bilim kurgu filmleri incelenmiş ve bu kapsamında içerdiği milliyetçilik unsurları ele alınıp tartışılmıştır. Kendine has anlatımıyla yeni bir alt kültür oluşturan Türk bilim kurgu filmleri düşük ve yüksek bütçeli olarak ele alınmış ve örneklerle sunulmuştur. Tezin içeriğinde ele alınan bu filmlerin öyküsel anlatımlarının yanı sıra içinde barındırdığı milliyetçi ideoloji de anlatılmıştır.

Türk Sinemasıİdeoloji
Saylık Serkan
Batman University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

2000 sonrası Türk sinemasında mekan kullanımı

Bu çalışma mekan ve sinema arasındaki çok boyutlu ilişkiyi 2000’li yıllar sonrası Türk sinemasını merkez alarak incelemeye amaçlamaktadır. Mekan kavramı özü itibarı ile çok geniş bir çalışma alanına sahiptir. Bu noktada mekan kavramı değişen üretim ve tüketim ilişkileri bağlamında ele alınarak, gerçek mekanın uğramış olduğu değişim halinin sinemasal mekana olan etkilerini belirlemek için filmlerde kullanılan mekânsal kodlamalar analiz edilmiştir. Tezde belirlenen amaca ulaşmak için çalışma, dört ayrı bölüm üzerinden kurgulanmıştır. Birinci bölümde, mekan kavramı üzerinde durulmuştur ve mekanın uğramış olduğu değişimler kentsel mekanlarla desteklenmiştir. İkinci bölümde sinema ve mekan arasındaki ilişkiden yola çıkılarak 2000 sonrası Türk sinemasında mekan kullanımı incelenmiştir. Üçüncü bölümde sinemasal mekanın oluşum sürecinde filmdeki teknik unsurların (Kamera, Işık, Ses ve Kurgu) ne derece etki ettikleri detaylı bir okumaya tabi tutulmuştur. Tezin son bölümü olan dördüncü bölüm ise çalışmanın örneklem kısmını oluşturmaktadır. Sinemasal mekanın kullanım doğasını belirlemek için Türk sinemasında 2000’den sonra çekilmiş olan altı film ( Uzak, Beş Vakit, Fikret Bey, Bizim Büyük Çaresizliğimiz, Celal Tan ve Ailesinin Aşırı Acıklı Hikâyesi, Babamın Sesi,) 1997 yapımı (Masumiyet) ve Avrupa göçmen sinemasından bir film,( Duvara Karşı) Türkiye ve Türk Sineması ile kavramları birbiriyle örtüşen çeşitli acılar nedeniyle incelenmiştir. Belirlenen filmlerin seçilmesinde amaçlı örneklem kullanılmıştır. Filmlerin analizinde ise niteliksel içerik ve biçimsel analiz yöntemi kullanılmıştır. Çalışmanın sonucunda gerçek mekanın uğramış olduğu değişimlerin sinemasal mekana yansıdığı görülmüştür.

2000 Yıllar ve SonrasıAvrupa Göçmen SinemasıSinemasal Mekanın Kurulumu+1
Maşallah Kilinç
Batman University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
11
Master'sOpen AccessTR

Semih Kaplanoğlu sinemasında varoluşsal izlekler

Sanatın doğuşu ve gelişimi sürecinde insan sürekli ön planda durmuş kendi yaşamı ile sanatı şekillendirmiştir. Bu şekillendirme aşamasında sanatı oluşturan insanın tasarım zihniyeti önemli rol oynamıştır. Yaşamın değişimi sanatın farklı alanlara evirilmesine ve farklı türlerinin ortaya çıkmasına yol açmıştır. Sanatın türleri ve dalları ortaya çıkmış farklı alanlarda boy göstermeye başlamıştır. Fakat sanat hiçbir zaman kendi içerisinde yer alan anlam bütünlüğünü kaybetmemiştir. Sinema ise bu bütünlüğü görsel ve işitsel anlamda korumaya çalışan sanatın vazgeçilmez dalıdır. Yaşamı ve insanı anlamlandırma sürecinde görsel ve işitsel mekanizmaları kullanarak bir çok katkıda bulunmuştur. Felsefe ailesinin aykırı genç üyesi varoluşçuluk sinemaya da etki etmiş ve bu alanda sivrilen bir duruş sergilemiştir. İnsan ve yaşama dair anlamları, soruları, düşünceleri farklı bir yaklaşımla ele alma süreci başlamıştır. Tarkovski ve Bergman gibi isimler sinemada bu yaklaşımın öncülüğünü yapmıştır. Türk sinemasında ise Ömer Kavur, Zeki Demirkubuz, Nuri Bilge Ceylan ve Semih Kaplanoğlu ile varoluşçuluk şekillenmiştir. Ülkemizi 2020 de ABD de yapılacak olan 92. Akademi Ödülleri’nde ( Oscar ) Türkiye adına temsil edecek olan Semih Kaplanoğlu en önemli auteur yönetmenlerimizdendir. Minimalist sinema tarzı ile dünya çapında saygı gören Kaplanoğlu varoluşçu felsefenin etkilerini sinemasında olağanca belirgin şekilde hissettirmiştir. Karakterleri ve sahneleri ile varoluşçu felsefenin sorduğu sorulara eşdeğer sorular soran, izleyicinin iç dünyasında bir aydınlanma başlatmak isteyen Kaplanoğlu Sineması’nda varoluşsal izlekler incelenmiştir. Varoluş felsefesinin önde gelen isimleri Sartre, Nietzsche, Heidegger, Kierkegaard, Jaspers, Scheler, Bergson’dan etkilenen Kaplanoğlu filmlerindeki Yusuf, Erol, Cemil karakterleri ile izleyiciye bu isimlerin düşüncelerini sinema yoluyla başarılı bir şekilde aktarmıştır.

BuğdaySemih KaplanoğluVaroluşçuluk
Mücahit Onur Diril
Batman University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

11 Eylül saldırıları sonrası Amerikan sinemasında Afganistan Savaşının temsili: Son kalan (2014) filmi örneği

İçinde bulunduğumuz dönemin en önemli işitsel ve görsel anlam üretme sistemleri arasında kabul edilen sinema, gerçeklikle en yoğun şekilde ve karşılıklı bir bağa sahip olan sanat dalıdır. Sinema, hem gerçeklikten etkilenir hem de onu etkiler. Çünkü sinema bireylerin davranış, tutum ve düşüncelerini değiştirerek kamuoyu oluşturup modalar yaratabilmektedir. Kitle iletişim araçlarının büyük bir önem kazandığı modern toplumlarda sinema da geniş kitlelere hitap edebilme ve insanları etkileme gücü nedeniyle devletin en önemli ideolojik aygıtlarından biri olarak kabul edilmektedir. Ulaştığı izleyici kitlesi ve küresel çaptaki etkisi göz önüne alındığında en etkili sinema endüstrilerinin başında gelen Hollywood da Amerikan devletinin en güçlü ideolojik aygıtlarından birisidir. Takvimler 11 Eylül 2001’i gösterdiğinde Amerika, ülke olarak büyük felaketlerden birini daha yaşamış ve toplumsal, psikolojik bir çöküş sürecine girmiştir. Bu travmatik durum Amerika’nın dünya üzerinde lider konumunda bulunduğu bir sektör olarak sinemada da yer bulmuştur. Bu çalışmanın amacı, 11 Eylül 2001 saldırıları sonrasında Afganistan’ın Hollywood sinemasındaki temsilini Son Kalan (Lone Survıvor) filmi örneği üzerinden ortaya koymaktır. Tezin Birinci Bölümünde tezin amaç ve önemi, sinema-savaş ilişkisi, literatür araştırması açıklanmıştır. İkinci Bölümde Afganistan savaşı ve Afganistan konulu filmler incelenmiştir. Bulguların yer aldığı Üçüncü Bölümde bu çalışmanın konusu olan Son Kalan filminin çözümlenmesi yapılarak incelenmiştir. Yapılan bu çözümleme neticesinde; birçok Hollywood yapımı filmde olduğu gibi Amerikan askerlerinin kutsandığı, erdemli, fedakar ve kahraman ordu temalarının ön plana çıkarılmaya çalışıldığı görülmüştür. Bunun karşıtı olarak, Afgan halkı merhametsiz, vahşi, geri kalmış, cahil ve özgürleştirilmesi gereken zavallılar olarak kabul edilmişlerdir. Tek tip olarak gösterme ve ötekileştirme filmde fiziki ve dini nitelikler üzerinden oluşturulan lakaplar vasıtasıyla yapılmakta olup Afganlılar ile ilgili bir genelleme yapılarak onlar ‘ Hacı’ olarak tektipleştirilmektedir.

Savaş
Kadir Doğan
Batman University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Çağdaş Türk sinemasında toplumsal cinsiyet ve anlatının inşası: Zeki Demirkubuz sinemasında kadınlık rolleri

Zeki Demirkubuz, 1990 sonrası Türk sinemasında yeni kuşağın önünü açan ve katıldığı festivallerden ödüllerle dönen “bağımsız sinemacı” ekolünün önemli yönetmenlerinden biridir. Filmlerin senaryosunu kendi yazan, yaygın üretim birlikteliklerine dayalı mali kaynakları kullanmayan, sinemacılık anlayışında gişe odaklı tüketim dışında kalmayı seçen bir yönetmendir. Demirkubuz’un yazdığı filmlerin konuları suçluluk, sadakat, vicdan, nedensizlik, kötülük, irade-iradesizlik ve daha genelleyici kategoride insanın psikolojik durumlarını seçtiği görülmektedir. Bu tez çalışmasında, 1990’lı yılların sonrasında kadının ana karakter olarak seçildiği Zeki Demirkubuz filmlerinin feminist film teorisi açısından üç filminin incelenmesi ve inceleme sonucunda elde edilen analizle Zeki Demirkubuz sinema anlatısında toplumsal cinsiyet rolleri bağlamında kadının konumlandırılışı değerlendirilerek literatüre katkı sağlanması amaçlanmıştır. 1999 yapımı Üçüncü Sayfa, 2001 yapımı Yazgı ve 2006 yapımı Kader incelenen filmleridir. Bu filmlerin analizinin yapılmasının nedeni, feminist film teorisinin toplumda kodladığı patriarkal görünüşün beyaz perdeye uyarlanış modellerini ve filmlerde sunulan toplumsal cinsiyet rollerinin betimsel olarak tartışılmasıdır. Tez çalışmasında, seçilen filmlerdeki hem ana hem de yan kadın karakterlerin amaçları, kendilerini ifade etme biçimleri ve var olma mücadeleleri gibi yaygın değişkenlerin aynı perspektifte olup olmadığı analiz edilerek tartışılmıştır. İncelenen filmlerdeki kadın karakterlerin, sosyo-kültürel durumları, erkek karakterlerle olan ilişkileri ve toplum içindeki statüleri analiz edilip değerlendirilerek seçilen filmlerde kadın rollerinin ve cinsiyetçi yaklaşımların nasıl tanımlandığı metin analizi metoduyla incelenmiştir. Tez çalışmasında seçilen filmlerin analizi yapılmadan önce feminist kuramın ortaya çıkışı ve gelişim seyri incelenmiş ardından feminizmin eleştirdiği patriarka, toplumsal cinsiyet rolleri incelenmiştir. Akabinde Türkiye’de feminist hareket ve öne çıkan temalar, sinemada feminist kuram ve kadın imgesi, Türk sinemasında kadın başlıkları feminist kuram çerçevesinde incelenmiş ve Türk filmlerinde temsil edilen kadın karakterlerdeki değişim tarihsel perspektifte değerlendirilmiştir. Kuramsal çerçeve oluşturulduktan sonra, bir diğer bölümde sinemada anlatı kuramı ve Zeki Demirkubuz sinemasında anlatı konuları incelenmiştir. Daha sonrasında Zeki Demirkubuz’un sinemasında yer alan kadın ve erkek karakterlerin farklılıkları ve Zeki Demirkubuz’un filmlerindeki kadın karakterlerin temsil edilme biçimlerine kısa bir biçimde değinilmiştir. Sonrasında tez çalışmasında kullanılacak metot olan metin analizi yöntemi tanımlanarak, seçilen filmler de bu metota göre analiz edilmeye çalışılmıştır. Buna göre seçilen filmlerdeki kadın karakterlerin, feminist film kuramcılarının karşı çıktığı kadın karakterlerine uygunluk gösterdiği ve seçilen filmlerde yer alan kadın karakterlerin büyük oranda cinsel bir obje pozisyonunda ya da kültürel kodlarla uyumlu olmayan kötü karakterler olarak ifade edildiği görülmüştür. Ayrıca anlatı kuramında söz edildiği üzere, yönetmenin kendi bakış açısının filmlerdeki etkileri bağlamında değerlendirildiğinde, Zeki Demirkubuz’un klasik temsillerden uzak kadın karakterler seçtiği ancak bu karakterlerin kadının sinemadaki temsil biçimlerine olumlu anlamda katkı sağlamadığını görmekteyiz. Bu bağlamda bu tez çalışmasında, kadına dair olumsuz yaklaşımların Zeki Demirkubuz filmerinde yeniden inşa edildiği sonucuna da ulaşılmıştır.

KadınSinemada Anlatının ÖnemiZeki Demirkubuz Sineması
Ruşen Dicle Aytaş
Batman University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Çocuk oyuncular ve medya

Çocuklar çalışmaya başlamalarıyla birlikte, hem fiziksel hem psikolojik açıdan değişimlere uğramaktadır. Bu değişimler çoğunlukla iş yeri koşullarına bağlı olarak çeşitlilik göstermektedir. Oyunculuk yaparak ünlü olan çocuklar ile sanayide çalışan çocuklardaki değişimlerin farklı olması kaçınılmazdır. Ancak oyuncu çocuklar da çocuk çalışanlardır ve ne yazık ki çoğu zaman bu durum ebeveynler tarafından öngörülememektedir. Çocularının oyuncu olması hayaliyle ajanslara koşan ebeveynlerin ne yazık ki çoğu zaman setlerdeki zor koşulların farkında olmadıkları gözlemlenmiştir. Çocuk oyuncuların çalışma koşullarının üzerlerinde yarattığı ruhsal, fiziksel etkiler ve hayatlarında ne gibi değişimlere maruz kaldıklarına olan merakla hazırlanan bu tezde çocuk oyuncuların çalışma hayatları araştırılmış, yarı yapılandırılmış derinlemesine görüşme tekniği ile görüşmeler yapılmış ve bu görüşmelerin ses kayıtları incelenmiştir.

Çocuk İşgücü
Gizem Kaya Kunter
Batman University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Amerikan Hollywood sinemasında İslamofobi: Keskin nişancı film örneği incelemesi

El Kaide dini oluşumlu terör örgütü 11 Eylül 2001’de Amerika Birleşik Devletleri'ne (ABD) yönelik tarihin en önemli terör saldırılarından birisini gerçekleştirmiştir. Bu saldırı tarihe 9/11 terör saldırıları olarak geçmiştir. Örgüt üyeleri kaçırdıkları uçaklarla ABD’nin askeri ve ekonomik gücünün başlıca sembolleri arasında yer alan Savunma Bakanlığı karargahı Pentagon ile New York’ta bulunan Dünya Ticaret Merkezi’ne intihar saldırıları gerçekleştirmiştir. Bu saldırılar tüm dünyayı şok etmiş ve dünya siyasetini derinden etkilemiştir. Saldırılar sonrasında İslam dinine ve Müslümanlara karşı olumsuz bir bakış açısı başta ABD olmak üzere gelişmiş, Batı ülkelerinde yaygınlaşmış, saldırılar öncesinde de var olan İslamafobik söylem yükselişe geçmiştir. Bu gelişmelerden Hollywood film endüstrisi de etkilenmiştir. Saldırıların yaşandığı 2001 yılından itibaren 11 Eylül terör saldırılarını farklı açılardan ele alan çok sayıda film çekilmiştir. Bu filmler arasında İslamofobik niteliklere sahip, açıktan ya da örtük şekilde nefret söylemleri ekenler de bulunmaktadır. Bu çalışmada Hollywood yapımı İslamofobik nitelikli filmlerde, İslam dinine ve Müslümanlara yönelik ötekileştirme stratejilerinin ortaya konulması amaçlanmaktadır. Bu kapsamda İslam dinine ve Müslümanlara yönelik oldukça saldırgan bir anlatı yapısına sahip olmasına karşın Oscar dahil birçok ödül alan ve aldığı bu ödüllerle kamuoyunda önemli tartışmalara neden olan Keskin Nişancı (American Sniper, 2014) filminin nitel içerik ve göstergebilimsel çözümlemeleri gerçekleştirilmiştir. Yapılan çözümlemeler neticesinde Keskin Nişancı filminde islamofobik söylemler ve göstergeler kullanıldığı sonucuna ulaşılmıştır.

11 Eylül Saldırılarıİslamofobi
Tarkan Demir
Batman University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Yılmaz Güney sinemasında toplumsal bir ifade aracı olarak mekân: Umut (1970) filmi örneği

Mekan, uzun yıllar boyunca fiziksel yönüyle ele alınmıştır. Mekan, sadece sayısal verilerle ölçülen hacimsel bir yapıda değildir. Bir çok mekan türü vardır. Bunlardan biri toplumsal mekandır. Toplumsal mekan, bir arada yaşayan insanların müşterekleşme yoluyla oluşturduğu mekandır. Toplumsal mekan, sinema filmlerinde istenen dramatik etkiyi yaratmada önemli bir role sahiptir. Işık, ses, kamera, kurgu, göstergeler ve mekansal tasarım sinemasal mekanı oluşturan unsurlardır. Bu unsurların uyumlu bir şekilde kullanılmasıyla etkili bir sinemasal mekan oluşturulmaktadır. Sinemada çeşitli kuramlar vardır. Bunlardan biri gerçeklik kuramıdır. S. Kracauer ve A. Bazin gerçekçi kuramın temellerini atan kişilerdir. İtalyan Yeni Gerçekçiliği ve Fransız Yeni Dalga sineması da gerçekçi kuramdan etkilenen akımlardır. Her iki akımda da toplumsal sorunlar ele alınıp, gerçekçi bir yaklaşımla filmler çekilmiştir. Filmlerde gerçek mekanlar ve sesler kullanılmıştır. Doğal ışıktan yararlanılmıştır. Kamera sokağa indirilerek halkın gündelik yaşamı kayda alınmıştır. Türkiye’de gerçekçi filmler, Toplumsal Gerçekçilik Akımı çerçevesinde çekilmiştir. Yılmaz Güney de bu akımdan etkilenen bir sanatçıdır. Güney, Umut (1970) filminde toplumsal sorunları bireyin yaşam öyküsünden yola çıkarak anlatmıştır. Filmde, modern teknolojiye yenik düşen faytoncuların öyküsü anlatılmaktadır. Film, Cabbar karakteri üzerinden yoksul insanların kapitalizmin çarkı içinde yok oluş sürecini ele almaktadır. Filminde, sinemasal mekanı oluşturan unsurlar gerçekçi bir yaklaşımla kullanıldığı için; film, baştan sona gerçekçi ögelerle doludur. Tezin birinci bölümünde tezin sorunu, amacı ve önemi, literatür taraması, araştırma soruları, yöntemi ve sınırlılıkları açıklanmıştır. İkinci ve üçüncü bölümde sinemada mekan kullanımı ve gerçekçilik konuları ele alınarak, kuramsal bir alt yapı oluşturulmuştur. Dördüncü bölümde Yılmaz Güney sinemasında mekan kullanımının gerçeklikle bağı açıklanarak, Umut (1970) filminde kullanılan mekanların analizi yapılmıştır. Sonuç bölümü olan beşinci bölümde, önceki bölümlerde elde edilen bulgulardan yola çıkarak Yılmaz Güney’in Umut (1970) filminde gerçeklik olgusuyla mekan kullanımı arasındaki ilişki açıklanmıştır.

Toplumsal SınıfYılmaz Güney
Kemal Şimşek
Batman University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Temizlik ürünü reklamlarında toplumsal cinsiyet rollerinin incelenmesi

Reklamlar geniş halk kitlelerine ulaşıp mal ve hizmetlerin tanıtımını televizyon aracılığıyla yaparak toplumu etkileyebilme gücüne sahiplerdir. Toplumsal normlar çerçevesinde şekillenen toplumsal cinsiyet rolleri kadınlık ve erkeklik kavramlarıyla bağdaştırılarak, kültürel ve sosyal olguları ifade etmekle birlikte, toplumun kadına ve erkeğe biçtiği rollerden oluşmaktadır. Televizyon reklamları mal ve hizmetlerin duyurulmasında önemli araçlarından biri olup toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin tekrardan üretimiyle beraber, toplumsal cinsiyet rollerinin inşasında önemli bir etkene sahiptir. Televizyon reklamlarında toplumsal yapı, kültür, geleneklerin de etkisiyle toplumsal cinsiyet izlerine rastlanmaktadır. Televizyon reklamların da ataerkil ve eril söylemin erkek egemen yapının devamını sağladığı ve reklamlarda toplumsal cinsiyet rollerine dair davranış ve beklentilerin modellere iletilmesin de kadın üzerinden yapılan konumlandırmalarla toplumsal cinsiyet rollerinin pekiştirilmesinde önemli bir işleve sahiptir. Reklamlarda kamusal alan daha çok erkeğe atfedilirken erkek ev dışında, çalışan bir birey olarak gösterilmektedir. Kadın özel alan da ev içerisinde sunulurken yemek yapmak, bulaşık yıkamak, çocuklara bakmak, temizlik yapmak gibi geleneksel rollerin taşıyıcısı olarak sunulurken anne ve evli kadın mitleri reklamlarda sıklıkla karşımıza çıkmaktadır. Bu tez çalışmasında amaçlanan; İnsanları etkileme konusunda önemli bir etkene sahip olan televizyon reklamların da yer alan kadın ve erkek rollerinin temsilinde, cinsiyetlere yüklenen toplumsal rollerin neler olduğunu ve kadının toplumsal konumunun belli kalıplar halinde geleneksel söylemle aktarılmasında kadının toplumdaki rolünü ve erkek egemen yapı ile biçimlendirilen reklamları feminist kuramlar çerçevesinde çözümlemeyi amaçlamaktadır. Bu amaçla reklamlarda kullanılan kadın ve erkek imgelerinin ve bunlara bağlı olarak ortaya çıkan göstergelerin göstergebilimsel analiz yöntemiyle çözümlenerek Temizlik ürünü reklamları özelinde kullanılan imge, söylem ve mesajların toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin yeniden üretimine nasıl katkı sağladığı açıklanmaya çalışılmaktadır. Bu araştırmada olasılığa dayalı olmayan örneklem türlerinden amaçlı örneklem yöntemi kullanılarak, feminist kuramların sağladığı kavramsal çerçevede, temizlik ürünü reklamlarında toplumsal cinsiyet rolleri kullanımını temsil edeceği düşünülen 2013-2019 yılları arasında en çok izlenen, sürekli Türkçe yayın yapan altı ulusal televizyon kanallarında yayınlanan Alo, Ariel, Mr Muscle, Parex, Pril ve Ace firmasına ait altı adet reklam filmi göstergebilimsel analiz yöntemiyle, feminist kuramlar çerçevesinde incelenmiştir. Reklam kampanyalarında yer alan toplumsal cinsiyet rolleri ve bu rollerin aracılığıyla nasıl bir anlam üretildiği ortaya çıkarılmak amaçlanarak, reklamların toplumsal cinsiyet rollerini yeniden üretmesi ve pekiştirmesine sağladığı katkı incelenmiştir

Kadın
Yunus Koç
Batman University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Türk sinemasında Suriye sorunu ve Suriyeli mülteciler

Sinema literatüründe nadir işlenen mülteci - göç türü filmler, dünya sinemasında olduğu gibi Türk sinemasında da nadir işlenen bir konudur. Yakın tarihimizin global bir kaynak çatışması ve çıkar çatışmalarına sahne olması, Türkiye'nin de ne kadar bağımsız bir yönetim yapısına sahip olduğunu, diplomatik ilişkilerin etkisi ile iç sistemin olgularını da etkilemiştir. Bu etki yavaş yavaş politik oluşumlar ve amaçlar çerçevesinde kendi etkisini kültürel, ticari, sanatsal faaliyetler içerisinde göstermiştir. Başta sinema sanatında olmak üzere, belgesini ve olgularını sunmaya başlamıştır. Çalışmamızın temelinde ele alınan konu; komşu ülkemiz ve sınır ülkemiz olan Suriye sorununun Arap Buhranın etkileri ile ateşlenen iç savaşın yakın çevre ülkelerine olan göç etkisi ve diplomatik sonuçları doğrultusunda sinema sanatına olan kültürel, siyasi, ticari ve politik etkileri ele alınmış ve incelikli bir bilimsel endüksiyon doğrultusunda incelenmiştir. Suriye sorunu, diğer iç savaş yaşayan Arap ülkelerine nazaran daha büyük bir sorun ve etki yaratmıştır. Kendi dışında batı ve doğu ülkeleri arasında diplomatik çatışma ve çıkar ilişkilerine sebep olmuştur. Çalışma Türkiye Cumhuriyeti'ni temelden alan bir bilimsel hareketle; olumlu ve olumsuz etkileri, siyasi iç olguları, dış politik ve diplomatik varyasyonlarını ne şekilde biçimlendirdiği, sinema sanatına ve kültürüne olan etkileri ele almıştır. Yapılan ön araştırmalarda problemin ele alınmasındaki temel ölçüt, Türkiye'nin dış politikasındaki tavrı ve sığınma taleplerine gösterdiği olumlu olumsuz tutumdur. Bu tutum sinemanın beslenme konusunda ve politik ifade biçiminde kendini geliştirmesi, evrensel sinema sanatının belli noktalarında kendine bir kürsü edinmesini de sağlamıştır. Bu durumun, uluslararası arenada olumlu ve olumsuz sonuçları olduğu gibi, Suriyeli sığınmacıların Türkiye'ye sığınması ile birlikte, Türkiye'de de olumlu ve olumsuz sonuçlar ortaya çıkarmıştır. Sinema toplumu konu edindiği için tüm bu olumlu ve olumsuz sonuçlar Türk sineması için işlenecek yeni bir konu durumuna gelmiştir. Yönetmenler bu konuyu ele alarak hem Suriye savaşını hem de yaratığı etkileri sinemaya taşımaya başlamıştır. Tüm bu yaşanan olaylar ve bu olaylar sonucunda meydana gelen değişimlerin Türk sinemasında nasıl işlendiği ele alınmıştır.

KadınTürk Sineması
Talip Gültekin
Batman University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Hollywood biyografik film türünün Türk sinemasına yansıması

Tür kavramı, diğer sanat dallarında olduğu gibi sinema sanatında da uzun süredir varlığını sürdüren bir olgudur. Sinemanın henüz ilk zamanlarında örneklerini gördüğümüz tür filmleri özellikle Hollywood sinemasının etkisiyle gelişip çeşitlenmiştir. İlk zamanlarda western, komedi, melodram, müzikal gibi belli başlıklar altında sınıflandırılan filmler, tür olgusunun çeşitlenmesiyle birçok alt başlığa sahip olmuştur. Tür kavramının bu çeşitliliğini sağlayan en önemli unsurlarından biri Hollywood sinemasının stüdyo sistemi ile bir fabrika gibi film üretmesidir. Başarılı olan filmler ise benzer formüllerle geliştirilmiştir. Hollywood endüstrisi zamanla etkisini diğer ülke sinemalarında da hissettirmiştir. Birçok ülke sineması Hollywood formülleriyle üretilmiş filmlerden esinlenmiş veya bu filmleri taklit etme yoluna gitmiştir. Tür filmlerinin Hollywood etkisiyle çeşitlenmesi birçok farklı alt türe ait filmi ortaya çıkarmıştır. Biyografik film türü ise melodram, tarihsel ve dram ana türlerinin özelliklerini taşıyan bir alt tür olarak kabul edilmektedir. Amerikan sinemasının ilk dönemlerinden bu yana biyografik türe ait filmlere rastlamak mümkündür. Hollywood sineması kadar derin bir geçmişe sahip olmasa da Türk sinemasında biyografik film türünde üretilen film sayısı son dönemlerde artmıştır. Bu çalışmada son dönem Türk ve Hollywood sinemasından seçilmiş dört biyografik film, popülerlik-ticarilik, anlatı yapısı, karakter-çatışma ve ikonografi başlıkları altında analiz edilecektir Bu analizlerden önce tür kavramı, tür çeşitleri ve biyografik tür özellikleri ana hatlarıyla araştırılmıştır. Ayrıca Hollywood sineması, yıldız sistemi ve Hollywood endüstrisi kavramları incelenmiştir. Tüm bu süreçler sonucunda Hollywood biyografik film türünün Türk sinemasına etkisi, Türk sinemasından örneklem olarak seçilen filmlerin hangi özellikler bakımından etkilendiği ve bu filmlerde benzer formüllerin nasıl kullanıldığı irdelenmiş

Hollywood SinemasıTür KavramıTürk Sineması
Diyar Aşni
Batman University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Yönetmen gözü ile Türkiye’de dizi sektöründeki sorunlar ve çözüm önerileri

Dünyanın önde gelen TV dizi ihracatçıları arasında ilk sıralarda yer alan Türkiye’de, ihracat rakamlarıyla beraber problemler de artmıştır. Bu çalışmanın amacı da, yönetmenlerin bakış açısına göre dizi setlerinde yaşanan sorunları belirlemek ve bu sorunlara çözüm önerileri getirmektir. Bu amaçla çalışmanın ilk iki bölümünde, Türkiye'de televizyon ve TV dizi sektörünün gelişimi, TV dizi sektörünün şu an ki durumu ve dijital medyada yayınlanan TV dizileri incelenmiştir. Son bölümü ise, çalışmanın amacına uygun olarak hazırlanan mülakat sorularına yönetmenlerin verdiği cevaplardan oluşmaktadır. Bir gecede aynı kanalda 2 farklı dizi yayınlanan ülkemizde dizi sayısı gecede 1’e düşmüştür. Bundan sonra da dizinin yayınlanma süresi giderek artmıştır. 2010 yılında oyuncular dâhil bütün sektör çalışanlarının da destek verdiği ‘Yerli Dizi Yersiz Uzun’ eylemi dizi sürelerinin 90 dakikadan 45 dakikaya düşürülmesi talebini dile getirmiştir. 2010 yılında 90 dakika olan yayın süreleri günümüzde 130 dakika ve üzerine çıkmıştır. Bu yayın sürelerini yetiştirmek için iki hatta bazen üç ekip halinde çalışılmaktadır. Bu uzun çalışma saatleri reyting kaygısı, iş güvencesi, sosyal güvence vb. birçok problemi de içinde barındırmaktadır. Bu çalışma da en az 100 bölüm çekmiş yönetmenlerle görüşülmüştür. Görüşülen yönetmenler, amaçlı örneklem yöntemlerinden biri olan uzman örneklem yöntemi çerçevesinde seçilmiştir. Bu yöntem ile Kudret Sabancı, Sadullah Celen, Ömer Uğur, Sadullah Şentürk, Murat Düzgünoğlu, Cem Karcı, Kartal Çidamlı, Bora Tekay, Mehmet Bahadır Er, Kerem Çakıroğlu ile görüşme yapılmıştır. Hazırlanan sorular yönetmenlere yöneltilmiş, sorun ve çözüm önerilerinin belirlenmesi hedeflenmiştir. Bu anlamda, yönetmenler tarafından tespit edilen sorunlar ve sunulan çözüm önerileri sektör içinde yapılacak düzenlemelere ışık tutması bakımından önemlidir.

Türk Sineması
Ferit Çağıl
Batman University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
10
Master'sOpen AccessTR

2. Dünya Savaşını konu alan İnce Kırmızı Hat ve Er Ryan’ı Kurtarmak filmlerinde ideoloji ve özne

Endüstri Devrimi ve gelişen savaş teknolojileri savaşı bir yandan kitleselleştirirken diğer yandan da daha yıkıcı hale getirmiştir. Milyonlarca insanın ölümüne yol açan yeni nesil savaşlar, iletişim araçlarının yardımıyla önce “kahvaltı masalarına” ardından da “oturma odalarına” taşınmış ve savaşa ilişkin enformasyon gündelik yaşamın sıradan bir unsuru haline gelmiştir. Bir kitle sanatı olarak 19. Yüzyıl sonlarında doğan sinema da kısa zamanda içerisinde savaş konusuna ilgi göstermeye başlamış ve Birinci Dünya Savaşı yıllarından itibaren savaşı konu edinen çok sayıda film çekilmiştir. Bu filmler arasında dünya tarihinin en fazla insan kaybına neden olan II. Dünya Savaşını ele alan filmlerin incelenmesi, bu filmlerde savaşın nasıl temsil edildiğinin anlaşılması noktasında önemli ipuçları verebilir. Bu doğrultuda bu çalışmada İkinci Dünya Savaşı konu alan Hollywood yapımı savaş filmleri içerisinde en başarılı örnekler arasında gösterilen ve aynı yıl gösterime giren İnce Kırmızı Hat ve Er Ryan’ı Kurtarmak filmleri analiz edilecektir. Anılan iki film savaşa yaklaşımlarındaki farklılıklar nedeniyle amaçlı örneklem metoduyla belirlenmiştir. Tezin Birinci Bölümünde tezin amaç ve önemi, sinema-ideoloji ilişkisi, literatür araştırması açıklanmıştır. İkinci Bölümde bir kitle iletişim aracı olarak sinemanın kitleleri etkileme gücü ve tarihsel gelişim süreci içerisinde Hollywood sinemasında savaşın temsili incelenmiştir. Bulguların yer aldığı Üçüncü Bölümde bu çalışmanın ana konusu olan İnce Kırmızı Hat ile Er Ryan’ı Kurtarmak filmlerinin savaşa ideolojik yaklaşımları ile bu ideolojik yaklaşımlarda “özne” nin nasıl konumlandırıldığı incelenmiş ve çözümlenmiştir. Yapılan bu çözümleme neticesinde şu tespitlere ulaşılmıştır. Klasik Hollywood anlatı yapısına sahip bir film olan Er Ryan’ı Kurtarmak’ ta kahramanlık, fedakarlık, cesaret, vatan gibi temaların ön plana çıkarılıp kutsallaştırılmaktadır. “Özne” nin, varlığını kutsallaştırılan bu temaları kabullenmesi ve bunlara bağlılığını ispatlaması koşuluyla değerli olabileceği vurgulanarak geçmiş üzerinden günümüze ulaşılmaya çalışılmaktadır. İnce Kırmızı Hat filminde ise klasik savaş filmlerinden farklı bir bakış açısıyla savaşın anlamsızlığı, yıkıcılığı, insanlığı, insani değerleri ve doğayı nasıl tahrip ettiği gösterilerek savaşa ilişkin değerler tartışmaya açılmaktadır.

Er Ryan’ı Kurtarmakİkinci Dünya Savaş Sinemasıİnce Kırmızı Hat
Halit Kavak
Batman University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Türk sinemasında gençlik komedisi türü: Çılgın dersane örneği

Sinema ve diğer sanatlara bakıldığında çeşitli sınıflandırmalarla karşılaşılır. Sinema ilk olarak ortaya çıktığında sadece eğlence aracı olarak çıkmış daha sonra konulu filmlerin çekilmesi ile beraber kuramsal incelemeye tabi tutulmuş, yönetmen, senaryo ve çekim teknikleri yönleri ile incelenerek tür kavramı oluşmaya başlamıştır. Tüm dünyada gençlik komedisi olarak isimlendirilen ve genellikle ergenlik çağındaki bireylerin gündelik yaşamlarında karşılaştıkları zorluklara eğilen filmler ortaya çıkmıştır. Bu türün ilk ve en ilgi çeken örneği Hollywood yapımı American Pie (Amerikan Pastası – 1999) serisidir. Amerikan Pastasını takiben benzer senaryolar kullanılarak birçok devam filmi çekilmiştir. Benzer filmler kısa süre içerisinde tüm dünyada olduğu gibi Türk sinemasında da görülmeye başlamıştır. Türk sinemasında bu türe örnek olarak gösterilebilecek birçok film çekilmiştir. Bu filmler Çılgın Dersane (2007), Sınav (2006) ve Çılgın Kolej(2017) filmleridir. Çekilen Türk filmlerinin arasında ise Çılgın Dersane serisi dönem filmlerinde ergen öğrenciler arasında en çok izlenen filmlerin başında yer alır. Bu doğrultuda bu çalışmada Türk Gençlik Komedi sinemasında sinema seyircisi tarafından beğeni ile izlenen ve başarılı örnekler arasında gösterilen Çılgın Dersane film serisinin iki filmi; Çılgın Dersane Tatilde ve Çılgın Dersane Kampta filmleri analiz edilmiştir. Çalışmada türsel yapıyı belirlemek için yöntem olarak tür film eleştirisi kullanılmıştır. Ayrıca sinematografi kurgu, müzik, mekân/dekor, kostüm/aksesuar ve kamera açıları özellikleri doğrultusunda da gençlik komedi türü açıklanmaya çalışılmıştır. Tezimin birinci bölümünde tezin amacı ve önemi, tür kavramı, eleştiri ve tür film eleştirisi, literatür araştırılması yapılmıştır. İkinci bölümünde tür filmlerinin temel yapıları, sinemanın ve komedi sinemasının tarihi, sinema ve özne arasındaki ilişkiler incelenmiştir. Bulguların yer aldığı üçüncü bölümde çalışmanın ana konusu olan Çılgın Dersane film serisinde Çılgın Dersane Tatilde ve Çılgın Dersane Kampta filmlerin türsel yapıları tür filmlerinin temel öğelerinden yararlanılarak incelenmiş ve çözülmüştür. Yapılan çözümleme neticesinde şu tespitlere ulaşılmıştır: Dönemsel Türk Komedi sinemasında bulunan Çılgın Dersane film serisinde incelenen filmlerde konu ve yaş itibariyle gençlere hitap etmesi, dershanede bulunan öğrencilerin yaşadığı türlü komik olayların ele alındığı görülmektedir. Türsel yapı içerisinde türü temsil ettiği görülmektedir.

Türk Sinemasında TürlerÇılgın Dersane
Veysi Bulut
Batman University · Institute of Graduate Studies
2021
00
Master'sOpen AccessTR

2010 sonrası Türk korku filmlerinde din öğesi

Sosyal ve kültürel bir fenomen olarak sinemanın sosyal ve kültürel yaşamı değiştirmede önemli bir etkisi olduğu açıktır. Bu etki, toplumun farklı katmanlarında farklı sonuçlarla ortaya çıkmaktadır. Ülkemizde akademik olarak Türk sinemasının sosyal ve kültürel işlevleri üzerine çok sayıda araştırma yapılmıştır. Sinema, sosyal ve kültürel bir zihniyetin oluşumunu etkileyebilir. Dolayısıyla sinema, toplumdaki seyirci üzerinden sosyal hayatla yapıtlarında kurgusal dünya ile kesişmektedir. Bu nedenle sinema filmlerindeki temalar, filmin içindeki ve dışındaki karakterlerin yaşamları, filmdeki semboller ve verilecek mesaj topluluk üyelerini görüntünün seviyesinden haberdar eder. Din ve din unsurları da filmde gösterilecek karakterleri, temaları, sembolleri ve mesajı üstlenebilir.

Dini Öğe
Şükrü Özalp
Batman University · Institute of Graduate Studies
2021
00
Master'sOpen AccessTR

2000 sonrası Türk sinemasında ataerki ve kadın temsili

Bu çalışma Sinema ve Ataerki arasındaki ilişkiyi 2000 sonrası Türk sinemasını merkeze alarak incelemeyi amaçlamaktadır. Ataerki kavramı çok geniş bir çalışma alanına sahiptir. Tezde Ataerki kavramının süreç içerisinde geçirdiği değişim, dönüşümler ve toplumsal cinsiyet kavramı ele alınmıştır. Sinemadaki ataerkil ideolojinin kullanılma biçimleri ve kadın temsilleri incelenip filmlerdeki ataerkil kodlar analiz edilmiştir. Tezde belirlenen amaca ulaşabilmek için çalışma üç bölüm şeklinde kurgulanmıştır. Birinci bölümde Ataerki kavramı incelenmiştir. Anaerkil dönemden Ataerkil döneme geçiş, Ataerkinin süreç içerisindeki değişimleri ve sinema ile olan bağı üzerinde durulmuştur. İkinci bölümde sinema ve ataerki arasındaki bağdan yola çıkarak 2000 öncesi dönem Türk Sinemasında Ataerkinin kullanımına ve kadın temsiline yer verilmiştir. Üçüncü bölümde ise 2000 sonrası Türk Sinemasında Ataerki ve kadın temsiline değinilip çalışmanın örneklem kısmı oluşturulmuştur. Türk sinemasında 2000’den sonra çekilmiş olan üç film (Üç Maymun, Kıskanmak, Barda) sosyolojik film eleştirisi ve feminist kuram çerçevesinde incelenmiştir. Çalışmanın sonucunda Ana akım ve Popüler Sinemada olduğu gibi Alternatif Sinemada da Ataerkil ideoloji ve söylemin yeniden üretilerek kullanıldığı görülmüştür.

KadınTürk Sineması
Nergiz Tekin
Batman University · Institute of Graduate Studies
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Nuri Bilge Ceylan sinemasında aydın karakter temsilleri

Aydın kavramından önce onun yerine muhtelif kavramlar söz konusu olmuştur. Bu kavramlar arasından filozof ve entelektüellerin varlığından söz edilse de aydın kavramı modern anlamdaki tanımını Fransız İhtilali'yle kazanmıştır. Fransız İhtilali aydınların halk ile birlikte hareket ettiği, ortak bir toplumsal harekette bulunduğu bir dönemdir. Bu açıdan aydının günümüze en yakın anlamının 20. yüzyıl başlarına dayandığı söyleyebiliriz. Çağdaşlaşma olarak tanımlanan Aydınlanma Dönemi her toplumda farklı dönemlerde ve farklı krizlerle karşılaşarak gerçekleşmiştir. Türkiye tarihinde de aydın ve ona yönelik tartışmaların merkezi bir rol edindiğini gözlemleyebiliriz. Günümüze kadar sürekli tartışılan ve toplumla uyumluluğu sorgulanan modernleşme anlayışı yönetim ve halkın aydına yönelik bakışı, birbirinden farklı yargı biçimleri her dönemde ortaya çıkan gerek sinema gerek edebiyat gerekse çeşitli kitle iletişim araçlarında temsil edilmiştir. Son dönem Türkiye Sineması'nda önemli bir yere sahip olan Nuri Bilge Ceylan, filmlerinde sık sık "aydın" diye tanımlayabileceğimiz karakterlere yer verir. Sanatçının içinde bulunduğu toplumun tarihi, kültürel ve toplumsal sorunlarından bağımsız olmadığı varsayımından hareketle bu karakterlerin Türkiye'de "aydın"ın gerçek koşullarıyla nasıl bir bağ kurduğunu sorabiliriz. Her ne kadar kurmaca bir içerik taşısa da filmler gerçeklik izlenimlerine gönderme yaparak anlam kazanır. Bu bağlamda bu tez, "aydın" kavramının Türkiye'deki tarihsel, toplumsal ve politik anlamlar serüvenini ve günümüzde üzerine yüklenen anlamları Nuri Bilge Ceylan sinemasındaki karakterlerle karşılaştırmayı hedeflemektedir. Bu bağlamda, verili toplumsal-kültürel dağarcığın içerisinden tezde yönetmenin seçimleri yoluyla anlamı inşa etme biçimi analiz edilerek Nuri Bilge Ceylan'ın Türkiye'deki "aydın"ı nasıl konumlandırıldığı betimlenecektir.

AydınTürk Sineması
Zeynep Akın Songur
Batman University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Neoformalist yaklaşımla Metin Erksan sinemasında “beş hikâye”

Metin Erksan’ın yönetmenlik kariyerinin son dönemlerinde, Türk edebiyatından beş öyküyü sinemaya uyarladığı “Beş Hikâye” serisi filmleri; gösterildikleri dönem büyük tepki toplamış, alışılmadık biçimsel yapıları sebebiyle dönemin seyircisi tarafından anlaşılamamıştır. Bu çalışmanın amacı, Neoformalist yaklaşımla “Beş Hikaye” film serisinin biçimsel yapısını çözümlemek; bu filmlerin gösterildiği dönemde yarattıkları etki ve tepkilerin biçimsel yapılarıyla ilişkisini sorgulamak, ayrıca bu filmler ekseninde yönetmenin stili ile ilgili saptamalarda bulunmaktır. Nitel bir araştırma olarak tasarlanan bu çalışmanın ilk bölümünde, sanatta biçim, stil ve anlatı kavramları tanımlanarak Neoformalist yaklaşımın biçim tanımı somutlaştırılmaya çalışılmış; sinemada biçim olgusunun tarihsel uğrakları ve gelişimi irdelenmiştir. İkinci bölümde, Neoformalist yaklaşımın kuramsal çerçevesi bir bütünlük içinde bir araya getirilerek irdelenmiştir. Sinemada biçimin tarihsel dönüşümü sonucunda ortaya çıkan dört biçimsel tarz irdelendikten sonra, sinemada postmodernizm tartışılmıştır. Üçüncü bölümde, çalışmanın örneklemini oluşturan Metin Erksan’ın “Beş Hikaye” serisi (Müthiş Bir Tren, Sazlık, Bir İntihar, Hanende Melek, Geçmiş Zaman Elbiseleri) filmleri neoformalist yaklaşımla analiz edilerek biçimsel özellikleri belirlenmiş; bu filmlerin gösterildikleri dönem yarattıkları etkilerle biçimsel yapıları arasındaki ilişki sorgulanmıştır. Yapılan analizler sonucunda seçilen filmlerin, o dönem Türk sinemasında örneklerine rastlanmayan çağdaş ve parametrik biçimsel tarzlara ilişkin özellikler taşıdıkları saptanmıştır. Dolayısıyla Türk sineması ekseninde şekillenen, dönemin seyirci şemasına uymadıkları; bu sebeple gerek seyirci gerekse eleştirmenlerin büyük çoğunluğu tarafından anlaşılamadıkları sonucuna ulaşılmıştır. Gördükleri tepki ve eleştirilere karşın bu beş filmde, Metin Erksan’ın biçimsel araçları geniş bir yelpazede kullandığı, stili ile ortaya zengin ve istisnai ürünler çıkardığı belirlenmiştir.

Film EstetiğiNeoformalist YaklaşımSinemada Anlatı
Ömer Çaçan
Batman University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Toplumsal cinsiyet rollerindeki eşitsizlik bağlamında Nuri Bilge Ceylan sinemasında kadının konumu

Bu tez çalışmasında toplumsal cinsiyetten kaynaklı eşitsizliğin sinema filmlerine yansımaları görmek için Nuri Bilge Ceylan sineması incelenmiştir. Türk sinemasında önemli bir yere sahip olan Nuri Bilge Ceylan, kendi özgün tarzı ve estetik anlayışıyla, hem ulusal hem de uluslararası camiada önemli bir sanatçı olarak tanınmaktadır. Nuri Bilge Ceylan’ın yönetmenliğini yaptığı filmlerin bu kadar geniş bir alana yayılması ve pek çok kesime ulaşması bağlamında, yönetmenin çektiği filmlerdeki toplumsal cinsiyet temsillerinin incelenmesi önem taşımaktadır. Nitekim toplumsal yapının araçlarından biri olan sinemanın, toplumun dönüşümlerinden etkilenmemesi mümkün değildir. Çalışmada nitel araştırma yöntemi kullanılmış ve Ceylan’ın yönetmenliğini yaptığı filmlerin kapsamlı bir incelemesi yapılmıştır. Kuramsal çerçevesini feminist v kurama dayandıran çalışmada kadın karakterlerin inşa biçimlerinin ne tür anlam yapılarına denk geldiği incelenmiştir. Ayrıca, filmler incelenirken görselliğin analizi için gösterge bilim yönteminden, filmlerdeki karakterin çözümlenmesi için ise psikanalitik yöntemden yararlanılmıştır. Böylece film anlatılarındaki karakter analizi ve anlatım biçimi çözümlenirken farklı disiplinlerden yaralanmış ve seçilen filmler geniş bir perspektifte incelenmeye çalışılmıştır Bu bağlamda Nuri Bilge Ceylan’ın günümüze (2020) kadar çektiği filmlerin tamamı örneklem olarak kapsamlı bir şekilde çözümlenmeye çalışılmış ve varılan sonuçta Ceylan’ın yönetmenliğini yaptığı filmlerin, klasik anlatı kalıplarından uzak olduğu ve bu filmlerde bağımsız, gerçekçi bir sinema anlayışının hakim olduğu anlaşılmıştır. Çalışmada Ceylan’ın yönetmenliğini yaptığı filmler iki ayrı döneme ayrılmış, bu dönemlerin genel özellikleri farklılıklar ve paralellikler ekseninde araştırılmıştır. Varılan sonuçlar, yönetmenin ilk dönem filmlerinde kadın erkek konumlanışının “Uzak”tan sonra çekilen filmlere nispeten daha eşit düzlemde olduğu ve ne kadın ne de erkek kahramanın tek başına anlatının merkezinde olmadığı görülür. Ancak, özellikle “Uzak” (2002) ve sonrasında çekilen filmlerde daha çok erkek karakterlerin merkezde olduğu anlatıların ağırlık kazandığı görülmüştür. Böylelikle filmlerdeki kadın karakterlerin konumlarının erkeklerle kıyaslandığında asimetrik ve nispeten daha geri planda olduğu ortaya çıkmıştır. Ayrıca çalışmada, gerek dünya sineması gerekse çalışmanın merkezinde yer alan Nuri Bilge Ceylan’ın yönetmenliğini yaptığı filmler, feminist bakış açısıyla incelenmiş. Toplumsal cinsiyetin tarihi kökenleri ve ataerkil toplumsal düzenle ilişkileri ele alınmıştır.

KadınNuri Bilge Ceylan Sineması
Halime Yel
Batman University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
20
Master'sOpen AccessTR

Bağımlılık yapıcı maddelerin sinemada temsili

Bağımlılık yapıcı maddeler, iletişim ve ulaşım olanaklarında yaşanan genişlemenin de etkisiyle 1990’lardan itibaren daha erişilebilir hale gelmiş ve bunun sonucunda kullanıcı ve bağımlı sayısı hızla artmıştır. Kullanıcı ve bağımlı sayısının artmasına koşut olarak bu artışın nedenleri de sorgulanmaya ve tartışılmaya başlanmıştır. Yapılan tartışmalar modern kitle medyasının dolayısıyla da onun bir parçası olan sinemanın da bu artışta etkisi olabileceğine yönelik görüşlerin gündeme gelmesine neden olmuştur. Bu çalışmada bağımlılık yapıcı maddelerin sinemada temsili incelenmektedir. Bu kapsamda Dünya Sineması’nın en büyük sinema veritabanı olan IMDB’de “madde” temalı sinema filmlerinden komedi, dram, suç/polisiye ve animasyon türlerinden birer adet olmak üzere dört film seçilmiş, örneklem olarak belirlenen Dazed and Confused (1993), Requiem for a Dream (2000), Trainspotting (1996) ve A Scanner Darkly (2006) filmlerinin göstergebilimsel analizleri gerçekleştirilmiştir. Örneklem olarak seçilen dört filmin analizi sonucunda filmlerde yaş, cinsiyet, meslek grubu ve toplumsal sınıf olarak farklı kesimlerden karakterlere yer verildiği, bu karakterlerin davranışsal bakımdan çeşitlilik gösterdiği bulgulanmıştır. Karakterler çeşitlilik göstermekle birlikte kullandıkları maddelerde ve maddenin fiziksel-psikolojik etkilerinde benzerlikler olduğu tespit edilmiştir. Kullanılan maddelerin etkileri, bağımlı karakterlerdeki fiziksel değişimlerle anlatılırken kullanımın toplumsal sonuçları, madde ile suç arasında bir nedensellik ilişkisi kurularak gösterilmiştir. Filmlerde kullanıcı ve satıcı karakterler, sigara ve alkolün yanı sıra sokak ağzıyla aynı şekilde “ot” ve “mal” diye tabir ettikleri esrar, eroin, kokain, esktazi, morfin gibi maddeleri de açık bir şekilde kullanmış ve özellikle madde bulamadıkları yoksunluk dönemlerinde çeşitli suçlar işlemişlerdir. Filmlerin olay örgülerinde, madde kullanımının olumsuz sonuçlarına ilişkin mesajlar açık ve örtük şekilde işlenmiştir. Requiem for a Dream ile A Scanner Darkly’de bağımlılık yapıcı maddelerin kullanımından kaynaklanan olumsuz sonuçlara dair doğrudan mesajlar verilirken; Trainspotting’de “uyuşturucu iyidir” veya “uyuşturucu kötüdür” gibi doğrudan bir mesaj verilmek yerine, maddenin olumsuz etkileri gösterilerek izleyenlere kendilerine uygun sonuçlar çıkarma şansı verilmiştir. Dazed and Confused’de ise madde satıcısı karakterlere yönelik olumsuz tasvirde bulunulmaması ve maddenin kullanıcı karakterler üzerinde herhangi bir kalıcı hasar bırakmaması gibi özendirici unsurların yer aldığı tespit edilmiştir.

Bağımlılık Yapıcı MaddelerMadde BağımlılığıMadde Kullanıcısı+1
Muhammed Özkılınç
Batman University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Yakın dönem Türk sinemasında anne kız ilişkileri bağlamında kötücül kadın imgesi üzerine bir inceleme

Annelik kavramı ve kötücül kadın imgesi arasında, anne - kız ilişkileri ekseninde yakın dönem Türk sinemasında bir incelemenin yapıldığı bu çalışmada, incelenen filmlerde yücelik, kutsallık ve kötücül oluş gibi kavram setlerinden oluşan sıfatların her bir olay ve olguda farklı perspektiflerden ele alınabileceği ve anneliğin farklı yaklaşımlarla inşa edilebileceği sonucuna ulaşılmıştır. Tarihsel süreç içinde başta kadınlığın ardından anneliğin gelişim süreci çalışmanın kuramsal kısmında ana hatlarıyla açıklanmıştır. Kötücül kadın imgesi ve annelik eksenli incelemede yakın dönem Türk sinemasında eril söylemi sorgulayan, alternatif filmler üreten yönetmenler bulunmaktadır. Bu çerçevede dişil perspektifle bir filmin erkek veya kadın yönetmenler tarafından çekilebilmesi tartışmaya açık olsa da kadınlar tarafından kadına bakışının somutlaştırıldığı filmlerin incelenmesi önem taşır.

Anne-Kız İlişkileriKötücül Kadın İmgesiTürk Sineması
Zeynep Arslan
Batman University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Türk sinemasında 1974 barış harekâtı öncesi Kıbrıs olaylarını konu alan filmlerde ideoloji ve özne

Kıbrıs Adası ve adada yaşayan Türkler 1950'li yılların ortalarından bu yana Türkiye'nin başlıca gündem maddelerinden birisi olagelmiştir. Türk sinemasının adaya ve ada Türklerine ilgi göstermeye başlaması ise 1950'lerin sonlarına rastlar. Kıbrıs olaylarına değinen ilk film 1959 yılında Nişan Hançer tarafından çekilen Kıbrıs Belası Kızıl Eoka (Nişan Hançer-1959) olur. Onu Kıbrıs Şehitleri (Behlül Dal-1960), Hancı’nın Kızı (Ergün O. Nuri-1963), On Korkusuz Adam (Tunç Başaran-1964), Kıbrıs Volkan'ı (Ural Ozan-1965), Severek Ölenler (Osman Fahri Seden-1965), Dişi Düşman (Nejat Saydam-1966), Fırtına Beşler (Aram Gülyüz-1966), Fedailer (Kayhan Arıkan-1966), Göklerdeki Sevgili (Remzi Jöntürk-1966), Severek Dövüşenler (Adnan Saner-1966), Fedai Komandolar Kıbrıs'ta (Nejat Okçugil-1967), Komandolar Geliyor (Nejat Okçugil-1967) gibi filmler izler. Söz konusu filmler bir yandan ada Türklerinin sorunlarını Türkiye gündemine taşırken diğer yandan da kamuoyunun Kıbrıs adasına yönelik gerçekleştirilecek olası bir harekata hazırlanmasına yardımcı olur. Bu çalışmada Kıbrıs olaylarının ve burada yaşayan Türk toplumunun sorunlarının Türk sinemasına nasıl yansıdığı ve Kıbrıs'a yönelik olası bir savaşa dair ideolojik üretimin nasıl gerçekleştirildiği, Kıbrıs Barış Harekâtı öncesinde çekilen filmler arasından amaçlı örnekleme metodu ile seçilen Kıbrıs Şehitleri, On Korkusuz Adam ve Göklerdeki Sevgili filmlerinin çözümlenmesi ile ortaya konulmuştur. Yapılan analizler sonucunda tamamı Türkiye’nin Kıbrıs’a müdahalesi öncesinde çekilen filmlerde çok güçlü bir milliyetçi ideolojinin hakim olduğu, bu ideoloji içerisinde Rum karakterlerin olumsuz özelliklerle donatılarak katıksız kötüler olarak sunulurken Türk karakterlerin tamamen olumlu özellikler taşıdığı sonuçlarına ulaşılmıştır.

Kıbrıs Barış HarekatıKıbrıs Şehitleriİdeoloji ve Sinema
Erdal Kara
Batman University · Institute of Graduate Studies
2022
00